Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2011

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar.

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2011

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar,goynem,beysehir,sennet,ibrahim hakki hazretleri,takva,facebook,

Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları, Rahman’a kavuşmayı ve görmeyi bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.

Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.

Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.

Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman’ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak’kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak’kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan’dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman’ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Kalbim Temiz İbadet Etmeme Ne Gerek Var?

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2011

Kalbim Temiz İbadet Etmeme Ne Gerek Var,kalbimtemizbadetetmemen copy

Kalbim Temiz İbadet Etmeme Ne Gerek Var?

Önemli olan kalbin temiz olması, ibadet etmesem de olur” deyip ibadet etmeye gerek duymayanlara ne denmeli?

Cenab-ı Hak nihayetsiz nimetlerle dolu olan dünyayı insan için yaratmıştır. Bunun karşılığında da kullarından şükür olarak ibadet vazifesini ister. Çünkü ibadet insanın Allah’a karşı olan en büyük kulluk borcudur.

Günümüzde “sen kalbime bak, benim kalbim temiz” gibi çokça kullanılan ifadeler, ibadetlerine dikkat etmeyen kimselerin vicdanlarını rahatlatmak için söyledikleri bahanelerdir. Oysa kalbin hangi yolla temizlenip hangi yolla kirleneceğini ancak kalbin gerçek sahibi olan Allah (cc) belirleyebilir.

Nitekim Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Kul bir günah işlediğinde kalbinde bir siyah nokta meydana gelir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan bağışlanmasını diler ve tövbe ederse kalbi cilalanır. Eğer bir daha o günaha dönerse o siyah nokta büyür, öyle ki, bütün kalbi kaplar.” (Tirmizi)

Kalp temizliği, Allah`a iman etmek, emir ve yasaklarına istenilen şekilde uymak ve O`na teslim olmakla olur. İslam ahlâkına göre, bundan farklı bir “kalp temizliği” söz konusu değildir.

Hem insanlara borcunu ödemekten kaçan hilekâr bir kimsenin kalbinin temiz olduğunu düşünemiyorsak, Allah’a olan kulluk borcunu yerine getirmeyen kimselerin kalplerinin temiz olduğunu söylemeleri bizim için ne kadar inandırıcı olabilir?

Kalp temizliği sadece insanlar hakkında iyi düşünmekten ibaret değildir. Bu düşüncede olanlar, insanlara karşı yardımsever olmakla Allah’a karşı olan ibadet sorumluluğundan kurtulduklarını sanıyorlar. Halbuki güzel ahlâkla birlikte namaz, oruç gibi temel ibadetler kalp temizliği için esastırlar.

Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de iyiliği şöyle tarif eder: “…iyilik o kimsenin (iyiliği) dir ki, (onlar) Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap(lar) a ve peygamberlere iman eder; ona (o elindeki mala) olan sevgisine rağmen malı akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verir; namazı hakkıyla eda eder. Ve zekatı verir. Ve (onlar) söz verdikleri zaman sözlerini yerine getirenler ve sıkıntı (fakirlik), hastalık ve savaşın şiddetli anında sabredenlerdir. İşte onlar, doğru olan kimselerdir. Ve yine onlar, gerçekten takva sahibi olanlardır.” (Bakara, 177)

Hz. Peygamber (asm) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:Sizden birinizin kapısının önünde bir nehir bulunsa ve bu nehirde her gün beş defa yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?’

Orada bulunanlar: ‘Onun üzerinde kir namına hiçbir şey kalmaz!’ dediler.

Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah (cc) onlar sayesinde bütün hataları siler.’ (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, İbn Mace)

Günde beş defa namaz nehrine girip çıkanın hali böyle. Peki ya ömründe bir defa bile böyle bir nehre girmeyenin, yıkanmayanın hâli nasıldır

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

İffet meselesinde Kadın-Erkek ayrımı yoktur….

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2011

İffet meselesinde Kadın-Erkek ayrımı yoktur….,Üsame B. Zeyd (r.a)

İffet meselesinde Kadın-Erkek ayrımı yoktur….

Beyhâkî ve Hâkim (rahımehümallah)’in İbn-i Abbas (r.anhümâ)’tan rivâyet ettikleri bir hadîs-i şerifte buyruldu ki:

Ey Kureyş gençleri! Nâmusunuzu (iffetinizi) koruyunuz. Sakın zinâ etmeyiniz! İyi dinleyin! Namus ve iffetini koruyan kimseye cennet vardır.

Bu hadîs-i şerif, gençleri iffetli olmaya, nâmuslarını korumaya dâvet etmektedir. Gayr-i meşrû münasebetlerden, yani zinâdan men etmektedir.

Görüldüğü gibi, nâmuslu olmak, iffetini korumak sadece kızlara, kadınlara ait bir mükellefiyet değildir. Kızların iffetli olmaları ne kadar gerekliyse, erkeklerin de, delikanlıların da iffetli olmaları; çapkınlıktan, haram olan münasebetlerden uzak durmaları o kadar lüzumludur.

İffet ve nâmus mevzuunda, dînimizde kız-erkek ayırımı yoktur. Her iki cins de aynı ölçüde iffetlerini korumakla mükelleftirler. Kısacası, kızların iffeti kadar erkeklerin iffeti de bahis mevzuudur. Dolayısıyla cemiyetimizde, kızların iffetsizliğini çirkin bulup, erkeklerin iffetsizliğine, çapkınlığına musâmaha gözüyle bakmak; onu delikanlılığın gereği olarak görmek İslâmî bir anlayış değildir.

Kur’ân-ı Kerim’de, Yûsuf aleyhisselâm ile Züleyhâ kıssasında, erkek iffetine işâret edilmektedir. Hz. Yûsuf’un, Züleyhâ’nın gayr-i meşrû teklifini reddederek yıllarca hapiste kalmayı tercih ettiği anlatılmaktadır. Bu hâdisede, mü’min gençlere büyük bir îkaz vardır.

Hadîs-i şerifte, iffetini korumanın mükâfatının cennet olduğu da, açıkça ifade buyrulmuştur.

Kaynak : 19 Mayıs 1998 Fazilet Takvimi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Birbirlerine Bağlı Üç İlâhî Hüküm

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2011

20H.z. Muhammed (s.a.v)’in Çocukları,Süleyman (a.s)`ın Hayatı ve Peygamberliği

Birbirlerine Bağlı Üç İlâhî Hüküm

Üç şey, üç âyette birlikte zikredilmiştir. Bunlardan herhangi biri yanındaki olmadan kabul olunmaz,” denilmektedir.

1-Allah ve Rasûlüne itaat. Allahü Teâlâ buyurdu:
Ey o bütün imân edenleri Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin, sizden olan ülül-emre de… Sonra, bir şeyde nizâa düştünüz mü; hemen onu Allah’a ve Resulüne arz ediniz; Allah’a ve âhiret günü’ne gerçekten inanır mü’minlerseniz… O hem hayırlı, hem de netice itibariyle daha güzeldir. 4/59″

2-Allah’a şükür, anne ve babaya teşekkür’dür.
Gerçi insana ebeveynini de tavsiye ettik -anası onu zaaf zaaf üstüne taşıdı, süt kesimi de iki sene içinde- şükret diye bana ve anana-babana… Ki (neticede) banadır gelişi 31/14″

3- Namaz ve zekâttır.
Hem namazı dürüst kılın ve zekâtı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin!..2/43″

Anne ve babaya iyilik, onlara iyilik ile muamele etmek, onlara karşı mütevâzi (ve saygılı) olmak, emirlerine uymak, sevdiklerini gidip görmek ve onların ölümlerinden sonra onlar için dua etmek, mağfiret istemek, istiğfar ve Kur’ân-ı Kerim okumak ve kendileri için sadakalar vermektir.

Te’vîlât-i Necmiyye’den Tasavvufî Manalar

Te’vîlât-ı Necmiyye’de buyuruldu:
Ebeveyne (anne ve babaya)  iyilik” âyeti kerimesine’ göre kişinin, halka karşı en izzetli, şerefli ve saygı değer anne ve babasıdır.  Çünkü onlar onun zahiri varlığına (dünyaya gelmesine) sebeb oldular. Lakin kişi, Rabbine karşı kulluk ahdini yerine getirdikten sonra anne ve babasına iyilik yapması gerekir. Zîrâ hakikatte ise. kişiyi var eden ve kişinin anne babasını var eden (yaratan) Allah’dır. Allah’ın kulluğuna karşı anne ve babanın iyiliği tercih edilmez. İkisi çekiştiği zaman, anne ve baba’ya iyilik Allah’a ibâdet ve Allah’ın emirlerine tercih edilmez. Allah’ın emirleri tercih edilir. Durum böyle olunca, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı anne ve babadan başka kimselere nasıl iltifat edilir. Başkasına uyarak nasıl Allah’a işyân edilir?

Kaynak: Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

Sebeli Kör, Sağır ve Çıplak

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2011

0125,mevlana,semsi tebrizi,konya,

Sebeli Kör, Sağır ve Çıplak

Sebe şehri, çok büyük bir şehirdi. Öylesine büyüktü ki,büyüklüğü bir tepsi kadardı. Bu ulu ve büyük şehir, çok uzun olmasının yanında, çok da sağlamdı. Ama sağlamlığı bir soğan kadardı.
Sebe şehrinde sayısız insan ve diğer canlılar yaşardı. Fakat hepsi üç kişiden ibaretti. Onlardan biri kör, biri sağır, diğeri de çıplaktı.

Bir gün üçü bir aradayken kör, ”Bakın şu taraftan atlı askerler geliyor. Hangi milletten, kaç kişi olduklarını görüyorum” dedi. Sağır, ”Evet evet, ben de seslerini duyuyorum, gizli açık ne konuşuyorlarsa işitiyorum” dedi.
Çıplak, ”Eğer buraya gelirlerse şu uzun eteğimden keserler diye korkuyorum” diye söyledi. Kör, ”İşte yaklaştılar, haydi bizlere zararları dokunmadan kaçalım” arkadaşlarını uyarınca, sağır, ”Evet, gürültüleri iyice yaklaştı” dedi. Çıplak, ”Haydi onlar bizi soymadan uzaklaşalım buralardan” diyerek harekete geçtiler.

Birlikte panik halinde şehri terkederek, bir köye sığındılar. Karınları iyice acıkmıştı. O köyde, çok semiz bir kuş buldular. Fakat kuşun zerre kadar eti yoktu. O kuşu, oturup yediler. Karnı doymuş filler gibi şiştiler. Şişmanladılar.
Âdeta birer fil gibi irileştiler. Dünyaya sığmayacak bir duruma geldiler.
Daha sonra, o kocaman gövdeleriyle bir kapı çatlağından geçerek kayboldular.

***
Bu hikâyedeki sağır; hayattan çok şey isteyen, gözü doymayan, başkalarının ölümünü duyup, kendi ölümünü düşünmeyen insandır.
Uzağı gören kör de, hırs sahibi insanı temsil eder. Hırs sahibi insanlar kendi ayıplarını görmez, başkalarındaki kıl kadar hatayı araştırıp, ortaya dökerler.

Çıplak ise, gözü dünyadan başka bir şey görmeyenlerin durumuna örnektir. Dünyaya çıplak gelip, çıplak gideceğini bilen insan, nasıl olur da dünyevî kaygılarla kendini helâk eder? Dünya hayatı bir rüyadan ibaret olduğu gibi, dünyada servet sahibi olmak, rüyada define bulmaya benzer.
Bu hikâyedeki kapı çatlağından maksat, ölümdür. Ölüm yolu gizli, görünmez bir yoldur. İnsanlar doğarken ölümle nişanlanır, ölürken de evlenmiş olurlar. Gelinin süslenip koca evine götürüldüğü gibi, insanlar da ölünce techîz ve tekfin edilip âhirete yolcu edilir.

Kaynak: Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

Kalbi Yumuşatmanın Yolu

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2011

1,,,,Kalbi Yumuşatmanın Yolu,Muhyiddin Arabi, tasavvuf nedir,

Kalbi Yumuşatmanın Yolu

Kalbleri katılaşmış olanlar, kalbelerini bir takım işler ile tedâvî etmeleri gerekir.

Birincisi: Kendisinde mevcud olan kötü huyları kökünden koparmaktır. Bu da, ilim, vaaz ve zikir meclislerine gitmek, Allah korkusunu   kalbine   yerleştirmek.   Allah’a   rağbet   etmek  ve sâlihlerin (Peygamberlerin, âlimlerin, evliya ve şehidlerin) haberlerini (menkıbelerini) okumak ve dinlemekle olur. Bütün bunlar, kalbi yumuşatan, kurtaran ve kalbleri kararmaktan koruyan hususlardır.

İkincisi: Ölümü anmaktır. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Lezzetleri yok edeni çokça zikredin yani ölümü anın” hadîs-i şerîfine uyarak, ölümü çok zikretmektir. Ölüm, lezzetleri kestiği gibi, cemaatleri birbirinden ayırır; kız ve erkek çocukları yetim bırakır.

Üçüncüsü: Can çekişen ve ölmek üzere olan kişileri müşahede etmektir (yanlarında bulunmaktır). Muhakkak ki, ölmek üzere olan kişiye bakmak, onun sekerâtü’l-mevt (ölüm sarhoşluğu ile kendisini kaybettiği) anı müşahede etmek, nezi’ halini yani can verme durumunu görmek ve ölümden sonra suretini, (kabir ve mahşerdeki şeklini) düşünmek, nefisleri dünyanın lezzetlerinden keser, kalbleri, dünyanın sevinçlerinden uzaklaştırır, göz kapaklarını uyumaktan ve bedeni istirahat etmekten men eder (egeller), kişiyi amel etmek için uyandırır, kişiyi ziyadesiyle çalışmaya ve yorulmaya sevkeder ve böylece insanı ölüm gelmeden önce ölüme hazırlar. Çünkü o şiddetlilerin en şiddet-lisidir.

Kaynak: Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 4 Comments »

Yedi Kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2011

Mâlik bin Dinar,Dini hikayeler,ibretlik hikayeler,ilginc hikayeler,sennet saraylari,cennet koskleri,Cafer bin Süleyman,endulus-

Yedi kat Sema kapılarını çatırdatan dua

Ashab-ı kiramdan Ebû Muallak (veya Ma’lak) el-Ensarî’nin (r.a.), bir hırsızın kendisini öldürmek istemesi üzerine yaptığı dua ve bu duasının kabul olma hikâyesi

***

Asr-ı Saadet’te ticaretle meşgul olan bir mümin tacir vardı… Bu tacir; ticaretinde helâli-haramı gözetir, Allah ve Rasûlü için bu ticareti yapar, herkesin hakkına riayet ederdi… Umumiyetle ticaretini Şam ile Medine arasında gerçekleştirir, çoğunlukla da ticaret kervanları ile hareket etmez, tek başına yolculuk yapmayı severdi.

Bir gün yine alacağını almış, satacağını da satmış ve Şam’dan Medine’ye doğru hareket etmişti… Epeyce yol almıştı ki, baştan aşağı silahlı bir eşkıya ile karşılaştı. Eşkıya bu mü’min taciri tehdit etti;

– “Mallarını şuraya indir, develerini de şu ağaca bağla!” Mümin tacir:

– “Mallarım senin olsun, beni bırak gideyim…” Eşkıya;

– “Bugüne kadar soyup da öldürmediğim kimse yok. Senin de hem mallarını alacağım, hem de canını…

– “Madem beni öldürmeye kararlısın, senden son bir talebim olsun…”

– “Söyle talebini.

– “Ben Müslüman’ım; abdest alıp, iki rek’ât namaz kılayım, ondan sonra beni öldür.”

Eşkıya izin verir. Tacir önce abdestini alır, sonra da iki rek’ât namaz kılar ve ellerini Rabbine açar:

Yâ Vedûd! ‘Yâ Vedûd! Yâ ze’l-Arşi’l-Mecîd! Yâ Mübdiü, Yâ Muıyd! Yâ Fe’âlün limâ yürîd! Es’elüke bi-nûri vechike’l-lezî mele’e erkâne Arşike ve es’elüke bi-kudretike’l-letî kadderte bihaa halkake ve bi rahmetike’l-letî vesiat külle şey’in. Lâ ilâhe illâ ente. Yâ Muğîsü, eğısnî! Yâ Muğîsü, eğısnî! Yâ Muğîsü, eğısnî!’ diye iltica eder.

Meali:

Ey Vedûd! “Ey Vedûd: Ey sonsuz muhabbete yegâne lâyık olan, mahlûkatını seven ve onların hayrını isteyen, iyi kullarını çokça seven, onları rahmet ve rızasına erdiren (Allaâh’ım)!

Ey Arş-ı Mecîd’in (çok yüce, şanlı-şerefli Arş’ın) sahibi (Rabbim)!

Ey mahlûkâtı ilk başta maddesiz-malzemesiz, örneksiz-modelsiz olarak yaratan! Ey yaratılmışları yok ettikten sonra, tekrar yaratıp ilk haline döndüren (Allâh’ım)!

Ey dilediğini hemen yapan (Rabbim)!

Arş’ının erkânını dolduran zâtının o nûru hürmetine senden istiyorum… Ve mahlûkatını takdir ettiğin (ezelde olmasını isteyip yaratıp şereflendirdiğin-meziyetlendirdiğin) o yüce kudretin hürmetine ve her şeyi çepeçevre kuşatan o yüce rahmetin hürmetine senden istiyorum.

Senden başka hiçbir ilah cinsi-nev’i yoktur, ancak Sen varsın.

Ey sıkıntıda olan bütün mahûkatının yardımına koşan, darda kalan kullarına yardım eden (Allâh’ım), yetiş, bana yardım et!

***

Mü’min tacirin duası henüz bitmiştir ki, çok garip bir hadise meydana gelir… Birden beyaz bir at üstünde yeşil elbiseli, elinde harbe olan bir süvari peyda oldu!.. Eşkıya şaşırmış, ne yapacağını bilemez bir durumda idi… Taciri ve malları unuttu, ortaya çıkan bu süvariye saldırdı… Süvari, bir darbe ile eşkıyayı yere düşürdü…

Süvari tacire dönerek,

– “Öldür bu eşkıyayı” dedi. Tacir,

– “Ben hayatımda kimseyi öldürmedim, insan öldürmeyi hoş görmem. Beni bağışla.” dedi.

Sonra süvari eşkıyayı bir darbe ile öldürdü.

Tacir sordu:

– “Sen kimsin?

– “Ben üçüncü kat gökte duran bir meleğim. [Bazı kaynaklarda, dördüncü tabaka yani 4. kat sema meleklerindenim diye geçer.] Bu adamı öldürmeyi Allah Teala bana nasip etti. Sen namazından sonra ellerini kaldırıp duaya başladığında, gök kapılarının çalındığını / çatırdadığını duyduk, öyle şiddetle çalınıyordu ki… Mühim bir hadisenin olduğunu anladık. İkinci defa dua ettiğinde gök kapıları açıldı. Üçüncü defa dua ettiğinde,Bu çaresiz bir kişinin duasıdırdiye bir ses duyuldu. Bunun üzerine Allah Teala’dan, seni kurtarma görevini bana vermesini diledim”. Sonra Allah Teala, Cebrail aleyhisselamı görevlendirdi. Cebrail aleyhisselam;

– ‘Dua eden falan mü’mini kim kurtaracak, dedi. Ben talep ettim de görevlendirdiler. Ey Allah Teala’nın mümin kulu! İyi bil ki; senin yaptığın bu duayı kim yaparsa, Allah Teala onun sıkıntısını giderir, ona yardım eder. Onun duası mutlaka kabul edilir’ dedi.

**

Bu hadiseden sonra mü’min tacir yola koyulur ve Medine’ye varır. Soluğu Kâinatın Efendisi’nin (s.a.v.) huzurunda alır ve başından geçen hadiseyi anlatır. Taciri dinleyen Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurur:

Muhakkak ki Allah Teala, sana Esmâ-i Hüsnâ’yı telkin etmiş (ilham edip öğretmiş)… 0 isimlerle Allah Teala’ya dua edilirse, istenen verilir.

Halis ECE

[el-İsabe fî Temyîzi’s-Sahâbe, 7, 379, Hadis No: 10551, (İbn Ebi’d-Dünya, Hz. Enes’ten rivayet ediyor); İbnü’l-Esîr, Üsüdü’l-Ğâbe I, 1248]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 5 Comments »

Sitrese girenin imanından şüphe ederim!

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2011

Sitrese girenin imanından şüphe ederim!

Sitrese girenin imanından şüphe ederim!

Az’ konuşan fakat ‘öz‘ konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir.

Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu ‘öz’ konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
Strese girenin imanından şüphe ederim!‘ demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman ‘stresle mücadele’ konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği ‘Strese girenin imanından şüphe ederim!’ lafını attım ortaya. Arkadaşım ‘doğru bir cümle’ dedi. ‘Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar‘ dedi.

* * * * * * * * *

Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor.
Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.
Hz. Eyyüb’ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutma hakkına sahip değil mi?
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan ‘Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?’ demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi?
Hz.İbrahim’i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?
Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, ‘Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?’ deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah’a ‘Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?‘ deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?
En büyük acı evlat acısıdır!’ denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar ‘Allah kimseye yaşatmasın!‘ derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa’ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız‘ diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah’a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği ‘insanı’ acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz.

* * * * * * * *

Stres ile iman arasındaki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, ‘Benim büyük bir derdim var!’ deme, derdine dönüp ‘benim büyük bir Rabbim var!’ de.

Sait ÇAMLICA

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

PEYGAMBERİMİZİN ÖĞRETTİĞİ DUA

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2011

peygambermznrettdua

PEYGAMBERİMİZİN ÖĞRETTİĞİ DUA

Allahümme einni ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetike.

Manası:Ey Allah ım seni zikretmek sana şükretmek ve sana en güzel bir şekilde ibadet edebilmem için bana yardım et.

Ebu Davud un Muaz Bin Cebel (R.A)dan rivayet etmiştir.

ZOR İŞLE KARŞILAŞINCA OKUNACAK DUA

Allahümme la sehle illa ma cealtehü sehla,ve ente tec’alu’l hazene iza şi’te sehla.

PEYGAMBERİMİZİN ÇOK OKUDUĞU DUA

Sübhanallahi ve bihamdihi,estağfirullahe ve etubü ileyh

GÜNAHLARININ AFFINI İSTEYEN İÇİN DUA

Allahümme inni zalemtü nefsi zulmen kesiran ve la yağfiruz zünube illa ente fağfirli mağfiraten min indike verhamni inneke entel ğafurur’Rahim.

Manası:Allah ım kendi nefsime çok zulmettim senden başka günahları bağışlayacak,affedecek yoktur,ind-i ilahinden beni bağışla ve beni esirge zira bağışlayan merhamet eden acıyan ancak sensin
Müslim Hz.Ömer (R.A)den rivayet etmiştir

Posted in Diger Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Yorumlar | Leave a Comment »

BU DUA KORKULARI GİDERİR

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2011

kabir,mezar,Ölülerde Selâm Alırlar - Mezar Ziyareti,

BU DUA KORKULARI GİDERİR

OKUNUŞU:
Hasbinallahü ve ni’melvekîl.

MA’NASI:
Allah bana kâfidir. O ne güzel vekildir.“

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: