Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 25 Eyl 2007

H.Z Mûsâ; Kelime Anlamı ve Hz. Mûsâ’nın Kimliği:

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

11h.z Musa,Hızır (a.s.) kimdir

Mûsâ; Kelime Anlamı ve Hz. Mûsâ’nın Kimliği:

“Mûsâ” kelimesi, İbrânîce olan iki kelimeden meydana gelmiş bir bileşik isimdir. Su manasına gelen “mû” ve ağaç anlamına gelen “sâ” kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur. O, bu isimle isimlendirilmiştir. Çünkü annesi onu Firavun’un öldürülmesinden korktuğu zaman bir sandukaya koymuş ve denize atmıştı. Sonra denizin dalgaları, Firavun’un sarayı yanındaki ağaçların arasına sokuncaya kadar sürüklemişti. Firavun’un hanımı Asiye’nin câriyeleri yıkanmak için dışarı çıktıklarında sandukayı bulup onu almışlar ve ona, onu buldukları yere göre ad vermişlerdi. Bulunduğu yer ise, ağaç ve su idi.[1]

Hz. Mûsa’nın babası, İmran’dır. Onun babası Yahser, onun da babası Kahes’dir. Sonra Lâvî ve babası Yâkub. Bu silsile ile nesebi Yâkub (a.s.)’a ulaşır ki, onun babası Hz. İshak, onun da babası Hz. İbrahim (a.s.)’dir. Hz. Mûsa’nın yanında gördüğümüz Hârun (a.s.), onun kardeşidir. Allah Teâlâ, Hz. Mûsa’yı Firavun’a imana dâvet için gönderdiğinde, Hz. Hârun’u da ona yardımcı olarak seçmiş ve görevlendirmişti. Hz. Mûsa Allah Teâlâ’ya şöyle duâ ederek, kardeşi Hârun’u kendisine yardımcı istemişti: “Bir de bana ehlimden bir vezir (yardımcı) ver. Kardeşim Hârun’u (ver)” (20/Tâhâ, 29-30)

Hz. Mûsâ, Allah Teâlâ’nın, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip hâkim kılmak için gönderdiği ulu’l-azm peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim’in soyundan olup, İsrâil oğullarının akidelerini ıslah etmek ve onları Allah Teâlâ’nın dilediği nizama kavuşturmakla görevlendirilmişti.

Hz. Âdem’den, Rasulullah (s.a.s.)’e kadar pek çok peygamber gelmiştir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah’a iman etmeye çağırmışlar; bu yolda kâfirlerle savaşmışlar, yaşadıkları diyarlardan çıkarılmışlar; ezilmişler, hakaretlere uğramışlar ve hatta öldürülmüşlerdir. Mûsa (a.s.) da, Allah tarafından İsrâiloğullarına gönderilmiş bir rasul idi. O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah’a iman etmeye çağırdı. Kavmine zulmeden ve ilâhlık iddiasında bulunan Firavun’a karşı tevhid yolunda mücâhede etti. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, onun da karşısına çıktı. Doğup büyüdüğü diyardan çıkarıldı, kâfirler tarafından öldürülmek amacıyla kovalandı.

Hz. Mûsâ’nın Firavun ile olan kıssası, Kur’an’ın bazı surelerinde çeşitli üslûplarda ve teferruatlı olarak anlatılmıştır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulmaları olayından sonra, İsrâil oğulları ile ilgili kıssasına da genişçe yer verilmiştir. Musa (a.s.)’nın Firavun ile olan Tevhid mücadelesi, bir şahsın bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile aralarında geçen basit bir hadiseden ibaret değildir. Aksine, her vakit ve her an ortaya çıkabilen, her zaman ve her coğrafyada tekrar edebilen gerçekçi olaylardandır. Bu, hak ile bâtılın çatışması, Rahman’ın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır. Aslında hak ile bâtıl arasındaki bu savaş, insanoğlunun yaratılışından, insanları ıslah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çıkmasından beri devam edegelmektedir. Sapıklık ve bâtıl, daima İblis ve ordusu tarafından temsil edilmiş, imana, tevhide, peygamberliğe, kısaca bâtıl, hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima hak olmuştur. “Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şâhid olacağı günde muzaffer kılacağız.” (40/Mü’min, 51). Hz. Mûsâ da gönderildiği kavmi cehâlet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları hakka dâvet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Allah’ın izniyle kazandı.

[1] Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebir, II/538.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

H.z. Şuayb (a.s)

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

H.z. Şuayb (a.s),Saglık,Tevekkül,Peygamberimiz,Suleyman hilmi tunahan.Allah'tan Başkasının Adına Yemin

H.z. Şuayb (a.s)

Kur’an’da adı geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayrı ayrı mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptığı mücadelesi, çeşitli ayetlerde geçmektedir.

Medyen ve Eyke, dağlık ve ormanlık olan iki ülke idi. Medyen toprakları, Hicaz’ın kuzey batısında, oradan Kızıldeniz’in doğu sahiline, güney Filistin’e, Akabe Körfezi’ne ve Sina Yarımadası’nın bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alır.

Kur’an’ın Medyen halkı hakkında anlattıklarının önemini kavramak için, bu insanların, Hz. İbrahim’in üçüncü hanımı Katurah’tan olma oğlu Midyan’ın soyundan geldikleri iddialarına dikkat edilmelidir. Doğrudan doğruya onun neslinden gelmemiş oldukları halde, tümü onun soyundan olduklarını iddia etmişlerdir. Çünkü eski bir geleneğe göre, büyük bir zata bağlı olan herkes, daha sonra yavaş yavaş onun torunları arasında sayılmaya başlanırdı. Nitekim Hz. İsmail’in (a.s) soyundan gelmemesine rağmen bütün Araplara “İsmailoğulları” denmiştir. Hz. Yakub (a.s)’ın soyu (İsrailoğulları) için de durum aynıdır. Aynı şekilde, Hz. İbrahim (a.s)’ın çocuklarından biri olan Midyan’ın etkisi altına giren tüm bölge halkına Bena Medyen (Medyenoğulları) ve onların oturduğu yerlere de, Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl, Kâmûsû’l-A’Iâm, VI, 4244; Yakut el-Hamev, Mu’cemü’l-Büldan, Beyrut 1956, V, 77).

Şuayb (a.s), Hz. İbrahim’in torunlarından Mikâil’in oğludur. Annesi ise Hz. Lut’un kızıdır (et-Taber, Tarih, Mısır 1326,I, 167; es-Sa’leb, el-Arâis, Mısır 1951, s. 164; M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 1990, I, 327).

Yüce Allah’tan Şuayb (a.s)’a kitab veya sahife gönderilmedi. O, Âdem, Şit, İdris, Nuh ve İbrahim’e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebliğde bulundu (İbn Asakir, Tarih, Beyrut 1979, VI, 322).

Şuayb (a.s) büyük bir hatipti. İnsanları güzel söz ve nasihatlarla aydınlatmaya çalıştı. Dolayısıyla ona peygamberler hatibi denilmiştir (ez-Zemahserî, el-Kesşâf, Kahire 1977, II, 118).

Şuayb (a.s) aynı zamanda Musa (a.s)’ın kayınpederi idi. Kızı Safura’yı Musa (a.s) ile evlendirmişti (İbnü’lEsir, el-Kâmil, Beyrut 1965, 177).

Şuayb (a.s)’ın Peygamber olarak Medyen’e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi, Kur’an’da şöyle bildirilir:

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!… Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek insanları Allah yolundan çevirmeğe ve O (Allah yolu)nu eğriltmeye çalışmayın. Düşünün siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakın bozguncuların sonu nasıl oldu!… Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir” (el-A’raf, 7/85,86,87).

Görülüyor ki Şuayb (a.s) onları Allah’a kulluk etmeye, insan haklarına saygılı olmaya, her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabırla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halkı Şuayb (a.s)’in nasihatlarını dinlemediler ve kötü hareketlerinde daha ileri gittiler. Onların bu isyan ve sapkınlıkları, Kur’an’da şöyle haber verilir.

“Dediler ki: Ey Şuayb, senin söylediklerinden çoğunu anlamıyoruz, biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Kabilen olmasaydı, seni mutlaka taşlarla(öldürür)dük! Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün yoktur!” (Hd 11/91).

Şuayb (a.s) onların bu taşkınlıklarına karşı nasihat ediyor ve onları büyük bir azap ile kokutuyordu:

(Şuayb onlara de ki): Ey kavmim, size göre kabilem Allah’tan daha mı üstün ki, O’nu arkanıza atıp unuttunuz? Şüphesiz Rabbim, yaptıklarınızı kuşatıcıdır. (Ondan bir şey gizli kalmaz.)

Ey kavmim, olduğunuz yerde (yaptığınızı) yapın, ben de yapıyorum. Yakında kime azabın gelip kendisini rezil edeceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim.”(Hd, 11/92-93)

Her türlü mücadelede, tebliğ ve nasihate rağmen, Allah’ın emirlerini dinlemeyen, zulüm, taşkınlık ve kötülükte ısrar eden Medyen halkı, azabı hak etmişti: Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb’ı yalanlayanlar… İşte ziyana uğrayanlar, onlar oldular” (el-A’raf, 7/91-92).

Medyen halkı, kfirlerin kaçınılmaz sonu olan azaba maruz kaldıktan sonra Şuayb (a.s) onlara acımıştı. Bu durum, Ku’an’da şöyle bildirilir:

(Şuayb), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!..” (el-A’raf, 7/93)

Buna göre, Allah’ın emirlerini dinlememede ısrar eden ve bunun neticesinde Allah’ın azabı ile cezalandırılanlara acımamak gerekir. Çünkü bu cezayı hak etmiş oluyorlar.

Şuayb (a.s) Medyenlilerle beraber, Eyke halkına da peygamber olarak gönderilmişti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onların isyankârlığı, Kur’an’da şöyle özetlenmektedir.

Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi” (el-Haşr, 15/78).

Eyke halkı da gönderilen elçileri yalanladı. Şuayb, onlara demişti ki: (Allah’ın azabından) korunmaz mısınız? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın, Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun” (eş-Şuar, 26/176,177,178,179,180,181,182,183,184).

Eykeliler, Şuayb (a.s)’ın telkinlerine karşı ters hareket ettiler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta, Şuayb(a.s)’a hakaret ettiler. Onların bu isyanı, Kur’an’da şöyle dile getirilir:

“Dediler: Sen iyice büyülenmişlerdensin. Sen de bizim gibi bir insansın, biz seni mutlaka yalancılardan sanıyoruz” (eş-Şuarâ, 26/185, 186) .

Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar, ileri gittiler: “Eğer doğrulardansan, o halde üzerimize gökten parçalar düşür” (eş-Şuarâ, 26/187) diyerek Şuayb (a.s)’a meydan okudular. Şuayb (a.s) onlara şöyle cevap verdi: “Rabbim, yaptığınızı daha iyi bilir” (eş-Şuara, 26/188). Yüce Allah da, onlara verilen azabı, şöyle haber veriyor: “O’nu yalanladılar. Nihâyet o gölge gününün azabı, kendilerini yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. Muhakkak ki, bunda bir ibret vardır. Ama yine çokları inanmazlar” (eş-Şuarâ, 26/189, 190).

Ayette söz konusu olan “gölge gününün azabı” hakkında, müfessirler şöyle bir açıklamada bulunuyorlar: Eykeliler azab isteyince, güneş yedi gün müthiş bir sıcaklığı yaydı. O sırada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgar esti. Eyke’liler bulutun gölgesinde toplandılar. Birden o buluttan bir ateş indi ve Eyke halkı yeryüzünden silindi (el-Beydav, Envaru’t-Tenzl, Mısır 1955, II, 84).

Medyen ve Eyke halkı Hz. Şuayb’ı dinlemediler ve bunun neticesinde, yukarıda sunulan âyetlerde ifâde edildiği gibi helâk oldular. Allah’ı dinlememenin, peygambere uymamanın ve yanlış yollara sapmanın cezasını buldular. Şuayb (a.s), kendisine uyanlarla birlikte Mekke’ye gidip yerleşti.

Orta boylu, buğday benizli biri olan Şuayb (a.s), hayatının sonuna doğru gözlerini kaybetmişti, amâ olarak yaşıyordu. Mekke’de vefât etti. Türbesinin, Kâbe’nin batısında, Darünnedve ile Benu Semh kapısının arasında olduğu rivâyet edilir (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I, 167; İbn Kuteybe, Kitabü’l-Maârif, Beyrut 1970, s. 19: İbn Asakir, Tarih, Beyrut, 1979, VI, 322).

Nureddin TURGAY

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Şuayb, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

H.z. Eyyub (a.s.)

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

11H.z. Eyyub (a.s.), İMAM-I AZAM

H.z. Eyyub (a.s.)

Hz. İbrahim soyundan gelen bir peygamber.

Eyyûb (a.s.)’dan Kur’an’da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En’âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat’ta da “Eyûb” adıyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb’un kıssasına tahsis edilmiştir.

İslâm kaynaklarına göre Havrân bölgesinde yaşayan ve çok zengin olup, sayısız malı-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir. Sabah-akşam ümmeti ve Allah’a ibâdetle meşgul olan Hz. Eyyûb, Rabbinin bir imtihânına mârûz kalmış, bütün servetini, çocuklarını kaybettiği gibi şeytanın kendisine musallat olması neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çıbanlar çıkmış, iltihaplı yaralar açılmış, yaralarına kurtlar dolmuş ve vücudu bozulup kokmaya başlamıştı. Bu durumda kocasına hizmete sebât eden eşi “Rahmet” hariç hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmış, fakat hiçbir zaman sabrını ve Cenâb-ı Hakk’a bağlılığını kaybetmemiştir. Farklı rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla imtihânı kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-ı Hakk’ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş, fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati ve güzelliğine kavuşmuştur. Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmiştir.

Genellikle kabul edildiğine göre bu imtihana uğradığı sırada yetmiş yaşında olan Hz. Eyyûb, şifâ bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış, diğer bazı rivâyetlere göre ise hastalığından önceki kadar daha ömür sürmüştür. Kendisinden sonra Bişr adındaki bir oğlu, kavmine peygamberlik yapmıştır.

Ahmet ÖNKAL

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Eyyub, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Yusuf Aleyhisselam

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

Yusuf Aleyhisselam,kuyu1

Yusuf Aleyhisselam

“ANDOLSUN Kİ; YÛSUF aleyhisselam VE KARDEŞLERİNİN HAYATINDA, SORANLAR İÇİN NİCE İBRETLER VARDIR.” Yûsuf; 7

Kur’ân-ı Kerîm’in 111 ayetten müteşekkil olan 12. suresi, Yûsuf aleyhisselamın hayatını anlatmaktadır. Allahü teala Yûsuf aleyhisselama ait bu kısayı “ahsenu’l kasas/kıssaların en güzeli şeklinde vasıflandırmıştır.

Yûsuf aleyhisselam, Hazret-i Yakub’un oğludur. Dedesi Hazret-i İshak, babasının amcası Hazret-i İsmail, büyük dedesi ise Hazret-i İbrahim’dir. Hem kendisi, hem de ataları Efendimizin bir hadis-i şeriflerinde “el Kerîm/keremli” sıfatı ile yadedilmişlerdir. Her peygamber gibi sıkıntı ve belalarla imtihan edilmiş ve çektiği acı ve ızdıraplardan sonra günün birinde kendisine risalet verilmiştir.

Babası tarafından Yusuf aleyhisselama gösterilen ilgiyi kıskanan diğer kardeşleri bir komplo hazırlarlar. Önce bir bahaneyle öldürmek isterler. Ancak daha sonra bir kuyuya atmaaya karar verirler. Babalarının istememesine rağmen zorla razı ederek Hazret-i Yûsuf’u gezintiye götürürler ve bir kuyuya bırakırlar. Bir süre sonra oradan geçen bir ticaret kervanı tarafından çıkarılır ve Mısır hükümdarının yüksek rütbeli memurlarından birine bir kaç dirheme satılır.

Aradan yıllar geçer. Hazret-i Yûsuf bütün güzelliğiyle Mısır’da nam yapmıştır. Onun bu yakışıklılığı takat getirilemeyecek bir baskıya maruz kalmasına neden olur. Baskıyı yapan da Hazret-i Yûsuf’un köle olarak bulunduğu evin sahibesi Zeliha’dır. Hazret-i Yûsuf’un dayanılmaz cazibesinin yanısıra, kocasının iktidarsız ve kendisinin bakire olması, Mısır sosyetesini oluşturan kadınların kışkırtmasıyla Hazreti Yusuf’u taciz eder. Hazret-i Yûsuf kapıya doğru kaçarken kadının kocasıyla burun buruna gelirler. Mesele anlaşılır ancak suçlunun kim olduğu merak edilir. Kadın tarafından birisi; “Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiş demektir. Değilse, arkadan yırtılmışsa, erkek doğru söylemiştir” diye şahidlik eder. Kocası, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce Hazreti Yusuf’un suçsuz olduğu anlaşılır.

Yûsuf aleyhisselam hiç kimseye bir şey anmasa da olay şehirde süratle duyulur. Rahatsızlık verici boyutlara ulaşır. Devlet otoritesini sarsıcı bir hal alır. Hazret-i Yûsuf, suçsuz olduğu bilindiği halde hapse atılır. Fakat zindan onun için bambaşka bir aleme açılan kapı olur. Burada peygamberlikle şereflenir ve İslamı tebliğe başlar. Güneş görmeyen bu karanlık yerde ibadetlerini aksatmamak için o güne kadar yapılmamış yeni bir “zaman tespit aracı” yapar. Zindan bir medrese halini alır. En azılı suçlular bile onun tebliğiyle hidayete ererler. Burada bir kaç sene kalır. Kendisiyle birlikte hapse giren iki kişinin rüyasını yorumlar. Bu kişiler, Mısır hükümdarının yakın hizmetinde bulunan kimselerdir. Hazret-i Yûsuf’un yaptığı yoruma göre biri kurtulacaktır, diğeri ise asılacaktır. Gerçektende biri asılır, diğeri kurtulur. Kurtulacağını tahmin ettiği kişiye; “Beni Efendinin yanında an” demesine rağmen şeytan unutturur. Hazret-i Yûsuf bu sebeple bir kaç yıl hapiste kalır.

Köleliği bir rüya ile başlamıştı. Sultanlığı da bir rüya ile başlar. Ama bu sefer rüyayı gören Mısır Melikidir. Bir gün maiyyetine; “Yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini, yedi başlı başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Bu rüyayı yorumlayabilecek kimse varsa söylesin” dese de kimse yorumlayamaz.

Nice zaman sonra hapisteki iki kişiden kurtulmuş olanı bu rüya sebebiyle Hazret-i Yûsuf’u hatırlar ve hükümdara bahseder. İzin alarak zindana gider ve rüyayı anlatır. Ondan yorumlamasını ister. Yûsuf aleyhisselamın yorumu şöyledir; “Yedi sene boyunca ekip biçtiğiniz ekinin yediğinizden artanını başaklarında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir. Tohumluk için saklayacağınız az miktar hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip götürür. Sonra bunun arkasından da bir yıl gelecek, insanlar sıkıntıdan kurtarılıp bereketlendirilecekler.”

Hükümdar, yorumu duyunca çok beğenir. Yûsuf aleyhisselamı hapisten kurtararak onu maliye bakanlığına getirir. Doğruluğu, iffeti ve müşfik idaresiyle kısa zamanda bütün Mısır’ın sevgilisi olur. Bir yandan dev bir ülkenin maliyesini idare ederken diğer taraftan Peygamberlik görevini ifa eder.

Nihayet beklenen uzun kıtlık yılları gelir. Hazret-i Yûsuf’un aldığı tedbirler sayesinde, civar ülkeler kavrulurken Mısırlılar kıtlık yüzü görmezler. Hatta zahiresiz kalan komşu toprakların insanları, peşpeşe kervanlarını Mısır’a yollarlar. Hiçbiri boş olarak çevrilmez. İşte bu kervanlardan birinde, Yûsuf aleyhisselamı babasından ayırıp kuyuya atan kardeşleri de vardır. Kardeşler Hazreti Yusuf’u tanımazlar. Bir dizi olaydan sonra Hazreti Yusuf kendisini tanıtır ve babasını da Mısır’a davet eder.

Mısır meliki, nereye yerleşecekleri konusunda onları serbest bırakır. Yûsuf aleyhisselam ale fertlerinin Casan (Goşen) bölgesine yerleştirilmelerini ister. Zira tevhid akidesine bağlı ailesinin, Mısır’ın çarpık yapısından mümkün mertebe uzak kalmalarını ve gelecek nesillerin de küfürden korunmalarını arzu etmektedir. Yakub aleyhisselam Mısır’a yerleştikten sonra 17 sene daha huzur içerisinde yaşar ve vefat eder. O da evlatlarının Mısır’da tevhid akidesini terketmelerinden korkmaktadır. Son anlarında etrafına topladığı çocuklarına, daha önce dedesi İbrahim aleyhisselamın yaptığı vÂsiyeti tekrar ederek; “Oğullarım, Allah size dinini seçti. Siz de ona teslim olmuş olarak can verin” Sonra sorar; “Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz?” Oğulları cevap verirler; “Senin Rabbine ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın Rabbi olan bir Allah’a kulluk edeceğiz. Bizler ona teslim olmuşuzdur”

Babasının vefatında Yûsuf aleyhisselam 56 yaşındadır ve daha uzun seneler yaşayıp 110 yaşında vefat eder. İsrâiloğulları onun döneminde Mısır’da seçkin bir sınıf olarak yaşarlar. Zamanındaki hükümdar Yûsuf aleyhisselama tabi olup devlet işlerini ona bırakmıştır. Önce Melik vefat eder, sonra da Yûsuf aleyhisselam… Vefatından hemen önceki yakarışı şöyledir; “Rabbim, bana hükümranlık verdin, rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı; dünyada ve ahirette koruyanım sensin. Benim canımı müslüman olarak al ve iyilere kat.” Sonra gelen yöneticiler İsrâiloğullarını hor görmeye başlarlar. Ta ki; Mûsâ aleyhisselam peygamber olarak vazifeye başlayana kadar bu durum devam eder.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yusuf, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. YAKUB ve Hz. YUSUF

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

1,,, Hz. YAKUB ve Hz. YUSUF

Hz. YAKUB ve Hz. YUSUF

Hazreti Yakub Peygamberin [1] lakabı israil idi. Oğullarına ve onun neslinden gelenlere de Beni İsrail veya İsrail Oğulları denilmektedir.

On iki oğlu bulunmaktadır. En küçüğü Bünyamin ve Yusuf’tur. İsrail oğulları bu on iki oğlunun soyundan gelmektedir. İsrail oğullarına Kur’an-da önemli bir yer verilmektedir.[2]

Yakub Peygamber evlatları içerisinde en çok küçük Yusuf’u[3] sever. Buda onun ileride peygamber olacağının,peygamber sıfatına sahib olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir gün Yusuf çocukluğunda rüya görür. Rüyasında:”On bir yıldızla güneşin ve ayın kendisine secde ettiğini görür.”[4] Bu durumu babasına anlattığında,babası rüyasını kardeşlerine anlatmamasını,onların kendisine tuzak kurabileceklerini söyler.”

Babalarının Bünyamin’le Yusuf’u sevmelerini çekemeyen diğer kardeşleri bir hile ile babalarından,kardeşlerinin de kendileriyle beraber kıra gelmelerini söylerler. Baba ise,rüyayı da hatırlayarak,Yusuf’u kurdun parçalayacağından korkarak götürmelerini istemez. Ancak onlar;-Babacığım,bize ne olmuş ki,biz ona sahiblik yapar,yanımızdan ayırmayız,diyerek ısrarlarıyla kardeşlerini yanlarında götürürler. Yusuf’u planladıkları gibi öldürmek isterler. Ancak Bünyamin izin vermez,babalarına söyleyeceğini söyler.

Ve neticede susuz bir kuyuya atarlar. Bir koyun parçalayarak gömleğini onun kanıyla bularlar. Ve babalarına ağlayarak gelir ve;-Biz oynarken kardeşimizi elbiselerimizin yanına bırakmıştık. (Babalarının korktuğu şey olan) Kurdun parçalamış olduğunu söylerler ve kanlı gömleği babalarına gösterirler.

Yusufunu kaybeden baba Yakub peygamber gece gündüz ağlamaktadır. Değil babalarına Yusufu unutturmak,daha fazla hatırlamasına sebeb olmuşlardır.

Arada bir gizlice kuyuya gider bakarlar. Yine bir gün,oradan geçmekte olan bir kervan su almak için kuyuya kovayı sarkıtırlar,ancak su yerine bir çocuk çıkmıştır. Kardeşleri bu çocuğun kendilerine aid olduğunu söyleyerek sahib çıkar ve az bir para mukabilinde bu çocuğu kafiledekilere satarlar. Kafile Mısıra gitmektedir. Ve çocuk Mısırda Mısırın azizi,krala satılır.Artık çocuk Yusuf saraydadır,bir hizmetçi olarak. Kralın hanımı Züleyha’nın yanında ve hizmetinde…

Hz. Âdem’den beri yaratılan insanlar içerisinde güzellik bakımından simaca en güzel bir simaya sahibtir Yusuf aleyhisselam. Ancak tüm güzellikleri kendisinde toplayan Efendimiz hazretleri ise:”Evet. Ben kardeşim Yusuftan da güzelim.”diyerek,güzellik konusunda sorulan soruya böyle cevab verir. Amenna ve Saddakna…

Yusuf’un yüz güzelliği Züleyha’yı cezbeder. Kendisinin olmasını ister. Yusuf Peygamber ise,efendisine ihanet edemeyeceğini söyler ve çekinir. Bir rivayete göre,kendisine babası görünür,temessül edip,uyarmaktadır. Yusuf kaçınca Züleyha’da arkasından koşar. Arkadan giysisinden tutup çekince giysi arkadan yırtılır. O sırada Züleyha’nın kocası içeri girer. Bu durumu görünce,Züleyha masumiyetini göstermek için ağlayıp,getirdiği hizmetçinin üzerine saldırdığını söyleyerek iftirada bulunur.

Kadının akrabasından birisi şahitliğinde,giysisi önden yırtılmışsa Züleyha’nın dediğinin doğru,arkadan yırtılmışsa kendisinin dediğinin doğru olup,iftira edilmiş olduğunu söyleyerek,durumu izah eder. Mantıklı ulunan bu görüş doğrultusunda Yusufçuk haklıdır. Ancak ne de olsa bir köle olup,Züleyha bir efendinin hanımıdır. Bu olayın şayi olmayıp,etrafa yayılmaması için Yusufçuk zindana atılır.

Şehirdeki kadınlar Züleyha’nın bu durumunu kınayıp konuşmaya başladıklarında,onları imtihan etmek üzere evine çağırır. Arkalarına yastık dayayıp,ellerine keskin bıçak ve meyve vererek soymaya başladıklarında,Yusufu sakladığı yerden karşılarına çıkarınca ona şaşkınca bakakalan kadınlar,şaşkınlıklarından ellerini keserek şöyle derler:”Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz,bu asla bir beşer değildir. Bu ancak değerli bir melektir.

Yusufçuk rüyaları çok iyi tabir ederdi. Kendisiyle birlikte zindana iki kişi de atılmıştı. Biri şarapçı,diğeri ekmekçi. Şarapçı olan rüyasında;”Ben şarap sıktığımı gördüm.” Öbürü de:”Ben başımın üstünde kuşların yediği ekmeği taşıdığımı gördüm.”

Bunlar kralı zehirleme şüphesi üzerine hapse atılmışlardı. Yusuf peygamber onlardan şarapçı olanına kurtulacağını,ekmekçiye de idam edileceğini söyler. Şarapçıya,dışarıya çıktığında efendisinin yanında kendisini de hatırlamasını söyleyip,bir an Cenâb-ı Hakkı unutup,çıkma umudunu Allah’a değil de krala bağlamış gibi olduğundan,yattığı beş seneye ilaveten yedi sene daha kalarak on iki yıl zindanda kalır.

Kral bir gün rüyada:”Yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek görür. Ayrıca,yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüğünü ve bunu tabir etmelerini söyler.” Kimse yorumunu yapamazken,zindandan kurtulmuş olan şarapçı,zindanda bulunan Yusufu hatırlar ve onlara;kendilerine bunların yorumunu haber vereceğini ve kendisini zindana göndermelerini söyleyerek zindana gelip rüyanın yorumunu sorar.

Yusuf’da:”Adetiniz üzere yedi sene ekin ekersiniz. Sonra yiyeceklerinizden az bir miktar hariç,biçtiklerinizi başağında stok edip bırakınız. Sonra bunun ardından saklayacaklarınızdan az bir miktar hariç,o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun arkasından da bir yıl gelecek ki,o yılda,insanlara yardım olunacak ve o yılda meyve sıkacaklar,bu nimetlere kavuşacaklar.

Kral Yusufun getirilmesini ister ve onun masumluğunu ifade ederler. Yusuf durumu birde kral Kıtfır’a anlatır ve çare olarak kendisi bu işlerin hazinedarlığını yapar. Yedi yıl boyunca devamlı ekin yapılarak Ofislerde depo edilir. Arkasından yedi yılda da kıtlık baş gösterir. Kıtlık her tarafı kasıp kavurmaktadır. Kardeşlerinin memleketine bundan nasibini almıştır.

Babaları Yakub Peygamber,Bünyamin hariç diğer kardeşlerini Mısıra buğday getirmeleri için gönderir ve gelirler. Yusuf Peygamber onları tanımıştır. Ancak onlar tanımamıştır. Onlarla uzun boylu konuşur. Babaları ve kardeşleri hakkında bilgi verirler ve bir kardeşlerinin çölde öldüğünü söyleyip,küçük kardeşlerinin de babalarının yanında kaldığını söylerler. Yusuf peygamberde o kardeşlerini de getirmeleri halinde ancak kendilerine verebileceğini ve oda olursa daha fazla olarak onun içinde vereceğini söyleyip,kardeşlerini getirmelerini onlardan ister.

Onlar ise,babalarının vermeyeceğini ama ısrar edeceklerini söyleyerek gider,babalarından isterler. Babaları ise,Yusufun başına gelen akibetin bunun da başına geleceğinden korkmaktadır. Neticede verir ve gelirler.

Yusuf peygamber bunlara ziyafet verip,onları çifter çifter oturtturur. Bünyamin ise tek kalmıştır. Yusuf peygamber onun yanına yaklaşarak ,-Beni kendine kardeş kabul eder misin? dediğinde,Bünyamin memnuniyetini ifade eder ve der:”Senin gibi bir kardeşi kim bulabilir? Fakat seni Yakub ile annem Rahiyle doğurmadılar. Bunun üzerine Yusuf Peygamber ağlayarak kardeşine sarılır ve:”Ben senin kardeşinim.”der.

Artık yükleri hazırlanmış,düşünülen plan gereği Bünyamin’in yükünün içerisine kralın su kabı konulur. Arama neticesinde Bünyamin’de bulunduğundan o alıkonulur. Kardeşleri kendilerinin alıkonulmasını,kardeşlerinin serbest bırakılmasını ne kadar söylerlerse kabul edilmez. Mecburen babalarını yanına varırlar.

Babalarının yanına varıp Bünyamin’in durumunu arz edince babası ağlayarak iki gözü görmez olur. Bu durumda da hala ümidini kesmemiştir. Kendisini kınayacaklarını söyleyerek çocuklarına,gidince Kardeşiniz Yusuf ve Bünyamini araştırınız,çünkü bana vahyediliyor.

Kardeşleri gelip Yusufa ricada bulunarak durumlarını arz ettiklerinde Yusuf kendisini onlara tanıtarak sarılır. Onlarda kardeşlerinin büyüklüğünü anlarlar.

Yusuf Peygamber onlara gömleğini vererek babalarına gönderir. Gömleği babalarının gözüne koymalarını ve açılacağını söyleyerek,bütün ailesini getirmelerini söyler. Bunlar Mısırdan ayrılınca Yakub Peygamber’de:”Eğer bana bunak demezseniz inanın ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.”der. Onlarda:”Vallahi sen hala eski şaşkınlığındasın.”derler.

Mısır’dan gelip,gömleği gözüne sürmeleriyle eski haline kavuşur. Ailece Mısıra dönerler. Yusuf Peygamber bütün Mısırlılarla beraber ailelerini karşılar,uzun ayrılık sona ererek mesud ve mutlu bir buluşma olur.

Züleyha’nın kocası ölmesi üzerine Yusuf Züleyha ile evlenir,bir çok çocukları olur. Babasıyla buluştuktan 24 yıl sonra babasını kaybeder,ondan 23 yıl sonra da kendisi vefat eder. Babası Şam’a,kendisi de mermer bir sandığa konularak Nil nehrine konulur,sevdiklerinden kendi memleketlerinde kalmalarını istemektedirler. Ancak daha sonraları Musa Peygamber naaşını çıkararak,babasının yanına defneder.

“En güzel bir kıssanın güzel bir nüktesidir. Ahsen-ül kasas olan Kıssa-i Yusuf Aleyhisselâm hâtimesini haber veren âyetinin, -Beni müslüman olarak öldür ve beni Salihler arasına kat.-[5] ulvî ve latif ve müjdeli ve i’cazkârane bir nüktesi şudur ki: Sair ferahlı ve saadetli kıssaların âhirindeki zeval ve firak haberlerinin acıları ve elemi, kıssadan alınan hayalî lezzeti acılaştırıyor, kırıyor. Bahusus kemal-i ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbar ettiği hengâmda, mevtini ve firakını haber vermek daha elîmdir; dinleyenlere “Eyvah!” dedirtir. Halbuki şu âyet, Kıssa-i Yusuf’un (A.S.) en parlak kısmı ki; Aziz-i Mısır olması, peder ve vâlidesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf’un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki: Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisi Cenâb-ı Hak’tan vefatını istedi ve vefat etti; o saadete mazhar oldu. Demek o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedâr bir saadet ve ferahlı bir vaziyet kabrin arkasında vardır ki; Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikat-bîn bir zât, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun.

İşte Kur’an-ı Hakîm’in şu belâgatına bak ki, Kıssa-i Yusuf’un hâtimesini ne suretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürur ilâve ediyor. Hem irşad ediyor ki: Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır. Hem Hazret-i Yusuf’un âlî sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu haleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor, yine âhireti istiyor.”[6]

12-5-1997 Mehmet ÖZÇELİK

[1] Hud.69-73,Hicr.51-55,Meryem.49-50,Enbiya.72-73,Ankebut.27,Saffat.112-113,Zariyat.24-30,Nisa.163,En’am.84,Sad.45-47,Bakara.132-133,

[2] K.K.Fihristi.age.298-300.

[3] Yusuf.3-102,En’am.84,

[4] Yusuf.4.

[5] Yusuf.101.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yakub, H.z Yusuf, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 5 Comments »

H.z. Yakub (a.s)

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

Mezarları ziyaret etmek,Kabir ziyareti,mezarlari ziyaret etmek,pier loti,istanbul,eyup sultan,mezar,mezarliklar,kabir,kabirler,MEZARLARI ZİYARET ETMEK

H.z. Yakub (a.s)

Kur’ân’da adı geçen peygamberlerden biri.

Ya’kûb (a.s)’ın soyu, İshâk (a.s) vasıtasiyle İbrahim (a.s)’a dayanmaktadır. O, İshak (a.s)’ın ve İshak (a.s) da İbrahim (a.s)’ın oğludur. Annesinin adı Refaka’dır. Kardeşi Ays ile beraber, ikiz olarak doğmuştur. Kardeşinin ardından doğduğu için ona Ya’kûb denmiştir.

Ya’kûb (a.s)’ın diğer bir adı da İsrail’dir. Kardeşi Ays’tan kaçarak dayısının yanına giderken gündüzleri saklanmış ve geceleri yürümüştür. Bundan dolayı kendisine İsrâil denmiştir. Kelime olarak İsrâil geceleyin (Allah’a) yürüyen demektir (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I,162 vd.).

Ya’kûb (a.s)’ın doğumu ve peygamberliği daha önceden müjdelenmişti. Onun bu durumu Kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:

Biz ona (İbrahim (a.s)’ın hanımına) İshâk’ı müjdeledik. İshâk’ın ardından da (torunu) Yaküb’u”(Hûd, 11/71).

Bu âyette aynı zamanda, Yakûb (a.s)’ın yukarıda sunulan soyu da dile getirilmiştir.

Ya’kûb (a.s), önce dayısı Lebân’ın büyük kızı Leyya ile ve ondan sonra ad küçük kızı Râhil ile evlenmiştir. Leyya’dan Rabil, Yehuza, Şem’ûn ve Lavi adındaki oğulları doğmuştur. Râhil’den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmiştir. Ya’kflb (a.s)’ın diğer iki hanımından altı oğlu daha vardı. Toplam on iki erkek evlada sahipti (İbn Kuteybe, Kilabu’l-Meârif, Beyrut 1970,19; İbn Haldun, Tarih, Beyrut, 1971, I, 39).

Kur’ân’ın birçok yerinde Ya’kûb (a.s)’ın peygamberliğinden ve çeşitli faziletlerinden bahsedilmektedir. Onun peygamberliğini dile getiren bazı âyetlerin meâli şöyledir:

Nihayet (İbrahim) onlardan ve Allah’ın dışında taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman, biz ona İshâk’ı ve Ya’kub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir şan, şöhret nasip ettik” (Meryem, 19/49, 50).

“Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sona da vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsâ’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Harun’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebur’u vermiştik” (en-Nisâ, 4/163).

Ya’kub (a.s)’ın kuvvetli, basiretli ve halis (samimi) bir kişiliğe sahip olduğunu anlatan bazı âyetlerin meâli de şöyledir:

Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshâk’ı ve Ya’kûb’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özeliğiyle temizleyip, kendimize hâlis kul yaptık” (Sâd, 38/45, 46).

O, diğer peygamberler gibi Allah’ın hidâyetine erdirilen ve güzel davranan yüce bir kişi idi. Kur’ân’da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

“Biz ona (İbrahîm’e) İshâk’ı ve İshâk’ın oğlu Ya’kûb’u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh’a ve onun soyundan Dâvud’a, Süleyman’a, Eyyûb’e Yûsuf â Musa’ya ve Harûnâda yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz” (el-En’âm, 6/84)

Bir de Ya’kub (a.s) rüya tabir etmeyi de bilirdi. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususu şöyle haber vermiştir:

“Hani bir zaman Yûsuf babasına: Babacığım, ben (rüy’a) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Bunları hepsinin bana secde ettiklerini gördüm, demişti. (Babası Ya’kub ona şöyle demşti): Yavrum, rü’yanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır! Böylece Rabb’in seni seçecek ve sana rü’yada görülen olayların yorumunu (veya Allah’ın kitabının ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) öğretecek. Sana ve Ya’kûb soyuna nimetini tamlayacaktır. Nasıl ki ataların İbrahim’e, ve İshâk’a da nimetini tamamlamıştı. Şüphesiz Rabb’in bilendir, hikmet sahibidir” (Yûsuf, 12/4, 5, 6).

Ya’kûb (a.s) bitmeyen tükenmeyen güzel bir sabra sahipti. O, sabrıyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kendisi, evlad acısı ve evlad ihanetiyle imtihan edildi. Kur’ân’da, onun hayatı, Yûsuf (a.s)’ın hayatı ile iç içe anlatılmıştır. Ya’kûb (a.s)’ın gözlerinin kaybolmasına, saçlarının ağarmasına ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlad imtihanı ve onun örnek sabrı, Kur’ân’da şöyle haber verilmiştir:

“(Ya’kûb kendisine hıyanet eden çocuklarına şöyle dedi): Herhalde, nefisleriniz size bu işi süsleyerek sizi ona sürükledi. Artık bana güzelce sabretmek kalıyor. Belki de Allah, onların hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herşeyi hikmetle (yerli yerince) yapandır. Ve yüzünü onlardan çevirdi de: “Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel, gel tam senin gelme zamanındır)! ” dedi ve tasadan gözlerine ak düştü. (Acısını) yutkunuyor (açığa vurmamaya çalışıyordu). Dediler ki: “Vallahi sen, Yûsuf’u ana ana hasta olacaksın, yahut öleceksin!” (Ya’kûb aleyhisselâm onlara): “Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah’a şikayet ederim ve Allah tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi. (Ondan sonra şöyle devam etti): “Ey oğullarım, gidin, Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Zira, kafir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez!” (Ya’kûb’un oğulları tekrar Mısır’a Yûsuf’un yanına döndüklerinde dediler ki: “Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz bir bir sermaye ile geldik. Ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle. Çünkü Allah, tasadduk edenleri mükafatlandırır.” (Yûsuf) dedi: “Sizler cahil iken, Yûsuf’a ve kardeşine yaptığınız(ın kötülüğünü) bildiniz mi (bundan tevbe ettiniz mi)?” “A, yoksa sen, sen Yûsuf’ musun?” dediler. “Ben Yusuf’um, bu da kardeşindir” dedi (ve şöyle devam etti): “Allah bize lütfetti. (Bizi korudu, yüceltti). Kim (Allah’tan) korkar ve sabrederse, Şüphesiz Allah, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez” “Vallahi, Allah seni bizden üstün kıldı. Doğrusu biz suç işlemiştik! dediler (Yûsuf onlara): “Bu gün sizi kınama yok. Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Şimdi şu gömleğimi götürün, babamın yüzüne koyun da gözü açılsın. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin” dedi. Kervan (Mısır’dan) ayrılıp yola koyulunca, babaları, (yanında bulunanlara): “Eğer bana bunak demezseniz, (inanın ki) ben Yûsuf’un kokusunu duyuyorum”dedi. “Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin” dediler. Müjdeci gelip de (Yûsuf’un gömleğini) (Ya’kûb)’un yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu. “Size demedim mi ben, Allah’tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?” dedi. (Oğulları): “Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik”dediler. (Ya’kub onlara): “Sizin için Rabb’ime istiğfar edeceğim. Şüphesiz O, bağışlayan, esirgeyendir”dedi. (Hep beraber Mısır’a hareket ettiler.) Nihâyet Yûsuf’un yanına vardıklarında, (Yûsuf) ana-babasını kendisine çekip kucakladı ve: Âllah’ın dileğiyle, güven içinde Mısır’a girin!”dedi. Anasını babasını tahtı üstüne çıkardı ve hepsi onun için secdeye kapandılar (ona kavuştukları için Allah â şükür secdesi yaptılar veya onun önünde saygı ile eğildiler. Yûsuf: “Babacığım, işte bu, önceden (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabb’im onu gerçek yaptı. Bana iyilik etti. Zîra şeytan, benimle kardeşlerim arasına fitne soktuktan sonra, O, beni zindandan çıkardı. Sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabb’im, dilediği şeyi çok ince düzenler. O (her tedbiri) bilen, her şeyi yerli yerince yapandır” dedi. “(Yûsuf, 12/83-100).

Bu âyetlerde de ifade edildiği gibi, Ya’kûb (a.s)’in çocukları, neticede yaptıklarına pişman oldular. Babalarından ve kardeşleri Yûsuf (a.s)’dan özür dilediler. Babaları Ya’kûb (a.s) ve kardeşleri Yusuf (a.s) onları bağışladılar ve onlar için Allah’a yalvarıp dua ettiler. Cebrâil (a.s), Ya’kûb (a.s)’a gelerek, çocukları için yaptığı duasının kabul edildiğini ve çocuklarının Allah tarafından bağışlandıklarını müjdeledi (es-Salebî, el-Arais, Mısır 1951,140 vd.).

Yak’ub (a.s) da diğer peygamberler gibi insanları Allah’a inanmaya ve O’na ibadet etmeye çağırdı. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yaşadı.

Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği gibi, Yakub (a.s), İbrâhim (a.s)’ın yaptığı gibi, ruhunu teslim etmeden önce, çocuklarına vasiyette bulundu: “O zaman (Yâ’kûb), oğullarına; “Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?” demişti. (Onlar da): “Senin Rabb’in ve ataların İbrâhim, İsmâil ve İshâk’ın Rabb’i olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz O’na teslim olanlarız” dediler” (el-Bakara, 2/133).

Nureddin TURGAY

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yakub, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

H.z. İshak (a.s)

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2007

20 Âmenerresûlü'nün fazîleti,H.z. İshak (a.s)

H.z. İshak (a.s)

İbrahim (a.s)’ın Hz. Sâre’den doğan ikinci oğlu.

Hz. Sâre’nin çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer’i hediye etmiştir. Hz. Hacer Hz. İsmail’i doğurunca, Hz. Sâre üzülmüştür. Hz. İbrahim yüz yirmi yaşında Hz. Sâre doksan yaşında iken Allah’ın bir lütfu ve mucizesi olarak İshâk (a.s) doğmuştur (bk. Hâkim, Müstedrek, 11, 556).

Kur’an-ı Kerim’de bu olay şöyle anlatılır: “And olsun ki, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile gelip; “Selâm”, dediler. O da “Selâm” dedi ve eğlenmeden gidip kızartılmış bir buzağı getirdi. Onların ellerinin buna uzanmadığını görünce hoşlanmadı ve kalbine bir korku geldi. Onlar “korkma biz lût kavmine gönderildik” dediler. İbrahim’in ayakta duran zevcesi güldü. Biz de ona İshak’ı ardından da torunu Yâkub’u müjdeledik. Kadın “vay, kendim koca bir karı, şu zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doğuracakmışım? Bu doğrusu pek şaşılacak bir iş” dedi. Melekler “ey evin hanımı. Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah’ın işine şaşacaksın. O Hamid ve Mecid’dir” dediler (Hûd, 11 /73).

İshâk (a.s)’ın tarih kitaplarında anlatıları şemâili şöyledir. Uzun boylu, kara gözlü, buğday benizli, yüzü güzel, konuşması düzgün, saçı, sakalı bembeyazdı. Siret ve sureti babası İbrahim (a.s)’a benzerdi (Hâkim, Müstedrek, 11, 557). Hz. İshâk’ın Yakub ve ‘Ays adında iki oğlu olmuştur. Yakub (a.s) daha güzel yüzlü, daha düzgün konuşmalı ve zarafet ve güzelliği daha çok olandı. Ays, Rumların yaşadığı bölgede ikamet etmişti (Hâkim, Müstedrek, l l, 557).

İshâk (a.s) Kur’an-ı Kerim’de de övülmüştür: “Ey Muhammed; güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshâk ve Yakub’u da an! Biz onları âhiret yurdunu düşünen samimi kimseler kıldık. Doğrusu onlar bizim yanımızda seçkin, iyi kimselerdir” (Sâd, 38/45-47). İshâk (a.s) babasının ölümünden sonra Sam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmiş, Allah’u Teâlâ onu seçkin ve hayırlı bir insan eylemiştir.

“İbrahim’e salihlerden bir peygamber olmak üzere de İshâk’ı müjdeledik. Hem ona hem de İshâk’a feyz ve bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardır, nefsine apaçık zulmedeni de vardır” (es-Sâffât, 37/112, 113).

Hz. İshak rivayete göre yüz altmış yaslarında bu günkü Filistin’in bulunduğu bölgede Kudüs yakınlarında vefat etmiş, babası İbrahim (a.s)’ın Mezradaki kabrinin yanına defnedilmiştir (İbnu’l-Esîr el-Kâmil fi’t- Tarih, 1, 127).

Abdullah YÜCEL

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İshak, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: