Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ağustos 2007

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Efendimiz bir gün Hz. Aişe Validemiz ile çölde yürüyorlar. Aişe Validemiz genç ve son derece heyecanlı. Peygamberimiz bunu fark ediyor ve “Haydi Aişe seninle bir yarış yapalım” diyor. Aişe Validemiz çoktan hazır, “Hemen” diyor ve efendimizi yarışta geçiyor. Beyi tarafından takdir edilmek de Aişe Validemiz’i ayrıca mutlu ediyor.

Bir sene sonra, aynı çölden yine geçerlerken Efendimiz, “Ya Aişe geçen yıl burada sen beni geçmiştin. Yine yarışalım mı?” diye sorar. Hz. Aişe kabul eder. Bu sefer Efendimiz Hz. Aişe’yi geçiyor. Ama Efendimiz, Hz Aişe mahzun olunca bu durumu kullanmak yerine, “Üzülme üzülme geçen sefer sen geçmiştin şimdi de ben geçtim. Eşit olduk ödeştik” diye eşini taltif ediyor. Ne önceki durumunu kullanarak geri kaldığını üzüntü vesilesi yapıyor ne de ileri geçtiğini şımarma vesilesi yaparak eşini incitiyor.

Duygusallık zayıflık değil

Çölde hanımını geçemeyen Efendimiz Miraç’ta yaptığı yolculukta bir noktadan öteye gidemeyen Cebrail’i geçiyor. Gökte Cebrail’i geçen Efendimiz yerde hanımını geçemiyor. Burada şöyle bir mesaj veriyor Efendimiz: “Hanımınızı ezmeyiniz, üzmeyiniz. Onun duygu dünyasına şefkat dünyasına girin hatta bazen onun mutlu olması için kaybedin. Bazen de siz kazanırsanız onu teselli edin ki onun duygu dünyasına hitap edin.”

Biz beyler Efendimiz’in bu mesajını alıyor muyuz? En ufak bir meselede hanımınızla tartışmaya giriyor musunuz?

Hanımlar şefkat yüklü yaratılmıştır. Eğer bu duygu olmasaydı, içinde çocuklarının bütün sıkıntısını çekemez, katlanamazdı. Beyefendiler hanımın bu yüklerinden dolayı Rabbi tarafından verilen duygusallıktan ötürü onu eleştirmemeli tam tersine anlayışla hürmet etmelidir. Bir atasözünde “Erkekte akıl kadında his hâkimdir” denilir. Bazı erkekler bunu üstünlük olarak görürler. Hâlbuki bu üstünlük değil bir yükümlülük getirir. Bu yüklendikleri görevin neticesidir. Eğer erkekte akıl hâkimse akıllı davranıp muhatabını rencide etmemelidir. Duygusallığına hürmet gösterip “Yüklendiği görevi icabıdır” demelidir.

Her zaman eşitlik

Peygamberimizle ilgili bir başka hatıraya geçmek istiyorum. Efendimiz Bedir Savaşı’na gidiyor. Ama yolda deve sayısı yüz ise insan sayısı üç yüz. Peygamberimiz devesi olanlar devesi olmayanlardan adam alsın diyor ve hesap ediliyor ki deve başına üç adam düşüyor. Peygamberimizin devsine de üç adam düşüyor ve sırası gelince adamları çağırıp kendisi yaya yürüyor. Sırası gelen diğer iki kişi binmek istemiyor ve “Ya Rasulallah biz senin yanında yürüyelim” diyorlar. Efendimiz de, “Eğer yürümek insanı yorarsa siz de insansınız siz de yorulursunuz. Yok, eğer yürümede bir sevap varsa ben de insanım benim de sevaba ihtiyacım var.” Her iki halde de kendisine ayrı bir muamele yapılamasını istemiyor.

Burada çok önemli bir mesaj var: “Ey ümmetim çevrenizle olan münasebetinizde eşitlik ölçüsünü kaybetmeyin.” O her zaman halkı ile eşitlik örneği vermiştir. Bu örnekte de kendimize ne kadar hak tanıyorsak başkalarına da aynı hakkı kullandırmamızın gereğine dikkat çekiyor.

“Vahiy mi, sizin emriniz mi?”

Bedir’e vardıklarında bir dağın dibinde konaklamak üzere yükler indirilirken Bedir’de çobanlık yapan Habbab isimli bir adam geliyor. Çoban, “Ya Resulallah burayı seçmeniz vahyin emri ile mi yoksa sizin emriniz midir” diyor? Resulullah, “Bu benim fikrimdir” deyince, “Ya Resulallah ben burada çobanlık yaptım. İleride su var. Biz oraya gitmezsek oraya düşman gider ve su ile de kuvvet bulur. Biz gidelim orada konaklayalım hem bizim için faydalı olur hem de düşmanı kuvvetsiz bırakmış oluruz.”

Peygamberimiz çobanın dediği yere gidiyor ve suyun yanına konaklıyorlar. Düşman orayı işgal niyeti ile geldiği için sudan da mahrum kalıp kuvvetsiz kalıyor. Burada dikkat çeken husus, Peygamberimiz’in herhangi bir önyargıya sahip olmaksızın çobanın fikrini dinlemesi ve hatta makul görerek uygulamasıdır. Çevresindeki insanları dinlemek ve makul olan fikirleri uygulamak da sünnettir. İnsan hep enaniyetini desteklememeli. Sünnet sadece namazların önünde kıldığımız sünnetler değil peygamberimizin hayatındaki uygulamaları da sünnettir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Evlilik, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye, İbretlik | 1 Comment »

O DİYARIN SAKİNLERİ

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

Medine,Al Madinah,masjid,adhan,mubarak,qibla,muhammad,,minara,O DİYARIN SAKİNLERİ,

O DİYARIN SAKİNLERİ,

seven ve sevilen kimselerdi. Birbirlerini imanın gereği olarak severler ve yapmacık olan her şeyden kaçınırlardı. Din kardeşlerine karşı imanları ne ise yüz hatları, minik hareketleri de aynı olurdu. Kardeşlerine dıştan bir türlü içten başka türlü katiyyen davranmazlar ve bunu nifak alameti sayarlardı.

O DİYARIN SAKİNLERİ, şakadan da olsa din kardeşlerini telaşa düşürmezlerdi. Müslüman bir kardeşi telaşa düşürmenin kötü bir amel olduğunu kabul ederler, latife cinsinden de olsa telaşa kapılacak hareketlerden uzak dururlardı.

Kardeşlerini hakir ve küçük görmezlerdi. Daima karşısındaki kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederlerdi. Kardeşlerinin üzerinde yara bere görseler, onunla ilgilenirler, yarasını temizlerlerdi. O zümre gerçekten Allah’a iman etmişlerdi.

O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerine lanet okumazlardı. Hatta onlardan birisi için şöyle anlatılır;
O, şaraba düşkündü. Bir türlü nefsinin dizginlerini eline alamamıştı. Ceza olarak, had vurulur, sonra serbest bırakılırdı. Yine bir gün içmişti. Tuttular ve ceza verileceği meydana getirdiler. O, orta yerde, etrafı müslümanlardan halka olmuştu. Kalabalığın yanına gelen Hz. Ömer, adamı tanır tanımaz: “Hay kahrolasıca, yine mi sen?” dedi.

Rahmet ve şefkat peygamberi derhal:
“-Ona lanet okumayın, Allah’a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri hep Allah ve Peygamberini sever.” buyurdu. İste böyleydi. Hayatlarının her bölümüne iman hakim olmuştu. Her işlerinde ibret ve tatlılık vardır. Yıkılır mıydı bu insanlar?

O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerinin aleyhinde konuşmazlardı. Çünkü biliyorlardi ki, birisi başka bir kardeşi aleyhine konuşursa, konuşanın şahitliği artık kabul edilmez. Ne ağır bir durum. Onların yanlarına gelen biri, şayet başka birinin aleyhine de konuşsa, konuşanın ağzının payını verirler ve konuşmasına mani olurlardı. Yine bilirlerdi ki, bir kimse laf getirirse, karşı tarafa da laf götürür. Müslümanın şahsiyetini alaşağı edecek bu kınanmış ahlaktan şiddetle kaçınırlardı.

O DİYARIN SAKİNLERİ, eğer kardeşlerinden birinin kalbini kırmışsa onunla barışıp, helallaşmadıkça gözlerine uyku girmez, sanki sema altında en ağır günahı işleyenin kendileri olduğunu zannederlerdi. Yine bir gün şu hadise vâkî olmuştu. Kızgınlık eseri olarak Ebû Zerr (r.a.), Hz. Bilal’e: “Yebnes sevda, ey siyah (kadın)’ın oğlu! demiştir. Bu söz ise, Bilal (r.a.)’in çok zoruna gitmişti. Dert ortakları Peygamberimize gitti ve Ebu Zerr ile arasında geçeni anlattı. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Zerr’i çağırttı ve “Sizin üzerinizde cahillik izi görmekteyim”, buyurdu. Ebu Zerr doğruca Hz. Bilal’in evine gitti ve kapısının önüne yattı. Bilal (r.a.)’in bundan haberi yoktu. Kapıyı açınca yatan birini gördü. Kapının önüne yatan Ebû Zerr idi ve şöyle demişti: “Bas ya Bilal, ayaklarınla yüzüme bas ve geç! Vallahi ayaklarınla yüzüme basıp geçmedikçe buradan kalkmayacağım...”

O DİYARIN SAKİNLERİ, işte böyleydi. Çünkü cidden iman etmişlerdi. Bizler hiç böyle miyiz acaba? Birbirimize küskünlüğümüzün sebeplerine hiç egildik mi? Birbirimize taşıdığımız buğz, kin, nefret gibi müslümanda bulunması caiz olmayan kötü hasletleri Allah’ımıza nasıl izah edeceğiz? Düşündünüz mü hiç? Hayatınız boyunca Allah için bir kimseye buğz ettiniz mi? Hayır, hayır… Nefisler için belki evet, fakat Allah için hayır. Allah için buğz edenler istisnadır.

O DİYARIN SAKİNLERİ, birbirlerinin gizli hallerini araştırmazlar. Hep kendileri ile meşgul olurlar ve “ey hataları örten Allah, bizim hatalarımızı ört” diye Allah’a dua ederlerdi. Sonra şu hususa da imanları tamdı. Yüce Allah bir kuluna ihsanda bulunursa, kendi, kusurları ve hataları ile meşgul eder ve başkalarını unutturur. Yok bir kuluna bu iyiliği murad etmez ise, kendi hata ve kusurlarını unutturup, başkaları ile meşgul ettirirdi. Düşünüyoruz da, bizlerin çoğu ikinci sınıfa giriyoruz. Hep başkalarının ayıp ve hataları ile meşgul oluyoruz da kendimizi unutuyoruz…

O DİYARIN SAKİNLERİ, günah işleyene değil günaha buğz ederdi. Öyle ya, günah işleyen birine buğz edilse o adamı kaybetmek olur. Kendisine değil de işlediği günaha buğz edilirse, adam kurtarılmış olur. Şöyle bir düşünelim, adamın birisi, uçuruma düşse yardıma çağırsa, adamı kurtarmak için acele ederiz. Aynen bunun gibi, günah çukuruna yuvarlanmış olan birine, şahsına buğzettiğimiz zaman adamı ebediyen kaybederiz. Fakat ameline, günahına buğzedersek adamı kurtarma ihtimali çoğalır. Suçlu, işlediği suçu bırâktığı zaman yine kardeşimizdir. Onun için o diyarın sakinleri günah işleyenlere değil, işlenilen günaha buğz ederlerdi.

O DİYARIN SAKİNLERİ, herkes ile iyi geçinir ve tatlı dille konuşurlardı. Tatlı dil, yumuşak söz, bütün peygamberlerin müşterek hususiyetleridir. Bir mü’minin, din kardeşine en büyük hediyesi ve onu tatmin edecek bahşişi, güler yüz ve tatlı dildir. İste o diyarın sakinleri bu hediye ve bahşişleri birbirlerine çok çok sunarlardı. Biliyorlardı ki, dünyada kimse kalmayacak, herkes ölüp diğer alemde buluşacaklar.
Yunus’un demiş olduğu gibi: “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz…”

O DİYARIN SAKİNLERİ, bizler için bir aynadır, bir misaldir, ölçüdür, terazidir. Herkes kendisini onlara bakarak düzeltsin, tartsın. Hep beraber haklarında hiçbir ihtilaf olmayan bu altın zincirin takipçisi olalım. Çünkü onların hayatı sahih bilgilerle, Kur’ an ayetleri ile tespit edilmiş ve Allah onlardan razi olmuştur.

Alıntıdır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Su İçerken Dikkat edilmesi Gerekenler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

 

 Su İçerken Dikkat edilmesi Gerekenler

Bir şey yiyip içerken onun helâl olması öncelikli olarak dikkat edeceğimiz husustur ve bu farzdır. Bunun dışında, sünnet nevinden fazilet olabilecek sevap ve feyiz açısından yararlı davranışlar da vardır. Bunlar arasında da öncelikli olan, bir şey yiyip içerken başta Bismillahirrahmanirrahim demek, yiyip içtikten sonra da “Elhamdülillah” diyerek Allah’a şükretmektir. Bu husus su içerken de söz konusudur.

Su içerken dikkat edeceğimiz diğer hususlar özetle şöyledir:
Suyu hızlı değil, yavaş içmek; bir defada değil, iki veya üç defada içmek ve içerken içine nefes vermemek sünnettir. Ayrıca aile içinde de olsa, suyu ikram etmek sünnettir.

Hadis-i Şeriflerden bazıları şöyledir:
* Hazret-i Ali (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm): “Su içtiğinizde emerek için, ağzınıza dökercesine içmeyin1 buyurmuştur.
* Ebû Katâde (ra) bildirmiştir: Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Sizden biriniz su içtiğinde su kabına üflemesin.”2
* Ebû Saîd (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Su bardağını ağzından uzaklaştır, sonra nefes al.”3 * İrbad bin Sâriye (ra) bildirmiştir: Allah Resûlü (asm) şöyle buyurdu: “Erkek hanımına su dahi içirse ondan sevap kazanır.4

Dipnotlar:
1- Câmiü’s-Sağîr, 1/392
2- A.g.e., 1/294
3- A.g.e., 1/38
4- A.g.e., 1/380

__________________

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel | Leave a Comment »

Münafıkların en bariz sıfatlarından bazıları:

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

 20120603_194237-copy-jpghj-jpgyy

Münafıkların en bariz sıfatlarından bazıları:

1- Allah’ın tarafı yerine mahlukatın tarafını seçmeleri ve kullara olan riayetlerinin Allah’a olan riayetlerinden daha çok olması.

2- Yalan.

3- Allah’ı zikretmeyi unutmak.

4- Yaptıkları amelleri insanlara göstermek için ilk sıraya girerler. Allah buyurdu ki: “Onlar insanlara gösteriş yaparlar

5- İnsanlara karşı olan hayaları, Allah’a karşı olan hayalarından daha çoktur.

6- Bir şeyleri gizlemeleri de aynı şekildedir Allah buyurdu ki: “İnsanlardan gizler de Allah’tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O’nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi.”

7- İnsanlardan korkmaları da böyledir. Allah buyurdu ki: “Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

8- İnsanların azap ve fitneleri onlara, Allah’ın azap ve fitnesinden daha büyük gelir. Bundan ötürü dini terk ederler ve insanlara yağcılıkta bulunurlar, onların kınamalarından korkarlar. Allah buyurdu ki: “İnsanlardan kimi vardır ki:Allah’a inandık” der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah’ın azabı gibi tutar” yani: bir bela ile imtihan edildiğinde dini bırakır ve dinden döner.

9- En bariz sıfatlarından bir tanesi yalandır. Bilakis o nifakın aslı ve esasıdır. Allah buyurdu ki: “Yalan söyledikleri için onlara acıklı bir azap vardır.” o halde azap yalanın neticesinde vuku buluyor.

10- Verilen sözü yerine getirmemek.

11- Emanete hıyanet etmek.

12- Tartışma ya da anlaşmaz esnasında sövmek, fücur işlemek.

13- Allah’ı zikretmeyi unutmaya gelince; Allah buyurdu ki: “Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar” başka bir ayette: “Allah’ı da pek az anarlar” ve Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Allah’ı zikretmeyi çoğaltmazsa o münafıktır.”

14- Namazı vaktinden geciktirmeleri.

15- Namazı gagalarcasına kılmaları. Nebi (s.a.v) buyurdu ki: “İşte bu münafığın namazıdır! Oturur güneşin batışını seyreder. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girene kadar seyretmeyi sürdürür sonra dört kere gagalar.

16- Namazda gaflette olması ve namazı önemsememesi. Allah buyurdu ki: “O namaz kılanların vay haline! Onlar namazlarından gaflet içindedirler!” bu insanlar ne kadar da çokturlar! Mescit imamlarına bir bakın, onlar böyleyse diğer insanlar nasıl olsunlar? (!)

17- Özür bulunmaksızın cemaat namazlarından geri kalmaları. Bir hadiste: “Cemaat namazından nifakı malum olan münafıktan başkası geri kalmaz” yine buyurdu ki: “Münafıklara en ağır gelen namazlar yatsı ve sabah namazlarıdır.” ağırlıktan kastedilen şey ise; kalbe ağır gelmesidir. Çünkü onlar namazı sevmezler, onu önemsemezler hatta eğer kaçarsa da üzülmezler.

18- Ezan okunduktan sonra mescitten çıkmak nifaktır. Tıpkı hadiste geçtiği gibi: “Kim ezan okunduğunda herhangi bir ihtiyaç olmaksızın mescitten çıkar ve geri dönmezse o münafıktır.”

19- Onlar dinde dünyevi bir fayda olduğunu öğrenirlerse gelirler, eğer imtihan ve zorluk olduğunu öğrenirlerse dini terk ederler. Onların ücret olmadan ne ezan okuduklarını, ne imamlık yaptıklarını ne de Kuran öğrettiklerini görürsün. Eğer ücret kesilirse de tüm bunları bırakırlar. Allah buyurdu ki: “Onları aydınlattıkça da ışığında yürürler, onları karanlıkta bırakınca dikilip kalırlar.” [17] başka bir ayette: “İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a ibadet eder. Eğer ona hayır isabet ederse onunla mutmain olur. Şayet ona bir bela isabet ederse yüzü üzere döner. (mürted olur)” nitekim peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Münafığın misali iki koyun (sürüsü) arasında bir defa şuna bir defa da buna gidip gelen şaşkın ve tereddütlü koyunun benzeridir.”

20- Kendilerinden başka kimseye önem vermezler. Savaşta, kıtlıkta ve şiddet halinde iken ne Müslümanlara ne alimlere ne başkalarına önem verirler. Allah buyurdu ki: Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah’a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, “Bu işten bize ne!diyorlardı” o halde kim Müslümanların hallerini ve sorunlarını önemsemezse o münafıktır!

21- Sünnetle amel etmemeleri ve onu önemsememeleri. Huzeyfe (r.a)’a adamın birisi münafıklardan sorunca dedi ki: İslam’ı bilip onunla amel etmeyendir.”

22- Diğer sıfatlarından bir tanesi de; cimriliktir.

23- Fuhuş ve ahlaksızlık

24- Diğer sıfatlarından bir tanesi de beza’dır. Beza fuhuşun bir benzeridir. Fuhuş ile beza arasında ki fark; Fuhuş fiilidir, beza kavlidir. Hadiste geçtiği gibi: “Cimrilik, fuhuş ve beza nifaktandır.”

25- Meza’da nifak sıfatlarındandır. O da: bir insanın evinde erkekleri bırakıp onların zevceleri ve kızlarıyla oturup birerlerine bakmaktan ötürü mezi gelmesidir. Meza deyyusluktur. Beyhaki’nin çıkarttığı hadiste: “Kıskançlık imandandır, meza ise nifaktandır, meza deyyusluktur.” (el-Beyhaki: 226/1)

26- Dinden pek anlamamaları.

27- Güzel bir üslubunun olmaması. Sahih bir hadiste: “Münafıkta bir araya gelmeyen iki haslet: Ahlâkî güzellik ve dinde ince anlayış, kavrayış.”

28- Yine alametlerinden bir tanesi: onların iki yüzlü olmaları. Birilerine bir yüzle diğerlerine de başka bir yüzle giderler. Ne onlardan, ne de diğerlerindendirler. Hadiste: “Kıyamet gününde Allah katında insanların en şerlilerinin birilerine bir yüzle diğerlerine de başka bir yüzle giden iki yüzlüler olduklarını görürsün.

29- Mü’minle münafığı ayıran diğer bir farkta, yatsı ve sabah namazlarına gelmeleridir. Muvatta: Cenaiz/5 ve ibn Mace: Menasik/78 de geçtiği gibi.

30- Alametlerinden birisi de; ağlamalarının ellerinde olması. Ali (r.a)’dan buyurdu ki: “Münafık gözlerini tutar ve dilediği gibi ağlar.” aynı şekilde Huzeyfe (r.a)’dan: “Mü’minin ağlaması kalpten, münafığınki ise kafasındandır.”

31- İnsanlardan olduğundan fazla bir şekilde korkmaları. “Kim insanlardan olduğundan fazla korkarsa o münafıktır.

32- Mü’minde olanın aksine onların hastalanmaları ve belalarla imtihan edilmeleri çok azdır. “Hastalıkta neymiş? Ben hiç hastalanmadım diyen adama Peygamber (s.a.v) dedi ki: Kalk git, sen bizden değilsin!”

33- Hadiste: “Münafıkların alametleri vardır, onlarla bilinirler: Selamlaşmaları lanettir,

34- Yemekleri yağmadır,

35- Ganimetleri çalmaktır,

36- Mescitlere terk etmeden yaklaşmazlar,

37- Namazlarında ancak en sonlarına yetişirler,

38- Müstekbirdirler.

39- Kimseyle samimi olamazlar,

40- Kimse onlarla samimi olmaz,

41- Geceleyin odun gibidirler,

42- Gündüzde ortalığı karıştırırlar. “

43- Cihadı terk etmeleri, onu istememeleri ve onun üzerine düşmemeleri. Nitekim Nebi (s.a.v) buyurdu ki: “Kim cihad etmezse ve etmeyi aklından geçirmeden ölürse nifak şubesi üzerine ölmüş olur” bundan Allah’a sığınırız.

44- Müslüman’ın gıybetini yapmak nifaktır.

45- Nifaktan emin olmak nifaktır. Huzeyfe (r.a) adama der ki: “Eğer münafık olsaydın nifaktan korkmazdın” yani münafık ancak kendisini nifaktan emin kılar. Bazı alimler dedi ki: “Nifağa en yakın olan insanlar kendilerini nifaktan beri görenlerdir.”

46- Hadiste geçtiği gibi, kadının zevcesinden boşanmasını istemek nifaktandır.

47- Üç kere Cuma namazı terk etmek. Hadiste: “Kim üç cumayı zaruret olmaksızın terk ederse, silinmeyen ve değiştirilmeyen bir kitabı münafık olarak yazılır

48- Kadınların açılıp saçılması ve onlarla övülmek.

49- Ensar’a buğzetmek. Hadiste: “İmanın delili Ensar’ı sevmektir, nifakın delili ise Ensar’a buğzetmektir.

50- Aynı şekilde Ali bin Ebi Talib (r.a)’a buğzetmek. “Seni Mü’minden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.” Ali (r.a)’ı sevmekten kasıt, şer’i ve dini olarak sevmektir. Ubudiyet sevgisi değildir.

51- İmam Malik dedi ki: “Dinde olan tartışmaları nifağın kalıntılarıdır. İbnu’l Kasım da demiştir ki:Bilakis o nifaktır.”

Müellif: Şeyh Muhammed Eminullah el-Peşaveri
Peygamberimiz (s.a.v)’de buyurdu ki: “Allah’ım şikak’tan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım. “şİKAK: Haddi, hududu aşmak yada aşırıya gitmek anlamındadır.

H.z Allah bizleri bu tür kötülüklerden muhafaza eylesin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | Leave a Comment »

Berâet Gecesi

Posted by Site - Yönetici Ağustos 27, 2007

 Berâet Gecesi

Berâet Gecesi

‘Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz Kur’an-ı mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. O mübarek gecede, her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir…'(Duhan, 44/1-4)

Ayette geçen, ‘mübarek gece’den maksat; Berat  gecesidir. Kur’ânın bu gecede,  Yedinci semadan dünya semasına indirildi. Kadir gecesinde ise ilk kez Peygamber Efendimize indirilmeye başlandı.

Bu gecenin, dört adı vardır. “Mübarek gece”, “Berae gecesi” “Sakk gecesi”, “Rahmet gecesi”. Ve denildi ki bununla Kadir gecesi  arasında kırk gün vardır. Berae ve Sakk gecesi denilmesi hakkında da denilmiştir ki, haraç tamamen alındığı zaman beraetlerini (temize çıkmalarını) dile getiren bir sened yazıldığı gibi, Allah Teâlâ da bu gece mümin kullarına beraet yazar. Ve denilmiştir ki bu gecede beş özellik vardır:

Bu gecenin beş özelliği vardır:

1) Bu gecede önemli işlerin seçimi ve ayırımı yapılır.
2) Bu geceyi ibadetle geçirenlere yardımcı olması amacıyla Allah tarafından melekler gönderilir.
3) Bu gece bağışlanma ve af gecesidir.
4) Bu gecede yapılan ibadetlerin fazileti çok büyüktür.
5) Bu gecede Peygamberimize şefaat yetkisinin tamamı verilmiştir. Bu yetkinin üçte biri Şaban’ın onüçüncü  günü, üçte biri Şaban’ın ondördüncü günü, geri kalan üçte biri de Şaban’ın onbeşinci günü verilmiştir.

Hazreti Âişe (ranha) bu gecenin fazileti hakkında şunları anlatıyor:

Günün birinde Hazreti Peygamber yanıma girdi. Elbisesini çıkardı. Aradan zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni şüphe, kıskançlık sardı. Ortaklarımdan birinin yanına gidecek sandım ve peşini takip ettim. Medine’nin kabristanı olan Bakîu’l-Garkad’da kendisine eriştim. Mü’minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime: ‘Anam babam sana feda olsun! Sen Rabb’ının rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim!’ diyerek döndüm. Soluk soluğa eve girdim. Arkamdan da Resülüllah (sav) girdi.
-Neden böyle hızlı nefes alıyorsun?’ dedi.
Ben,
-Anam babam uğruna feda olsun. Yanıma gelip elbisenizi çıkardıktan sonra tekrar giyindiniz, beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi kabristana giderken gördüm,dedim.
Resul–ü Ekrem,
-Resülüllah sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun?’ dedi.
Ardından Cibril geldi ve şöyle dedi:
-Bu gece Şa’bân’ın on beşinci gecesidir. Cenabı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesi koyunlarının sayısı kadar kimseyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabalarıyla münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz.

Resul–ü Ekrem, elbisesini çıkardı.
-Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?buyurdu.
-Evet, sana anam babam feda olsun, dedim.
Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Endişelendim, elimle yokladım. Elim, ayağının altına dokununca kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle niyaz ettiğini işittim:
‘Allah’ım! azabından afvına, gazabından rızana sığınıyorum. Sen’den yine Sana iltica ediyorum. Şânın yücedir. Sana yaptığım senayı Senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana lâyık bir surette hamd etmekten âcizim.’

Sabah olunca bunları Resul–ü Ekrem’e söyledim. O da,
– Yâ Âişe, bunları öğrendin mi? dedi.
-Evet yâ Resülüllah, dedim.
Resuli Ekrem;
-Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cibril öğretti ve secdede bunları okumamı ta’lîm buyurdu.’ dedi.”

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:

“Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa yüce Allah ona yüz melek gönderir. Otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu ona cehennem azabından teminat verir. Otuzu da ondan dünya afetlerini savarlar, O’nu da ondan şeytanın tuzaklarını hilelerini savarlar.”

“Yüce Allah bu gece ümmetine öyle rahmet eder ki Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca.”

“Yüce Allah bu gece bütün müslümanlara mağfiret buyurur ancak kâhin, sihirbaz, yahut çok kin güden veya içkiye düşkün olan, yahut ana-babasını inciten, veya zinaya ısrarla devam eden müstesna.”

‘Şaban ayının 15. gecesini ibadetle geçirin, gündüzünde de oruç tutun. Çünkü yüce Allah, bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve; ‘tevbe eden yok mu! Onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu, ona rızık vereyim, hastalığından şifa isteyen yok mu ona şifa vereyim. Yok mu şunu isteyen yok mu bunu isteyen’ der. Bu durum, sabaha kadar devam eder’

‘Ameller, bu ayda âlemlerin Rabb’ı yüce Allah’a arz edilir. Ben de amellerimin oruçlu iken Allah’a arzedilmesini isterim’

Rahmeti gazabını geçen Yüce Rabb’imizin hayır ve bereketini, af ve mağfiretini yağmur gibi üzerimize yağdırdığı bu mübarek geceyi fırsat bilip tevbe, dua ve niyaz ile geçirmeli; bu ilâhî ziyafetten faydalanmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

İnsanların bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir olacakları ve ecelleri gibi mühim hususlar o gece içerisinde meleklere bildirilir. O geceyi ibâdet ve tâatla geçirmek ve nafile namaz kılmak sevaptır.  Nitekim Peygamber Efendimiz bu geceyi ibadetle geçirmiş ve dua etmiştir:

Geçtiğimiz yıl, Berat gecesine erişip de ölümü akıllarından bile geçirmeyen birçok insan, dünyadan göçüp gitmiştir. Ölüm, herkes için mukadderdir. Hiçbirimizin, bir sene daha yaşayacağına garantisi yoktur. O halde, yüce Allah’ın bizlere bahşettiği Berat gecesi gibi mübarek vakitleri güzelce değerlendirelim. Bu vakitlerin, bir ganimet olduğunu bilelim. Yüce Rabbimizin, her zaman açık olan tevbe kapısına yönelelim. Bu geceyi, gafletle geçirmeyelim. Yakınlarımızı, komşularımızı, yoksulları görüp gözetmeyi unutmayalım. Birbirimize, sevgi ve saygı gösterelim. Hep iyiliğe yönelelim.

Berâet Gecesi

Şa’bân-ı şerîfin 15’inci gecesi „Berâet gecesi“dir. Bu gecede hiç olmazsa bir tesbih namazı kılınır.

Berâet gecesinde 100 rek’atlı hayır namazı vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Namaza şöyle niyet edilir:

„Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerîfin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip süedâ defterine kaydeyle, Allâhü Ekber“

Her rek’atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’atte tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerîf okumak sûretiyle 10 rek’at olarak da kılınabilir.

Namazdan sonra, (Hz. Allâh’ın HÛ ism-i şerîfinin ebced hesâbına göre adedi olan) 11 şey, (TÂHÂ’nın ebced hesâbıyla adedi olan) 14 kere okunur. (TÂHÂ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in ismidir.)

Okunacak olanlar:

İstiğfâr-ı şerîf: 14 kere
Salevât-ı şerîfe: 14 kere
Fâtiha-i şerîfe (besmeleyle): 14 kere
Âyetü’l-Kürsî (besmeleyle): 14 kere
„Lekad câeküm…“ (besmeleyle): 14 kere [2]
14 kere „Yâsîn“ dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerîf [3]
İhlâs-ı şerîf (besmeleyle): 14 kere
„Kul eûzu birabbil-felak…“ (besmeleyle): 14 kere
„Kul eûzu birabbin-nâs…“ (besmeleyle): 14 kere
14 kere:

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

„Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“

Salevât-ı şerîfe (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere

Bunlardan sonra duâ yapılır.

Posted in Beraet ( Berat ) Gecesi, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kimdir bu Sabatay Sevi

Posted by Site - Yönetici Ağustos 21, 2007

Sabatay Sevi

Kimdir bu Sabatay Sevi

Sabatay Sevi, mesihligini ilan ettikten sonra dünyadaki tüm Yahudiler arasinda büyük bir yanki uyandirmis ve Yahudi din adamlari yogun tepki göstermislerdi. Osmanli yönetimi basgösteren kargasayi gidermek için Sabatay Sevi’nin önüne iki tercih koydu; ya hayati ya da Müslüman olup kurtulmasi. Sevi, Müslüman olmayi kabul ettigini açikladi ve Mehmed Efendi ismini alarak Sarayda bir süre maasli memur olarak çalismaya basladi. Bu dönem ve daha sonra taraftarlari ile birlikte Selanik ve diger birtakim sehirlerdeki ikameti boyunca zahiren Müslüman görünmekle birlikte, gizlice kendi yorumuyla Yahudilikten evirme yeni bir inanç sistemini dar bir taraftar toplulugu arasinda yaydi.

Sabataycilar ya da dönmeler olarak bilinen ve bu Yahudi mesihine inananlar tarafindan günümüze kadar sürdürülen inançlar manzumesi; adet, gelenek ve göreneklerinin neler oldugunu bu bölümde ele alacagiz. Ancak, Sabataycilar tamamen kapali ve gizli bir topluluk oldugundan tüm yönleriyle ortaya koymak epey zor. Birçok konu ve özellik gizli kalmaya, esrarini sürdürmeye devam decektir.

Osmanli’dan günümüze Sabataycilar Yahudi haham Sabatay Sevi’nin 1648 yilinda Mesih’ligini ilan ettikten sonra Yahudiler arasinda büyük çalkantilar meydana geldi. Çünkü, Ispanya’dan sürülme ve dogu Avrupa’da yasadiklari sikintilar üzerine basgösteren bunalimlar bu dini topluluk arasinda bir Mesih beklentisi yaygin bir hal almisti. Fakat Sevi’nin 1666’da Müslüman olmasi üzerine, Yahudilerde bir rahatlama görülmesiyle birlikte, Sevi’nin bu yeni durumunu tevil ederek bagliliklarini sürdürenler de oldu. Bunlarin basinda Gazze’li meshur haham Nathan gelmektedir. Nathan, yeni din yorumu ve Sabatay’in fikirlerinin kabul görmesinde etkin bir rol oynamistir.

Sabatay Sevi’nin Müslüman olmasindan sonra eski inançlarini ve Mesih’lik iddialarini birakmadigi, gizlice kendisine bagli dini bir cemaat olusturma yoluna gittigi birçok kaynakta belirtiliyor. Ancak Osmanli yönetimi onlari Ôihtida etmis’, Ôhidayete ulasmis’ yani Müslüman kabul ettigi için tarih belgelerinde haklarinda pek bilgi yer almiyor. Sabatay Sevi’nin görünürde Müslüman olduktan sonra, Yahudi mistizminin kaynagi Kabbala’yi kendi yorumladigi biçimiyle bir nevi yeni bir mezhebi insa ettigi günümüzde yasayan Sabataylilar tarafindan da belirtilmektedir. Ibrahim Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi isimli eserinin 68. sayfasinda bir olayi anlatiyor:

Sabatay Sevi’nin (Mehmed Efendi adi ve Müslüman kiyafeti ile) Istanbul’da yine eski müritlerinden bir kismini toplayarak ayinler yaptigini, Girid seferinden dönen Sadriazam Fazil Ahmed Pasa’ya haber verdiler. Sadriazam kendini çagirtarak Bu ne istir? Sen hala uslanmadin mi? diye tenbih ettigi zaman Sabatay agiz kalabaligina basladi ve meshur olan kurnazligi ile Aman Sultanim, ben birtakim akrabami, dostlarimi Müslüman yaptigim gibi bunlari da dini celil Islam’a celb ve davet etmege ugrasiyorum yolunda cevaplar verdi ve bu sözlerle bir müddet takibden kurtuldu. Sadriazamin adamlari onu bir gün Bogaziçi’nde Kuruçesme’de müridleriyle birlikte Ibrani bir dua okurken buldular. Bu hadise üzerine Izmirli Mesih kendisini unutturmak ve izini kaybettirmek için Kuruçesme’yi birakarak Kagithane civarinda issiz bir köseye çekildi. Fakat müridlerinin bir müddet sonra orada da etrafina toplanip ayinler yapmaga devam ettikleri görüldü. Is tekrar Sadriazam’a haber verilince Fazil Ahmed Pasa kizdi ve onun adamlari ile birlikte Arnavutluk’taki Berat kasabasina sürülmesini emretti. Sabatay Sevi, orada asil adi Yoheved olan Selanikli bir Musevi kadin ile evlenmistir ki Sabatayligi kabul eden bu kadina da Ayse Hanim adi verilmistir. Kayinbiraderi Josef Kerido da Abdullah Yakup ismini almistir.

Prof. Ilber Ortayli, Selanik sehrinin, cemaatin baslica yerlesme yeri oldugunu, Osmanli Imparatorlugu’nun son döneminde özellikle egitime önem verdiklerini belirtiyor. Osmanli arsivlerinde ve tarih kaynaklarinda pek bir bilgiye rastlanmadigini belirten Ortayli, Osmanli’nin son döneminde modernlesmenin önemli tasiyicilarinin Sabataycilarin arasinda çiktigini belirtiyor. 19. yüzyilda Selanik’de bu cemaatin iktisadi ve kültürel bakimdan bütün diger topluluklardan üstün olduklari anlasiliyor. Nitekim Mayis 1901’de Selanik’e vali olan Mehmet Tevfik Bey, hatiralarinda, Fevziye Mekteplerinin (mektepleri bu cemaatin kurdugunu zikretmiyor ve belki bilmiyor) diger mekteplerin fevkinde oldugunu ve iyi memur yetistirdigini belirtmektedir. Bu okullar hakkinda önemli bir noktayi belirtelim; Selanik sosyal hayati içinde, bu okullar genis kabul gördüler.

Sabatayci gençleri egitmeyi amaçlayan bu okullar, nihayet kurucularinin da ideoloji ve dünya görüsü degisikligi geçirmesine sebep oldu. Artik bütün Osmanlilari, bilhassa Müslüman Türk çocuklari egitmekten memnun oluyorlardi. Nitekim çocuk Mustafa Kemal (Atatürk) modern egitim veren böyle bir ilkokula giden Müslüman Türklerdendir. Kendisinin anlattigina göre annesi geleneksel bir Kur’an okuluna, babasi ise Semsi Efendi’nin kurdugu bir okula gitmesini istemisti. Semsi Efendi Sabatay’cidir. Kapanî grubundan oldugu söyleniyor. Fakat Karakas grubu ile isbirligi yapiyor ve egitimle bu rakip iki dönme grubunun birligini saglamak istiyormus. (Ilber Ortayli, Alevi Kimligi, S.120)

Sabataycilarin özellikle Mevlevi tarikati çatisialtinda örgütlenmeleri de dikkat çekici. Esin Eden ve Nicholas Stavroulakis tarafindan yazilan ve su anda Türkiye’de de piyasada satilmakta olan Salonika, A Family Cookbook ÔSelanikli Bir Ailenin Yemek Kitabi’ isimli eserde Sabatayci ailelerin Mevlevi tarikatini benimsedikleri belirtiliyor ve kendi aile fertleri hakkinda da bilgi veriliyor. (Sayfa 15-49) Laiklik ve Ittihadçiligin öncüleri Sabatayci Selanik’li Sabataycilarin bilinen tek yayini olan Gonca-i Edep’te Mevlevilik’ten övgüyle bahsedildigini belirten Ortayli, dergide egitim konusuna özel bir ilgi gösterildigini vurguluyor:

Sabataycilarin, batililasma ve egitim yoluyla, durumlarini düzeltme ve özgürlesme konusunda Musevilerin önüne geçtigi açikça görülüyor; bir anlamda Bati Avrupa’da Musevilerin kendi cemiyetlerine yaptiklari kültürel katkiyi, Türk cemiyetinde Sabataycilar yaptilar. Nitekim bir müddet sonra kurularak Fevziye ve Terakki gibi gerçek anlamdaki gymnasium’lar laik egitime önem vermistir. Onlarin bugünkü devami olan Isik Lisesi de (Istanbul) kanuni zorunluluk olan din derslerini laik bir retorik ile sürdürmektedir.(…) Selanik Sabataycilar’i Istanbul’a göç ettiklerinde benzer mektepler kurdular ve laik-ulusalci bir Türk egitim sisteminde öncü oldular. Kendisi de Sabatayci bir aileye mensup Ilgaz Zorlu da, Evet, Ben Selanikliyim isimli kitabinda bu okullarin ÔIttihad ve Terakki Hareketi’nin ortaya çikmasinda önemli rol aldigini ve Ittihadçilarin bir çogunun bu okullarda yetistigini belirtiyor. (S.115)

Osmanlinin son döneminde Sabataycilarin devlet bürokrasisinde etkin konuma geldiklerini görüyoruz. Yabanci dil bilmelerinden de kaynaklanan arti yeteneklerle dis ticaret ve hariciyede kilit noktalara kadar yükselen Sabataycilarin bu alanlardaki etkinligi günümüzde de sürmektedir. Bu arada dönme denen Sabataycilar laik bir ulusalciligi benimseyen grup olarak Jön Türk hareketi ve Ittihat Terakki içinde de yer almislardir. Nitekim imparatorlugun ünlü Maliye Naziri Mehmed Cavid Bey -ki ayni zamanda kuvvetli bir iktisatçi idi- Sabataycidir. Diger bir maliye naziri olan Nüzhet Faik, dahiliye nazirlarindan Mustafa Arif, maarif müstesari ve hukuk profesörü Muslihiddin Adil, Sabatayci kökenliydiler. Türk matbuatinin önemli simasi, Vatan gazetesi sahibi Ahmed Emin (Yalman) da Sabatayci idi ve bu konuda ilk tefrika 1924 Ocak ayinda onun gazetesinde yayimlandi. Orduda, matbuatta ve Ittihat ve Terakki çevrelerinde Sabataycilar vardi. (Ilber Ortayli, Alevi Kimligi, S.123) Gelecek bölümde varliklari günümüze kadar uzanan Sabatayci firkalar ve Cumhuriyet döneminde etkin olan Sabataycilari ele alacagiz.

Dönmelerin inanç ve ritüelleri Sabatayciligin temel dini inanç kaideleri, Yahudiligin mistik ekollerinden Kabbalistik metodun Levi yorumundan olusmaktadir. Gerek ayinler ve gerekse ritüeller tamamen gizli tutuldugundan bilimsel arastirmalara kaynaklik edebilecek bilgileri elde etmek imkansiz gibi. Sabatayci din adamlarinin açiklamalari bu konuda yapacaklari açiklamalar toplumun aydinlanmasina yardimci olabilir ancak. Ilgaz Zorlu, Kabbala’nin esaslarini anlattigi kitabinda, Yahudiligin mistik yorumlarini özetledikten sonra sunlari belirtiyor: Genellikle iddia edildigi üzere Sabatayci hareket Yahudilige karsi ve ondan kopuk bir yapida da degildir, sadece mistikYahudiligin vazgeçilmez yapisi onu ister istemez farkli kilmistir. Günlük dua ve ritüellerde Yahudiligin temel prensipleri korunmakla birlikte, özellikle gece yarisi sonraki zaman araliginda bunlar daha da arttirilmistir. (Zorlu, Ben Selanikliyim, S.112)

Sabatay Sevi’nin taraftarlarina inanç esaslari olarak 18 maddelik bir nizamname biraktigi çesitli kitaplarda yer almaktadir. Ibrahim Alaettin Gövsa’nin Sabatay Sevi isimli eserinde Avram Galante’nin Ibranice’den Fransizca’ya terüme ettigini belirttigi bu ilkelerden bazilarini özetliyerek buraya aliyoruz:
Iste Efendimiz, kralimiz ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin on sekiz emri bunlardir.
Serefi müzdad olsun!
*Halikin birligine dair iman muhafaza olunsun.
*Mesihin hakiki Mesih olduguna, ondan baska halaskar (kurtarici) bulunmadigina, efendimiz, kralimiz, Sabatay Sevi’nin Davud neslinden geldigine iman edilsin.
*Ne Tanri’nin, ne de Mesih’inin adina yalan yere yemin edilmesin. Çünkü Tanri’nin adi da onda mündemiçtir.
*Mesih’in sirrini anlatmak için içtimadan içtimaya gidilsin.
*Davud’un Mezamiri hergün gizli olarak okunsun.
*Türklerin adetlerine, onlarin gözlerini örtmek maksadi ile, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tatbik için sikinti gösterilmesin.
*Onlarla (yani Müslümanlarla) nikah akdedilmemesi lazimdir. (Alaettin Gövsa, Sabatay Sevi, S.59-61)

Sabataycilarin bayramlari

Gövsa bunun disinda Sabataycilarin bayramlari da oldugunu belirtiyor. Bunlar yilin çesitli günlerinde ve her biri ayri bir anlam tasiyan 16 tanedir.

Bunlarin içinde en ilginci ise Mart 22’de yani baharin birinci gününde kutlanan Kuzu Bayrami, Dört Gönül Bayrami veya diger bir deyisle Mum Söndü diye bilinen gizli bayram. Bu kuzu bayrami hakkinda Sabatay zümresi mensuplarindan Karakaszade Rüstü, 1924 tarihinde Vakit gazetesi muharririne su izahati vermisti: Kuzu bayrami 22 Adar’da (Mart) yapilir. Bu bayram geceye mahsustur. Ve her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en asagisi ikisi erkek ikisi kadin olmak sartile evli dört kisinin bulunmasi lazimdir. Bu çiftlerin sayisi artirilabilir. Kadinlar iyi giyinmis ve elmaslar ile süslenmis olduklari halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eglenilir ve muayyen zamanda isiklar söndürülerek karanlikta kalinir… Bu bayram vesilesi ile dogacak çocuklar bir nevi kudsiyeti haiz taninirlar. Ona (Dört Gönül Bayrami) adi verilir. (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64)

Sabataycilarin kendilerine has 16 bayram ve ritüelden ayri olarak diger Musevi’lerle müsterek birtakim bayram ve yortular da sözkonusu. Bunlar, Yusuf Bayrami, Meyva bayrami, Fecir bayrami gibi isimlerle anilir. Ayrica Sabatayci her grubun da kendi içinde gelistirmis oldugu bayramlar da var. Bunlardan Osman Aga bayrami en önemlilerindendir. Karakaslar grubunun kurucusu Osman Aga, (daha sonra soyadi kanunu çikinca bu aile fertleri Ogan soyadini almislardir) için bu ritüel düzenlenir.

Shema Israel, Adonai Elohenou, Adonai Ehad Duy ey Israil! adona tanrimizdir ve tanri birdir (Yahudi-Sabatayci sehadet kelimesi.) Izmir’li Yahudi hahami Sabatay Sevi’nin görünürde din degisitirerek Müslüman oldugunu ilan etmesinden sonra kendi ögretileri dogrultusunda bir cemaat olusturmasi görünürde Müslüman ama inanç ve yasam boyutlarinda Yahudi olan yeni bir topluluk ortaya çikarmis oldu.

Yazimizin geçen bölümlerinde Sevi’nin hayati, inanç temelleri ve ölümünden sonra cemaatinin geçirmis oldugu evreleri özetlemistik. Benzet-benzeme ilkesi geregi kendilerini hep gizlemis olan bu dini cemaat mensuplarinin, Osmanli dönemindeki etkinlikleri diger bir husus. Özellikle Osmanli’nin son dönemindeki olaylarda çok etkin rol oynamis olmalari da dikkat çekici. Jön Türkler, Ittihad Terakki, Mesrutiyet gibi bugünümüzü de etkileyen olaylar zincirinde Selanik hep merkez olmus ve Selanik’in bu etkinligi de Sabataycilarin siyasi, askeri, fikri alanlarda hep basi çekmelerinden kaynaklanmistir.

Konuyu arastirmaya basladigimizda böylesine derin bir toplumsal ve siyasal tablo ile karsilasacagimizi dogrusu biz de tahmin etmiyorduk. Ancak uzun bir arastirmadan sonra karsilastiklarimiz bizi sasirttigi gibi bir çok gerçegin bu gizlilikten dolayi bilinmezligini sürdürdügünün de farkina vardik. Elbette simdilik kamuoyuna yanitilmasinda mahsur gördügümüz noktalar da söz konusu. Amacimiz dini bir toplulugu kötülemek, sansasyon yaratmak degil. Toplumumuzu derinden etkileyen bu cemaat mensuplarinin kimler oldugu, neler yaptiklari, bugüne kadar nasil bir seyir izlediklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bunlari bilmek halkimizin hakki. Gizem her zaman merak uyandirmistir. Fakat dogrularin ve gerçeklerin kapali kalmasinin da bir anlami yok. Ileride daha kapsamli arastirmalarin yapilacagini ümit ediyoruz.

Gizlilik, baskalarinin merakini daha da kamçilayacagindan, bu alandaki gerçeklerin oldugu gibi halkimiza yansitilmasi alaninda görev, en çok, bu cemaate mensup kisilere düsmektedir. DERGAH + LOCA + SINAGOG = IKTIDAR Ulasabildigimiz kaynaklardan elde ettigimiz bilgiler, Sabatayci veya dönme denilen bu toplulugun hala Yahudi mistizizminin ögretileri dogrultusunda dini ritüellerini gizlice sürdürdükleri, adet, gelenek ve göreneklerini koruduklari, bir nevi masonik yapilarini devam ettirdiklerini gösteriyor.

Arastirmada ilgimizi çeken diger bir husus ise gizli yahudi tarikati mensuplarinin ekonomiden, politikaya ve egitime kadar birçok alanda etkin olmalarinin yanisira Islam’in mistik yorumu kabul edilebilecek Sünni ve Alevi tarikatlarinin içine sizmis olmalari. Özellikle Mevlevi, Melami ve Bektasi tekkelerinde 19. yy’dan itibaren seyh, mürsid, dede, dedebaba gibi en üst makamlara kadar ulastiklarini görüyoruz. Sabatayci seyh ve müritler Sevi müslüman olduktan sonra baglilarina müslümanlarin görünürdeki adet ve geleneklerine riayet etmelerini ögütlemistir. Bu da onlarin kendilerini en rahat ifade edebilecekleri çesitli tarikatlarin dergah, hanekah, tekke ve zaviye gibi mekanlara ragbet etmelerine yol açmis. Merkezi Selanik olan bu cemaatin Selanik’teki özellikle Mevlevi ve Bektasi dergahlarinda yogunlastiklarini görüyoruz.

Ilgaz Zorlu, Sabatayci cemaatlerin Islam mutasavviflariyla iliskilerinin özellikle Istanbul, Izmir ve Selanik’te yogunlastigini belirtiyor. (Bkz. Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.40-41) Istanbul’de Yenikapi Mevlevihanesi, Kasimpasa Mevlevihanesi, Aziz Mahmud Hüdai’nin Üsküdar’daki dergahi Sabataycilarin etkin oldugu dergahlar olarak dikkat çekmektedir. Yahudi mistizizmi olarak tanimlanan Kabbala ögretisine dayanan Sabatayci yorum, Islam’in gevsek mistik yorumu olarak Mevlevilik, Bektasilik ve Melamilik ile paralellikler arzeder ve ortak bulusma noktalari bulur. Yunan asilli Sabatayci yazar Starolakis, Salonika, jews and dervishes isimli kitabinda Yahudi-Sabatayci kökenden olup Selanik’teki dergahlarda etkili olan ve hatta bir kisminin uzantilari Istanbul’a kadar gelen dönme seyhlerden bahsediyor. Bunlardan biri de su anda Amerika’da yasayan müflis isadami Halil Bezmen’in dedesi Esad Efendi’dir. Esad Efendi 1920’lerde Kasimpasa Mevlevihanesi’nin seyhidir. Ankara Bektasi Dergahi’nin su andaki Dedebaba’si yani seyhi de Sabatayci. Yine Dedebabalardan Bedri Noyan da Yahudi dönmesi. Kardesi Engin Noyan da bir tv’de program yapimci ve sunucusu.

Sabataycilar ve Masonlar Osmanli döneminde etkin konumdaki masonlarin arasinda Sabataycilarin önemli bir yekün tutmasi da dikkat çekmektedir. Osmanli topraklari içindeki ilk mason locasinin Selanik’te kurulmasi tesadüf olmasa gerek. Avrupa’daki gelismeleri yakindan takip etme imkanina sahip Sabataycilar bu alandaki gelismelere de öncülük etmisler. Hem mason hem de Sabatayci olan ünlülerden sadece birkaç ismi burada zikrediyoruz. Bunlar, son Maliye Naziri Cavid Bey, Yeni Asir gazetesinin kurucusu Fazli Necip Bey, bir dönem bakanlik yapmis olan Faik Nüzhet… Zorlu, Türkiye’deki Hür ve Kabul Edilmis Mason Locasi’nin üstadi azam’i ya da büyük amir’inin hep Kapancilar cemaatine mensup bir aileden geldigini belirtiyor. Mason Locasi’na üye diger ünlüler ise sunlar: Osman Adil, Faik Nüzhet, Talat Ismail ve Mehmet Servet. (age.S.58)

Günümüz mason localarinda da Sabatayci çok ünlü kisilerin varligi devam etmektedir. Su anda Hür ve Kabul Edilmis Masonlar Büyük Locasi’nin Büyük Üstadi Sahir Talat Akev de Sabatayci. Mimar Sinan Locasi’nin eski üstadi muhteremi Resat Atabek, yine üstadi azamlardan Cumhur Ferman da Sabataycilardan. Resat Atabek’in Masonluk Üzerine adli kapsamli eseri Masonluk hakkinda önemli bilgiler ihtiva ediyor. Sabatayci ünlü gazeteci Ahmed Emin Yalman’in ve Cavid Bey’in ayni zamanda Mason da olduklarini Loca’nin disa açilirken açikladigi isimlerden ögreniyoruz.

Selanik+Istanbul+Israil = Ankara-Washington Israil’in kurulus döneminde ve su anda ülkemizin Israil ile tarihde görülmemis sicak iliskiler içine girmesinde Sabataycilarin önemli rol aldiklarini görüyoruz. Sabatay Sevi birçok yahudi tarafindan siyonizmin kurucusu olarak bilinir. Çünkü Sevi, mesihligini ilan ederken bütün yahudileri Kudüs’te toplayip Büyük Israili kuracagini vadetmisti.

Ittihad Terakki ve mason localarinda etkin olan Sabataycilar’in Israil’in kurulusunu da desteklediklerini belirten Zorlu, 1924 mübadelesi sonuu Türkiye’ye getirilen alilerden bir kisminin 1948’de kurulusundan itibaren Israil’e gittiklerini söylüyor. Bunlarin en meshuru ise Israil’in ikinci Cumhurbaskani Izak Ben Zwi’dir. Prof. Yalçin Küçük, Aydinlik gazetesinde yayinladigi makalelerinde, Türkiye’nin tamamen Israil ve Amerika rotasina girdigi bu dönemde Sabatayci Ismail Cem’in Disisleri Bakani olmasina dikkat çekiyor. Küçük, ayrica Israil’in Hospro firmasi vasitasiyla Türkiye’ye hibe ettigi silahlarla ilgili bir ayrintiya daha dikkat çekiyor. Bilindigi gibi Susurluk skandali ile ortaya çikan iliskilerde bu silahlarin kayip oldugu iddia edildi. Kayip silahlar Susurluk Çetesi olarak nitelenen ekip tarafindan kullanilmisti. Bu silahlari teslim alan kisi ise Ertaç Tinar. Yalçin Küçük, Tinar’in Sabatayci oldugunu belirtiyor ve Mossad’in dönmelerle is tutmasinin tehlikesine dikkat çekiyor. Dönmeler Dönmezler aksiyonu geçerli ise bu bulgu ürperticidir diyor, Küçük. (Y. Küçük, Nasil Görüyorum-3, Aydinlik, 14 Mart 1999)

Tarikat-Siyaset-Medya-Sermaye alanlarinda etkili olan Sabataycilar hakkinda bilgiler dizi yazimizin gelecek bölümlerinde yer alacaktir. Sabataycilarda cinsel hayat ve saplantilar, ayrica Sabatayci mezarliklari gelecekte ele alacagimiz konulardan birkaçi.

GIZLI AMA IÇIMIZDE; DÖNMELER Benzet-benzeme prensibi geregi görünürde müslüman ama aslinda yahudi olan Sabatayci cemaat mensuplari, bu kamuflaj sayesinde ülkenin kaderinde belirleyici olmayi özellikle son yüzyilda becerebilmis bir topluluk olarak yer almaktadirlar. Kendilerine has yemekleri, kendilerine ait egitim kurumlari, gizli tapinaklari, kendilerine özgü ibadet, inanç ve adetleri olan bu cemaatin bazi mensuplari, resmi ideolojinin olusumu ve bugünkü jakoben-din düsmanligi üzerine kurulu yapisini sürdürmesinde etkin olmuslardir. Bu dini akimin merkez üssünün Selanik olmasi da enteresan. Mesrutiyetten günümüze, tüm siyasi olusumlarda adina sikça rastladigimiz Selanik’in bu etkinligi bir tesadüf mü? Elbette hayir. 19. yy biterken batililasmanin rüzgarinin bu sehirden esmesinin temel etnik bir etkeni vardi: Sabataycilar.

Türkiye’de ilk mason locasi Selanik’te kurulmus, Abdülhamid yönetimine karsi baslayan baskaldiri burada tasarlanmis, Sultan iktidardan indirildikten sonra buraya gönderilmis, ilk özel Türk okullari burada kurulmus (unutulmamalidir ki, Galatasaray Lisesi Sultan’in himayelerinde kurulmustur ancak Feyziye ve Terakki mektepleri Sabatayci cemaat okullari olarak burada kurulmuslardir), ilk kadin hareketleri burada sekillenmis, Hareket Ordusu’nun merkezi (padisahi tahttan indirip, Ittihad ve Terakki firkasini iktidara tasiyan ordu. S.K.) Selanik olmus ve en önemlisi Türkiye’nin önde gelen kuruculari hep Selanik kökenli olmuslardir. Bunlari birer rastlanti olarak görme egilimi ne yazik ki çok baskindir. Halbuki bu kente bu önemi yükleyen Sabatayci kökenli kisilerdir. (Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.166)

Sabataycı mezarlıkları

Sabataycilar gerek ilk dönemde yogun olarak yasadiklari Selanik’de, gerek daha sonralari Türkiye’nin basta Istanbul olmak üzere izmir ve Bursa gibi sehirlerine yerlestikten sonra ölülerini ayri mezarliklara defnetmeyi tercih etmislerdir. Selanik’te mahalle olarak da diger dinlere mensup insanlardan ayri bir yerlesim düzeni kurmuslar. 1924 ahali mübadelesi geregi geldikleri Türkiye’de de belli merkezlere yogun olarak ilgi göstermis ve içe kapanik bütünlüklerini böylece korumaya çalismislardir. Ancak zamanla farkli mahalle ve sehirlere yerleserek bir nevi fiziki asimilasyona ugramakla birlikte cemaat yapilarini koruduklari görülmektedir.

Istanbul’da, Karakaslar cemaatinin mezarligi, Üsküdar Bülbülderesi’nde yer aliyor. Sabatayciligi sürdürme konusunda diger cemaatlerden daha aktif oldugu belirtilen bu cemaatin mezarlik konusunda da hassas davrandigi görülmektedir. Bülbülderesi mezarliginda az sayida da olsa bazi Kapancilar’in yer aldigi belirtiliyor. Yakubiler ise Maçka’daki mezarliga ölülerini defnetmektedirler. Yakubiler’in yogun olarak Izmir’de yasadiklari belirtiliyor. Medya patronlarindan Bilgin ailesi bu gruba mensuptur. Kapancilar cemaatinin ise Feriköy mezarliginda satin almis olduklari ayri bir bölüme ölülerini defnettikleri biliniyor. Sabataycilarin mezar sekli ve taslarin islemesi tamamen farkli. Genellikle seramik üzerine çikartma resim bu mezar taslarinda yer alir. Yazilarin üslubu da farklilik arzediyor. Dikkat çeken nokta ise Ey zair diye baslamasi. Sekil olarak da dönem dönem farklilik arzetse de kendilerine özgü çiçek islemeler ve müslüman mezarlarindan farkli geomektrik sekil vermeler dikkat çekmektedir.

Ibadethanelerinin ayri, mezarliklarinin ayri olmasinin yanisira bu cemaat mensubu ailelerin zengin ve farkli bir mutfak kültürleri sözkonusu. Esin Eden, Yunanistan’da Ingilizce olark yayinlanan Bir ailenin yemek kitabi isimli eserinde, kendilerine özgü yemeklerden bahsediyor ve ailesi Türkiye’ye geldikten sonra da biraraya gelerek adet ve geleneklerini yasatmaya çalistiklarini belrtiyor. (a.g.e. S.42) Ilgaz Zorlu da bu yemeklerin salt Akdeniz veya Yahudi mutfagindan oldukça farkliliklar arzettigini belirtiyor.

Sabataycılıkta cinsi sapıklıklar

Sabataycilarin sikça gündeme getirilen bir bayrami var: Kuzu Bayrami. Mesih Sevi’nin dogum günü olduguna inanilan, Mart’in 21. gününü 22’ye baglayan gecesi mum söndü olarak nitelenen kutlama, bir yönüyle toplu seks olarak degerlendirilmektedir. Bu Kuzu Bayrami’nin artik kutlanmadigina dair iddialar varsa da Alaettin Gövsa kendi sahid oldugu bir örnegi Sabatay Sevi isimli kitabinin 97. sayfasinda anlatmaktadir. Ilgaz Zorlu ise bu konunun üzerine, çok fazla ele alindigini belirttigi kitabinda, toplu seks ve mum söndü olayinin Tanah’taki birtakim dualardan kaynaklandigini da vurgulamaktadir: Ancak surasi bir gerçektir ki Sabatayci dua kitaplarinin özellikle bugün Israil’de bulunan nüshalarinda serbest seksin Tanah’a dayandirilan ayetlerle desteklendigi bilinmektedir. (Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.51)

Sabataycilarla ilgili eserlerin, özellikle dua ve Kabbala yorumlarinin Israil’e götürülüp özel bir mekanda gizlendigini belirten Zorlu, bu kaynaklarin arastirmacilarin incelenmesine açik olmadigini da vurgulamaktadir. Türkiye’de yasayan bir cemaate ait dini kaynaklarin Israil tarafindan kaçirilmasi konuyla ilgili esrar perdesini daha da dikkat çekici kilmaktadir. Israil devletinin bunlari gizlemekte ne gibi çikarlari oldugunun arastirilmasi gerekmektedir. Toplu seks ve hatta ensest iliskiler dini kaynaklarda mesrulastirici yorumlarla ele alinmaktadir: … bazi Sabatayci din adamlarinin Lut örneginden hareketle ensest iliskiyi mesru kabul eden kararlar verdiklerini bilmekteyiz… (Zorlu, a.g.e.S.62)

Günümüzde de mum söndü ritüelinin uygulandigina dair bir cemaat üyesi tarafindan açiklama yapildigini da Zorlu belirtiyor. Zorlu, bütün cemaatlerde ayni uygulamanin var olup olmadiginin belgelenemedigini ve bu konunun istismar edildiginden de yakinmaktadir. Dini yorumlar tarafindan mesru gösterilen bir uygulamanin o dini benimseyen kisilerce sürdürülmesi kadar dogal bir sonuç olamaz. Ne derece yaygin oldugunun da elbette arastirilmasi gerekiyor.

Internet’te Sabataycilik

Sabataycilik-dönmelik ve Türkiye’deki Sabataycilar üzerine, çogu Amerika ve Israil menseli onlarca makale ve arastirmanin internet sitelerinde yer almaktadir. Internet sitelerinde konuyla ilgili yazilarin yer aldigi bazi yayin organlari: Jarusalem Post, Forward, Jewish Exponend, The New Republic, The Journal of the American Oriental Society, Canadian Geographic, Baltimore Jewish Times…

Genellikle Yahudi Kabbalizmi -mistisizm- üzerine yazilmis bu makaleleri görünce, varliklari Türkiye’de olan ama Türkiye’de tartisilip konusulmayan Sabatayciligin, dünyada a’dan z’ye her boyutuyla arastirilmasindaki gariplik net olarak önümüze çikti. Ilgaz Zorlu’nun kitabinda birkaç yerde vurguladigi korku tek sebep olabilir mi? Böyle bir bahanede haklilik payi olsa bile kesinlikle inandirici gelmiyor.

Bu gizli yahudi cemaatinin veremeyecegi hesap mi sözkonusu? Internet sitelerinde yer alan yazi ve arastirmalar incelendiginde ortaya birkaç önemli nokta çikmaktadir: Birincisi, Türkiye disinda bu konu, gerek üniversitelerde ve gerekse medyada etraflica arastiriliyor ve arastirmalar kamuoyuna sunuluyor. Sadece son bir yil içerisinde internet sayfalarinda yer verilen arastirma ve belge sayisi yüzün üzerinde. Bu alanda yazilmis ellinin üzerinde kitabin ismi geçiyor bu yazilarda.

Buna karsilik Türkiye’de bir iki kitap ve üç dört makale disinda kaynak bulmak imkansiz. Ikincisi, Sabatayciligin Yahudiligin özellikle mistik yorumu olarak görülen Kabbala anlayisindan kopuk olarak anlasilmasinin mümkün olmadigi. Bütün ritüeller, bayramlar, ilahiyat anlamindaki anlayislari Yahudiligin bir parçasi. Üçüncüsü ise özellikle Israil menseli yazilarda Sabatayciligin yahudiligi tahrif ettigi iddialari öne çikmaktadir. Netice olarak Sabataycilik müslüman kisvesi altinda, yahudiligin kabbalistik yorumu’nun hayata geçirilisi olarak karsimiza çikmaktadir. Yazi dizimizde de bunun kaynaklara dayali örneklerinden böyle bir sonuç çikmaktadir.

BITTI Forward’in ilginç iddiasi Amerika’da Yahudilerin 1897’den beri yayinladigi Forward dergisinin Subat 99 sayisinda Mustafa Kemal Atatürk hakkinda ilginç bir makale yayimlandi. Ayni zamanda derginin internet sitesinde yer alan makalede, Sabataycilikta cinsellik’ konusuna da kisaca deginiliyor.

Makalenin yazari, derginin bir dönem Israil temsilciligini de yapmis olan Amerika’nin yahudi kökenli ünlü arastirmaci yazarlarindan Hillel Halkin. Halkin, makalesinde M.Kemal’in yahudi kökenli oldugunu ve hatta Sabatay Sevi’nin neslinden geldigini iddia ediyor ve Mum söndü olarak bilinen Kuzu Bayrami’ni söyle anlatiyor:

Senede bir kez (Dönmelerin yillik kuzu bayrami esnasinda) Sabatay Sevi’nin dogum günü gecesi, çilgin danslar esligindeki aksam yemegi sirasinda, mumlar söndürülür, hanimlarin degistirilmesi seansiyla (orgies, toplu sex) ayinler gerçeklestirilir… Bu tür birlesmelerden dogan çocuklarin kutsal sayilacagina inanilir. (Hillel Halkin, When Kemal Ataturk Resited Shema Yisrael: It’s My Secret Prayer, Forward Subat 1999, New York)

ILK TEPKILER

Bu arastirmayi yayimlamaya basladigimizda menfi-müsbet birtakim tepkilerin olabilecegini düsünmüstük. Toplumumuzun, siyasi, ekonomik ve diger bir çok hassas alanlarinda özellikle son yüzelli yillik dönemde etkinlik saglamis bu gizemli dini cemaat hakkinda yayimlanan bir arastirmanin yanki bulmasi da normal karsilanmalidir. Okurlarimizdan gelen olumlu tepkiler ve böyle bir konuyu açtigimiz için gelen tesekkür mesajlari bizleri elbette memnun etti. Çogu insan, hayretini de ifade etmekten geri kalmadi. Anlasildigi kadariyla çogu insan birçok meseleden haberdar degil. Böylece önemli bir boslugu doldurucu hayirli bir hizmeti de baslatmis olmaninmemnuniyetini paylasiyoruz. Öte yandan kökeni itibariyla Sabatayci ailelere mensub bir kaç kisi de özellikle böyle bir diziyi yayimlamamizinamacinin ne oldugunu anlamaya çalismak için aradi. Gazetemizde verilen bilgilere, hiç birinin bir iki ayrinti disinda itirazlari olmadi. Bizler de kendilerine toplumsal bir gerçek olarak konunun bir gazetecilik olayi oldugunu anlatmaya çalistik.

Ileride daha detayli ve ayrintili yazilarin da yayinlanacagini belirttik. Ismini burada açiklamayi uygun görmedigimiz ama siyaset alaninda etkin bir kisinin söylediklerinden, bu cemaat mensubu olanlarin geçmisten gelen derin bir korku psikolojisi içinde olduklari anlasiliyor. Fakat, Türkiye’de yakin tarihte yasadiklarimiz ülkeyi derinden etkileyen Selanik ve dönmeler faktörünün bilimsel olarak net bir sekilde orataya konmasini gerektirmektedir. Bu alanda en çok da sorumlulugun Sabataycilara ait oldugunu ilk bölümde belirttigimiz gibi yine tekrarliyoruz. Arastirmalarimiz devam etmektedir. Bu dizi ile tarihsel süreci ve günümüze dair bir iki noktayi okuyucularimiza duyurmayi amaçlamistik ve bunun da hasil oldugunu görüyoruz.

Gayri resmi rakamlara gelince… Türkiye’de bu konu üzerine pek çok araştırma yapan ve yayınlayan en önemli kişi Yalçın Küçük olduKüçük isimlerden yola çıkarak kimlerin Sabetaycı olduğunu “deşifre” etti.
İŞTE KÜÇÜK’E GÖRE SABETAYCI OLAN İSİMLER…

İSMAİL CEM,HÜLYA AVŞAR,

KEMAL DERVİŞ
“Derviş ailesi Sabetayistlerin Kapanî kolunun lideridir.”,

CEM BOYNER,BEHİCE BORAN,MAZHAR ALANSON,GÜLBEN ERGEN,DİNÇ BİLGİN,TANSU ÇİLLER,YAŞAR KEMAL

SAMİ KOHEN
(Küçük’e göre Sami isimliler çoğunlukla Sabetayist’tir),

DENİZ AKKAYA,

NAİM TALU
Küçük, Talu için, Cumhuriyet Türkiye’sinde Başbakanlık koltuğuna oturabilmiş ilk Sabatiyst diyor.,

ALTAN ERBULAK,YUNUS NADİ,SEDAT SİMAVİ,VİTALİ HAKKO,YILMAZ ERDOĞAN,AYŞE ARMAN,

SERTAP ERENER
“Işık Lisesi öğrencisi Sertap Erener, Sabatayist basının dünyaca meşhur ettiği bir şarkıcıdır.”

ÇEVİK BİR,RAHŞAN ECEVİT

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tarih, Türkiye | Leave a Comment »

YOK OLUR GİDERSİN!…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 21, 2007

 26 10 2014 - 1 copy

YOK OLUR GİDERSİN!…

Kapılma kardeş nefs-ü hevana,
Gayya çukuruna düşer GİDERSİN!…
Uyma asra, zaman ve mekana,
Bir an hiçliğe dalar GİDERSİN!…

Güvenme mala, mülke, servete,
Düşme ucub, kibir, şehvete,
Kem bakma fakir, miskin, yetime,
Sonra muhtaç olur GİDERSİN!…

Vaktini ganimet bil boş durma,
Sakın gençliğini etmeyesin heba,
Dünya fanidir demedi mi Mevla?
Bir gün eyvah der GİDERSİN!…

Belin bükülür, saçların ağarır,
Kol ve bacakların birbirine dolanır,
Dilin tutulur, dudakların yalanır,
Bir damla suya hasret GİDERSİN!…

Kabir hem karanlık, hem cefalı,
Hünker nekir olur deme vefalı,
Cevapsız bırakırsan eğer suali,
Kabrini ateşe çevirir GİDERSİN!…

Hani nerede kaldı ecdadın?
Hala almadın mı dünyada muradın?
Bırakmadınsa hayırla anacak evladın?
Amel defterini kapatır GİDERSİN!…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şiir | Leave a Comment »

YÜREKTEKİ YANIK

Posted by Site - Yönetici Ağustos 21, 2007

 149345_875683555788616_8689789903794348712_n

Yürekteki Yanık

Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. Güzelliğinden emindi. Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.
Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.
– Alo kızım, nasılsın ?
– İyiyim anne. Ne oldu *
– Sana bir surprizim var.
– Surpriz mi ?
– Evet. Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş.
– Eee kimmiş.
– Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.
– Ben mi ?
– Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.
– Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.
– Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.
– Amaaan. Peki peki! Nasıl tanıyacağım.
-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.
-Tamam anne.. tamam!
– Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.
– Hemen darılma, tamam dedim ya!
– O nasıl tamam demekse! neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.

**** **** **** **** **** **** ****

Genç kız , izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. “-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam” diye düşündü.

Köylü kadın çekinerek seslendi;
– Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim ?
“Kızım” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.
– Ne var, adres mi soracan !..
Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı:

Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.

– Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü. “-Nihayet.” diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.
Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü. Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;
– Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla! Fakat ağlamaylayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı?
Kadın dayanamadı;
– Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim?
– Oooo… laf yapmayı da biliyormuş
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.
Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.

**** **** **** **** **** **** **** **** **** ****

Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.
– Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde ?
– Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.
– Allah Allah !… giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.
Genç kız bir an durakladı.
-Küçük bir kız mı ?
– Evet
– Anne !. biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi ?
– Kültürsüz değil ama zengin değil.
– Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.
– Köyden gelen kadına ne denir ki !..
– Oh! iyi iyi, köylü kadınları karşılamaya beni gönderiyorsun.
– Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ” – Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım”. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.
– Ne istiyormuş ?
– Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.
– Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım ?
Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;
– Kızım, sen bebekken biz köydeydik.
– Eee!
– Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri, atları, tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.
– Evet, hatırladım.
– O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.
– Herhalde şimdi anlatacaksın!
– Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu!
– Niçin ?
– Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah !.. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı!

Ahmet Ünal ÇAM
Çankırılı (Kendince) Şair-Yazar

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar, Şiir | Leave a Comment »

Sünnetimden yüz çeviren benden değildir ..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

 11buyuk-mujdelerh-z-muhammed-mekkeden-medineye-hicrethicret-4

Sünnetimden yüz çeviren benden degildir. H.z Muhammed s.a.v

Peygamberimiz Efendimizin birkaç hadis-i şeriflerine birlikte şöyle bir göz atalım.

 Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
• “Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” (Buhari. Nikah: 1)
• “Sünnetimi yaşatan beni sevmiş olur, beni seven de cennette benimle beraberdir.” (Tirmizi, İlim: 16)
• “Altı kişiye ben, Allah ve duâsı makbul olunmuş her peygamber lânet ettik… (Bunlardan biri) Sünnetimi terk edenler.” (Tirmizi C/4. Sf: 457) buyurmuştur. Bazıları sünneti dar kalıplar içinde alıyor. “Yaptığında sevap, yapılmadığında cezası olmayan şeylerdir” deniliyor. Bu, son derece yanlış bir kanaattır.

Hepimiz biliriz ki, Edille-i Şeriyye dörttür:
1- Kitap.
2- Sünnet.
3- İcma.
4- Kıyas.

Bunlardan birisini önemsememek felâkettir.
Peygamberimiz Efendimiz haksızlık karşısında susmazdı. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” buyurmuştur. Peki bugün Müslüman haksızlıklar karşısında niçin susuyor? Bunu görmezlikten gelemeyiz.
Peygamberimiz Efendimiz, Kur’ân-ı Kerim’i sünnet dediğimiz yaşama tarzıyla açıklamıştır. Bizi Yaratan’ın bizden istediğini en doğru şekilde yapabilmek için O’nun elçisini, elçisinin sünnetini adım adım izlemekten başka çâremiz yoktur.

Ebu Said Hudri (r.a.) Peygamberimiz Efendimiz’in sünnetlerinden bazılarını şöyle nakleder.
Der ki:
Rasûlüllah (s.a.v.),
Merkebine ot verir.
• Evini süpürür.
• Ayakkabısını tâmir eder.
• Elbisesini yamar.
• Koyunlarını sağar.
• Hizmetçilerle beraber yemek yer.
• El değirmeni çeviren hizmetçi yorulunca ona yardım eder.
• Pazarda aldığı eşyayı bizzat taşımasına hâyası mâni olmaz.
• Zengin-fakir herkesin elini sıkar.
• İlk defa selâm veren O olur.
• Davet edildiği şey ham ve kuru bir hurma bile olsa hor görmezdi.
• Çok külfetsiz bir dostluğu vardı.
• Huyu yumuşak idi.
• Yaratılış itibariyle asil idi.
• Arkadaşlığı güzel, yüzü güleç idi.
• Gülmez fakat dâima gülümserdi.
• Mahzun idi, fakat asık suratlı değildi.
• Mütevazı idi, fakat zelil değildi.
• Cömert idi, müsrif değildi.
• Her Müslümana merhamet eden rikkatli bir kalbi vardı.
• Tokluk sebebiyle geğirmez, elini tamahla bir şeye uzatmazdı. (Şibli. C2-924)
• Besmelesiz hiçbir iş yapmazdı. “Bir işin başında besmele, sonunda elhamdülillah olmazsa o işten asla hayır gelmez” buyururdu.
• O’nun yanında bulunanlar yüreklerinde bir rahatlık ve huzur hissederlerdi.
• Zaman zaman aşırılığa kaçmayan ve karşısındaki insanı memnun eden şakalar yapardı.
• Konuşması tane tane ve çok tesirli idi.
• İhtiyaç olmadan konuşmazdı. Hak olanı söylerdi.
• Ashabına vaaz eder, hutbe okur, öğüt verirdi.
• Giyinmesi gayet sâde idi.
• Gösteriş ve riyadan kaçınırdı.
• Elbiselerini giymeye sağından, çıkarmaya da solundan başlardı.
• Yüzük takar, sarık kullanır, cübbe giyerdi.
• Silâhına, eşyasına ve hayvanına isim takması da mübârek ahlâklarındandı.

Peygamberimiz Efendimiz’in günlük yaşayışıyla ilgili sıradan bir hareketinde bile insan hayatını yakından ilgilendiren birçok fayda ve hizmetler vardır.
Cennet, Hz. Muhammed’in nuruyla güler…
Tûba, O’nun muhabbet baharıyla sallanır…
Bir hurma kütüğünü hicranıyla, aşkıyla ağlatan;
Susuz kalan ashabına mucize parmaklarından hayat çeşmeleri çağlatan;
Hastaların başlarını okşadığında ağrılarını dindiren;
Sofrasında yemek yiyenlere lokmalarının tesbihlerini duyuran;
Geçtiği yerlerde taşların, ağaçların selâmlarıyla karşılaşan Peygamberimiz Efendimiz’e ümmet olmanın hazzı ve zevkiyle yaşıyoruz, elhamdülillah…
Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammed…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Hadis-i Şerifler | 1 Comment »

Şeytanların Toplantısı…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

 cehennemriyakarlarin-hesabi-ve-hesap-icin-ilk-cagirilacak-kisiler

Şeytanların Toplantısı…

İblis, bütün şeytanlarla büyük bir toplantı düzenlemiş. Ve onlara

Demiş ki:

Biz Müslümanları camiye gitmekten alikoyamiyoruz.Onlari Kuran Okumaktan ve doğru işler Yapmaktan da alıkoyamıyoruz. Ayrıca onları sürekli Allah ı ve Rasulü Muhammedi düşünmekten de alıkoyamıyoruz.Onların Allah ile bağlantıları çok güçlü kıramıyoruz.
Öyle ise bırakın onları camilere gitsinler, bırakın Birlikteliklerini ve dayanışmalarını sürdürsünler.
Fakat onların zamanlarını çalın..!!!
Böylelikle;
Onlar Allahı ve Rasulü Muhammedi düşünecek bağlantılarını güçlendirecek zaman bulamasınlar.
İşte sizden istediğim bu dedi İblis. GÜn boyunca Allah ı düşünecek Bağlantılarını geliştirecek
Zamanları olmasın onları sürekli meşgul edin. Şeytanlar bagırdı:
Bunu nasıl yapabiliriz ki?

Onların akıllarını sürekli küçük detaylar ile meşgul edin Diye cevapladı İblis.
Onlari sürekli harcamaya teşvik edin , harcasınlar, Harcasınlar, harcasınlar, sonrada Borçlansınlar , borclansınlar.
Hanımlari uzun saatler evin dışında çalışmaya teşvik edin, Aynı zamanda erkekleri de haftada 6-7 gün günde 10 – 12 Saat Çalişmaya teşvik edin. Böylece onların kendilerine ve ailelerine ayıracak hiç Boş zamanları kalmasın.
Onları cocukları ile vakit geçirmekten alıkoyun,evde bile işlerinin baskısını üzerlerinde hissetsinler.
Kafalarını öyle meşgul edin ki onlar onları Allah ile birlikte olmaya cağıran küçük sesleri bile duyamasınlar.
Onları sürekli müzik dinlemeye teşvik edin evde,işte hatta Araba sürerken bile radyo teyp CD dinlesinler. Evlerinde TV, VCD, CD ve
Bilgisayar surekli açık olsun Hatta restoranlarda alisveris merkezlerinde bile sürekli müzik çalsın.
Bu onların akıllarını sürekli meşgul eder böylece Allah ı ve Rasulü Muhammedi dusunecek hic vakitleri kalmaz.
Masalarinda, sehpalarinda surekli gazeteler,magazinler Olsun bunlardaki haberlerle 24 Saat Akillarini mesgul edin. Hatta araba surerken zamanlarini çalmak icin reklam panolarını kullanin.
Onlarin mailboxlarini reklamlar, sacma sapan mektuplar, Junk mailer, siparis kataloglari ile doldurun ki temizlemek icin zaman harcasinlar.Guzel cekici modellerin resimlerinin magazinlerin Kapaklarinda TV ekranlarinda surekli görünmesini sağlayın ki erkekler Gercek guzelligin bu olduguna vede güzelligin çok önemli olduğuna inansınlar, zamanla karılarını begenmez olsunlar.

Hanimlarin çok yorgun olmalarını saglayin oyle ki kocalarina Sevgilerini gosteremesinler. Surekli baslari agrisin. Eger kocalarina sevgilerini
Ve ilgilerini gosteremezlerse onlar da mutlulugu disarida baska yerlerde Aramaya baslasinlar.
Bu da ailelerin daha cabuk dagilmasina sebep olur. Onlara anlamsiz sacma hikayelerle dolu kitaplar verin ki Cocuklarina yaşamın gerçek anlamını, imani anlatacak yerde onları okusunlar. Onları çok meşgul edin ki; dışarıya çıkıp doğayı inceleyip Allahin yarattıklarindan ders almalarina Engel olun. Doğanın mükemmelliğini, Yaratılışın nekadar mükemmel olduğunu anlayamasınlar.
Onlari kapalı alanlara , oyunlara, konserlere, sinemalara gitmeleri için Tesvik edin ki doğa ile birlikte olmaya vakit bulamasınlar.
Onları sürekli mesgul edin.
Eger olur da kendi gibi dusunen arkadaslariyla bir araya gelirlerse Onlari dedikodu etmeye tesvik edin. Oyle seyler konusmalarini saglayin ki
aralarinda ihtilaf çıksın ve ayrılırlarken dargınlıklar olsun. Hayatlarinin o kadar guzel ve mukemmel olmasini saglayin ki Allahı ve
Onun gücünü düşünecek durumda olmasınlar. Her şeyi kendilerinin elde ettigine Ve de kendi güçleri ile bu mükemmel hayata sahip olduklarina inansınlar.
Sağlıklarına ve elde ettikleri nimetlere şükretmek ihtiyacı duymasınlar. Iste buyuk plan bu. Şeytanlar Müslumanlari her yerde meşgul etmeye,
Telaşla koşuşturmaya çalışıyorlar. Öyle ki Allah ı düşünecek hatta ailelerine ayıracak Küçücük anları dahi kalmasın. Diger Müslümanlar ile Allahın gücünü Onun Rasulu Muhammedi Konuşacak zamanları kalmasın . Peki sizce şeytan bu görevinde

Başarılı oluyor mu ? Siz karar verin

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şeytan | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: