Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 24 Eyl 2007

Norveç Hakkında Genel Bilgi

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

Norveç Hakkında Genel Bilgi

Norveç Hakkında Genel Bilgi

Norveç, Kuzey Avrupa’da İskandinav Yarımadası’nda, Kuzey Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında, İsveç’in batısında yer alan bir ülkedir. Anayasal monarşi ile yönetilen ülkenin başkenti Oslo’dur. 324,220 km² alana yayılan Norveç’in, Finlandiya ile 729, İsveç ile 1.619, Rusya ile 167 kilmetre sınırı vardır ve 21.925 kilometrelik çok uzun bir sahil şeridi vardır.

Bölgede kıyı boyunca ılıman iklim görülür. Kuzey Atlas akımının etkisiyle sıcaklık de işiklikleri ortaya çıkar. Arazi buzulludur. Ço unlukla yüksek platolar ve dik da ların arasında verimli vadiler yer alır. Ovalar küçük ve da ınıktır. Kıyıda derinliklerden başlayan fiyortlar yer alır. Kuzeyde arktik tundra bölgesi vardır.

Deniz seviyesinden en yüksek noktası 2.469 metrelik rakımıyla Galdhøpiggen’dir. Petrol, bakır, do algaz, nikel, demir, çinko, kurşun, balık, kereste, hidro enerji başlıca do al kaynaklarıdır. Do al afetlerden en sık görülenler de heyelan ve çı dır.

Nüfus

Nüfus: 4,503,440 (Temmuz 2001 verileri)
Nüfus artış oranı: %0.49 (2001 verileri)
Mülteci oranı: 2.11 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 3.94 ölüm/1,000 do an bebek (2001 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.79 yıl, erkeklerde: 75.87 yıl, kadınlarda: 81.92 yıl (2001 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 1.81 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)
HIV/AIDS – hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: 101 den az (1999 verileri)
HIV/AIDS – hastalı ı olan insan sayısı: 1,600 (1999 verileri)
HIV/AIDS – hastalıklarından ölenlerin sayısı: 8 (1999)
Ulus: Norveçli
Nüfusun etnik da ılımı: Norveçliler, Sami 20,000
Din: Evangelik Lutherciler %86, di er Protestanlar ve Roma Katolikleri %3, di er %1, bilinmeyen %10 (1997)
Diller: Bokmål ve nynorsk adlandırılan iki yazı dilinden oluşan Norveççe ( resmi )
Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için verilerde toplam nüfusta: %100

Yönetimi

İdari bölümler: 19 bölge; Akershus, Aust-Agder, Buskerud, Finnmark, Hedmark, Hordaland, More og Romsdal, Nordland, Nord-Trondelag, Oppland, akers hus, Ostfold, Rogaland, Sogn og Fjordane, Sor-Trondelag, Telemark, Troms, Vest-Agder, Vestfold
Ba ımlı toprakları: Bouvet Adası, Jan Mayen, Svalbard
Ba ımsızlık günü: 7 Haziran 1905
Milli bayram: Anayasa Günü, 17 Mayıs (1814)
Anayasa: 17 Mayıs 1814, 1884 yılında de iştirilmiştir.
Üye oldu u uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirli i Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı), EAPC (Avrupa – Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi), ESA (Avrupa Uzay Ajansı), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birli i), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birli i), MINURSO (BM Bati Sahra Referandum Misyonu), NAM, NATO (Kuzey Atlantik Asemblesi),NC, NEA (Nükleer Enerji Ajansı), NIB (İskandinavya Yatırım Bankası), NSG, OAS (Amerika Devletleri Teşkilatı), OECD (Ekonomik İşbirli i ve Kalkınma Örgütü),OPCW, OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirli i Örgütü), PCA (Daimi Hakemlik Mahkemesi), UN (Birleşmiş Milletler), UN Güvenlik Konseyi, UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (E itim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserli i), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNMEE (BM Etyopya-Eritre Misyonu), UNMIBH (BM Bosna Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UNMOP (BM Prevlaka Gözlem Misyonu), UNTAET (BM Do u Timor Geçiş Yönetimi), UNTSO (BM Mütareke Gözlem Örgütü), UPU (Dünya Posta Birli i), WEU (Batı Avrupa Konseyi), WHO (Dünya Sa lık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü), ZC

Ekonomi

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi – 194.1 milyar $ (2005 verileri)
GSYİH – reel büyüme: %2.7 (2000 verileri)
GSYİH – sektörel bileşim: tarım: %2, endüstri: %26, hizmet: %73 (1999)
Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %2.9 (2000 verileri)
İş gücü: 2.4 milyon (2000 verileri)
Sektörlere göre işgücü da ılımı: hizmet %74, endüstri %22, tarım, ormancılık, balıkçılık %4 (1995)
İşsizlik oranı: %3 (2000 verileri)
Endüstri: Petrol ve gaz, gıda maddeleri, gemi yapımı, ka ıt ürünleri, metaller, kimyasallar, kereste, madencilik, tekstil, balıkçılık
Endüstrinin büyüme oranı: %3 (2000 verileri)
Elektrik üretimi: 121.084 milyar kWh (1999)
Elektrik tüketimi: 110.795 milyar kWh (1999)
Elektrik ihracatı: 8.28 milyar kWh (1999)
Elektrik ithalatı: 6.467 milyar kWh (1999)
Tarım ürünleri: Arpa, di er hububat, patates, et, süt, balık
İhracat: 59.2 milyar $ (2000 verileri)
İhracat ürünleri: Petrol ve petrol ürünleri, makine ve parça, metaller, kimyasallar, gemi, balık
İhracat ortakları: AB %73, ABD %5 (1999)
İthalat: 35.2 milyar $ (2000 verileri)
İthalat ürünleri: Makine ve parçaları, kimyasallar, metaller, gıda maddeleri
İthalat ortakları: AB %66, ABD %10, Japonya (1999)
Para birimi: Norveç Kronu (NOK)
Para birimi kodu: NOK
Mali yıl: Takvim yılı

İletişim

Kullanılan telefon hatları: 2.735 milyon (1998
Telefon kodu: 47
Radyo yayın istasyonları: AM 5, FM 650, kısa dalga 1 (1998
Radyolar: 4.03 milyon (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 360 (1995)
Televizyonlar: 2.03 milyon (1997)
Internet kısaltması: .no
Internet servis sa layıcıları: 13 (2000)
Internet kullanıcıları: 2.36 milyon (Ekim 2000)reel büyüme 3.2

Ulaşım

Demiryolları: 4,012 km (12
Karayolları: 91,180 km (1999)
Su yolları: 1,577 km
Boru hatları: Arıtılmış petrol ürünleri 53 km
Limanları: Bergen, Drammen, Floro, Hammerfest, Harstad, Haugesund, Kristiansand, Larvik, Narvik, Oslo, Porsgrunn, Stavanger, Tromso, Trondheim
Hava alanları: 103 (2000 verileri)

Resmi dil : NorveççeBaşkent : Oslo

En büyük kent : Oslo

Siyasi sistem : Anayasal monarşi

Kral : V. Harald

Başbakan : Jens Stoltenberg

Yüzölçümü
– Toplam ; Ülkeler arasında 68’inci2

– Su %’si : %6,0 324,220 km²

Nüfus
– Toplam (?)

– Nüfus yogunlu u : Ülkeler arasında 114’üncü
4.641.500 (Şubat 2006 tahmini)
14/km²

Para birimi : Norveç Kronu (NOK)

Saat dilimi
– Yaz Saati UTC+1
UTC+2

Ulusal marş : Ja, vi elsker dette landet

İnternet alan adı : .no 3

Uluslararası telefon kodu : 47

********************************************************

Information
Türkçe bilgiAdres ve Telefonlar

Büyükelçilik

Adres:
Norveç Kraliyeti Büyükelçili i
Kırkpınar Sokak No:18
06540 Çankaya, Ankara

Posta adresı:
Norveç Kraliyeti Büyükelçili i
P.K. 82 Kavaklıdere
06692 Ankara

Telefon: +90 (312) 405 80 10
Faks : +90 (312) 443 05 44

E-posta Adresi: emb.ankara@mfa.no

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Perşembe: 08.30-16.30
Cuma: 8.30-14.00

Vize Resepsiyonu

Müracaat Saatleri:
Pazartesi-Perşembe: 09.00-12.00
Cuma: 09.00-10.30

Telefon ile danişma saatleri:

Pazartesi-Perşembe: 13.00-16.00

Cuma: 11.00-12.00

Telefon: +90 (312) 405 89 40
Faks : +90 (312) 443 05 43

Norveç Fahri Konsoloslukları

İstanbul Başkonsoloslu u

Adres:
Bilezik Sokak No:2
34427 Fındıklı, İstanbul

Telefon: +90 (212) 249 97 53 / 252 06 00
Faks : +90 (212) 249 44 34

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Cuma: 09.00-18.00

İzmir Konsoloslu u

Adres:
1378 Sk. 4/1, Kat 2/201, Kordon İşhanı
35210 Alsancak/ İzmir

Telefon: +90 (232) 421 92 80
Faks : +90 (232) 422 06 90

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Cuma: 09.30-12.30

Antalya Konsoloslu u

Adres:
Liman Mah. Akdeniz Cad. 528, Aktur Apt. K:4
07070 Liman Kavşa ı, Antalya

Telefon: +90 (242) 259 00 83
Faks : +90 (242) 259 12 37

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Cuma: 08.30-18.00

İskenderun Konsoloslu u

Adres:
Ünsal İşhanı, Atatürk Bulvarı
Kat:1, P.K. 11 31200 İskenderun

Telefon: +90 (326) 613 45 67
Faks : +90 (326) 614 02 34

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Cuma: 08.30-12.30 ve 14.30-18.30
Cumartesi: 09.00-13.00

Marmaris Konsoloslu u

Adres:
Netsel Marina
48700 Marmaris, Mu la

Telefon: +90 (252) 412 68 83
Faks : +90 (252) 412 53 51

Çalışma Saatleri:
Pazartesi-Cuma: 09.00-18.00

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Norveç Hakkında Bilgiler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 22 Comments »

H.z. İsmail (a.s)

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

2H.z. İsmail (a.s),Sa’d B. Ebi Vakkas (r.a)

H.z. İsmail (a.s)

Kur’an-ı Kerîm’de adı zikredilen peygamberlerden. Kendisine “Allah’ın kurbanı” anlamına “Zebihatullah” da denir. Hz. İbrahim’in Hacer’den olan büyük oğludur. Kur’an’da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir (el-Bakara, 2/136; Âlu İmran, 3/84; en-Nisa, 4/163). Hz. İsmail (a.s)’ın bir Resul ve Nebi olduğu, ümmetine Allah’ın emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdiği anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. İbrahim ve Hz. İshak ile birlikte Hz. Ya’kub (a.s)’ın ecdadından birisi olduğu (el-Bakara, 2/133) ve İsmail (a.s)’ın babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kâbe’nin temelini yükselten ve O’nun temizliğinden sorumlu kimseler olarak anlatıldığı görülmektedir (el-Bakara, 2/125 ve 127).

Hz. İsmail Mekke’ye yerleşen Cürhümîlerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiştir. Eslem kâbilesinden bir grup, yarış için ok atışırken, Hz. Peygamber (s.a.s) onlara şöyle demiştir: “Ey İsmail oğulları! Ok atınız, sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi” (Buhâri, Enbiyâ, 12). Hz. İsmail iyi bir atıcı ve avcıydı. Mekke’nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı, ata binmeyi, yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.s) “At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail’in mirasıdır” (Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, I, 192) buyurmuştur. Hz. İsmail Arap dilini çok güzel konuşan fasih bir insandı.

Hz. İbrahim Allah Teâlâ’nın emriyle hanımı Hâcer ve oğlu İsmail’i Filistin’den alıp Hicaz’a götürdü. Hz. İsmail henüz sütte idi. Kâbe’nin daha sonra inşa edildiği yere yakın bir yerde büyük bir ağacın yanına bıraktı. Yanlarına bir dağarcık hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke şehri kurulmamıştı, her taraf ıssızdı. Hatta su da yoktu.

Hz. İbrahim dönüp giderken Hacer, “Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?” dedi. Hacer tekrar, “Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı, emretti?” diye seslendi. Hz. İbrahim, “Evet Allah emretti” deyince, Hacer, “Öyleyse Allah bize yeter, bizi o korur” diyerek Allah’a tevekkül etti. İbrahim Seniye mevkiine gelince Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelerek şöyle dua etmiştir: “Ey Rabbimiz, ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Şunun için ki, Rabbimiz (orada) namaz (ların)’ı dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır ki (verdiğin nimete) şükretsinler” (İbrahim, 14/37).

Aradan günler geçti. Yanlarındaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu, çocuk susuzluktan ağlıyordu.

Hacer su aramaya başladı. Safa tepesine çıktı, etrafa baktı kimseyi göremedi. İndi; koşarak Merve’ye geldi; etrafına bakındı, kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve arasındaki bu gidiş gelişi yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve’ye çıktığında şimdiki Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek gördü. Ayağının ökçesiyle yeri eşiyordu. Oradan su çıkmıştı. Diğer bir rivayete göre çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hacer gelip kana kana içti, çocuğuna da içirdi.

Hz. Hacer su boşa akmasın diye gölet yapıp suyu muhafaza etmeye çalışıyor, bir yandan da avuçlarıyla kırbasını dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s) bunu şöyle anlatmıştır: “Allah İsmail’in annesi Hacer’e rahmet eylesin! Eğer o Zemzem’i kendi haline bıraksaydı da, soyu avuçlamasaydı, muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 9).

Hz. Hacer’in suyu bulmasından sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümîlerden bir grup vadinin üstünde bir kuş gördüler. Bu kuşun su olan yerde uçtuğunu bilen Cürhümîler daha önce bu vadide bir su kaynağı yoktu. Acaba, yeni bir su kaynağı mı bulundu diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber alınca, gelip su başına yerleşmek için Hz. Hacer’den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek şartıyla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. İsmail fasih arapçayı bunlardan öğrendi, gençlik yaşına gelince Cürhümîler içlerinden bir kızla Hz. İsmail’i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer vefat etti.

Hz. İbrahim oğlunun durumunu kontrol için Mekke’ye geldi. Hz. İsmail’in evine geldiğinde onu evde bulamadı. Hz. İsmail’in hanımı ile aralarında şu konuşma geçti:

“İsmail nerede?” diye sordu. Hz. İsmail’in hanımı;

“Rızık temin etmek için ava gitti” dedi.

“Geçiminiz nasıl?” diye sordu.

“Darlık içindeyiz, durumumuz kötü” diye cevapladı.

Hz. İbrahim; “Kocan geldiğinde selâm söyle, kapısının eşiğini değiştirsin” dedi ve gitti.

smail avdan dönünce hanımıyla aralarında şu konuşma geçti. İsmail (a.s):

“Evimize gelen oldu mu?”

“Evet, yaslı bir adam geldi, seni sordu, cevap verdim. Geçimimizi sordu “darlık içindeyiz” dedim”.

Hz. İsmail, “sana bir şey tenbih etti mi?” dedi. Kadın, “Sana selâm söylememi istedi ve “kapının eşiğini değiştirsin” diye tenbih etti” dedi. İsmail (a.s) durumu anladı ve:

“O gelen ihtiyar babamdı. Senden ayrılmamı istiyor, artık evine dön dedi.”

Böylece İsmail ilk eşinden boşandı. Bir müddet sonra Cürhümîlerden başka bir kızla evlendi.

İbrahim (a.s) Mekke’ye geldi. Yine İsmail (a.s) ava gitmişti. Hanımıyla aralarında yukarıdakine benzer şekilde bir konuşma geçti. Ancak kadın geçimlerinin ve kocasının iyi olduğunu söyledi. Daha sonra İbrahim: “Kocan geldiğinde ona selâm söyle, kapısının eşiğini güzel tutsun” dedi.

İsmail avdan gelince hanımı olanları anlattı. İsmail: “O babamdı. Sen de evimin eşiğisin. Seni hoş tutmamı emrediyor” (Buhârî, Enbiyâ, 9) dedi.

Hz. İbrahim zaman zaman Şam’dan gelip oğlunu ve hanımı Hacer’i ziyaret ederdi. Bir defa rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görmüştü. Rüya üç gece aynen tekerrür edince Hz. İbrahim durumunu oğluna açıp:

“Ey oğulcuğum, rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, buna ne dersin? dedi. Hz. İsmail; “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın, diye cevap verdi” (es-Saffat, 37/102).

Hz. İbrahim ve İsmail’in bu teslimiyetini Allah mükafatlandırdı. İsmail’in yerine büyük bir kurbanlık verdi (es-Saffat, 37/107).

Ancak Yahudiler Hz. İbrahim (a.s)’ın kurban ettiği oğlunun Hz. İsmail değil Hz. İshak olduğunu iddia ederler (bk. Ali el-Muttekî el-Hindî, Kenzu’l Ummâl, XI, 490).

Bu konuda bazı zayıf rivayetler varsa da Yahudilerin bu iddialarının asıl sebebi kıskançlıklarıdır. Halife Hz. Ömer b. Abdülaziz müslüman olan bir Yahudi alimine “Hz. İbrahim’in hangi oğlunu kurban etmesi emrolundu?” diye sormuştu. Bu zat şöyle dedi: “Vallahi, Allah İsmail’in kesilmesini emretmişti. Bunu Yahudiler de bilirler. Ancak Yahudiler Arapları kıskanırlar. Babanız İsmail’in kurban edilmesi hakkındaki ilahi emre boyun eğişi ve sabrının Allah tarafından övülmesini çekemezler de bu fazileti kendi ataları olan İshak (a.s)’a vermek isterler” (Taberî, Tarih, I, 138,139).

Hz. İbrahim’in Mekke’ye yaptığı bir sefer sırasında Allah tarafından Kâbe’yi yapması emredilmişti. Oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi yaptılar (el-Bakara, 2/127; el-Hacc, 22/26-27). İs mail (a.s) tas getiriyor, İbrahim (a.s) duvar örüyordu.

Babasının vefatından sonra Hz. İsmail, Hicaz halkına peygamber oldu. Bu husus Kur’an-ı Kerîm’de: “Kitap (Kur’an) da İsmail (a.s)’ı de an ki 0, va’dinde sadık rasûl ve nebî idi. O ehli (kavmi)ne namaz ve zekatla emrederdi ve O Rabbi Teâlâ’nın yanında (söz ve hareketleriyle) makbul idi” (Meryem, 19/55-56) buyurulur.

Nakledildiğine göre Hz. İsmail babasının vefatından kırk yıl sonra 137 yaşında vefat etmiş ve Hacer’in Hicr’deki kabrinin yanına defnedilmiştir. Arapların el-Musta’rebe grubu Hz. İsmail (a.s)’in oğullarından çoğalmış olup, bunların kökü Adnan’a dayanır.

Hz. İsmail’in kabri Harem’deki Hicr denilen yerdedir (Ali el-Muttekî el-Hindi, Kenzu’l-Ummâl, XI, 490).

Abdullah YÜCEL

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsmail, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.Z LUT ( a.s ) HELAK ANSIZIN GELiR

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

H.z Lut - Helak Ansızın Gelir ...,pompei-halkc4b1-lut-kavmi-ile-aync4b1-sona-uc49fradc4b1

H.z Lut – Helak Ansızın Gelir …

LUT aleyhisselam “O ŞEHİRLER, İŞLEK YOLLAR ÜZERİNDE HALA DURMAKTADIR. BUNDA İNANANLAR İÇİN İBRET VARDIR.” Hicr; 77-78

Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaları anlatılan toplumlardan birisi de “Lût Kavmi”dir. Bu isim, Lût aleyhisselamın o kavme peygamber olarak gönderilmesinden dolayı verilmiştir.

Lût aleyhisselam, çevresindeki insanları uzun süre hak yola davet ettiği halde, iki kızı hariç, hiç kimse, hatta karısı dahi kendisine inanmamıştı. Öylesine sapıtmışlardı ki, o zamana kadar hiç bir toplumda görülmeyen fenalıkları açıkça yapıyorlardı. Snuçta; Lût aleyhisselam ve iki kızından başka hepsi helak edildiler. Kur’ân-ı Kerîm’de, bu topluluğun yaşadığı beldeden; altüst olan anlamında el mü’tefika diye bahsedilmektedir. Bu kelimenin çoğulu “el mü’tefikat” olup, Tevrat’ta geçen mahpeka ile eş anlamlıdır.

Hazret-i Lût, İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. Enbiya suresinde, “İlim ve hikmet sahibi iyilerden ve Allahü tealanın rahmete erdirdiklerinden birisi” olarak tanıtılmaktadır. Ayrıca En’am suresinde bir ayet-i Kerîmede “dünyalara üstün kılındığı” buyurulmaktadır.

LÛT KAVMİNİN ÖZELLİKLERİ

Kadı Beydavi’nin bildirdiğine göre, Lût aleyhisselam, amcası Hazret-i İbrahim’in tavassutu ile Sodom şehrinin bulunduğu Ğor diyarına gider. Buranın ahalisi, dünyanın en şerli insanlarıydılar. Hiçbir toplumun yapmadığı kirli işleri yapmakla kalmıyor, yoldan gelip geçenlere de Mûsâllat oluyorlardı. Hâzin ve Medârik tefsirlerinde; “Yol kenarına oturup, gelip geçene yolculara çakıl taşları atarlardı. Taş kim değdi ise, onu atan, diğerlerinden daha fazla sarkıntılık etmeye hak kazanırdı. Yani çakıl sahibinin hissesine isabet etmiş nasibi olarak görülürdü.” A’raf ve Neml surelerinde de, bu kavmin erkeklerinin kadınları bırakıp, hem cinslerine meyleden cinsi sapıklar olduğu bildirilmektedir.

Lût aleyhisselam bu topluluğun arasında yıllarca mücadele verir. Onlara, Allah’tan korkmalarını, Ona itaat etmelerini söyler. Ancak Lût Kavmi de, öbür örneklerde olduğu gibi, peygamberlerini yalancılıkla suçlarlar. Bununla da yetinmeyip, kendisini şehirden kovmakla tehdit ederler. Lût aleyhisselam, Allahü tealanın azabı ile ikaz ettiği zaman ise Onunla alay ederek; “Azabı bir an evvel getir de görelim” derler.

Lût aleyhisselam, çok ağır şartlar altında, bir nakle göre 40 sene mücadele verir. Kavminin yaptığı baskı, artık dayanılmaz boyutlara ulaştığı zaman da Allahü tealaya sığınarak; “Beni ve ailemi bu azgın topluluğun elinden kurtar” diye dua eder. Yıllarca kavminin huzuru için çalışmış ama kendisine iki kızından başka kimse iman etmemiştir. Hanımı dahi, azgın kavmin tarafını tutmuştur.

HELAK ANSIZIN GELİR

Allahü teala tarafından helak için görevlendirilen bir kaç melek, Lût aleyhisselama misafir olurlar. Hepsi de bu sapık toplumun dikkatini çekecek bir şekle bürünmüşlerdir. Hatta Lût aleyhisselam onların melek olduğunu önce anlayamamıştır. “Sizler tanınmamış kimselersiniz”, “Bu, çok çetin bir gündür” diyerek misafirlerini ağırlamaya çalışırken karısı vasıtasıyla bazı insanların olaydan haberi olur. Hep birlikte koşup gelirler. Öyle ki; Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle birbirlerini ite kaka seyirterek evin kapısına yığılırlar. Lût aleyhisselam, “Bunlar misafirimdir. Onlara karşı beni mahçup etmeyin … İçinizde aklı başında kimse yok mu?” diye onları sakinleştirmeye çalışsa da kuduran topluluk; “Biz seni alemin işine karışmaktan menetmemişmiydik?” “Doğrusu ne istediğimizin farkındasın” diyerek bahçe kapısından içeri girerler. Allahü teala bu dehşetli ortamı şöyle bildirmektedir; “Ey Muhammed, senin hayatına yemin olsun ki; onlar sarhoşluk içerisinde azgın bir haldeydiler.”

Lût aleyhisselam öylesine bunalmıştır ki, peygamberlere has zelle denilen hataya düşeceğini gören melekler duruma müdahale ederler; “Ey Lût, bizler Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana ilişemeyecekler … Biz, şüphe edip durdukları azabı getirdik … Bu kasaba halkına yaptıklarından dolayı gökten muhakkak azab indireceğiz … Geceleyin aileni yola çıkar. Sen de arkalarından git, hiçbiriniz arkasına bakmasın … Karının dışında kimse geri kalmasın, çünkü onların başına gelen onun da başına gelecektir. Vadesi gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?”

Sapık güruh son bir kez kapıya yüklenirlerse de bir anda hepsinin gözleri kör edilir. Kadı Beydavi ve Fahreddin-i Râzî; “Meleklerden birisi Cebrâil aleyhisselam idi. Topluluk kapıyı kırıp içeri girdiklerinde, bir hareketle hepsinin gözünü kör etti. Panik içerisinde kapıyı dahi bulup kaçamadılar. Hatta, Lût aleyhisselam onları kollarından tutarak dışarı çıkarmıştı” demektedir.

Nihayet Lût aleyhisselam, kızları ve hanımını da alarak şehirden uzaklaşır. Geride kalan topluluğun nasıl imha edildiğini Kur’ân-ı Kerîm şöyle anlatmaktadır; “Onlara azap emrimiz gelince o ülkenin altını üstüne getirdik. Üzerlerine ateşte pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.”

ARKEOLOJİ NE DİYOR?

Lût aleyhisselam kıssası, Tevrat’ta da geçmektedir. Ancak Tevrat, tahrif edilmiş olduğundan, hıristiyan ve yahudi dünyasında ona dayandırılarak yapılan arkeolojik araştırmalar gittikçe güvenilirliğinin kaybolmasına sebep olmuştur. Buna karşılık Kur’ân-ı Kerîm’in doğruluğu ve İslam alimlerinin de muhteşem kapasitelerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Kur’ân-ı Kerîm ve Tevrat’ta helak edilen beldenin yeri bildirilmemiştir. Buna rağmen Kur’ân-ı Kerîm’i tefsir eden bazı alimler, ayetlerden hareketle neredeyse adres tarif eder gibi öylesine isabetli bilgiler vermişlerdir ki, hayran olmamak mümkün değildir.

Bir ayet-i Kerîmede “Can yakıcı azaptan korkanlar için o beldede bir işaret bıraktık” buyurulmaktadır. Fahreddin-i Râzî, Lût kavmini anlatan ayet-i Kerîmelerin Mekke müşriklerine hitaben indirildiğini hatırlatarak ve “O şehirler, işlek yollar üzerinde hala durmaktadırlar. Bunda inananlar için ibret vardır.” ayet-i Kerîmesinden yola çıkarak; Mekkeliler ticaret için genellikle Şam şehrine giderlerdi. Şam yolu, Lût gölünün tam güneyinden geçerdi. Bu sebeple Lût kavminin kalıntılarını burada aramak gerekir diye yazmaktadır.

Bilim adamları İbrahim aleyhisselamın MÖ. 2000 yılları civarında yaşadığını tahmin etmektedirler. Lût aleyhisselam da aynı yıllarda yaşamıştır. Bu noktayı gözönüne alırsak ilgi çekici bazı noktalara rastlayabiliriz. Arkeolog Albright tarafından yapılan bir keşif, helak edilen beldenin yeri hakkında bize biraz olsun ışık tutabilmiştir. O dönemin şehirlerinden biri olan Bab el Dhara’nın kalıntıları MÖ. 2300-1900 tarihleri arasındaki bir periyoda sahip olup Sodom ve Gomorra şehirleriyle yaşıttır. Yapılan bütün kazılar MÖ. 2000 yıllarında Bab el Dhara ve yakın şehirler aniden terkedilmişlerdir. Hem de her biri bir medeniyet merkezi iken… Bütün bu buluntular, Lût aleyhisselamın kavmiyle çağdaş olan ve onlara komşu olan şehirlere aittir. Herşeyin olduğu gibi bırakılıp göç edilmesinin sebebini şu ana kadar açıklayabilen çıkmamıştır. Belki de Lût kavminin dehşetli helakine şahid olan komşu şehirlerin insanları, aynı akibete uğramaktan korktukları için panik içinde kaçmışlardı. Arkeologların yoğun araştırmaları, yok edilen şehirlerin yerlerini bulmaya yetmemiştir. Tesbit edebildikleri tekşey, Lût gölünün güneyinde bir yerlerde olduklarıdır. Yapılan milyonlarca dolarlık harcama sonucu ancak bu bilgi elde edilebilmiştir. Günümüzden 1000 sene önce İslam alimleri de aynı tespiti yapmışlardı.

Hz. LÛT (a.s)

Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamberlerden biri Lût (a.s) ile birlikte Hz. İbrahim’in kardeşi Hârân’ın oğludur. Lût (a.s), İbrahim (a.s) ile birlikte Harran’dan Filistin’e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrahim (a.s.) beraberce Mısır’a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin’e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrahim (a.s.)’ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyet insanlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı.

Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlaksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı.

Hz. Lût, “âlemlerden hiç kimsenin sizden önce yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz” (el-A’raf, 7/80-81); “evet, siz cahil bir milletsiniz” (en-Neml, 27/55); “yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?” (el-Ankebût, 29/29) diyerek onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehaletten kurtarmağa çalıştı.

Hz. Lût’un yaptığı ikazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Kardeşleri Lût onlara; “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak âlemlerin rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz”dedi (eş-Şuara, 26/160-166). Bunun üzerine kavmi de ona cevaben. “Ey Lût! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın” (eş-Şuara, 26/167). Doğru sözlü isen bize Allah’ın azabını getir” (el-Ankebût, 29/29) diyerek Hz. Lût ve kendisine inananlarla alay ettiler ve şehirden çıkarmak istediler (el-A’raf, 7/82), Lût Peygamber, kavminin azgınlıklarına karşı Allah’tan yardım istedi. “Rabb’im şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” (el-Ankebut, 29/30); “Rabb’im, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar” (eş-Şuara, 25/169) diye dua etti.

Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût’un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere “elçiler” (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrahim (a.s)’a uğradılar ve orada Hz. Lût’un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. “Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lût’un ailesi (Hz. Lût’a inananlar) bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk” (el-Hicr,15/58-60). “Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir. İbrahim: “Ama Lût oradadır” dedi. Elçiler (melekler): “Biz orada olanları daha iyi biliriz, onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız” dediler” (el-Ankebût, 29/31-32).

Melekler, Hz. İbrahim’den ayrıldıktan sonra Hz. Lût’un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. “Biz sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz” (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. “Bu çetin bir gündür” (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insan zannetmesi idi. Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler suretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. Misafirlerin geldiğini duyan “şehir halkı sevinerek geldiler” (el-Hicr, 15/67).

“Lût’un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar” (el-Kamer, 54/37). “Hz. Lût onlara: “Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah’tan korkun, beni utandırmayın” dedi” (el-Hicr, 15/68-69). Misafirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi” (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. “Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın” (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: “Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam” dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; “Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler” (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.

Artık Allah Teâlâ’nın Lût kavmine takdir ettiği azabın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: “Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun baçına da gelecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?” (Hîd, 11/81). “Bu kasaba halkının yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten elbette bir azap indireceğiz” (el-Ankebût, 29/34). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isabet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular (Abdulfettah Tabbara, Ma’al Enbiya’ Fil-Kur’an, s, 142-146; Muhammed Ahmed Cad, Kısasu’l-Kur’ân, 68-76).

Bundan sonrası da Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:

“Buyurduğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine de Rabbinin katından işaretli olarak yığın yığın sert taş yağdırdık. Bunlar zalimlerden hiç bir zaman uzak olmayacaktır” (Hûd, 11/82-83).

“Tanyeri ağarırken çığlık onları yakalayıverdi. Memleketlerini alt üst ettik; üzerlerine sert taş yağdırdık. Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır. O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ durmaktadır. Bunda inananlar için ibret vardır” (el-Hicr, 15/73-77).

“Bunun üzerine onu (Lût’u) ve ailesini kurtardık. Yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk. Geride kalanların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan, fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi” (en-Neml, 27/57-59).

“And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi. Âzabımı ve uyarılarımı dinlememenin sonucunu tadın” dedik (el-Kamer, 54/38-39).

Görüldüğü gibi, Lût’un kıssasındaki en büyük özellik onun eşcinsellikle yaptığı mücadeledir. Eşcinsellik İslâm’da en büyük günahlar arasındadır. Eşcinselliğe livata * yada lûtilik * denmesi, bu çirkin fiili ilk olarak bu kavmin işlemesinden dolayıdır. Yine görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim, bu iğrenç fiili yapanları kınamakta ve faillerinin dünya ve ahirette büyük azap göreceklerini ifade etmektedir.

LUT aleyhisselam“O ŞEHİRLER, İŞLEK YOLLAR ÜZERİNDE HALA DURMAKTADIR. BUNDA İNANANLAR İÇİN İBRET VARDIR.” Hicr; 77-78

Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaları anlatılan toplumlardan birisi de “Lût Kavmi”dir. Bu isim, Lût aleyhisselamın o kavme peygamber olarak gönderilmesinden dolayı verilmiştir.

Lût aleyhisselam, çevresindeki insanları uzun süre hak yola davet ettiği halde, iki kızı hariç, hiç kimse, hatta karısı dahi kendisine inanmamıştı. Öylesine sapıtmışlardı ki, o zamana kadar hiç bir toplumda görülmeyen fenalıkları açıkça yapıyorlardı. Snuçta; Lût aleyhisselam ve iki kızından başka hepsi helak edildiler. Kur’ân-ı Kerîm’de, bu topluluğun yaşadığı beldeden; altüst olan anlamında el mü’tefika diye bahsedilmektedir. Bu kelimenin çoğulu “el mü’tefikat” olup, Tevrat’ta geçen mahpeka ile eş anlamlıdır.

Hazret-i Lût, İbrahim aleyhisselamın kardeşinin oğludur. Enbiya suresinde, “İlim ve hikmet sahibi iyilerden ve Allahü tealanın rahmete erdirdiklerinden birisi” olarak tanıtılmaktadır. Ayrıca En’am suresinde bir ayet-i Kerîmede “dünyalara üstün kılındığı” buyurulmaktadır.

Ahmet ÖZGEN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Lut, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İbrâhim (a.s.)’in Hayatı ve Tevhid Mücâdelesi

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

20İbrâhim (a.s.)'in Hayatı ve Tevhid Mücâdelesi

İbrâhim (a.s.)’in Hayatı ve Tevhid Mücâdelesi

“İbrâhîm”; Kelime Anlamı Ve Hz. İbrâhim’in Kimliği

“Bir zamanlar Rabbi İbrâhim’i birtakım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince; ‘Ben seni insanlara imam/önder yapacağım’ demişti. ‘Soyumdan da (imamlar/önderler yap, yâ Rabbi!)’ dedi. Allah: ‘Ahdim zâlimlere ermez (onlar için söz vermem)’ buyurdu.” (2/Bakara, 124)

“İbrâhîm” ismi, elimizdeki Tevrat’ın bazı bölümlerinde Avraham (Abraham) olarak geçmektedir. Tevrat’a göre İbrâhim’in adı, önce “ulu ata” mânâsında Abram iken, daha sonra “milletlerin babası” anlamında Abraham’a dönüşmüştür. Bununla birlikte Abraham kelimesi menşei ve anlamı tam tesbit edilmiş değildir.

İbrâhim (a.s.) Keldânîler’in Ur şehrinde doğdu. Ur şehrinin, Aşağı Babilonya’da Fırat’ın batı yakasında, bugünkü Bağdat’ın 300 km. güneydoğusundaki Tel el-Mukayyer denilen bir yer olduğu belirtilmektedir. Bir başka yoruma göre ise, Hz. İbrâhim’in doğduğu yer, Kuzey Suriye’de Harran’a çok yakın olan Ufa’dır. Kitab-ı Mukaddes geleneği, İbrâhim (a.s.)’in memleketi olarak Kuzey Mezopotamya’yı, yani Güneydoğu Anadolu’ya tekabül eden bölgeyi gösterir. Bugün artık Hz. İbrâhim ve âilesinin anayurdunun, içinde Harran’ın da bulunduğu bu bölge olduğu kabul edilmektedir.

Hz. İbrâhim’in yaşadığı dönem, tam olarak bilinmemektedir. Milâttan önce 22-20. yüzyıllarda yaşadığı anlaşılmaktadır.

“Allah’ın dostu” anlamına gelen “Halîlullah” ünvanına sahip İbrâhim (a.s.) “ulü’l-azm” denilen büyük peygamberlerden biridir. Ulü’l-azm pâyesine erişen diğer peygamberler ise Nûh (a.s.), Mûsâ (a.s.), İsa (a.s.) ve Muhammed (a.s.)’dır. Hz. İbrâhim’in Halîlullah lakabını alması, Allah’a olan sevgi ve bağlılığındandır. Bir rivâyete göre Hz. İbrâhim, insanlara karşı çok cömert olduğu ve onlardan hiçbir şey istemediği için “Halîlullah” diye nitelendirilmiştir.

İbrâhim (a.s.)’in Hayatı ve Tevhid Mücâdelesi

Hz. İbrâhim, Kur’an’da ismi geçen kendinden sonraki bütün peygamberlerin babasıdır. O, iki nûrânî silsilenin ilk halkasını teşkil eder. Küçük oğlu İshak’la başlayan silsile, torunu Ya’kub’la devam etmiş; Ya’kub’un neslinden ise, başta Yusuf olmak üzere, Mûsâ, Hârun, Yûşâ, Dâvud, Süleyman, Zekeriyyâ, Yahyâ ve İsa’ya dek uzanan nebevî bir zincir devam etmiştir. Büyük oğlu İsmâil ile başlayan nuranî silsilenin ortasında ise nebîlerin sonuncusu ve en ekremi olan Muhammed Mustafa (s.a.s.) vardır. Ki, bu silsile, Rasûl-i Ekrem’in kızı Fâtıma ile damadı Ali’nin oğulları olan Hz. Hasan ve Hüseyin’le devam edip bugünlere ulaşmıştır. Böylesi iki nuranî ve mübârek silsilenin başında İbrâhim (a.s.) vardır. Dört semâvî/ilâhî kitabın elçisi olan dört rasûl de onun soyundandır. Mûsâ da onun zürriyetindendir; Dâvud, İsa ve Muhammed de… (Salevâtullahi aleyhim ecmaîn).

Hz. İbrâhim, ülü’l-azm peygamberlerden biridir. Babasının adı, Kur’ân’da Âzer olarak geçmekte ve onun putperest olduğu bildirilmektedir (6/En’âm, 74). Müslüman tarihçilerin kaydettiğine göre kâhin ve müneccimlerin o sene bölgede doğacak İbrâhim adlı bir çocuğun halkın dinini değiştireceğini, Nemrut’un saltanatına son vereceğini söylemeleri, diğer bir rivâyete göre ise, kendisinin bu mâhiyette bir rüya görmesi üzerine Nemrut hamile kadınları bir yere toplamış ve doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini, ayrıca erkeklerin eşlerinden uzaklaştırılmasını emretmiştir. Bunun üzerine Âzer, İbrâhim’e hamile kalan karısını Kûfe ile Basra arasındaki Ur şehrine götürüp bir mağaraya saklamış, İbrâhim bu mağarada doğmuştur. İbrâhim, Kur’ân-ı Kerim’de ayrıntılı biçimde anlatılan (6/En’âm, 75-79) Allah’ın sonsuz varlığına ve birliğine dair istidlâllerini de bu mağaradan ayrılışını takip eden günlerde yürütmüştür. Buna göre bir akşam vakti mağaradan çıkarılan İbrâhim, babasına gördüğü şeylerin ne olduğunu ve bunların bir yaratıcısının bulunup bulunmadığını sormuş, onların bir rabbi olması gerektiğini düşünmüş; yıldızları, ayı ve güneşi görünce her biri için, “Rabbim budur” demiş, fakat gördükleri kısa süre sonra sönüp gidince, “Ben böyle sönüp batanları sevmem” diyerek bunların hiçbirinin ilâh olamayacağını ifade etmiş; “Hiç şüphesiz ben, bir tevhid ehli olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim, ben müşriklerden değilim” diyerek bir olan Allah’a dönmüştür.

Rabbi İbrâhim’e “müslüman ol!” dediğinde, “Âlemlerin rabbine teslim oldum, müslüman oldum” (2/Bakara, 131) diyerek bu dâvete icâbet etmiştir. Bununla birlikte, “Andolsun İbrâhim’e daha önce rüşdünü vermiştik; Biz onu iyi tanırdık” (21/Enbiyâ, 51) meâlindeki âyetin de işaret ettiği gibi İbrâhim, peygamberlik öncesinde de doğru yolda idi. Hz. Nûh’a verilenler Hz. İbrâhim’e de tavsiye edilmiş (42/Şûrâ, 13), ona sahifeler (küçük kitap) verilmiştir (53/Necm, 36-37; 87/A’lâ, 19). Müslüman tarihçiler Hz. İbrâhim’e on sahife indirildiğini, bunların mesellerden ibâret olduğunu bildirirler. (Elimizdeki muharref Kitab-ı Mukaddes’te 88 ve 89. Mezmurlar ile Yesirah bölümlerinin Hz. İbrâhim’e indirilen sahifeler olduğu, yahûdi ve hıristiyan kaynaklarca belirtilir.) Hz. İbrâhim, peygamber olarak seçilip kavmine gönderildiğinde önce babasına hak dini tebliği etmişse de, babası onu kovmakla tehdit etmiştir (19/Meryem, 42/46). İbrâhim daha sonra kavmini de dine dâvet etmiş, ancak olumlu sonuç alamamıştır (6/En’âm, 80-81; 21/Enbiyâ, 51-73; 26/Şuarâ, 70-89; 29/Ankebût, 16-27). Kur’an’da Hz. İbrâhim’in babası için Allah’tan af dilediği, fakat bu dileğinin kabul edilmediği belirtilmektedir (19/Meryem, 41-50; 9/Tevbe, 114).

Kur’an’ın çeşitli sûrelerinde İbrâhim (a.s.)’in, babasının ve kavminin taptığı putlara karşı mücâdele ettiği ve bir tek Tanrı inancını savunduğu; gök cisimlerine ve bunların sembolleri olan putlara tapmanın mânâsız olduğunu, hiç kimseye fayda veya zarar vermesi mümkün olmayan bu cisimlere tapmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söylediği ifade edilir. Hz. İbrâhim’in ay, güneş ve yıldızları görüp önce, “bunlar benim rabbimdir” demesi, daha sonra da batıp giden şeylerin rab olamayacağını belirtmesi, İslâmî kaynaklarda onun henüz küçük yaşta iken dinî bir endişe taşıdığı şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak bu olaydan, İbrâhim’in kısa bir süre için bile olsa gök cisimlerini gerçekten tanrı zannettiği şeklinde bir sonuç çıkarılmamalı, bu husus, sadece kavminin dinî telâkkilerinin anlamsızlığını vurgulamak için başvurduğu bir tartışma yöntemi ve muhâkeme tarzı olarak kabul edilmelidir. Zira ay battığında söylediği “Rabbim bana doğru yolu göstermezse…” sözü, güneş batınca da, “Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım” demesi, hâdisenin kavmine tevhid inancını tebliği esnasında vuku bulduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Kur’an’da, Hz. İbrâhim’in Allah’a ölüleri nasıl dirilttiğini sorması da aslında inandığı halde “kalbinin tatmin olması” şeklinde olumlu bir gerekçeyle açıklanmaktadır (2/Bakara, 260).

Hz. İbrâhim’in putları kırması ve bu yüzden putperestlerce ateşe atılmasına rağmen ateşin kendisini yakmaması, onun tevhid mücâdelesinin güzel bir hâtırası olarak Kur’an’da ve bazı ayrıntılarla birlikte diğer kaynaklarda yer alır. Buna göre İbrâhim (a.s.), taptıkları putların ne kadar âciz ve işe yaramaz olduğunu kavmine göstermek üzere fırsat kollar. Nihayet bir bayram günü, halk şenlik için şehir dışına çıkınca (37/Sâffât, 88-90) put evine giderek en büyük put dışındaki bütün putları kırar. Kavmi döndüğünde durumu görüp İbrâhim’i sorguya çeker. İbrâhim (a.s.), “Belki de şu büyükleri yapmıştır, ona sorun” der (21/Enbiyâ, 57-67; 37/Sâffât, 88-96). Nihayet putperest yönetim İbrâhim (a.s.)’i ateşe atmak sûretiyle cezalandırmaya kalkışır (21/Enbiyâ, 68; 29/Ankebût, 24). Ancak Allah’ın, “Ey ateş, İbrâhim’e serinlik ve esenlik ol!” emri üzerine ateş İbrâhim’i yakmaz (21/Enbiyâ, 68-70). Tarih ve tefsir kaynaklarının çoğunda, Bakara sûresinde (2/258) Hz. İbrâhim’le tartışarak tanrılık iddiasında bulunduğu, fakat İbrâhim’in ortaya koyduğu deliller karşısında yenik düştüğü bildirilen kişinin, onu ateşe atan toplumun lideri Nemrut olduğu kabul edilir.

Hz. İbrâhim eşi Sâre, yeğeni Lût ve diğer adamlarıyla birlikte Nemrut’un ülkesini terkederek önce Harran’da, ardından Ürdün’de bir süre kalmış, oradan Mısır’a gitmiş, daha sonra Filistin diyarına dönmüştür. Hz. İbrâhim ve Lût, putperest kavmi terkedip Allah’ın kendilerine vaad ettiği bereketli ülkeye ulaştıktan sonra Lût kavmine gitmekle görevlendirilir ve İbrâhim’den ayrılır (29/Ankebût, 28). İbrâhim (a.s.), kavminden ayrılıp hicret ettikten sonra (21/Enbiyâ, 71; 29/Ankebût, 26) yaşı bir hayli ilerlemiş olduğu ve hiç çocuğu bulunmadığı için Allah’tan sâlih bir evlât ister; kendisine akıllı, uslu (halîm) bir çocuk müjdelenir (37/Sâffât, 99-101). Hz. İbrâhim’in bu ilk çocuğu İsmâil’dir.

Hz. İbrâhim’e Allah’ın elçileri (melekler) misafir olarak gelirler. İbrâhim onlara kızartılmış buzağı ikram eder; fakat misafirler yemezler; durumdan kaygılanan İbrâhim’e endişe etmemesini, Lût kavmi için geldiklerini söylerler; ayrıca ona bir oğlu olacağı müjdesini verirler. O esnâda ayakta olan hanımı bu müjdeyi duyunca gülerek bu iki yaşlı insandan çocuk doğmasının şaşılacak bir şey olduğunu söyler. Bunun üzerine melekler, Allah’ın emrine şaşmamaları gerektiğini hatırlatırlar (11/Hûd, 69-76; 15/Hicr, 51-60; 29/Ankebût, 31-32).

İbrâhim (a.s.)’in eşi Sâre, câriyesi Hâcer’i, kendi rızâsı ile İbrâhim’e verdiği halde, İsmâil’in doğması üzerine kıskançlığa kapılıp onlarla bir arada yaşamak istemez. Allah, İbrâhim’den Hâcer ile İsmâil’i Mekke’nin bulunduğu yere götürmesini ister. Kur’an’ın ifadesiyle İbrâhim zürriyetinden bir kısmını Beytülharâm’ın yanına bırakır (14/İbrâhim, 37). İsmâil, Hz. İbrâhim’in ilk çocuğudur ve oraya bırakıldığında daha çok küçüktür (37/Sâffât, 100-102).

Hâcer ile İsmâil’i Mekke’nin bulunduğu yere bırakan ve kendisi Filistin’de yaşayan Hz. İbrâhim, ilk çocuğu koşar çağa gelince onu kurban etmekle imtihan edilir. Hz. İbrâhim, bu imtihanı başarır ve mükâfat olarak geriden gelecekler arasında ismi ebedîleşir (37/Sâffât, 101-112). Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrâhim’in nerede ve nasıl vefat ettiği bildirilmemektedir. Müslüman tarihçiler, vefat ettiğinde 200 veya 175 yaşında olduğunu söyleyerek, İbrâhim’in naaşının Hebron’da Sâre’nin yanına defnedildiğini belirtirler.

Hadislerde ve tarih kitaplarında Hz. İbrâhim’in uzun boylu, elâ gözlü, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı, ayak izlerine varıncaya kadar Hz. Muhammed (s.a.s.)’e en çok benzeyen insan olduğu nakledilmektedir (Buhârî, Libâs 68; Müslim, İman 270-272, 278). Ayrıca onun Kûsâ’da Süryânîce konuştuğu, Harran’dan yola çıkarak Fırat’ı geçtiğinde dilinin de İbrânice’ye dönüştüğü, tirit yemeğini ilk defa onun yaptığı, “ebu’l-edyâf” (misafirler babası) diye anıldığı, 120 yaşında kendi kendini sünnet ettiği, 300 kölesini serbest bıraktığı, onların da müslüman olduğu nakledilmektedir.

Kur’an’da Hz. İbrâhim’in şahsiyet özellikleri, mânevî ve ahlâkî nitelikleri hakkında geniş bilgi verilmektedir. Buna göre İbrâhim, mü’minlerin babası, Allah’ın dostudur. Kendisine göklerin ve yerin melekûtu gösterilmiş, Rabbinin emrettiği yere hicret etmiştir. Onun soyuna da peygamberlik ve kitap verilmiştir. Hz. İbrâhim’in tevhid akîdesini çağında yeniden tesis etmesi yanında, oğlu İsmâil ile birlikte Kâbe’yi inşâ etmesi, Kur’an’da müslümanlardan biri olarak gösterilmesi ve kendisine itibarlı bir yer verilmesine vesile olmuştur. Allah tarafından Beytullah’ın yeri bildirildikten sonra İbrâhim, oğlu İsmâil ile beraber Kâbe’nin temellerini yükseltmiş ve bir olan Allah’a adanan ilk mâbed olarak Kâbe inşâ edilmiştir. İbrâhim’den insanlar arasında haccı ilân etmesi, Beytullah’ı temiz tutması istenmiş, böylece bu kutsal mekân bütün müslümanlar için hac yeri ve kıble yapılmıştır.

Beytullah’ın bulunduğu Mekke için duâ eden İbrâhim (a.s.), Mekke’nin emîn bir şehir olmasını dilemiş (2/Bakara, 126; 14/İbrâhim, 35), bölgeyi “harâm (kutsal) ilân ederek orada kan dökülmesini ve dışarıda câiz olan diğer bazı işlerin yapılmasını yasaklamıştır. Kendi zürriyetinden Allah’a itaat eden bir ümmet çıkarmasını, onlara peygamber göndermesini niyaz etmiştir (2/Bakara, 126-129; 14/İbrâhim, 35, 40). İbrâhim ve oğlu İsmâil’in duâlarında yer alan bu peygamber, onların soyundan gelen Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Nitekim İsmâil’in neslinden daha başka peygamber de gelmemiştir. “Ben babam İbrâhim’in duâsı, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım.” (Müsned, IV/127, 128; V/262) hadisi de buna işaret etmektedir. Hz. İbrâhim’in bu duâsına şükran nişânesi olmak üzere müslümanlara namazlarda “salli bârik” duâlarını okumaları öğütlenmiştir (Buhârî, Tefsir 33/10, Deavât 31, 32).

Kur’an’da İbrâhim, İsmâil, İshak, Ya’kub ve esbâtın (torunların) yahûdi veya hıristiyan oldukları şeklinde yahûdi ve hıristiyanlarca ileri sürülen iddia reddedilmekte (2/Bakara, 135, 140), buna delil olmak üzere Tevrat ve İncil’in ondan sonra indirildiği hatırlatılmakta (3/Âl-i İmrân, 65), “yahûdi yahut hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” diyen yahûdi ve hıristiyanlara karşı müslümanlardan, “hayır, biz hanîf olan İbrâhim’in dinine uyarız; o müşriklerden değildi” (2/Bakara, 135) demeleri istenmektedir. Öte yandan Arap müşrikleri de İbrâhim (a.s.)’in soyundan gelmek ve onun binâ ettiği Kâbe’yi koruma işini üstlenmiş olmaktan onur duyarlardı. Ancak Kur’an onlara da Hz. İbrâhim’in asla müşriklerden olmadığını, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman olduğunu hatırlatır (3/Âl-i İmrân, 67).

Kur’an’da, geçmiş peygamberler içinde özellikle İbrâhim (a.s.) ‘in öğretisine kalıcı bir değer yüklendiği görülür. Nitekim Peygamberimiz’e de, “doğru yola yönelerek İbrâhim’in milletine/dinine uy” diye emredilmiş (3/Âl-i İmrân, 95, 16/Nahl, 123), Allah’ın onu doğru yola, gerçek dine, hakka yönelen ve puta tapanlardan olmayan ibrâhim’in dinine ilettiği belirtilmiştir (6/En’âm, 161). Rasûl-i Ekrem de, “Ben müsâmahalı ve kolay olan Hanîflikle (İbrâhim’in tevhid dini ile) gönderildim” (Müsned, V/266; Vı/116, 233) şeklindeki açıklamasıyla aynı gerçeği dile getirmiştir. Ayrıca İslâm ümmetine de İbrâhim’in hanîf dinine uyması emredilmiş (3/Âl-i İmrân, 95), din bakımından en güzel yolun İbrâhim’in dinini benimsemek sûretiyle izlenen yol olduğu ifade edilmiştir (4/Nisâ, 125). Kâbe’nin haremindeki İbrâhim makamının namaz yeri kılınması (2/Bakara, 125), İbrâhim’in dinine uyulması emredilmiş (3/Al-i İmrân, 95), onun dininden ancak kendini bilmezlerin yüz çevireceği (2/Bakara, 130), gerçek iman sahiplerine “müslüman” ismini, çok önceden İbrâhim’in verdiği (22/Hacc, 78) bildirilmiştir. İbrâhim (a.s.), dünyada seçkin kılınmış olanlardan, kendisine güzellik verilenlerden, âhirette de sâlihlerdendir (2/Bakara, 130; 16/Nahl, 122). O, Hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir önderdir (16/Nahl, 120-122).

Hz. İbrâhim, son derece ağır başlı, yumuşak huyluydu, varlığını Allah’a adamıştı (9/Tevbe, 114; 11/Hûd, 75). Kendisi ve eşi ileri yaşta olduğu halde duâsı kabul edilerek ona akıllı, iyi huylu ve bilgili iki oğlu olacağı müjdelenmiştir (15/Hicr, 53; 37/Sâffât, 101, 112). Sadece kendisi değil; âilesi de Allah’ın rahmet ve bereketine mazhar olmuştur (11/Hûd, 73). İbrâhim (a.s.) çok misafirperverdir (15/Hicr, 51), sıdkı bütün bir peygamberdir (19/Meryem, 41). Bu sebeple İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda mü’minler için güzel örnekler bulunduğu bildirilmiştir (60/Mümtehine, 4). (1)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z. Salih (a.s)

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

H.z. Salih (a.s),Kadın ve Dua,gul,cicek,Peygamberimizin mucizeleri

H.z. Salih (a.s)

Kur’an-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden biri. Semud kavmine gönderilmiştir. Allah Teâlâ onu, önceki peygamberlerin getirmiş olduğu tevhid dininden sapıp kendilerine ilâhlar edinen Semud kavmini uyarmak için bu kavme peygamber olarak göndermiştir. Ancak Semud kavmi, öteki azgın kavimlerde olduğu gibi onu dinlememişler ve eziyet ederek, yanlarından kovmuşlardır. Semud kavminin ileri gelenleri onunla alay ederek küçümsemeye çalışmış ve kendilerini tehdit ettiği azabın gelmesini istemişlerdir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onları şiddetli bir şekilde cezalandırarak yok etmiştir. Salih (a.s)’ın ve Semud kavminin kıssası sonraki nesillere ibret olsun diye Kur’an-ı Kerim’de yer almıştır.

Hz. Hud’un vefatından sonra, Semud’un torunları Kuzey Arabistan bölgesine yerleştiler. Kendilerine köşkler, saraylar inşa ettiler. Taşları oydular, onlara yeni şekiller verdiler. Köşklerini ve saraylarını bu şekillerle süslediler.

Semud kavmi, tevhit inancını unutup Allah’a ortak koştular ve yapmış oldukları putlardan kendilerine tanrılar edindiler.

Bu kâvmin ahlak ve fazilet bakımından en üstünü olan Salih’e kırk yaşına geldiği zaman peygamberlik görevi verildi.

Hz. Salih, kavmine gerçeği bildirdi. Onları doğru olan yola çağırdı. Tebliğde bulundu;

“Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden tebliğim için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbına aittir” dedi.

Salih aleyhisselam gerçekten saygı duyulacak bir insandı. Semud Kavmi de Hz. Salih’i sever, sayardı. Salih, davetini açıkladıktan sonra durum değişti. Kavmi, Salih’e karşı cephe almaya başladı. Babalarının yanlış inançlarını sürdürmeyi tercih ettiler. “Babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi yasaklıyor musun?” dediler.

Semud kavmi, kendi aralarından birisinin gerçeği haber vermesini kabullenemediler, “İçimizden bir insana mı uyalım?” dediler.

Kavmi, Hz. Salih’i suçlamaya başladı. Terbiyesizlik ettiler. Hz. Salih için “o, şımarık bir yalancıdır” dediler.

“Onlar yarın kıyamette şımarık ve yalancının kim olduğunu bilecekler. Ama iş isten geçmiş olacak. Onların yalvarıp yakarmaları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. “

Semud kavmi, Hz. Salih’e engel olamayacaklarını anlayınca, onunla uğraşmaktan vazgeçtiler. Salih peygambere inanan mü’minleri yollarından döndürmeye çalıştılar. Allah’ın elçisini yapayalnız bırakmak istediler. Mü’minlere; “Salih’in, Rabbı tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu gerçekten biliyor musunuz?” dediler.

O, gerçek iman mutluluğuna eren insanlar da “Biz, onunla gönderilen her şeye iman ederiz” dediler.

Hiç bir şüpheye yer vermeyen bu kayıtsız şartsız iman karşısında Semud kavmi’nin inkarcıları şaşkınlığa düştüler; “Sizin inandığınızı bir inkar ederiz” diyerek vicdanlarını bir kez daha sattılar.

Bu inkarcılar, Hz. Salih’i bozgunculukla suçlarken halkı da inkara zorladılar; “Yeryüzünü ıslah etmeyip bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin” dediler.

Hz. Salih sabretti. Ümitsizliğe kapılmadı. Gerçeğe yüz çeviren kavmini putlardan uzaklaştırmaya çalıştı. Onlara öğütlerde bulundu.

Semud kavmi’nin sapıkları Hz. Salih’e; “Eğer doğru söyleyenlerden isen bir mucize getir” dediler. Bu istekleri inanmaya yönelmelerinden değildi. Sapkınlıklarına yeni malzeme aramalarındandı.

İstedikleri mucize, dişi ve hamile bir deve idi. Allah, mucize olarak Semud kavmi’ne bu dişi deveyi verdi. Bu mucize karşısında bazıları iman ettiler, bazıları da inkarlarında direttiler. Allah elçisi hakkında “amma da sihirbazmış” demek alçaklığında bulundular.

Semud kavmi, bu kez de deveden rahatsız olmaya başladılar. Devenin fazla su içmesinden yakındılar. Yüce Allah suyu, deve ile Semud kavmi arasında paylaştırdı; “Suyu içme hakkı bir gün onun, bir gün de sizindir” buyurdu.

Deveyi her gördüklerinde mü’minlerin inancı yenileniyordu. Azgınların da kini artıyordu. Hz. Salih bu durumu biliyordu. Kavmini uyarıyordu;

“Sakın ona fenalık ile dokunmayın. Eğer dokunursanız sizi büyük bir günün azabı yakalar” diyordu.

Bu kavmin inkarcıları Salih’in sözlerini dinlemediler. Kendi aralarında Salih’i, mü’minleri ve dişi deveyi öldürmeyi kararlaştırdılar. Önce, mucize olarak gönderilen deveyi öldürdüler. Bu hareketleriyle Salih peygamberi ve müminleri yıldırmak, korkutmak istediler. isyanlarını ve kinlerini kustular. “Ey Salih!” dediler. “Eğer sen gönderilmiş peygamber isen va’dettiğin azabı getir!”

Allah Elçisi yılmadı. Bu azgınlar topluluğuna; Ey milletim! Ben size Rabbımın risaletini tebliğ ettim. İşe nasihat eyledim. Fakat siz, nasihat edenleri sevmezsiniz” dedi.

Hz. Salih, kavmine iyi muamelede bulundu. Yine kurtuluş yollarını gösterdi. Tevbe etmelerini öğütledi. “Ey kavmim” dedi. Niçin tevbeden evvel çabucak kötülüğü istiyorsunuz? Allah’tan mağfiretinizi istemeli değil miydiniz? Belki merhamet olunurdunuz. “

Semud Kavmi bu sözlere kulaklarını tıkadılar. Biz, seninle ve seninle bulunanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Bela ve musibetlere sebep olarak Salih’le mü’minleri gösterdiler.

“O şehirde dokuz kişi vardı ki bunlar yeryüzünde fesat çıkarıyor iyilikte bulunmuyorlardı”.

Deveyi öldürten bu adamlar, kötü arzularım devam ettirmek niyetindeydiler.

Bunların hepsi bir araya geldiler. “Gece baskını yapıp Salih’i ve ailesini öldürelim. Sonra velisine; biz o ailenin helakinde hazır değildik, gerçekten biz doğru söyleyenlerdeniz diyelim” dediler. Kendi aralarında bu karara vardılar.

anı Yüce Allah, bu olayı şöylece belirtiyor: “Onlar, bir hile düşündüler. Biz de onların haberleri olmadan hilelerini alt-üst ettik “.

Salih peygambere münkirlerin bu hilesi haber verildi. O da ailesini ve mü’minleri yanına alarak bu şehri terketti. Böylece hicret olayı da gerçekleşti.

Azgınlar, planlarını uygulamak için geceleyin Salih peygamberin evini kuşattılar. Evin içinde kimseyi bulamayınca şaşırıp kaldılar.

“Allah’ın azabı onları yakalayıverdi. Bunun üzerine şiddetli bir sarsıntı tuttu. Yurtlarında yüz üstü düşüp öyle kaldılar. “

Ne kadar inkarcı ve sapkın varsa hepsi de helak oldu. Şehir bir harabe haline dönüştü.

Müminler bir müddet sonra bu harabe haline dönüşen şehre geldiler. Azgınlığın ve inkarcılığın kötü sonucunu seyrettiler. Mü’min olduklarından dolayı Allah’a şükrettiler.

Salih peygamber mü’minlerle birlikte tekrar hicret ettikleri şehre döndüler. Allah Elçisi Salih (a.s), müminlere öğütlerde bulundu; onlara, Allah’a kul olmanın sevincini tattırdı.

Her peygamber gibi o da Rabbının rahmetine kavuştu. Ölümsüzlük diyarına ulaştı.

Ahmet ÖZGEN

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Salih, Peygamberler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

malezya ilahi grubu

Posted by Site - Yönetici Eylül 24, 2007

MALEZYA iLAHi GRUBU

Ya  ALLAH

Posted in Çocuklar İçin İlahiler | 14 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: