Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 07 Eyl 2007

İmam-ı Azam ve KAdılık…

Posted by Site - Yönetici Eylül 7, 2007

imam azam,ekber,Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için....

İmam-ı Azam ve Kadılık…

Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu.
Abbasi Halifesi Me’mun İmam-ı Azam’ı Kufe’ye kadı yapmak istiyordu. İmamı çağırdı ve bu niyetini açıkladı. İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi.
– Ben kadılık yapamam, dedi.
Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı. Bu nedenle Halife sert çıktı:
– Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın!
İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi:
– Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer “yapamam” dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki halde de kadılık yapamam,

.

Posted in ADALET, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Dünyanın En Büyük Nimeti

Posted by Site - Yönetici Eylül 7, 2007

Laleli baba hikayesi,Laleli Baba kabri,mezari,turbesi istanbul,Dünyanın En Büyük Nimeti,

Dünyanın En Büyük Nimeti

II. Mustafa devrinde, Laleli Baba diye Allah‘ın sevgili ve veli bir kulunun yaşadığından bahsedilir. Bu zat, göğsünün üzerine her zaman bir lale taktığından halk arasında “Laleli Baba“ diye meşhur olmuştur.

Devrin padişahı III. Mustafa, Laleli Baba‘yı merak edip bir gün ziyaretine gider. Laleli Baba, padişahın birçok sorusunu cevaplarken Padişah, dünyanın en büyük nimetinin ne olduğunu sorar.

Laleli Baba,“Dünyada en büyük nimet, yiyip içtikten sonra tuvalete çıkmaktır“der.
Padişah bu cevabı beğenmez. Hatta Laleli Baba‘nın bu kaba ve nezaketten uzak cevabından dolayı canı sıkkın bir şekilde oradan ayrılır.

O gece yediği yemeği ve içtiği suyu dışarı çıkaramayan Sultan, sarayın içinde dört döner. Padişah güç bela eriştiği şafak vaktinde acele bir abdest alır, namazı kılar ve doğruca Laleli Babanın evine koşar. Gece sabaha kadar uyuyamadığını, şafağı iple çektiğini, içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtulması için dua istediğini yalvarırcasına anlatır. Laleli Baba;

Allah‘ın nice nimetlerine sahip bulunduğumuz halde, alışkanlık sebebiyle bunların kıymetini bilmiyoruz. Yiyip içtikten sonra tuvalete gitmenin en büyük nimet olduğunu şimdi öğrendiniz değil mi?“ der ve ilave eder: “Eğer yaptığınız şu camiyi bana bağışlar ve padişahlığınızı da bütün salahiyetleriyle birlikte bana bırakırsanız, kurtulmanız içi dua ederim.

Padişah, camiyi derhal bağışladığını, bu andan itibaren caminin adının “Laleli Cami“ olduğunu bildirir ancak saltanatını vermeyeceğini ifade etmek ister. Fakat bu sıkıntıya daha fazla dayanamadığından, saltanattan da vazgeçtiğini, sadece içinde bulunduğu sıkıntıdan kurtarılması için dua etmesini rica eder.

Laleli Baba o zaman şu karşılığı verir:
Bir saltanat ki, bir tuvalete gitme karşılığında feda ediliyor; doğrusu buna saltanat demeye bin şahit ister“ der ve saltanatını Sultana iade eder.

Laleli Baba‘nın duasını alan Sultan sıkıntısından hemen kurtulur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlı Tarihi, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamber Efendimiz tesbihat yaparken parmaklarını tam olarak nasıl kullanıyor du?

Posted by Site - Yönetici Eylül 7, 2007

Tövbe İçin Pişmanlık Gerekir.

Namazdan Sonra Tesbih 

Tesbihatın nasıl yapılacağı, hangi duâ ve tesbihlerin okunacağı bizzat Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından tesbit edilmiştir. Hz. Sevban’dan gelen bir rivayete göre, Resulullah (a.s.m.) namazdan çıktığı zaman üç defa istiğfar eder, “Estafirullah” derdi.1

Bu istiğfarı “Estafirullahe’l-azîme’l-kerime’llezî lâ İlâhe İllâ hû. el-Haylü’l-Kaymûmü ve etûbü İleyh” şeklinde söylemek de mümkündür.

Farz ve sünnetleri kılıp tesbihatta, önce Âyetelkürsî, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okduktan sonra 33 defa “Sübhânallah,” 33 defa “Elhamdülillah” ve 33 defa “Allahü Ekber” denir. Sonra da, “Lâ İlâhe İllallahü Vahdehû…” duâsı okunur ve duâya geçilir.

Hadiste ve diğer fıkıh kitaplarında Âyetelkürsî okunduktan sonra tesbihe ve insanın üzerine üflemek gibi birşey yoktur. Ancak Resul-i Ekrem Efendimiz yatağa girmeden önce yukarıda geçen sûreleri okuduktan sonra avucuna üfler, elinin yetiştiği yere kadar bütün vücudunu meshederdi. Fakat tesbihat ânında böyle bir durum bulunmamaktadır.

Bilindiği gibi, namaz tesbihatı çoklukla tesbihle yapılmaktadır. Böylece zikir kelimelerinin sayısı hususunda yanılma ihtimali, eksik veya fazla yapma durumu ortadan kalkmış olmaktadır. Ancak bugünkü kullanılan şekilde bir tesbih Asr-ı Saadette yoktu.

Peygamberimiz sağ parmaklarının boğumlarıyla tesbih çekerdi.2 Ayrıca çakıl taşları ve hurma çekirdekleri ile tesbih kelimelerini sayanları da men etmemiştir.

Cennetle müjdelenen on Sahabiden birisi olan Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas, Resulullah (a.s.m.) ile beraber bir kadının yanına gittiklerini, kadının önünde hurma çekirdekleri veya çakıl taşları bulunduğunu ve kadının tesbihi onlarla saydığını bildirdikten sonra, Resul-i Ekremin bu kadının hareketine müdahale etmediğini söylemektedir.3

Peygamberimizin bu hareketi sünnetin bir başka nev’i olan takrirî sünnete girmektedir. O hareketi hoş karşıladığını göstermektedir. Diğer taraftan Hz,. Ebû Hüreyre’nin, tesbihini bir ipliği düğümleyerek yaptığı da rivâyet edilmektedir. Bugünkü şekliyle kullandığımız tesbih ise ancak Hicrî beşinci asırda yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.

Abdullah bin Amr ise, “Resulullahın (a.s.m.) tesbihi, sağ elinin boğumlarıyla saydığını gördüm”4 demektedir. Tesbihleri doğru olarak yapabilecek kimselerin eliyle tesbih çekmesi daha faziletlidir. Ama arzu edenler 33’lü veya 99’lu tesbihlerle de bu ibadeti yapabilirler. Tesbihi göbekten yukarı veya aşağı tutarak çekmek arasında da bir fark yoktur.

Söylenen tesbih miktarlarına gelince; bu hususta değişik rivâyetler vardır. Bu rivâyetlerden bir kısmı tesbih miktarlarının 11’er, bir kısmı 25’er, bir kısmı da 10’ar sefer söylenmesi hakkındadır.5 Fakat, 3’er defa söylenmesi hakkında rivâyet edilen hadisler daha çoktur. Kadı İyaz gibi hadis ve fıkıh uleması bu rivayeti tercih etmiş ve buna göre amel edilmesini uygun görmüşlerdir.

Bu mevzudaki hadis-i şeriflerin şerh ve izahında bu sayıların hikmeti hakkında bilgiler verilmektedir. Meselâ, İmam Aynî bu hususta şöyle demektedir:
“Zikrin otuz üç adet yapılmasının tavsiye buyurulması, bu sayı üçe çarpıldığı zaman doksan dokuz ettiği içindir. Bu miktar ile zikirde bulunan kimse Allah’ı doksan dokuz ismiyle zikretmiş gibi olur.”

Hadiste belirtilen adetlerden az veya çok tesbih veya tahmidde bulunanların vaad edilen sevaba nâil olup olamayacakları meselesi ise; bir kısım ulemâ istenilen adetten fazla söylendiği zaman, fazlalıklar sevabı gidermez derken, bazı ulemâ da “ziyade veya noksan kasden yapılırsa vaad edilen sevap hâsıl olmaz. Çünkü bu adetlerin bir hikmet ve hassası bulunur da adet noksan bırakılmak veya ziyâde edilmek suretiyle bu hikmet ve hassa kaybolur” demektedirler.

Bunun için tesbihleri 33’lerden eksik yapmamaya gayret etmeli, 33’ten fazla söylenince de sevap ve hikmeti kayboldu diye endişeye kapılmamalıdır. Çünkü, rükû ve secde tesbihlerini 3’ten 7’ye kadar söylemek de müstehaptır. Burada esas söylenmesi gereken ve tavsiye edilen 3’er defa söylemek ise de, 5 ve 7 defa söylemek de câiz ve müstehaptır.

Namaz tesbihatını tek başına yapmak mümkün olduğu gibi, cemaat halinde îfa etmek de mümkündür.

Cemaatle kılınan namazlardan sonra bu tesbih ve duâları müezzinin iştirakiyle cemaat de hep birlikte yapar ki, fazilet ve sevabı bakımından daha güzel ve daha isabetlidir. Namaz tesbihatının cemaat halinde yapılmasının sünnette yerinin olup olmadığına gelince, Resul-i Ekrem Efendimiz toplu halde yapılan zikir, duâ ve ibadetleri her seferinde teşvik etmiş; Sahabîlerini toplu halde sohbet eder, zikreder ve ibadet eder halde görürse memnun olmuş ve onlara bazı müjdeler vermiştir.

Hz. Muâviye’nin rivâyetine göre, birgün Peygamberimiz (a.s.m.) SAhabîlerden bir kısmının bir halka teşkil ederek oturduklarını gördü. Yanlarına vardı ve sordu:

“Ne maksatla bir araya gelip burada oturdunuz?”

Onlar, “Bize İslâm gibi bir din bahşeden ve bu yolla bizi imtihana tâbi tutan Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturduk” dediler.

Peygamberimiz bir defa daha sorup, onlardan yeminli bir cevap aldıktan sonra şöyle buyurdu:

“Sizi suçlamak için yemin ettirdiğimi sanmayın. Lâkin şu var ki; bana Cibril geldi, Aziz ve Celîl olan Allah’ın meleklerine karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi.”6

Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz, namazdan sonra olmasa da, herhangi bir vesileyle bir araya gelip zikir ve tesbihle meşgul olan mü’minleri bile medhetmiştir. Her ne kadar namaz tesbihatı Peygamberimizin (a.s.m.) zamanında cemaat halinde toplu olarak yapılmamış olsa dahi, daha sonraki müçtehid imamlar zamanından itibaren her namaz kılanın rahatlıkla yapabilmesi ve zikrin sevabından mahrum kalmaması için cemaat halinde yapılmasının daha faydalı olacağı esas olarak benimsenmiştir.

Cemaatle kılınan namazlardan sonra, cemaatin bulundukları yerden ayrılarak sünneti ve tesbihi mümkünse değişik yerlerde yapmaları müstehaptır. İbni Âbidin’de geçen bir rivayete göre, böyle yapmanın sünnet olduğu da söylenir. Farzlardan sonra saffı bozmak bütün beş vakit namazlar için bahis mevzuudur. Sabah ve ikindi namazı hakkında herhangi bir ayırım gözetilmemiştir. Farzdan sonra saffı bozmaktan maksat, namaza sonradan yetişenlerin hâlâ farz kılındığını sanmamaları içindir. Farzdan sonra sünnetin değişik mahalde kılınması, cemaatle kılınan namazlarda da müstehaptır. Mahşerde, seccade ve yerin namaz kılana şehâdet edeceği rivâyet edilmektedir. Bunun için, ne kadar çok yere secde edilirse o kadar mahel insana hüsn-ü şehadet ederler. Çünkü öbür âlemde bütün varlıklar şuurludur ve Allah’ın dilemesiyle konuşurlar. Farzdan sonra sünneti ve duâyı değişik yerlerde tamamlamak müsait olmadığı takdirde, bulunulan yerde tamamlamanın caiz olacağını belirten görüşler de mevcuttur.7

1. Müslim, Müsâfirîn: 135.
2. Tirmizî, Daavât: 25.
3. Ebû Dâvud, Vitir; 24.
4. Tirmizî, Daavât: 24.
5. Neseî, Sehv:91-96.
6. Müslim, Zikir: 40.
7. el-İmam Alâüddin el-Kâsânî. Bedâiü’s-Sanâi. (Beyrut: Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî, 1402-1982), 1:160; İbni Âbidîn, 1:356.

Mehmed Paksu İbadet Hayatımız

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, İbadet | Etiketler: | Leave a Comment »

BÜYÜ YAPMAK !

Posted by Site - Yönetici Eylül 7, 2007

20120603_194237 copy.jpgf4

Büyü Yapmak.

İslamiyet sihri inkar etmemiş, ancak Tevhid itikatına zarar verdiği, İslam ahlak ve prensiplerini bozduğu, kötüye kullanıldığı için kesinlikle haram kılınmıştır. Bir müslümanın bunlarla meşgul olması katiyetle doğru değildir, bu gibi şeyler küfür basamaklarıdır.

Allah-u Teala sihri öğrenenler hakkında Ayet-i kerime’de şöyle buyurmaktadır:

Onlar kendilerine faydalı olacak şeyler değil de zarar verecek şeyler öğreniyorlardı.” (Bakara:102)

Bir Ayet-i kerime’de de şöyle buyuruluyor:

Nerede olursa olsun, sihirbaz asla iflah olmaz.” (Taha:69)

Resul-i Ekrem -sallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz sihri “Helak edici yedi büyük günahtan birisi saymıştır, bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyurmuştur:

Muhabbet vesaire için efsun yapmak, iplik okumak veya muska yazmak suretiyle sihir yapmak şirktir.” (Ebu Davud)

Sihir yapmak haram olduğu gibi sihire inanmak da haramdır.

Karı-koca arasındaki aile bağlarını koparmaktan başlayarak, insanlar arasında fesatlıklar çıkaran sihirbazlar asr-ı saadette Resulullah -sallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e de sihir yapmaya cüret etmişlerdi.

Aişe -radiyallahu anha- Validemiz’den rivayete göre, şöyle demiştir:

Bir keresinde Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem-e sihir yapılmıştı. Bu hadiseden sonra işlemediği bazı şeyleri işlediğini sanırdı. Nihayet günün birinde tekrar tekrar dua etti ve bana dedi ki:

Ya Aişe! Allah bana şifamı bildirdi. İki melek gelip biri başucumda diğeri ayak ucumda durdu. Birbirleri ile şöyle konuşuyorlardı:

-Bu zatın hastalığı nedir?

-Sihirlenmiştir.

-Kim sihir yaptı?

-A’sam oğlu Lebid.

-Ne ile yaptı?

-Tarak, saç ve sakal tarantısı, erkek hurma çiçeği ile.

-Nerede yapıldı?

-Zervan kuyusunda.

Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem- oraya doğru gitti. Sonra geldi ve bana “Büyü yapılan hurmanın uçları şeytanın başı gibidir.” buyurdu. Bunun üzerine ‘Ya Resulullah! Onu çıkardınız mı?‘ diye sordum. Şöyle cevap verdi:

Hayır çıkarmadım. Çünkü Allah bana şifa verdi. İnsanların görüp de nasıl yapıldığını öğreneceklerinden endişe ettim ve kuyuyu kapattırdım.”  (Buhari. Tecrid-i sarih:1352)

.

Posted in Büyü Yapmak !, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: