Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Kasım 2010

NASUH TEVBE

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2010

ayasofya istanbul,sultanahmet camii copy.jpgghj

NASUH  TEVBE

Büyük arif Ebu Talib el-Mekkî (k.s) 386/996) tasavvuf ve ahlâk sahasında yazdığı “Kutu’l-Kulub” isimli meşhur eserinde der ki:

Kulun, tövbesinin tam olarak gerçekleşmesi, Allah’a dönüşünün güzel olması ve günahları iyiliklere çevrilen kimselerden sayılması için, gerçekten eski hâlini değiştirmesi ve yeni hayatı benimsemesi gerekmektedir. Eğer insandaki bu değişme dünyada olursa, kötü ameller iyi amellere çevrilmektedir. Bunu şu ayetten anlıyoruz:

Gerçek şu ki insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumunu değiştirmez.” Ra’d, 13/11

Demek ki insanlar, içlerindeki bir kötülüğü iyiliğe çevirdiklerinde, kötü halleri iyiliklere çevrilmiş olur ve bu durumda şu ayetin müjdesi gerçekleşir:

Ancak tövbe ve iman edip salih amel işleyenlerin Allah, kötülüklerini iyiliğe çevirir. Allah çok affedici ve çok acıyandır.” Furkan 25/70.

Gerçek pişmanlık, önceki kötü duruma dönmemek ve eldeki vakitleri boş yere harcamamaktır.

Ariflerden Ebu Süleyman ed-Dârânî (k.s), der ki:

Akıllı bir kimse, kalan ömründe, sadece daha önceki ibadet ve taatsız geçirdiği vakitlerine ağlasa, bu onu ölene kadar hüzün içinde ağlatmaya yeterdi. Kalan ömrünü, önceki gibi cehalet ve gafletle geçiren kimsenin hâli nasıl olur, düşünün!

Tövbe eden kimse, boşa geçen günlerine üzülmeli, kalan ömründe de ilahî emirlere ciddi olarak sarılıp yasaklardan uzaklaşmalıdır. Bunların tamam olması ancak, her işinde sağlam ilme göre hareket etmesi ve salih amellere sarılmasıyla mümkündür. O zaman, Allahu Teala’nın övdüğü şu kimselerden olur:

Kötülüğü iyilikle giderirler” Ra’d, 13/22 Yani, daha önce yapmış oldukları kötülükleri, işledikleri yeni hayırlarla giderip temizlerler. Bu durumla ilgili olarak, Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, Ebu Zerr’e hitaben şöyle buyurmuştur:

Bir kötülük işlediğin zaman, ondan sonra hemen bir iyilik yap. Gizli günaha karşı gizlice, açık olana karşı da açıkça hayır yap ki onu temizlesin.” Ahmed, K. Zühd, No: 27; Münâvî, Feyzu’l-Kadir, No: 763.

Rasulullah (s.a.v), Muaz b. Cebel’e (r.a) yaptığı bir vasiyyetinde de:

Kötülüğün peşinden bir iyilik yap ki, onu temizlesin.” Tirmizî, Birr, 55; Dârimî, Rikak, 74; Ahmed, Müsned, V, 153, 158 buyurmuştur.

Yukarıda saydığımız vasıfta tövbe eden bir kimse, salihler arasına girer. Nitekim Allahu Teala, bir ayet-i kerimede:

İman edip salih ameller işleyenleri, hiç şüphesiz, salihlerin arasına katarız.” Ankebut 29/9 buyurmuştur.

Sonra tövbe eden kimseye gücü yettiği kadar, daha önce elinden kaçırdığı fırsatları ve zayi ettiği vakitlerini telafî için hayırlarda koşması ve bu şekilde salihlerden olmaya çalışması gerekir. İşte bu makama çıktığında, Mevla’sının huzuruna layık bir kul olur. O zaman Allahu Teala, onu muhafaza ve himayesine alır. Nitekim, ayet-i kerimede:

O, salihleri dost edinip işlerini üstlenir.” A’raf 7/196 buyrulmuştur.

Tövbede kula gereken şeyler özetle on şeydir

1-Allahu Teala’ya isyan etmemenin kendisine farz olduğunu bilmek.

2-Bir günaha düştüğünde onda ısrar etmemek.

3-Günahtan Allah’a tövbe etmek.

4-İşlediği günaha pişman olmak.

5-Ölene kadar istikamet üzere itaat içinde yaşamaya azmetmek.

6-Günahın cezasından korkmak.

7-Mağfireti ümit etmek.

8-Günahı itiraf etmek.

9-O günahı Allahu Teala’nın takdir ettiğine ve onun Allah tarafından bir zulüm değil sadece adalet olduğuna inanmak.

10-İşlediği kusura bir keffaret olması için, Rasulullah’ın (a.s): “Kötülükten sonra bir iyilik yap ki onu temizlesin” hadisine uyarak, günahın peşinden salih amel yapmak.

Denilmiştir ki: Ölüm meleği kula gözüktüğü zaman, ona, ömründen çok az bir zaman kaldığını ve artık ölümün bir göz yumup açma müddeti kadar bile gecikmeyeceğini bildirir. O zaman kulda bir esef ve hasret meydana gelir. Öyle ki, eğer bir baştan öbür başa bütün dünya kendisinin olsa, son saatine bir saat daha katıp tövbe etmek veya o andaki hükmü değiştirmek için hepsini verirdi. Fakat buna imkan yoktur. Bu duruma, şu ayet-i kerimede işaret edilmektedir:

Kendileriyle istedikleri şeyler arasına engel çekilir.” Sebe 34/54

Ayetteki istenen şeyin, tövbe etmek olduğu söylenmiştir. Ayrıca ömrün uzamasını veya güzel bir ölümü istemek olduğu da söylenmiştir. Ancak, kendilerinden önce geçen kimselere yapıldığı gibi, onların bu arzularına engel olunur. Aslında kulun geçirmiş olduğu her saat bu son saat gibi kıymetlidir. Sahibi anlayacak olsa, her saati bütün dünyadan kıymetlidir. Bunun için denilmiştir ki: “Kul, Allahu Teala’nın kullarına dilediği şekilde tecelli ettiğini ve bunun bir hikmetle gerçekleştiğini yakinen bilince, artık kalan ömrünün hiçbir kıymeti kalmaz.”

Allahu Teala’nın: “Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen, demeden önce.” Munâfikûn. 63/10 ayetinde geçen “yakın vakte kadar” ifadesi hakkında, şöyle denmiştir:

Kul gözünden perde kalkıp ahiret hallerini görünce, ölüm meleğine:

-Ölümü bir gün tehir et de Rabbime kulluk edeyim, günahıma yanayım ve nefsim için salih bir amel hazırlayayım, der. Melek kendisine:

-Bütün günlerini boş yere tükettin, artık sana hiçbir gün yok, der. Kul:

-Bir saat olsun mühlet ver, der. Melek de:

Bütün saatlerini harcadın, artık bir saat olsun vakit yok, der. Ruh boğaza ulaşır, gırtlağa gelince hançerede tutulur. Artık tövbe kapısı kapanır. Kulun dünya ile irtibatı kesilir, ameller son bulur. Böylece, vakitler gitmiş ve bitmiş olur. Nefesler yükselir, ahiret perdesinin açılmasıyla o tarafı seyretmeye başlar. Bundan sonra kulun gözü her şeyi net olarak görür. Son nefesine sıra gelince nefesi zorla çıkar. Kul, saadet ehlindense önceden kendisine takdir edilen saadet hükmü üzerinde tecelli eder ve ruhu tevhid üzere çıkar. İşte bu, güzel sondur. Yahut kula ezeldeki şekavet hükmü tecelli eder ve ruhu şek ve şüphe içinde çıkar.

Bu kimsenin hâli ayet-i kerimede şöyle anlatılmıştır.

Kötü işleri yapıp dururken kendisine ölüm gelince: ‘Ben şimdi tövbe ettim’ diyen kimsenin tövbesi makbul değildir.” Nisa 4/18

İşte bu, kötü akıbettir. Bu durumdan Allah’a sığınırız. Bu kimsenin, münafık olduğu söylenmiştir. Ayette anlatılanın, günahta devam ve ısrar eden kimse olduğu da söylenmiştir.

Allahu Teala, kimin tövbesini kabul edeceğini şöyle beyan buyurur:

“Allah’ın kabul edeceği tövbe ancak, cahillikle bir kötülük yapıp da çok geçmeden tövbe edenin tövbesidir.” Nisa, 4/17

Bu tövbenin, ölümden önce ve ahiret alametleri zuhur etmeden, son nefes gelmeden yani can boğaza dayanmadan önce yapılan tövbe olduğu söylenmiştir. Çünkü Allahu Teala, ahiret alametleri zuhur ettikten sonra tövbenin kabul edilmeyeceğini bildirmiş ve hükmünü şöyle vermiştir.

Rabbinin bazı ayetleri geldiği gün, önce inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış kimseye artık o andaki imanı bir fayda sağlamaz.” En’am 6/158

Ayette geçen hayrın tövbe olduğu söylenmiştir. Çünkü tövbe, imanın kazancı ve hayırların temelidir. Ayette geçen hayrın, salih ameller olduğu da söylenmiştir. Çünkü salih ameller imanın artmasını temin eder ve yakîn alametidir.

Ariflerden birisi demiştir ki:

Allahu Teala’nın kuluna ilham yoluyla söylediği iki tane sırrı vardır: Bunlardan birisi şudur: Kul, annesinin karnından çıkıp doğunca Allahu Teala kendisine: “Ey kulum! Seni temiz ve nezih bir şekilde dünyaya çıkarttım, sana ömrünü emanet ettim ve seni onu emniyetle koruman için görevlendirdim. Artık bu emaneti nasıl koruyacağına ve huzuruma ne şekilde geleceğine bak.

Diğeri de kulun ruhu çıkarken olur. O zaman Allahu Teala kula: “Ey kulum! Sana verdiğim emanetimi nasıl kullandın? Bana kavuşuncaya kadar seninle yaptığım ahde riayet ederek onu korudun mu? Eğer onu korudu isen ben de senin bu vefana karşılık olarak ecrini veririm. Eğer onu zayi etti isen sana hesabını sorar cezanı veririm.”

Kulun, üstlendiği emanete sahip çıkması ve Allahu Teala’nın kulundan onun muhafazasını istemesi, şu ayetlerde ifade edilmiştir:

“Onlar, emanet ve ahidlerini korur gözetirler.” Müminûn, 23/8

Bana verdiğiniz sözü yerine getirin, ben de size vadettiklerimi vereyim.” Bakara, 2/90

Kulun ömrü, kendisine verilmiş bir emanettir; eğer onu hak yolda geçirerek korursa, emanetini yerine getirmiş ve sahibine güzelce iade etmiş olur. Eğer onu küfür ve isyanla zayi ederse, Allahu Teala’nın emanetine hainlik yapmış olur. Hiç şüphesiz Allah hainleri sevmez.

İbnu Abbas (r.a), bu konuda demiştir ki: “Kim, Allah’ın farzlarından birisini terk ederek veya ihmal ederek zayi ederse, Allah’ın korumasından çıkmış olur. Kul nasuh bir tövbe edince, kötülükleri temizlenir ve cennete girmeye hak kazanır.” (Buraya kadar verdiğimiz bilgiler için bkz: el-Mekkî, Kutu’l-Kulûb, I, 179-181.)

Tövbe eden bir kimse, üzerindeki hakları ödemelidir. Bu haklar, Allah’ın hakları ve kulların hakları olmak üzere iki kısımdır.

Geçmiş namaz borcu varsa kaza etmeli, vermediği zekatlarını ödemeli, hac farz olmuş ise yerine getirmelidir. Ayrıca, malını çaldığı veya hile ile aldattığı kimselerin malını ve hakkını geri verip, kendisiyle helalleşmelidir. Eğer hak sahibi ölmüş ise, ona ait malı varislerine vermelidir. Varisi yoksa, o malı onun adına fakirlere sadaka olarak dağıtmalıdır.

Gıybetini ettiği, haksız yere kötülediği kimselerle helalleşmeli, bir daha yapmayacağını söylemeli, haksız suçlama, alay ve hakaretlerine keffaret olarak onu övmeli ve iyi sıfatları ile anmalıdır.

Allah ile kul arasında kalan günahlara karşılık olarak, onların zıddı olan hayırları yapmalıdır. Meselâ; haram çalgı ve türküye karşılık olarak, Kur’an dinleyip zikir meclislerine katılmalıdır. İçki içmesine karşılık olarak, insanlara su dağıtıp hayır yapmalıdır. Günahların yayılması için yapılan harcamaların yerine, hayır hizmetlerine ve vakıflara yardımcı olmalıdır. Kötü amelleri ve çirkin halleri anlatmanın karşılığı olarak, güzel ve hayır şeyleri anlatmalı, Allahu Teala’nın nimetlerini zikretmeli, insanlara O’nu sevdirmeye çalışmalıdır.

İki insanın veya ailenin arasını bozmaya karşılık olarak, küskünleri barıştırmalı, insanların hoşuna gidecek haberleri yaymalı, her müminin selameti için hayır dua etmelidir. Harama bakmanın yerine, Kur’an’a, salihlerin yüzüne ve ibretle kainata bakmalıdır. Ayrıca, fakir ve yetimlerle oturmalı, onlara şefkatle bakmalı ve hizmetlerini görmelidir.

Zina ve namusla ilgili suçları kimseye açmamalıdır. Onlara güzelce tövbe edip bir daha yapmamaya kesin söz vermeli ve o işlerin muhitinden uzaklaşmalıdır.

Anne ve babaya karşı yapılan kusurlardan tövbe ettikten sonra, kendilerinden özür dilenmeli, artık onlara karşı saygı ve hizmette kusur etmemeli, kendilerine yumuşak ve güzel sözlerle hitap etmelidir.

Ailesine karşı yaptığı haksız ve kaba hareketlerin yerine, muhabbet ifade eden sözler söylemeli, edepli, adaletli ve mert olmalıdır.

İmam Gazalînin (rah.) belirttiği gibi, (Tövbe konusunda geniş bilgi için İmam Gazalî’nin “İhyau Ulûmi’d-Dîn” adlı eserinin dördüncü cildine bakılmalıdır.) her hastalık zıddı ile tedavi edilmelidir. Çünkü, kalbi kaplayan günah kirleri, ancak onun zıddı olan ilâhî nur ile temizlenir. Bu nur ve rahmet de ancak Allahu Teala’nın razı olduğu ibadet ve hayırlarda bulunur.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

40 Hadis

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2010

Beş şeyi hafife alan beş şeyi kaybeder

İÇİNİZDEN KİM BENİM KIRK HADİSİMİ ÖĞRENİR VE TAŞIR İSE( YAŞAMINDA UYGULAR İSE) KIYAMET GÜNÜ SALİH KİŞİLER İLE HAŞROLUNACAKTIR.

1-

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِوَلِرَسُولِهِوَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

2

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır.

Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.

3

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

4

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

5

إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

6

اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

Tirmizî, İlm, 14.

7

لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.

8

اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.

9

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

10

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.

11

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

Müslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

12

عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

13

لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

14

لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.

15

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

16

لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

17

اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

18

لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.

19

إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe ***ürür. İyilik de cennete ***ürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye ***ürür. Kötülük de cehenneme ***ürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (çok yalancı) diye yazılır.

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.

20

Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Pazar’ları başarabildiğim ölçüde siyaset dışına çıkmaya çalışacaktım. Çünkü, siyasetin ötesinde büyük bir yaşam var… Aslında siyaset denilen bilim de bunu düzenlemeye çalışmıyor mu?..
Neyse, çoğu zaman başaramadım ama geçen Pazar, Dubai’ye gidişten söz etmiştim. Şimdi de, orada gördüklerime sıra geldi.
Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri’nin en gözde kenti. Arkasından, başkent Abu Dabi geliyor.
Bayram tatilinde gördüğüm Dubai ve Abu Dabi’nin iyi ve kötü yönlerini yazarak, yorumu sizlere bırakacağım. Böyle bir kentte(ülkede) yaşamak ister misiniz, varın siz karar verin.

İYİ YANLARI:
Bırakın şehirler arası yolları, Dubai’nin merkezi bile altı gidiş altı gelişli kaymak gibi asfalta sahip. Bizde “duble yol” diye övünenlerin kulakları çınlasın!..
Şeriatla yönetiliyor ama, ne yerlisi ne de yabancısının herhangi bir rahatsızlığını görmedik, duymadık. Ne Kayseri’deki gibi “içki içeni ve satanı” fişliyorlar ne de taciz ediyorlar.
Bizde “ileri demokrasiye geçtik” diyenlerin kulakları çınlasın!..
Rehberimizin ilk günkü uyarılarının hiçbiri yaşamda geçerli değildi.
5 gün boyunca, ne sokakta ne de kapalı alanlarda bir tek “üniformalı polis” görmedim. Suç oranı sıfıra yakın imiş. Bir metropole dönen kentte hırsızlık bile olmaması dünyada az görülen bir durum.
Bizde insanı kanser eden, AVM’ler de bile olağan olan x-ray cihazı da yoktu. Kimse kimsenin üstünü aramıyor, hırsız ya da terörist muamelesi yapmıyor.
Türkiye’yi “Polis devleti” yapmak isteyenlerin de kulakları çınlasın!..
Metro yapmışlar, yerin üstünden kenti görerek gidiyorsunuz. Japonya gibi.
Bizde başkentin metrosunu bile yapamayanların da kulakları çınlasın!..
Dubai, her şeyin “en” i ve “ilk” i ile meşhur. En uzun bina, en büyük AVM, en pahalı bilmem ne, çölün ortasında kayak merkezi, v.s.
Taksiler en ucuz şey. Buna rağmen taksiciler de kazançlarından memnun.
Mülteci Müslümanlar da, yabancılar da..
Yazmakla bitmez, burada keselim.

KÖTÜ YANLARI:
Şimdi de kötü yanlarına bakalım. (Yine siyasetten kurtulamadık!..)
Dünyanın “ilk yedi yıldızlı oteli” diye övündükleri Burj Al Arab oteli var. İlk girişte etkileniyorsunuz. Biz de etkilendik.
Ama çıkarken, “Bizim Çırağan Oteli’nin eline su dökemez” diyerek çıkıyoruz. Ve daha nice otelimizin…
Burj Al Arab’ın mimarı bir İngiliz’miş. Ülkesine döndükten sonra söylediği “ilk” söz, “Müslüman ülkeye dünyanın en büyük haçını diktim” olmuş.
Burada da bir “ilk” söz konusu. Ama negatif.
Karadan ve yanlardan baktığınızda otel bir yelkene benziyor. Halkın görmediği deniz cephesinden bakınca gerçekten tam bir haç. (Ben de bizim Antalya Lara’da dikilen bir haçı yıllar önce burada yazmıştım. Onu yapanlar da atlama kulesi diyordu!..)
Hediyelik eşyalarda bile bu haçı gizliyorlar, birçoklarında haçın artısını kırmışlar.
Ilımlı İslam” tam anlamıyla uygulanıyor. Batı sermayesi, inanılmaz gökdelenler, iş merkezleri, dev yatırımlarla ülkeye girmiş.
Kapitalizm ve emperyalizm kendisine “oyuncak bir ülke” yaratmış.
Ne Müslüman ne de Hıristiyan bir ülke.
Siyasal kimliği yok.
HHH
Evet, tekrar soruyorum. Böyle bir ülkede yaşamak ister misiniz?

Hulki CEVİZOĞLU

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Eshab-ı Kiram'ın Örnek Hayatı

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Hikâye olunur;
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Dihyetü’1-Kel-bî’nin Müslüman olmasını istiyordu. Çünkü onun emrinin altında, yediyüzbin kişilik bir ailesi vardı. Eğer Müslüman olsa bütün ailesi Müslüman olacaktı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle dua ediyorlardı:
Allahım Dihyetül-Kelbî’ye İslâmı nasib et” Dihyetül-Kelbî Müslüman olmaya niyyetlendiği zaman, Allahü Teâlâ bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine bildirdi. Sabah namazından sonra idi. Cebrail (a.s.) geldi. Şöyle buyurdu:
-“Allah sana selâm ediyor. Şu an Dihyetü l-Kelbî senin huzuru¬na gelmek üzeredir, diyor.” Câhiliyet döneminde Müslümanların kalbinde Dihyetü’I-Kelbi’ye karşı bir şey vardı. Müslümanlar bunu işitince Dihyetül-Kelbî’nin aralarına katılmalarını hoş karşılamadılar. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Sahabelerin Dihyetü’l-Kelbiye karşı bu tutumlarını ve onu sevmediklerini biliyordu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, sahabelere, Dihye’ye karşı sağlam olun, onu sıcak karşılayın. Beni onunla yalnız bırakıp giderseniz, onun kalbini İslâm’dan soğutur, demeyi ihmal etmedi.

Dihye, Mescide girdiğinde, sırtındaki cübbesini çıkartıp, yere Dihye’nin oturması için altına serdi. Ve ona, cübbesinin üzerine oturmasını işaret etti. Dihye Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin bu kereminden dolayı, Dihye ağlamaya başladı. Dihye, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. O mübarek cübbeyi kokladı ve öptü. Sonra büyük bir saygı ile başının üzerine koydu. Gözlerine ve yüzüne sürdü. Dihye:
-“Ya Rasûlellah! İslâm’ın (İslama girmenin) şartlari nelerdir? Bana söyleyin,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:
-” Senin önce Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür.” demendir, dedi. Dihye büyük bir aşk ile tevhid kelimesini söyledi.
Sonra Dihye ağlamaya başladı. Çok şiddetli bir ağlama tuttu onu. Efendimiz (s.a.v.) sordular:
-“Ey Dihye! Sen İslâm ile şereflendin bu ağlamak nedir?” Dihye:
-“Ya Rasûlellah! Ben büyük ve fahiş bir hata işledim. Rabbine söyle benim günahlarımın keffareti nedir acaba? Rabbim bana nefsimi öldürmeyi emrederse öldüreyim, eğer bana bütün malımı sadaka olarak dağıtmamı emrederse günahlarıma keffâret olması için dağıtayım!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri sordu¬lar:
-“Ey Dihye nedir bu günahın?” Dihye:
-“Ben Arabların Meliklerindendim. Kızlarımın olmasından ve onların da kocaya varmalarını kendime ar ve ayıp gördüm. Doğan kız çocuklarımı öldürdüm. Bu şekilde tam yetmiş tane kız çocuğumu kendi ellerimle öldürdüm.” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buna hayret ettiler. Bir şey demedi. Sükût etti. O anda Cebrail Aleyhisselâm geldi. Ve:
-“Ey Muhammed (s.a.v.)! Allah, sana selâm ediyor. Ve buyuruyor ki: Dihye’ye söyle, İzzettim ve Celâlim hakkı için sen:
Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdürdediğin zaman ben seni aff ve mağfiret ettim. Senin altmış yıllık günahlarını örttüm ve senin altmiş yıllık kötülüklerini bağışladım. Nasıl kız çocuklarını öldürmeni bağışlamam?” dedi. (1/183) Bunun üzerine ağlamaya başladılar. Ve şöyle buyurdu:
Allahım! Dihye bir kere şehâdet kelimesi getirmekle ve
Allah’dan   başka   ilah   yoktur.
Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür” demekle sen bağışladın.

Çok kere şehâdet kelimesini getiren, doğru söz ve hâlis (ihlaslı) iş yapan   (amel   işleyen)   mü’minler   için   nasıl   bağışlanmazlar?
(Mü!minler acaba nasıl bir ilâhî mağfiret ve rahmete nail olacak¬lardır?)

Mesnevfde buyuruldu:
Allahı zikret. Ondan sana “Ey kulum bana dön” emri gelme¬den önce.

Sadî buyurdu:
Kıyamette kahr hitabı geldiğinde
peygamberlerin mazereti vardır.
Ben de Allah’ın rahmet ve mağfiretini ümid ediyorum.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Komutan eşine yoğurt için git – gel 1000 km

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Her şey vatan için!...

Her şey vatan için!...

Komutan eşine yoğurt için git – gel  1000 km

Askerde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları paylaşmak isteyen subay ve erlerin iddiaları dehşete düşürüyor. Akrep ısıran askerlere ve zehirlenen komutan köpeğine yapılan muamele yaşanmışsa çok vahim!

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmak isteyen subay ve erlerden oluşan bir grup askerin kurduğu, “askerleranlatiyor.blogspot.com” isimli paylaşım sitesindeki iddialar, Mehmetçiğin vatani görevini yaparken hangi abes işlerde kullanıldığını tartışmaya açacak gibi.

Yeni Akit gazetesinde Murat Alan imzasıyla yer alan habere göre, siteye mektup gönderenlerin arasında halen görevde bulunan albay, yarbay ve binbaşı rütbesinde onlarca subay da bulunuyor. En çok şikayet edilen konulardan birisinin ise, TSK’daki inanç eksikliği, dine ve dindar insanlara karşı tahammülsüzlük olduğu ifade ediliyor. Birçok subayın, yakalanmaktan korktuğu için, gizli namaz kılmak zorunda kaldığı belirtiliyor.

ASKER İÇİN KAMYON, KÖPEK İÇİN JİP

Bir asker, Şırnak’ta, komutan eşinin beğendiği marka yoğurdu bulabilmek için birliğin nasıl seferber edildiğinden bahsederken, bir başka muvazzaf subay ise karakolların durumundan ordu evlerindeki eğlenceye kadar şahit olduğu birçok şeyi anlatıyor. Hatay’da bir hudut karakolunun komutanlığını yapan askerin anlattıkları, kelimelerle izah edilebilecek gibi değil.

Mektupta, akrep sokması sonucu zehirlenen erler için saatler sonra taburdan ekmek kamyonu gönderildiği ifade edilirken, aynı tabur komutanının, köpeği zehirlenen eşi için bir jip ve onu gezdirecek bir asker görevlendirdiği belirtiliyor.

ORDU EVİ AHALİSİ İÇİN ŞEHİT HABERİ ÖNEMLİ DEĞİL

Terörle mücadele eden ve halen Özel Kuvvetler mensubu olarak Güneydoğu’da görev yapan bir subayın, izin için geldiği Ankara Ordu Evi’nde gördüğü manzaralar sonrası yazdığı mektuptan özetle:

Kato, Gabar, Cudi Dağları, Beşler, Cehennem Deresi, Van-Çatak, Bingöl, Tunceli’de girdiğim çatışmalar… Özel harekatçı olmanın bir bedeli olmalıydı bunlar. Çatışmalar, çatışmaları izliyor. Artık konserve yemekten ne ağzımızda diş ne de midemiz kalmıştı. Tim komutanım, 10 gün izne gideceğimi söyledi. Ankara’da dolaşıyorum. Bir ara içimden orduevine gidip bir çorba içmek geliyor. Orduevinin lüksü ve ihtişamı karşısında içeri girmiyorum. Suçluluk duyuyorum. O gün 4 asker şehit olmuş! Gazeteler, TV’ler bas bas bağırıyor. Orduevi bahçesinden bira, içki kokuları ve hafif bir caz müziğinin eşliğinde nahoş kahkahalar yükseliyor. Masalarındaki gazetelerde yazan haberi gören rütbeliler aldırmıyorlar bile. Ne gerek var ki, bu tür şeyler için keyif mi bozulur?

BİR TARAFTA LÜKS ORDU EVLERİ BİR TARAFTA KERPİÇ KARAKOLLAR

Güneydoğu yıllarım esnasında yüzlerce karakol görme imkanım oldu. Gördüğüm şeyler dehşet vericiydi. Gerçekten bunlar birer karakol muydu? Yoksa gecekondudan devşirme binalar mı? Lüks orduevlerine ve kamplara milyarlarca lira para harcayan bu ordu, bu karakollara neden bakmıyordu? Kendi askerini neden bu kadar yalnız ve kaderine terkedilmiş bırakmıştı? Bu kadar lüks ve şaşaalı bir yaşam, subay ve astsubaylar için çok mu gerekli idi? Yeni pişmiş baklavaları ve börekleri löpür löpür yiyen, üstüne de “Oğlum çay, oğlum bira getir!” diye haykıran bu baş edilemez subay ve astsubaylar, gerçekten Türk ordusundan mıydı?

HANIMIN KÖPEĞİ BİZDEN DAHA MI DEĞERLİ?

Hatay-Kırıkhan’da görev yapan bir asker:

Suriye hududunda karakol komutanı olarak askerliğimi yaptım. Aman Allahım, neydi o soğuk! Buz gibi geceler, günler… Temmuz ayında bir-iki pusuyu akrepler basmış, askerleri zehirlemiş. Kıvranıp duruyorlar. Telsizle anons yapıyorum, gelen-giden yok. Gecenin üçü veya dördü. Dokuz gibi ekmek arabası geldi, zehirlenenleri yükledik hastaneye götürdük. Ölüm olmadı. Sonra birgün albay geldi karakola. Ben de dışarıda bekleyen şoföre durumu anlattım, “Günah değil mi yazık değil mi?” diye. O da bana şunu anlattı: Komutanın hanımının köpeği hastalanmış. Taburu arıyorlar ve komutanın diğer şoförü ciple eve gidiyor. Dikkat, ciple! Hanımefendi şoföre köpeği teslim ediyor ve aynen şunu söylüyor: “Bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve getir.” Yani ben, hudutta askeri zehirleyen akrepten kurtarmak için araç istiyorum, kamyon bile gelmiyor, bunlar köpekleri rahatsızlandı diye hava alması için cip tahsis ediyorlar.

PAŞA KIZININ KAHVE EMRİ

Ben askerliğimi 303. kısa dönem olarak Antalya-Kaş’ta yaptım. Kaş’a, tatile gelen paşalara ve ailelerine bölük komutanının emri ile lüks restoranlarda rezervasyon yaptırılır. Çıkan hesap ise karakola işi düşen (düğün ruhsatı, av tüfeği ruhsatı, av tezkeresi vs.) vatandaşlardan alınan paralarla kapatılırdı. Tek seferde fatura edilen hesaplar 2005’in parasıyla 1000-1500 TL idi. E adamlar paşa viskisi dururken köpek öldüren şarabı içeçek değiller ya!

Bir de bunlar, karakolun manzarası güzel olduğu için misafirhaneye gelirdi. Ordan bizlere talimat yağdırırlardı. Ben bir defasında Paşa’nın kızının gece 01:00’daki kahve isteğini karşılamadığım için askerliğimi yakıyordum. 2007 yılında bu sefer tatil için gittiğimde, yine aynı düzenin devam ettiğini gördüm. Kan emmeye, askeri uşak gibi kullanmaya devam. Nasıl olsa bu ülkede daha çok uşak var…

Komutan eşine yoğurt için 1000 km

Şırnak’ta askerlik yaptım. Kantinde idim ve diğer askerlik yapanlara göre nispeten rahattım. Ancak bu rahatlık başıma tuhaf şeylerin gelmesine engel değildi. Neticede Türkiye’de askerlik yapıyorsun. Bizim tümen komutanı tuhaf bir adamdı; emir subayını bizim kantine gönderir, muz almasını isterdi. Alacağı muzu da tarif ederdi: Düz olacak (hilal şeklindeki muzu sevmezdi), tam sarı olacak, üzerindeki kabukta en ufak bir leke olmayacak. Bunun için de ben dahil emir subayı ve üç askerle birlikte 5 kişi kantine gelen muzlardan böylesini arıyorduk. Yanlış anlaşılmasın, her şey vatan için. Bununla da sınırlı değil tabi. Bir keresinde tümen komutanının eşi bir yoğurt markasının ismini verdi. Şırnak’ta yoktu, bulamadık haliyle. İlla tutturdu, “O yoğurdu isterim” diye. Neyse ki Gaziantep’te bulduk. (Şırnak-Gaziantep arası yaklaşık 500 kilometre) Otobüsle getirmelerini söyledik. Valla ne yalan söyleyeyim, savaş kazanmış bir komutan edasında tüm kantin başkanlığı, yoğurdu hanımefendiye gönderdik. Netice mi? O kadar yol gelen yoğurdun otobüsteki sallanma dolayısıyla üzerinin hafif sulanması yüzünden yine fırça yedik. Ama dedim ya her şey vatan için!...”

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | 2 Comments »

Sarıkamış’ı böyle kutladılar

Posted by Site - Yönetici Kasım 27, 2010

Sarıkamış'ı böyle kutladılar

Sarıkamış'ı böyle kutladılar

Sarıkamış’ı böyle kutladılar

Kurtuluş günlerini ya da tarihi olayları nasıl kutlayacağımızı bir türlü bilemiyoruz. Son örnek Kocaeli’nin Derince ilçesinden.

Kocaeli’nin Derince İlçesinde Sarıkamışlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin 1914’de Sarıkamış’ta can veren 90 bin şehit için düzenlenen anma gecesi eğlenceye dönüştü.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili İlyas Şeker de yaptığı konuşmada, o günkü koşullarda askerlerin yazlık elbiselerle cepheye gittiklerini ve askerlerimizin donarak şehit olduklarını anlattı.

Gecede daha sonra şiirler okundu, sinevizyon gösterisi yapıldı.

Ancak bir süre sonra yerel sanatçıların sahneye çıktıktan sonra bir anda anma gecesi eğlenceye dünüştü.

Çalan davul zurna eşliğinde halaylar çekilip oyunlar oynandı.

Kadınlı erkekli gruplar da karşılıklı oyunlar oynadığı eğlence geç saatlere kadar sürerken, birçok kişinin Şehitleri Anma Gecesi’nin amacından saptırıldığını belirterek salondan ayrıldıkları görüldü.

 

Kaynak : http://www.internethaber.com

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

GÜNAHSIZ AĞIZLA DUA

Posted by Site - Yönetici Kasım 27, 2010

Din dua ibadet,cocuk duasi, ve

GÜNAHSIZ AĞIZLA DUA

Allah’a sığınmanın en güzel yollarından birisi DUA‘dır. Dua, insanın hem kendisi, hem de müslüman din kardeşleri adına Allah’a yalvarması demektir. Nitekim “..onlar için dua et, Çünkü senin duan onlar için sukunettir” (Tevbe, 9/103) buyurularak duanın etkisi Kur’an’da açıkça gösterilmiştir.

Cenab-ı Rabbül Alemin Hz. Musa’ya:

Ya Musa bana günahsız bir ağızla dua et!” diye buyurdu.

Musa (a.s.):“Yarabbi bende öyle bir ağız yok ki, sana nasıl günahsız bir ağızla dua edeyim,” dedi.

Bunu üzerine Allah’ü Teala:

Başkalarının ağzıyla dua et çünkü sen başkalarının ağzıyla günah işlemiş olmazsın, öyle hareket et ki diğer insanlar gece gündüz sana dua etsinler. Veya kendi ağzını temizle, Allah’ın (c.c) adı temizdir onu zikrederken ağız temizlenir,” buyurdu.

Ümmü Derda (ra)’dan rivayete göre, Resulullah (sav) efendimiz buyurmuştur:

دعوة المسلم لأخيه بظهر الغيب مستجابة عند رأسه ملك موكل، كلما دعا لأخيه بخير، قال الملك الموكل به، آمين و لك بمثل..

Bir müslümanın, bir din kardeşine gıyabında yaptığı DUA kabul olunur. Başında vazifeli bir melek vardır. Kardeşine hayır DUA’da bulunduğu vakit, bu melek: ‘AMİNder. Ve:Senin için de bir misli olsunder.” Müslim-Ebu Davud Tac c 5 s 210

Hadisin Tirmizi’deki metninde hafif bir değişiklik var ki şöyledir:

إن أسرع الدعاء إجابةً دعوة غائب لغائب..

En çok kabul edilen dua, din kardeşin gıyabında yapılan duadır” Ebu Davud-Tirmizi: Tac c 5 s 211

Efendimiz (sav), Ömer (ra) umre yapmak üzere kendisinden müsaade almaya geldiğinde Resulullah (sav): (لا تنسانا يا أخي من دعائك) “Kardeşim bizi duandan unutma” diye kendisinden dua istemiştir. Hz. Ömer der ki: (كلمة ما يسرني أن لي بها الدنيا) “Bu, bir sözdür ki, bedelinde dünya verilseydi, o kadar sevinmezdim” buyurur. Ebu Davud-Tirmizi: Tac c 5 s 211

Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. [Tergibüs-salât]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Bir Müslümanın din kardeşinin arkasından ettiği hayır dua kabul olur. O dua edince, bir melek,Âmin, kardeşin için istediğinin aynısı sana da verilsin” der.) [Müslim, Tirmizi, İbni Mace]

(Allah ile arasında perde bulunmayan iki dua vardır. Biri mazlumun duası, diğeri de kişinin din kardeşinin gıyabında yaptığı duadır.)

Peygamberimiz düâ ederken
(Allahümme innî es-elüke bi-hakkıssâilîne aleyke), ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de verdiğin kimselerin hâtırı için Senden istiyorum!) derdi ve böyle düâ ediniz buyururdu. (BERİKA)

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Sure-i Enfal – Kur`an Tilaveti – Mustafa Taşkaya

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2010

Sure-i Enfal Kur`an Tilaveti – Mustafa Taşkaya

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İlahiler - Mustafa Taşkaya | 6 Comments »

İSTİHARE NEDİR NASIL YAPILIR

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2010

10İstihare nedir, nasıl yapılır

İSTİHARE NEDİR NASIL YAPILIR

İstihare nedir, nasıl yapılır? İstihare hakkında detaylı bilgi verir misiniz?

İstihare eden zarara düşmez.” (Buhari)

Allah’a istihare, kişinin saadet vesilelerinden biridir.” (Buhari)

İstihare; “hayır talep etmek” manasına gelir. “İki şeyden birine muhtaç olanın onların hayırlısını talep etmesi” demektir.

Peygamber Efendimiz (asm) bir iş yapmaya karar verenlere “istiharede bulunmayı” tavsiye etmiştir. Bunu da; farzlar dışında iki rekat namaz kılıp, ardından istihare duasını yapmak olarak bildirmiştir.

İstihare namazının birinci rekâtında Fatiha’dan sonra “Kâfirûn”; ikinci rekâtında “İhlâs” suresi okunur. İstihare duası ise şu şekildedir:

İstihare duası

Ya İlahi! Doğrusu ben, senden ilminle hayırlı olanı seçmeyi diler ve senden kudretinle güç kuvvet ister ve yüce fazlından talep ederim. Çünkü, şüphesiz senin gücün (herşeye) yeter, benim ise gücüm yetmez. Hem sen (herşeyi) bilirsin, ben ise bilmem. Çünkü, gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin.

Ya İlahi! Eğer bu iş, benim hakkımda ve dinim ve maişetim ve işimin akıbeti hakkında, hem işimin hemen veya daha sonra olması hayırlı ise ki, onu sen bilmektesin, ona göre onu bana mukadder kıl ve onu bana kolaylaştır! Sonra onu hakkımda bereketli eyle!

Eğer bu iş benim hakkımda ve dinim ve maişetim ve işimin akıbeti hakkında hem işimin hemen veya daha sonra olması hakkında hayırlı değilse ki, onus en bilmektesin, ona göre onu benden beni de ondan uzaklaştır!

Hayır neredeyse bana onu takdir eyle!

Sonra beni ondan hoşnut eyle!”

Hz. Cabir dedi ki:

Bu duadan sonra yapacağı işi zikrederdi.” (Buhari, Tirmizi)

İstihare yapacak olan kişi istihare namazını kıldıktan sonra abdestli olarak kıbleye yönelerek yatar.

İstiharenin neticesinde;

Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayra işarettir. Siyah veya kırmızı görülmesi de şerre (kötüye) işarettir.

İstihare namazı kılındıktan sonra uykuya yatılacak ve rüya beklenecek diye bir şart yoktur. Peygamber Efendimiz (asm), bilhassa, “namazdan sonra kalpten geçen mananın ve oluşan kararlılığın” hayra yorumlama açısından önemli olduğunu bildirmiştir.

Bununla beraber rüya hatırlanmadığı halde sabah kalkıldığında kalpte huzur ve rahatlık varsa bu, istiharenin hayırla; sıkıntı varsa bu da istiharenin hayırsız neticelendiğinin alametidir.

İstihare Allah (cc) rızası için yapılmalıdır

İstiharenin niyeti dünyevî olmamalıdır; aksi halde namazın makbuliyeti gider. “Allah (cc) bu hâdise vesilesiyle benden istihare sünnetini ifa etmemi istiyor” diyerek o hâdiseyi vesile yaparak sırf Allah (cc) rızası için istihare namazı kılmak gerekmektedir. Çünkü istihare namazı başlı başına bir ibadet olduğundan, neticesi Cenab-ı Hakk’ın rızasıdır. Meyvesi ve faydaları ahirettedir.

İstişare netice vermiyorsa istihare yapılır

İstihare öncesinde konuyla ilgili gereken ehil şahıslarla “istişare sünneti” yerine getirilmeli şayet istişareden netice alınamadıysa istihareye başvurulmalıdır. İstihare yapmak isteyen kişi, kalbinden her şeyi atarak  iki rekât namaz kılmalı ve ardından Peygamber Efendimiz’in (asm) öğretmiş olduğu istihare duasını yapmalıdır.

İstihare hangi işler için yapılmalıdır?

İstihare mübah işlerde geçerlidir. Farz, vacib ya da Resulullah’ın (asm) sünnetinde mevcut olan bir işin yapılmasına karar vermek için istihareye başvurmak İslamî edebe aykırıdır. Bu işlerin sadece “başlanma zamanı” için istihareye başvurulabilir. Mesela, Umreye gitmek isteyen kimse “şu ayda umreye gitmem hayırlı mı değil mi” niyetiyle istihare yapabilir ama “gitsem mi gitmesem mi” diye niyet etmesi adaba uygun olmaz.

Allah ve Resulü’nün razı olmadığı ayet ve hadislerle yasaklanmış ya da  beğenilmemiş bir fiil için de istihare yapılmaz.

(Kaynak: Kütüb-i Sitte, Büyük İslam İlmihali)

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Ömrünün artmasına ( Hayırlı ömür )sebeb olan hususlar……

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2010

Beni sadece dinle,lale,gul,gif,resimleri

Ömrünün artmasına ( Hayırlı ömür )sebeb olan hususlar……

1-Başkalarına daima iyilikte bulunmak,

2-İnsanlara eziyet etmeyi terk etmek,

3-Yaşlılara karşı saygılı olma,

4-Akrabasına karşı iyilikte bulunmak ve ziyaret etmek,

5-Her gün sabah akşam şu duayı üçer kere okumak

سُبْحَانَ اللهِ مِلْءَ الْمِيزَانِ وَ مُنْتَهَى الْعِلْمِ وَمَبْلَغَ الرِّضَى وَزِنَةَ الْعَرْشِ

6-Zaruret olmadıkça yaş ağaçları kesmekten sakınmak ömrün uzamasına sebebdir ,

7- Namazları büyük bir saygı hissi ile kılmak ,

8- Abdesti sünnet ve adabı ile tam bir şekilde almak ,

9-Sıhhat kaidelerine riayet ederek  kendini zaralı şeylerden korumak ,

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: