Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2010

Peygamberler günah işlemez. Bunun gibi hareketlerine zelle denir.

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2010

Peygamberler günah işlemez. Bunun gibi hareketlerine zelle denir

Peygamberler günah işlemez. Bunun gibi hareketlerine zelle denir

Peygamberler günah işlemez. Bunun gibi hareketlerine zelle denir.

*İnsanın Aklını Örten, Gerçekleri Görmesini Engelleyen Bir Bela: Gaflet

İnsanın Aklını Örten, Gerçekleri Görmesini Engelleyen Bir Bela: Gafletİnsanın Allah (cc)’ın ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da haberi olduğu halde bu bilginin gerektirdiği bilinç ve sorumluluğu, davranış şeklini göstermeyerek, kayıtsız ve umursuz bir tutum içinde bulunması gaflettir. Gaflet hali kimi zaman iman eden bir kimse için kısa süreli, geçici bir unutkanlık ya da dalgınlık şeklinde, kimi zaman da Allah (cc)’a iman etmeyen ya da O’na ortak koşanlarda tüm yaşamlarını ve yaşamlarının her ayrıntısını kaplayacak derecede derin olabilir.

Gaflet içindeki insanların çoğu Allah (cc)’ın varlığını bilir, ancak O’na kesin bir bilgiyle iman etmez, teslim olmazlar. Birçok insan, bu ahlakları doğrultusunda yaratılış amacını düşünmeden, nefsinin arzularıyla oyalanıp boş ve yararsız işlerle uğraşarak şuursuzca yaşamını sürdürür. Hayatı boyunca sadece dünyadaki nimetlerin en iyisine ve en fazlasına sahip olmayı hedefler. Öleceğini bilir, ancak öldükten sonra kendisini bekleyen ebedi azaptan habersizdir ya da Rabbimiz’in üstün gücünü kavrayamadığı için bu azabın şiddetini düşünmez.

Gaflet, Allah (cc)’ı ve ahiret gününü unutmuş insanları çepeçevre sarmış, zihinlerini uyuşturan, akıllarını örten manevi bir hastalık gibidir. Bu uyuşukluk ve şuursuzluk içindeki insanlar, kendilerini kuşatan ve bekleyen gerçeklerin farkına varamazlar. Allah (cc)’ın hoşnutluğundan uzak bir hayat süren insanlar için hazırlanmış olan şiddetli azaptan habersizdirler. Büyük bir korku ve sıkıntı duyacakları ahiret günü çok yakın olduğu halde, dünyanın geçici süsüne tutkuyla bağlanıp sadece dünyevi nimetlerin endişesini yaşarlar. Kuran’da bu kimselerin durumu şöyle bildirilmektedir:

Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.” (Furkan Suresi, 43-44)

Oysa yalnızca kısa bir süre yaşadıkları dünya hayatı, bir gün herşeyiyle sona erecektir. Her insan ilk kez kendisini yaratan Rabbimiz’in huzuruna varacak ve dünya hayatında yaşadığı hayatın, gösterdiği ahlakın hesabını verecektir. Gaflet içindeyken ise, Allah (cc)’ın varlığını, üstün izzet ve şerefini, ahiret gününü, cenneti, cehennemi gereği gibi takdir edebilmesi mümkün değildir. Ancak samimi bir şekilde Allah (cc)’a yöneldiği, dua ettiği ve Allah (cc)’ın sınırlarına riayet ettiği zaman içinde bulunduğu gafletin boyutlarının farkına varacaktır. Bunun sonucunda ise, gafletin neden olduğu anlayış eksikliği Allah (cc)’ın izniyle ortadan kalkacak, gerçekleri açık ve net bir biçimde görüp kavrayacaktır.

Allah (cc)’ı sürekli anmak, O’na yönelmek, O’ndan korkup sakınmak ve her an O’nun rızasını aramak Allah (cc)’ın izniyle gafleti yok eder, insanı üstün bir şuura, akla ve imana kavuşturur. Allah (cc) bu gerçeği ayetlerinde şöyle bildirmektedir:

Şüphesiz, bu Kuran, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.” (İsra Suresi, 9)

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2010

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

KURAN-I KERİME GÖRE RASÜLLÜLLAH VE SÜNNETİ SENİYYE

(KURANI KERİMDE YOK SÜNNET TEK BAŞINA DELİL OLMAZ DİYEN ZAVALLILAR GÖRSÜN BU AYETLERİ)

Kur’an-ı Kerim, gerek Hz. Peygamber’i (a.s.m.) gerekse onun sünnetini pek çok yönü ile ele almıştır. Yapılan bir araştırmaya göre, konuyla ilgili kutsal kitabımızda yer alan ayetlerin sayısı 115 tanedir.

Hz. Peygamber (a.s.m.) ve sünnetinden bahseden ayetleri ana başlıklar altında örnekler vererek sıralayalım.

1- Hz. Peygamber’in (a.s.m.) Yüce Allah’ın inananlar için büyük bir lütfu olduğunu ifade eden ayetler.

Andolsun ki, Allah mü’minlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderdi.

Andolsun ki, içinizden size öyle aziz bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli ve merhametlidir. Eğer senden yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. Ondan başka İlah yoktur. Ona dayandım. O, büyük arşın sahibidir.

2- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) imanın farz olduğunu belirten ayetler.

Allah’a ve Resulüne inanın.”

Kim Allah’a ve Resulüne inanmazsa bilsin ki, Biz, kafirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.”

3- Hz. Peygamber’i (a.s.m.) örnek bir insan olarak gösteren ayetler.

Andolsun ki, Allah’ın Resulünde sizin için uyulacak en güzel bir örnek vardır.”

Nûn. Yemin olsun kaleme ve yazdıklarına. Rabbinin nimeti sayesinde sen bir mecnun değilsin. Hiç şüphesiz senin için bitmez tükenmez bir mükafat vardır. Ve hiç şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzeresin.”

4- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) Kur’an kerimin dışında da vahiy geldiğine işaret eden ayetler.

Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu, gerçekten çok büyüktür.

O hevâdan (boş şeyler) konuşmaz; Onun konuştuğu, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

Onlara ap açık ayetlerimiz okunduğu zaman, Bize kavuşmayı ummayanlar, ‘Bize bundan başka bir Kur’anI KERİM getir, yahut bunu değiştir’ derler. De ki: Onu ben kendimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün azabından korkarım.”

De ki: Peygamberlik benimle başlamadı. Bana ve size ne yapılacağını da bilemem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Ve ben ancak ap açık bir sakındırıcıyım.”

5- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) Kur’an’ı kerimi açıklama görev ve yetkisininin verildiğini gösteren ayetler.

Biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara emredilen şeyleri açıklasınlar.”

Biz sana Kitab’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için o kitap yol gösterici ve rahmet olsun.”

Biz sana kitabı, onlara ihtilaf ettikleri şeyi açıkça bildiresin diye ve inanan bir topluluk için bir hidayet ve rahmet olarak indirdik.”

Nitekim kendi içinizde bir peygamber gönderdik ki, size ayetlerimizi okur, sizi inkar ve günah kirlerinden temizler, size Kur’an’ı KERİMİ , kainatın gayesini ve sırlarını ve daha bilmediğiniz nice şeyleri öğretir.

Muhakkak ki Biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye Kur’an’ı KERİMİ sana hak ile indirdik. sen de hainlerin savunucusu olma.

Ey Resul, Rabbinden sana indirileni insanlara bildir. Bunu yapmazsan VAZİFENİ yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah, kafirler gürûhunu maksatlarına ulaştırmaz.

6- Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hakemliğini ve verdiği hükümlerin kabulünü öngören ayetler.

Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar.”

“Her hangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz; eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resulüne götürün. İşte bu, daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.”

“Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne isyan ederse, ap açık bir sapıklığa düşmüştür.”

“Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman mü’minleri sözleri ancak, ‘işittik ve emrine uyduk’ demekten ibarettir. İşte onlar kurtuluşa erenleri tâ kendileridir.”

7- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) haram ve helal koyma yetkisini veren ayetler.

Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”

“O kimseler ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları ümmî peygamber olan Resulüllaha uyarlar. O peygamber ise, kendilerini iyiliğe sevkedip kötülükten sakındırır; temiz ve güzel nimetleri onlara helal, habis olanları ise haram kılar; daha önce kendilerine yüklediğimiz ağır yükleri ve üzerlerindeki bağları onlardan kaldırır…”

8- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) itaati emreden ayetler.

Kim, Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.”

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.’ De ki: ‘Allah’a ve Peygambere itaat edin!’ Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah, kafirleri sevmez.”

“Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izniyle itaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik…”

9- Hz. Peygamber’e (a.s.m.) isyan etmeyi ve ona her türlü eziyeti yasaklayan ayetler.

Kim, Allah’a ve O’nun RASÜLÜNE karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı ateşe atar…”

“Kim, kendisine doğru yol gösterildikten sonra Peygambere karşı gelir ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve Cehenneme sokarız.”

“Allah’a ve Resulüne eziyet edenler yok mu, Allah onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.

“Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah ve Resulüne karşı çıktılar. Allah ve Resulüne kim karşı çıkarsa, muhakkak ki Allah’ın cezası çetin olur.”

“O gün, inkara saparak peygambere isyan edenler isteyecekler ki, keşke yerle bir olsalardı!..”

“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhafız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin. Onlar sana, ‘Emrin başımız üstüne’ derler. Senin yanından çıktıklarında ise, onlardan bir topluluk söyledikleri sözün tersini yapar, tuzak kurar. Allah da onların kurdukları tuzakları onların amel defterine yazar…”

“Onlar Allah’a ve Resulüne cephe almışlardır. Kim Allah’a ve Resulüne cephe alırsa, muhakkak ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.”

“Onlar bilmezler mi ki, Allah ve Resulüne kim karşı gelirse, onun için daimî olarak içinde kalmak üzere Cehennem ateşi vardır. Bu ise büyük bir rezilliktir.

10– Hz. Peygamber’e (a.s.m.) saygıyı ve sevgiyi öngören ayetler.

Peygamber mü’minler için kendi canlarından ileridedir. Onun eşleri de onların anneleridir.”

“Peygambere Allah rahmet eder, melekler de dua eder. Ey iman edenler, siz de teslimiyetle Ona salât ve selam getirin.”

“Ey iman edenler! Kendi fikirlerinizi Allah ve Resulünün emirlerinin önüne geçirmeyin ve Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla bilir. Ey iman edenler! Sesinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin; birbirinize bağırdığınız gibi, ona bağırmayın-yoksa amelleriniz mahvolur gider de farkında bile olmazsınız.

11- Hz. Peygamber’in (a.s.m.) insanları doğru yola götürdüğünü belirten ayetler.

“...Şayet Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz…”

“…Şüphesiz ki sen, sana uyanları mutlaka doğru yola, göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allah’ın yoluna götürürsün.”

“Şüphesiz ki sen onları doğru yola çağırıyorsun.

Başlıklar altında verdiğimiz ayetlerin yanısıra, Kur’an’I KERİMDE yer alan yüzden fazla ayetin ışığında ulaşabildiğiniz bazı önemli tespitler kısaca şöyledir:

Yüce Allah, insanlığa kendi içinden birisini örnek olarak seçmiş, onu peygamber olarak görevlendirmiştir. Bu durum gerçekte insanlık için en büyük lütuflardan birisidir.

İnsanların, İlahî bir lütuf olarak kendilerine gönderilen bu RASÜLE inanmak, onun peygamberliğini ve tebliğ ettiği dini tasdik etmek zorundadırlar. Ancak bu inanç ve tasdik insanların kendi bildikleri ölçülerle değil, bizzat Kur’an’ı KERİMİN bildirdiği ölçülerle olmalıdır.

Allah-u Teala, son peygamberini bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında onun üstün bir ahlak sahibi olduğunu ve örnek alınması gerektiğini ifade buyurmuştur.

Hz. Peygamber’e (a.s.m.) bir RASÜL olarak verilen bilgiler sadece Kur’an’I KERİMDEN ibaret olmayıp, bunun dışında da kendisine pek çok bilgi verilmiştir. Ayrıca, doğrudan Allah-u Teala tarafından ayetleri açıklama yetkisi verilmiş, böylelikle onun sünnetinin inananları bağladığı vurgulanmıştır.

Hz. Peygamber’e (a.s.m.) itaat, Allah’a itaatle birlikte zikredilmiş, Resûl’e itaatin Allah’a itaat demek olduğu net olarak vurgulanmıştır. Bu durum Hz. Peygamber’in (a.s.m.) sünnetine Kur’anI KERİM tarafından verilen değeri açıkça gösterir.

Kur’anI KERİMDE olmayan hususlarda, Hz. Peygamber’e (a.s.m.) hüküm koyma, haram ve helal tayin etme yetkisi, yine bizzat Cenab-ı Hak tarafından verilmiştir. Bu itibarla, Kur’an KERİMDE’ olmayan hususlarda, Hz. Peygamber’in (a.s.m.) sünneti şer’î ve İslamî bir kaynaktır.

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Hazreti Muâviye (R.A.) Hakkında Dilini Korumalı

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2010

Hazreti Muâviye (R.A.) Hakkında Dilini Korumalı

Hazreti Muâviye (R.A.) Hakkında Dilini Korumalı

Hazreti Muâviye (R.A.) Hakkında Dilini Korumalı

Kişi, Hazreti Muâviye (r.a.)’a karşı dilini korumalıdır.

Hazreti Muâviye (r.a.)ı tabi olduğu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine ve sahabeliğine tazim etmelidir.

Hazreti Muâviye (r.a.) vahiy kâtibiydi.

Daha önce geçmiş bir çok fütuhatın sahibiydi.

Hazreti Ömer Faruk (r.a.) ile Osman Zinnureyn (r.a.)’ın âmillerindendi (vali ve komutanlarındandı).

Lakin   Muâviye   (r.a.)   Hazretleri   içtihadında   hata   etti. Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hazretlerinin sohbetinin • bereketiyle Allahü Teâlâ Hazretleri, onu bağışladı. (Müctehidler. hatada   edebilir,   isabet   de   edebilir.[1] Hatta   müctehidler ictihadlarında hata etseler bile bir sevâb alırlar.)

Kelâm ilminin âlimlerden olan El-Hayyat buyurdular. Beni, ancak bir çocuk susturabildi. O genç:

-“Muâviye (r.a.) hakkında ne buyuruyorsun?” dedi. Ben:

-“Onun hakkında konuşmam, sükût ederim,” dedim. 0 genç:

-“Oğlu Yezid hakkında ne dersin?” dedi. Ben:

-“Lanet okurum,” dedim. O genç:

-“Onu sevenler hakkında ne dersin?” dedi.

-“Lanet okurum,” dedim. Genç:

-“İftira! Muhakkak ki, Muâviye (r.a.)da oğlunu sevmez-di“dedi. Ravzatü’l-Ahbâr’da böyledir.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

Dipnot:

(1)   Molla husrev,Mir`atu`l-Usul Fi Serhi Mirkatu`l  Vusul. Cilt 2 . Sahife 315


[1] Molla Hüsrev, Mir’âtü’I-Usûl Fi Şerhi Mirkâtü’l-Vusul, c. 2. s. 315

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İnşaallah Demenin Önemi

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2010

İnşaallah Demenin Önemi

İnşaallah Demenin Önemi

İnşaallah Demenin Önemi

İnşaALLAH, ALLAHU teâlâ dilerse olur manasına bütün işlerini ALLAHU TEALA’nın dilemesine havale etmek için söylenen sözdür.

ALLAHU teâlânın huzurunda itaat edenlerden olmak için, her işte inşaALLAH demelidir! Hadis-i şerifte:

*İnsanlar için, inşaALLAH demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur,buyuruldu.

(Şunu yapacağım) veya (Yarın şuraya gideceğim) denince de (İnşaALLAH) demelidir!

Bir kimse ile bir şey kararlaştırırken inşaALLAH denirse, sonradan o iş yerine getirilmezse, yalancı olunmaz. (Miftah-ül cenne)

Kesin işlerde de inşaALLAH denir. Mescid-i harama girileceğini ALLAHU teâlâ bildirdiği halde, inşaALLAH denmesini öğretmek için, (Mescid-i harama inşaALLAH gireceksiniz) buyurdu. (Feth 27)

İsmail aleyhisselamın:

*Babacığım, sana emredilen ne ise, onu yap! İnşaALLAH beni sabredicilerden bulursun,dediği de Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir. (Saffat 102)

Peygamber efendimiz de, mezarlığa uğrayınca, ölüm muhakkak olduğu halde, ilâhi terbiye gereği olarak, (İnşaALLAH biz de size kavuşacağız) buyurdu. (Müslim)

Peygamber efendimiz, duasının kabul olacağını âyet-i kerimeye istinaden kesin olarak bildiği halde şöyle buyurdu:

*Her Peygamberin duası kabul olur. Her Peygamber, ümmeti için dünyada dua etti. Ben ise, Kıyamette ümmetime şefaat izni verilmesi için dua ediyorum. Duam inşaALLAH kabul olacak. Müşrik olmayanların hepsine şefaat edeceğim. [Müslim]

Hz. Süleyman’ın imtihanı

Kur’an-ı kerimde mealen;

*Biz Süleymanı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Daha sonra o, yine [Rabbine] döndü, buyurulmuştur. (Sad 34)

Fahreddin-i Razi hazretleri buyuruyor ki:

Süleyman aleyhisselam, bir gecede, zevcelerinin hepsini dolaşacağını, onlardan herbirinden birer erkek çocuk dünyaya geleceğini, Allah yolunda muharebe edeceklerini söyledi. Fakat, inşaALLAH demeyi unuttu. Sakat bir çocuk dünyaya geldi. Bunu götürüp, babasının tahtına bırakıverdiler. Hadis-i şerifte:

*Yemin ederim ki, Süleyman aleyhisselam inşaALLAH deseydi, dediği gibi olurdu, buyuruldu. (Buhari)

Resulullah efendimize; Ruh, Eshab-ı Kehf ve Zülkarneynden sorulunca; (Yarın gelin, haber vereyim) buyurmuş, inşaALLAH demeyi unutmuştu. Bu sebeple birkaç gün Resulullaha vahiy gelmedi. Sonra şu mealdeki âyet-i kerime nazil oldu:

*İnşaALLAH demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme! [Kehf 23, 24]

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

Yemek Âdâbı

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2010

Yemek Âdâbı

Yemek Âdâbı

Yemeğin âdâbına gelince, bu âdâbın bir kısmı misafirliğe yemeğe gitmekle, bir kısmı da misafire (yemek) ikram etmekle ilgilidir.

Yemek Davetine Katılmanın Âdâbı
İnsanların yemek zamanlarını gözetip o zamanda yemeğe gitmek sünnete aykırıdır. Bu bakımdan tam yemek zamanında bir eve girmek, ansızın girişten sayılır. Bu ise yasaklanmıştır.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle demiştir:
Ey iman edenler, (rastgele) peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak yemek için size izin verilir de girerseniz (erkenden gelip) yemeğin pişmesini beklemeyin. Çağrıldığınız zaman girin; yemeği yeyince dağılın, söze dalmayın. (Ahzâb/53)
Ayette geçen ‘Onun kabını (yemeğini) beklemeksizin’ ifadesi; ‘yemeğin ne zaman pişeceğini beklemeyin’ demektir.

Nitekim Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Çağırılmadığı bir yemeğe giden kimse, fâsık olarak gitmiş ve haram yemiş olur.38
Yemek zamanını gözetmeden girip de onların yemeklerine tesadüf ettiği takdirde, kendisine izin verilmeden yememesi gerekir. Ne zaman ki kendisine ‘ye’ denirse, incelemelidir. Eğer onların iç-ten gelen bir teklif yaptıklarına ve yemek yemesini istediklerine inanırsa, onlarla beraber yemelidir. Eğer kendisinden utanarak bunu söylüyorlarsa, yemesi uygun değildir. Bahane bulup yemeğe ihtiyacı olmadığını ileri sürerek imtihan etmelidir.

Fakat aç olduğu zaman, kendisine yedirmek için dostlarından birisinin yemek vaktini beklemeksizin evine giderse, bu takdirde yemesinde bir sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a), Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’le beraber Ebu’l-Heysem ve Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin evlerine yemek için teklif olmaksızın yemek yemeye gitmişlerdir.39

Böyle bir durumda müslüman kardeşinin evine gitmek, ona yedirme sevabını kazandırmaya yardım etmektir. Bu âdet, selef-i salihînin âdeti idi. Avn b. Abdullah el-Mes’udî’nin üçyüz altmış arkadaşı vardı. Senenin her gününde bir dostunun evinde yemeğini yiyerek o seneyi geçirirdi. Başka birisinin de otuz dostu vardı. Bir ayda herbirine bir gün gitmek suretiyle dolaşırdı. Başka birisinin de yedi dostu vardı. Haftanın her gününde birisinin evinde olurdu. Onların dostları çalışmalarında kendilerine yardım ederlerdi. Dostlarının bu zâhid ve âbid kimselere yedirdikleri kendileri için ibadet sayılır. Eğer kişi eve girip ve sâhibini içerde bu-lamazsa, ev sahibinin dostluğuna güveniyorsa, izin almaksızın dostunun yemeğini yiyebilir. Zira izinden gaye; yemek sahibinin razı olmasıdır. Hele yemeklerde… Çünkü yemekler hususunda daha da genişlik vardır. Çok kişi var ki, açıkça izin verir ve izin verdiğine dair yemin eder. Oysa buna rağmen karşısındakinin yemesine razı değildir. Bu bakımdan böyle bir kimsenin yemeğini yemek mekruhtur. Hazır bulunmayan çok kimseler de vardır ki, izin vermediği halde onun yemeğini yemek güzeldir.
Yahut sâdık dostlarınızın evlerinde yemenizde size bir günah yoktur. (Nûr/61)

Hz. Peygamber (s.a), Berire’nin (Hz. Âişe’nin azâdlı câriyesi) evine girdi. Kendisi hazır olmadığı halde sadakadan olan yemeğini yedi. Rasûlullah yemeği yedikten sonra ‘İşte sadaka tam yerini buldu’40 buyurdu.
Rasûlullah’ın böyle yapması, Berire’nin (r.a) buna sevineceğini bildiğinden kaynaklanmaktadır. İşte bu sırra binaen ve sahibinin izin vereceğini bilmekle yetinerek izinsiz eve girmek câizdir. Eğer böyle bir şeyi bilmezse mutlaka önce izin almalı, sonra içeri girmelidir.

Muhammed b. Vâsık ve arkadaşları Hasan Basrî’nin evine girerler, izin almaksızın gördüklerini yerlerdi. Hasan da eve gelir, onların böyle yaptıklarını görünce sevinir ve ‘Biz de böyle yapardık’ derdi..
Hasan Basrî çarşıda bir bakkalın kuru meyvelerinden ayakta durarak ‘şu sepetten bir incir, öbüründen bir hurma alır yerdi’. Hişam kendisine ‘Ey Ebu Sâid! Acaba takvâ konusunda sana ne görünmüş ki, adamcağızın izni olmaksızın yemişlerinden yiyorsun?‘ Hasan ‘Ey Lehim (Cimri!) Yemek hakkındaki ayeti bana oku‘. Bunun üzerine Hişam ayeti ‘veyahut da dostlarınızın‘ (Nûr/61) cümlesine kadar okudu. Oraya varınca Hişam sordu: ‘Ey Ebu Saîd! Âyetteki dost kimdir?’ Hasan (r.a) ‘Ayetteki dost, o kimsedir ki, nefis ona meyleder, rahata kavuşur, kalp de onunla sükûnet bulur…’

Bir topluluk Süfyan es-Sevrî’nin evine gitti. Süfyan’ı evde bulamadılar. Kapıyı açıp, sofrasını indirip yemeye başladılar. O esnada Süfyan içeri girdi ve ‘Siz bana selef-i sâlihînin ahlâkını hatırlattınız. İşte onlar böyle yaparlardı’ dedi.

Bir topluluk, tâbiînden birini ziyaret etti. Ziyaret edilen zâtın yanında onlara ikram edecek bir şey yoktu. Bunun üzerine ziyaret edilen, dostlarından birinin evine gitti. Fakat onu evde bulamadı, onun pişirdiği çömleğine baktı. Bir de ne görsün yemek pişmiş ve ekmek de hazırdır ve diğer gereken şeyler de mevcuttur. Hepsini aldı, ziyaretçilere takdim etti ve ‘Yeyiniz!’ dedi. Evin sahibi geldi. Evde hiçbir şey görmeyince, kendisine ‘Filân zat geldi, hepsini toparlayıp götürdü’ denildiğinde, ‘Çok güzel etmiş’ dedi. Daha sonra
yemeği götüren zatla karşılaştığında şöyle dedi: ‘Ey kardeşim! Misafirlerin ikinci bir defa geldikleri takdirde ikinci bir defa aynı şeyi yapabilirsin’.
İşte yemeğe katılmanın âdâbı bunlardır.

Kaynak :  Kaynak : İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

38) Beyhakî, (Hz. Âişe’den bir benzerini)
39) Müslim vc Taberânî, (İbn Abbas’tan zayıf bir senedle)
40) Müslîm ve Buhârî, (Hz. Âişe ‘den)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: | 2 Comments »

Sünnete ne gerek var? DİYENLERRE CEVAB

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2010

Sünnete ne gerek var?  DİYENLERRE CEVAB

Sünnete ne gerek var? DİYENLERRE CEVAB

Sünnete ne gerek var?  DİYENLERRE CEVAB

Kurân’dan her şeyi öğrenebiliriz sünnete ihtiyaç var mıdır?

Her şeyi Kur’ân-ı Kerim’den öğrendiğimiz gibi Peygamber Efendimiz’in (asm) sünnetine uymanın gerekliliğini de Kurân’dan öğreniyoruz.

Sünnet-i seniyyeye uymayı Kur’ân emretmiştir

“(Habibim ya Muhammed) de ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız o halde bana tabi’ olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın!Allah, Gafur (çok bağışlayan)dır, Rahim (çok merhamet eden) dir.” (Âl-i İmran, 31)

Âlimler Allah’a (cc) itaatten kastın Kurân’a uymak olduğunu, Peygamber Efendimiz’e (asm) itaatten kastın da; sünnete uymak olduğunu söylemişlerdir. Ayetten apaçık anlaşılıyor ki bir insan sünnet-i seniyyeye uyarak ancak Allah’ın (cc) sevgisini kazanabilir.

Sünnet-i seniyye Kurân’ı tefsir eder

Sana, kendilerine indirileni (helal ve haramı) insanlara açıklayasın diye Kurân’ı indirdik; umulur ki düşünürler.” (Nahl, 4)

Ve (o, nefsinin) arzu(sun) dan konuşmuyor! O (söyledikleri) bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm, 3-4)

Sünnet olmadan Kurân’ı sağlıklı bir şekilde anlamak mümkün değildir. Peygamber Efendimiz (asm) Kurân’ı tebliğ etmekle mükellef olduğu gibi, onu beyanla (tefsirle) de mükellefti.

Mesela, Kurân’da namaz kılmak emredilir, fakat namazın ne zaman, kaç rekât olacağı ve nasıl kılınacağı tafsilatla anlatılmaz. Zekât emredilir, fakat nelerden, ne kadar zekât verileceği açıklanmaz. Namaz ve zekâtla ilgili ve daha pek çok hükümlerin detayları Peygamberimiz (asm) tarafından beyan edilmiştir.

Haberiniz olsun, bana Kitap ve bir o kadar da (sünnet) verildi.” (Mikdam ibnu Ma’dikerib, Kütüb-i Sitte)

Sünnet-i seniyyeyi terk etmek bidatlerin ortaya çıkmasına sebep olur

“…Kim benim sünnetimden (yaşama tarzımdan) yüz çevirirse benden değildir” (Buharî, Müslim)

Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar” (Darimî)

Sünnetsiz Kurân’ı anlamak, İslam’ı yaşamak mümkün olmadığı gibi sünnet-i seniyye terk edilirse büyük bir boşluk doğacak ve onun yerini sünnetin tam zıddı olan ve İslam esaslarına ters düşen bid’atlar dolduracaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) bunu haber vermiştir:

Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman, kişinin: “Bizimle sizin aranızda Allah`ın (cc) kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederizdiyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah’ın (asm) haram kıldıkları da tıpkı Allah`ın (cc) haram ettikleri gibidir.” (Mikdam ibnu Ma’dikerib, Kütüb-i Sitte)

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Sünnet-i Seniyye kaç kısımdır?

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2010

Sünnet-i Seniyye kaç kısımdır?

Sünnet-i Seniyye kaç kısımdır?

Sünnet-i Seniyye kaç kısımdır?

Sünnet-i Seniyye’nin kaç mertebesi vardır? Sünnet-i Seniyye’nin kısımları nelerdir?

Üç çeşit sünnet vardır:

Kavlî Sünnet

Hz. Peygamber’in (asm) söylemiş olduğu sözlerinin tümüne “kavli sünnet” denir. Genel olarak “hadis” ifadesiyle kastedilen kavli sünnettir.

Fiilî Sünnet

Hz. Peygamberimizin (asm) dini ve dünyevi hayatındaki pratik uygulamalarıdır.

Hz. Peygamber’in (asm) fiili sünnetinin kısımları ise şöyledir:

1. Cibilli fiil (İnsan olarak kendisinden sadır olan fiiller),

2. Adi fiiller (Bir gelenek olarak yaptıkları)

3. Dünyevi işlerle ilgili fiiller,

4. Harikulade fiiller ( Mucizeler gibi),

5. Hasais türünden olan fiiller (Sadece Hz. Peygamber’e (asm) ait olan fiiller),

6. Kuran’daki hükümleri beyan sadedinde olan fiiller,

7. İmtisali fiiller,

8.Fiil-i müteaddi (Hz. Peygamber’in (asm) başkalarını ilgilendiren konularda yapmış olduğu tasarruflarına denir. Muameleler, cezalar gibi)

9. Vahiy bekleme anında yaptığı fiilleri,

10. Fiil-i mücerred (Bize nispetle, hükmü açıklayan bir karine bulunmayan ve önceki sayılan tasarruflardan hiç birine girmeyen fiiller)”

Takriri Sünnet

Resulullah’ın (asm) sahabeden bazılarından sadır olan bir fiili, gördüğü zaman sükut etmesi yahut o fiilin iyi-güzel olduğunu izhar buyurmasına takriri sünnet denir.

Takriri sünnet birkaç şekilde tezahür edebilir:

1. Hz. Peygamber’in (asm) bir fiile karşı susması, karşı çıkmaması şeklinde olur.

2. Bazen yapılan fiil karşısında tebessüm ve sevinç göstermesi şeklinde olur. (El-Muvafakat, Efalü’r-Resul)

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Bazı Meyveler Ve Sebzelerin Faydaları

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2010

Bazı Meyveler Ve Sebzelerin Faydaları,mandalin,portakal,narenciye

BAZI MEYVELER VE SEBZELER

  • İncir,hurma,kuru üzüm ve keçi boynuzu gibi meyveler digerlerine göre midede fazla kaldıklarından insanı tok tutar ve besleyicidir.

  • Armut yeterince yenirse bagırsakları yumuşatır.Sert armut pişirilip ( haşlanıp ) yenilebilir.

  • Olgun elma, yemek üzerine yeteri kadar yendiginde hazıma yardımcı olur. Elmayı yemekten evvel yemek daha faydalıdır.

  • Erigin tatlı olanları bagırsakları yumuşatır, ham erigin fazlası mideyi bozar. Mayhoş erigin hoşafı mide ve bagırsaklara iyi gelir.

  • Şeftali, kabugu soyulmadan yenmelidir.Fazla yenmesi zararlıdır.

  • Ayva ishali keser,mideye faydalıdır.

  • Kızılcık iştah açar.

  • İncir fazla yenırse bagırsakları bozar.Nemli yerlerde tutulan kuru incirin üzeri  un-kepek gibi beyazlanırsa yenmesi zararlıdır.

  • Demirhindi bagırsakları çalıştırıp ateşi düşürür.

  • Kara dutun olgunu bagırsakları yumuşatır.

  • Hunnab ( çigde ) kurusu kaynatılırsa gögüs agrılarına yararlıdır.Bagırsak ve mide rahatsızlıklarına iyi gelir.

  • Ekşi nar şurubu harareti giderir, serinlik verir. Ekşi ve tatlı narı sıkıp suyunu içmek daha faydalıdır.İçindeki sarı perdeleride yemelidir.

  • Portakalın agızda bir süre tutulması harareti azaltır. Suyuna seker katılarak içilmesi harareti ve agız kurulugunu giderir.

  • İyi cins kavun-karpuz yaz mevsiminde yenirse vücudu serin tutar,sakinleştirir. Fazla yenirse şişkinlik verip rahatsız eder.

  • Salatalık vücüdü serinletip yumuşatır.Mevsiminde salatası serinlik verir,iştah açar.

  • Mısırın hazımı güçtür,Mideyi yordugu için çok yenilmesi şişkinlik ve rahatsızlık verir.

  • Yemeklerden önce kahve içilmesi hazma yardımcı olur.

  • Çay idrar sötürücü,mideyi uyarıcı oldugu için,yemeklerden sonra içilmesi hazma yararlıdır.Kahveye göre daha çok tercih edilir.Aşırı içilmesi tansiyonu yükseltir.

Kaynak: Fazilet Takvimi – 10 mayıs – 2009

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Fitne ve Fesat Zamanında Kazanılan Ecir

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2010

Şeytanın Hileleri,Şeytanı Susturmanın Yolu

Fitne ve Fesat Zamanında Kazanılan Ecir

Ebû Umeyye eş-Şeybanî diyor ki: Ebû Sâ’lebe el-Huşeni’ye sordum. Yâ Ebâ Sâ’lebe, “Siz kendi nefsinize bakınız” (Mâide, 105) meâlindeki âyet-i kerîme hakkında ne dersiniz?

Tam yerinde sordun. Ben de o âyeti Resûlullâh’a (s.a.v.) sorduğumda şöyle buyurmuştu:

Birbirinize iyilikleri ve hayır işleri tavsiye edin. Kötülüklerden ve zararlı şeylerden birbirinizi sakındırın. Cimriliğin çoğaldığı, nefsin arzularına uyulduğu, dünyanın tercih edildiği, herkesin kendi kendini beğendiği zamana ulaştığında kendine bak. İnsanları bırak. İleride sabredilecek günler yaşayacaksınız. O zamanlarda sabretmek, elde ateş tutmak gibidir. O günlerde sâlih ameller işleyene, aynı amelleri işleyen elli kişinin sevabı verilir.

Ebû Dâvud şunu ilâve etti: Ashâb-ı Kiram, “Yâ Resûlallâh! Bizden mi, yâhut o zamanda yaşayan insanlardan mı elli kişinin sevâbını alacaklar?” dediklerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Hayır, sizden elli kişinin ecir ve sevâbını kazanacaklar.” buyurdular.

Fazilet Takvimi 15.04.2008

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

Sandalyede namaz kılınır mı ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2010

Sandalyede namaz kılınır mı ?

Sandalyede namaz kılınır mı ?

Sandalyede namaz kılınır mı ?

Din İşleri Yüksek Kurulu kararında, namaz kılmak amacıyla camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılmasının cami doku ve kültürüyle bağdaşmadığı belirtilerek, ”hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil yere oturarak kılmalarının uygun olduğu” ifade edildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 1 Aralık Çarşamba günü yaptığı toplantıda ”sandalyede namaz” konusu gündeme alındı.

Toplantı sonunda alınan kurul kararında, namazın kulun Allah’a en çok yakınlık kazandığı bir ibadet olduğu, Hz. Muhammed ( s.a.v.)’in bu ibadeti ”en hayırlı amel” olarak tanımlayarak, kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirdiği belirtildi.

Bu sebeple namazın terk edilmesine izin verilmediği, imayla da olsa mutlaka kılınması istendiği vurgulanan kararda, Hz. Peygamber’ ( s.a.v.) in ”Kim namazı kasten terk ederse Allah’ın himayesi ondan uzak olur” hadisine yer verildi.

Namazın rükülerinin neler olduğunun Kur’an ve sünnette belirtildiği ve nasıl uygulanacağının da bizzat Hz. Peygamber ( s.a.v.) tarafından sözlü ve pratik olarak ortaya konulduğuna değinilen kararda, rükünlerden herhangi birinin mazeretsiz terk edilmesi halinde namazın sahih olmayacağına işaret edildi.

Ancak dinde sorumlulukların kulun gücüne göre belirlendiği, gücü aşan durumlar için kolaylaştırma ilkesi getirildiğine dikkati çekilen kararda, namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıkların kolaylaştırma sebebi sayıldığı vurgulandı.

Kararda şu ifadelere yer verildi.

Buna göre, namazı normal şekliyle ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber ( s.a.v.)  nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeyeNamazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl’ buyurmuştur. Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri imayla yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak imayla eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri imayla yerine getirir.

Kul, Rabb’ine ibadet ederken hem özde samimi olmalı hem de dinin belirlediği şekil şartlarını tam olarak yerine getirmeye özen göstermelidir. Özen ve hassasiyet eksikliğinden dolayı Rabb’ine karşı sorumlu olacağı bilincinde olmalıdır. Bu sebeple namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir. Öte yandan dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacıyla camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur.”

Kaynak : AA

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: