Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 28 Kas 2010

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Burj Al Arab: Dünyanın en büyük haçı!..

Pazar’ları başarabildiğim ölçüde siyaset dışına çıkmaya çalışacaktım. Çünkü, siyasetin ötesinde büyük bir yaşam var… Aslında siyaset denilen bilim de bunu düzenlemeye çalışmıyor mu?..
Neyse, çoğu zaman başaramadım ama geçen Pazar, Dubai’ye gidişten söz etmiştim. Şimdi de, orada gördüklerime sıra geldi.
Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri’nin en gözde kenti. Arkasından, başkent Abu Dabi geliyor.
Bayram tatilinde gördüğüm Dubai ve Abu Dabi’nin iyi ve kötü yönlerini yazarak, yorumu sizlere bırakacağım. Böyle bir kentte(ülkede) yaşamak ister misiniz, varın siz karar verin.

İYİ YANLARI:
Bırakın şehirler arası yolları, Dubai’nin merkezi bile altı gidiş altı gelişli kaymak gibi asfalta sahip. Bizde “duble yol” diye övünenlerin kulakları çınlasın!..
Şeriatla yönetiliyor ama, ne yerlisi ne de yabancısının herhangi bir rahatsızlığını görmedik, duymadık. Ne Kayseri’deki gibi “içki içeni ve satanı” fişliyorlar ne de taciz ediyorlar.
Bizde “ileri demokrasiye geçtik” diyenlerin kulakları çınlasın!..
Rehberimizin ilk günkü uyarılarının hiçbiri yaşamda geçerli değildi.
5 gün boyunca, ne sokakta ne de kapalı alanlarda bir tek “üniformalı polis” görmedim. Suç oranı sıfıra yakın imiş. Bir metropole dönen kentte hırsızlık bile olmaması dünyada az görülen bir durum.
Bizde insanı kanser eden, AVM’ler de bile olağan olan x-ray cihazı da yoktu. Kimse kimsenin üstünü aramıyor, hırsız ya da terörist muamelesi yapmıyor.
Türkiye’yi “Polis devleti” yapmak isteyenlerin de kulakları çınlasın!..
Metro yapmışlar, yerin üstünden kenti görerek gidiyorsunuz. Japonya gibi.
Bizde başkentin metrosunu bile yapamayanların da kulakları çınlasın!..
Dubai, her şeyin “en” i ve “ilk” i ile meşhur. En uzun bina, en büyük AVM, en pahalı bilmem ne, çölün ortasında kayak merkezi, v.s.
Taksiler en ucuz şey. Buna rağmen taksiciler de kazançlarından memnun.
Mülteci Müslümanlar da, yabancılar da..
Yazmakla bitmez, burada keselim.

KÖTÜ YANLARI:
Şimdi de kötü yanlarına bakalım. (Yine siyasetten kurtulamadık!..)
Dünyanın “ilk yedi yıldızlı oteli” diye övündükleri Burj Al Arab oteli var. İlk girişte etkileniyorsunuz. Biz de etkilendik.
Ama çıkarken, “Bizim Çırağan Oteli’nin eline su dökemez” diyerek çıkıyoruz. Ve daha nice otelimizin…
Burj Al Arab’ın mimarı bir İngiliz’miş. Ülkesine döndükten sonra söylediği “ilk” söz, “Müslüman ülkeye dünyanın en büyük haçını diktim” olmuş.
Burada da bir “ilk” söz konusu. Ama negatif.
Karadan ve yanlardan baktığınızda otel bir yelkene benziyor. Halkın görmediği deniz cephesinden bakınca gerçekten tam bir haç. (Ben de bizim Antalya Lara’da dikilen bir haçı yıllar önce burada yazmıştım. Onu yapanlar da atlama kulesi diyordu!..)
Hediyelik eşyalarda bile bu haçı gizliyorlar, birçoklarında haçın artısını kırmışlar.
Ilımlı İslam” tam anlamıyla uygulanıyor. Batı sermayesi, inanılmaz gökdelenler, iş merkezleri, dev yatırımlarla ülkeye girmiş.
Kapitalizm ve emperyalizm kendisine “oyuncak bir ülke” yaratmış.
Ne Müslüman ne de Hıristiyan bir ülke.
Siyasal kimliği yok.
HHH
Evet, tekrar soruyorum. Böyle bir ülkede yaşamak ister misiniz?

Hulki CEVİZOĞLU

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Eshab-ı Kiram'ın Örnek Hayatı

Dihyetü’I-Kelbi`nin (R.A.) Müslüman Oluşu

Hikâye olunur;
Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Dihyetü’1-Kel-bî’nin Müslüman olmasını istiyordu. Çünkü onun emrinin altında, yediyüzbin kişilik bir ailesi vardı. Eğer Müslüman olsa bütün ailesi Müslüman olacaktı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle dua ediyorlardı:
Allahım Dihyetül-Kelbî’ye İslâmı nasib et” Dihyetül-Kelbî Müslüman olmaya niyyetlendiği zaman, Allahü Teâlâ bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine bildirdi. Sabah namazından sonra idi. Cebrail (a.s.) geldi. Şöyle buyurdu:
-“Allah sana selâm ediyor. Şu an Dihyetü l-Kelbî senin huzuru¬na gelmek üzeredir, diyor.” Câhiliyet döneminde Müslümanların kalbinde Dihyetü’I-Kelbi’ye karşı bir şey vardı. Müslümanlar bunu işitince Dihyetül-Kelbî’nin aralarına katılmalarını hoş karşılamadılar. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Sahabelerin Dihyetü’l-Kelbiye karşı bu tutumlarını ve onu sevmediklerini biliyordu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, sahabelere, Dihye’ye karşı sağlam olun, onu sıcak karşılayın. Beni onunla yalnız bırakıp giderseniz, onun kalbini İslâm’dan soğutur, demeyi ihmal etmedi.

Dihye, Mescide girdiğinde, sırtındaki cübbesini çıkartıp, yere Dihye’nin oturması için altına serdi. Ve ona, cübbesinin üzerine oturmasını işaret etti. Dihye Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin bu kereminden dolayı, Dihye ağlamaya başladı. Dihye, Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin cübbesini yerden kaldırdı. O mübarek cübbeyi kokladı ve öptü. Sonra büyük bir saygı ile başının üzerine koydu. Gözlerine ve yüzüne sürdü. Dihye:
-“Ya Rasûlellah! İslâm’ın (İslama girmenin) şartlari nelerdir? Bana söyleyin,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:
-” Senin önce Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür.” demendir, dedi. Dihye büyük bir aşk ile tevhid kelimesini söyledi.
Sonra Dihye ağlamaya başladı. Çok şiddetli bir ağlama tuttu onu. Efendimiz (s.a.v.) sordular:
-“Ey Dihye! Sen İslâm ile şereflendin bu ağlamak nedir?” Dihye:
-“Ya Rasûlellah! Ben büyük ve fahiş bir hata işledim. Rabbine söyle benim günahlarımın keffareti nedir acaba? Rabbim bana nefsimi öldürmeyi emrederse öldüreyim, eğer bana bütün malımı sadaka olarak dağıtmamı emrederse günahlarıma keffâret olması için dağıtayım!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri sordu¬lar:
-“Ey Dihye nedir bu günahın?” Dihye:
-“Ben Arabların Meliklerindendim. Kızlarımın olmasından ve onların da kocaya varmalarını kendime ar ve ayıp gördüm. Doğan kız çocuklarımı öldürdüm. Bu şekilde tam yetmiş tane kız çocuğumu kendi ellerimle öldürdüm.” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buna hayret ettiler. Bir şey demedi. Sükût etti. O anda Cebrail Aleyhisselâm geldi. Ve:
-“Ey Muhammed (s.a.v.)! Allah, sana selâm ediyor. Ve buyuruyor ki: Dihye’ye söyle, İzzettim ve Celâlim hakkı için sen:
Allah’dan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdürdediğin zaman ben seni aff ve mağfiret ettim. Senin altmış yıllık günahlarını örttüm ve senin altmiş yıllık kötülüklerini bağışladım. Nasıl kız çocuklarını öldürmeni bağışlamam?” dedi. (1/183) Bunun üzerine ağlamaya başladılar. Ve şöyle buyurdu:
Allahım! Dihye bir kere şehâdet kelimesi getirmekle ve
Allah’dan   başka   ilah   yoktur.
Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Rasûlüdür” demekle sen bağışladın.

Çok kere şehâdet kelimesini getiren, doğru söz ve hâlis (ihlaslı) iş yapan   (amel   işleyen)   mü’minler   için   nasıl   bağışlanmazlar?
(Mü!minler acaba nasıl bir ilâhî mağfiret ve rahmete nail olacak¬lardır?)

Mesnevfde buyuruldu:
Allahı zikret. Ondan sana “Ey kulum bana dön” emri gelme¬den önce.

Sadî buyurdu:
Kıyamette kahr hitabı geldiğinde
peygamberlerin mazereti vardır.
Ben de Allah’ın rahmet ve mağfiretini ümid ediyorum.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Komutan eşine yoğurt için git – gel 1000 km

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2010

Her şey vatan için!...

Her şey vatan için!...

Komutan eşine yoğurt için git – gel  1000 km

Askerde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları paylaşmak isteyen subay ve erlerin iddiaları dehşete düşürüyor. Akrep ısıran askerlere ve zehirlenen komutan köpeğine yapılan muamele yaşanmışsa çok vahim!

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde gördükleri olumsuzluk ve haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmak isteyen subay ve erlerden oluşan bir grup askerin kurduğu, “askerleranlatiyor.blogspot.com” isimli paylaşım sitesindeki iddialar, Mehmetçiğin vatani görevini yaparken hangi abes işlerde kullanıldığını tartışmaya açacak gibi.

Yeni Akit gazetesinde Murat Alan imzasıyla yer alan habere göre, siteye mektup gönderenlerin arasında halen görevde bulunan albay, yarbay ve binbaşı rütbesinde onlarca subay da bulunuyor. En çok şikayet edilen konulardan birisinin ise, TSK’daki inanç eksikliği, dine ve dindar insanlara karşı tahammülsüzlük olduğu ifade ediliyor. Birçok subayın, yakalanmaktan korktuğu için, gizli namaz kılmak zorunda kaldığı belirtiliyor.

ASKER İÇİN KAMYON, KÖPEK İÇİN JİP

Bir asker, Şırnak’ta, komutan eşinin beğendiği marka yoğurdu bulabilmek için birliğin nasıl seferber edildiğinden bahsederken, bir başka muvazzaf subay ise karakolların durumundan ordu evlerindeki eğlenceye kadar şahit olduğu birçok şeyi anlatıyor. Hatay’da bir hudut karakolunun komutanlığını yapan askerin anlattıkları, kelimelerle izah edilebilecek gibi değil.

Mektupta, akrep sokması sonucu zehirlenen erler için saatler sonra taburdan ekmek kamyonu gönderildiği ifade edilirken, aynı tabur komutanının, köpeği zehirlenen eşi için bir jip ve onu gezdirecek bir asker görevlendirdiği belirtiliyor.

ORDU EVİ AHALİSİ İÇİN ŞEHİT HABERİ ÖNEMLİ DEĞİL

Terörle mücadele eden ve halen Özel Kuvvetler mensubu olarak Güneydoğu’da görev yapan bir subayın, izin için geldiği Ankara Ordu Evi’nde gördüğü manzaralar sonrası yazdığı mektuptan özetle:

Kato, Gabar, Cudi Dağları, Beşler, Cehennem Deresi, Van-Çatak, Bingöl, Tunceli’de girdiğim çatışmalar… Özel harekatçı olmanın bir bedeli olmalıydı bunlar. Çatışmalar, çatışmaları izliyor. Artık konserve yemekten ne ağzımızda diş ne de midemiz kalmıştı. Tim komutanım, 10 gün izne gideceğimi söyledi. Ankara’da dolaşıyorum. Bir ara içimden orduevine gidip bir çorba içmek geliyor. Orduevinin lüksü ve ihtişamı karşısında içeri girmiyorum. Suçluluk duyuyorum. O gün 4 asker şehit olmuş! Gazeteler, TV’ler bas bas bağırıyor. Orduevi bahçesinden bira, içki kokuları ve hafif bir caz müziğinin eşliğinde nahoş kahkahalar yükseliyor. Masalarındaki gazetelerde yazan haberi gören rütbeliler aldırmıyorlar bile. Ne gerek var ki, bu tür şeyler için keyif mi bozulur?

BİR TARAFTA LÜKS ORDU EVLERİ BİR TARAFTA KERPİÇ KARAKOLLAR

Güneydoğu yıllarım esnasında yüzlerce karakol görme imkanım oldu. Gördüğüm şeyler dehşet vericiydi. Gerçekten bunlar birer karakol muydu? Yoksa gecekondudan devşirme binalar mı? Lüks orduevlerine ve kamplara milyarlarca lira para harcayan bu ordu, bu karakollara neden bakmıyordu? Kendi askerini neden bu kadar yalnız ve kaderine terkedilmiş bırakmıştı? Bu kadar lüks ve şaşaalı bir yaşam, subay ve astsubaylar için çok mu gerekli idi? Yeni pişmiş baklavaları ve börekleri löpür löpür yiyen, üstüne de “Oğlum çay, oğlum bira getir!” diye haykıran bu baş edilemez subay ve astsubaylar, gerçekten Türk ordusundan mıydı?

HANIMIN KÖPEĞİ BİZDEN DAHA MI DEĞERLİ?

Hatay-Kırıkhan’da görev yapan bir asker:

Suriye hududunda karakol komutanı olarak askerliğimi yaptım. Aman Allahım, neydi o soğuk! Buz gibi geceler, günler… Temmuz ayında bir-iki pusuyu akrepler basmış, askerleri zehirlemiş. Kıvranıp duruyorlar. Telsizle anons yapıyorum, gelen-giden yok. Gecenin üçü veya dördü. Dokuz gibi ekmek arabası geldi, zehirlenenleri yükledik hastaneye götürdük. Ölüm olmadı. Sonra birgün albay geldi karakola. Ben de dışarıda bekleyen şoföre durumu anlattım, “Günah değil mi yazık değil mi?” diye. O da bana şunu anlattı: Komutanın hanımının köpeği hastalanmış. Taburu arıyorlar ve komutanın diğer şoförü ciple eve gidiyor. Dikkat, ciple! Hanımefendi şoföre köpeği teslim ediyor ve aynen şunu söylüyor: “Bunu al, ormanlık alana götür, hava aldır ve getir.” Yani ben, hudutta askeri zehirleyen akrepten kurtarmak için araç istiyorum, kamyon bile gelmiyor, bunlar köpekleri rahatsızlandı diye hava alması için cip tahsis ediyorlar.

PAŞA KIZININ KAHVE EMRİ

Ben askerliğimi 303. kısa dönem olarak Antalya-Kaş’ta yaptım. Kaş’a, tatile gelen paşalara ve ailelerine bölük komutanının emri ile lüks restoranlarda rezervasyon yaptırılır. Çıkan hesap ise karakola işi düşen (düğün ruhsatı, av tüfeği ruhsatı, av tezkeresi vs.) vatandaşlardan alınan paralarla kapatılırdı. Tek seferde fatura edilen hesaplar 2005’in parasıyla 1000-1500 TL idi. E adamlar paşa viskisi dururken köpek öldüren şarabı içeçek değiller ya!

Bir de bunlar, karakolun manzarası güzel olduğu için misafirhaneye gelirdi. Ordan bizlere talimat yağdırırlardı. Ben bir defasında Paşa’nın kızının gece 01:00’daki kahve isteğini karşılamadığım için askerliğimi yakıyordum. 2007 yılında bu sefer tatil için gittiğimde, yine aynı düzenin devam ettiğini gördüm. Kan emmeye, askeri uşak gibi kullanmaya devam. Nasıl olsa bu ülkede daha çok uşak var…

Komutan eşine yoğurt için 1000 km

Şırnak’ta askerlik yaptım. Kantinde idim ve diğer askerlik yapanlara göre nispeten rahattım. Ancak bu rahatlık başıma tuhaf şeylerin gelmesine engel değildi. Neticede Türkiye’de askerlik yapıyorsun. Bizim tümen komutanı tuhaf bir adamdı; emir subayını bizim kantine gönderir, muz almasını isterdi. Alacağı muzu da tarif ederdi: Düz olacak (hilal şeklindeki muzu sevmezdi), tam sarı olacak, üzerindeki kabukta en ufak bir leke olmayacak. Bunun için de ben dahil emir subayı ve üç askerle birlikte 5 kişi kantine gelen muzlardan böylesini arıyorduk. Yanlış anlaşılmasın, her şey vatan için. Bununla da sınırlı değil tabi. Bir keresinde tümen komutanının eşi bir yoğurt markasının ismini verdi. Şırnak’ta yoktu, bulamadık haliyle. İlla tutturdu, “O yoğurdu isterim” diye. Neyse ki Gaziantep’te bulduk. (Şırnak-Gaziantep arası yaklaşık 500 kilometre) Otobüsle getirmelerini söyledik. Valla ne yalan söyleyeyim, savaş kazanmış bir komutan edasında tüm kantin başkanlığı, yoğurdu hanımefendiye gönderdik. Netice mi? O kadar yol gelen yoğurdun otobüsteki sallanma dolayısıyla üzerinin hafif sulanması yüzünden yine fırça yedik. Ama dedim ya her şey vatan için!...”

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: