Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 10 Ağu 2010

Sultan, İstanbulu Chicagoya taşımış

Posted by Site - Yönetici Ağustos 10, 2010

2-abdulhamit-han,Sultan II. Abdülhamid

Sultan, İstanbulu Chicagoya taşımış

Chicago’daki uluslararası sergiye heyet gönderen, alanda ‘Türk Köyü’ kurduran Sultan, maketlerin yanında bir de gerçek cami inşa ettirmiş. 3 bin Türk ürününün tanıtıldığı organizasyonda Osmanlı’ya gösterilen ilgi Sultan’ın hafiyelerini bile şaşırtmış…

Sultan II. Abdülhamid, 33 yıllık iktidarı döneminde Yıldız Sarayı’ndan pek ayrılmamasına karşın, ABD’den Japonya’ya kadar dünyanın dört bir tarafındaki gelişmeleri yakından takip etti. Sadece hafiyelerini değil, fotoğrafçılarını, askerlerini ve din adamlarını dünyanın dört bir tarafına gönderiyor, onlardan gelen raporlar üzerinden gelişmeleri analiz ediyordu. Müslüman dünyasında ‘halifeliğiyle’, Batı dünyasında da ‘etkin diplomasisiyle’ rol alıyordu. Dönemin kralları, devlet başkanları ve prensleri, bu sessiz ama muktedir imparatorla tanışmak için İstanbul’un yolunu tutmuştu. Onları Yıldız Sarayı’nda ağırlıyor, özel olarak hazırlattığı hediyelere boğuyordu. Alman Kralı II. Wilhelm’le dost olmuş, İngiltere Kraliçesi Victoria’nın aile albümüne girmişti. O yalnız iktidar değil, muktedirdi de…

Diplomasideki başarısı, gençliğinden itibaren merak duyduğu fotoğraf ve teknolojiyle de alakalıydı aslında. Sultan II. Abdülhamid bir fotoğraf tutkunuydu. Bu yöndeki teknik gelişmeleri yakından izliyor, dünyanın her neresinde olursa olsun yeni icatları Yıldız Sarayı’na getirtiyordu. İktidarında işinin ehli fotoğrafçılara Osmanlı coğrafyasını neredeyse karış karış fotoğraflattırdı. Ermeni Vichen, Kevrok ve Hovsep kardeşlerin (Abdullah Freres adıyla bilinirler) yanı sıra Rum asıllı Vasilaki (Basile) Kargopoulo ve Fransız Pierre Louis Pierson gibi dönemin meşhur fotoğraf sanatçılarıyla çalışıyor, belirlediği konseptler çerçevesinde fotoğraf albümleri hazırlatıyordu. Albümlere girecek fotoğrafları kendi eliyle seçiyor, beğenmediği kadrajları yeniden çektiriyordu. Kimi zaman askerî okulları, kimi zaman atları, kimi zaman da tarihî mekânları fotoğraflattırıyordu.

Birçoğu bugüne kadar ulaşan bu özel çekim fotoğrafların hemen hepsi “Osmanlı’yı güçlü gösteren” sanatsal karelerden oluşuyor.

Aslında Saray, fotoğrafla II. Abdülhamid’den önce tanışmıştı. Sultan Abdülaziz, Kırım Savaşı’nı fotoğraflarla takip etmişti. Ancak Osmanlı toprakları başta olmak üzere tüm dünyayı kapsayan bir arşiv oluşturmak Sultan Abdülhamid’e nasip olacaktı. Onun hobi olarak başlattığı uğraş, zamanla pek çok fotoğrafçının geçim kapısına ve Sultan’ın taşrayla, dünyayla iletişim aygıtına dönüştü.

Abdullah Biraderler başta olmak üzere devrin ünlü fotoğrafçılarına sipariş ettiği, kimi zaman da ünlü fotoğrafçılardan satın aldığı fotoğraflardan oluşan albümler Yıldız Saray’ında tutulduğu için ‘Yıldız’ veya ‘II. Abdülhamid Albümleri’ ismiyle tarihe geçti. Döneminde dünyanın en büyük koleksiyonuna dönüşen arşivin hacmi, 962 albüm ve 35 bin 535 fotoğrafa ulaştı. Üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası bulunan albümlerin ciltleri bile paha biçilmez değerde. Albümler arasında tek fotoğraflık olanı da var, 300 fotoğraf içereni de…

II. Abdülhamid’in fotoğrafa ve fotoğraf teknolojisine verdiği önem kişisel bir hevesi aşmıştı aslında. İlk 1840’larda kullanılmaya başlanan fotoğraf, 1880’lere gelindiğinde bir diplomasi aracına dönüşmüştü. İngiltere Kraliçesi Victoria başta olmak üzere o günlerde Avrupalı kralların öncelikli uğraşısıydı fotoğraf ve albümler. Albümler onlar için bir taraftan ülkelerini tanıtma, diğer taraftan da zenginliklerini ve varlıklarını yansıtma vasıtasıydı.

Üzeri değerli taşlarla süslenen albümler en itibarlı hediyelerdendi birçoğu için. II. Abdülhamid Han da hazırlattığı albümleri bazen bizzat eliyle bazen de elçiler vasıtasıyla hediye etmişti dönemin krallarına. Sadece Avrupa’daki krallara değil, Uzakdoğu’dakilere de göndermişti. Gayesi, Osmanlı’yı dışa karşı güçlü göstermek, devletin mevcut imajını korumaktı. Özellikle Batı’da İmparatorluk hakkında çıkan olumsuz yayınlardan rahatsız oluyor, bu tür kampanyaların önüne geçmeye çabalıyordu. Albümler bu noktada bulunmaz fırsattı.

10 Ekim 1896’da Abdullah Freres’e hazırlattığı ‘Osmanlı İmparatorluğu’ albümlerini Londra, Paris ve Amerika kütüphanelerine hediye olarak göndermişti. Albümlerin yanına ülkesini anlatan kitapları da eklemişti. Çalışma Sultan’a 4500 kuruşa mal olmuştu. Osmanlı Matbaası’na ödeme bizzat onun emriyle yapılmıştı. Albümlerin birçoğu bugün hâlâ varlığını koruyor. Özellikle ABD’deki Kongre Kütüphanesi (Library of Congress) bu bağlamda oldukça zengin.

ABDÜLHAMİD’İN ASKER ALBÜMÜ İNGİLİZLERİ GERDİ

II. Abdülhamid’in albüm diplomasisinin ne denli etkili olduğunu, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki Y.A.HUS. 324 No’lu, 11 Nisan 1895 tarihli bir vesikadan öğreniyoruz. Sultan’ın Haydarabad Hâkimi’ne göndermek üzere hazırladığı Osmanlı askeri ve gemileri albümü Hindistan’daki gazetelere yansıyınca, bölgenin sömürgecisi İngiliz hükümeti rahatsız olur. Haydarabad Sadrazamı İkbalüddevle, İngilizlerin şimşeklerini üzerlerine çekmemek için II. Abdülhamid’de albümleri göndermemesini tavsiye eder. Albümlerin henüz İstanbul’dan çıkmadan bölgede hareketlenmeye yol açması manidardır.

II. Abdülhamid’in Yıldız’da bıraktığı 35 bin parçadan oluşan zengin fotoğraf koleksiyonu tarihi analiz etme açısından paha biçilemez değerde. Son dönemde albümler üzerinde yapılan çalışmaların halkta bir karşılığı da var. Bu ilginin farkında olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, 2006’dan bu yana önemli çalışmalara imza attı. “Sultan II. Abdülhamid Arşivi İstanbul Fotoğrafları”, “Sultan II. Abdülhamid’in Arşivinden Dünya”, “Sultan II. Abdülhamid’in Aile Albümü” kitaplarının ardından yeni bir kitabı basıma hazırlıyor. “Sultan II. Abdülhamid Arşivi’nden Devlet Başkanları Albümü” adlı çalışmada dünya liderlerinin portreleri ve aile albümleri yer alıyor. Tahtta bulunduğu dönemde diğer ülke imparatorlarını tanımak isteyen II. Abdülhamid, kâh fotoğrafçılarını gönderip bu liderlerin fotoğraflarını çektirmiş kâh elçiler üzerinden fotoğrafları istemiş. Sonuçta oluşturduğu albümde Siyam Kralı Chulalongkorn’dan ABD’nin 16. Başkanı Abraham Lincoln’a, Japonya Prensi Komatsu Akihito’dan Bulgar Çarı Ferdinand’a, İran Şahı Nasıreddin’e, Papa 9. Pius’a varıncaya kadar küçük yöneticilerden büyük krallara kadar tüm muhataplarını bir araya getirmiş.

Albümde 1888 yılında, sadece 99 gün tahtta kalan, gırtlak kanseri nedeniyle yaşamını yitiren Almanya İmparatoru ve Prusya Kralı III. Friedrich’e ait de bir portre var. Bunun yanında Kraliçe Viktoria’nın tüm çocuklarının yer aldığı aile fotoğrafları da mevcut. Sadece siyasetçilerin değil, İtalyan Guiseppe Garibaldi gibi devrin entelektüellerinin portelerine de yer verilmiş.

70 fotoğrafın bulunduğu albümde, görsellerle ilgili zengin bilgi notları da var. Sultan II. Abdülhamid’in diğer devlet adamlarına  mesaj ve mektuplarını, onların fotoğraflarını inceledikten sonra yazdığı biliniyor. İyi bir fizyonomist olan Sultan, fotoğraflara bakarak insanların karakterlerini anlamaya çalışıyordu. Askerî okullara talebe alınmasından bazı mahkûmların affedilmesine kadar pek çok konuda karar verirken yazılı raporların yanı sıra çektirdiği fotoğraflara da başvururdu. Bundan dolayı fotoğrafçılarının çoğunu Bahriyeli Ali Sami, Miralay Hüsameddin Bey gibi güvendiği askerlerden seçiyordu.

Editörlüğünü Hakan Yılmaz’ın üstlendiği “Sultan II. Abdülhamid Arşivi’nden Devlet Başkanları Albümü”, lider portelerinin dışında II. Abdülhamid’in pek bilinmeyen çalışmalarını belgeleriyle gün yüzüne çıkarıyor. II. Abdülhamid’in 1891’de ABD’nin Chicago kentinde açılan uluslararası sergide kurdurduğu Türk Köyü ile 1892 yılında ABD’de yayımlanmasını sağladığı ‘The Moslem World’ gazetesi, bunlardan sadece ikisi. Albümde ayrıca Sultan’ın 1897’de ABD’den getirttiği, dönemin son teknolojisiyle çekilen Ay fotoğrafını, 1895 yılına ait ilk cenin röntgenini, 1870’te balon vasıtasıyla elde edilen ilk hava fotoğrafını görebiliyor, hikâyelerini okuyabiliyorsunuz.

II. Abdülhamid’in küçük bir balon sayesinde gökyüzünden fotoğraf çekmeyi sağlayan düzeneği ilk üretildiği günlerde İstanbul’a getirttiği, bu teknolojiyi askerî alanda kullandığı biliniyor. Çalışmada, II. Abdülhamid’in teknik aletlerini Avrupa’dan getirterek Pera’da kurdurduğu Rasathane-i Amire Müdürlüğü’nce hazırlanan Ay tasvirlerine da yer veriliyor.

TÜRK KÖYÜNÜ ABD’YE CAMİSİYLE BİRLİKTE TAŞIMIŞ

Albümdeki en önemli fotoğraflardan biri, 1891’de Chicago’da açılan uluslararası sergiye ait. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden elde edilen fotoğrafta, sergiye katılan devletlerin liderlerine ait porteler de bulunuyor. Albümde, bu sergiyle alakalı bakanlık yazışmalarına, II. Abdülhamid Han’a sunulan elçi mektuplarına da yer veriliyor. Yazışmalardan, Halife II. Abdülhamid’in 19. yüzyılın en önemli sergisi olarak tarihe geçen bu etkinliğe çok ehemmiyet verdiği anlaşılıyor. Albümde hem yazışmaların orijinalleri (Osmanlıca) hem de Türkçe özetleri veriliyor okuyucuya.

1867’de henüz şehzade iken Sultan Abdülaziz ile birlikte katıldığı Uluslararası Paris Sergisi’nden çok etkilenen II. Abdülhamid, tahta çıktıktan sonra yurt dışında açılan sergilere heyetler göndermiş, bu sergilerde ülkesinin tanıtımına yönelik etkinlikler düzenletmiş. Bu bakımdan 1891’deki Uluslararası Chicago Sergisi bir başarı örneğidir. II. Abdülhamid sergiye gidecek heyeti, sergide düzenlenecek etkinlikleri bizzat kendi belirlemiş. Sergide bir ‘Türk Köyü’ kurduran Sultan, burada Osmanlı sınırlarında üretilen 3 bin ürünün sergilenmesini sağlamış. Daha da önemlisi, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Çeşmesi ve Dikilitaş’ın maketleri, Osmanlı bölümüne dâhil edilmiş. Sergi alanında inşa edilen Türk camisinden de günde beş vakit ezan okunmuş, cemaatle namaz kılınmış. Camiye yoğun ilgi olunca, Hıristiyan misyonerler camiye girişten ücret alınmasını teklif etmiş. Ancak Sultan II. Abdülhamid bu teklifi reddetmiş.

Peki başka neler vardı Türk Köyü’nde? Abdülhamid tarafından serginin sorumlusu olarak atanan Komiser Fahri Bey’in önderliğinde kentin merkezinden sergiye doğru bir Türk yürüyüşünün düzenlendiğini yazıyor Hariciye Dairesi’nin arşivindeki vesikalar. Korteje askerî bando da eşlik eder, İstanbul’dan getirilen fesler korteje katılanlara hediye edilir. Türk Köyü’nün bitişinde inşa edilen caminin açılışına gelen binlerce kişiye Türk yemeklerinin yanında şurup ikram edilir.

Ziyafetin üç saat sürdüğünü haber veriyor vesikalar. Bunun yanında ağırlığını İstanbul fotoğraflarının oluşturduğu bir fotoğraf sergisi de açılır. Chicago’da konferanslar da düzenler Türk heyeti. Bizzat II. Abdülhamid’in emriyle ikamet ettiği New York’tan Chicago’ya gelen mühtedi Emin Nabokof’un hak ve hakikat üzerine konferanslar vermesi sağlanır. Paris’te yaşayan Amerikalı Teresse Oyele’nin Hz. Ayşe ve Hz. Fatıma ile ilgili olarak İngilizce yaptığı tebliğ büyük yankı uyandırır. Serginin en işlevsel eseri şüphesiz Sultanahmet Çeşmesi’ni yansıtan sebildi. Osmanlı serginin sonunda 6 bin liraya mal olan bu eseri Chicago’ya armağan etmişti. Serginin sonunda tertip heyeti Osmanlı’nın tanıtım ve kültür hizmetlerini 45 ayrı madalya ile ödüllendirir.

Albümde Chicago Sergisi’yle ilgili resmî yazışmalara da yer veriliyor. Metinlere göre II. Abdülhamid, elçi ve temsilcilerin gözlemleriyle yetinmeyip özel hafiyelerinden de raporlar almış. Her iki kanaldan gelen yazışmalarda, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun tanıtılmasında hem de Müslümanlığın anlatılmasında ciddi bir başarı sağlandığı aktarılıyor. Yerel gazetelerin sergideki Türk bölümünden övgüyle bahsettiği, Amerikalıların İstanbul’dan getirilen maketleri gezebilmek için birbiriyle yarıştığı ve Osmanlı fesinin sergiye damgasını vurduğu aktarılıyor.
Kitapta yer alan bir diğer önemli fotoğraf ise ABD’de 1892’de yayımlanmaya başlayan ‘The Moslem World’ (Müslüman Dünya)  gazetesine ait.

Gazetenin ilk sayısını yansıtan fotoğrafın yanında II. Abdülhamid’in gazeteye sağladığı desteği yansıtan yazışmalara yer veriliyor. ABD’deki hafiyeleri Moslem World adı altında bir gazetenin kuruluş aşamasında olduğu bilgisini verince, Sultan II. Abdülhamid, hem çalışmaları hem de gazeteyi çıkarmaya hazırlanan ABD’nin eski Filipinler Başkonsolosu mühtedi Amerikalı Muhammed Aleksander Webb’i takip ettirir. Eski Başkonsolos Webb’in samimiyetine inanınca da ona maddi ve manevi destek verir; hazineden maaş bağlatır. Webb’in gazete çıkarmaktaki gayesi, ABD’de İslam’ı anlatmaktır.

Alexander Russel Webb 1846’da New York’ta dünyaya gelir. ‘Hudson Daily Star’ gazetesinin 35 yıl editörlüğünü yapmış babası Nelson Webb gibi gazeteci olmak isteyen Muhammed Webb, işe babasının gazetesinde başlar. Muhabirlik ve editörlüğün ardından gazetenin yönetimini üstlenir.

Gazetecilik kesmeyince politikaya girer; önce Cumhuriyetçi Parti, ardından Demokrat Parti saflarında yer alır. Birikimi ve iletişim becerisi sayesinde Webb, siyasi dostlarının da etkisiyle dışişleri bakanlığına girer. İlk tayini 1887’de, Manila başkonsolosu olarak Filipinler’e çıkar. Webb, Manila günlerinde Doğu dinlerine merak salar ve araştırmalarının neticesinde 1890’da Müslüman olur. 1892’de ülkesine geri döndüğünde adını ‘Muhammed’ olarak değiştirir.

Muhammed Webb, gazeteciliğini bu sefer İslam’ı anlatmak üzere kullanır. New York’ta ‘Oryantal Yayınları’nı kurar ve İslamiyet’i anlatmak için yayınlar çıkarır. Webb bu arada İslam’la ilgili konferanslar da verir. 1893’te Chicago’da düzenlenen ‘Birinci Dünya Dinleri Kongresi’nde Müslümanlığı anlatan bir konuşma yapar. Amerikan basınında geniş yer bulan bu tebliğ, Washington’daki Osmanlı elçiliği kanalıyla Osmanlıcaya çevrilerek Hariciye Nezareti’ne ulaştırılır.

Konuşmanın Türkçeye çevrilerek günlük bir gazetede yayımlanması gündeme gelince Sultan II. Abdülhamid, Webb’in araştırılmasını ister. Araştırma kapsamında Sultan’ın adamları onu tanıyan kişilerle bir dizi gizli görüşmeler yapar, hazırlanan rapor Sultan’a takdim edilir. Sultan, Webb’in samimiyetine ikna olur ve onu desteklemeye karar verir.

Webb, o günlerde Amerikalılara İslamiyet’i anlatabilmek için ‘The Moslem World’ü yayımlamaya başlar ve ilk sayısını Sultan II. Abdülhamid’e gönderir. Sultan’a bir de mektup yazan Webb, maddi yardım ister. Mektubunda, Müslüman olmadan önce maddi durumu ve sosyal statüsünün son derece iyi olduğunu ancak İslam’ı seçmesiyle birlikte hayatın kendisi için zorlaştığını, yayınlarını büyük sıkıntılarla çıkarmaya çalıştığını, büro kirasını ödemekte bile büyük sıkıntı çektiğini anlatır. II. Abdülhamid mektuptan etkilenir ve yardımda bulunur. İlk olarak şahsi ödeneğinden 25 bin kuruş gönderir Webb’e. Ardından hazineden aylık 2 bin 500 kuruş maaş bağlatır.

Sultan’dan gelen yardımlarla rahatlayan Webb, hak ve hakikati anlatmak için artık üzerinde daha büyük bir sorumluluk hisseder. Bu şuurla hareket eden Webb, birçok eyalette konferanslar verir, makaleler yazar, kütüphane ve okuma salonları açar. Osmanlı Devleti’ne karşı oluşan önyargıları kırmak için ‘Ermeni Sorunu ve Sorumlusu’ isimli bir de kitap yayımlar. Muhammed Webb, yaptığı konuşmalar ve kaleme aldığı yazılarla Osmanlı’yı ABD’de savunan ilk entelektüeldi.

Bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde Webb’in çıkardığı yayınları, hazineden ödenen maaşının vesikalarını görmek mümkün.
Osmanlı’nın gönüllü lobicisi ‘Muhammed Webb’e 1908’e kadar maddi yardım yapılır. II. Abdülhamid hal edilince yardımlar da kesilir. Yeniden baş gösteren maddi sıkıntıları bu sefer 70 yaşında ölümüne kadar sürer. Webb maddi sıkıntılara rağmen vefat ettiği 1916 yılına kadar çalışmalarını sürdürür.

“Sultan II. Abdülhamid Arşivi’nden Devlet Başkanları Albümü”, bir albümden öte keyfiyet de. Kitapta yer alan çoğu belge, II. Abdülhamid’in bilinmeyen dünyasına ışık tutuyor. Önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak çalışmanın ses getireceği, 3 binlik ilk baskının kısa sürede tükeneceği su götürmez bir gerçek.

Nevzat Bayhan*: “Albümler insanlık için bir kültür mirası

Zamanla yok olması muhtemel bu görsel arşiv, albüm kitaplar, prestij kitaplar sayesinde geleceğe taşınıyor. Göreve geldiğimizde, kitap yayımcılığının üzerinde durup, İstanbul’umuzun bugünden yarına bırakılacak değerlerini ‘Prestij Kitaplar’ ile ölümsüzleştirmek için kolları sıvadık.

II. Abdülhamid Han’ın 35 bin kareden oluşan fotoğraf albümleri bizim için bakir bir fırsattı.

IRCICA’daki fotoğrafların kopyaları üzerinden çalışmaya başladık. İlk albüm; ‘İstanbul Fotoğrafları’ böyle çıktı. Albüm büyük ilgi görünce, II. Abdülhamid dönemi yayımlanmış dünyanın farklı şehirlerini yansıtan fotoğrafları yeni bir albümde bir araya getirdik. Topkapı Sarayı’nda kitabın tanıtımı için düzenlenen sergi yoğun ilgi nedeniyle 5 ay uzatıldı. Kuşkusuz bu çalışmalar farklı özellikler taşıyor.

Her şeyden önce, Sultan’ın ileri görüşlülüğünü, dönemini aşan projelerini ve bizlere ne denli büyük bir fotoğraf mirası bıraktığını ortaya koyuyor. Bu mirası hem günümüz ilgi ve algısına sunarken, bu kültür mirası hakkında farkındalık da oluşturuyoruz. Çalışmalar üzerine yol alırken, Sultan’ın ‘Aile Albümü’nü gün yüzüne çıkardık. Önemli fertlerinin fotoğrafları bugüne taşındı. Şimdi de II. Abdülhamid’in arşivinden ‘Dünya Liderleri’nin fotoğraflarını hazırlıyoruz. Çalışma, önemli ilkleri içinde barındırıyor

En başta fotoğraflar, bugün o liderlerin ülkelerinde bile bulunmayacak kadar nadide. Ayrıca fotoğrafın icadından hemen sonra oluşturulmaya başlanan arşiv, fotoğraf ve fotoğrafçıların gelişimine tanıklık etmesi bakımından önemli. Bununla birlikte Osmanlı’nın en zor döneminde 33 yıl devletin ikbalini devam ettiren bir Padişah’ı daha yakından tanıma fırsatını yakalıyoruz. En önemlisi, albümler II. Abdülhamid başta olmak üzere, sultanlar ve İmparatorlukla ilgili ön yargıları kırıyor. Kültür AŞ olarak, bu kültür mirasını insanlıkla buluşturmaktan dolayı gururluyuz. Bu yöndeki çalışmalarımız sürüyor, yeni sürprizlerimiz olabilir. Yeni albüm 3 bin adet basılacak,1 ay içerisinde tüm kitapçılarda yerini alacak .”

(*) İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Kültür AŞ Genel Müdürü

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Ramazan ayı, fazilet ve esrarı.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 10, 2010

Ramazan ayı, fazilet ve esrarı

Ramazan ayı, fazilet ve esrarı.

Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır. (Bakara suresi, 2/185)

Bilindiği üzere İslâm’ın beş şartından birisi de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Önümüzdeki 11 Ağustos Çarşamba (H. 1431/M.2010) günü 1 Ramazan’dır. Salı gecesi sahura kalkacak,  çarşamba günü oruçlu olacağız.

Oruç, imsak vaktinden güneş bâtıncaya kadar, ibâdet niyetiyle, yeme-içme ve cinsi münâsebetten uzak durmak, bunları yapmamaktır.

Oruç, bütün şeriatlerde müşterek/ortak bir ibâdettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor:

Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Umulur ki oruç sayesinde kötülüklerden korunursunuz. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa (fidyeyi arttırırsa), bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. [1]

Bu açıdan oruç insana hem sağlık zenginliği verir, hem de âhiret zenginliği getirir.

Allah Teâlâ İncil’de Hz. İsa’ya şöyle vahyetmiştir:Ey İsa! İsrâiloğullarına şunu haber ver: Benim rızâm için oruç tutan kimsenin vücuduna sıhhat veririm, onun ecrini (sevabını-mükâfatını) büyük eylerim. [2]

Aynı eserde Hz. Ali‘nin (r.a.) rivayetine göre ise Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) yine buyurmuşlardır ki: Allah Tebâreke ve Teâlâ, İsrailoğulları peygamberlerinden bir peygambere şöyle vahyetti:

Kavmine bildir; hangi kul, bir gün oruç tutarsa, ben onun bedenine sağlık ve âfiyet veririm, mükâfatını da büyütürüm.” [2]

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır[3] Her şeyin bir zekâtı vardır, vücûdun zekâtı ise oruç tutmaktır...”[4] Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi, kötülüklerden, şehevî istek ve arzulardan korur[5] buyurmuşlardır.

Orucun bedenî faydalarına gelince…

Oruç; mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir… Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuttan atar. Kısaca oruç, hem rûhânî hem de tabiî bir devâdır.

Bu bakımdan, eğer hastanın aç bırakılması veya oruç tutması hâlinde vücuttaki zararlı maddeleri dışarı atarak tedâvi olması mümkün olursa, bu ilaç kullanılarak yapılmamalıdır.

Yazımızın başlangıç bölümünü iki cihan serveri Efendimizin (s.a.v.) mübârek sözleri ile noktalayalım:

Cihâd ediniz ki, ganîmet elde edesiniz. Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız. Seyahat ediniz ki zengin olasınız.[6]

Sİzlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç, kalblerinizi saflaştırır.”[7]

***

RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

Hicri ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî (k.s.) hazretleri meşhur eseri Mektubat’ında bu mübarek ayla ilgili şu açıklamalarda bulunmaktadır:

Ramazan ayı çok kıymetli ve pek büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz edâ edenin ecrini alır.

“Bir kimse, Ramazan ayında bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevâbından bir şey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar kendisine verilir.

Ramazan ayında bir kimse, kölesinin veya hizmetinde bulunanların işlerini/vazifelerini hafifletir onlara kolaylık sağlarsa, Allâh Teâlâ kendisini bağışlar ve cehennem azâbından azâd eder. Resûlüllah EfendimizRamazan ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.[8]

(s.a.v.)

“Bir kimse Ramazan ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. [9]

Şayet bu ay, dağınıklık ve perişanlık içinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, bu gecelerin her birinde, cehennem azâbına müstehak olmuş binlerce kemseyi âzâd eder. Bu ay içinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır.[10] Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.

İftarda acele etmek, sahuru tehîr etmek/geciktirmek sünnettir.[11] Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bunu üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa önem vermek, muhtemelen kulluk makamına uygun olan ihtiyaç halini açığa vurmak içindir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir.[12]

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) iftarda şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamaü ve’b-telleti’l-urûku ve sebetel ecru inşâallahü teâlâ.” Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir/mükâfat da hasıl oldu.[13]

“Bu ayda terâvih namazını eda etmek, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir.[14] Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ, Habîb-i Edîbi Efendimiz (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.”[15]

Ramazan ayı Allah Teâlâ’nın bütün zatına, isim-sıfat ve fiillerine ait kemâlâtı hâvi, kendisine zılliyetin (gölgeliğin) asla ârız olmaması bakımından asıl dairesine dahil bulunan Kur’an-ı Kerimle tam bir münasebeti haizdir. İlk kabiliyet (esasların esası, ilk taayyün) de onun gölgesidir. İşte bu münasebet sebebiyledir ki, Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında inmiştir. Nitekim, “Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği aydır”[16] ayeti de bu gerçeği tasdik etmektedir.

“Bu sebeple ramazan ayı, bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır. Sene içerisinde herhangi bir yolla kişiye ulaşan her hayır, kadri/kıymeti yüce Ramazan ayınının bereket deryasından bir damladır. Bu ayda sağlanan cem’iyet (mâsivadan/Allah’tan gayri her şeyden yüz çevirip bütün dikkati Allah Teâlâ’ya teveccüh/yönelme noktasında toplama hali), sene boyunca elde edilecek olan cem’iyetin sebebidir. Bu ayda tefrikaya kapılmak (dikkati dağıtıp kendini mâsivaya bırakarak huzuru bozmak), sene boyunca tefrikaya yol açmaktadır.

Ramazan ayının hakkını veren kimseye ne mutlu! Ramazan ayının hakkını veremeyen kimseye de yazıklar olsun. O kimse hayır ve bereketlerden mahrum kalmıştır.

Ramazan ayında Kur’an hatminin sünnet oluşu, aslî ve zıllî bütün kemâlâta erişmek vesilesiyle olabilir. Bu ikisini bir araya getiren kimsenin, Ramazan’ın hayır ve bereketlerinden mahrum kalmaması ümit edilir.

“Bu ayın gündüzlerinde bulunan bereket, diğer aylarınkine benzemez. Gecelerinde bulunan hayır da, başka ayların geceleriyle kıyas edilemez. Belki de iftarda acele edip sahuru da geciktirmenin evla oluşu hakkındaki hüküm, iki vaktin cüzlerini/parçalarını birbirinden tamamen ayrıştırmak içindir… [17]

Ramazan ayı bütün hayırları ve bereketleri (içinde) toplar. Hayır ve bereketlerin hepsi Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin zatından akmaktadır ve O Sübhânehû’nun şuunlarının yani Allah Teala’nın isim, sıfat ve fiillerine ait kemâlâtının bir sonucudur. Varlık sahnesinde ortaya çıkan kötülük ve noksanlıkların hepsinin kaynağı ise, sonradan olan zat ve sonradan yaratılan sıfatlardır.

Ey insanoğlu! Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir[18] ayeti bu hususta açık ve kesin olan bir nass’dır.

“O halde bu ayın bütün hayır ve bereketleri, kelâm şe’ninde toplanan zatî kemâlâtın neticesidir. Kur’an-ı Mecid de bu camî (topyayıcı/kapsayıcı) olan şe’nin/işin hakikatinin tamamından hasıl olmuştur. Dolayısiyle Kur’an’ın tüm kemâlâtı toplaması ve bu ayın da o kemâlâtın sonuçlarını ve semerelerini içinde barındırması açısından bu mübarek ayın Kur’an’la kam bir münasebeti vardır. İşte bu münasebet Kur’an’ın bu ayda inmesinin sebebi olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır. [19]

Bu aydaki Kadir gecesi, bu ayın hulâsası ve özüdür. Kadir gecesi çekirdek mesabesinde olup bu ay da o çekirdeğin kabuğu yerindedir.

Ramazan ayı cem’iyet haline bürünmüşken bir kimseye uğrarsa ve o kişi de bu ayın hayırlarından ve bereketlerinden nasiplenirse, bütün sene boyunca cem’iyete ulaşmış, aydaki hayırları ve bereketleri elde etmiş olur.

Allah Sübhânehû böylesine mübarek olan bir ayda bizleri hayırlara ve bereketlere ulaştırsın ve en büyük nasiple rızıklandırsın.

Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz orucunu açacağı zaman, hurma ile açsın; çünkü hurma berekettir.”[20] buyurmuş ve kendisi de hurma ile oruç açmıştır.

Hurmanın bereket olması; ağacı olan nahle’nin insan gibi cem’iyet (kuşatıcılık) ve a’deliyet (adalet) vasfı üzere yaratılmış olması sebebiyledir. Bundan dolayı yani Adem’in (aleyhisselâm) yaratıldığı çamurunun arta kalanından yaratıldığı için, Efendimiz (s.a.v.) nahle’yi (hurma ağacını), “Ammetü benî adem: Ademoğlunun halası” olarak isimlendirmiştir. Yine O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Halanız nahle’ye ikramda bulununuz; zira o, Adem’in (a.s.) toprağının arta kalanından yaratılmıştır.”[21]

Hurmaya ‘bereket denilmesi bu câmiiyyet (kuşatıcılık) vasfına/özelliğine itibarla olabilir. Cüz’iyet alakasına itibarla nahle’nin meyvesi olan hurma ile oruç açmak hurmayı, oruç açan kşinin bir parçası yapar ve hurmanın kapsayıcı olan hakikati hurma ile oruç açanın hakikatinden bir parça olur. Bu itibarla hurmayı yiyen kişi, câmi’ (kuşatıcı vasfını taşıyan hurmanın hakikatinde var olan sonsuz üstünlükleri toplamış olur. Bu anlattığımız mana mutlak olarak hurmanın yenmesinde var olmakla birlikte oruçlunun, engelleyici şehvetlerden ve fani lezzetlerden boşalma anı olan iftar vaktinde yenmesinin tesiri çok daha fazla olur ve bu mana bu vakitte en mükemmel ve en üstün şeklişle gerçekleşir.

“Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem’in (s.a.v.), “Kişinin hurmayla sahur yapması ne güzeldir”[22] hadisi ile kastolunan, hurma kendisini yiyen kişinin bir parçası olması sebebiyle, insanın hakikatini tamamlamak olabilir… Yoksa insanın beslenmesinin hakikatini tamamlamak değildir. Bu mana oruç esnasında gerçekleşmeyince bunu telafi etmek için hurma ile sahur yapmaya teşvik etmiştir. Hurmanın yenmesi diğer tüm yiyeceklerin yenmesindeki faydayı sağlar. Câmiiyyet açısından olan bereketi de iftar vaktine kadar devam eder. Besin açısından olan bu mezkür faydası, hurmayla beslenmenin şeraite uygun olması ve bir kıl kadar dahi şeriatın hududunu ihlâl etmeme durumunda ancak gerçekleşir.

Aynı şekilde bu faydanın hakikati, hurmayı yiyen kişinin sureti aşıp mana ve hakikate ulaşması ve zâhir yerine bâtınla mutmain olması durumunda ancak mümkün olur. İşte o zaman yenilenin zâhiri, yiyenin zâhirine yardımcı olur ve bâtını da onun bâtınının tamamlayıcısı olur. Yoksa onun faydası zâhiri bir yardımla sınırlı olup yiyen de sığlıktan kurtulamaz.

“Şiir meali: “Yemeği cevhere dönüştürmeye çalış da / Ondan sonra ne dilersen onu ye!

Yani yenilenin yiyeni olgunlaştırması, iftarda acele edip sahuru geciktirmenin sırrıdır.”[23]

***

Halis Ece

Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ramazan-ı Şerif, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: