Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Temmuz 2010

Sandalyede Namaz`ın arkasındaki plan ne?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 31, 2010

sandalyede-namazin-arkasindaki-plan-nesandalyede-namaz-olmaz-copy

Sandalyede Namaz`ın arkasındaki plan ne?

Asla basite alınmaması icap eden mühim bir meseleyi üçüncü defadır ele alıyoruz.

İbâdetlerini yerine getirmek için tamamen iyi niyetle tabure ve sandalyede namaz kılanların bilgisi olmasa da, bu memlekette câmilerin sandalyeyle dolması için çırpınan art niyetli kimseler varolageldi.

Planları şu: Cemaat sandalye ve tabureleri görmeye alışıp tepki göstermez hale geldikten sonra, sandalye ve tabureleri de kaldırıp câmilere sabit koltuklar yerleştirmek. O zaman hiç itiraz olmayacaktır, çünkü sandalye yerine yumuşak koltukta oturmak daha rahat…

Hasrettin Hoca’nın, gaga ve bacaklarını kestiği leyleğe, “Şimdi bir kuşa benzedin” dediği gibi, bu kimseler de câmileri sandalyeyle doldurup, “Şimdi kiliseye benzedin” diyecekleri günü bekliyorlar.
Hiç kimse, “Yok daha neler! O zaman câmilerin câmiliği mi kalır? O zaman câmiler tamamen kilise gibi olmaz mı!” demesin.
Evet tabii ki olur. Olmaya olur da, olur demeye bile lüzum yok. Çünkü zaten oldu. Bazıları büyük paralar harcayarak bu planı gerçekleştirdiler bile. Hem de gençlere yönelik ve başkentin göbeğinde.
Milletin tepkisini ölçmek için, adı câmi olan, şimdiye kadar görülmemiş acâip bir şey yaptılar. İçine de -sandalyeyi bırakın- sabit koltuklar koydular. Bununla da yetinmeyip, aynı çatı altında kilise ve havra (sinagog) bölümü bile yaptılar. Yani câmi, kilise ve havra aynı çatı altında…

Değerli okuyucular, bu ilk değil ikinci. Birincisini hatırlatıp tekrar buna döneyim. Birincisi, 2004’te câmi, kilise ve havra olarak, birbirlerine 3-5 metre mesafede yan yana Antalya Belek’de yapılmış, açılışını da Sayın Başbakanımız yapmıştı.
Çok Dinli” bu ikincisini, YÖK’ün kurucusu ve ilk defa başörtüsü yasağını başlatmak hizmetinin sahibi(!) olan büyük Müslüman dostu İhsan Doğramacı, 2008’de Ankara Bilkent Üniversitesi’nde yaptırdı.
Ne tepki olacağını görmek için ise, içinde kilise ve havra olan ve câmi kısmında koltuklar bulunan bu yapı tamamlanıp açılışı için hükümet erkânı ve bürokratlar davet edildi…
Edilirse edilsin, ne olacak ki?” mi diyorsunuz? “Böyle bir kimsenin yaptırdığı câmi-kilise-havra karışımlı bir yerin açılışına kim gider? Diye mi düşünüyorsunuz?..
Siz öyle düşünseniz de açılışta katılım patlaması yaşandı. Gelenler bu yapıyı övdüler de.

İşte haberi:
DOĞRAMACIZÂDE ALİ PAŞA CÂMİİ İBÂDETE AÇILDI! CÂMİDE ÖZEL KOLTUKLU BÖLÜM DİKKAT ÇEKTİ.
Câmide düzenlenen Kadir Gecesi programına İhsan Doğramacı’nın yanı sıra Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, AK Parti İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu, Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile RTÜK Başkanı Zahid Akman da katıldı.
Caminin mimarı Erkut Şahinbaş’ı da tebrik eden Bardakoğlu, 21. yüzyılda yeni yeni mimari tarzlara ihtiyaç olduğunu ifade etti. Bardakoğlu, “Buranın mimarisine uygun şekilde din hizmeti vermeyi arzu ederiz. Elbirliğiyle aksamadan din hizmeti sunarız” dedi.”
Haberle ilgili geniş bilgi için bazı adresler:
http://www.netgazete.com/NewsDetail.aspx?nID=531639
http://h7.kanal7.com/foto-galeri.php?s=9&cID=470-
http://www.turktime.com/haber/Bilkent-te-BEYAZ-MUSLUMAN-Camisi/33535
http://www.cnnturk.com/2008/turkiye/09/27/bilkentte.cok.dinli.cami/495017.0/index.html
http://www.salom.com.tr/news/detail/9717-Dogramacizade-Ali-Sami-Pasa-Camiinde-ibadet.aspx

Değerli okuyucular! Sandalyede kılınan namazın câiz olup olmaması sadece namaz kılan kişiyi ilgilendirir. Ama câmilere sandalye ve tabure doldurulması, daha ileride koltuk konulma planı hepimizi ve İslamı ilgilendiryor.
a- Tabure, sandalye ve koltuk konulan câmiler açıkça kiliseye benzetilmiş oluyor. Bazılarının hedefleri de zaten bu.
b- Câmi ile kilise arasında fark kalmayınca da, İslam ile Hıristiyanlık arasında da fark kalmamış olacaktır. Bazılarının planı da zaten Müslümanları bu düşünceye çekmek. Peki mesele onların söyledikleri gibi mi? Bir Allah inancına dayalı İslam dini ile üç yaratıcı inancına dayanan Hıristiyanlık bir mi?
c- Câmi, kilise ve havrayı yan yana yapmaktaki hedef, Müslümanların zihinlerini diğer dinlere karşı yumuşatmak ve onları hak birer dinmiş gibi göstermektir.

Kimse çıkıp da “Hazreti Musa ve Hazreti İsa da peygamberdir. Onların tebliğ ettiği dinler niçin hak olmasın!” demeye kalkışmasın.
Asılları hak olan bu iki dinin, o iki mübârek peygamberle hiç bir alâkası kalmamıştır. Meselâ, Hazreti İsa’yı ilah kabul eden Hıristiyanlara Hazreti İsa –hâşâ- “Beni ve annemi ilah kabul edin” mi dedi!..

Sandalyede namazın câiz olup olmadığına gelince...

Her ne şartta ve ne şekilde olursa olsun, sandalyede namaz câiz olmaz” denilemez.

Meselâ tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş bir kardeşimiz kendi durumunu soruyor. Onun hayatı o tekerlekli sandalyede. İnemiyor-kalkamıyor, indireni yok-bindireni yok. Bu kardeşimiz namazını o tekerlekli sandalyede kılar.

Yerine göre koltukta da namaz câizdir. Şöyle ki: Otobüs, tren ve uçak gibi şehirlerarası vasıtalarda, koltukta namaz kılınabilir. Ama vapurda değil. Vapurda, baş dönmesi veya başka bir engel yoksa ayakta kılınmalıdır…

Zaten ibadet ayı olan mübârek Ramazan da yaklaştı. İbâdetle ilgili bu meseleye gerekirse biraz daha devam edebiliriz…

Kaynak : Ali Eren – Vakit

Bu makaleyi gønderen M.Emin Øzler bey`e tesekkur ederiz.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

HAYIRLI CUMALAR

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2010

HAYIRLI CUMALAR

HAYIRLI CUMALAR

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2010

ayetel-kursinin-esrari-ve-trafik-kazalariayetel-kursi-toplu-tadc59fc4b1ma-arac3a7larc4b1nda-kuran-okumak-copy

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in 27 sır kâtibi vardı. Âyetü’l-Kürsî Hicret’ten sonra bir gece yarısı nâzil olduğunda onu, Resûlullah’ın sır kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit r.a. yazmıştır.

Âyetü’l-Kürsî’ye ta’zim ve tebcîl için, bir rivâyete göre 40 bin, diğer bir rivâyete göre 80 bin melek nâzil olmuştur. Âyetü’l-Kürsî’ye çok muazzam ve muhterem bir melek hâdimdir.

Bugün bütün vâsıtalar tehlike hâlindedir. Ancak Ta’limât-ı İlâhiye ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir. [Hava], deniz ve kara vâsıtalarına binerken «Bismillâhi mecrâhê ve mürsêhê inne Rabbî le Ğafûru’r-Rahıym [Meâli: Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allâh’ın ismiyledir. Muhakkak ki Rabbim, çok mağfiret edici ve çok rahmet edicidir]» (Sûre-i Hûd, 41) diye okuyan kimse, her türlü tehlikeden muhâfaza olunur.

Sokağa çıkarken 7 Âyetü’l-Kürsî okuyup, her defasında 6 cihete üflemeli. Yedincide, “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve’l-aliyyü’l-azıym diye 3 defa okuyup “Huu” ile içine “Huu”lamak lâzım.

Bu ta’limat ile vesâite binenleri, Cenâb-ı Hakk her türlü felâketten korur. Bunu söylemezdik ama, tehlikelerin umûmiyeti bizi bu esrârı söylemeye mecbur etti. Hakikaten muazzam bir esrâr-ı İlâhîdir. Ne akıl, ne mantık, ne san’at, hiç biri ona tahammül edemez. Bunun adına “Kerâmetü’n-Nebî” derler.

Bu insanlar, isyanları ile kok kömürü hâline gelmişlerdir. Kuruların yanında yaşlar da yandığından, o yaşları kurtaralım diye bu esrârı ifşâ ediyoruz.”

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hıristiyanları Müslümanlaştırmak dinsizlikmiş

Posted by Site - Yönetici Temmuz 29, 2010

1

1

Hıristiyanları Müslümanlaştırmak dinsizlikmiş

Yıl 2000… 3-7 Mayıs tarihleri arasında The Marmara Oteli’nde, Diyanet İşleri Başkanlığının Uluslararası Avrupa Birliği Şûrası yapılıyor. Konuşmalar hep alışık olduğumuz cinsten. İlahiyatçılardan kimisi eskiden beri bilinen İslâm dininden yakınarak, “Bu gelenek dini başımızın belâsı; bunun bir şekilde üstesinden geleceğiz” dedi; kimisi en kuvvetli hadis kitabı Sahih-i Buhâri’ye bile dil uzatarak, “Hadisler kafa karıştırıyor” dedi. Böyle ilahiyatçıların tavrı zaten bu. Aksine, ehl-i sünnete uygun konuşsalardı hayret ederdik. Gazetemizden İbrahim Acar da haber yapmak üzere orada. Yemek vakti otelin üst katındayız. Karşımızda iki kişi oturuyor. İzmir İlahiyat’tan iki doçentmiş. Şimdi Diyanet’in bağlı olduğu Devlet Bakanı Mehmet Aydın da o zaman İzmir İlahiyat’ta idi. Ben, doçent arkadaşlara, Sayın Aydın’ın Hıristiyan ve Yahudiler hakkındaki tavrından duyduğum rahatsızlığı dile getirdim. İkisi de itiraz etti ve “Yanılıyorsunuz; Mehmet Bey Hıristiyanlık hakkında doğru kanaat taşıyor” dediler. Halbuki, biri Konya, diğeri İzmir İlahiyat’taki iki Mehmet Aydın’ın da diğer dinler hakkındaki düşünceleri aynı idi ve müsbet değildi. Bakın ne oldu? Yemek yendi, konuşmalar başladı. Kürsüde S.Ü.İ.F.D. Prof. Mehmet Aydın var. Aaaa! Çok güzel şeyler söylüyor. Biraz önce konuştuğumuz doçentlerden birisi, “Bak görüyor musun? Demin söylediklerin yanlış değil miymiş!” dercesine mânâlı mânâlı yüzüme bakıyordu. Sustum, cevap vermedim. Az sonra Mehmet Bey konuşmanın şeklini değiştirdi. Hıristiyanlık hakkında öyle şeyler söylemeye başladı ki, neredeyse insanın Hıristiyan olası geliyordu. Bu sefer ben o doçent arkadaşa döndüm ve “Şimdi anladın mı profesörümüzün vaziyetini?” demek istedim. Bu sefer de o “evet” dercesine sustu.

Ama iyi niyetli ve samimi bir arkadaşımızmış. Konuşma bittikten sonra Mehmet Aydın’a şunu sordu: “Sayın Hocam! Siz Hıristiyanlığı böyle anlatıyorsunuz. Peki bizim çocuklarımız bu konuşmaları duyup,Madem Hıristiyanlık böyleymiş, biz de Hıristiyan olalımderlerse ne olacak?” Bu çok haklı soruya Sayın Aydın’ın cevabı sadece şu oldu: –Konumuz o değil. Ne kadar samimi bir cevap değil mi? O günden beri, bu ibretlik manzarayı bir yazıda dile getirmek istememe rağmen, o doçentin ismini not edemediğim için yazamıyordum. 7 Mart tarihli Vakit’teki bir haber imdadıma yetişti. Haber, 9 Eylül Üniversitesi’nden Doçent Ali İhsan Yitik’in, Antalya Serik’te yaptığı misyonerlikle ilgili konuşmadan bahsediyordu. Fotoğrafını görünce tanıdım. Yukardaki soruyu soran işte bu samimi doçentimizdi. Kendisi de hatırlayacaktır, sohbetimizde, evli ve bir kızı olduğunu da söylemişti. Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Aydın’a dönelim…

Sayın Bakanım! Diyanet’in tertip ettiği II. Din Şûrası’nda, bir söz sarf etmiştiniz. Daha sonra Marmara İlahiyat’ta yaptığınız bir konuşmada, o sözünüz hatırlatılınca, “Ben öyle bir şey söylemedim” diye reddetmiş, bunun üzerine, “Bu sözü söylediğinize dair şahit var; hatta o şahit bir gazetecidir” denilince de, “Gazetecilerin şahitliği kabul edilmez” demiştiniz. Diyanet, o Şûra’da yapılan konuşmaları kitaplaştırdı. Haliyle sizin konuşmalarınız da bu kitapta. “Ben öyle bir şey söylemedim” dediğiniz sözleriniz orada var. Bunu yazıya dökenler üstelik gazeteci de değil, emriniz altındaki Diyanet. Artık reddedemezsiniz, çünkü belgelenmiş oldu.

Gelelim ne dediğinize: Bazı Müslümanlar, Hıristiyanlarla diyalog yaparken,Yahu bir fırsat doğdu. Müslümanlığı anlatalım Hıristiyanlara” diyorlarmış. Siz, Müslümanların bu tavrını şiddetle tenkit ederek diyorsunuz ki, “Bu, bir din mensubuna yapılacak en dinsizce bir hakarettir.” Hızınızı alamıyor, “Dinsizce diyorum” diyerek ikinci bir vurgu yapıyorsunuz. Kaynak: (II. Din Şûrası Tebliğ ve Müzakereleri c. 2, s.322) Müslümanların, Hıristiyanların Müslüman olmalarına yönelik söz-hareketlerini en dinsizce bir hareket olarak gördüğünüz artık belgelendi. Bir de Hıristiyanların Müslümanları Hıristiyan yapmalarına yönelik misyonerlik faaliyetlerini değerlendirseniz de onu da öğrensek.

Bekliyoruz…

(Ali Eren – Vakit)

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah’ın Babalara Lutufta Bulunması:

Posted by Site - Yönetici Temmuz 28, 2010

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah'ın Babalara Lutufta Bulunması:

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah'ın Babalara Lutufta Bulunması:

Çocukların Salih Amellerinin Bereketi Sebebiyle Cenab-ı Allah’ın Babalara Lutufta Bulunması:

Çocukların duaları sebebiyle Cenab-ı Allah’ın babalara lutufta bulun­masına gelince İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cenab-ı Allah cennette salih kulun derecesini yükseltir.Ya Rab! Bu yüksek derece bana nereden geldi?diye sorar. Cenab-ı Allah da ona: “Oğ­lunun senin için mağfiret dilemesi sebebiyle oldu” diye cevap verir.

Bu kütüb-ü sittede yer almamakla birlikte senedi sahihtir. Ayrıca Sahih-i Müslim’de… Ebû Hüreyre’den rivayet edilen şu hadis de bunu teyid etmek­tedir:

Âdem oğlu Ölünce şu üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye ve­ya kendisinden yararlanılan bir ilim, yahut kendisi için hayır duada bulunan Salih bir evlât.

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 2 Comments »

İbrahim Edhem Hazretleri’in Tahtını Terketmesi

Posted by Site - Yönetici Temmuz 27, 2010

İbrahim Edhem'in Tahtını Terketmesi

İbrahim Edhem'in Tahtını Terketmesi

İbrahim Edhem Hazretleri’in Tahtını Terketmesi

İbrahim Edhem Belh şehrinin padişahıydı. Bir gece sedire yatmış dinleniyordu. Sarayının damında bir takım ses ve gürültüler duydu. Sanki birileri damda gezmekteydi.

Kim böyle bir şeye cesaret edebilir?” diyerek pencereden yukarıya seslendi:

Kim var orada? Sarayın damında ne işiniz var?

Daha önce hiçbir yerde görülmemiş insanlar damdan başını eğerek cevap verdiler:

Yitiğimizi arıyoruz” dediler. İbrahim Edhem, ”Neyinizi kaybettiniz?” diye sordu. Onlar da, ”Develerimizi kaybettik’‘ dediler.

Bu cevaba şaşıran İbrahim Edhem hayretle sordu: ”Hiç sarayın damı üstünde deve aranır mı?” Damda gezenler,

Bizim burada deve aramamız, senin saltanat tahtının üzerinde oturarak Allah’ı arayıp bulmayı ummandan daha fazla hayret edilecek bir davranış değil’‘ dediler.

Bu hadiseden sonra İbrahim Edhem sarayı ve saltanatı terketti.

Dervişliği seçti. Mâna âleminin sultanlarından oldu.

Kaynak : Mesnevide gecen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Kandil Gecesi

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2010

Kandil Gecesi

Kandil Gecesi

Kandil Gecesi

Tac edip başıma, nurlu geceyi

Kandil’in şavkına, baksaydım keşke

Dilde küfürleşen, cümle heceyi

Odun niyetine, yaksaydım keşke.

Bereketin feyzi, bitmesin diye

Kaybolan ümitler, yitmesin diye

Beni Gayya’lara, itmesin diye

Cennet vadisine, aksaydım keşke.

Yolunda ağlarken, zikrinle solup

Gönül heybesine, ha bire dolup

Kutup yıldızına, nazire olup

Yıldırımlar gibi, çaksaydım keşke.

Zalimin mazluma; yükü, cezayla

Kul; kavuşmak ister, bin bir ezayla

Menzile varırken, kavga nizayla

Başımı belaya, soksaydım keşke.

Yolunda depremler, yıksa da beni

Götürüp deliğe, tıksa da beni

Giyindim hırkayı, sıksa da beni

Boynuma zinciri, taksaydım keşke.

Dünya nimetini, iste sen nazla

Ne az ver Allah’ım, ne de çok fazla

Diz çök de, dua et, derdine sızla

Yüzümün akıyla, çıksaydım keşke,

Kandilin şavkına, bakaydım keşke.

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şiir | 2 Comments »

BERAT GECESİNİN ÖNEMİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBADETLER

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2010

BERAT GECESİNİN ÖNEMİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBADETLER

BERAT GECESİNİN ÖNEMİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBADETLER

 

Haa miiiim… Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz onu (Kur’anı) mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. Onda (o mübarek gecede), her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir…Duhan suresi, 44/1-4

Yeryüzünde yaşayan bir buçuk milyarı mütecaviz İslâm âlemi olarak büyük bir heyecan-coşku ve sevinçle ihyâ ettiğimiz mübârek gecelerden biri hiç şüphe yok ki, Berat Gecesidir.

Berat Gecesi, yani Şaban ayının ondördüncü gününü onbeşine bağlayan gece…

İçinde bulunduğumuz bu sene (h. 1430 / m. 2009) Berat Gecesini, 5 Ağustos Çarşamba gününü 6 Ağustos Perşembeye bağlayan gece idrâk edeceğiz inşaallah.

***

BERAT VE BERAT GECESİ

Türkçemizde “berat” olarak söylediğimiz bu kelimenin aslı, “el-berâe”dir. Arapça isimdir.

Berat lûgatte; kurtuluş, bir borçtan, cezadan ve sorumluluktan kurtulmak… uzak kalmak, aklanmak, temiz ve suçsuz olmak… ilişkiyi kesmek… rütbe-nişan veya herhangi bir konuda verilen imtiyazı doğrulayan yazılı belge/ferman gibi manalara gelir.

Mesela Osmanlı devlet teşkilatında, önemli vazifelere tayin edilen kimselere verilen ve üzerinde padişahın tuğrasını taşıyan yetki belgesine “berat” denirdi.

Ayrıca yeni yapılan bir şeyin, yeni ortaya konulan bir buluşun ya da bunu kullanma hakkının kime ait olduğunu gösteren ve devlet tarafından verilen belge, yani “patent” de bu isimle anılırdı.

Bir başka ifadeyle “berat“; iki şey arasında ilişki olmaması-kalmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Nitekim mü’minlerin, adı geçen gecede günah yüklerinden kurtulup İlâhî affa/bağışa, rahmete ermeleri umulduğu için bu geceye Berat Gecesi denmiştir.

Berat Gecesi” veya Farsça kullanılan terkibiyle “Leyle-i Berat”, Şaban ayının 15. Gecesine rastlayan ve Sevgili Peygamberimize (s.a.v.) Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla peygamberliğinin ulaştırıldığı mübarek gece…

Kur’an-ı Kerim’de “berâet” kelimesi iki yerde geçmektedir. [1] Buralarda “berâet“; kurtuluş belgesi, suçsuzluk, garanti, ihtar ve dokunulmazlığı kaldırmak gibi manalar taşımaktadır.

Berat kelimesi dini lisanımızda “berâet-i zimmet/berâet-i asliye” ve bir de “berat gecesi” terkibinde iki ayrı ıstılahta kullanılmıştır.

Berâet-i asliye”, kişinin hukuki ve cezai sorumluluğunun olmaması demektir. Eşyada aslolan ibâha yani helâllilktir, bu da İslâm hukukunda “Berâet-i asliye” umdesi/ilkesi ile ifade edilmiştir. Binaenaleyh kişi, Şâri’in hitabı ve hükmü olmadan yükümlü tutulamaz… Aksine bir delil olmadan borçlu ve suçlu sayılamaz. Mecelle’de 8. Madde olarak yer alan “Berâet-i zimmet asıldır” küllî kaidesi de bunu ifade etmektedir. [2]

***

BERAT GECESİNİN ÖNEMİ VE DİĞER İSİMLERİ

Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu açıklamalara yer verilmiştir:

Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Teâlâ da Berat Gecesinde mü’min kullarına berat yazar.

Bu gecenin dört adı vardır:

1. Berat Gecesi,

2. Rahmet Gecesi,

3. Mübarek Gece,

4. Sakk Gecesi (Yani belge ve senet gecesi ki, Allah Teala bu gece mü’min kullarına beraet yazar).

***

YILLIK İLAHİ PROGRAM

Bilindiği üzere yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ekonomik-ticari faaliyetler, yıl sonunda, o program esaslarına göre kontrol edilir, gözden geçirilir… Kâr-zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tesbitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak gereken şeklini alır.

Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tesbit işlemleri sayesinde, ekonomik hayatta düzenli-istikrarlı ve sağlam bir gelişmenin-ilerlemenin temini mümkün hale gelir.

Dilerseniz bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bir göz atalım…

Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.

Bu muhasebenin en önemli vakti de üç ayların içindedir… Velâdet, Regâib, Mi’rac, Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.

Tefsirlerde Duhan sûresinin 2, 3 ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

Haa miiiim… Apaçık kitaba yemin olsun ki, Biz onu (Kur’anı) mübarek bir gecede indirdik. Biz, gerçekten uyarıcıyız. Onda (o mübarek gecede), her hikmetli iş katımızdan bir emirle ayırt edilir...”[3]

Bir kısım âlimlere göre, ayette geçen bu mübarek gece Kadir Gecesidir.

Ashaptan İkrime bin Ebi Cehil‘in (r.a.) de dahil olduğu bir grup âlim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir.

Her iki tefsiri telif eden/birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu iş Kadir Gecesine kadar devam etmektedir.

Keza Kur’ân’ın bu gecede indirilmesi meselesini de âlimlerimiz, şöyle açıklamışlardır:

Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamber Efendimize (s.a.v.) ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

Kur’ân-ı Kerim, Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) peygamberliği süresince, Cibrîl-i Emîn vâsıtasiyle 23 yılda, sebepleri ortaya çıktıkça peyderpey, yavaş-yavaş, sûre-sûre, âyet-âyet tedrîcen indirilmiştir. Buna “tenzîl” denir. Allah Teala, “Muhakkak ki O (Kur’an) âlemlerin Rabb’inin tenzîldir (O’nun indirmesidir)”[4] buyurmuştur.

13 yıl kadar süren Mekke devrinde, daha çok inançla alâkalı mevzûlar, şirkle mücâdele ve ibretli kıssalar ağırlıkta olmak üzere Kur’ânın üçte birinden az eksiği inmiştir. Bir de “inzâl” vardır ki, o da Levh-i Mahfûz’dan, semâda meleklerin kıblesi olan Beytü’l-İzze’ye (ki buna, Beytü’l-Ma’mûr da denir) topluca indirilmesidir.

Milâdî 622 yılında Mekke’den Medîne’ye hicret vuku’ bulmuş, şer’î hükümlerle alâkalı âyetler daha çok orada inmiştir. Bir yandan ibâdetler, cihad, âile, mirasla alâkalı hükümler; diğer yandan da cezâ, muhâkeme usûlü, muâmelât ve devletlerarası münâsebetlerle ilgili esaslar burada nâzil olmuştur. Çünkü artık Medîne’de bu hükümleri tatbik edecek bir İslâm Devleti vücuda gelmiştir.

***

BU GECEDE TEFRİK EDİLEN “HİKMETLİ İŞLER”

Mehmed Zihni Efendi merhum bizlere, Şaban’ın 15. Gecesi hakkında şu kıymetli bilgeleri vermektedir:

“O mübarek Berat Gecesi yıllık, Kadir Gecesi de ömürlük günahı yok edicidir. Bu gece ertesi senenin proğramı, hayat, rızık, izzet ve şeref gibi işlerin takdir olunduğu gecedir. Allah Teala o gece hakkında, ‘Her hikmetli işe o gecede hükmedilir buyurmuştur. O mübarek gecede Cenab-ı Hak hayrı, iyiliği ve güzelliği yağmur gibi yağdırır. Beş gece vardır ki, onlarda dua geri çevrilmez: Cuma gecesi, Receb’in ilk Cuma gecesi (Velâdet gecesi), Şaban’ın on beşinci gecesi (Berat gecesi), Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi”.[5]

Evet o gece İlâhi rahmet çağlayanlar gibi coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen bu İlahi ihsan ve ikramlar eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakk’a iletip isteklerini Ondan talep eden, hastalık-bela ve musibetlerden Ona sığınan bir mü’min ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan o rahmet tecellisinden istifade edemeyen, o feyiz ve nurdan mahrum kalan bir insan da elbette ki ne kadar bedbahttır!

***

BU GECENİN BAZI HUSUSİYETLERİ

1. Kıble, bu gecenin gündüzünde değişmiştir.

Bilindiği gibi Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’de iken namazlarını Kudüs’e yönelerek kılardı. Medine’ye hicret ettikten sonra da yine Mescid-i Aksâ’ya doğru dönerek namazlarını edâ ediyordu. Bu sebeple Mescid-i Nebevî inşâ edildiği zaman kıblesi Kudüs’e doğru yapılmıştı. Bu da Yahudileri çok sevindirmişti. Onlar şöyle diyorlardı:

“Muhammed (s.a.v.) bizim kıblemize dönüyor da bizim dinimizi beğenmiyor.”

Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. İbrahim’in kıblesine yönelmek istiyor ve Allah Teâlâ’ya bu hususta duâ ediyordu. Hicretin ikinci yılında şâbân ayının onbeşinde bir ziyaret için Benî SelemeCemaatle birlikte mescidde öğle namazının ikinci rek’atini edâ ederken Kıble’nin Kâbe olduğunu beyan eden âyet nâzil oldu. Bu İlâhî vahiy üzerine Rasûlüllah Efendimiz namaz içinde iken Kâbe-i Muazzama tarafına döndü. Cemaat da safları ile birlikte Kâbe’ye doğru yöneldiler. İşte bunun için o mescide, “Mescidü’l-Kıbleteyn: iki kıbleli mescid” adı verildi.

yurduna gitmişti.

2. Her mühim işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır. Yani bütün insanların gelecek seneye kadar rızıkları, ecelleri ve diğer işleri bu gecede yazılır, vazifeli meleklere taksim edilir.[6]

İbn Abbas‘tan (r.anhüma) rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırt edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:

Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı-ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik-fakirlik, ölümler-doğumlar… hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her şeyin o sene içindeki mukadderatı kayda geçirilir. Ve…

Rızıklarla alakalı defterler Mikail aleyhisselâma verilir.

Harp ve darplerle/savaşlarla ilgili zabıtlar Cebrail aleyhissalama…

– Amellerle alakalı nüsha dünya semasında vazifeli olan İsrafil aleyhisselama verilir.

– Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail aleyhisselâma teslim edilir.

Fahreddin Râzî hazretlerinin (rh.) açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.

3. Berat Gecesi’nde kılınan namazların, okunan Kur’ân’ların… Yapılan tesbih-tahmid ve zikirlerin… Getirilen tevhid ve tekbirlerin… Edilen tevbe ve istiğfarların… Dua-niyaz ve ilticaların fazileti çok büyüktür.

Bu geceye mahsus 100 rek’at namaz vardır. Hak Dîni Kur’ân Dili’nde, Fütühât-ı İlâhiyye Tefsîri’nde, Ruhu’l-Beyan‘da, Sâvî’de, İmam-ı Gazali hazretlerinin İhyâ‘sında ve daha pek çok İslâm âliminin eserlerinde, Berat Gecesinde kılınması tavsiye edilen bu yüz rekât namaz hakkındaki rivayete yer verilmiştir. Her ne kadar bazıları bu namazın sünnette yerinin olmadığını,bid’at olduğunu filan söyleseler de, bunlara kulak asmayıp bu namazı ihmal etmemek, mutlaka kılmaya gayret etmek lazımdır.

4. Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Şâban ayının 15. gecesi olunca o geceyi ibâdetle, gündüzünü de oruçla geçiriniz. Çünkü rahmet-i ilâhî o gece güneşin batması ile dünya semâsına (rahmetiyle) iner ve Allah Teâlâ şöyle buyurur: Bağışlanmak isteyen yok mu, günahlarını bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, rızkını vereyim. Bir derde müptelâ olan yok mu, onu sağlığına kavuşturayım.’ Bu hâl güneş doğuncaya kadar devam eder.” [7]

Hz.Âişe (r.anhâ)anlatır:

Rasûlüllah (s.a.v.) geceleyin kalkıp namaza durdu; secdeyi o kadar uzattı ki ruhunu teslim ettiğini sandım. O’nu böyle hareketsiz görünce kalkıp baş parmağını hareket ettirdim, sonra geri yerime döndüm. Secdesinde şöyle duâ ettiğini işittim:

Allâh’ım! Azâbından affına sığınırım, gadabından rızâna sığınırım, Sen’den yine Sana sığınırım. Ben Sen’i Sen’in övdüğün gibi övemem.”

Başını secdeden kaldırıp namazdan ayrılınca,

– “Bu gece hangi gecedir bilyiyor musun?” dedi. Ben,

– ‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir’ deyince,

– “Bu gece Şâban’ın 15. gecesidir. Allah (c.c.), Şâban’ın 15. gecesinde kullarının hâline muttâli olur, bağışlanmak isteyenleri bağışlar, yardım istiyenlere de yardım eder, dertlerinden dolayı afiyet dileyenlere sağlık ve afiyet verir” [8] buyurdu.

5. Peygamberimize (s.a.v.) ümmetinin tamamına şefaat etme salâhiyeti bu gecede verilmiştir. Rasûlüllah Efendimiz, Şâban’ın 13. gecesinde ümmetine şefaat edebilmek için iltica etmiş, Cenâb-ı Hak duâsını kabul ederek ümmetinin üçte birine şefaat etme salâhiyetini vermiştir. Şâban’ın 14. gecesinde ümmetinin üçte ikisine, 15. gecesinde de ümmetinin tamamına şefaat etme salâhiyeti verilmiştir.[9]

6. Bu gecede umumî af îlan edilir. Allah Teâlâ, Berat Gecesi’nde bütün Müslümanlar’ı affeder. Ancak bu umumî affın dışında kalanlar da vardır. Her ne kadar insan, mahlûkâtın en şereflisi ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi/temsilcisi ise de, zaman-zaman dünya ve âhiret dengesini iyi ayarlayamamakta… Sanki gâyesiz yaratılmış gibi hareket edebilmekte… Ve böylece Allah’ın haram kıldığı bazı kötülükleri işleyebilmektedir.

İşte -kısmetse- idrâk edeceğimiz Berat Kandilinde Mevlâmız, Müslümanlar’ın yapmış olduğu günahları bağışlıyor… Elimizden geldiğince bu mübârek geceyi ihyâ ederek İlâhi affın şumûlüne girmeye çalışmalıyız.

Bu gecede af edilmeyen insanları, Hz.Âişe (r.anhâ) vâlidemizin rivayetinde  Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.v.) şöyle açıklamaktadırlar:

Bir gece Rasûlüllah (s.a.v.) yanıma geldi elbiselerini çıkardı, biraz durduktan sonra tekrar giyindi. Peşine takıldım. Bâki’ kabristanlığında insanların ve şehitlerin affı için duâlar etti. O’na:

– “Anam-babam fedâ olsun. Sen Allah’ın rızâsının peşinde iken ben de dünyanın peşindeyim” diyerek gedi döndüm ve evime geldim. Rasûlüllah (s.a.v.) da ardımdan içeri girdi. Sık-sık soluk alışımın sebebini sordu. Kendilerine olup bitenleri anlattım.

– “Allah ve Resûlü’nün sana haksızlık sana haksızlık edeceğimden mi korkuyorsun? Cebrâil bana geldi ve ‘Bu gece Şâban’ın yarısıdır. Bu gecede Cenâb-ı Hakk, Benî Kelp kabîlesinin koyunlarının tüyleri sayısınca kişiyi cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece;

1) Müşrikleri,

2) Kindârları,

3) Akrabaları ile alâkasını kesenleri,

4) Ana-babalarına isyan edenleri,

5) Alkolik olanları, Allah Teâlâ affetmez [10] buyurdular.

Bir başka rivayette de, Allah Teala bu gece bütün Müslümanları mağfiret buyurur; ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.”[11] buyrulmuştur.

Diğer bir rivayette ise şöyle buyrulmuştur: Allah Teâlâ Şâban’ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah’a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar.[12]

Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.[13]

Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bilhassa Şaban ayına farklı bir hassasiyet gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi.

***

CEMAATİN ÖNEMİ

Berat Gecesinde işlenen güzel amellerin, eda edilen ibadetlerin değeri, başka zamanlarda yapılanlardan kat be kat fazladır. Bu bakımdan geceyi tam bir ihlâs ve uyanıklıkla ihya etmeye gayret göstermeliyiz. Ancak o takdirde bu gecede yaptıklarımızla binlerce yıllık ibadet hayatının sevabına, ecir ve mükâfatına kavuşabiliriz.

Bilirsiniz, tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır. Bunun çaresi tek kelimeyle, “cemaat”! Yani aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü’min kardeşlerimizle birlikte teşkil edeceğimiz manevi şirket

İşte bu şirket, bu cemaat bize, hesabından âciz kalacağımız sınırsız bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde, mânevi kârda böyle bir küçülme-azalma olmaz

Çünkü manevi faaliyetler feyizlidir, bereketlidir, nurludur. Onların maddi eşya gibi bölündüğünde-paylaşıldığında küçülmesi-azalması-eksilmesi söz konusu değildir.

***

BERAT GECESİNDE İBADET

Gecenin manevi değeri dolayısıyla ihya için namaz, Kur’ân tilaveti, secde, zikir, tevhid, tahmid, tesbih, tekbir, istiğfar ve dua ile geçirilmesi… Bu gece vesilesiyle, yardım edilmesi gereken kişi ve müesseselere yardımda bulunulması ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem atfedilmesi gerekir ki, müstehaptır.

Bazı mâneviyat büyüklerinin bu gecede şöyle dua ettikleri bildirilmiştir:

Allah’ım! Eğer ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. İsmimi şayet şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, ‘Allah dilediğini siler yok eder, (dilediğini de) sabit bırakır, Ümmü’l-Kitap (bütün kitapların aslı olan Levh-i Mahfuz) Onun nezdindedir.”[14]

***

Dilerseniz şimdi de gelelim bu geceyi ihya için Allah dostları tarafından tavsiye edilip komprime/derli-toplu hale getirilmiş ibadet listesine

Berat Gecesinde hiç olmazsa bir Tesbih namazı kılınır.

Bu gecede “Hayır namazı” namıyla 100 rek’at bir namaz vardır ki, kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Namaza şöyle niyet edilir:

Yâ Rabbî, niyet ettim senin rızâ-i şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhine, feyz-i ilâhine mazhar eyle. Kasvet-i kalbten dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip, süadâ defterine kaydeyle.”

Her rek’atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı şerif okunur. İki rek’atte bir selâm verilerek 100 rek’ate tamamlanır. Her rek’atte 100 İhlâs-ı şerif okumak suretiyle 10 rek’at da kılınabilir.

Namazdan sonra; (Allah Teâlâ’nın ism-i şerifinin ebced hesabına göre adedi olan) 11 şey, (Rasûlüllah Efendimiz’in ismi olan “Tâhâ”nın ebced hesabıyla âdedi olan) 14 kere okunur.

Bunlar;

1. İstiğfar: 14 kere,

2. Salevât-ı şerife: 14 kere,

3. Fâtiha-i şerife (Besmeleyle): 14 kere,

4. Âyetü’l-Kürsî (Besmeleyle): 14 kere,

5. Tevbe sûresinin son 2 âyeti olan “lekad câeküm… (Besmeleyle): 14 kere,

6. 14 kereYâsin, Yâsin...” dedikten sonra 1 Yâsîn-i şerif (Yâsîn-i şerifte 7 zâhirî, 7 bâtınî “mübîn” vardır, böylece o da 14 olur.)

7. İhlâs-ı şerif (Besmeleyle): 14 kere,

8. Felak sûresi (Besmeleyle): 14 kere,

9. Nâs sûresi (Besmeleyle): 14 kere,

10. “Sübhânellâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azıym: 14 kere,

11. Salavât-i şerife (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere okunur. Bundan sonra duâ edilir.[15]

İslâmi idrak ve imanî şuurla ihya etme gayretinde olacağımız Berat Gecesinin topyekün İslâm âlemi için hayırlara, huzur-sükun ve saadetlere vesile olmasını Cenab-ı Rabbi’l-âlemin’den niyaz edelim. Edelim ki Müslümanların bahtı açılsın; zulümler son bulsun, İslâmi hayat ve hizmetlerin önündeki engeller yıkılıp yok olsun. Amin…

***

BERAT GECESİNDEN SONRASI…

RAMAZAN HAZIRLIKLARI

Refik Halid’in kaleminden ramazan hazırlıkları:

Berat Kandili geçince evde ramazan hazırlığına başlanırdı; İki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştan ayağa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları, İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası âhengi verirdi.

Ramazandan bir-iki hafta evvel babam, bir sabah evrâdını okuduktan ve namazını kılıp zikrini bitirdikten, ‘Sabâh-ı şerifler hayrola, hayırlar fethola, şerler defola!’ diye duâsını da tamamladıktan sonra –başında keten takke, sırtında nafe kürk, burnunda altın gözlük– köşesine hususi bir ehemmiyetle oturur, evin erkânını nezdine çağırırdı…

Önünde hokka, kalem ve elinde bir defter hazır… İctimâdan maksat, ramazan erzâkını tesbit etmek, yani listesini yapıp Asmaaltı tüccarlarından yağcı İbrahim Bey’e göndermek…”[16]

KAYNAKLAR Yazının devamını oku »

Posted in Beraet ( Berat ) Gecesi, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Ölüm’ün ölmesi.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 25, 2010

olumun-olmesi-cennetcehennemparadice-and-hell-sirat-koprusumizan-nedircennetcehennemhellparadice

Ölüm’ün ölmesi.

Günahkârlar cehennemden çıkarılıp da orada kâfirlerden başka kimse kalmadığında, kâfirler orada ne ölür ne de dirilirler. Nitekim yüce Allah bu­yurmuş ki: “O gün oradan çıkarılmazlar.” (Câsiye, 45/24)

Oradan çıkıp sapacakları başka bir yer yoktur. Aksine orada temelli ka­lıcıdırlar onlar. Kur’ân’ın cehennemde hapsettiği kimselerdir onlar. Orada te­melli kalmalarına hükmettiği kimselerdir onlar.

Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki: “Allah’a ve peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır. Sonun­da, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güç­süz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir.” (Cin, 72/23-24)

Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlaraiçinde sonsuz olarak temelli kalacaklarıçılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.” (Ahzâb, 33/64-65)

İnkâr edenleri ve zâlimleri Allah şüphesiz bağışlamaz. Onları içinde te­melli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah’a kolaydır.” (Nisa, 4/168-169)

Bu üç ayetle, kâfirlerin cehennemde temelli kalacaklarına dâir hüküm vardır. Ama Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyetler de vardır. Bunlara ne diyeceksiniz:

Cehennem, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır” der.” (En’âm, 6/128)

Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onlar orada âh edip inlerler. Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar.” (Hûd, il/106-107)

İbn Cerir ve diğer tefsirciler bu âyet üzerinde uzun uzadıya açıklamalar­da bulunmuşlardır. Bu hususta sahabilerden garip eserler ve tuhaf haberler de nakledimiştir. Burası bu hususta açıklama yapmanın yeri değildir. Başka bir yerde buna değineceğiz. Allah çok daha bilen ve hikmet sahibi olandır.

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdiklerinde ölüm getirilip cennetle cehennem arasındaki bir yerde durdurulur; sonra da boğaz­lanır. Ardı sıra bir ünleyici: Ey Cennetlikler! Ebedîlik var, ölüm yok. Ey ce­hennemlikler! Ebedîlik var, ölüm yok.” diye seslenir. Bunun üzerine cennet­liklerin sevincine sevinç; cehennemliklerin üzüntüsüne de üzüntü eklenir.

Buharı… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurulur.Ey Cennetlikler!..” denilir. Cennettekiler, boyunlarını uzatıp bakarlar. SonraEy Cehennemlikler!..denilir. Onlar da boyunlarını uzatıp bakarlar ve düzlüğe kavuşma vaktinin geldiğini görürler. (Koç suretine bü­rünmüş olan) ölüm boğazlanır veEbedilik var, ölüm yokdenir...”

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ölüm kıyamet gününde getirilip sırat köprüsünün üzerinde durdurulur veEy Cennet halkı!..” diye seslenilir. Onlar da içinde bulundukları mekân­dan çıkarılacakları endişesiye korkarak boyunlarını uzatıp bakarlar. Onlara: Şunu tanıyor musunuz?denilir. Onlarda: “Evet ey Rabbimiz. Bu ölümdürderler. SonraEy Cehennem halkı!..diye seslenilir. Onlar da içinde bulun­dukları mekândan çıkarılacakları ümidiyle sevinerek boyunlarını uzatıp ba­karlar. Onlara:Şunu tanıyor musunuz?denilir. Onlar da:Evet, bu ölüm­dürderler. Sonra emir? verilir ve ölüm, sırat köprüsü üzerinde boğazlanır. Sonra da her iki fırkaya:İçinde bulunduğunuz yerde temelli kalacaksınız. Artık size ebediyyen ölüm yoktur.denilir. Bu hadisin senedi kuvvetli olup Sahihin sıhhat şartına uygundur.

Hafız Ebubekir el-Bezzar… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ölüm, kıyamet gününde getirilip cennetle cehennem arası bir yerde durdurularak boğazlanır. Ardı sıra, “Ey Cennet halkı! Size ebedilik var, ölüm yok. Ey Cehennem halkı! Size de ebedilik var, ölüm yok” denir.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm - Ecel, Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 1 Comment »

Cennetteki Mahallerin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2010

Cennetteki Mahallerin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği

Cennetteki Mahallerin Sayısı, Yükseklik Ve Genişliği:

Yüce Allah buyurdu ki:

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları* açıldığında, bekçileri onlara:Selâm size, hoş geldi­niz! Temelli olarak buraya girin” derler. Onlar: “Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah’a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde otura­biliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!” derler.” (Zümer, 39/73-74)

Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.” (Sâd, 38/50)

Melekler her kapıdan yanlarına girip:Sabretmenize karşılık size se­lâm olsun. Burası dünyanın ne güzel bir sonucudur” derler.” (Ra’d, 13/23-24)

Önceki kısımlarda geçen hadislerden birinde şöyle denmekteydi:

Müminler cennetin kapısına vardıklarında kilitli olduğunu görürler.‘  Kapının açılmasını sağlamak için Aziz ve Celil olan Allah’tan, aracılık yap­masını dilerler.

Sûr hadisinde ise şöyle denilmektedir:

İnsanlar Âdem’e, sonra Nuh’a, sonra İbrahim’e, sonra Musa’ya, sonra İsa’ya gelirler. Hepsi onların şefaat isteminden yüz çevirir. Sonra o insanlar Rasûlullah (s.a.v.)’e gelirler. O, gidip cennetin kapısının halkasını şiddetle vurur. Bekçi: Kim O?der. O da:Ben Muhammed’imder. Bunun üzeri­ne bekçi:Bu kapıyı senden önce kimseye açmama emrini aldım.der. (Ka­pı açılır. Rasûlullah) cennete girer. Allah katında, müminlerin keramet yur­duna girmeleri için şefatte bulunur. Allah onun şefaatini kabul eder. Böylece Rasûlullah (s.a-.v.), cennete ilk giren peygamber olur. Onun ümmeti de cen­nete ilk giren ümmet olur.

Sahih’de rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennette ilk şefaat edecek olan ve cennetin kapısına şiddetle ilk vura­cak olan benim.”

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmaktadır efendimiz:

Cennetin anahtarı lâ ilahe illâllah’tır.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Müminlerin emiri Ömer b. Hattab’dan riva­yet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Abdestini güzelce aldıktan sonra gözlerini semâya dikip ‘eşhedü en la ilahe illallahü vahdehu la şerike leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Rasûlüh’ derse, ona cennetin sekiz kapısı açılır. Dilediği kapıdan içeri gi­rer.

İmam Ahmed b. Hanbel… Sehl b. Sa’d’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu cennette bir kapı vardır. Ona Reyyan denir. Oruçlular kıyamet gününde o kapıdan cennete davet edilirler. “Oruçlular nerede?” denilir. Oruçlular içeri girince de kapı kilitlenir. Artık onlardan başkası o kapıdan içeri giremez.

Taberanî… Sehl b. Sa’d’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Cennette sekiz kapı vardır. Onlardan birine Reyyan kapısı denir. Ora­dan ancak oruç tutanlar içeri girebilirler.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse Allah yolunda kendi malından bir çift (şeyi) infak ederse, Cennet’in (bütün) kapılarından çağırılır. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlardan olan kişi, sadaka kapısından çağırılır. Oruç tutanlardan olan kişi, Reyyan kapısından çağırılır. Ebubekir (r.a.): “Vallahi ey Allah’ın Rasûlü! Bir kimse bu kapıların her hangi birinden çağırılırsa ona zarar yoktur. Bir kimse bu kapıların tümünden çağırılabilir mi ya Rasûlallah?diye sordu. Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:Evet… Senin de onlardan biri olacağını umarım.

İmam Ahmed b. Hanbel’in oğlu Abdullah… Utbe b. Abdullah es-Süle-mî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir müslümanın buluğa ermemiş üç çocuğu vefat ederse, onun bu ço­cukları kendisini cennetin sekiz kapısında karşılarlar. Dilediği kapıdan içeri girer.

Beyhakî… ihlaslının, günahkârın ve münafıkın savaşımıyla ilgili olarak Utbe b. Abdullah es-Sülemî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Cennetin sekiz kapısı vardır. Doğrusu kılıç, günahları silendir, ama münafıklığı Silmez.”

Buharî ve Müslim’in sahihliğinde ittifak ettikleri şefaat hadisinde… Ebû Hüreyre, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Allah der ki: ‘Ya Muhammed! Ümmetinden üzerinde hesab bulunma­yan kimseleri sağ kapıdan cennete koy. Onlar diğer kapılarda da insanlara or­taktırlar.’ Muhammed’in canı elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cennet kapısının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile Hecer (ya da Mekke ile Busrâ) arasındaki mesafe kadardır.”

Müslim, Halid b, Umeyr el-Adevî’den rivayet etti ki; Utbe b. Gazvan, kendilerine bir hutbe irâd etmiş, Allah’a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle demiştir:

İmdi, dünyâ, sonu geldiğini ilân etmiş olup arkasını dönüp kaçmakta­dır. Onda, kabın dibinde kan ve kabın sahibi tarafından (yere) boşaltılan (su) birikinti(si) kadar az bir (zaman) birikinti(si) kalmıştır. Siz dünyadayken ebedi bir diyara intikal edeceksiniz. (Bari) hayırlı amelinizle birlikte oraya intikal edin. Bize anlatıldığına göre cennetin kapısının iki kanadı arasında kırk senelik bir yol vardır. Orası öyle bir gün görecek ki, sıkışıklıktan adeta cızırdayacaktır.

Bu hadisin Saîd el-Harirî b. Muaviye tarafından gelen bir varyantında ise şöyle denilmektedir:

Doğrusu cennetin kapısının iki kanadı arasında yetmiş senelik yol vardır.”

Yakub b. Süfyân… Salim’in babası Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimin, içinden geçerek cennete gireceği kapının genişliği, rahvan ata binmiş bir süvarinin üç günde katedeceği yol mesafesi kadardır. Sonra onlar o kapıda öyle bir sıkışıklık meydana getirirler ki, neredeyse omuzları yerinden çıkar.

Utbe b. Gazvan’ın rivayet ettiği hadiste anlatıldığına göre o kapının iki kanadı arasındaki mesafe, “kırk senelik yol kadardır.” Bu, esahh bir rivayet­tir.

Müsned adlı eserinde Abd b. Humeyd… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Ra­sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz, cehennemin yedi kapısı vardır. O kapılardan her birinin ge­nişliği, bir süvarinin ancak yetmiş senede alabileceği yol kadardır.”

Bu meşhur bir hadistir. Bazı alimler bu mesafenin bir kapının iki kana­dı arasındaki genişliği değil de her iki kapı arasındaki genişilği ifade ettiğini söylemişlerdir ki, bununla önceki hadis arasında bir çelişki meydana gelme­sin. Doğrusunu Allah bilir.

Kurtubî, cennetin on üç kapısı olduğunu iddia etmiş ancak bunu ispatla­ma sadedinde kuvvetli bir delil ibraz edememiş, en fazla şöyle demiştir: Cen­netin kapılarının sekizden fazla olduğunu gösteren delillerden biri, Hz. Ömer’in Tirmizî ve diğerleri tarafından rivayet edilen şu hadisidir:

Abdest alıp ‘Eşhedü en lailâhe illallah’ diyen kimseye cennetin kapıla­rından sekiz tanesi açılır. Bunlardan dilediği birinden cennete girer.

Kitabu’n-Nasîha adlı eserinde Acurî… merfu olarak Ebû Hüreyre’den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Doğrusu cennette duhâ (kuşluk) kapısı denen bir kapı vardır. Bir ünle-yici şöyle seslenir: Nerede kuşluk namazı kılmaya devam edenler? Bu, sizin kapınızdır!.. (Buradan) cennete girin.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: