Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 13 Ağu 2010

Hutbe: Oburluk ve Oruçluluk

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2010

 

Hutbe: Oburluk ve Oruçluluk

Değerli mü’minler!

Etrafımıza baktığımız zaman bütün canlılarda bir hareket ve hayatını devam ettirmek için ciddi bir gayret müşahede ederiz. Otlayan davarlar, gagası ile rızkını devşiren kuşlar, çiçeklerden gıda toplayan arılar ve bulduğu daneyi yer altındaki anbarına taşıyan karıncalar hep bu gayretin canlı mümessilleri olmaktadır. Ezeli istidadı ve bedeni kabiliyeti ile canlıların en mümtazı bulunan insan da bu istikamette çalışmakta ve karnını doyuracak rızık temin etmektedir.

Yeme ve içme gibi zaruri ihtiyaçların tesiri altında bulunan insan, hayatını devam ettirirken hayasını ihmal etmemek zorundadır. Yeyip içme, hayatın gayesi değil, ancak yaşamanın vasıtasıdır. Bu sebeple, ileriyi gören ve ebedi hayatı düşünen bir kişi, ihtiyaç sınırını aşmadan ve aşırı iştihaya kapılmadan vücudun gıdasını vermeye dikkat göstermelidir. Sınır tanınmayan bir iştiha ile sofraya oturmak ve hıfzüssıhha ölçülerine ters düşecek bir iştihanın zebunu olmak, insanı obur kılar.

Yeyip içmede ölçüyü kaçıran insan, önüne konulanı tükettiği gibi, gözüne takılanları ve gönlünün çektiklerini hep yemeye heveslenir. Bu hal, zamansız ve düzensiz “Mide doldurma” alışkanlığını ortaya çıkarır. Böylesine bir tutum, hem israfa hem de mide fesadına dayalı hastalıklara yol açar. Sofraya oturan bir kimse, “Yemek için yaşamadığını ve fakat yaşamak için yediğini” hatırdan çıkarmamalıdır..

İnsan, ölçüsüz yeyip içmeye kendini kaptırırsa, oburluğun tiryakisi olur. Abur cubur ile doldurulup, durmadan çalıştırılan ve istirahatine firsat tanınmayan bir mide, yedikçe “Yeter” demez; verdikçe “Daha fazla yok mu?” diye istekte bulunur. O kimsenin beyin merkezi, midesinde bulunanları hazım için seferber olduğundan, ulvi mefküreler için fazla bir zaman ayıramaz. Oburlaşan insan, “Tevekkül” ü “Tefekkür” e tercih etmekte tereddüt göstermez.

Oburlaşan bir kimse, nisyan ile ma’lül ve isyan ile meşgul olur. Böyle bir kimsede nefes alıp vermede darlık, vücudunu taşımada zorluk ve uykuya düşkünlük halleri zahir olur. Obur kimsenin kafatası çorba tası haline gelir. Oburlaşan insanın idesi, midesi olur. Sofradan kalkmadan önce, bir sonraki öğünün iştihası ile, kabarık yemek listeleri tanzim eder. “Yediğimin şükrünü eda edebildim mi?” düşüncesi yerine, “Canımın istediği şekilde yiyemedim” diye tasalanır. Bu hususta bizleri uyaran Peygamberimiz, “Her canının çektiğini yemekliğin israf cümlesindendir” . buyurmuştur.

Yeterli gıda bizi taşır, fazlasını biz taşımak zorunda kalırız. Karnı doyduktan sonra yemeye devam etmek veya yediğini iyice hazmetmeden yeyip içmeye heveslenmek oburluk başlangıcıdır. “Canım çekti” sözü, bir lokma için geçerli olursa da bir okka yiyecek için hüccet sayılamaz. İnsanın zararına sebep olacak yeme ve içmeler hayata değil, memata zemin hazırlar. “Can boğazdan gelir” sözünü, tedkik süzgecinden geçirmeden, oburluğu meşru göstermek için kullananlar, canın boğazdan gideceğini hatırdan çıkarmamalıdırlar. Akılların rnuallimi bulunan Peygamberimiz, “Rızkın hayırlısı, (yaşamaya) yeterli olandır” . buyurmuştur.

Din kardeşlerim!
Oburluk, zekanın sür’at-i intikaline mani olur. Zira fazla yemenin verdiği rahavet ve uyku hali, tıpkı bir sis gibi, bilgi pırıltılarının dimağa yansımasını engelleyip aklın hakikatleri sezmesini ve ilmi müşkilleri çözmesini güçleştirir. “Tıkboğazlık” halinin yan tesirlerinden bulunan vücut ataleti, fikri ve bedeni çalışmaları zayıflatır.
Perhizkârlık, sağlık kaidelerine en uygun bulunan bir yeyip içme usulüdür. Bu yolu ihmal edenler, sindirim bozukluklarından şikâyete başlarlar, Hazmı temin için alınan ilaçlar, başlangıçta midede bulunanları eritirse de, zaman ilerledikçe mideyi çürütüp zayıflatmış olur. Sağlıklı yaşamanın yollarını ümmetlerine talim eden Peygamberimiz, bizleri uyaran bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “İnsan, karnından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini dik tutacak birkaç lokmacık yeterlidir. Şayet kişiye nefsi galebe edecek olursa (midesinin) üçte biri, yiyeceklere; üçte biri, içeceklere; üçte biri de, nefes (alıp vermey)e (tahsis edilmeli)dir”.
Mide üzerinde disiplin tesisinin en müessir yolu, hiç şüphe yok ki, oruç tutmaktır. Oruç, Allah Teâlâ’nın emrini yerine getirmek ve rızasını kazanmak gayesi ile tutulacağı için, fıkhi ölçülere riayet etmeyi gerektiren bir ibadet ve bunun ayrılmaz bir lazımı olan perhizkârlıktır. Allah’a kulluk şuuruna ulaşmış bir insan, en çok sevdiği yiyecek ve içecekler karşısında bulunsa bile, midesine mağlup olmayarak nefse karşı bir zafer kazanır.
Saadet asrında cereyan, etmiş ve mevzuumuza belge teşkil edecek bir vak’ayı ıttılaınıza arz etmek ve bahsimizi renklendirmek istiyoruz: Ashab-ı kiramdan Ebu Ümame (r.a.), Peygamber (s.a.v.) e gelerek, “Ey Allah’ın Resulü, Allah’ın beni faydalandıracağı bir şeyi bana emrediniz” demişti. Akılları en doğru cihete yönelten Resul-i Ekrem, “Sana oruç tutmak lazımdır. Zira onun misli (ve dengi olacak bir şey) yoktur” . buyurdu.

Oruç, mü’mini cehennem ateşinden koruduğu gibi, şehvet nöbetlerinin ruhu kasıp kavuran ateşinden; zehirli bir alevden yaratılmış bulunan şeytanın vesveselerinden ve kalpte körüklediği günah yalazalarından korur. Maddi ve manevi birçok zarardan muhafaza etmesinden dolayı, “Oruç, tıpkı bir kalkan ve ateşten (koruyan) sağlam bir kal’a (gibi)dir”.

Yeme ve içmeye getirdiği müsaade ile birlikte, oburluğa “Dur” diyen bir ayet-i kerime meali ile sözlerimizi noktalamak isteriz: “… Yeyin, için,israf etmeyin. Çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez”.

Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı cilt: 3, sayfa: 100 – Alinti : http://www.bilgicagi.net

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: