Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 10 Ara 2012

Âyetü’l-Kürsî’de İlâhî Meseleler

Posted by Site - Yönetici Aralık 10, 2012

Âyetü'l-Kürsî'de İlâhî Meseleler,ayetel-kc3bcrsiayetel-kursic3a2yetc3bcl-kc3bcrsc3ae-cinlerden-korur

Âyetü’l-Kürsî’de İlâhî Meseleler

Görüldüğü üzere bu âyet-i Kerîme, Allâhü Teâlâ hazretlerinin yüce zâtı ve güzel sıfatlarına taalluk eden ana meseleleri ihtiva etmektedir. Bu âyet-i Kerîmenin Allâhü Teâlâ hazretlerinin zât ve sıfatıyla İlgi olarak dile getirip açıkça ifâde ettiği manâları şöyle sıralayabiliriz:

1. Allâhü Teâlâ Hazretleri vardır ve birdir.

2. Ulûhiyetinde münferittir. Yâni tektir.

3. Allâhü Teâlâ hazretleri, hayat ile mütassıftır.

4. Vacibü’I-vücûttur. Zâtının varlığı vâcibtir.

5. Başkalarını o yarattı.

6. Allah, kayyûm’dur. Zatiyle kâim olup başkalarını da ayakta tutandır.

7. Allâhü Teâlâ hazretleri mekandan  (yer tutmaktan) münezzehtir.

8. Herhangi bir şeye hulul etmekten de münezzehtir.

9. Allâhü Teâlâ hazretleri, tağayyür’den (herhangi bir değişiklikten) beridir,

10. Kendisine fütur (zâiflik ve gevşeklik) gelmez.

11. (Uyuklamaz ve uyumaz)

12. Onunla diğer varlıklar arasında asla bir benzerlik yoktur.

13. Nefislere ve ruhlara arız olan şeyler, Allah’a ânz olmaz.

14. Allah, mülkün ve melekût’un sahibidir.

15. Usûl ve furuu yaratan O’dur.

16. (Allah, usûl ve furuu’dan münezzehtir. Çünkü O doğmadı, doğurulmadı.)

17.0, kudret ve güç sahibidir.

18. Allah’ın yakalaması çok şiddetlidir.

19.0’nun katında, kendisinin izni olmadıkça kimse, kimseye şefaat edemez.

20. Bütün eşyayı hakkıyla bilen sâdece Allâhü Teâlâ hazretleridir.

21.0, eşyanın açık olanını da bilir, gizli olanını da…

22.Eşyâ’nm küllisini de bilir cüzlerini de…

23. Mâlik olma ve üzerine kadir olmak şanında olan her mâliki ve kudreti, mülkünün ve kudretinin genişliğiyle kuşatmıştır.

24.0nun   dilediğinden   fazla   kimse   onun   ilmineeremez.

25. Hiçbir zorluk ona zor gelmez.

26. Herhangi bir iş, O’nu meşgul etmez, ona engel de olamaz.

27. Evhamlara  gelen  bütün  vehimlerden yüce  ve münezzehtir.

28.0 çok yücedir…

29. Azametlidir…

30. Hiçbir idrâk onu anlayıp kavrayamaz.

Bundan   (yani   Ayetü’l-kürsî’nin   ihtiva   ettiği   bu   güzel manâlardan) dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri şöyle buyurdular:

Muhakkak ki, Kur’ân-ı Kerîmin âyetlerinin en büyüğü, âyetü’l-kürsfdir. Kim âyetü’l-kürsîi okursa, Allâhü Teâlâ hazretleri, bir melek gönderir; ertesi günün o saatine kadar onun sevaplarını yazar ve kötülüklerini (günahlarını) siler.

Yâni, müktezâsı büyük olduğu için; âyetü’l-Kürsî’de Kur’ân-ı Kerîmin en büyük âyetlerinden oldu.

Çünkü şey, Allâhü Teâlâ hazretlerinin zâtı, müktezâsı ve müteallâkatinin şerefiyle şereflenmektedir.

Âyetü’l-Kürsî, elli harfte tevhîdi iktizâ etti. İhlâs sûresi ise on beş harfte…

Her şeyin yücesi vardır. Kur’an-ı kerimin en yücesi Bakara süresidir. Bakara sûresinde Kur’ân-ı kerim âyetlerinin efendisi olan bir âyet vardır. O da Âyetü’l-Kürsîydir.” Tirmizi: 2803,

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Ömer Faruk Hilmi, Fatih Yayınevi: 3/63-65.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Efendimizin (S.A.V.) Şefaati

Posted by Site - Yönetici Aralık 10, 2012

640

Efendimizin (S.A.V.) Şefaati

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

Bana Rabbimin katında gelen biri (bir melek), ümmetimin yansının cennete girmesiyle şefaatin arasında beni muhayyer bıraktı. Ben şefaat etmeyi seçtim. Şefaat, Allah’a şirk koşmadan ölenler için olacaktır.

Rivayet olundu.

Peygamberler kıyamet gününde şefaat için Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tayin ederler. (Yâni kendilerinden şefaat isteyen insanları Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gönderirler.)

Böylece insanlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gelirler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:

-“Şefaat etmek için ben varım!” diyecektir.

İşte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin kıyamet gününde kendisine vaat ettiği “Makâm-ı Mahmûd“tur.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, gelir, secdeye kapanır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin bu vakitte kendisine ilham ettiği hamdlerle Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd-ü senalar eder. 0 daha önce bunları (yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine ilham ettiği bu hamd şekillerini) bilmiyordu.

Sonra Rabbinden insanlara şefaat etmek için şefaat kapısının açılmasını isteyecektir. Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine bu kapıyı açar. Ve böylece, meleklere, resullere, nebilere müminlere şefaat etmek için izin çıkacaktır.

İşte Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, böylece kıyamet gününde bütün insanların efendisi olur.

Çünkü o, meleklerin ve peygamberlerin şefaat etmesi için Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında şefaatçi oldu. Onun şefaati kabul edildi.

Fakat bununla beraber o çok edepli bir şekilde şöyle buyurdular:

Kıyamet gününde ben insanların efendisiyim.”

Ama “Ben bütün mahlûkatın efendisiyim” buyurmadılar. Böyle demiş olsaydı melekler de içine girerdi. Halbuki Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kıyamet gününde bütün mahlûkatın sultanı olduğu aşikâr olduğu halde (tevazu edip) böyle buyurmadılar.

Bu şundandır. Bütün peygamberlerin makamları Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önündeydi. Âdem Aleyhisselâm’ın eşyanın ismini bilmesi hususundan dolayı ona zahir olan şeyler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine zahir olmadı.

Ama bu gün (kıyamet günü) olduğu zaman ise, bütün mahlûkât, melekler, Âdem Aleyhisselâm’dan bu yana gelen bütün insanlar, şefaat kapısının açılması konusunda Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine muhtaç oldular.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin Allâhü Teâlâ hazretlerinin katındaki yerinin (ve makamının) yüceliği bu şekilde izhâr edilmiş oldu.

Kahr-i ilâhî ve ceberût-i azam, bütün mahlûkât ahras . (dilsiz etti). (Efendimiz s.a.v. hazretlerinden başka kimse onunla konuşamadı.) Bütün bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kadr-u kıymetinin yüceliğine delâlet etmektedir. Bu ilâhî gadab sıfatıyla beraber. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri münâcât etmekte herkesten önce davrandı. Allah’a münacâtta bulundu. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hak Teâlâ hazretleri, onun mütâcânını kabul buyurdu.

Bârî olan Allâhü Teâlâ kendisine rahmet etsin Molla Fenârî hazretlerinin “Tefsîrü’l-Fatiha” isimli kitabında da bu böyledir.

Bil ki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, şefaat kapısını ilk olarak açacak olandır.

Halka şefaat eder.

Sonra peygamberler şefaat edeceklerdir.

Sonra evliya şefaat edecektir.

Sonra da müminler şefaat edeceklerdir.

En son şefaat edecek (rahmetiyle muamele edecek olan) Erhamu’r-rahimîn {merhamet edenlerin en merhametlisi) olan Allâhü Teâlâ hazretleridir.

Çünkü Rahman olan Allâhü Teâlâ hazretleri, belâ ehlinden muntekim (intikam alanlara) ancak şefaat edenlerin şefaat etmelerinden sonra şefaat eder. Bunlar, ancak. Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kendilerine şefaat etmeleri için şefaat etmesinden sonra şefaatleri zahir olup ortaya çıktı

Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâhü Teâlâ hazretlerinin şefaatinin manâsı, cehennemde bir müminin kalmaması demektir.


 

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Ömer Faruk Hilmi, Fatih Yayınevi: 3/50-52.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: