Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Mürşidi Kâmil Kimdir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 22, 2014

gul Muhammed

Mürşidi Kâmil Kimdir?

İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatı Şerifesinin 1.cilt 190.mektupta yaptığı tarife göre, Mürşidi Kâmil:

Cenab-ı hakka vuslat yolunda kendisinden istifade edilen ve yardım görülen zata denir.

Diğer bir tarifte “Mekteb-i nuru nübüvvetin feyizli tarîki ile kemale ermiş, halkı ıslâh ve irşâd hususunda Allah ve rasülü tarafından memur ve mezun kılınan zattır”(1)

Peygamberimizin irtihalinden sonra kıyamete kadar gelecek ve ümmeti Muhammedi irşâd ile meşgul olacak zatlar hakkında sahih haberler:

1- Ahmed Bin Hanbelin Müsnedinde zikrettiği bir Hadisi Şerif:

الابدل فى هذه الامة ثلاث وثلاثون رجلا قلوبهم على قلب ابراهيم خليل الرحمن كلما مات رجل ابدل الله مكانه رجلا

“Ebdal,YANİ SEÇİLMİŞ KUL bu ümmetin içinde 33 zattır. Onların kalpleri Halilurrahman İbrahim aleyhisselamın kalbi (selîmi) üzeredir. Onlardan biri vefat ettiği zaman Hz. Allah yerine bir başkasını gönderir.” (Yani dünya, onlardan hâlî (boş) olmaz).

2-Taberânî, Kebir’inde zikrettiği bir Hadisi Şerif:

الابدل فى امتي ثلاث وثلاثون رجلا بهم تقوم الارض وبهم تمطرون وبهم تنصرون

“Ebdal, bu ümmetten 33 racüldür ki arz, onlar hürmetine ayakta durur (kıvam bulur), yağmur onlar hürmetine yağar ve onların hürmetine yardım olunursunuz.”

Gerçek mürşidi kâmil hakkında kesin ölçü (miheng) :
Peygamber Efendimizin Allah’ın Rasulü olduğuna dair deliller (mucizeler) çoktur. Bunların üçüncü derecede olanı Şakkul-kamer (O’nun işaretiyle ayın ikiye ayrılması), ikinci derecede olanı Mirac mucizesi, birinci derecede olanı yani en büyük delil ve mucize ise KURAN-I KERİM’dir.

Aynen buna paralel olarak bir asırda, özellikle ahir zamanda (son asırda) bir kimsenin vârisi rasul (mürşidi kâmil) olduğunun en kesin delili ve alameti KURAN-I KERİM’E HİZMET, yani onun okutulması, ahkamının öğretilmesi ve ahlakının yaşatılması için yapılan en geniş kapsamlı hizmet faaliyetleri ve gayretleridir.

EZCÜMLE: Dinin ihyası ile meşguliyettir. Bu olmadan irşada ehliyet ve liyakat asla mümkün değildir.

Şairin dediği gibi:

Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası,

İhya-i din ile olur, bir milletin ihyası

İmamı Gazali Hz. şöyle buyurur:

“Mahlûkat iki kısımdır: Canlılar ve cansızlar… Canlılar iki kısımdır: Mükellef olanlar ve olmayanlar… Mükellef olanlar (insanlar) iki kısımdır: İnananlar ve kâfirler… Nefs ve şeytan inananları çeşitli şekillerde kandırır. Tasavvuf erbabı olanları kandırması da umumiyetle (genellikle) onları şeriat esaslarından uzaklaştırmak ve dinin ihyasından uzak tutmak sureti ile olur. (yani Kur’anI KERİME hizmet olmadan kendisini sûfî zan ettirir.)(2)

Bu ölçüler derin derin düşünülmelidir!

İmamı Rabbani Hz. Silsile-i Aliyye’den bahsederken:

“Onların nazarları şifâ ve kelamları devâdır, onlar manevi hastalıkların tabipleridir” şeklinde tavsif etmiştir.

Onların vazifesini üstazım SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN hazretleri şöyle ifade etmektedir:

Üstazlar, çeşme vazifesi görürler”. Yani, onlar nuru ilahi çeşmeleridir, saadet kaynaklarıdır ve bereket merkezleridir.

Tenvirul-Kulubte, bu alametler şöyle sıralanmaktadır:

1-Şer-i ve dini ilimlere sahip ve vâkıf olmak,

2-Kitap ve sünnete hakkıyla ittiba eylemek,

3-Kuranı kerim ilmini ve din ahkâmını okutucu ve öğretici olmak. (Ulûmu diniyye ile meşgul olmayan kimseden mürşid olmaz.)

Bu hususu Silsile-i Saadattan Ubeydullah El Ahrâr hazretleri şöyle haber veriyor:

“Eğer ben, (ilim öğretmekle değil de) sırf irşâd ve meşîhatle meşgul olsaydım, bu âlemde hiçbir şeyh, bir tek mürîd edinemezdi. Lâkin biz, âlemi ğaybden şeriatın tervîci ve dinin te’yidi (öğretilerek yaşanmasını temin) ile emrolunduk.(3)

İsmail Hakkı Bursevi Hz. tefsirinde şu ifade ile işin ehemmiyetini bildirmiştir:

Kendi yaşadığı devrin Süleyman’ını (manevi sultanını) bulamayan bir kimse (ilahi) savtın (İslamî emirlerin) manasını (tam olarak) nasıl idrak edebilir?(4)

Netice olarak, bir dergah açarak köşesine kurulup el etek öptürmekle mürşid olunmaz. Bilakis sahte şeyhlik iddiası ile imanını bile kaybedebilir. Hakiki mürşid ise (ulûm ve ahkâmı Kur’anı) okutur, öğretir ve yaşatır. Hatta öyle ki, dinin ihya vazifesi dahî onun tasarrufu ile bu ruh ve şuur üzere intisab ve irtibatı olan Müslümanlara mümkün ve müyesser olur.

Nitekim Ahzab suresinin 72. ayetinde:
Üzerlerine emanetullah olan Kur’an-ı Kerim’i haml (okutma, öğretme) vazifesi yüklenen müminlerin ancak şu iki sıfata sahip olmaları halinde bu ulvi vazifeyi yapmaya muktedir olabilecekleri haber verilmektedir. Bunlar (1) Zalûm: Kendi nefsine karşı zalimdir. Aç durur, ibâdet eder, yani gündüzleri oruç tutar, geceleri zikir ve teheccüd ile meşgul olur. Nefsanî arzulara tabi olmayıp nefsine her daim zulmederler. (2) Cehûl: Manevi râbıtasına Hazreti Mevlâ’nın nuru ile aşılanmış, ona bağlanmış, Cenab-ı Hak’tan ve ahiretten başka bir şey düşünmeyen ve nefsâni arzularından cahil, onların yollarını bilmez, nefsani arzulardan cahil, nasıl olacağını bilmez demektir.

Bu iki sıfata sahip olmayan kimse, Müslüman bile olsa dinin ihyası için maalesef gayret ve muvaffakiyet gösteremez.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

(1] Mehmet EMRE-Fetvalar: 2–132
(2) El-keşfü vet-tebyînü fi Ğurur-il Halkı Ecmaıyn
[3] Mektubat:1–77
[4] Ruh-ul Beyan: 6/336

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Allah Demeye Bahanedir Bu Dünya, Allah Deyince Daha Nedir Bu Dünya?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 21, 2014

kabir,mezar,olum,cenaze,Telkin Verilirken Neden Annelerin İsmi İle Çağırılırlar.

Allah Demeye Bahanedir Bu Dünya, Allah Deyince Daha Nedir Bu Dünya?

Geldik dünya denilen pazara…
Bir kefen aldık, gidiyoruz mezara…
o kefenin ne cebi var… nede rengi siyah…
Hepsi bu mu yani? Elbette değil…
Karla kaplı yollar bahara gider…
Güneş unutulmuyor gecede…
Her sabah yeniden doğuyor…
Tohum unutulmuyor toprakta…
İnsan da unutulmayacak mezarda…
Kuru dallara can veren Allah, Kurumuş, çürümüş kemiklerimize de can verecek… Yeniden diriltip, yeniden yaratacak bizi de…
Ruhumuzu, yeniden yaratılan bedenimize tekrar gönderecek…
Ona ebediyet ve bekâ verecek…
Hiç yoktan şu hayatı ve şu bedeni yaratan Allah (cc), bizi yeniden ikinci defa yaratamaz mı? O’nun sonsuz kudreti karşısında zerreler de, yıldızlar da birdirler…
Hepsi birer emirber nefer hükmündedirler…

***
Ey ölüm! Biliyorum geleceksin… Ama ne zaman? Hepimizin içinde gizlidir bu merak… Bu tohum, bu çekirdek daha doğar doğmaz düşer içimize… Bir yandan “hoş geldin dünyaya” derler… Bir yandan da “bir fânî daha katıldı aramıza” derler…
***
Dünya bir değirmendir… Bu değirmenin çarkları döner… Gece gündüz hiç durmadan döner… Ağır ağır öğütür hayatı… Ve sırası gelen gider… Ununu eleyen, eleğini asar, gider… Değirmene gelen, sırasını bekler… Herkesin başında eceli nöbetini bekler…
***
Hangi yılın, hangi günü… Ve hangi günün, hangi saati… Belli değil… Başı sonu bellidir ömrün ama… Allah’ın ilminde bellidir… Vakti geldiğinde ne ileri ne de geridir… İki çizgi arasındadır hayatımız… O aralıkta yaşarız ve yaşıyoruz… “Ölüm büyük şey” diyor Sevgili Peygamberimiz (asm)… Kitaplar dolusu sırlar var bu mübarek sözde…
***
Geldi mi ölüm meleği, yalnız gitmeyecek… Bizi almadan gitmeyecek… Ölümde de hayat gibi, bir değil, binler sırlar var… Ne zaman geleceği belli olmayınca, hiç gelmeyecek sanıyoruz… Oysa hayatla beraber sunulan bir nimettir ölüm… Rabbimiz; hâşâ yaşatması zor olduğu için bizi öldürmüyor… Bilâkis daha harika ve hiç bitmeyecek bir nimete, ebedî saadete ve cennete mazhar etmek için bizi terhis ediyor… Terhis olan asker ağlamaz, sevinir dostlarıma kavuşacağım diye…
“Ölüm güzel şey! Budur perde ardından haber…
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü sevgili Peygamber?”
***
Bu fânî bedenle, bu fânî dünyada buraya kadar…
Bu hayat gidiyor, ama ebedî bir hayat geliyor…
***
Sorusu cevabından zor sorular vardır… Ölüm bunların en başındadır… Hiç düşünmemek olmaz… Arada bir hatırlamakla da olmaz… Ölüm her an gündemimizde olmalıdır…
***
Biz onu ne kadar seversek, kendimize ne kadar dost bilirsek ve ona göre davranıp, ona uygun bir hayat yaşarsak ölüm de sevecektir bizi… Bakınız, Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz ne buyuruyor: “Melekler, onların ruhlarını tertemiz olarak alırken, ‘Selâm üzerinize olsun,’ derler. ‘İşlediklerinizden dolayı girin Cennete’” (Nahl Sûresi, 32)
***
Evet biliyorum… Bir gün geleceksin ey ölüm! Ama ne zaman… Kışta mı, baharda mı? Gece de mi, sabahta mı? Biliyorum, geleceksin…
Ey ölüm… Ey güzel ölüm… Gel benim dostum… Sen de olmasan, yandım… Şu dünyada yerimi ve yolumu şaşırdım… Gitmek için gelmişken… Burada kalacağım sandım…
Allah’ım, bana hiç lâyık olmadığım halde bu hayatı veren Sensin… Ölümü de bir nimet olarak veren yine Sensin. Beni gafletten uyandırdın… Gözümü ölümle açtırdın… Hayatımın kıymetini bildirdin… Yok olmaktan kurtardın… Sonsuz hamdler ve şükürler olsun Rabbim Sana…
***
Hz. Enes anlatıyor; Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı / dirençli davranıp müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”
(Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17).
Efendimizin bahsettiği zaman ahir zaman fitnesidir. Ahirzaman fitnesi yıllarca süren ve şiddetine göre değişik safhaları olan uzun bir zaman dilimidir. Biz elbette ahir zaman fitnesinin içerisindeyiz.
Burada imansızlıktan söz edilmiyor, bilakis dini yaşamanın zorluğundan bahsediliyor. Demek zor da olsa yaşanıyor..
Nitekim ilgili hadisin bazı varyantlarında Efendimiz (s.a.v.); “o günlerde iyi bir iş yapan kimse, başka zamanlarda o işin aynısını yapanın alacağı ecrin, sevabın elli katını alacağını..” müjdelemiştir.
İyilikten hiç bir zaman zarar gelmez..
İnsanlar bilmesede “ALLAH” bilir…

Abdullah Gümüş.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Peygamberimize varis kılınan ilimler ve tasavvuf

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2014

gggg copy

Peygamberimize varis kılınan ilimler ve tasavvuf

Peygamberimiz s.a.v. kendisine bir takım ilimlerin verildiğini ifade ettiği hadisi şerifinden yola çıkarak tasavvufa bakış açımız nasıl olmalıdır?

Evvelînin ve âhirînin ilmine vâris kılınan Hz. Muhammed Aleyhisselamda üç türlü ilim mevcuttur:

Tasavvuf tarihinin müstesna siması ve en büyük merkezlerinden biri olan İmam-ı Rabbâni Hz.nin tasavvuf ilminde en sahih kaynaklardan biri olan Mektubat-ı Şerife’sinin mukaddimesinde bu üç ilim şu hadisi şerifle beyan edilmiştir. Peygamberimiz s.a.v. buyuruyor ki:

وسالنى ربى فلم استطع ان اجيبه فوضع يده بين كفتيه بلا تكليف ولا تحديد فوجدت بردها فاورثنى علم الاولين ولاخرين وعلمنى علوماشتى فعلم احد على كتمانه اذ علم لا يقدر على حمله احد غيرى وعلم خيرنى وعلم امرنى بتبليغه الى الحاص والعام

“Rabbim bana sual etti, ben cevaba muktedir olamayınca kudreti ile şekilsiz ve hudutsuz olarak tecelli edip iki omuzum arasına (manevi mührünü) vurdu, ben onun serinliğini hissettim ve beni evvelden ahire bütün ilimlere varis kıldı. Bir ilim ki gizlemekle emrolundum, çünkü bunu taşımaya benden başkası güç yetiremezdi. (Bu ilim risalet: peygamberlik ilmidir.) Bir ilim ki (havâssa) tebliğ edip (avâmdan) gizlemek hususunda muhayyer bırakıldım. (Bu ilim: Tasavvuf-bâtın-maneviyat-velâyet ilmidir.) (…) Bir ilim ki onu herkese tebliğ ile emrolundum. (Bu ilim: ise şeriat ahkâmıdır)

Görüldüğü gibi bu iş çok hususidir ve havâs işidir. Velhasıl tasavvuf (maneviyat) ilmi dinin ruhudur ve dindarın koruyucu kalesidir. Çünkü din, maneviyatsız muhafaza edilemez ve hakkıyla yaşanamaz. İslam müçtehitleri arasında diğerlerinin ıyal (ev halkı) ve kendisinin sahibül-beyt (ev sahibi) kabul edildiği ve en büyük amelî mezhep olan Hanefîliğin kurucusu, İmamı Azam Ebu Hanife hazretleri bile engin ilmine ve çok ibadetine rağmen:

لولاالسنتان لهلك النعمان

“Maneviyat üzere geçirdiğim son iki sene olmasaydı, Numan elbette helak olurdu”[1] buyurarak hüsnü hayat ve hüsnü akıbet için maneviyata duyulan ihtiyacı dile getirmiş ve tarihi mesajını vermiştir.
Nitekim Silsile-i aliyyenin son halkasıüstazım SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN hazretleri bu hususu, bariz bir misalle anlatarak dikkatlerimizi püf noktaya çekmiştir. “Macaristan vaktiyle Müslüman’dı, fakat bir gün geldi ki orada yalnız zâhiri ulema (tasavvuftan mahrum ilim sahipleri), kaldı. Zâhiri ulema, maneviyattan mahrum olduğu için dengeyi tartamadı ve işte gördüğünüz gibi Hıristiyan olup gittiler, bu din maneviyatsız muhafaza edilemez”

Hadis-i şerifle müjdelenen İstanbul’un fethi kendisine nasip olan Sultan Fatih Hân Hz. cephede çok iyi hazırlanmış ordusu ile beraber, secdelerde teveccüh eden mana ehli Akşemseddin hazretleri ve büyük mutasarrıf Ubeydullah El-Ahrâr hazretlerinin desteğini alarak fethe müyesser olmuş ve fetihten sonra “Sûrî fetih tamam oldu, şimdi sıra hakiki fetihtedir” buyurarak ilminde rusuh (kemal) bulmuş zevat ile mana (gönül) sultanlarını manevi imar için İstanbul’a davet etmesi çok manidardır. Kendisine “fatih” diye tezahürat yapanlara, Akşemseddin hazretlerini göstererek “fatih” odur buyurması ve“Evliya-u enbiyaya istinadım var benim” sözü şayanı dikkattir.

İslam tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Mesela dört mezhebin imamlarına bakalım:

İmamı Azam Hazretleri ð Caferi Sadık Hazretlerine;

İmamı İdrisi Şafii Hazretleri ð Şeyh Şeyban-ı Râi Hazretlerine

İmamı Malik İbni Enes Hazretleri ð Caferi Sadık Hazretlerine

İmamı Ahmed Bin Hanbel Hazretleri ð Şeyh Şeyban-ı Râi Hazretlerine intisab ederek[3]“Bizde olanlar onlarda var, fakat onlarda olan bizde yok” diyerek manevi tekamülü o fuyuzat kaynaklarından temin etmişlerdir. Görülüyor ki mezhep imamlığı, ilimde rusuh bulmak, cihan fatihi olmak gibi üstün vasıflar, onları tatmin etmemiş ve
“Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur”[4] ayeti kerimesinin sırrına koşmuşlardır. Böylece fiili bir icma vaki olmuştur.

Tarihin en büyük fetihleri kendilerine nasip olan Yavuz Sultan Selim Hanın: (meâlen)

“Padişahı cihan olmak bir kuru kavga imiş,

Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş”

Mısraları ve Kanuni Sultan Süleyman Han’ın: “Görünüşte kıtaların hakanıyım, hakikatte ise üstazımın ayağının tozuyum” sözleri anlama kabiliyeti olanlara kafidir.

Ulu Hakan Abdulhamid Han dahi, Salahuddin İbni Mevlana Siracuddin hazretlerinin kalbinden feyz almıştır. Huccet-ül İslâm unvanının sahibi İmamı Muhammed Gazâli hazretlerinin Silsile-i aliyyenin 7. halkası Ebu Ali Fârimîdî k.s.ye intisabı dahi çok manidardır.
Yüce kitabımız Kuranı Kerim bu hakikatlerin hepsini haber vermektedir. Kuranı Kerimin 191 yerinde manevi kalpten, 49 yerinde nurdan, 9 yerinde ruhtan bahsedilmektedir. Yani bu hakikatlerin dayanağı da Kitabullah ve Sünnet-i Rasulullah’tır. Tatbikatta ise Ashabı kiramın, selefi salihinin (geçmiş büyüklerimizin) ve evliyaullahın hayatı bizlere sunulan fiili birer delildir. Büyük İslam Âlimi İmamı Muhammed Birgivi hazretleri “El-makaamât” isimli risalesinde şu teşbihi yaparak mevzuu anlamamızı kolaylaştırmaktadır:

الشريعة شجرة والطريقة اعضانها والمعرفة اوراقها والحقيقة اثمارها

“Şeriat bir ağaçtır, onun dalları, yaprakları ve meyveleri ise tarikat, marifet ve hakikattir (yani tasavvuftur)”

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

[1] Miftah-ul Kulub
[3] Feteva-i Ömeriyye
[4] R’ad Suresi 28
———————–

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Kalb Kırmamanın Ehemmiyeti.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2014

Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et; Çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar.Kalb Kırmamanın Ehemmiyeti.Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Kalb Kırmamanın Ehemmiyeti.

Kalp kırmamak, insanlar arası ilişkilerde dikkate şayan bir hassasiyetimiz olmalıdır hususunda aslında hepimiz hem fikiriz ama; bunun ne kadar çok öneme haiz bir davranış olması gerektiğini şu kısa, öz ama çok sarsıcı hakikatler ifade etse gerek..

Kalbin iki ciheti vardır. Birincisi müdğai kalb, sureti kalb dediğimiz elle tutulan, gözle görülen kalptir.
İkincisi de kendisinde zikrullahın cereyan ettiği, füyuzatın aktığı ,kalbi hakikidir, ya da latifei kalptir. Cenab-ı Hakk’ın; “Ben yerlere ve göklere sığmam ancak takva sahibi kullarımın kalbine sığarım.” buyurduğu kalbi hakikidir. Kainatın icmalisinin insanda teşekkül ettiğini göz önünde bulundurursak, kalb de insanın merkezi olduğuna göre Cenab-ı Hakk’ın kalbe ne denli kıymet verdiğini daha iyi anlarız.

İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubatında (3.cilt-45) ifade ettiği üzre Cenab-ı Hakka şu kainatta en yakın olan şey kalptir. Bu yakınlığı “Carullah” (Allahın komşusu) şeklinde teşbih eden Rabbani Hazretleri , ister mümin olsun, ister kafir olsun, ister asi olsun komşuluk hakkı olarak, komşunun başına gelen bir duruma komşusunun hemen müdahele ettiği gibi, Cenab-ı Hakkında komşusu olan kalbi asi bile olsa himaye ettiğini ifade eder.

Bu öyle bir himayedir ki, “Küfürden sonra, Sübhan Allah’a eziyet etmeye sebep olan kalb eziyeti gibi bir günah yoktur.

Bu minvalde Peygamber Efendimiz s.a.v, Riyadün- Nasihin isimli kitapta geçen bir Hadisi şerifinde Kalp kırmayı kabe yıkmak ile tabir ederek şöyle buyurmaktadır.
Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi muazzamayı 70 kere yıkmaktan daha günahtır.

Bunun hikmetine binaen Mevlana Hz.lerinin şu sözünü ifade edebiliriz.

Kâbe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin kâbe yıkmaktan daha kötüdür

İşte bundan dolayı Yunus Emre, (Bir gönül yapmak, yüz Kâbe’yi yapmaktan iyidir-) demiştir. Burada Kâbe küçümsenmiyor, gönül yapmanın önemi vurgulanıyor. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

Son olarak; Üstazım SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN hazretleride, üniversite talebesine 5 maddelik nasihatlerinde gönül almayı Cennetin firdevs kapısını açmaya teşbih eder. Ve, “Bir gönül kırmak, 40 vakit namazın sevabını kaybettirir.” buyurur.

O halde biz müminler âhirette iflas etmiş duruma düşmemek için, günahlardan, özellikle kalb kırmaktan çok sakınmalıyız. Ve her gün insanlara iyilik edip, gönüllerini almayı kendimize hedef tayin etmeliyiz.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2014

Site - Yönetici:

Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

seo

seo

Originally posted on Göynem - Beyşehir:

Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

 

Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:

“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar.” (Kadir Suresi)

Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:

“Kim Kadir Gecesi’nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.”

“Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır.”

Müminlerin annesiHz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü anni. (Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)

Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek, namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur’ân okuyup…

View original 693 more words

Posted in Genel | Leave a Comment »

MUBÂREK GÜN – KADİR GECİSİ

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2014

Originally posted on Göynem - Beyşehir:

Kadir gecesi

MUBÂREK GÜN – KADİR GECİSİ

Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, duâ ve tevbeleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır.

Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zamandır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir.

Bu geceleri ihyâ etmeli, yâni kazâ namazları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, duâ, tevbe etmeli,Tesbih namazi kilmali, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günâh işlememek ve ibâdet etmekle olur.

Mübarek günler ve geceler, Cenâb-ı Hakkın bu ümmete ihsanıdır. Geçmiş ümmetlerin ömürleri uzundu. Beşyüz, binyıl yaşayan ümmetler vardı. Ömürleri uzun olduğu için elde ettikleri sevaplar da o oranda fazlaydı.

Peygamber Efendimiz, ümmetinin ömrü kısa olduğu için sevapları da az olacak diye…

View original 746 more words

Posted in Genel | Leave a Comment »

Gusül Abdestinde Ölçü-Kadınların Saç Örgüleri ve Saçlarını Tıraş

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2014

Gusül Abdestinde Ölçü-Kadınların Saç Örgüleri ve Saçlarını Tıraş

Gusül Abdestinde Ölçü

Tekellüf ve temizlikte mübalağa ancak bedenin bütün zahirini (dışını) yıkamakla olur. Hatta tırnak altlarında hamur kalsa ve onlar da suyun bedene ulaşmasını önleseler, gusül abdesti caiz olmaz. Çünkü su onun altına ulaşmamış oluyor.
Kir kalmış olsa gusül abdesti caizdir. (Çünkü toprak cinsi o-lan kirler, altına su geçirirler…)

Ancak suyun kendisine ulaştırılması zor ve mazeretli olan yerler müstesna (meselâ) gözün içi gibi yerler gusül abdestinde yıkanmanın dışında olup düşerler…
Burun ve ağız içi böyle değildir. (Gusül abdestinde burun ve ağız içinin mutlaka yıkanması lazımdır.) Çünkü bunları (burun ve ağız içini) yıkamak mümkündür. Burun ve ağız içini yıkamakla bu azalar hiçbir zarar görmezler. Bundan dolayı gusül abdestinde burun ve ağız içini yıkamak vaciptir (yani farzdır).
Gusül abdestinde vücûdu yıkarken ovalamak farz değildir. Çünkü yıkamanın mütemmimi (tamamlayıcısıdır) ve müstahabtır…
(Kirlenme ve yıkanmada) beden elbise gibi değildir. Necaset elbisenin içine sirayet ederek nüfuz eder; beden böyle değildir. (Bedene bulaşan necaset sadece bedenin dışında kalır, içine geçmez.)

Guslün Farzları

Guslün farzları,
1- Ağzı yıkamak,
2- Burnu yıkamak,
3- Bütün bedeni yıkamaktır…

Guslün Sünnetleri

Gusül abdestinin sünnetleri:
1- Sileri yıkamak. Çünkü eller temizliğin âletidir.
2- Fercini (avret yerlerini) yıkamak. Çünkü necasetin asıl kaynağı ve en çok olduğu yer odur.
3- Hakikî necaseti yıkamak… Eğer diğer bedenin üzerinde necaset varsa, Önce onları yıkar ki, gusül anında suya i-sâbet etmesinler ve temizlenen yerleri kirletmesinler diye…
4- Namaz abdesti gibi bir abdest alır. Ancak eğer yıkandığı yerde ayaklan gusledilen suyun içinde kalıyorlarsa, “Ma-i müste’me den kaçınmak için ayaklarının yıkanmasını en sona bırakır. (Gusül abdestini bitirip çıkacağı zaman ayaklarını yıkar….
5- Yıkamayı üçer kere yapar… (Her tarafina üçer kere su döker…) Bütün bedenini kaplama yıkar. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gusül abdesti böyle anlatıldı….

Su Dökmede Sıra

Bedenine su dökme işinde esas olan;

1- Sağ omuzundan başlar,
2- Sol omuz, sonra
3- Başına döker.

Kadınların Saç Örgüleri

Kadınların üzerine saç örgülerini bozmaları (açmaları şartı) yoktur; ve (yine kadınların) saç örgülerinin içlerini ıslatmaları da gerekmez. Belki sadece saç örgülerinin köklerini ıslatır. Çünkü bedende saçların olması kökleri itibariyledir. Kadında sadece saçlarının diplerini yıkamakla iktifa eder. Saç örgülerini bozup yıkamak zorlaştığı zaman…. Saç örgülerini açmada zorluk olmadığı zaman ise, kadın bütün bedenini (ve saçlarını yıkar), fitil şeklinde yapılan saçlarda olduğu gibi… Çözülmüş olan saçların hükmü böyle değildir. Mutlaka suyun çözülmüş olan saçın her tarafına ulaştırılması ve bütün saçın yıkanması lazımdır.
Erkeklerde, suyun bütün saçlara ulaştırmaları ve saçlarını tamamen yıkamaları farzdır.

Kadınların Saçlarını Tıraş

Şu farkla ki:
Saçları tıraş etmek kadınlar için “müsle” dir. Erkekler için değil… Erkeklerde zorluk def edilmiştir. Kadınların saç örgüleri böyle değildir… [ Müsle lugatta, bir kişinin kulağı, burnu ve benzeri bir uzvunu kesmektir. Kadınlarda saç bir uzuv menzilesinde olduğu için, musannif hazretleri, kadınların erkekler gibi traş olmalarını müsle olarak beyân ettiler. Doğrusu da budur... Müsle hakkında Ruhul-Beyân tercümemizin c. 5. s. 677'e bakınız. ]

Gusülde Suyun Miktarı

Rivayet olundu: “Efendimiz (s.a.v.)
hazretleri, bir sâ`(4 kilo) ile gusleder ve bir müdd (800 Gıram) ile de abdest alırdı.
Sonra müddün sâ’da olduğu ve gayri olduğu konusunda ilim ehli İhtilâf ettiler. Bu takdîr lazım ve gerekli olan değildir. Kişi abdestini ve gusül abdestini bu takdirlerin (su ölçülerin) dışında güzel yapabiliyorsa caizdir. Gusülde belirtilen bir sâ’dan fazla su kullanırsa, israf etmediği müddetçe caizdir. İsraf mekruhtur.
“El-İhtiyâr Şerhüi-Muhtâr” isimli fikih kitabında da böyledir

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/286-287.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gusül Abdesti, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zekatın Verilecegi En Mühim Yer.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 17, 2014

Zekatın Verilecegi En Mühim Yer.zekat kimlere verilir,zekat

Zekatın Verilecegi En Mühim Yer.

Ezelî isti’dâdı olan, az sayıda bazı nasipli Müslümanların, Kur’anı kerim hizmetlerine destek verirken, Bayram yapar gibi sevinçle hayır yapmalarını büyük bir hayranlıkla izlerken, birçok zengin Müslümanların ise, (sanki) aslında fakirin hakkını değil de, kendi canının parçasını veriyormuş gibi zorlandığını ve Kur’anı kerim dâvasına bir türlü gönül vermediklerini de, dehşet içinde seyredip duruyoruz. Tam da, Zekâtın verileceği yer, açıkça önüne çıktığı halde :

-Kur’an talebesine ve onları barındıran Derneklere Zekât verilebilir mi? Diye hâla sorup duran Müslümanları anlamak mümkün değildir.
Şimdi, meseleyi hiç uzatmadan, bir kısım yorumlar katmadan, doğrudan doğruya Tefsirden aktarmak suretiyle :

أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ

DÎN’İ AYAKTA TUTUN VE ONDA AYRILIĞA DÜŞMEYİN” (42. Şura suresi-13)

Şeklindeki “Üssül’Esas = Allahın Temel kanunu” olan âyet’i kerimenin Ruhuna sahip isimsiz kahramanları bir hatırlatmak istiyorum.

Evet, Farz olan Zekât Kime verilmeli?

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

“(Zekât ve Sadakalarınızı) Allah yolunda kapananlara, Din yoluna adamış olanlara verin. Onlar, öteye beriye koşup dünyalık kazanamazlar. İffetlerinden dolayı halden anlamayan câhil kimseler onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın.
İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Artık hayır namına ne verirseniz, muhakkak Allah onu bilir” (Bakara 273 sh-47 Sadeleştirilmiş Elmalılı tefsiri 2-227) (Elmalılı Tefsirinden aynen)

Madem ki sadakalarınız Allah içindir, o halde mü’mine de, kâfire de, Allah rızâsı için tatavvu ve nâfile olarak sadaka verebilirsiniz. her birine verdiğiniz sadakalardan ayrı ayrı sevap kazanabilirsiniz. Fakat en iyisi hangisidir? Ve vermekle emrolunduğunuz farz olan sadakalar kimlerin hakkıdır?… Bu cihete gelince : Vermekle emrolunduğunuz, borcunuz olarak ödemekle mükellef bulunduğunuz infak
ve sadakalar :

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ

Allah yolunda tutulmuş, din uğrunda ilme, cihad’a kendini adamış,

لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ

Yeryüzünde gezip dolaşamayan, şuraya buraya gidemeyen.. Yani Allah yolunda meşguliyetlerinden dolayı geçimini kazanmaya gücü yetmeyen fakirler içindir ki,

يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ

Halden anlamayan câhil kişi, onları iffetli ve haysiyetli olmalarından dolayı zengin sanırlar.

تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ

Sen onları simâlarından tanırsın.

Dikkat edildiği zaman hallerinde görülecek edeb ve nezâhet ve yüzlerinde müşâhede olunacak fakr-u zaruret izleri gibi alâmetlerinden onları tanırsın.

EVET : Sadakaların kimlere verileceğini bildiren bu âyet-i kerime, (esas itibariyle devamlı Resulüllah’ın ders halkasına oturan ve) Ashâb-ı suffe adı verilen fakir muhâcirler hakkında nâzil olmuştur ki dört yüz kişi kadar oluyorlardı. Ashâb-ı Suffe’nin Medine’de, ne bir meskenleri, ne aşiret ve akrabaları, ne de kazanç getirecek bir meslekleri yoktu. Hep Hz. Peygamberin mescidine devam ederler, Mescidin sofasında ikamet eder, orada yatar kalkarlardı. Kur’ânı kerim ilmini tahsil ederler, Hz. Peygamber’in va’z ve derslerini takip ederlerdi.

Hülâsa, Umumiyetle oruçlu bulunan bu sahâbeler, Hz. Peygamberin dersânesinin, hayatlarını Allah yoluna, ilim ve ibadete adamış talebeleriydi. Ve her ne zaman bir gazâ, bir muhârebe olursa koşar, hemen iştirak ederlerdi. Buna binâen idi ki âlem-i islâmda Medreseler hep, mübarek câmilerin etrafında yapılmış ve Medrese mensubu ilim irfân talebelerinden de Ashâb-ı suffenin ahlâkı ve davranış biçimi beklenir olmuştur.

İlim tahsili ibâdettir. Din uğurunda her türlü sıkıntıya tahammül ederek iffeti muhafaza edip, dini yaymaya hizmet etmek cihâd’dır. (Sadeleştirilmiş Elmalılı tefsiri 2-227)
İşte bunun içindir ki, Tevbe suresi 122. âyet’i kerimede :

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةً فَلَوْلاَ نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي الدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُواْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

“Mü’minlerin hepsinin topyekün sefere çıkmaları uygun değildir“ Buyurulmuştur. İslâm ilmi talebelerinin, bütünüyle muharebeye gitmemesi ve ilim tahsiline kesiklik verilmemesi gerektiği de beyan olunmuştur. (Tevbe sh-207)

Abdullah bin Abbas Hazretlerinden vâki olan rivayete göre :
Bir gün Resulüllah sallellahu aleyhi vesellem Ashâb-ı suffenin başlarına durmuş hallerini nazar-ı tetkikten geçirmiş idi. Fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri gördü ve kalplerini hoşnud edip buyurdu ki :

«Ey Ashâb-ı suffe size müjdeler olsun ki her kim şu sizin bulunduğunuz hâl ve sıfatta olur ve bulunduğu halden râzı olarak bana kavuşursa o benim refıkım, akadaşımdır»
İşte bu âyet-i kerime de, bunlar hakkında nâzil olmuştur. (Sadeleştirilmiş Elmalılı tefsiri 2-227)

Şu da var ki, Allah rızası için düşmana karşı nöbet bekleyen veya Allah rızası için Medreselerde dirsek çürüten (ilim talebeleri) veya Allah rızâsı için nefsini millet hizmetine vakfetmiş ve bu ahvâl içinde mâl ve mülki yok, muhtaç olmakla beraber nafakasını kazanmaya vakit bulamayan veya vakit bulduğu halde gücü yetmeyen yoksul ve fakir Müslümanlar, nerede ve ne zaman yaşamış olursa olsunlar bu âyet-i kerimenin kapsamı içine girerler.

Bunlar, verilecek infâk ve sadakaların verilecek en güzel yeri olarak, tercih sırasında daima başta gelirler. (Sadeleştirilmiş Elmalılı tefsiri 2-230)
(Resulüllah sallellahu aleyhi vesellem efendimiz :

“İlim öğrenene zekât vermek câizdir. Velev ki kırk yıllık nafakası olsun” buyurmuştur. (İlim, din ilmi yani, öğrenilmesi farz’ı ayn veya farz’ı kifâye olan ilimdir. Fz.).

TEFSİRDEN AYNEN :

وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ

İyi bilinmelidir ki, gerek özel olarak bu ilim yolunda olanlara ve gerek umumi olarak bütün ihtiyaç sahiplerine her hangi bir mâl infâk ederseniz..
Yahut maldan, çabadan, ilimden, nasihatten, irşâd’dan, vücudunuzla hizmetten, bir şey ikrâm ederseniz, hatta saygı, sevgi gösterisi ve selâmdan her hangi bir iyilikgösterirseniz :

فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

“Muhakkak ki, Allah onu bilir; emeğinizi boşa çıkarmaz, karşılığını verir” (Elm.tefsiri 2-273)

Binâenaleyh, veriniz efendiler veriniz. Bâhusus Allah (ve kur’an) yolunda kendilerini hizmete adamış olan fakîrlere veriniz, ihlâsınız ve olgunluğunuz size gece gündüz, gizli veya açık farkını hissettirmeyecek kadar yüksek olsun. (Elmalılı tefsiri 2-228)

Minnet yüklemek, başa kakmak suretiyle; verdiğiniz kişiye ezâ vermekten, riyâdan ve nifaktan sakınıp Allah rızasını gözeterek ve kendinizi Allah yolundan ayrılmayan biri yapabilmek için gönül hoşluğu ile gücünüzün yettiği kadar en iyisinden vermek âdetiniz, huyunuz, melekeniz olsun da, her zaman ve her şekilde veriniz. Çünkü :

CÖMERT OLAN KAZANIYOR

وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! (Al-i İmran sh-68)

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Mallarını gece gündüz, gizli ve âşıkar hayra sarfedenler var ya, onların mükâfatları, Rableri katındadır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir. (Bakara sh-47 Elmalılı tefsiri 2-228)

Gece ve gündüz, dar zamanda ve bol zamanda.. Yani her vakit ve her şekilde infak yapabilmek melekesini kazanmış olanlar yok mu :

فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ

Bu infâkları sebebiyle bunların, Rabbül-âlemîn katında, kat kat mükâfatları vardır.

وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Ve bunlara bir korku olmadığı gibi, hiçbir zaman mahzun da olmazlar.

“Verdiklerini dünya ve âhirette kat kat alırlar, bütün korkulardan selâmet bulurlar. Dünyada verdiklerine hüzün ve esef duymayıp memnun oldukları gibi âhirette de cimriler mahzun olurken, bunlar her türlü hüzün ve kederden uzak kalır, mes’ud olurlar” (Elmalılı tefsiri 2-230)

BU ÂYET-İ KERİME’NİN GELİŞ SEBEBİ
Hazret-i Ebu Bekir radıyallahu anh mâlik olduğu kırk bin dinarın :
on binini gece,
on binini gündüz,
on binini gizli,
on binini açıkça
olmak üzere birden tasadduk etmiş idi ve bu âyet-i kerime, o sebeple nâzil olduğu rivayet edilmiştir.

Hz. Ali radıyallahu anh dahi, dört dirhem gümüşten başka bir şeye mâlik değil iken, bunun birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini de açıktan olmak üzere hepsini tasadduk etmiş idi.

Resulüllah aleyhisselam kendisine :
-Niye böyle yaptın? diye sorduğunda :

-Rabbimin va’dine hak kazanmak için, demiş, bunun üzerine Resulülah aleyhisselam :
Şüphesiz sen onu hak ettin! buyurmuştur.

Ki, bu âyet-i kerimenin geliş sebebi bu olduğu da rivayet edilmiştir.
Bir rivâyette de, Allah yolunda cihad için atlar besleyip, (vasıtalar hazırlayıp) buna masraf edenler hakkında nâzil olduğu kaydedilmiştir. Bu sebeple, Ebu Hüreyre (r.a) hazretleri, bakımlı bir at gördüğü zaman :

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً

âyet-i kerimesini okurmuş..

(Mühim ifade) :
“Bunlardan başka bu âyet-i kerimenin, bütün zamanlar ve bütün durumlar içinde zekat veren ve her hangi bir kimsenin muhtaç halini gördüğü vakit, hiç geciktirmeden derhal onun o ihtiyacını karşılayan ve başka bir zamana ertelemeyen kimseler hakkında” olup, bütün Müslümanları hayra koşmaya teşvik ve tergıb için nâzil olduğu da naklolunmuştur (Elm.alılı tefsiri 2-228)

Fahrüddin-i Râzî hazretleri Tefsir-i Kebir’inde :
Bu ayeti kerimenin, infâkla ilgili hükümleri beyan eden âyetlerin sonu olduğunda hiç şüphe yoktur. Bunda, infâk çeşitlerinin en mükemmel şekli açıklanmıştır» diyerek o da (mühim ifada kısmındaki) bu sonuncu rivâyeti tercih etmiştir. (Elm.alılı tefsiri 2-228)

“Dini ayakta tutma” emri istikametinde:

İlmi olanların ilmi ile, okuma imkânı olan geçlerin ders halkasına katılımı ile ve mâlî imkânı olanların maddî destekleriyle yürütülen her asırdaki KUR’AN hizmetlerini omuzlayan bu üç sınıf isimsiz kahramanlar için, bu âyet’i kerimelerin, ne büyük müjde teşkil ettiği, bir
düşünülmelidir.

Bu yazi icin ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Zekat, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: , , | 1 Comment »

Günahların affı için….

Posted by Site - Yönetici Temmuz 16, 2014

Günahların affı için....

Günahların affı için…. 

Her günahın affı için, kalb ile tevbe etmek ve dil ile istigfâr etmek ve beden ile kaza etmek lâzımdır.
Yüz kere tesbîh etmek, yâni “Sübhânallah-il-azîm ve bi-hamdihi” demek ve sadaka vermek ve bir gün oruç tutmak, çok iyi olur.

Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm.
Bunu, her gün ve her gece yüz kerre okumalıdır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Sabah-akşam 7defa “Allahümme ecirni minennar” diyen cehennemden kurtulur”

“Sabah-akşam 7 defa, “Hasbiyallahü la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim” okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir.”

“Sabah akşam yüz defa “Sübhanallahi ve bihamdihi, diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir.

Kaynak : 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gü Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Abdestin Fazileti – Abdest Rızkı Celbeder

Posted by Site - Yönetici Temmuz 16, 2014

Abdestin Fazileti

Abdestin Fazileti

Hadis-i şerifte varid oldu:
-”Muhakkak ki kul, yüzünü yıkadığı zaman onun yüzünden hatâları çıkar; hatta onun göz kapaklarının altından bile hatâları çıkar.” (-”Kim ki abdest alır; mazmaza ve istinşak ettiğinde, o kişinin ağzından ve dilinden (bu azalarla yapmış olduğu) hatâlar çıkar (dökülürler). Yüzünü yıkadığı zaman o kişinin yüzünden hatâları dökülür; hatta göz kapaklarının altında (olan hatâları) bile çıkar.
Kişi, elini yıkadığı zaman, ellerinden hatâları dökülür. Başını meshettiği zaman, başından hatâları dökülür. Hatta o kişinin (kulaklarıyla işitmiş olduğu) hatâlar bile çıkar. Ayaklarını yıkadığı zaman, hatâları dökülür ve hatta ayaklarının tırnaklarının arasında bulunan hatâları bile çıkar. O kişinin namazı ve mescide gitmesi de nafile olmuş olur.”

Ibni Mace: 278,)

Osman bin Affân (r.a.)’dan rivayet olundu. Buyurdu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Kim abdest alır, abdestini güzel (sünnet ve adabına riâyet ederek) alırsa o kişinin
cesedinden bütün hatâları dökülür. Hatta parmaklarının arasından bile hatâları Çıkar. Müsned-i Ahmed: 446,
-”Sizden herhangi biri abdestine yaklaşır (abdest almaya başlar), sonra mazmaza ve istinşak ederse ve ağzını ve burnunu temizlerse, muhakkak ki onun ağzından ve burnundan su dökülürken bütün hatâları çıkar. Sonra yüzünü Allâhü Teâlâ hazretlerinin emrettiği gibi yıkadığında, elbette yüzünde bulunan hatâlar sakallarının etrafında dökülen su ile beraber dökülürler. Sonra dirsekleriyle beraber ellerini ve kolunu yıkar. Mutlaka onun parmak uçlarından ve çevresinden hatâları dökülür. Sonra başını mes-hettiğinde muhakkak ki su ile beraber saçının etrafından hatâları çıkar. Sonra topuklarına kadar ayaklarını, Allâhü Teâlâ hazretlerinin emrettiği şekilde yıkadığından elbette ayaklarının hataları dökülür ve su ile beraber parmaklarının etrafından hatâları çıkar. Sonra ayağa kalkar ve Allâhü Teâlâ hazretlerine layık olan kelime ve dualarla Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd-ü sena eder. Sonra iki rek’at namaz kılar. Muhakkak ki o kişi annesinden doğduğu günkü şekilde bütün günahlarından çıkar. (Bütün hatâ ve günahları bağışlanır…)
Müsned-i Ahmed: 17405,

Abdestle Günahlar Bağışlanır

Diğer bütün azalarda da hüküm böyledir (yani abdest ile günahlar bağışlanır)

Abdest Azaları

Denildi:
(Abdestte) bu azaların yıkanması “Ümmet-i Muhammed”e mahsus kılındı ki, (diğer bütün) ümmetlerin arasında yüzleri ay¬dın (nurânî) nişan ve farklı özelliğe sahip olsunlar diyedir.
Rivayet olundu:
-”Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kabristanlığa geldi. Ve:
-”Ey Müminler cemaatinin diyarı! Allah’ın selâmı üzerinize olsun! Allâhü Teâlâ hazretleri dilerse biz de sizlere katılacağız!” (diye selâm verdikten sonra devam ettiler:)
-”Kardeşlerimizi görmüş olsaydık ne kadar sevinirdim!” Sahabeler:
-”Bizler senin kardeşlerin değil miyiz ya rasûlallah?” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-”Sizler benim sahabelerimsiniz! Kardeşlerimiz ise henüz gelmediler, bizden sonra gelecek olanlardır!” Sahabeler sordular:
-”Henüz gelmemiş olan ümmetini nasıl tanıyacaksın ya resûlüllah (s.a.v.)?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Şayet bir adamın alnı ak ve ayaklan sekili bir atı olsa, tamamen siyah ve alacası olmayan at sürüsü arasında kendi atını tanımaz mı? Bana haber verin!” Sahabeler:
-”Evet! Ya rasûlallah (tanır)” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,
-”Onlar da abdestten alınları ak; elleri ve ayakları parlak (ve nurânî) olarak kıyamete gelecekler. Ben havzımın başında onların öncüsü olacağım!” buyurdular.

Bir Abdestle Beş Vakit Namazın Kılınması

Bil ki:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri her namaz için yeni abdest alırdı. Fetih gününde beş vakit namazı bir abdestle kıldı. Hazret-i Ömer (r.a.) sordular:
-”Ya Resûlallah (s.a.v.)! Daha önce hiç yapmadığın bir şeyi yaptınız?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Bunu bilerek yaptım, Ya Ömer!”
Yani bir abdestle beş vakit namaz kılmanın caiz olduğunu beyân etmek için böyle yaptım, demektir.

Abdest Tazelemek

Ancak, her farz namaz için abdest tazelemek müstahabtır. Hadis-i şerifte buyuruldu:
-”Kim temizlik (abdest) üzerine abdest alırsa, Allâhü Teâlâ hazretleri ona on (kat) hasenat yazar.”
Abdest tazelemenin bâtını nurlandırmacla zahir (ve apaçık) bir tesiri vardır.

Abdest Bir Nûr

Bazı ehlüllah, gıybet, yalan ve gadap anında hemen abdest alırlardı. Nefsin galebesinin zahir olması ve şeytanın tasarrufunun ortaya çıkmasından dolayı (abdest nuruna sarılırlardı.)
Abdest bir nurdur. Şeytan ve nefsin zulümâtmın kendisi sebebiyle izmihlale uğrayıp mağlup edildikleri bir nur…
Yine onların bazılarının yüzünde yara vardı. Su kendisine zarar verdiği için tam on iki sene mendil kullanmadılar. Bununla beraber; her farz namaz anında abdest tazelemeyi terk etmediler.
Bazılarının gözüne siyah su indi. “Kuhhâl” gözlere sürme çekenler (ve göz doktorları) birkaç gün (bir süre) abdest almayı (gözlerini ıslatmayı) terk etmen lazım; yoksa gözlerin ilâç kabul edip iyileşmez, dediler. Onlar, abdesti terk etmektense gözlerinin görmesinin gitmesini tercih ettiler.

Abdest Rızkı Celbeder

Taharet (ve abdeste) devam etmek rızkın celbedilmesine sebeptir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdukları gibi:
-”Taharete devam et; rızkın senin üzerine genişler…”
-”Abdest üzerine abdest almak, nur üzerine nurdur.”
Keşfü’1-Hafa: 2998,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/273-274.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 364 takipçiye katılın