Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Kabe Ve Kabe’nin Tarihçesi

Posted by Site - Yönetici Eylül 20, 2014

Kabe Ve Kabe'nin Tarihçesi

Kabe Ve Kabe’nin Tarihçesi

Kabe: Müslümanların kıblesi olan Beytullâh’ın ismidir.

Bu isim, ona, ya Mik’ab, Murabba (dört köşeli) olduğu, yahud, Mekke’de ilk kurulan bina olması itibarı ile, çevresinden tepe gibi yüksekçe bulunduğu için, verilmiştir.

Esasen, Araplarca, her yüksek eve, Kabe denilir. [519] Kabe; çeşitli tarihlerde, müteaddid defalar yapılmıştır:

1) Rivayete göre: Yüce Allah; gök halkının, Beyt-i Mâmûr’u, Tavaf ettikleri gi­bi, yeryüzü halkının da, tavaf ve ziyaret etmeleri için, Beyt-i Mâmûr’un, yer­de bir misâli olmak üzre, Melekler gönderip ilk Kâbeyi inşa ettirmiştir. [520]

2) Kabe’nin ikinci yapılışı, Âdem Aleyhisselâm tarafındandır.[521]

3) Âdem Aleyhisselâmın vefatından sonra, oğulları, Kabe’yi, taş ve çamurla, yeniden yaptılar.

Bu yapı, Tûfan’a kadar kaldı. Tûfan’da yıkıldı ve belirsiz oldu. [522]

Kabe’yi, Âdem Aleyhisselâmdan sonra, oğlu Şis Aleyhisselâm, ilk kez, taş­la ve çamurla yapmıştır. [523]

Nuh Aleyhisselâm ile İbrahim Aleyhisselâm arasındaki çağda ise, Kabe’nin yeri; sellerin aşamayacağı, kırmızı kesekli bir tepecik halinde idi.

İnsanlar; Kabe’nin yerinin orada bulunduğunu, bilmekte ve fakat, tam yeri­ni, tâyin edememekte idiler.

Bununla beraber, her taraftan mazlumlar, oraya gelir ve sığınırlardı. Sıkıntıya uğrayanlar, orada dua ederler, duaları, kabul olunurdu.

Kabe’nin yeri; Yüce Allah tarafından, İbrahim Aleyhisselâma bildirilinceye kadar, insanlar, orayı, ziyaret ederlerdi. [524]

4) Kabe’yi, dördüncü defa, İbrahim Aleyhisselâm, oğlu İsmail Aleyhisselâmla birlikte yapmışlardır. [525]

5) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe’yi beşinci defa Amâlikalar;

6) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe’yi, altıncı defa Cürhümîler[526];

7) Kabe’yi, yedinci defa Kusayy b.Kilab[527]);

8) Üzerinden zaman geçip yıkılınca, Kabe’yi, sekizinci defa, Kureyşîler[528]

9) Kabe’yi, dokuzuncu defa (Hicrî: 61) Abdullah b.Zübeyr;

10) Kabe’yi, onuncu defa, Haccac b.Yûsüfüssakafî yaptı. [529]

11) Kabe’nin on birinci ve son yapılışı; Osmanlı Pâdişâhlarından Sultan Ahmed’in onarımından sonra, oğlu dördüncü Sultan Murad b. Sultan Ahmed tarafın-dandır ve şöyle olmuştur:

Esedî’nin bildirdiğine göre: Hicrî on birinci asrın başlarında Kâbenin şark tara­fındaki duvarda bir çatlama olmuştu.

Hicrî bin on dokuz yılında bu çatlaklık, daha da, arttı:

Mekke’de, o tarihte şiddetli bir yağmur yağdı.

Yağmurun arkasından sel geldi.

Sel suları, Mescid-i Haram’ın içine kadar girdi.

Kabe’nin, şark ve garp duvarları ile Hacerülesved’in bitişiğindeki duvar çatladı.

Sultan Mehmed’in oğlu Sultan Ahmed, Beytullâh’ı, yıktırarak bu iki duvardan birinin taşlarını altun, diğerininkini de, gümüş kaplatıp yaptırmak istedi.

Fakat, İlim Adamları, kendisine, mâni oldular.

Bu çatlağın, bir kuşakla giderilerek duvarın yıkılmaktan korunması mümkün olduğunu söylediler.

Bunun üzerine, Sultan Ahmed, sarı bakırdan altun kaplamalı bir kuşak yaptırdı.

Bunun, Kabe’ye bağlanması, bin yirmi yılının sonu ile bin yirmi bir yılının ba­sında idi.

Sultan Ahmed, bu iş için, seksen bin Dinar (altın) harcadı.

Hicrî bin otuz dokuz yılı şaban ayının on dokuzunda çarşamba günü sabahı saat ikide Mekke’ye ve havalisine benzeri görülmedik şiddetli bir yağmur yağdı.

ikindi ile akşam arası Vâdi-i İbrahim tarafından sel suları akmağa başladı.

Sel suları; önünde bulunan ev, dükkân, odun, ahşap, taş, toprak, ne varsa, nepsini sürükleyip getirdi.

Önüne kattığı süprüntüleri, Harem-i şerîfe, Beytullâh’ın içine soktu.

Sel, yatsıya yakın bir zamana kadar devam etti.

Harem-i şerif içinde su, tavaf sahasının etrafındaki direkler üzerindeki kandil­lerin asıldığı halkalara kadar yükseldi! Kabe’nin içine de, anahtar deliğinden iki metre yükseklikte su girdi.

Suyun boşalması için, Harem-i şerifin kapılarından olan Bâb-ı İbrahim açıla­rak, sular, oradan, Mekke’nin aşağısına doğru akıtıldı.

Selde ölenlerin sayısı bin kadardı.

Sel geldiği gün, ikindi vakti, Kabe’nin Şam tarafındaki duvarı, iki cephesiyle, iki tarafa doğru yıkıldı.

Şark duvarının şark kapısına kadar olan kısmını da, beraberinde götürdü. On­dan başka bir duvar kalmadı.

Kapının Kıvamı, kalan duvarın üzerinde idi.

Garp tarafındaki duvardan da, her iki yönden altıda birini götürdü.

Yalnız, bu görünen yüzden -ki, Şam duvarının bitişiği olan kısmıdır- üçte iki kadar kısmını ve tavanın da, iç kısmını, beraberinde çekip götürdü.

Şam tarafından yıkılan duvar, Haccac b. Yûsüfüssakafînin yaptırdığı duvardı. Durum; Mısır yoluyla İstanbula arzedildi.

Haber, dış memleketlere erişince -Hacc Mevsiminin yaklaşmış bulunması do-layısı ile- son derecede heyecan uyandırdı.

Mısır Valisi, Arnavud Mehmed Ali Paşa, Pâdişâhın gelecek emrini bekleme­den, Rıdvan Ağayı, kendi tarafından, hemen Mekke’ye gönderdi.

Ona, müstacel tedbirler alması için tam yetki verdi. Rıdvan Ağa, aynı yılın yirmi altı şevvalinde Mekke’ye vardı. Yirmi dokuz şevval salı günü, vazifeye başladı.

Önce; Beytullâh’ın, Mescid’in içinde toplanan sel birikintilerinden temizlenmesi için, müzakerelerde bulunmak üzre, bir Meclis kurdu.

Müzakere sırasında çıkan görüş ayrılığını, ilim adamlarından aldığı Fetvalarla halletti.

Cidde, Medine ve Kanfede’de bulunan nakil vâsıtaları, Mekke’ye getirilerek Harem-i şerif ve tavaf yolları, üzerlerini kaplayan çamurlardan temizlendi.

Haremin içine tepeler gibi çamur ve pislikler yığılmıştı.

Temizleme işi, zilkade ay’ının on dokuzuncu salı günü sona erinceye kadar, günde otuz kırk bin yük çamur taşındı.

Bundan sonra, sellerin tahrip ettiği yollar, havuzlar, su gözeleri ve Mina girişi onarılmağa başlanıp rebîulâhır ay’ının dokuzuncu perşembe günü bitirildi.

Kabe’nin tamiri için, Mısırdan gerekli malzemeler de geldi.

Pâdişah’ın gönderdiği zat ta, Mekke’ye gelip Rıdvan Ağa ile birlikte işe başladı.

Yirmi dokuz rebîulâhir çarşamba günü; Seyyid Muhammed Nazır, Rıdvan Ağa, Harem Şeyhi Şemsüddinül’attâkîve Mühendis Ali b. Şemsüddin Efendiler tara­fından Kâbenin inşâat keşfi ve planı yapıldı.

Binanın inşâat işine: Mühendislerden, Devlet Mühendisi Ali b.Şemsüddi-nülmekkî,

Mühendis Muhammed b.Zeynülmekkî,

Kardeşi Muallim Abdurrahman ve Muallim Süleymanussahrâviyyülmısrî Efen­diler tayin edildiler.

Süleymanüssahrâvî, Baş marangozdu. Ustalardan da:

Fâtih Ebüsseyyidüttabatıbiyyülmekkî, Selîmülkureşî, Muallim Süleyman b.Mu-nammedülbeca, Ibn. Hatim ve Nûrüddin adındaki ustalar tayin edildiler.

Bunların son dördü Mısırlı idiler.

Yirmi üç cemaziyelâhir pazar günü, Kabe’nin duvarları örülmeğe başlandı.

Yirmi üç şaban günü, yirmi beşinci sıra taşları dizildi.

Kabe’ye ve çevresine aid bütün işler, iki zilhicce gününe kadar tamamlanıp Bayramlarda ve Hilal zamanlarında ateş yakılacak yerlerin yapımı ile inşâat ve tâmirat sona erdirildi.[530]

Osmanlı Tarihçilerinden Naîmâ (1065-1128) da, Tarih’inde bu hâdiseleri oriji­nal üslubuyla anlatır. [531]

Halebî (975-1044) de, bunlardan, kısaca bahseder.

Kaynak : Peygamberler Tarihi – ASIM KÖKSAL

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabe, Peygamberler Tarihi - Asım Köksal, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kurban Çeşitleri

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2014

Kurban Çeşitleri

Kurban Çeşitleri

Çeşitli ve çok ibretli kurbanlar vardır. altı nevi kurban zikredilmiştir. Ayrıca Kurbanın bilinmeyen mühim faideleri de yazının devamındadır.

BİRİNCİSİ : Kabul ve Saâdet kurbanı. Hâbil’in kurbanı gibi.

İKİNCİSİ : Red ve Şekaavet Kurbanı. Kaabil’in Kurbanı gibi.

“(Âdem aleyhisselam’ın oğulları Hâbil ile Kaabil) Hani onlar her ikisi, birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti” âyet-i kerimesinin hükmünce: (Maide 27)
Hâbil’in kurbanının haz.Allah indinde kabul edildiği, bir alâmetle anlaşıldığından buna, seâdet kurbanı denilmiş, kardeşi Kaabil’in kurbanı kabul edilmeyip red edildiğinden ona da Şekâvet kurbanı denilmiştir.

ÜÇÜNCÜSÜ : Kadr ve Menzile Kurbanıdır. Abdulmuttalib’in, “On oğlum olursa, bunlardan birini haz.Allah için kurban edeyim” diye nezredip sonra kur’â kendisine çıkan oğlu Abdullah’a karşılık, yine kur’a neticesinde yüz deveyi kurban etmesi gibi.

DÖRDÜNCÜSÜ : Rahmet Kurbanıdır. Hazret-i İsmâil’e fedâ edilen ve İbrahim aleyhisselam’ın, kendi evladını kurban etmesini önleyen bu kurban, bütün müslümanlar için bir rahmet olmuştur. Eğer bu koç ihsan edilmeyip, Hz. İsmâil kurban edilmiş olsa idi bütün müslümanlara evlat kurban etmek vâcip olacaktı. Burada ilâhî bir rahmet tecellî etmiştir.
(Bahrul udhiyye 47)

BEŞİNCİSİ : Kıyâmetteki Kahr-u Kudret Kurbanıdır. ÖLÜM, KOÇ ŞEKLİNDE KURBAN EDİLECEK
Bu mahkeme’i kübradan sonra, cennet ehli cennette ve cehennem ehli de cehennem’de yerlerini aldıktan sonra müthiş bir hadise yaşanacaktır. “ÖLÜM” denilen şey, cennet ve cehennemin ortasına, beyaz bir koç suretinde getirilecek, orada kesilip kurban edilecek. Ve nidâ edilecek :
-Ey cennet ehli! Burada ebedîsiniz, artık ölüm yoktur,
-Ey Cehennem ehli! burada ebedîsiniz, aslâ ölüm yoktur. Denilecek ve o kıyamet gününe
iman etmemiş olanlar için çok büyük bir hasret ve pişmanlık yaşanacaktır.
İşte şu âyet-i kerime, o sıkıntılı gün hakkında insanları ikaz buyurmaktadır :

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

(Resûlüm!) Kâfirleri pişmanlık, hasret ve üzüntü günü hakkında ikaz et. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış giderlerken ve henüz iman etmemiş haldelerken (bir bakarsın hüküm verilmiş) iş bitmiş olacaktır. (Meryem su.sh-307).

Nitekim Hadisi’i şerifte de şöyle buyurulmuştur :

Abdullah İn-i Ömer radiyallahu anh’den rivâyete göre, Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ehl-i Cennet Cennet’e, Ehl-i Cehennem Cehennem’e (ayrılıp) yerlerini alınca, ölüm (mefhûmuna, gürbüz bir koç sûretinde vücud verilerek) getirilir.
Tâ Cennetle Cehennem arasında yatırılarak kesilir.
Sonra bir münâdî:
-Ey Cennet ehli! Artık ölüm yoktur..
-Ey Cehennem halkı! Artık ölüm yoktur.. Diye ilân eder.
Ehl-i Cennetin ferâhına bir ferah daha ziyâde olunur..
Ehl-i Cehennem’in de, hüzün ve kederine bir hüzün daha yüklenir. (Buhari-tecridi sarih 12-230)

Demek ki, her varlık ölümü tattıktan sonra mahşerde bir gün, haz.Allahın yüce kudreti ile bütün canlılar, yeniden diriltilecek ve herkes yerini aldıktan sonra, ÖLÜM mefhumunu ortadan kaldırıp, sonsuz hayâtı başlatan ve kahredici bir pişmanlığı beraberinde getiren bir ilâhi kudret kurbanı vardır ki bu, haz.Allah’ın yüce kudretiyle ÖLÜM‘ün bir koç şeklinde kesilip öldürülmesi ve kahren yok edilmesidir. (Bahrul-Udhiyye sh-48)
Böylece dünya hayatında, ölüm denilen şeyin, alıp götürdüğü insanları, “yok oldu, ebedi uykuya yattı” zannedenler bir gün ölüm’ün kendisi ebediyyen yok olduğunu ve fakat, gözden uzaklaştırdığı insanların, mahşere çıkıp, artık ölümsüzleştiğini göreceklerdir. Nitekim kur’ân-ı kerim’de şöyle buyurulmuştur :

ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى

Sonra o, (inkâr eden kişi)cehennemde ne ölür, ne de dirilip hayat bulur. Yanar, yanar,
yanar

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى

İnkâr’dan temizlenen ve Rabbinin ismini zikreden, namazlarını ve bayram namazını da kılıp O’na kulluk eden ise kurtulur. Ebedî cennete kavuşur. (A’la suresi sh-598).

ALTINCISI : Kerâmet Kurbanıdır. O da, mevzuumuz olan :
“Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” Ayet-i kerimesinde emredilen ve âhir zaman ümmetinin (ve hepimizin) kesmiş olduğu kurbandır ki, Kevser kelimesi ile işâret edilen kerâmet ve nimetleri kazanmaya vesile olan kurbandır. Bu ümmet için bir hayvanı kurban etmek; bizzat kendini kurban etmek mânasında olup, haz.Allah tarafından, böylesine büyük bir (fedâkârlık ve kerâmet) olarak kabul edileceğinden buna kerâmet kurbanı denilmiştir. (Bahrul-Udhiyye sh-48)

KURBANLAR CEMÂLL-İ İLÂHİYİ GÖRÜR

Bir Hadîs-i şerifte (meâlen) şöyle buyurulmuştur :
Kurbanlarınıza iyi muâmele ediniz, onları incitmeyiniz çünkü onlar, sırat üzerinde
bineğiniz olacaktır
———- Üç şey var ki, daha dünyada iken cemâl-i İlâhî ile müşerref olurlar :
1- Ruhunu Allah yolunda teslim eden şehid’ler.
2- İftar saatinde oruçlu mü’minin yediği ilk lokma.
3- Mü’minlerin, Allah için kestiği kurbanlar.
——- Kurbanlar, Allahu zül-celâl’in emrine boyun eğerek kesildiklerinden hükmen şehid’dirler.
Tam kurban edilirken cemâl-i ilâhi ile şereflenirler. Mevlâ, ilham eder ve Allah için kurban
edileceğini bilir. Onun için kurbanı hırpalamamalı, ona çok iyi davranmalıdır. (Ebul Faruk Hz/Ziya Sunguroğlu)

Bu yazıyı gönderen ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kadına Şiddete İslam Ne Diyor?

Posted by Site - Yönetici Eylül 18, 2014

 

Kadina Siddet Kadına Şiddet

Kadına Şiddete İslam Ne Diyor?

Kadına şiddeti erkeğe men eden, aslında şiddeti kime karşı işlenmiş olursa olsun lanetleyen bir dinin mensupları olarak… bugün karısını döven- eziyet eden- öldüren ve hala “elhamdülillah müslümanım” diyen nasıl bir toplum olmuş ve yazık ki nereden nereye gelmişiz… Sevgili peygamberimizin bu konudaki tavrına bakıp belki daha net anlama imkanı bulabiliriz…

***
Hz. Muhammed (s.a.v.) kadın haklarına saygı gösterilmesini istemiş, Veda Hutbesi’nde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’a karşı gelmekten sakınmanızı tavsiye ederim.” (Müs-lim, Hac, 147)

Hz. Âişe’nin naklettiği hâdisede: Bir kızcağız geldi: “Ya Resûlallah“, dedi “Babam beni istemediğim hâlde amcamın oğluyla evlendircek.” Hz. Muhammed derhal kızın babasını çağırdı: “Kızını, istemediği halde bir başkasıyla evlendirmeye zorlayamazsın.” dedi. Adam: “Nasıl emrederseniz ya Resûlallah!” diyerek yaptığından vazgeçti.

Kendi öz evladı haz.Fatıma’yı Hz. Ali ile evlendirirken de; “Ya Ali, kızımı sana cariye olarak veriyorum ama unutma ki bundan böyle sen de onun kölesisin“buyurmuştur.

Yine Hz. Muhammed (s.a.v.) aile hayatında kadının da sorumluluğunun olduğunu ve söz hakkının bulunduğunu bildirmiş ve bu hususu şöyle dile getirmiştir: “Kadın; eşinin, evinin ve çocuklarının yöneticisidir. Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz” (Müslim, İmâre, 20)

Ashabına bir tavsiyesinde; “Kadınlarınızı nasıl köle ya da hayvan döver gibi dövüyor, sonra da akşam olunca utanmadan beraberce yatıyorsunuz?” şeklinde bir ifade ile seslenirken;

Erkeklerin eşlerine karşı katı, kaba, zorba ve merhametsiz olmamalarını, onlara sözlü ve fiilî şiddet uygulamamalarını, kötü sözlerle tahkir edilmemesini (Ahmed, V, 5) istemiş ve;

Kadınlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin.” buyurmuştur.(Ebû Dâvûd, Nikâh, 42)

Hz Muhammed (s.a.v.) asla kadın dövmemiş, dövenleri kınamış, kadınlar hakkında haz.Allah’tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını ve onlara iyi davranılmasını istemiş, bu bağlamda; “Sizin hayırlınız kadınlarına/ eşlerine en hayırlı olanlarınızdır.” (Tirmizî, Rada, 11)…

Yada;

Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkı en güzel olanları ve eşine en yumuşak davrananlarıdır.” (Nesâî, es-Sünenü’lKübra, Uşratü’n-Nisaî, 66)…

Yada;

Sizin hayırlınız, eşi ve aile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben sizin, eşi ve aile fertlerine en hayırlı olanınızım.” (İbn Hıbbân,Nikâh, IX, 484) buyurmuştur.

Yine peygamberimiz kadınların görüşlerine önem vermiş, onlarla istişare etmiştir. Mesela ilk vahiy aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı Hz. Hatice ile istişare etmiştir.

Peygamberimizin, dinî ve dünyevî en ciddi konularda eşleriyle istişare etmesi, kadınlara ve onların görüşlerine verdiği önemi ifade eder.

Zaten evinde zamanının bir kısmını ibadete, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine olmak üzere üçe ayırırdı. Kadınların ibadetlerine önem verir, beş vakit namaza, (Buhârî, VI, 160)teşvik ederdi.

Sonuç olarak; Peygamberimiz, “Kadınlarla iyi geçinin.“(Nisa, 19)ayet-i kerimesinin gereğini hakkıyla yerine getirmiş, ashabını da bu yönde eğitmiş, Müslümanlara da gerekli tavsiyelerde bulunmuştur.

Bu itibarla insanlık âleminin olmazsa olmazı konumunda olan kadına gereken değeri ve önemi vermiş, kadını onurlu bir kul, salih bir insan, kendisi ile cennetin kazanıldığı bir anne (Süyûtî, Câmi’u’s-Sağîr, I, 42, No: 3657),güven ve huzura erildiği bir eş (Rum, 21),adaletile davranılması gereken bir evlât (Müslim, Hibât,13)olarak görmüştür.

Kız çocuklarının diri diri gömüldüğü ve kadının bir meta gibi kolayca alınıp satıldığı- el değiştirdiği bir çağda, kadınların itilmesine,aşağılanmasına, haklarının gasbedilmesine,sözlü ve fiili şiddet uygulanmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Öyleki; Kadınlara iyi davrananları insanların en hayırlısı olarak zikretmiştir.

Aslında bu gün her konuda olduğu gibi kadın hakları konusunda da çağımız insanının, Hz. Peygamber’in çağları kucaklayan anlayış ve görüşüne, örnek ve üstün ahlâkına ne kadar da çok ihtiyacı var!

Bu yazıyı gönderen ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

MAHŞER GÜNÜ – HESAP GÜNÜ

Posted by Site - Yönetici Eylül 17, 2014

Mahşer Günü

Mahşer Günü

Sûr’a ikinci üfürülüşte tüm canlılar dirilip kabirlerinden kalkacaklardır.
İnsanlar kabirlerinden kalktıkları zaman çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak mahşer alanına sevkedileceklerdir. Yeri bembeyaz, hiçbir eğri-büğrülüğü, girintisi-çıkıntısı, insanoğlunun saklanacağı hiçbir perdesi olmayan mahşer alanı dümdüz, bir ova gibidir.
Sonsuz düzlükte bir alan…Tüm sınıf ayrılıklarına rağmen gelmiş -geçmiş tüm insanları bir araya toplayan Hz. Allah’ın noksan sıfatlardan tenzih ederim.
O dehşetli günde,gönüllerin O’ndan korkmaları, gözlerin O’nun önünde korku ile dikilip bir noktaya bakmaları haklarıdır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar, kıyamet günü beyazımsı tozdan temizlenmiş kul rengi toprak gibi, kimse
sığınılacak bir yer bulunmayan alanda (mahşerde) haş rolunurlar.”

Mahşer alanını, bugünkü dünya gibi sanmayın.
Benzerlik sadece isimdedir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
O günkü yer, başka yere; göklerde başka göklere değiştirilecektir.
(İbrahim Sûres i, ayet : 48)

İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
Yeryüzü değişir, ağaçları, dağları, vadileri ve ovaları yok olur. Ukaz ovası gibi uzayıp gider. O, gümüş gibi parlak, üzerine kan dökülmemiş , günah işlememiş , göklerinin, güneş , ay ve yıldızların gitmiş olduğu bir yerdir.

Ve siz ey aciz insanlar! O günün dehşet ve şiddetini bir tasavvur edin!
Geçmiş ve gelecek tüm yaratıkların bir araya geleceği, yıldızların, ay ve güneşin kararıp yok olacağı, tüm âlemlerin bir olup her yerin kapkaranlık kesileceği, meleklerin bile dikilip kalacağı, Sûr’un çıkaracağı o korkunç sesi, tüm göklerin parçalanacağı o dehşetli günü bir düşünün!
O gün gökler eriyen bakır gibi eriyip akarken, dağlar hallaç elinde atılan pamuk gibi savrulup dağılırken, insanlarda yalınayak, yaya, korku ve dehşet içinde yollara dökülecek. Bölük bölük Mahşer alanına sevkedilecek.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunurlar. (Korku ve dehşetten) döktükleri terler, onları kulaklarına kadar gömer.
Hadis -i şerifi rivayet eden Resulullah Efendimizin hanımı Sevde (R.A.):
Ey Allah ‘ın Resulü! O gün, kadın erkek karışık, çıplak olacak. Herkes birbirine bakmaz mı? Bu nasıl olur?” diye sordu.
Sevgili Peygamberimiz:
O gün, senin bildiğin gibi değil… O günün verdiği korku ve dehşetten kimse kimseye bakmaz. Herkesin telaşı kendine yeter.” diye buyurdular.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolurlar. Bir kısmı binek üzerinde olduğu halde, bir kısmı yaya olarak, bir kısmı ise sürünerekten giderler.
(Resulullah Efendimiz, kendis ine: “Yüzüstü nasıl gidilir?” diye soranlara şöyle cevap buyurdular.) Ayakları üstünde yürütmeye gücü olan (Hz. Allah), yüzüstü sürünerek de yürütmeye kadirdir.

Ne yazık ki; görmediği, bilmediği, tanışık olmadığı her şeyi inkar etmek, insanoğlunun tabiatındandır. Eğer yılanı yüzüstü sürünerek, şimşek gibi yürür görmese, muhakkak kendi bildiği ayaklarından başkası üzerinde yürümeyi kabul etmezdi. Hatta ayak üzerinde yürümeyi görmeyenlere göre, vücudun iki ayak üzerinde yürümesini bile imkansız görürler.
Dünyadaki şeylerle karıştırma yapıp, kıyametin acaib, şayan-ı hayret durumları inkara kalkışılmamalıdır. Bir an için, kendinizi mahşer yerinde şaşkın, perişan, çırılçıplak olarak bulunduğunuzu ve hakkınızda cennetlik veya cehennemlik olarak hüküm verileceğini beklemekte olduğunuzu düşünün. Bunun ne denli dehşet verici olduğunu hatırlayıp, kendinize gelin.
Sonrada tüm yer ve gök ehlinin mahşer yerindeki bir araya gelişlerini düşünün. Melekler, insanlar, cinler ve şeytanlar, vahşi ve evcil hayvanlar, kuşlar hep bir arada toplanmış ; güneş tüm sıcaklığıyla tepelerine yaklaşmış . Arş ‘ın gölgesinden başka gölge yok. Orada ise ancak Allah’ın yakın kulları gölgelenir. Hiç Arş ‘ın gölgesi altında gölgelenenler ile güneşin hararetli sıcaklığı altında terler dökenler bir olur mu?
Ve sonra, insanların şaşkınlık ve korku içinde birbirlerine girip karışmalarını, gizli işlerinin açığa çıkması ile meydana gelen utanç ve rezilliklerini, Allah-ü Teâlâ’nın huzuruna çıkmaktaki perişanlıklarını düşününüz. Bu sıradaki sıkışık durumlarını, utanç ve korku içindeki gönüllerini saran ateşlerini ve her birinin isyanlarına göre içine gömüldükleri terlerinin mahşer alanına akışlarını, kimisinin dizine, kimisinin göğsüne, kimisinin boğazına, kimisininse ter suları içinde kaybolacak duruma geldiklerini düşünün
.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar mahşer alanında toplanıp da Allah’ın huzuruna çıkarıldıkları zaman, bazıları kulaklarının yarısına kadar terlere batacaktır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, insanlar öyle bir terlerki, bu terleri yerin yetmiş kulaç derinliğine indikten sonra yukarı çıkıp insanların kulakları hizasına kadar yükselir.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Öyle bir duruşla ayakta dururlar ki, kırk yıl gözlerini semaya dikerler, dehşetli
sıkıntıdan dolayı terlere gömülürler.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Kıyamet günü güneş yere doğru alçalır. Bunun tesiriyle insanlar terlerler.
Öyle ki, bu terleri kimisinin topuklarına, kimisinin dizlerinin yarısına, kimisinin koltuklarına, kimisinin ise ağzına kadar yükselir. Bazılarını ise terleri tamamen kaplar.
Mahşer alanında bitmek tükenmek bilmeyen o dehşetli sıkıntıdan dolayı öylesine bir can bıkkınlığı gelecek ki, sırf bu uzun bekleyişten, sıkıntıdan kurtulmak için, “Ya Rabbi! Cehenneme göndermekle de olsa, beni bu sıkıntıdan kurtar.” diyecek hale gelirler. Bütün bunlar, henüz hesap – defter işlerine başlamadan önceki durumlardır.

Allah rızası için yapılan hac, cihad, oruç, namaz ve halkın hizmetinde bulunmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak gibi işlerin ağırlığına kat lanarak dökülmeyen ve bedenden çıkarılmayan terlerde , kıyamet günü mahşer yerinin rüsvaylık ve korkusundan dökülecektir.
Sıkıntıları orada artacaktır.

Eğer insanoğlu, cehalet ve aldanma hastalığından kurtulsaydı, dünyada taat ve ibadet uğrunda dökülen terlerin, o günün terlerinden çok daha kolay olduğunu bilirdi. O gün, çok uzun ve azabı çok şiddetli olan bir gündür.
Mahşer halkı o gün, gözleri göklere çevrilmiş , kalpleri parçalanmış halde, kimse ile konuşmadan ve kimsenin işine bakılmadan, yemeden içmede ve soluk bile almadan tam üçyüz yıl korku ve dehşet içinde bekleşeceklerdir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ezan Duası Ve Fazileti

Posted by Site - Yönetici Eylül 16, 2014

Ezan Duası,,Ezan Duasının Fazileti

Ezan Duasının Fazileti

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Câbir bin Abdullah (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Bir kimse, ezân-ı şerifi işittiği zaman, şöyle dua etse:
Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâtil-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmüdenillezî veadtehû.

“Allah’ım! Ey bu davetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi.
Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesileyi ve fazileti ver.
Onu kendisine va’d buyurmuş olduğun “Makâm-ı Mahmûd”a eriştir.”
Ona şefaatim halâl (vacip) olur.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/469-470.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Cami Cemaati Nelere Dikkat Etmelidir?

Posted by Site - Yönetici Eylül 15, 2014

Cami Cemaati Nelere Dikkat Etmelidir

Cami Cemaati Nelere Dikkat Etmelidir?

Cemaatle namaz kılmanın önemi, bilinen bir husustur. Hz. Muhammed (s.a.v.), bu hususta şöyle buyurmuştur:

Kişinin cemaat ile kıldığı namaz, evinde veya çarşıda kıldığı namazdan yirmi beş derece daha faziletlidir.” (Ebu Davud, Salat, 49, I,378)

Müslümanların, günde beş kere Allah’ın huzuruna toplu halde kabul edildikleri mekanlar olan camilerdeki hareketlerinde dikkatli olmaları gerekir.

Camilerde ibadet ve bu kutsal mekânlara giriş çıkış, belli kurallar içinde olmalıdır.

Cami cemaatinin nelere dikkat etmesi gerektiğini şu şekilde sıralayabiliriz:

…1. Hem camiler temiz tutulmalı hem de camilere gidenler temizlik kurallarına uymalıdırlar. Cami cemaati beden, elbise ve ağız temizliğine özen göstermelidir. Ağız, kamet getirme sırasında değil, camiye girmeden abdest sırasında bol su ile misvaklanırsa/fırçalanırsa daha uygun olur.

…2. Camiler, secde edilen yerler oldukları için, ayak ve çorap temizliği de son derece özen gösterilmelidir.

…3.Camiye girmeden önce, varsa, cep telefonu ya sessize alınmalı veya kapatılmalıdır. Cep telefonunun kapatılması unutulmuşsa ve namaz esnasında çalarsa, hoş bir durum olmamakla birlikte, telefon tek hareketle kapatılmalıdır. Telefonu çıkarıp kimin aradığını öğrendikten sonra kapatmak namazı bozar.

…4. Camiye girerken ayakkabılar, kapının önüne bırakılmamalı, tahsis edilen yerlere konmalıdır. Ayakkabılar kapının önüne bırakıldığında, camiden çıkarken ayakkabıları yere koyup giymede zorluk yaşanır.

…5. Ayakkabılar temiz tutulmalı, özellikle altlarına düşebilecek çamur ve çöp gibi şeylerin yapışmış olmamasına dikkat edilmelidir. Ayakkabı, galoş veya poşet gibi bir şeyin içine konursa elbette daha iyi olur. Ancak bu durumda bir kere kullanılan galoş veya poşet bir daha kullanılmadan çöpe atılmalıdır. Aksi takdirde daha önceki ayakkabının kirini taşıyan galoş veya poşet, atılmadan birkaç kere kullanırsa hem onu yeniden kullanan kişilerin ellerini hem de ayakkabılarını kirletir. Bu durumda sebep olunan kirlilik, sağlanmaya çalışılan temizliği gölgede bırakır.

… 6.Camiye ıslak ayaklarla girmemek gerekir; bu, hem kişinin kendi sağlığı hem de diğer insanların sağlığı açısından ciddiye alınması gereken bir husustur.

…7. Cuma namazında farzı kıldıktan sonra dışarı çıkmaya niyetli olan kişi, çıkacağı zaman namaz kılmaya devam edecek olan cemaate sıkıntı vermemek için, ön saflarda oturmamalıdır.

…8. Caminin içinde yer varken caminin dışında saf tutmak yanlıştır. Camide boş yer varken avluda, avlu henüz dolmadan sokakta imama uymak doğru olmaz.

… 9.Camiye giren kişi, arka taraflarda oturmak yerine ön taraflarda boş bulduğu yere oturmalıdır. Ayrıca camiye giren kişinin, ön tarafta boşluk varken, arka tarafta namazın sünnetini kılmaya başlaması, ön tarafa geçecekler için zorluğa neden olur.

…10.Camiye girildiğinde, müezzin kamet getirmeye başlamışsa, kametin bitmesini ayakta beklemeyip oturmak ve sırası geldiğinde cemaatle birlikte ayağa kalkmak daha uygundur.

… 11.Saflar, arada bir boşluk bırakmadan düzgün tutulmalı ve tek başına saf tutmamak için gerekli özen gösterilmelidir.

… 12.Camiye geç giren kişinin, sıra farz kılmaya gelince, sanki kendisinin bir ayrıcalığı varmış gibi, kalabalığı yararak ön saflara geçme gayreti içine girmesi yanlıştır. Bazı kişilerin, imamın tam arkasında durma hak ve şerefi kendilerine aitmiş gibi davranmaları da doğru değildir. Mümkünse imamın arkasında, yanılması halinde ona doğruyu hatırlatabilecek birilerinin durması iyi olur. Ancak bu bilgiye sahip olan kişiler bile kendilerine yer tahsis edilmesini beklemeyip namaza erken gelmelidir. Ön saflarda yer almak, namaza erken gidenlerin hakkıdır.

… 13.İlk sünneti kıldığında, camiye biraz geç geldiğinden, farzın birinci rekatına kavuşamayacak kişi, saf düzenine engel olmamak için sünneti ilk safa yakın bir yerde değil, biraz geride ve mümkünse bir sütunun arkasında kılmalıdır.

… 14.Camide namaza başlanmasını beklerken ve tesbihat sırasında sağlığı yerinde olanlar dizüstü otururlar, ihtiyaç duyanların bağdaş kurarak oturmalarında da sakınca yoktur. Ancak dizleri dikerek veya bir yere dayanarak oturmak, cami adabıyla bağdaşmaz.

… 15.Vaaz veya hutbe dinlerken bazılarının, iyilik olsun diye, ceplerinden esans/güzel koku şişesi çıkarıp çevrelerinde oturanların ellerine sürmeleri, sonra şişeyi başkalarına verip onların da kendi yanlarında bulunanlara ikram etmelerini istemeleri ibadet ciddiyetiyle bağdaşmaz.

…16. Vaaz dinlerken ve özellikle hutbe sırasında başkasıyla konuşmak veya uyuklamak yanlış davranışlardır.

…17. Camide otururken veya ibadet sırasında parmakları çıtlatmak yanlıştır.

…18. Özellikle yaz mevsimlerinde namaza duracak kişiler atlet, tişört ve gömlek gibi giysilerini sıkıca pantolonlarının içine almalı, secdeye vardıklarında vücutlarının açıkta kalmasına meydan vermemelidirler.

…19. İnsan ve hayvan resimleri taşıyan tişört ve gömleklerle namaza durmak doğru olmaz.

… 20.Namaza duracak kişi, ceket ve palto gibi üzerinde bulunan dış elbiselerinin düğmelerini iliklemeli, dağınık bir görüntü vermekten kaçınmalıdır.

… 21.Namaz kılan kişinin gözlerini gereksiz bakışlardan sakınması gerekir. Bunun için kıyamda iken secde yerine, rükûda iken ayaklarının üzerine, otururken kucağına ve selam verirken omuz başlarına bakması uygun olur. Mescid-i Haram’da Kâbe’yi görecek bir yerde namaz kılan kişinin bakışları ise Kâbe’de olmalıdır.

… 22. İmama uyan kişi, rükû ve secdeye imamdan önce varacak şekilde acele etmemelidir.

… 23. Secdeye varırken dizlerinden önce iki elini öne koymak şık olmaz. Ayrıca secdeye vardıktan sonra ayağa kalkmakta zorlanan kişi, iki elini önüne koyup destek almak yerine, sadece sağ elini yan tarafına koymak suretiyle ayağa kalkmalıdır.

… 24. Sağlıkları, namazlarını kıyam, rükû ve secde yaparak kılmaya müsait olmayanlar, oturarak namaz kılabilirler. Ancak sandalye ve benzeri bir yere oturma yerine, yere oturarak namaz kılmak daha uygundur. Sağlığı, yerde oturmaya da müsait olmayan kişi, sandalyede oturabilir. Bu şartlarda namaz kılanların, cemaatin dikkatini celp etmemek için safların arasına dağılmak yerine, yan taraflarda veya arka safta yer almaları daha uygun olur.

… 25. Farz namaz bitirilip, müezzin tarafından, “Allahümme entesselam…” diye başlayan dua cümlesi de okunduktan sonra, camide yer varsa saflar bozulur, son sünnet yeni bir yerde kılınır; son sünnet yoksa tespihat için yeni bir yerde oturulur. Böylece farz ile sünnetin arası ayrılır ve camiye sonradan girenler, o anda farz kılınmadığının farkına varırlar.

… 26. Namazın son sünnetlerini kılan kişi, kendisi ile arka duvar arsında, dışarı çıkmak isteyenlerin geçmesine yetecek ölçüde bir boşluk bırakmalıdır.

… 27. Namazların sonunda selam verirken, çene ile göğsün üzerinde bir kavis çizilmeden baş omuzlara doğru çevrilmelidir.

… 28.Tesbihat için oturulunca, caminin çeşitli yerlerinde bulunan tespihlerin cemaate fırlatılması gerekli ve şık değildir; tespihi bulunmayan kişi, parmak mafsallarını kullanarak tesbihat getirebilir.

… 29. Namazın sonunda otuz üçer kere “Sübhanellah”, “Elhamdülillah” ve “Allahuekber” derken acele edilmemeli, her kelime tam olarak telaffuz edilmelidir; camideki müezzin de bu kurala uymalı, böylece cemaatin tesbihat getirirken acele etmesine sebebiyet vermemelidir.

… 30. Camiden çıkarken sabırsız davranıp kapıda sıkışmaya meydan vermemek gerekir.

… 31. Camiden çıkmakta olan kişi, ayakkabılarını gürültü ve toz çıkaracak şekilde yukarıdan yere atmamalı, elleriyle giyeceği alana yaklaştırıp yavaşça indirmeli ve çevresini rahatsız etmeden giymelidir.

… 32. Camiye giren kadın ve erkeklerin, daha camiye girerken, namazda uyulması gereken, örtülmesi icap eden yerleri örtme (setr-i avret) şartını yerine getirmeleri gerekir. Bu hususa riayet etmek için, bir görevlinin hatırlatmada bulunması gerekmemelidir.

… 33. Anne ve babalar camiye çocuklarını da getirmişlerse, onlara camide koşmamaları, yüksek sesle konuşmamaları, saf düzenine uymaları gibi konularda gerekli uyarıyı önceden yapmış olmaları gerekir.

Yukarıda sıralan kurallara uymak, hem camiyi hem cemaati hem de ibadeti ciddiye almanın bir gereğidir. Kuşkusuz bu kurallara uyanlar, ibadetleri nedeniyle daha çok mutlu olacakları gibi, daha çok ecre de nail olurlar.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Müslümana Karşı Silâh Tutmak

Posted by Site - Yönetici Eylül 14, 2014

Müslümana Karşı Silâh Tutmak

Müslümana Karşı Silâh Tutmak

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-“Kim herhangi bir demir (silâh) ile kardeşine işaret ederse, Muhakkak ki melekler ona lanet okurlar….”
Şerhi:
Kim kardeşine işaret ederse,”
Müslüman kardeşine… Zimmîde onun hükmündedir…
silah “Herhangi bir demir ile…”
Öldürme âleti olan herhangi bir demirle demektir. Çünkü bir rivayette bu hadis-i şerif; ise “Herhangi bir demir ile…” yerine “Bir silâh ile…” diye geldi.
“Muhakkak ki melekler ona lanet okurlar.”
Yani cennetten uzaklaşması için onun aleyhinde beddua e-derler, demektir.
Amellerin En Salihi ve En Kötüsü

Bil ki:
Yol kesmek ve yolcuları korkutmak, kötülüklerin en çirkinlerindendir. Yollarda bulunan eziyet verici bir şeyi gidermek, sâlih amellerin en güzellerinden olduğu gibi…
Hadis-i şerifte buyuruldu.
Ebû Zerr (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Bana ümmetimin amelleri gösterildi. İyisi ve kötüsü arz edildi.
İyi amellerin içinde yollan eziyet verici şeylerden temizlemek gördüm.
Kötü amellerin içinde de, mescitte balgam atma ve atmış olduğu balgamı (toprağa) gömmeyen (kişinin ameli olarak gördüm)” [Sahih-i Müslim: 859, ]

Şu hadise çok manidardır:
Çevreyi kirleten insanda keramet yoktur. Bayezid-ı Bestâmî Hazretlerine bir zatın büyük bir evliya ve keramet sahibi olduğundan bahsedildi. Allah dostlarını çok seven o büyük insan, günlerce yol yürüyerek o zatı görmeye gitti. Ziyaretine gittiği kişi de camiden çıkıyordu. Camiden çıktıktan sonra kıble tarafına tükürdü.
O zatın bu davranışını gören Bayazid-i Bestâmî Hazretleri, çevresine tükürüp kirleten şeyh ile görüşme ihtiyacını duymadığı gibi, selam bile vermeden geri döndü. Neden görüşmeden döndüğünü soranlara şunları söyledi:
-“islam edep ve terbiyesinden yoksun olan bir insan, Allah’ın esrarına vakıf olamaz.Yani bu insan halkın sandığı gibi Allah’ın veli bir kulu değildir. Siz, insanların ona şeyh dediğine bakmayın. Edebe, terbiyeye riayet etmeyen ve insanlara karşı saygılı davranmayan, etrafında bulunan insanlardan utanmadan hem de kıbleye karşı tüküren bir kişi. Allah’ın dostu olamaz. Keramet gösteremez.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/463.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yunus Bin Ubeyd (r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 13, 2014

Yunus Bin Ubeyd (r.h.) Hazretleri Kimdir

Yunus Bin Ubeyd (r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Yunus bin Ubeyd (r.h.) hazretleri, tabiînin büyüklerindendir.
İlim ve hikmet sahibi bir zat idi.
Basralı olup, sahabe-i kirâm’dan Enes bin Malik (r.a.) hazretleriyle görüştü.
Ondan bir çok hadis-i şerif rivayet etti.
Hadis ilminde hafız idi. Yani yüzbin kadar hadis-i şerifi râvîleriyle birlikte ezbere biliyordu.
Hadiste sika {yani güvenilir) bir kişiydi.
Hasan Basri, İbrahim Teymî, Muhammed bin Şirin gibi bir çok zat ile görüştü. Mesleği manifaturacılıktı. Kumaşlarını medhetmez. Hatta hava karardığı zaman, müşterilerin tam olarak kumaşı görmeleri, mümkün olmaz da aldanırlar, düşüncesiyle hava karardığı ve bulutlu günlerde kumaş satmazdı,
Nafileleri, hafife alan kişi, farzları da hafife alır” derdi.
Yunus bin Ubeyd {r.h.) 139 (m. 738) yılında vefat etti.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/496

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şît Aleyhisselâm’ın Doğumu

Posted by Site - Yönetici Eylül 13, 2014

Şit Aleyhisselam'ın Doğumu

Şît Aleyhisselâm’ın Doğumu

Âdem Aleyhisselâm’ın ömründen yüz otuz (130) sene geçince, bu Habilin öldürülmesinden beş sene sonra Hazret-i Havva ona “Şîs’i doğurdu.
Şîs’in tefsiri (ve manâsı) “Hibetüllah” (Allah’ın hibesi) demektir.
Yani o Habil’in yerine doğdu, demektir.
Allâhü Teâlâ hazretleri, Şîs Aleyhisselâm’a gece ve gündüzün saatlerini öğretti.
Gece ve gündüzün her bir saatinde insanların yapacakları ibâdetleri öğretti.
Allâhü Teâlâ hazretleri, Şîs Aleyhisselâm’a elli suhuf indirdi
Şîs Aleyhisselâm, Adem Aleyhisselâm’ın vasisi ve veli ahdi oldu

Kaynak : Bağavî Tefsiri: c. 2, s. 24,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kabilin Ateşe Tapması – Kabil’in Evlâtları Kimlerdir Ve Neler Yaptılar !

Posted by Site - Yönetici Eylül 12, 2014

ateşe tapanlar,Kabilin Ateşe Tapması,habil ile kabil,adem,havva

Kabilin Ateşe Tapması – Cehenneme Atılacak ilk Kişi

Kabil kardeşi habil`i öldürdükten sonra kız kardeşi, Iklimâ’nın elinden tutup Yemen topraklarından Adn’a kaçtı.
Ona İblis geldi:
-“Ateş (gelip Hâbil’in) kurbanını yediî Sen de ateşe tap; ateş senin de ve senden sonra gelenlerin de taraftan olur.” Dedi.
Ateş evi yaptı. Kabil, ateşe ilk tapan kişi oldu.

Kabil’in sonu

Kabilin yanından geçen her kişi, mutlaka ona taş atardı. Kabil’in a’mâ (kör) bir oğlu vardı. Bir gün Kabilin kör oğlu, yanında bir oğlu olduğu halde, yürüyorlardı. Kabil ile karşılaştılar. Oğlunun oğlu kör babasına;
-“Baba! Bu senin baban Kabil’dir!” dedi.
Kabilin kör oğlu eline bir taş alıp babasına attı. Kabil’i bir taş ile öldürdü. Çocuk babasına;
-“Babacığım! Sen ne ettin? Baban Kabil’i öldürdün!” dedi. Kabilin a’mâ oğlu kızdı. Kendi oğluna bir tokat vurdu. Oğlu da düşüp öldü. Sonra Kabil’in kör oğlu:
-“Yazıklar olsun bana! Bir attığım taşımla babamı öldürdüm; tokadımla da oğlumu öldürdüm!” dedi

Cehenneme Atılacak ilk Kişi

imam Mücahit (r.h.) buyurdular:
Kabil’in iki ayağı bacağından oyluklarına bağlandı. Yazları ateşten bir cehennem derekesine atılır; kışları kardan (bir cehennem) avlusuna atılır. Kabil, yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerine ilk isyan eden kişidir. Ve ilk olarak cehenneme sevk edilecek kişidir.

İlk Başlatan Olmak

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Bir kişi, zulmen öldürülürse, muhakkak ki Adem aleyhisselâm’ın oğlu (Kabil’in) üzerine o kanın günahından bir pay verilir. Çünkü o yeryüzünde kan dökme âdetini başlatan kişidir.”
Kabil, ye’cûc ve me’cûc’ün babasıdır. Çünkü şerli evlat, şerli babalardan olur.

Kabil’in Evlâdı

(Âlimler) buyurdular:
Kabilin evlâdı, oyun âletleri edindiler. Kaval, kamış, davul, zurna, saz, tambur ve diğer eğlence aletlerini edindiler.
1- Oyun ve eğlenceye koyuldular.
2- Şarap içmeye başladılar.
3- Ateşe taptılar.
4- Zina ettiler.
5- Fuhuş işlemeye başladılar…
Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri onları Nuh Aleyhisselâm’ın tufanı günlerinde suda gark edip hepsini helak etti. Geride Şît Aleyhisselâm’ın nesli kaldı

Yeryüzünde Savaşların Başlaması

Tarih (kitaplarında buyuruldu):
Kabil, Yemen semtine gidince, çoğaldılar. Muhalefet ettiler. Adem Aleyhisselâm’in diğer evlâtlanyla savaş etmeye başladılar. Kabil’in evlâdı dağlarda, mağaralarda ve ormanlıklarda oturuyorlardı. Bu durum ta “Mehlâyîl” bin Kıynân bin Enûş bin Şîs Aleyhisselâm’ın zamanına kadar devam etti.

Mehlâyîl, onları yeryüzünün değişik kıta ve bölgelerine dağıttı. Kendisi de Bâbil’de oturdu. Mehlâyîl’in küçük kardeşi, “Keyû Mürs” bu âlemde (yer-yüzünde) ilk sultân olan kişidir.
Şehirler bina etmeye başladılar. Kaleler yaptılar.
Onların arasında âhir zamana kadar savaşlar hep devam etti.

Kaynaklar : Bağavî Tefsiri: c. 2. s. 25
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/445.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 423 takipçiye katılın