GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2012

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Mâlik bin Enes (r.h.): 712`de Medine’de doğdu. 795 de vefat etti. Babası Hazreti Enes’tir (r.a.).    Mâliki Mezhebi’nin kurucusudur. Muvatta isimli meşhur hadis kitabının  yazarıdır, imam Nafi ve Abdullah ibni Mes’ud {r.a.) hazretleri tariki ile peygamberimizden ilim almıştır. Çok ibadet eder çok az konuşurdu.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/62-63.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2012

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

İbrahim Aleyhisselârrfm sekiz oğlu vardı:
1-İsmail Aleyhisselâm, annesi Kıbtîolan Hz. Hâcer idi.
2-lshâk Aleyhisselâm, annesi Hz. Sâre idi.
Diğer altı oğlunun ise anneleri, Kantûrâ binti Yaktan el-Kel’ânî’dir. Hz. Sârenin vefatından sonra İbrahim Aleyhisselâm onunla evlendi. Ondan altı oğlu doğdu. Onlar:
3-Medyen,
4-Medâyin,
5-Zemrân,
6-Yakşân,
7-Yaşbuk,
8-Nûh’dur. (Bu alti ismi şöyle sıralayanlarda vardır: Medyen. Medâyin, Nehşân, Zemrân, Neşikve Şeyûh)

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/87.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Ümmeti Kurtaran Sâlih Ameller

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2012

Ümmeti Kurtaran Sâlih Ameller

Efendimiz (s.a.v.) uzunca bir Hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular:
Dün gece çok acâib (bir rüya) gördüm:
-Ümmetimden bir adam gördüm. Onun ruhunu almak için ölüm meleği (Azrail Aleyhisselâm) kendisine geldi. Anne ve babasına yapmış olduğu iyilik, ölüm meleğini reddetti. (Anne ve babaya yapılan iyilikler uzun Ömre sebeb olduğu gibi güzel bir ölümle iman ile gitmeye sebeb olur)
Ümmetimden bir adam gördüm: Adamın üzerine kabir azabı saçılıyordu. (Kabir azabına müstehak olacaktı), adamın almış olduğu abdestler geldi, onu kabir azabından kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Her tarafını şeytanlar kuşatmıştı. Onun daha önce yapmış olduğu zikrullah geldi. O adamı şeytanların elinden kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Azab melekleri ona hakim olmuşlardı. Ona azab edeceklerdi. Onun dünyâda kılmış olduğu namazlar geldi. Namazı, kendisini zebânîlerin elinden kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Susuzluktan solumaktaydı. Her ne zaman havuzun başına varsa, kendisine su verilmiyordu. Sudan men ediliyordu. Onun orucu geldi. Oruç, ona su verdi. Onu susuzluktan kurtardı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sıra sıra oturan peygamberlerin yanına varıp oturmak istiyordu. Onu peygamberlerin ya¬nına oturmaktan men ediyorlardı. Onu kovuyorlardı. Onun cenabetten dolayı almış olduğu gusül abdestleri geldi, elinden tutup, yanıma getirdi. Her yerde kovulan o kişiyi yanıma oturttu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Önünde bir zulmet (karanlık) vardı. Arkasında karanlık vardı. Sağında karanlık vardı. Solunda karanlık vardı. Üstünde bir karanlık vardı. Altında karanlık vardı. Adam karanlıkların içinde şaşkındı, ne edeceğini ve hangi tarafa hareket edeceğini bilemiyordu. Adamın hac ve umreleri geldi, onu zulmetlerden (karanlıklardan) çıkarıp, nur’un içine koydular.
Ümmetimden bir adam gördüm: Mü’minler ile konuşuyordu. Müzminlerden hiç kimse kendisiyle konuşmuyordu. Adam mü’minlerin içinde yalnız kalmıştı. Sıla-ı rahmi geldi. Sıla-ı rahm: Ey mü’minler topluluğu! Bununla konuşun! Bununla konuşun! Diyordu. Bunun üzerine mü’minler de kendisiyle konuşmaya başladılar.
Ümmetimden bir adam gördüm: Ateşin önündeydi. Ateş alev alev olmuştu. Ateşin kıvılcım ve alevleri, adamın yüzünü yakmak üzereydi. Adam eliyle ateşi yüzünden savmaya çalışıyordu. Adam’ın vermiş olduğu sadakalar geldi. Adamın yüzünü ateşten korudu. Adam ile ateş arasında bir perde oldu. Sadakaları, başının üzerinde birer gölgelik oldu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Zebaniler onu her mekandan (her tarafından sımsıkı) tutmuşlardı. Adamın yapmış olduğu emr-i bll’marûf ve nehyi ani’l-münker (iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama) amelleri geldi. 0 adamı zebanilerin elinden kurtardı. Onu rahmet meleklerinin eline verdi.
Ümmetimden bir adam gördüm: Dizlerinin üzerinde çökmüştü. Onunla Allah ın (ilâhî rahmetin) arasında perdeler vardı. Onun güzel ahlakı geldi. Onun elinden tuttu. Adamı alıp Allahın katına çıkarttı. İlâhî rahmete nail olmasına sebeb oldu.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sahifeleri, (amel defteri) sol tarafindan verilmeye meylediyordu. Onun kalbinde bulunan Allah korkusu geldi. Amel defterini sağ eline koydu. (1/240)
Ümmetimden bir adam gördüm: Mizanı çok hafifti. Onun yedirmiş olduğu iftarlar geldi. Terazinin iyi amel tarafı ağır bastı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Cehennemin kenarında duruyordu. Cehenneme düşmek üzereydi. Allah’ın büyüklüğünden dolayı hissetmiş olduğu titremeler ve ürpermeler geldi. Onu cehennemden kurtardı. Adam sıratı geçip cennete geçti.
Ümmetimden bir adam gördüm: Cehenneme düşmek üzereydi. Cehenneme meyletmişti. Allah korkusundan dolayı dökmüş olduğu göz yaşları geldi. Göz yaşları onu cehennemden çıkarttı.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sırat köprüsünün üzerinde ayakta duruyordu. Adam bir dal ve yaprak gibi sallanıyordu. Onun Allah’a olan hüsn-ü zannı geldi. Sallanma ve titremesi geçti. Adam sırat köprüsünü geçti.
Ümmetimden bir adam gördüm: Sıratın üzerindeydi. Bazen sürünüp emekleyerek yürüyordu. Bazen küçük adımlar ile yürüyor, bazen de durup bir şeylere bağlanıyor ve tutunmaya çalışıyordu. Onun namazları geldi. Onun elinden tuttu. Onu doğrulttu, ayağa kaldırdı. Adam bu sıratı geçti.
Ümmetimden bir adam gödüm: Cennetin kapılarına varmıştı. Cennetin kapıları onun yüzüne kapandı. Onun şehâdet ve tevhid kelimeleri geldi. Cennetin kapılan açıldı. Şehâdet kelimesi onu cennete koydu.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, başka bir Hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurdular:
Kim ihlasla Lâ ilahe illallah (Allah’dan başka ilâh yoktur) derse, o kişi cennete girer.” Denildi:
-”Ya Resûlellah! İmanın ihlası nedir?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-”Senin, imanını Allah’ın haram ettiği şeylerden koruma altına almandır.”
Bu tafsilâttan bilindi ki: Muhakkak ki kurtuluş her ne kadar Allahü Teâlâ hazretlerinin fazlı ve kereminde ise de lakin salih amellere bağlıdır. Amel bozuk olduğu zaman, akrabalık (yakınlık) insana fayda vermez.

Amma: Bir kişinin aslı temiz olursa onun furu’u (yani ondan türeyenler de) temiz ve güzel olur,” diyen kişiye şöyle cevap verilir:
Allahü Teâlâ hazretlerinin gâlib olan adeti (sürüp gelen kanunu) şudur: “Allah, ölüden diriyi çıkarır; Ve Allah diriden ölüyü çıkarıcıdır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/97-101.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, HADIS-i SERIFLER, HADİS, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

DÜNYA VE HALİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2012

DÜNYA VE HALİ

Dünya tuzağı, öldürücü zehirleri ile düşkünlerine verilmiştir. Gafletle Dünyayı, zahirdeki güzelliği ile görürsen aldanma… O, hilesi, dokunanı derhal öldürür. Onda sadakat, onda vefa diye bir şey yoktur. Ona iyi gözle bakıp hoşlanma; şöyle ol:
Sahrada bir adam çırılçıplak kazayı-hacete oturmuş. Hem edep yri görünüyor, hem de koku geliyor. Sen mecbursun; hem burnunu tutacak, hem de gözünü kapayacaksın. İşte dünyanın hali. Ondan kurtulmak için hem gözünü kapa, hem de burnunu tut…
Dünyaya ihtiyacın kadar bağlan! kalpten sevme; Nesibin ne ise gelir üzülme..!

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

Yazı kategorisi: ABDULKADİR GEYLANİ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İhsan Kayseri’den çarpıcı bir dosya

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2012

İhsan Kayseri’den çarpıcı bir dosya

Gazeteci-Yazar ihsan Kayseri Memleket Dergi’de Süleyman Hilmi Tunahan’la ilgili çarpıcı bilgiler verdi. İşte çok konuşulacak o yazı…

Hazreti Mevlana: Beni ziyaret ettirmek üzere hazır ol: Merhum babam Yusuf Kayseri’nin sevgili dostlarından birisi de Düzceli İbrahim Hoca’dır. Hafız İbrahim Dinç “Düzceli” olduğu için, “Düzceli İbrahim Hoca” diye anılmıştır. Soyadını çok kişi de bilmez, “Düzceli İbrahim Hoca” dediğiniz zaman herkes bilir ve hatırlar. İbrahim Dinç Hocaefendi, Düzce’nin Cele Köyünde dünyaya gelmiştir. İstanbul’da Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.) Hazretlerinde uzun yıllar dini eğitim almış, hafız olduktan sonra Efendi Hazretleri tarafından Konya’ya görevli olarak 1951 yılında gönderilmiştir. O yıllardan beri de Konya’da görev yapmıştır. Topraklık Yakutlu Camiinde görevde bulunmuş ve hocası Süleyman Hilmi Tunahan’ın izinden giderek hafız yetiştirmiş, kendisini bu yola adamıştır.

Geçtiğimiz günlerde, Rampalı Çarşı’da sahaflık yapan, Doğan Kitabevi’nin sahibi Muammer Doğan’ın işyerinde karşılaştık. İbrahim Dinç Hocaefendi’nin elini öptüm, o da benim gözlerimden öptü, karşılıklı oturduk, birbirimize bakarak gözlerimizden yaşlar geldiğini fark ettim. Bir zaman sonra o sessiz havada Muammer Doğan’ın güzel sesi ile kendime geldim. “Niçin gözlerinizden yaşlar akıyor?” dedi. İbrahim Dinç Hocaefendi, “İhsan bey kardeşime bakıyorum, babası Yusuf ağabey gözlerimin önüne geliyor, onun için gözlerimden yaş gelmiştir” cevabını verdi. Muammer Doğan bu kez bana yöneldi. Bakışlarından soru sorduğunu anlayarak şu cevabı verdim;
İbrahim Hocama baktım, babamı gördüm yüzünde, bu gözler uzun yıllar babamı görmüş bir göz olduğu için, benim gözlerimden de bu yaş, bu yüzden aktı” dedim…

Düzceli İbrahim Hocaefendi’yi ben Konya’ya geldiği günlerden beri tanırım. Fakat bu kadar sohbetinde bulunmuşum, bu kadar arkasında namaz kılmışım ama o günkü tadı yaşadığımı hatırlamıyorum. Rampalı Çarşı’daki Muammer Doğan’ın sahaf dükkanının tadı bambaşka idi.

Habercilik yaptığım yıllarda böyle konulara girip insanların hatıraları, başından geçmiş ilginç olayları sormak yerine, günlük haberlerle ilgilendiğimiz için ancak haber peşinde koşar dururduk. Varsa, yoksa haber. Nerede haber, orada biz… Şimdi ise öyle değil, haberciliği bir kenara bıraktık, insanların hatıralarıyla ilgileniyor; Konya kültürüne hizmet edenleri anlamak için gayret gösteriyoruz.

Düzceli İbrahim Hocaefendi’ye sordum; “Başınızdan geçen ilginç bir olay var mı?” diye. İyi ki de sormuşum, bakın İbrahim Dinç Hocaefendi bize çok ilginç bir olay anlattı.

Konya’da 1951’den beri dini hizmetlerde çalışan ve halen Topraklık Yakutlu Cami imam Hatibi bulunan İbrahim Dinç, üstazı Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri’nin Konya’yı ziyaretlerini şöyle anlatıyor: Üstazım Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (K.S.) 1957 yılında davetimiz üzerine Konya’ya, Beypazarılı Hacı Baha Bey ile birlikte teşrif buyurdular. Merhum H. İbrahim Gedik Bey’in evinde iki gece misafir kaldılar. Bir akşam kalabalık bir cemaat toplandı, uzun süren pek feyizli bir sohbette bulundular.

İki gün, H. İbrahim Gedik Bey’in evinde kalan Efendi Hazretleri (K.S.) üçüncü gün bu acize hitaben “Evladım İbrahim, bu akşam sizde misafir kalacağız” deyip, Kadılar Sokak’taki fakirhaneye şeref verdiler. Evimizin yakınındaki kira ile tuttuğumuz binadaki kursumuzda sabah namazını müteakip Evrad-ı Şerif okudular. Çok feyizli ve ruhani bir hava mevcuttu. Orada hazır olan cemaatin hepsi huzur ve huşu içerisinde dinlediler. O anda bütün cemaati manevi bir hava kaplamıştı. Feyz-i Muhammedi, nur-u ilahi adeta zehir gibi akıyordu. Sabah kahvaltısından sonra Hacı Süleyman Öztoprak amcanın halasının vefatı haberi üzerine, Efendi Hazretleri (K.S.) “O hanım mevtanın cenaze namazını kılmak bize de vacip oldu” buyurdular. Sultan Selim Camiinde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra H. İbrahim Gedik, Hacı Baha Bey, Efendi Hazretleriyle beraber yürüyorlar, ben aciz de peşlerini takip ediyordum. Gidişimiz Hazreti Mevlana’yı ziyaret maksadıyla idi. Günlerden Salıydı. O tarihlerde Mevlana Türbesi Salı günleri ziyarete kapalı tutuluyordu. Bizim Hz. Mevlana’yı ziyarete gidişimizi öğrenen arkadaşlarımızdan birisi H. İbrahim Gedik Bey’e hitaben dediler ki: “H.İbrahim Bey, bugün Mevlana Türbesi ziyarete kapalıdır. Kimseye açılmaz. Efendi Hazretlerini oraya kadar zahmet ettirmeyin.

Bu ses İmam Hasan Çekin Efendinin sesiydi. Efendi Hazretleri bu sesi duyduğu halde, hiç itibar etmeyip yürümelerine devam ettiler. Aynı zat duymadılar zannederek daha yüksek bir sesle sözü tekrarlayınca Efendi Hazretleri (K.S.) H.İbrahim Gedik Bey’e dönerek şöyle buyurdular: “Mevlana Hazretleri misafirperverdir. Misafirlerini geri çevirmez. O bizi kabul buyururlar.

Hayret etmiştik. Efendi Hazretleri Mevlana Türbesi’nin dış kapısına kadar yürüdüler. Müdür Muavini Necip Elgin Beyefendi Mevlevilerin usulü üzere ellerini bağlamış Kemal-i edep ve hürmetle eğilerek:

-Buyurunuz Efendi Hazretlerimiz, diye karşıladı.
O anda biz kendimizi kaybettik. Sebebine gelince o gün Salı günü, Hz. Mevlana Türbesi’nin kimseye açılması mümkün değildi. İkincisi de Müze Müdür Muavini Necati Elgin Beyefendinin Süleyman Efendi Hazretlerini nasıl ve ne zaman tanımış olmasıydı? Hayret ettik. O zaman ben gayr-i ihtiyari olarak İbrahim Gedik Bey’in yanına yaklaşıp dedim ki:

- Hacı Amca, Müze Müdürü Necati Bey’e, Süleyman Efendi hazretlerini nereden tanıdığını sorar mısınız?
Hacı İbrahim Gedik Bey, Müze Müdürüne hitaben “Efendi Hazretlerini eskiden tanıyorsunuz herhalde” deyince, Müze Müdürü Necati Elgin Beyefendi şöyle konuştular:

-Maalesef bu ana kadar Efendi Hazretleri ile müşerref olmamıştım, ancak bu gece mana aleminde Hazreti Mevlana zuhur ettiler ve buyurdular ki “KALK EVLADIM NECATİ KALK. KUTBÜL AKTAP SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİ BENİ ZİYARETE GELİYOR. Beni ziyaret ettirmek üzere hazır ol.

Müze Müdürü Necati Elgin Beyefendi heyecanlı konuşmasına şöyle devam ettiler.

- Gaflet edip uyuyakalmışım. Aynı şekilde Mevlana hazretleri tekrar ikazda bulundular. Yine uyuyakalmışım bu defa üçüncüsünde, yakamdan tutarak Hz. Mevlana kendisi bizzat kaldırdılar. Kalktım, abdestimi aldım. Sabah ezanları okunuyordu. Namazımı kıldım, Türbeye vardım. Kapıyı açıp odamda bekledim. Kuşluk oldu, öğle oldu, kimse gelmedi. Üzüntü içinde öğle namazımı kıldım. Herhalde türbe kapalıdır düşüncesiyle gelmeyecekler diye düşündüm ve çıkıp gitmek üzereyken zil çalındı. Bildim ki Mevlana Hazretlerinin tavsif ettiği zat geldi. Bu zat Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri idi. Böylece ilk defa müşerref oluyorum.

KAPIDAKİ MÜHRÜ KOPARDI

Müze Müdürü Necati Elgin Beyefendi, o gün türbenin açılması yasak olduğu ve kapı mühürlü bulunduğu halde, her türlü mesuliyeti üzerine alarak KAPIDAKİ MÜHRÜ KOPARDI ve türbeyi ziyarete açtı. Efendi Hazretleri (K.S.) doğruca Hz. Mevlana’nın huzuru maneviyelerine vardılar. Orada da bir müddet tefekkür ve murakabeden sonra duada bulundular. Bizler de dualarına ‘amin’ dedik. H.İbrahim Gedik Bey, Efendi Hazretlerine “şöyle türbeyi bir dolaşalım” deyince Efendi hazretleri buyurdular ki:

- O zaman ziyaretin bir manası kalmaz. Biz Hazret-i Mevlana’yı ziyarete geldik.

Böyle diyerek duadan sonra izleri üzere dönüp ayrılırken, ağlamaklı olan H. İbrahim Gedik’e ve bize şunları söylediler:

- Bu halleri görerek sakın ha kerametimize hükmetmeyin. Cenab-ı Hakkın kendi dinine, kendi kitabına hizmet eden kullarına iltifatından başka bir şey değildir bu…

Müze Müdürü Necati Elgin Beye, veda edip ayrılırken şöyle buyurdular:

- Siz Evrad-ı Mevleviyi okuyorsunuz. Biraz da Evrad-ı Behaiye (Nakşi evradı) okuyunuz, iyi olur.

Necati Elgin Bey de gerçekten Evrad-ı Mevlevi okuduğunu söyledi. Ve söz alarak dedi ki:

-Yıllardır bu müzede idarecilik yapmaktayım Yerli yabancı binlerce alim profesör ve devlet adamı gelip ziyaret etmekteler. Fakat bu zat-ı şerifteki kemalatı hiçbirisinde görmedim…

HASTALIĞIM ŞİFA BULUYOR

Ben bu sıralarda çok baş ağrıları çekmekteydim, kalbimde çarpıntı vardı. Bu hastalığımı Efendi Hazretlerine arz edeyim diye niyet ediyor, fakat bir türlü söyleyemiyordum. Nihayet Efendi Hazretleri Çumra’ya gidip geldikten sonra garaja uğurlamak için gittiğimizde Efendi Hazretleri otobüse binmişti. Bir müddet sonra indiler ve gelerek “Evladım bir diyeceğin var, söyle” deyince, ben de baş ağrısından ve kalp çarpıntısından şikayetimi arz ettim. Dua ve teveccüh ederek “Geçer, endişe etmeyiniz” buyurdular. Çok sürmedi başımın ağrısı kesildi, o günden itibaren rahatsızlığımda olmadı, Allaha şükür.
Hz. Üstadımızın evinde misafir kaldıkları Hacı İbrahim Gedik Bey ile Efendi Hazretlerinin Konya’dan ayrılışından sonra görüştüğümde kendisinden durumu nasıl gördüğünü sordum. Şöyle ifade ettiler. “Süleyman Efendiye tahsis ettiğim odamdaki yatak akşamki hazırladığım gibi hiç açılmamış bir vaziyette duruyordu. O geceki gördüğüm harikulade hallerin tesiri ile ben de sabaha kadar uyuyamadım. Zaman zaman dışarıya çıkıp misafirimin kaldığı odanın kapısına geldiğimde o zatı muhteremin ağlayarak Cenabı HakkaYarabbi şu Konya’nın kazalarına, köylerine ve ümmeti Muhammed’e hizmet etmek için Kur’an kurslarının açılmasını ihsan etdiye yalvarıyordu. Aradan bir hafta geçmişti, rüyamda Süleyman Efendinin namaz kılıp Allah’a iltica ettiği seccadenin serili bulunduğu köşede Rasulullah (sav)’ı gördüm. Hala o manevi havanın tesiri altındayım.“

SÜLEYMAN OKUR’DAN BİR HATIRA

Milli Bisikletçi sanayici-işadamı Süleyman Okur bu rüyaya benzer bir olay anlatmıştı. Onu da siz okurlarımla paylaşmak istiyorum:

“Bir tarihte Konya’da görev yapan bir bürokrat “Yarın Kılcı Nuri Efendi hazretlerini ziyarete gideyim” diye düşünmüş ve bu düşüncesini eşine bile söylememiş. Ertesi gün de bir saat gelmiş, o bürokrat Kılcı Nuri Efendi’nin mezarının bulunduğu kabristana gitmiş, yanına da kimseyi almadan. Bakmış ki, mezarın başında birkaç kişi beklemekteler. Selam vermiş ve “Hayırdır, ne bekliyorsunuz?” diye sormuş. İçlerinden birisi şöyle cevap vermiş: “Nuri Efendi hazretleri bu akşam benim rüyama geldi ve kendisini bir ziyarete gelecek olduğunu, mezarın çevresini şöyle bir düzenlememizi emretti. Biz de merak ettik, acaba kim gelecek diye bu saate kadar da kimse gelmedi. Demek ki, sizin geleceğiniz Nuri Efendi’ye iletilmiş olacak ki bize rüyada talimat verdi ve mezarımı ziyarete gelecek olan kişiye gerekli hürmeti gösterin, dedi. Biz de burada beklemeye başladık” demiş. O bürokrat Nuri Efendi Hocaya fatiha göndererek mezarı başından ayrılmış.
Rüyalar gerçeğin aynasıdır. Rüya diye geçiştirmeyelim…

Kaynak : Memleket Gazetesi

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, SULEYMAN HiLMi TUNAHAN, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2012

http://img36.imageshack.us/img36/9392/allahrab.jpg

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

İbrahim Aleyhisselâm gelişip genç haline geldiğinde, annesine:
-”Benim Rabbim kimdir?” dedi. Annesi:
-”Benim!” dedi. Yine sordu:
-”Senin Rabbin kimdir?” Annesi:
-”Babandır!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Babamın Rabbi kimdir?” Annesi:
-”Nemruddur,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Annesi, ona:
-”Sus!” dedi. Annesi eve döndü. Kocasına:
-”Görüyor musun? Yeryüzündeki dini değiştireceğini konuştuğumuz çocuk, senin oğlundur,” dedi ve olup bitenleri ona anlattı. Babası Azer hemen kalkıp, mağaraya geldi. İbrahim Aleyhisselâm bu defa ona sordu:
-”Benim Rabbim kimdir?” dedi. Azer:
-”Senin annendir!” dedi. Yine sordu:
-”Annemin Rabbi kimdir?” Azer:
-”Benim!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Senin Rabbin kimdir?” Azer:
-”Nemruddur,” dedi. ibrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-”Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Azer, onu tokatladı. Yüzüne vurdu. Ve ona:
-”Sus!” dedi
Gece olduğunda, İbrahim Aleyhisselâm mağaranın kapısına geldi. Mağaranın kapısının üzerinde olan kayanın aralıklarından gök yüzüne baktı. Gök yüzünü ve içindeki yıldızları gördü. Yer ve göklerin yaratılışı hakkında tefekkür etti. Ve şöyle dedi:
-”Muhakkak ki, beni yaratan, beni rızıklandıran, bana yediren, bana içiren benim Rabbimdir. Benim ondan başka Rabbim olamaz.” Sonra gökyüzüne baktı orada yıldızları gördü. Ve; Benim Rabbim budur,” dedi. Yıldıza baktı. Gözlerini yıldıza dikti. Uzun süre baktı. Yıldızın yavaş yavaş battığını gördü. Yıldız sönüp battı. Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm:
Ben batanları sevmem,” dedi. Sonra ayı gördü.
Ay daha parlak ve daha büyüktü. İbrahim Aleyhisselâm: “Benim Rabbim budur,” dedi. Aya baktı. Sabaha
doğru ay da battı.
Ben batanları sevmem,” dedi.   Sonra güneş doğdu. Güneş daha büyük ve daha parlaktı. Bütün yeryüzünü aydınlatıyordu, ibrahim Aleyhisselâm:
Benim Rabbim budur! Bu daha büyüktür,
dedi. Sonra güneşte battı. Güneş için de yıldız ve aya söylediği gibi söyledi:
Ben batanları sevmem.” dedi. Düşündü ve şöyle seslendi:
Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak  koştuğunuz şeylerden uzağım“.

İbrahim Aleyhisselâm’ın Arayışı Hakkında İhtilaf

Âlimler, ibrahim AleyhisselânYm yukarıda geçen sözleri hakkında ihtilaf ettiler, (ibrahim Aleyhisselâm’ın çok az bir süre de olsa yıldız, ay ve güneşe bir aralık “bu benim Rabbimdir,” demesi caiz mi değil mi konusunda ayrılığa düştüler. Bu konuda görüş vardır:)

(Birincisi:) Bâzı âlimler, bu sözleri zahiri manâsına çektiler. Ve dediler ki, ibrahim Aleyhisselâm, bu sözleri söylerken, tevhidi arayan ve irşad olunmak isteyen bir talebeydi. Bütün gördükleri ve konuşmaları üzerine Allah, ona tevhid bulma muvaffakiyetini verdi ve onu irşâd etti. İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi kendisine yani iman ve tevhidine zarar vermez, dediler.

Yine buyurdular: Bu durum yani ibrahim aleyhisselâm, yıldız, ay ve güneş için; “bu benim Rabbimdir,” demesi onun çocukluğu döneminde, üzerinde kalem geçmeden önce kendisinden sadır oldu. Dolayısıyla bu sözleri asla küfür değildir.

(İkincisi:) Diğer âlimler, bu sözlerin (gerçek manâsında kullanılmasını) inkâr ettiler. Ve dediler ki: “ibrahim Aleyhisselâm gibi bir peygamberden bunlara benzer sözlerin meydana gelmesi nasıl tasavvur edilir? Yıldızları görmekle nasıl; “bu benim Rabbimdir” der? Ve böyle bir şeye inanır? Bunlar ebediyyen olmaz! Böyle bir şey asla mümkün değildir, ibrahim Aleyhis-selâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” sözünü tevil ettiler. (Değişik manâlarda yorumladılar.)
Âlimlerin, İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi hakkındaki bu tevilleri, İmâm Muhyi’s-Sünneh hazretleri tefsirinin En’âm sûresinde zikretti.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/83-84.
Mealimi Tenzil (Tefsir-i Bağavî) c. 2, s. 91

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z İBRAHİM, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hazret-i Ali’nin Duâsı

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2012

Hazret-i Ali’nin Duâsı

Hazret-i Hüseyin anlatır:
Recep ayıydı. Babamla beraber Kâ’be-i şerîfteydik. Kâ’bede ağlayıp, sızlayarak Allahü teâlâya duâ eden bir kimsenin sesini işittik. Babam, bu kimseyi çağırmamı söyledi. Hemen gidip o kimseyi buldum. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Fakat, sağ yanı felç olmuş, hareketsizdi. Kendimi tanıtıp, babamın kendisini beklediğini söyleyince hemen kalktı. Kendisine yardım ettim. Beraberce babamın yanına geldik. Babam:” Sen kimsin ve bu halin nedir?” diye sorunca adam şunları anlattı:
Ey mü’minlerin emiri, Allahü teâlâ tarafından cezaya çarptırılan kimsenin hali nasıl olur? İsmim Menazil bin Lahık’tır. Ben vaktimi oyun ve eğlence ile geçirdim. Hep nefsimin arzuları peşinde koşardım. Mübârek aylara hürmet etmez, mübârek aylarda ve gecelerde günah işlemeye devam ederdim. Salih bir babam vardı. Beni günahlardan vazgeçirmek için uğraşırdı. Yine bu kıymetli ayların birinde bana dedi ki:
- Allahü teâlânın azabı şiddetlidir. Bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç! Bu kötü işleri bırak! Zîrâ melekler ve bu aylar senden şikâyet ederler.
Nasîhata hiç tahammülüm olmadığı için, babamın üzerine yürüyüp onu dövdüm ve susturdum. Babam benim bu yaptığıma çok üzülmüştü. Bunun üzerine, yedi gün oruç tutup, Kâ’be-i muazzamaya gitti. Yanında ben de vardım. Burada şöyle duâ etti:” Ey Rabbim! Mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu mübârek ayda, bu mübârek yerde yapılan duâları reddetmezsin. Benim hakkımı oğlumdan al, oğlumun bir tarafını kurut!
Daha babam duâsını bitirmemişti ki, sağ tarafım felç olup, kurumuştu.
Baban bu halimi ,çok üzüldü, duâsının bu kadar çabuk kabûl edileceğini düşünememişti. Perişan halde beraber geri döndük. Ben yaptıklarımdan çok pişman olmuştum, fakat olan olmuştu. Babam da benim bu halimi gördükçe o da çok üzülüyordu.
Nihayet dayanamayıp, yine Kâ’be-i şerîfin huzurunda benim, iyileşmem, eski halime dönmem için duâ etmek niyyetiyle hayvana binip yola çıktı. Fakat, yolda hayvandan düşüp öldü. böylece artık iyileşme ümidim kalmadı. İşte bu halimle her gün gelip burada cenâb-ı Hakka yalvarıyorum. İnşaallah Rabbim, yine içinde bulunduğumuz şu mübârek aylar hürmetine duâmı kabûl eder de perişan halden kurtulurum.
Hazret-i Hüseyin sonrasını şöyle anlatır:
Babam, adamın bu halini görünce dayanamadı, bu kimseye bir duâyı öğretti. O kimse bu duâyı okudu. Şifâ bulup hastalık ve sakatlıktan kurtularak, ertesi gün bizim yanımıza hiçbir şeyi kalmamış olarak geldiğinde, sordum:
- Bu hale nasıl geldin?
- Akşam eve gittiğimde, babanızın öğrettiği duâyı okuyacaktım. O ara uykuya daldım. Rü’yâmda, bana bir ses “Allahü teâlâ sana yetişir. Sen öyle bir duâ öğrendin ki, bu ism-i a’zamdır. Onunla duâ olunduğunda kabûl olunur, onunla istediğin verilir.” dedi.
Sevinç içinde uyandım. O arada tekrar bir ağırlık bastı, yine uyudum. Bu defa rü’yâda Resûlullahı gördüm. Halimi kendilerine arzettim. İnci saçılan mübârek dilinden:
- Amcamın oğlu Ali’nin öğrettiği duâyı oku! Sana ism-i a’zamı öğretti. Onunla duâ kabûl olur, istenen şey verilir, buyurdu. Ben de:
- Yâ Resûlallah! Mübârek ağzınızdan da o duâyı dinlemeği arzu ederim, diye yalvardığımda bana o duâyı söyledi. Duâ şöyleydi:
Allahümme innî es’elüke yâ âlimel hafiyye, ve yâ men-is-semâu bikudretihi mebniyye, ve yâ men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve yâ men-iş-şemsü vel-kameru binûri celâlihi müşrika ve mudıyye ve yâ mukbilen alâ külli nefsin mü’minetin zekiyye ve yâ müsekkine ra’b-el-hâifîne ve ehl-et-takıyye, yâ men havaicul-halki indehü makdıyye, yâ men necâ Yûsüfe min rıkk-il-ubûdiyye, yâ men leyse lehü bevvâbün yûnâdî velâ sâhibun yağşa ve lâ vezîrun yu’tî ve lâ gayruhu rabbün yud’a ve lâ yezdadu alâ kesretil-havaici illâ keremen ve cûden ve sallallahu alâ Muhammedin ve âlihi ve a’tini süâli inneke alâ külli şey’in kadîr.
Ben de onu okuyup hemen uyandım. Kendimi, yakalanmış bulunduğum hastalık ve sakatlıktan, felçli halden kurtulmuş halde buldum.
Hazret-i Ali buyurdu ki: “Bu duâya sımsıkı sarılın. Çünkü o Arş-ı a’zamın hazinelerinden bir hazinedir.”

(Gunyetüt-Tâlibîn)

Kaynak: 365 Gün dua – Mehmet Oruç

Yazı kategorisi: 365 GÜN DUA, BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DUALAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, H.Z ALİ, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

İbrahim Aleyhisselâm’ın Doğumu

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2012

İbrahim Aleyhisselâm’ın Doğumu

Tefsir ehli buyurdular: İbrahim Aleyhisselâm, Nemrud bin Ken’ân’in zamanında doğdu. Dünya tarihinde başına ilk kez taç giyen kişi Nemrûd’dur. Nemrud, insanları kendisine tapmaya çağırdı. Nemrud’un kâhinleri ve müneccimleri vardı. Kâhinler ve müneccimler ona:
-”Senin bu şehrinde bu sene bir çocuk doğacak, yeryüzünde dini değiştirecek, senin helakin ve mülkünün yıkılıp yok olması onun elinde olacaktır,” dediler.
Dediler ki, Nemrud. o sene doğan her erkek çocuğun öldürülmesini emretti. İbrahim Aleyhisselâm’ın annesinin doğurma vakti yaklaştığında, kendisini sancı tuttu. Doğurduğu çocuğun öldürülmesinden korkarak, şehrin dışına koştu. Onu kuru bir nehirde (derede) doğurdu. Sonra İbrahim Aleyhisselâmı bir beze sardı. Türkçe, hasır ve kamışlık denilen bir sazlığa koydu. Sonra eve döndü. Kocasına, bir erkek çocuk doğurduğunu ve falan yere koyduğunu söyledi.  Babası geldi. İbrahim Aleyhisselâmı oradan aldı. Yeri kazıyarak ona mağara gibi yeraltında bir ev yaptı. Onu o mağaraya koydu. Yırtıcı hayvanlar kendisine zarar vermemesi için mağaranın ağzını bir kaya ile kapattı. Annesi bazan gelip kendisine süt veriyordu. İbrahim Aleyhisselâm, büyüme ve gelişmede bir günde, bir aylık çocuk gibi oldu. Bir ayda bir yıllık gibi oldu. Mağarada onbeş ay veya yedi sene kaldı. Veya daha çok kaldı.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/82-83

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, RUHU`L BEYAN TEFSİRİNDEN KISSALAR, TAVSİYELER, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Harun Reşid Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2012

Harun Reşid Kimdir ?

Harun Reşid: Abbasi halifelerindendir.   766 veya 763 de Rey şehrinde doğdu. 809′da Tus’ta seferde iken vefat etti. Babası Halife Mehdi Billah, Annesi Hayzuran Hatun idi.   Hocası Yahya Bermekîdir.   Çok iyi bir ilim tahsili gördü. Zamanında Abbasi Devleti en güzel günlerini yaşadı. Bağdat şehri bir ilim ve irfan merkezi oldu. Geniş olarak okunmaya değer bir hayatı vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/62-63.

.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, GÜNCEL, GÜNDEM, GENEL, KİM KİMDİR, TAVSİYELER, YORUMSUZ | Etiketler: | » yorum bırak;

ALLAH’IN EMRİNE TESLİM OLMAK

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2012

ALLAH’IN EMRİNE TESLİM OLMAK

İyiliğin gelmesini, kötülüğün gitmesini isteme…Eğer kısmetinde sana gelecek bir nimet varsa, istesen de gelir, istemesende…. Bela da aynı… Eğer sana gelecek bir bela varsa, kaçsan da gelir, dursan da… İstersen o belanın kalkması için duaya sarıl.. İstersen sabret. İstersen Allah için kendini bir yere attır; elbette gelecek olan gelir…
Sana lazım olan bunların hepsinde Hakka teslim olmaktır. Hepsini ona teslim et.
Eğer nimet gelirse şükretmeğe başla!.. Bela da gelirse sabretmeğe çalış. Belayı hoş gör… Onu da bir nevi nimet bil. Gizlemeğe çalış! Gücün yettiği kadar gidermeğe gayret et. Hele onu her yerde anlatmaktan sakın. Allah’ın sana verdiği manevi halin kuvveti ile ve gittiğin yolun icabı olarak bunları yapmak mecburiyetindesin. Öyle bir yoldasın ki, Hak’ka taatla ve her şeyi hoş görmekle emrolunmuşsun. Ancak böyle refik-i Ala’ya çıkabilirsin. Bu hale gelince senden evvelkilerin yerine makamına varırsın. Senden evvel padişaha gidenleri ve yaklaşanları orada bulursun.
Onun yanında her iyilik yolunu, rahatı, kerameti ve nimeti görürsün; kavuşursun.
Belayı bırak gelsin, seni ziyaret etsin… Yolunu aç. Kapama. Önünde durma. Sana gelmesinden ve seni yoklamasından korkma. Nasıl olsa, onun ateşi cehennemin ateşinden daha şiddetli değildir.
Yaratılmışın hayırlısı, yerin yüklendiği, semanın gölgelendirdiği, varlığın gözdesi
Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) den şöyle bir Hadis,i şerif rivayet edilmiştir.
- “ Kıyamet günü cehennemin üzerinden geçildiği zaman, cehennem bağıracak,
çabuk geç! Ey mümin nurun alevimi söndürdü.
O cehennemin ateşini söndüren nur, ancak dünyada kazandığın ve beraber götürdüğün iman nurudur. O nur, hem isyan eden, hem de itaat edende vardır.
Ama isyan eden ondan faydalanamaz…
İşte dünyadaki bela ateşini de söndüren bu nurdur. Sen de eğer sabreder Hak’ka uyarsan mükafatını görürsün. Belanın sana gelmesi seni heyecana düşürmesin.
Yaklaşması seni çekindirmesin. Çünkü bela seni öldürmek için gelmez, seni tecrübe etmek için gelir, imanın sıhhatini ölçmek için gelir. Hak’ka olan bağlılığını kuvvetlendirmek ister. Senden memnun olur. Seni Hak’ka müjdeler… Allah-ü Taala buyurdu:
- “Biz sizi imtihan ederiz. Ta ki, içinizdeki mücahitleri anlayalım… Ve işlerinizden
haberdar olalım.
Hakka karşı imanın doğru olması ve O’nun işlerine boyun eğmek muvafakat göstermen yine O’nun sana bir lütfu ve merhametidir. Bunu böyle bil ve sonuna kadar sabra devam et. Hak’ka uyar bir müslüman ol. Artık bu halle bezendikten sonra, senden ve başkasından Allah’ın emirlerini yapmaktan başka bir şey bekleme.
Ve yasaklarından kaçmaktan başka bir şey umma.
Her hangi bir yerde dini emirlere dair bir şey olursa derhal ona koş. Onları doğru işitmeğe çalış. Yerine getirmeğe gayret et. Derhal harekete geç, miskin miskin oturma. Kadere teslim olup kalma… Zuhurata uyup durma. Allah’ın emirlerini yerine getirmek için bütün gücünü kuvvetini sarf et. Aciz kalırsan Allah’tan yardım iste. O’na tazarru et, yalvar. Acaba:
- “Niçin ibadetten geri kaldım?
De ve sebebini araştır. Belki de buna sebep senin bazı lüzumsuz şeyler istemen olmuştur. Belki de bazı edebe uymayan haraketler yapmışsındır. İhtimal ki, ibadete gevşek davrandın, gücüne kuvvetine güvendin… Ve nihayet bilgine güvendin, nefsi ve halkı, Allah’a karşı ortak yaptın. Netice, bunların hepsi senin helakına sebep oldu. Mevla da sana bu yüzden rahmet kapılarını kapadı. Taatından azletti.
Hizmetinden kovdu. Yardımını kesti. İyilik yüzünü senden çevirdi. Ve nihayet sana kızdı, darıldı. Dünyayı, nefsi, şahsi arzuları senin başına bela etti…
İyi bilmelisin ki, bu gibi adi işlerle uğraşmak, iyi meşguliyet değildir. Bunlarla uğraşmak seni yaratanın, besleyenin rahmetinden uzaklaştırır…
Sakın mevlaya ibadet etmekten, seni mevlanın gayri alıkoymasın. Allah’tan başka ne varsa hepsini gayri olarak bil. Ve bunları Hak’ka tercih etme… Çünkü seni onlar değil Allah yarattı. Sakın kötülükleri yaparak nefsine zulmetme. Eğer, yratanın emirlerini bırakıp, başkasıyla uğraşırsan seni ateşe atar. Öyle ateş ki; onu tutuşturan insanlar ve küfür taşıdır. Sonra pişman olursun fakat beyhude. Özür dilersin kabul olunmaz. İtap(*) olunmaya razı olursun fakat yine hiç. Tekrar iyilik yapmak için dünyaya dönmek istersin, kimse seni gönderemez.
Özüne acı, acı… Ona merhamet et. Sana verilen duygularını iman yolunda, iyi işlerde, taat ve ibadet yolunda kullan. Bunlarla marifet kazan, ilim öğren. Bu ibadet ve marifet nuru ile karanlıkları aydınlatmağa çalış. Emri tut. Yasaklardan kaç. Hak yolda bu ikisi ile yürü. Seni, ilk önce topraktan insan yapan halikini inkara kalkışma!..
O’nun emrinden başka bir şey isteme. Ve O’nun kötülediği şeylerden başkasını kötü görme. Dünya ve ahiret için elindekiyle yetin. Dünya ve ahiret için kötülediğimiz şeyleri kötü olarak bil.
Her sevilen, istenen Allah için istenmeli. Ve her istenilmeyen yine, O’nun için istenmemeli.
Eğer sen, Allah’ın emrinde olursan, bütün canlılar da senin emrinde olur. Ve eğer
Allah’ı’ yasak ettiği şeylerden kaçarsan bütün kötülükler de senden kaçar. Nerede bulunursan bulun daima iyilikle karşılaşırsın.
Allah-ü Taala hazretleri Peygamberlerine gönderdiği bazı kitaplarda şöyle buyurmuştur:
- “Ey ademoğlu! Ben öyle Allah’ım ki benden başka ilah yoktur; bir şeye ol dersem, olur. Bana itaat edersen, seni de benim gibi yaparım. Her neye ol desen olur!..
Yine buyurmuş:
- “Ey dünya! Bana ibadet edene sen yardım et… Sana koşanı da yor!..
Allah’ın yasak ettiği bir şeyi yapmakla karşılaşırsan şöyle ol: Mafsalların birbirinden ayrılmış, duygun yok olmuş, kalbin kırılmış, cesedin ölü, ümitlerin kırılmış, adet ve resmiyeti unutmuşsun. Gözünde bütün sahra karanlık ve bulunduğun yeri yıkılıyormuş gibi gör. Bina eskimiş, tavan çökmek üzere. Böylece oturduğun yerde hissiz, duygusuz kal. Kulağın sağır olsun, sanki öyle yaratılmışsın bil. Dudakların oynamaz olsun, lisanında lallik olan gibi ol. Dişlerin bir güçlük karşısında kalmış, dökülüyormuş farzet. Kolları çolak gibi, bir şeyi tutamaz olsun. Ayakların çaprazlaşmış, bir yere gidemiyor, yürüyemiyor gibi gör. Kendini cinsi münasebetten aciz bil. Öyle, sanki, cinsi hiçbir şeyle meşgul olmamışsın…
Karnın hiçbir şey yiyemiyecek kadar dolu olsun. Yemeğe ihtiyaç duyma. Aklın bozulmuş olsun, kendini mecnuna benzet. Kabre doğru gidiyormuşsun gibi düşün…
Hülasa olarak şunları söylemek isterim ki: Allah’ın emirlerini derhal duymağa çalış ve koş!.. Yasaklarına karşı olduğun yerde kal, gitme!.. İlahi kader karşısında cansız ol, yokluğa gömül, fani ol…
Bu şerbeti hoşlukla iç… Kendini bununla tedavi et. Bundan gıda al… Günahın verdiği manevi hastalıklardan bununla kurtulursun. Nefsin illetini ancak böyle temizleyebilirsin.
Bu işler, Allah’ın izni ve dilemesiyle olur…
(*) Azarlama, darılma.

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

Yazı kategorisi: ABDULKADİR GEYLANİ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GÜNCEL, GENEL, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 38 other followers