Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Yemek’

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2011

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemeğin hazırlanmasının beş âdâbı vardır:
1. Yemeği acele vermektir. Yemeği erkenden vermek, misafire ikram etmek demektir.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Allah’a ve son güne iman eden bir kimse misafirine ikramda bulunsun.
Misafirlerin çoğu gelmiş ve hazır olmuşsa, gelmeyen birkaç kişi kalmış veya vakit geçmiş ise, o zaman hazır bulunanların hakkını gözetip bir an önce yemeği yedirmek, gelmeyenlerin hakkını gözetip beklemekten daha iyidir. Ancak geç kalan adam fakir ve beklenilmediği takdirde kalbi kırılacak bir tip ise, o zaman yemek biraz tehir edilirse, bir sakınca yoktur.
İbrahim’in ikrama mazhar olmuş misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Zâriyât/24)

Bu ayet-i celîlenin mânalarından biri şöyledir. Acele tarafından yemek hazırlamakla ikrama mazhar kıldı onları. Nitekim şu ayet de bu mânâya işaret etmektedir:

Az sonra kavrulmuş (semiz) bir buzağıyı (onlara ikram etmek için) getirdi. (Hûd/96)

Aynı mânayı şu ayet de belirtmektedir:
Hemen evine yöneldi; derhal onlara takdim etmek üzere semiz (ve kavrulmuş) bir buzağı getirdi. (Zâriyât/26)

Ayetteki Râfe fiilinin kökü olan ‘Revefan’ aceleyle gitmek demektir. Bazıları da ‘gizlice getirmek demektir’ demiştir. Bazıları da ‘İbrahim (a.s) bir but getirdi’ demektir der. Fakat getirilen buta, acele getirildiği için (tâcil kökünden gelen) âcil ismi verilmiştir.

Hâtim el-Esemm şöyle demiştir:
Acele şeytanın işidir. Fakat beş yerde güzel ve sünnettir:

a) Misafirlere yedirmek hususunda,

b) Bâkire kızını (veya evlâdını) evlendirmek hususunda,

c) Ölünün techizi hususunda,

d) Borcun ödenmesi hususunda,

e) Günahtan tevbe etmek hususunda.

Velime (evlenme ve düğün) yemeğinde de acele etmek müstehabdır’ denilmiştir.
Velime yemeğini, ilk günde vermek sünnettir. İkinci günde örf ve âdete uymaktır. Üçüncü günde ise riyakârlıktır.
2. Yemeğin tertibi şöyle olmalıdır: Eğer varsa, yemekten önce meyveleri vermelidir. Çünkü böyle yapmak tıbben daha uygundur. Zira meyve diğer yemeklerden daha önce hazmedilir. Onun için mide altında kalması daha uygundur.
Kur’an’ın şu ayetlerinde, meyvelerin yemeklerden önce yenmesinin daha uygun olduğuna işaret edilmiştir:
Seçtiklerinden meyve ve iştihalarının çektiği kuş etinden var. (Vakıa/21-22)
Meyveden sonra takdim edilen en faziletli yemek et yahnisidir.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, yahninin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.

Eğer yemekten sonra tatlı da yedirirse, o zaman bütün güzel şeyleri bir araya getirmiş olur.
Et ikram etmekle ziyafetin yeterli olduğuna Allah Teâlâ’nın Hz. İbrahim’in misafiri hakkındaki ayeti işaret eder. Çünkü Hz. İbrahim (a.s) güzelce pişmiş, kavrulmuş bir buzağıyı onlara getirmiştir. Eti sofrada hazır etmek ikramın esasından biridir. Çünkü Allah Teâlâ güzel yemeklerin vasfı hakkında şöyle buyurmaktadır:
Biz sizin üzerinize (ey İsrâiloğulları) Men ve Selva indirdik. (Bakara/57)

Buradaki Men bal (kudret helvası) demektir. Selva ise et demektir. Ete selva denmesinin sebebi, her katığın yerini tuttuğu ve ondan başka hiçbir yemekte bu vasfın bulunmadığındandır. Hz. Peygamber’in şöyle demesinin hikmeti bu olsa gerektir.

Katıkların efendisi ettir. Allah Teâlâ Men ve Selva’dan sonra şöyle buyurmaktadır:
Size rızık olarak verdiklerimizin tayyiblerinden (helâllerinden) yeyiniz.
(Bakara/57)

Bu bakımdan etli ile tatlı tayyib tâbir edilen rızıklardandır.

Ebu Süleyman ed-Dârânî ‘Tayyiblerin yenmesi, insanda Allah’tan razı olmayı doğurur’ demiştir.
Bu tayyiblerin tamamlanması, soğuk su içmek ve ılık su ile yıkamakla tamamlanır.
Me’mûn şöyle demiştir: ‘Buzlu ve soğuk su içmek, nimet vericiye karşı olan şükrü her türlü şüpheden kurtararak sadeleştirir‘.

Ediblerden biri şöyle demiştir: ‘Dostlarını davet edip onlara Hasremiye ve Buranniye yedirip üstüne soğuk su içirirsen o zaman ziyafeti tamamlamış olursun‘. Birisi dostlarına tertip ettiği ziyafet için birçok para harcamıştı. Bu durumu gören hekimlerden biri şöyle demiştir. ‘Ekmeğiniz iyi, suyunuz soğuk ve sirkeniz hoş olduğu takdirde yeter de artar bile. Bunca zahmeti yapmanız gerekmezdi’.

Bazıları da şöyle demiştir: ‘Yemekten sonra tatlı ve yemek çeşitlerinin çokluğundan sofrada temkinli oturmak da iki çeşit yemekten daha hayırlıdır‘. Sofrada sebze olduğu zaman, meleklerin o sofrada hazır olduğu söylenmektedir. O halde, sofrada sebze bulundurmak da müstehabdır. Sebzenin bulundurulmasında yeşillik olduğu için sofrayı süsleme özelliği vardır.

İsrailoğulları’nın üzerine inen sofrada kıras (kereviz) veya havuç otu hariç, bütün sebze ve yeşillikler vardı. Yine bu sofrada baş tarafında sirke, kuyruk tarafında tuz bulunan bir balık, üzerinde birer zeytin, birer nar tanesi bulunan yedi çörek vardı. Kudret sofrasına benzetmek için bütün bunları sofrada bulundurmak güzeldir.
3. Önce sofraya yemek çeşitlerinin en güzelini getirmelidir ki, isteyen ondan doya doya yesin. Ondan sonra gelenlerde pek fazla yemek durumunda kalmasınlar.

Ehl-i keyfin âdeti, önce yemeğin kabasını getirmektir ki, ondan sonra iyiyi gördüğünde isteği yeniden kabarsın. Oysa böyle yapmak fazla yemeye vesile olur.
Eskilerin âdeti, bütün yemek çeşitlerini birden sofraya getirip dizmekti. Böylece herkesin beğendiğini yemesine imkân verirlerdi. Eğer bir çeşit yemekten başka yemeği yoksa, yemeğin başlangıcında misafirlerine durumu bildirmelidir. Çünkü misafirler arasından daha nefis yemek gelir diye, doyasıya yemeyenler çıkabilir. Hatta mürüvvet sahiplerinin yemek listelerini yazıp misafirlere takdim ettikleri rivayet edilmiştir.

Şeyhlerden biri şöyle anlatıyor: ‘Şam’da şeyhlerden birisi bana bir çeşit yemek getirdi. Ona dedim ki, bizim Irak’da bu çeşit yemekler ancak sofranın sonunda getirilir‘. Şeyh ‘Bizim Şam’da da durum böyledir’ dedi. Böylece şeyhin yanında bu yemekten başkasının olmadığını anladım. Bu durum karşısında çok utandım.
Bir başkası şöyle anlatır: ‘Biz bir grup ziyafette idik. Bize pişmiş kellelerden işkembe çorbası ve kavrulmuş etler getirildi. Biz bundan sonra gelecek yemek çeşitlerini beklediğimiz için gelen yemeğe rağbet gösterip yemedik. Bir de baktık ki, ellerimizi yıkamak için leğen getirildi. Artık başka yemek getirilmedi. Bunun üzerine birbirimize bakakaldık. O esnada dâvette bulunan şeyhlerden biri lâtife olarak şöyle dedi:Allah gövdesiz başları yaratmaya kâdirdir‘. Ravi der ki: ‘Biz o gece sahur zamanına kadar aç kalıp ekmek kırıntılarını bile aradık‘. İşte böyle bir mahzura yer vermemek için; ya bütün yemekleri birden sofraya getirmelidir veya yemekleri misafirlere haber vermelidir.

4. Dâvetliler doyup ellerini çekmeden önce yemekleri kaldırmamalıdır. Çünkü davetliler içerisinde önce gelen yemeğin dibinde kalanın gelecek yemekten daha fazla hoşuna gidenler ola bilir veya daha yemek yemeye ihtiyaç duyan kimseler olabilir. Bu bakımdan, eğer acele edip kaldırırsa durumu bulandırmış olur. ‘Sofrada temkinli olmak, iki çeşit yemeği sofraya getirmekten daha hayırlıdır’ kabilindendir bu durum.

Bu sözün, iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Yani bu, acele yememek sureti ile temkinli olmak demektir.
Şakacı bir sûfîden şöyle hikâye edilir: ‘Bir ara cimri bir zengine misafir olduk. Bize kızartılmış kuzu takdim edildi. Sofra sahibi cimri olduğundan, misafirlerin kuzuyu parçalayıp yediğini görünce darılarak hizmetçilerine şunu söyledi: ‘Geri kalan gövdeyi kaldır. Onu evdeki çocuklara götür’. Hizmetçi gövdeyi eve doğru götürürken o sûfî kalkıp arkasından koştu ve kendisine ‘Nereye gidiyorsun?’ diye soruldu. Sûfî ‘Çocuklarla birlikte yemek yemeye gidiyorum’ diye cevap verdi. Bu durum karşısında ev sahibi utanıp, kuzu gövdesinin geri getirilmesini emretti’.

Misafirlerden önce elini sofradan çekmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde misafirleri utandırır. Demek ki, bütün misafirlerden sonra elini sofradan çekmelidir.

Kerem sahibi insanlar davetlilere yemeğin bütün çeşitlerini haber verirler, onların herbirinden doya doya yemelerine fırsat verip, tam yemekten çekilecekleri bir sırada diz çökerek ellerini yemeğe uzatırlar ve yemeğe başlarlardı. ‘Allah’ın ismiyle yemeğe başlıyorum. Allah, size ve bize bereket ihsan etsin. Bize yardımcı olunuz’ derdi.

5. Sofraya yeteri kadar yemek getirmelidir. Zira yetecek mik-tardan az getirilmesi şerefsizlik olduğu gibi, fazla getirmek de israf ve riyakârlıktır. Hele getirdiğinin hepsinin yenmesine gönlü razı değilse!.. Ancak hepsinin yenmesine razı olup artıklarından bereketlenmeye niyet ederse, o zaman sofraya yeterinden fazla yemek getirilebilir. Çünkü Hz. Peygamber’in hadîsinde, bu niyetle getirdiği yemekten sorguya çekilmeyeceği söylenmektedir, İbrahim b. Ethem sofrasında yeterinden fazla yemek bulundururdu. Bu durumu gören Süfyan es-Sevrî ‘Ey Ebâ İshak! Bu kadar yemeğin getirilmesinin israf olacağından korkmaz mısın?’ deyince, İbrahim ‘Yemekte israf yoktur‘ dedi.
Eğer niyet bu değilse, o zaman sofrada fazla yemek bulundurmak külfet olur.

İbn Mes’ud şöyle demiştir: ‘Yemeği ile gururlananın sofrasına icabet etmekten menedildik’.
Ashab-ı kirâmdan bir cemaat, gurur için verilen bir ziyafete icabet etmeyi kerih görmüşlerdir. Bu sır ve hikmetten ötürü Hz. Peygamber’in sofrasından fazla yemek hiçbir zaman geri götürülmezdi. Çünkü o devirdekiler, sofraya ihtiyaçtan fazlasını getirmezlerdi. Tıka basa yemezlerdi.

Misafir ve dâvetlilere yemek getirmeden önce, evdeki aile fertlerinin paylarını ayırması gereklidir ki; onların gözü yemekten geri gelecek olanda kalmasın. Bir de belki birşey artmaz diye misafirlerin aleyhinde kötü konuşmamalıdır. Aynı zamanda misafirler de, aile fertlerinin payını istemedikleri halde yemiş olurlar. Bu ise, esas hak sahiplerine bir ihanettir.

Sofrada kalan yemek kalıntıları ki, sûfîler ona ‘zillet‘ derler. Misafirlerin onu alıp evlerine götürmek yetkisi yoktur. Ancak yemek sahibi açıkça kendi rızasıyla onlara götürme izni verirse veya karinelerle böyle bir hareketten hoşlanacağı bilinirse, o zaman misafir kalanı götürebilir. Eğer istemediği bilinirse, o zaman almaları hiçbir şekilde uygun değildir.

Yemek sahibinin kalıntıların götürülmesine razı olduğu bi-lindiğinde kişinin arkadaşlarıyla adaletli ve insaflı bir şekilde paylaşması gerekir. Bu bakımdan, dâvetlilerden herhangi birisi ancak payına düşeni alabilir. Ancak arkadaşları utanarak değil, gönül rızası ile kendisine müsamaha ederlerse o zaman başka…

6) Hasremiye üzüm koruğundan yapılmış bir çeşit yemektir. İshale karşı kullanılır. Burâniyye, Me’mûn’un veziri Sehl’in kızı Buran’a yapılmış ve kendisine nisbet edilmiş bir yemektir.

 

Kaynak : İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: , , | 1 Comment »

Yemek Yemenin Farz Oluşu

Posted by Site - Yönetici Kasım 7, 2009

Yemek Yemenin Farz Oluşu

Yemek Yemenin Farz Oluşu

Yemek Yemenin Farz Oluşu

Bir kimsenin üzerine yemenin farz olduğu her yerde, insan yemek yediği zaman sevab işlemiş olur. Çünkü bu kimse, bu hareketi ile Allah’ın emrine imtisal etmiş olur. Bununla oruç ve namaz gibi farzların edasına imkân bulur. O zaman yemek, Cuma namazı için yürümek ve namazı eda için taharet gibi olur. Bu meselede asıl Rasûlullah’ın (s.a.v) şu hadisleridir: “Mü’min yaptığı her şey için mükâfatlandırılır. Hatta (ehlinin) ağzına koyduğu lokmadan bile“262 Diğer bir hadisde de şöyle buyuruluyor: “Mü’min her şey için mükâfatlandırılır. Hatta ehli ile yatmasından bile.”263 İnsan hem şehvetini tatmin edecek, hem de bundan ecir alacak diye bir itiraz olursa biz de deriz ki: Şayet helâli olmayan biri ile bu işi yapmış olsaydı, ceza görmeyecek miydi?

Bu ve benzeri hadisleri delil göstererek deriz ki: Bir kimse yemenin farz olduğu yerde yemeyi terketse, bundan dolayı cezalandırılır. Şayet yerse, sevab kazanmış olur. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyorlar: “Kişinin dinarının en faziletlisi ehline harcadığı dinarıdır.”264 Bir kimse başkasına harcadığından dolayı sevab kazanınca, kendisine harcadığından dolayı evleviyetle sevab kazanır.

İnsan bundan dolayı hesaba çekilmez, kınanmaz ve azarlanmaz. Çünkü o, ibadetleri yaptığı için sevab kazandığı gibi, bundan dolayı da sevab kazanır. Nasıl olur da bunun için kınanır veya hesaba çekilir? Bu meselede asıl şu iki hadistir: Birincisi Hz. Ebû Bekir’in (ra) rivayetidir: Hz. Ebû Bekir (ra) Rasûlullah’a (sas) sordu: “Sizinle beraber Ebû Heysem et-Teyhân’ın evinde yediğim et, ekmek, arpa ve zeytin, Allahı’ın Kıyamet günü bizden hesab soracağınimetten sayılır mı?” Sonra da şu âyeti okudu: “Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.”265 Rasûlullah (sas) şöyle cevab verdiler: “Hayır, ya Ebû Bekir, bu âyet kâfirler içindir. Sen bilmez misin ki, mü’min üç şeyden sorguya çekilmez: Hz. Ebû Bekir: “Bunlar neler yâ Rasûlallah?” diye sordu. Rasûlullah (sas) şöyle cevab verdiler: “Avret mahallini örttüğü şey, kendisi ile vücudunu ayakta durdurup nesli devam ettirdiği şey, ve bir de soğuk ve sıcaktan korunduğu ev hariç her şeyden hesaba çekilecek,

İkincisi Hz. Ömer’in (ra) hadisidir: Hz. Ömer (ra), Rasûlullah (sas) ile bir ziyafette iken elinde bir hurma salkımı getirdi. Hurma salkımında kurumuş, olgunlaşmış ve henüz olgunlaşmamış taze hurmalar vardı. Rasûlullah (sas) buyurdular: “Kıyamet günü muhakkak bundan sorulacaksınız.” Hz. Ömer (ra) hurma salkımını aldı ve silkelemeye başladı. Neticede hurmalar dökülüp dağıldılar. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) “Bundan mı hesaba çekileceğiz?” diye sordu. Rasûlullah (sas) şöyle cevab verdiler: “Evet, Allah’a yemin olsun ki, her nimetten dolayı hesaba çekileceksiniz. Hatta içtiğiniz soğuk sudan bile. Ancak üç şey müstesna: Vücuda ayakta tutacak küçük bir parça yiyecek, avret mahallini örttüğün bez parçası, ve seni soğuk ve sıcağın tesirinden koruyan mesken.”2^

Bu, Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra), Hz. Ali (ra) ve İbn Abbâs’ın (ra) sözüdür: Şüphesiz insan, bu miktar için hesaba çekilmez. Onların icmaları hüccet olarak yeterlidir. Kim ömrünü bu şekilde devam ettirirse, veya haramı yapmaması için nefsine mani olur, Allah ta ondan razı olursa, Ebû Hureyre’nin (ra) hadisine göre, hesaba çekilmeden Cennet’e girer. Rasûlullah (sas) şöyle buyurdular: “Kim ki İslâm’la hidayete erer, Allah’ın ona verdiği şeye de kanaat ederse, hesaba çekilmeden Cennet’e girer.”269 Kur’an’daki “…Ancak sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir.”270 âyetinin tevilinde şöyle denildi: Buradaki sabır, insan için zarurî olan miktara sabretmektir.

Yenilecek Miktar

Bundan sonra doyacak kadar yemek, mutlak olarak mubahtır. Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rıztkları haram kılan kimdir?…”271 Bu âyetten öğreniyoruz ki, bu miktar haram kılınmamıştır. Bir şey haram kılınmadığı zaman, mutlak olarak mubahtır. Hurma tatlısını, meyveleri, şekerden yapılan diğer tatlıları ve başka şeyleri de yemek mubahtır. Fakat bunlar, öncekilerden daha aşağı derecededir. Bunları yemekten kaçınmak veya daha azı ile yetinmek ise daha faziletlidir. Bu nimetleri alıp yemek ruhsattır. Bunları yemekten kaçınmak ise azimettir. Bu babda rivayet edilen iki hadisle meseleyi açıklamak istiyoruz:

Hadislerden birincisi Hz. Ebû Bekir’den (ra) rivayet ediliyor: Hz. Ebû Bekir’e (ra) içi, soğuk su ile yapılmış bal şerbeti dolu bir bardak getirildi. Onu ağzına yaklaştırdı. Sonra geri çekti ve onun fakirlere dağıtılmasını emretti ve şöyle buyurdu: “Kur’an’da kendileri için, “İnkâr edenler, ateşe arzedüdikleri gün, onlara: Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz…”272 denilen kimselerden olmamayı niyaz ediyorum.”273 Bu rivayet, bunları yemenin mubah olduğuna delildir. Çünkü Hz. Ebû Bekir (ra) bardağı ağzına yaklaştırdı. Ayrıca bu rivayet gösteriyor ki, bunlardan kaçınmak ise daha faziletlidir.

İkincisi ise, Hz. Ömer (ra) hadisidir. Hz. Ömer (ra) bir cariye satın aldı. Emir verdi ve cariye kendisi için hazırlandı. Onunla beraber bir müddet kaldı. Fakat cariyenin ağladığını gördü. Bunun üzerine dedi ki: “Dünyada bütün istek ve arzularını elde edenlerden olmak istemiyorum.” Sonra Ensardan hanımı olmayan bir genç çağırdı ve bu cariyeyi ona hediye etti. Şu mealdeki âyeti okudu: “.. .Kendileri fakr u ihtiyaç içinde olsalar bile, (onları) kendi nefislerine tercih ederler.. .b274

Dinde takib edilecek yolların en faziletlisi, peygamberlerin (as) yoludur. Onların yollan ise, her zaman mubah olanın daha azı ile yetinmektir. Bizim Peygamberimiz de böyle yaşamışlardır. Bazı vakitler RasÛlullah’ın (sas) aç kaldığı ve yememeyi tercih ettiği oluyordu. Şu rivayet te bunlardan birisidir: RasÛlullah (sas) bir gün ashabına dedi ki: “Keşke biraz yağ ve sütten yapılmış bir yemek olsa da yeseydik.”275 Hz. Osman (ra) bu yemeği bir çanak içerisinde getirdiler. Bir rivayete göre, bundan tattılar. Bir rivayete göre de el sürmeksizin fakirlere dağıtılmasını emrettiler.

Yukarıda geçenlerden anlaşılıyor ki, ekmeği doyuncaya kadar yemede, hesaba çekilme yoktur. Ancak hesabını “ar-zetme” vardır. Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor: Rasûlullah’a (sas) şu âyet hakkında sorduk: “Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir.”276 RasÛlullah (sas) şöyle cevab verdiler: “Ey Ebû Bekir’in kızı, bu arzdır. Hesaba çekilen kimsenin azab olunacağını bilmiyor musun?”277 Arzın manası, minneti açıklamak ve nimetleri hatırlatmaktır. Aynı zamanda şükrünün yerine getirilip getirilmediğini sormaktır. Nitekim bir önceki âyette, “Amel defteri sağından verilenler” buyuruluyor. İşte bu arzdır.

Dünyevî arzulan helâl yoldan giderme ve dünya lezzetlerinden istifadeye gelince, insan bundan dolayı cezalandırılmaz, fakat hesaba çekilir. Nitekim RasÛlullah (sas) de dünyayı vasfetme sadedinde şöyle buyuruyorlar: “Onun helâlinin hesabı, haramının da azabı vardır.”278

Bundan daha azı ile yetinmenin faziletli olduğuna delil Dahhâk (ra) in hadisidir. O kavmini temsilen Rasûlullah’a (sas) elçi olarak gelmişti. Kavmi içinde durumu oldukça iyi idi. RasÛlullah (sas) ona sordu: “Ey Dahhâk yiyeceğin nedir?” O cevab verdi: “Et, bal, zeytinyağı ve buğday özü.” RasÛlullah (sas) sordu:  “Bunlar sonra ne oluyor?”

Dahhâk dedi ki: “Sonra Rasûlullah’ın (sas) badiği şey oluyor.” Rasûlullah (sas) buyurdu ki: “Muhakkak Allahü teâlâ dünya için, Âdemoğlundan çıkan şeyle temsil getirdi.” Sonra Rasûlullah (sas) “Doyduktan sonra yemekten sakın.”279 buyurdular.

Rasûlullah (sas) bu temsil ile şunu açıkladılar ki, yiyecekler başlangıçta lezzetli ve tabiî ise de, neticede pis ve kokuşmuş hale geliyor. Bu dünya da aynen öyledir. Bu da gösteriyor ki, dünyada en az ile yetinmek daha faziletlidir.

Ahnef b. Kays’ın hadisi de şöyle: O Hz. Ömer’in (ra) huzurunda idi. İçinde arpa ekmeği ve zeytinyağı bulunan bir çanak getirdiler. Hz. Ömer (ra) bundan yemeğe başladı. Hz. Ahnefi (ra) de yemesi için davet etti. Yemek Hz. Ömer’in (ra) boğazından geçmiyordu. Bunu Hz. Ahnef (ra), Hz. Hafsa’ya (ra) söyledi ve dedi ki: “Allahü teâlâ, Emîrülmü’minîn’e bol bol rızık verdi. O da kendi nefsine harcayıp yemeğini güzel yapsaydı, ne iyi olurdu?” Hz. Hafsa (ra) bu durumu Hz. Ömer’e (ra) hatırlatınca, Hz. Ömer (ra) ağladı ve dedi ki: “Sen kör müsün ki, üç kişi arkadaş oldular. Onlardan birisi yolda öne geçti Sonra ikincisi geldi. Sonra da aynı yolda üçüncüsü onlara muhalefet etse, onlara yetişebilir mi?” Hz. Hafsa (ra) “Hayır” dedi. Hz. Ömer (ra) devam etti: “Rasûlullah (sas) öne geçti, dünya nimetlerinden bir şey tatmadı. Ondan sonra Hz. Ebû Bekir (ra) aynı şekilde onun yolunu takib etti. Şayet Ömer, dünyada nefsin arzularım yerine getirmekle meşgul olsa, ne zaman onlara kavuşabilir?” Bu da gösteriyor ki, dünyada en azı ile yetinmek daha faziletlidir.

Netice olarak dört kısım karşımıza çıkıyor:

a)  İnsanın açlığını giderecek ve ibadet için bedenini ayakta tutacak kadar yemesi sevabdır. Kul bundan dolayı hesaba çekilmez.

b)  Bundan fazlası, doyuncaya kadar yemek, mubahtır. Fakat kolay da olsa, insanın Rabbisine arzederek bunun hesabını vermesi gerekir.

279- et-Terğîb, IV, 174, el-İsâbe, II, 206. 114

c)  Dünyevî arzu ve isteklerin helâl yoldan yerine getirilmesine ve dünya nimetlerinden helâl bir şekilde istifadeye ruhsat verilmiştir. Fakat bunlann da tek tek hesabı vardır. İnsan bu nimetlerin şükrünü edâ etmeli ve aynı zamanda aç olanların da hakkını gözetmelidir.

d)  Doyduktan sonra yemek ise, haramdır, cezayı gerektirir. Çünkü doyduktan sonra yemek haramdır. Nitekim bunu yukarıda açıkladık.

Her ne kadar mekruh olduğuna dair bir rivayet varsa da, bundan maksad, yine haramlıktır. Ebû Hanife’ye (rh) bu mesele hakkında kerahet var dediklerinde maksadları-nın ne olduğu sorulduğunda, haramlık cihetinin daha fazla olduğunu, söylediler. Buna delil de Rasûlullah’tan (sas) rivayet edilen şu hadistir; “Sizden biriniz geğirdiği zaman ‘ey Allah’ım bizi cezalandırma’ desin.”280 Yemekten sonra geğirme ise, doyduktan sonra olur. Bu da gösteriyor ki, doyduktan sonra yemek, Allah’ın gazabını celbeden se-beblerden birisidir. Allah’ın gazabı ise ancak haram işlenil-diği zamandır. Bunlann hepsi de, yiyecek helâl bir şekilde elde edildiğindedir.

Amma yenilecek şeyler helâl olmayan yollarla kazanıl-mışsa, zaruret halinin dışında insan bundan yediği zaman cezalandırılır. Bunun azı veya çoğu birdir. Hz. Ebû Bekir (ra) Rasûlullah’ın (sas) şöyle dediğini rivayet ediyor: “Haram kazançtan biten (büyüyen) etten, Cehennem daha iyidir.”281 Bir başka hadisde de şöyle buyuruluyor: “Kişinin helâl olmayan yoldan kazandığı bir dirhemi, ister ehline harcasın da ehli bununla bir ihtiyacını görsün, ister fakirlere tasadduk etsin de onlar da bunu ondan kabul etsinler, isterse arkasına atsın da ondan vazgeçsin, Cehennem’e kadar bu onun azığıdır.”282 Bir başka hadis: “Kim ki dikkat etmeksizin dilediği yerden para kazanırsa, Allah ta onu hangi kapıdan olduğuna bak-maksızın Cehennem’e atar. “283

Rasûlullah (sas) Sa’d b. Ebî Vakkâs’a dediler ki: “Yiyeceğinizi helâl ve temiz edin veya yediğin helâl olsun ki, duan makbul olsun.”284 Ebû Hureyre’nin (ra) rivayet ettiği bir hadiste, Rasûlullah (sas) kendilerinden sonra gelecek insanların durumunu beyan sadedinde şöyle buyuruyorlar: “Onlardan birisi saçları dağılmış, toz toprak içerisinde “Ya Rabbî” diye yalvarıyor. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, hasılı haramla beslenmiş. Böylesinin duası nasıl kabul edilir?”285 Bir başka hadis. “Kıyamet alâmetlerinden birisi de şudur: Onlar için helâl bir dirhem, Allah için olan bir kardeşten daha izzetli (kıymetli) olacak. Yine Allah için bir kardeş, onlara helâl bir dirhemden daha izzetli olacak.”

 

İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

 

Kaynak: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Posted by Site - Yönetici Nisan 10, 2008

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Allah, insani adeta butun varliklarin merkezine yerlestirmis. Canli ve cansiz her seyi onun etrafinda pervane etmis. Insanlik aleminin merkezine de rizki koymus.

Bu temel olcuyle, yeme icme adabinin ana hatlari ortaya cikar. O da, istifade edecegimiz bir nimeti, elimize aldigimiz bir rizki Allah’in adiyla yemeye baslamak; nimete saygili olmak, tasidigi sanat incelikleri uzerinde tefekkur, yedikten sonra da Allah’a hamd etmektir.

Ikinci onemli adabi, yeyip ictiklerimizin helalden olmasidir. Bu da hem dinen kullanimi yasak olmamasi, hem de hakkimiz olmasina baglidir. Islamî usullerle kesilmemis hayvan eti, domuz ve diger yenmeyen canlilardan beslenmek ve sarap icmek yasak olanlara ornektir.

Hz. Peygamber, gunde iki kere yemek yerdi. Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve icecekler haric, diger yiyecekleri yerdi. Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yonlu beslenmezdi.

Bazi yemekleri daha cok sevse de, hicbir yemek icin “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdi.

[Yani:cogumuzun bazi yemekler icin dedigini demezdi]

Yemek davetlerine katilirdi

.[Yani:davetlere icabet eder,bizler gibi mazeret beyan etmezdi.]

Yemege baslamadan once ve yemekten sonra ellerini yikardi.

[Yani:bizler gibi ellerinin her zaman temiz oldugunu dusunmezdi]

Besmele ile baslar, uygun ve kisa bir dua ile bitirirdi.

[Yani:Bizler gibi sukursuz bir sekilde yemeyip; insan olmanin verdigi sorumlulukla Rabbine sukrederdi.]

Sag eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi. Ortaya konulmus yemegin, kendi onune gelen kismindan yerdi. Yemek yerken saga, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi. Yuzu koyun uzanarak yemek yemeyi yasaklardi. Yemegin israf edilmesini menederdi.

[Yani:bizler gibi yemegin dibini asla birakmaz,tam aksine ekmekle sunnetler, ekmek kirintilarini toplar ve parmaklarini bile yalardi.]

Sogan, sarimsak gibi kokusu baskalarini rahatsiz eden yiyecekleri yedikten sonra toplum icine girmeyi hos karsilamazdi.

[Yani:Bizler gibi dusuncesizlik etmez,pis kokan bir seyi yemeden once defalarca dusunur “acaba birisi rahatsiz olur mu” diye dusunur; bazen sevdigi bir seyi bile yemezdi.]

Yemege ve suya uflemeyi yasaklardi. Yemegin cok sicak yenmemesi gerektigini soylerdi. Yemek ve su kaplarinin agzini kapatmayi tavsiye ederdi. Aile fertlerinin yemegi bir arada yemelerini tavsiye eder ve beraber yenen yemegin bereketli oldugunu belirtirdi.

[Yani:bizler gibi ayri ayri yemez, mumkunse birkac kisiyle beraber yemek yerdi.]

Asiriya kacmadan konusup sohbet ederdi.

Bu ve benzeri sunnetlerinden hareketle yeme icme adabi soylece sayilmistir:

1. Yemekten evvel ve sonra elini yikamak,

2. Yemegi kendi onunden almak,

3. Sag eliyle ve oturarak yemek,

4. Lokmayi agza gore almak ve iyice cignedikten sonra yutmak,

5. Lokmayi yutmadikca ikinci lokmaya el uzatmamak agzinda lokma ile konusmamak,

6. Suyu icmeden evvel bardaga bakmak,

7. Suyu bir solukta icmemek,

8. Bardagin icine nefes vermemek,

9. Baskalarini tiksindirecek soz ve hareketten kacinmak,

10. Baskasinin lokmasina ve yedigine bakmamak,

11. Lokmayi agzina korken kafasini tabaga dogru uzatmamak,

12. Yemekte israf etmemek, lokmasini ve aldigi yemegi bitirmek,

13. Agzindan bir sey cikarmak gerektiginde yuzunu sofradan cevirmek ve sol eli ile almak,

14. Disleriyle koparmis oldugu lokmayi yemege batirmamak.

15. Helalinden, temiz yemek ve Allah’a sukretmek,

16. Sofra sahibiyse, utanmamalari icin herkes yeyip bitirmedikce sofradan el cekmemek ve kalkmamak (az yiyen biriyse agir yemeli ve yer gibi davranmali),

17. Once yasca veya mevkîce buyuk olanin baslamasi,

18. Mecbur kalmadikca sokaklarda yemek yememek.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Görgü Kuralları, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: