Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Takva’

Takvâ’nın Üç Mertebesi Vardır

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2017

Takvâ’nın Üç Mertebesi Vardır:

1- Şirkten temizlenerek ebedî azaptan korunmak. Fetih sûresinin 26. âyet-i celîlesi buna işâret eder.

2- Büyük küçük bütün günahlardan sakınmak. A‘râf sûresinin 96. âyet-i celîlesi ile bildirilen takvâ budur.

3- Kalbini Mevlâ’dan meşgul edecek her şeyi terketmek. Âl-i İmrân sûresinin 102. âyet-i celîlesi ile emredilen hakîkî takvâ budur.

Hâsılı takvâ, mertebesine göre âhirette zarar göreceği şeylerden kendini korumaktır. Takvâ sâhibine müttakî denir. (Tefsîr-i Beyzâvî)

Abdullah bin Mutarrif (rahimehullâh):

“Sen iki adamla karşılaşırsın, birinin namazı, orucu, sadakası diğerinden daha çoktur, lâkin diğeri az ameli ile ondan daha çok sevap alır” dedi.

“Bu nasıl olur?” diye sordular. Dedi ki:

“Haramlardan ve haram şüphesi olan şeylerden sakınan kimsenin amelinin sevâbı daha çoktur.” (Tefsir-i Taberî) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Siz şu altı şeyi yapacağınıza söz verin, ben de sizin cennete girmenize kefil olayım:

Konuştuğunuz zaman doğru söyleyin, verdiğiniz sözleri yerine getirin, size bir şey emanet edildiğinde hıyânet etmeyin, namuslarınızı koruyun, gözlerinizi haramdan sakının ve ellerinizi haramdan koruyun.” (Müsnedü’ş-Şihâb)

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Allâhü Teâlâ buyuruyor ki:

“Kulum! Sana farz kıldıklarımı edâ et ki, insanların en âbidi (çok ibâdet edeni) olasın. Sana yasakladıklarımdan uzak dur ki, insanların en verâlısı olasın. Sana verdiğim rızka kanâat et ki, insanların en zengini olasın.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)

Hazret-i Ömer (radıyallâhü anh) derdi ki: “Biz (Ashâb-ı Kirâm), bir harâma düşmek korkusuyla dokuz helâli terk ederdik.

Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

Muhakkak Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü ancak takvâ (Allah korkusu) iledir.” (Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Buz`u Altına Satmak – ZÜHDÜN – TAKVA`NIN HAKİKATİ

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2015

Buz`u Altına Satmak - ZÜHDÜN - TAKVA`NIN HAKİKATİ, Kimya-i Saadet – İmam Gazali,

Buz`u Altına Satmak – ZÜHDÜN – TAKVA`NIN HAKİKATİ

Sıcak havada biraz buza sahip olan kimse, susayınca suyu o buzla soğutup içmek için, o buzu çok arzu eder. Fakat birisi gelip bir altın karşılığında o buzu ondan satın almak istese, altın sevgisi buza olan tutkunluğunu giderir ve şöyle düşünmeye başlar: “Bir gün ılık suya sabredeyim. Buz devamlı kalmaz, akşama kadar eriyip gider. Altın ise ömür boyu kalır.

Böyle bir durumda, buzu daha değerli bir şeye değişmez, buz için zühd olur. Arifin de dünya karşısındaki tutumu böyledir. Zira arifler dünyanın geçici olduğunu, sürekli olarak tükendiğini ve ölüm anının yaklaştığını görür. Ahiretin ise saf ve devamlı olduğunu, hiç sonu olmadığını ve ancak dünyayı bırakmak karşılığında satıldığını bilirler. Durum böyle olunca değerli olan ahireti kazanmak için, dünyayı aşağı görürler ve bundan dolayı dünyadan el çekerler.
İşte buna zühd denir. Ancak zühd, yani dünyadan el çekmek mübah olan şeylerde olmalıdır. Yoksa haramdan el çekmek zühd değil, zaten farzdır. Ve yine zühd (dünyadan el çekmek) elde edebildiği şeylerde olmalıdır. Dünyada bir şeyi olmayanlar için zühd mümkün değildir. Ancak bir şeyi olmayan kimseye, dünyalık verilince bunu kabul etmese o zaman zühd olabilir. Fakat bu derece denenmedikçe belli olmaz. Zira dünyalık elde edince nefsi bir başka şekil alabilir ve eski haline dönebilir. Zühdün başka bir şartı da malı saklamayıp dağıtmak, mevki ve makamı terk etmektir. Zira tam zahid, dünyanın bütün lezzetlerini bırakıp, ahiret lezzetini isteyen kimsedir. Bu, bir alış -veriştir. Ama çok karlı olan bir alış -veriş . Nitekim,
Yüce Allah buyuruyor ki:
Şüphesiz Allah, mü’minlerin vücutlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın alır.” [TEVBE SURESİ, Ayet: 111 ]
Ondan sonra da buyurur ki: “Bu alış -veriş mübarek olsun. Sevininiz; bunda çok kazanç vardır.”

Cömertliğini göstermek veya ahireti kazanmaktan başka bir sebep için dünyayı terk eden zahid olmaz. Dünyayı, ahiret karşılığında satmakta büyük zühddür. Fakat marifet sahiplerinin yanında bu da zayıftır. Zira arifler dünya gibi, ahireti de düşünmezler. Zira cennet de dünya gibi göz, mide ve cinsi arzularla ilgilidir. Onun için ahirete de hakaret gözü ile bakıp kendini, hayvanların da ortak olduğu şehvet ve arzulardan yüksek tutarak ona ilgi göstermemelidir. Hatta dünyada olsun, ahirette olsun, Allah’tan başka bir şey gaye edinmemeli, Allah’ı tanıyıp görmekten başka bir şey ile yetinmemeli ve Allah’tan başka herşey ona aşağı görünmelidir. Bu ariflerin zühdüdür.

Ariflerde dünya malından sakınıp kaçınmayabilirler. O zaman ellerine geçeni yerli yerince harcamalı, hakkı olanlara dağıtmalıdır. Nitekim Hz. Ömer (R.A.) yeryüzünün servetini elinde tuttuğu halde ona bağlı değildi.
Hz. Aiş e (R.Anha) de bir günde yüzbin akçe dağıtmış ve kendisi için bir lokma et alacak parası kalmadı.
O halde arif yüzbin akçeye sahip iken zahid olur da, başkası hiçbir şeye sahip değilken zahid olamaz.
Burada olgunluk derecesi kalbin, dünyadan kesilmesi, onu istemek veya ondan kaçmakla meşgul olmaması, onunla savaşmak veya dost olmak yoluna gitmemesidir. Zira bir şeyi dost edinen onunla meşgul olduğu gibi, düşman edinen de onunla meşgul olur. Demekki olgunluk derecesi Yüce Allah’tan başka bir şeyi düşünmemektir. Ona göre dünya malı deniz suyu gibi, eli de Yüce Allah’ın hazinesi gibi olmalıdır. Azalıp çoğalması, gelip gitmesi onu düşündürmemelidir. Üst derece budur. Akılsızların en çok
yanıldıkları husus budur. Zira malı terk ettiğini söyleyen, kendine ben malı düşünmüyorum, süsü verebilir. O halde malı olsa bile gönlünü mala bağlamamak, ondan kaçmak ve onun çekiciliğinden kurtulmak, işin esasıdır.

Birisi Mübarek’in oğlu Abdullah’a “Ey Zahid” dedi. Abdullah ona şöyle dedi: “Zahid Halife Ömer bin Abdülaziz’dir. Zira dünya malı onun elinde olduğu halde o zühd üzeredir. Benim zaten bir şeyim yok. bana nasıl zahid denilebilir?

Buzu altına satmak, o kadar büyük anlayış istemez. Akıllı olan herkesin anlayabileceği ve yapabileceği bir şeydir. Dünyanın ahiret yanındaki değeri, buzun yanındaki değerinden daha aşağıdır.

Fakat bazı insanlar üç nedenden dolayı bunu göremezler.
1-İmanın zayıflığı.
2-Şehvetlerin esiri olmak.
3-İhmalkarlık yapıp tevbeyi geciktirmek.

En büyük neden şehvet ve arzulara esir olmaktır.

Kaynak – Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

TAKVA – Takvanın Mükâfatı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 12, 2015

15 - 1 (4)

TAKVA – Takvanın Mükâfatı

Takva, Allah korkusu ve helal gıda ile alakalı çok keyifli ve derin bilgiler içeren bilgilere göz atmanızı istiyoruz. Takva ile amel eden sitenin özünü teşkil eden malumatlar.

Takva lügatte: Nefsi, korkulan şeyden muhafazaya almaktır. Şeriatte ise: (حفظ النفس عما يؤثم ) Nefsi, günaha götüren şeyden korumaktır. Bu koruma haramları terk ile olur. Bazı mübahları terk ile de tamam olur. [1]

Takvanın üç derecesi vardır.

Bu hususta ÜSTAZIM Ebul Faruk hz.leri şöyle buyurmuşlardır:

“İttika:
1- İman ile küfürden,
2- İbadet ile isyandan,
3- Füyûzât ve rabıta ile gafletten kurtulmaktır…”[2]

Takvanın lüzumu

يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله حق تقاته ولا تموتن إلا وأنتم مسلمون)) “Ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman. Allah’a nasıl korKmak gerekse öyle korKnun, hakkıyla müttekı olun ve her halde Müslim olarak can verin”.[3]

Denilmiştir ki: Eğer sana biri, “Allah’tan korkuyor musun?” diye sual ederse, sakın cevap verme, sus. Çünkü “evet” dersen, yalan konuşmuş; “hayır” dersen küfre girmiş olursun.[4] Cenab-ı Hakk’tan hakkıyla korkmak elbette mümkün değildir.
Bu ayet-i kerime nâzil olduğu zaman Eshab-ı Kiram o kadar çok ibadete sarılmışlar ki, kesreti ibadetten ayakları şişmiş, alınlarının derileri soyulmuştur. Bunun üzerine (فاتقوا الله ما استطعتم) [5] emri nazil olmuş ve bir önceki hüküm değişmiştir.[6]

Sıddıkların korkusu; her düşünce ve harekette, kötü akıbetten korkmaktır.[7]

Peygamber Efendimiz اتق الله في عسرك ويسرك )) “Darlıkta ve varlıkta Allah’tan sakın”[8] buyurmuşlardır.

İmam-ı Rabbani hazretleri de bir mektubunda vera’ ve takva hususunda şöyle buyurmaktadır: “Necâtın yolu ikidir. Emirlere imtisal ve nehîlerden kaçınmak. Bu iki yoldan en mühimi kendisine vera’ ve takva denilen ikinci yoldur.
Haramlardan kaçınmak da iki türlüdür. Birinci kısmı, yalnız Allahü Teala’nın haklarına taalluk eden. İkinci kısmı insanların ve mahlukâtın haklarına taalluk eden günahlardan kaçınmaktır. İkinci kısmı daha mühimdir. Çünkü Hz. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve çok merhametlidir. Kullar ise, pek çok şeye muhtaç oldukları gibi, hasis ve alçaktır” [9]

Nefis üzerinde dört şey galiptir.

1- Maddi ve manevi gevşeklik,
2- (azaptan) emin olmak,
3- ibadete karşı tembellik,
4- şehvetlere karşı meyl.
Bunların ilacı ise Allah korkusudur.[10] Çünkü korku, Allah’ın bir kamçısıdır ki, Cenab-ı Hak, kapısından sapanları, onunla takviye eder.[11]

Yine ÜSTAZIM Ebul Faruk Hz.leri:
Vera’ ve takva cüz’üne riâyet ehemm-i mehâmm-i islamiyedendir. Bu riayetin medarı, meharimden içtinap üzeredir. Meharimden ber vech-i kemal içtinâb da, füduli mübâhâttan içtinâba ve zaruret miktarıyla iktifaya vâbestedir. Zira mübâhâtın irtikâbında vakı’ müsâmaha, umur-i müştebiheye îsâl eder. Müştebihât ise harama karîptir. Kemal-i vera’ ve takvanın husulünde, mübâhâttan zaruret miktarı iktifa lâbüddür. O dahi kulluk vezâifini eda niyyeti ile meşruttur. Fudul-i mübâhâttan bilkülliye içtinâp her vakitte, ale’l-husus bu vakitte nâdiril vuku’ ve azizi’l-vücuddur”, buyurmuşlardır.[12]

Takvanın mükâfatı

Allah’tan korkmanın kazandırdığı dört büyük nimet vardır.
1- Takva,
2- vera’,
3- mübâdere
4- içtihad.

Takva: Nefsi, günaha götüren şeyden korumaktır.[13] Vera’: Dünyadan yüz çevirmek; mübadere: Sür’atle hizmet ve vazifelere başlayıp devam etmek[14] içtihad ise: Allah’a kul olmakta, bütün gayretini ortaya koymaktır.[15]

Cenab-ı Hak takva sahiplerine bahşedeceği nimetleri şöyle beyan buyurmaktadır:

( يا الذين آمنوا إن تتقوا الله يجعل لكم فرقاناً ويكفر عنكم سيآتكم ويغفر لكم والله ذو الفضل العظيم )Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, O, size iyi ve kötüyü ayırt edecek (bir ma’rifet ve nur) verir, suçlarınızı örter, sizi bağışlar. Allah büyük lutf-u inâyet sahibidir”[16]

Amma, kim Rabbinin makamından korktu, nefsini heva (ve hevesin)den alıkoyduysa, işte muhakkak ki cennet onun varacağı yerin ta kendisidir.”[17]
Hadis-i Kudside: “İzzetim ve celalim hakkı için, bir kulda iki korku ve iki emniyet bir araya gelmez. Kul, dünyada benden korktuğu zaman, ben onu kıyamet gününde azabımdan emin kılarım. Dünyada benim azabımdan emin olduğu zaman, kıyamet günü onu (azabım ile) korkuturum[18]

Cebrail A.S, Allah korkusundan dolayı, dünyadayken ağlayan kimseler hakkında, hesap günü şöyle nida eder: “Dikkat edin. Muhakkak ki fülan, Allah korkusundan ıslanan bir kirpik sebebiyle kurtuldu.”[19]
Peygamber Efendimiz de müttekı kimse hakkında şu müjdeleri vermektedir:
(من ذكر الله ففاضت عيناه من خشية الله ختي يصيب الأرض من دموعه لم يعذبه الله يوم القيامة) “Kim Allah’ı zikreder de Allah korkusundan dolayı gözleri yaş döker ve o yaşlardan yere düşer ise, Allah o kimseyi kıyamet gününde azaba uğratmaz.”[20]
(كل عين باكية يوم القيامة إلا عيناً غضت عن محارم الله تعالي وعيناً سهرت في سبيل الله وعينا خرج منها مثل رئس الذباب من خشية الله تعالي ) “Allah’ın haram kıldığı şeyler(e nazar etmek)ten kapanan gözden, Allah yolunda (ibadet için) uyanık duran gözden, Allah korkusundan dolayı sinek başı misli yaş çıkan (ağlayan) gözden başka her göz kıyamet günü ağlayıcıdır.”[21]

İsa bin Yunus rh. İmam Âzam hazretlerinin takvası hakkında şöyle buyurmuştur: “İmam-ı Âzam hazretlerinin ilk ictihadı Allah Teâlaya zerre kadar isyan etmemek ve şer’an muhterem olan şeylere kemâ yenbeğı ta’zîm eylemek hususlarına masruf idi….Ve bir meselede kendilerine işkâl vâkı’ olunca ashabına derdi ki: “Ancak ihdas ettiğim bir günahtan nâşi, bana bu yolda iştibah ârız oldu.” Hatta bazen abdest alarak iki rek’at namaz kıldıktan sonra istiğfâr ederdi ve bihikmetillahi Teâla mes’ele-i müşkile bis’sühüle hal olurdu. Ve bunun üzerine: “Sevindim! Çünkü tevbemin kabul olunduğuna bir emâre hasıl oldu” buyururdu.”[22] buyurdular.

Şerife Şevval Kardelen

Dipnotlar :

[1] Rağib, Müfredât s.881 Daru’l-Kalem 1.Baskı Dımışk 1992
[2] Ali Erol Hatıratım 2 s.92
[3] Âli İmrân 102
[4] Nüzhetül Mecalis c.2 s.36
[5] Teğâbün 16
[6] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili c.2 s.1153 Eser Neşriyat
[7] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.155-156 Süheyl ibn-i Abdullah R.A’ın sözleri.
[8] Münavi, Feyzü’l- Kadir c.1 s.119 Darul Hadis Kahire
[9] İmam-ı Rabbanî, Mehtubat-ı Şerife c. 1 Mektup 76
[10] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.138
[11] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.137
[12] Mektuplar ve Bazı Mesâili Mühimme s.180, Ali Erol hatıratım 2 s.125
[13] Rağıb, Müfredat s.881
[14] Muhammed Salahî, Kamus-u Osmani
[15] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.138
[16] Enfâl 29
[17] Naziât 40-41
[18] Levakıhul Envar s.564
[19] Nüzhetül Mecalis c.2 s.36
[20] Münavi, Feyzü’l-Kadir c.6 s.128 Darul Hadis Kahire
[21] Münavi, c.5 s.27
[22] İsmail Hakkı Manastırlı, Mevâhibü’r-Rahman fi Menâkıbi’l-İmam ebi Hanifetü’n-Numan s.126-127
Derseadet 131

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kadınlar camiye gidebilirmi ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 7, 2008

Kadınlar camiye gidebilirmi

“Benim arzum, namazını evde kılmandır”

Hanım sahâbîlerden Âtike bint-i Zeyd radıyallâhü anhâ, cennetle müjdelenen yani aşere-i mübeşşereden Said Bin Zeyd‘in (r.a.) kız kardeşidir. Abdullah bin Ebî Bekir (r.a.) ile evliydi.

Âtike (r.anhâ) ismi ile müsemmâ bir insandır. “Her şahsın, isminden bir nasîbi vardır” denildiği gibi, o da fizîken de ahlâken de son derece güzeldi. Âtike, güzel ve temiz kadın demektir.

Kocası Hz. Abdullah‘ın vefatından sonra, iddeti biter bitmez, onu isteyenler çok oldu. O ise eşinin vefatından sonra evlenmeyeceğine dair Abdullah’a söz vermişti. Hayat yükünü kaldıracak bir bahçe bağışlamıştı eşi kendisine. Onu istemeye gelenlere özür beyan ederek teklifleri reddediyordu. Hz. Ömer (r.a.) de tâlip olanlar arasındaydı. Ona da eşine verdiği sözü ve bahçe bağışını hatırlatarak reddetti. Hz. Ömer kendisine mektup yazarak “Sen Allâh’ın sana helâl kıldığını haram mı addediyorsun?” dedi ve bu mevzûda düşünmesini istedi. Âtike (r.anhâ) Hz. Ali (r.a.) ile istişâre etti. Hz. Ali, bahçeyi eşinin âilesine iâde edip evlenmesinin münasip olacağını söyledi. O da Hz. Ömer ile evlendi.

Âtike (r.anhâ), Mescid-i Nebevî‘de namaz kılmayı çok arzu ediyor, her defasında Hz. Ömer‘den izin istiyordu. O da, “Biliyorsun ki benim arzum, evde kılmandır!” diyerek, evde kılmasının faziletini anlatmaya çalışıyordu.

Hz. Âtike, izin istemeye devam ediyor; izin verilince çıkıyor, verilmeyince de evde kılıyordu. Hz. Ömer’in şehit edilmesinden dolayı çok üzüldü… Ondan sonra onun hâtırasına hürmeten, ibâdetlerini evinde yapıp mescide gitmedi. (1) İbn Abdi’l-Berr, el-İstiâb, 1/548.
***

MESELENİN FIKHÎ YÖNÜNE GELİNCE

Bu hususta İbn Âbdîn‘de şu ifadeler yer almaktadır: “Kadınların cemaatlere gitmeleri; cuma, bayram ve va’z-sohbet için bile olsa, mutlak surette mekruhtur. Velev ki ihtiyar olsun ve geceleyin gitsin!“ Bu satırları açıklayan İbn Abidin (rh.) hazretleri diyor ki: “Velev ki ihtiyar olsun ve geceleyin gitsin’ ifâdesi mutlak beyândır. Yani genç olsun ihtiyar olsun, gündüz olsun gece olsun kadının cemâata gitmesi mekruhtur.” (2)

Yukarıda naklettiğimiz bu hüküm, müteahhirîn ulemasının tercihidir ve tabii müftâbih olan da budur. Bununla birlikte yine bilindiği üzere mütekaddimîn alimlerinin görüşü -yaşlı kadınlarla ilgili- biraz daha farklı ve musâmakârdır. Yani onların belli zamanlarda belli maksatlara binaen usûlüne uygun olarak cemaate iştirak etmelerini caiz görmüşlerdir.
***

Demek ki takvayı hedef alan, gayesi rıza-i ilahi olan Müslümün hanımlarımızın camilere-cemaate gidememelerinden dolayı üzülmelerini gerektirecek bir durum yok.
Ayrıca yine bilinmesinde fayda var: Dünyada üç mescidin dışında ziyarat maksadıyla sefere çıkılacak bir mescit yoktur. Onlar da; Mekke’de Mascid-i Haram, Medine’de Mescid-i Nebî, Kudüs’te Mescid-i Aksâ’dır. Bunların haricindeki bütün mecitler ise, ister büyük olsun ister küçük, hepsi müsavidir, manevi derece bakımdan birbirlerine üstünlükleri yoktur.

Ama maalesef bu durumu bilmeyen, işin şuurunda olmayan “avam” Müslümanlar böyle düşünmüyor ve durmadan cami cami dolaşıyorlar; özellikle de Ramazan aylarında, mübarek gün ve gecelerde… Dolayısiyle hiç de hoş olmayan manzaralarla sık sık karşılaşıyoruz.
Tabii bunların yanında bir de “eşitlik (!)” adına erkeklerle aynı safta namaz kılmaya kalkışan, Cuma kılmaya hatta kıldırmaya yeltenen, cenaze namazlarında ön saflarda yer alanları hiç bahis mevzuu etmiyorum. Onların zaten konuşulacak-tartışılacak bir yönü-yanı yok. Rabbim, niyeti halis ve de hidayete kabiliyeti olanlarına hidayet buyursun.
***

İŞİN ÖZÜ TAKVÂDIR

Muhammed bin Yûsuf, Süfyân-ı Sevrî hazretlerine iltifat olarak;

— Sen gece uyurken bile, insanların senden bahsettiğini görüyorum, demişti.

Hazret-i Süfyan (k.s.) şu karşılığı verdi:

— Sus! İşin özü takvâdır, şöhret değil…

DİPNOTLAR
(1) İbn Abdi’l-Berr, el-İstiâb, 1, 548.
(2) Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr (Terc.), Şamil Yay., İst., 1982, 2, 419-420.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: