Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Sehit’

BEDELİ ÇANAKKALE’DE ALTIN OLARAK ÖDENECEKTİR

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2008

Bedeli Çanakkale de Altın olarak Ödenecektir

BEDELİ ÇANAKKALE’DE ALTIN OLARAK ÖDENECEKTİR

Üç aylık bir tâlimden sonra Mehmed Muzaffer, ‘zâbit namzeti’ olarak Çanakkale’de idi. (Mart 1916). Müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’de uğradıkları mağlûbiyetlerden ve verdikleri yüzelli bin zâyiattan sonra Boğaz’ı aşamayacaklarını anlamışlar, 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip, çıkıp gitmişlerdi.

Muzaffer, Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman, İmroz-Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da, 1915 Nisan’ından Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı bağuşmalara kıyasla bu bombardımanlar ‘hiç’ mesâbesindeydi. Çanakkale’deki birliklerin büyük bir kısmı, Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevkedileceklerdi. Hazırlanma ve noksanları ikmâl emri aldılar.

Muzaffer, birliğinin alay karargâhında vazifeliydi. Alayın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlarsa ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübâyaalar için açık artırma yapmak, ilanlarda bulunmak, ne âdetti, ne de bunlarla kaybedilecek vakit vardı. Herşey itimatla yürütülürdü. Muzaffer, açıkgöz ve becerikli bir İstanbul çocuğu olduğundan, karagâh, gerekli malzemenin temin ve mübâyaasına onu memur etti. İcab eden paranın kendisine i’tâsı için de Erkân-ı Harbiye Riyâseti’ne hitâben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllar İstanbul’da otomobil ve kamyon, nâdir rastlanan vâsıtalardı. Bunlaların lastikleriyse yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı.

Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy’de bir Yahûdi’de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fâhişti ama, yapacak başka birşey yoktu anlaşmaya vardı. Lâzım gelen parayı almak üzere Erkân-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciiine havâle ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam (yarbay)’ın huzurundaydı. Kaymakam, uzatılan kezkereyi okudu. Karşısında hazırolda duran ihtiyat zâbit namzetine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ‘Ne alınacak?’ dedi.

‘Oto ve kamyon lastiği’ cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı:
‘Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma… Para mara yok!’ dedi.

Muzaffer selâmı çaktı, dışarı çıktı. Harbiye Nezâreti’nin (bugünkü hukuk fakültesi binâsının) bahçesinden dış kapıya ağır ağır yürürken, ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere alayın ihtiyacı vardı. Eldeki (Almanlar’ın verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemeler de mutlaka lâzımdı. Kendisi, bulur alır diye vazifelendirilmişti.

Malzemeyi bulmuştu, fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lâzımdı.

Muzaffer bunları düşüne düşüne Bâyezid Meydanı’na vardı. Birden durdu, kendi kendine güldü. Aradığı çareyi bulmuştu! Doğru tüccar Yahûdi’ye gitti:

‘Paranın tediye muâmelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetişmem lâzım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin…’

Tüccar
‘Peki’ dedi.
Muzaffer tam ayrılırken ilâve etti:
‘Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.’
Yahûdi yine
‘Peki’ dedi.

Ertesi sabah Muzaffer, Merkez Komutanlığı’ndan araba ve neferle ezan vakti Yahûdi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Taccar, malları hazırlatmıştı. Havagazı fenerinin yarım yamalak aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer, bir yüzlük kâime (yüz liralık kâğıt para) verdi. araba dörtnal Sirkeci’ye yollandı. Malzeme şat’a, oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahûdi, elindeki yüzlük kâimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar.. Zira elindeki para sahte idi.

Muzaffer evrâk-ı nakdiyenin basımında kullanılan kâğıdın aynısını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş, bütün gece oturmuş, çini mürekkebi ve boya ile, gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemiyecek nefâsette taklit para yapmıştı. Tüccara verdiği para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerinde yazılar arasında bir de şöyle ibâre bulunurdu:

‘Bedeli Dersaâdette altın olarak tesviye olunacaktır.’ Muzaffer yaptığı taklit parada bu ibâreyi şöyle yazmıştır. ‘Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.’

Onun burada altın dediği, Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından da kıymetli kanı idi…

Yâhudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi, bilinmez. Ancak hâdise bütün İstanbul’a yayıldı. Dünyada emsâli olmayan ve olmayacak olan bu hâdise Şehzâde Abdülhalim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yâhudi tüccarı buldurdu.

Yüzlük taklid evrâk-ı nakdiyeyi, bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul Polis Okulu’ndakiEmniyet Müzesi’ne hediye etti.

Şehid Mehmet Muzaffer’in taklidini yaptığı paranın asıl 50 liralık kâğıt paradır. Bu kâğıt paralar, üzerlerinde de yazılı olduğu gibi, Rûmi 6 Ağustos 1332 (M.18.8.1916) tarihli kanunla tedâvüle çıkarılmıştır. Bu tertip kâğıt paraların en büyük kıymeti 50 liralıklardır. Yüz lira olarak bu tipte hiçbir kupür basılmamıştır. Her halde Şehid Muzaffer’in alacağı malzemenin bedeli elli liranın çok üstünde olmalıdır ki, iki tane ellilik imal edecek olsa anlaşılabileceğini düşünüp tek bir yüzlük yapmıştır. Bu kâğıt paralar yeni tedâvüle çıktığından, getirip veren de subay ve askerleri olduğundan, tüccar, bu çeşit yüzlük kâime mevcut olup olmadığını araştırmak lüzûmunu görmemiş olmalıdır. Esasen Muzaffer’in ‘sabah ezanı vakti’ üzerinde durması da, hem o devrin ölü ışıkları altında paranın iyice incelenmesine imkân bırakmamak, hem de sabahın o saatinde her taraf kapalı olduğundan, sağa sola sormak ihtimâlini de ortadan kaldırmak için olmalıdır.

Çeşitli imkânlara sahip teksir ve totokopi makinelenin henüz îcad edilmediği yıllarda, bugün son sistem âletlerle çalışan kalpazanlara taş çıkartacak şekilde elle bu derece başarlı bir taklidi yapabilmek, üstelik de bunu bir tek gecenin sınırlı saatleri için sığdırmak, fevkalâde büyük bir sahtekârlık başarısı değil, bir san’at şaheseri olarak değerlendirilmelidir.

Hz. Allah, bütün şehidlerimizden de, vatan için her şeyi göze alabilen bu san’atkârın, bu mübârek şehidin rûhundan da, o ganî rahmetini eksik etmesin. (Âmin)

Fazilet Takvimi 1997

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | 2 Comments »

Hz osmanın’ın ağlatan şahadeti

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2008

Hz osmanın'ın ağlatan şahadeti

Hz osmanın’ın ağlatan şahadeti

Kuran okuyordu bir ara susuzluğun verdiği yorgunluğun verdiği tesirle uzaklara daldı kuran okurken… Diz üstü oturmuş kuran okurken başı öne eğildi uykuya dalmıştı birden bire … uykudayken rüyasında önünde bir koridor o koridorlar açılıyordu onu tutanlar götürüyorlardı burdan burdan diyorlardı… Sonra o koridorlardan geçti orda bir ışık kümesi gördü orada birileri oturuyordu yaklaşınca birden ne görsün… Allah’ın resulu oradaydı bir yanında hz ebu Bekir öteki yanında hz ömer vardı Allah’n resuluyla karşı karşıya kalmıştı Allah resulu bakıyor gülümsüyordu
Osman geldin mi ?
Geldim ya resul Allah
Seni susuz mu bıraktılar ?
Beni susuz bıraktılar ya resul Allah
Seni haps mi ettiler ?
Beni haps ettiler
Seni mescide indirtmiyorlarmı ?
Beni mescide indirmiyorlar
Sen aç mı kaldın ?
Ben aç kaldım ya resul Allah
Haydi osman acele et gel bu akşam seni bekliyoruz bereber iftar yapacağız ..
Birden sıçradı uyanmıştı cuma günü akşam üstüydü …
Naile geldi
ne oldu osman dedi
demin resulallahı gördüm beni çağırıyordu
ben gitmek üzereyim demekki !
Birden entarisini çıkardı bana şalvar getirin dedi hayatı boyunca şalvar giymemişti …
O an şalvar giydi sadece o an ve okadar edepliydiki biraz sonra şehit edileceğinden edep yeri açılmasın diye şalvar giyecekti, biliyorduki o zalimler onu yerde sürükleyeceklerdi kapı zorlanıyordu
Ve eşine dediki terk edin burayı beni yanlız bırakın beni kuranla başbaşa bırakın.
Kuran önündeydi başını önüne eğmişti sadece kurana bakıyordu kapıyı kıranlara bakmıyordu bile sonra birisi içieri girdi sakalından tuttu onu ve o an başını kaldırdı baktı birde ne görsün sevdiği bir insanın oğluydu sevdiği bir dostunun oğluydu ve şunu dedi : Baban görseydi bunu , sana ne diyecekti o an gözlerinden yaşlar geldi ağlıyordu halife , Delikanlı bırakıp kaçtı sonra üst üste başına gelen demir darbeleri meleklerin haya ettiği o büyük insan o büyük nur mekanın utandığı o insanın kanı kuranın üzerine damlıyordu

*ONLARA KARŞI SANA ALLAH YETER *AYETİ ÜZERİNE DAMLIYORDU KANI

üçgün boyuca kimse ona yanaşamıyordu cesedini dahi kaldırtmıyorlardı naile elini uzatmış ona inen darbeleri durdurmaya çalışırken Nailenin eli kopmuştu
üçgün sonra 12 sahebe gece karanlığında osamnın yanına gidiyorlardı elbisesi kan içersindeydi beyaz elbisesi beyaz saçı beyaz sakalı kana bulanmıştı

O çoktan iftara gitmişti resulun yanındaydı çok özlediği dostların yanındaydı çile bitmişti

Sırtladılar onu yıkamadılar şehit`ti çünkü elbisesini çıkarmadılar kanla gidecekti hesaba hesap sormak için sırtta giderken boşta kalan mübarek başı kaplıara çarpıyordu tak diye sesler geliyordu ve baki mezarlığının uzağındaki doğrusu kağıtların atıldığı yere gömdüler çünkü oraya müsade ediyorlardı… gecenin geç saatinede gömdüler onu .
Medine mahzundu sahabenin şehitleri çoktan hz Osmanı misafir almışlardı yanındaydılar hz Osmanı çok sevmişlerdi 83 yaşındaki rahmet bereket insanı tek başına tebükü satın alan adam Allah resulunun uhud dur bakalım üstünde şehit var dediği adam garip bir şekilde toprağa verildi …

Medine hz Osmanı hiç unutmayacaklardı bu rahmet adamı gitmeyecekti ve son olarak hz Osman medinedeki sakin Medinedeki o sessiz insan .

Birgün Medineye gittiğinizde hz Osmanı ziyaret edin ve o hüznü yaşayacaksınız hz Osman hep yanlız dır sedece kuranıyla başbaşa kalmıştır …

Posted in Diger Konular, H.z Osman, Yorumlar | Etiketler: , | 11 Comments »

“KİM BENİ SEVERSE CENNETTEDİR”

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2008

Kim beni severse cennettedir, hz muhammed

“KİM BENİ SEVERSE CENNETTEDİR”

Enes Bin Malik (r.a.) diyor ki:Rasulullah bana şöyle buyurdular: “Yavrucuğum! Kalbinde kimseye karşı kötülük beslememeğe çalış,gücün yeterse gece ve gündüz bunu yap.Yavrucuğum! Bu benim sünnetimdir Kim benim sünnetimi hayata geçirirse ,gerçekten beni sevmiş olur.Kim de beni severse benimle cennettedir.”

MELEKLERİN YIKADIĞI ŞEHİT

Ensar’dan Hanzale bin Ebu Amir (r.a.) Peygamber Efendimizden (s.a.v.) evvel de putlara tapmayan bir zattı.Rasulullah’ın daveti üzerine hemen iman etti.Bedir gazasında bulunmuştur.Abdullah bin Selül’ün Müslüman olan kızı Cemile(r.anha) ile Uhud Gazvesi’nden bir gün önce evlendi.

Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in Mekkeli müşriklerle harp için Uhud’a gittiğini duyunca geç kalırım korkusuyla boy abdesti almaya fırsat bulamadan İslam ordusuna katılan Hanzale (r.a.) müşrüklerin üzerine can siparane hücum etti ve şehitlik metebesine kavuşuncaya kadar durmadan çarpıştı.

Muharebe esnasında Ebu Süfyan’la karşılaştı ve onu atından yere düşürdü.Ebu Süfyan’ın çevresinden yardım istemesi üzerine Şeddad bin Esved yetişip Hanzale(r.a.)’yi mızrakla şehit etti.

Şehit olduktan sonra Ashab-ı Kiram’dan Hanzale’yi görenler başından su aktığını fark ettiler. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) “Ben Hanzale’yi yerle gök arasında gümüş bir tepsi içinde yağmur suyu ile yıkadıklarını gördüm.”buyurdu.

Ashab-ı Kiram onun boy abdesti alamadan şehit düştüğünü ve melekler tarafından yıkandığını öğrendikleri zaman ona “Gasilü’l Melaike”(meleklerin gaslettiği,yıkadığı kimse) lakabını verdiler.

Ashab-ı Kiram içinde Evs kabilesinden olanlar ,Hazrec kabilesinden olanlara karşı “Meleklerin yıkadığı Hanzale (r.a) bizdendir.”diye iftihar ederlerdi..

Hadis-i Serif

“ Küçük iken ölen çocuklarınız ,cennet (ehlin) in küçükleridir.Onları biri (ana-) babasıyla karşılaşıp elbisesi (nin etekleri) ne yapışır ve Allah onu ve (ana-) babasını cennete sokuncaya kadar bırakmaz.” (Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim)

 
Fazilet Takvimi 2008

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Er İsmail’in Şiiri

Posted by Site - Yönetici Nisan 10, 2008

Er İsmail_in Şiiri,canakkale,

Er İsmail’in Şiiri

Bu şiir, şehit olduktan sonra bir askerimizin cebinden çıkmıştır.

Şu dağlarda Türk’ün erkek sesi var

Türk oğlunun oktan yaydan süsü var

İsmail’in Vatan’dan başka nesi var

Emir senden, ölmek bizden yüzbaşım.

 **********************************

Bize şu dağlara seyirt deyiver

Altıncı mangaya yiğit deyiver

İsmail’e raporda şehit deyiver

Emir senden, ölmek bizden yüzbaşım.

Er İsmail, 1915

Posted in Şiir | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: