Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Raks ve Coşmak – Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Caizmi ?’

Raks ve Coşmak – Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Ve İlahi Caizmi ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 27, 2014

Raks ve Coşmak - Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Caizmi

Raks ve Coşmak – Def İle Ney İle Çalgı İle Zikir Caizmi ?

(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi kimdir ?

Alttaki yazıyı okumanızı Tavsiye ederim…..

Kurtubî hazretleri , Turtûşî (r.h.) [1] hazretlerinden naklettiler.

Kendisine soruldu:
-“Bir kavim (bir topluluk), bir yerde toplanıyorlar. Kur’ân-ı kerimden bir şeyler okuyorlar. Sonra da, onların söyleyeni kendilerine şiir (ilâhî, kasîde, na’t ve benzeri) şeyler söylüyor. Raksediyorlar. Coşuyorlar, Def [2] çalıyorlar ve (yollarının büyüklerini) medhediyorIar...(Ney ve kaval gibi aletleri üflüyorlar [3] Böyle bir toplulukla hazır olmak ve onlarla beraber olmak helal mi değil mi?

Tarsûsî (r.h.) hazretleri buyurdular:
-“(Böyle yapan sevap ve ibâdet niyetiyle def çalan, methiyeler okuyan ve coşan) sofiyyenin yolu,
1- Betâlet (boş şeylerle meşgul olmak),
2- Cehalet ve,
3- Dalâlettir. (Yani sapıklıktır…)

islâm dini, Allah’ın kitabı (Kur’ân-ı kerim) ve Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden başka bir şey değildir.
(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi Sâmiri’nin arkadaşlarıdır. (Sâmirinin yapmış olduğu buzağıya tapan Yahudîlerdir…)
Onlar, buzağı sesi gibi böğürmesi olan buzağı heykelinden bir ceset edindikleri zaman; ayağa kalktılar ve onun çevresinde raksetmeye başladılar. Ve kendilerinden geçtiler. İşte bu (raksetmek ve kendinden geçip coşmak) kâfirlerin dinidir.
Buzağıya tapan müşrik Yahudilerin dinidir .

Raks ve Ashâb?

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı ise (hâşâ raksetmek, kendinden geçmek ve coşmak şöyle dursun), onlar, başlarında uçacak kuş varmışçasına vakar ve sükûnetle otururlardı

Raksedenlerin Yerleri?

Sultan ve sultanın naibine (idarecilerine) gereken vazife, (def çalarak rakseden, oynayan, coşan ve kendisinden geçenlerin) mescidlerde hazır olmalarına ve başka yerlerde toplanmalarına mâni olmaktır .
Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kişiye, onların meclisinde hazır olmak helâl değildir. Onların bâtıl işlerinde onlara yardım etmesi kesinlikle helâl değildir

Bu gün inkıtâya uğrayan tarikatların câhil halkı kendisine çekmek ve cezb etmek için, def çalmak, kendi şeyhlerinin medhiyyelerini okumak, raksetmek, dönmek, coşmak ve benzeri islâm dışı, Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle ilgisi olmayan sapık faaliyetler içinde oldukları bir vakıadır.
Ve işin kötüsü bu sahte şeyhler, “Çırağlık” adı altında halktan aynî ve nakdî yardımlar toplayarak bu İşlerini devam ettirmektedirler.
Halkın çoğu onlara zekat ve sadakalarını vermektedir.
Halkın bunlara yapmış olduğu yardım da haramdır.
Günümüzde inkıtâya uğrayan tarikatları takip ettiklerini söyleyen kişilerin tek sermâyeleri, def çalmak, medhiyye okumak, raksetmek, yılan tutmak, yalan-yanlış muska yazmaktır.
Bu tür İnsanların âkibeti de gerçekten çok kötüdür.

Siverek’te özellikle bizim çevrede Sofi ibrahim’in unutulmayan bir hikâyesi vardır. Bir çok kitaba da geçen Sofu İbrâhimin hikâyesi sapık tarikat ehlinin en güzel Misâlidir.

Anlatırlar: Sofu İbrahim diye birisi vardı. 1930ların başlarında bu adam köylerde dolaşır, el defi çalar, beyit ve kasideler söyleyerek insanları başına topladıktan sonra kendisine şiş vurup, milleti etkileyerek dilenirdi. Onun nazarında halk, din adamlarını ve evliyayı haşa def çalan, rakseden, oynayan, coşan, kendisine debbûs (şiş) vuran ve sonra da kendi nefsi için dilenen aşağılık ve rezil kişiler sanıyordu.
Hatta onun bu tutumu bir çok kişinin dinden soğumasına sebep oluyordu. Orada bulunan eski eşkiyâlardan Osmanlı hapishanelerinde yatmış hapiste Kur’ân-ı kerimi öğrenerek tevbe etmiş bir zat, Sofu İbrâhimin hareketlerinin Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyie bağdaşmadığım İslâm dininin bu tür şeylerle asla bir ilgisinin olmadığını halka anlattı. Ama kimse ona inanmadı. Sofu İbrahim yine Fırat nehrine yakın bir köye gitti. El defini çıkarttı. Def çaldı. Halkı, kadın-erkek, kız oğlan, çocuk büyük bütün köylüyü başına topladıktan sonra, coştu. Kendi şeyhlerinin üzerlerine medhiyeler okudu. Sonra da debbûs edilen özel şişler çıkarttı. Kendisini orada herkesin gözünün önünde şişledi. Şişleri çıkarıp demledi. Sonra da halktan yiyecek ve para dilenmeye başladı. Köylüden topladığı eşyasını merkebine yükledi. Köyden dışarıya çıktı. Orada bir ağaç vardı. Dut ağacının altına oturdu. Merkebini ağaca bağladı. El defi ve diğer malzemelerini de yanına koyarak istirahata çekildi. Uyudu, Sonrasını Sofu İbrahim şöyle anlatır:
“-Köylerde dilenmekten yorulmuş, dinlenmek ve istirahat etmek için köyün kenarında bir ağacın altında uzanmıştım. Uyku ile uyanıklık arasında idim. Çok geçmedi. Baktım ki 1800’lerin sonlarında o civarlarda yaşamış olan “Deli seyyid” adında bir zat rüyama girdi. Savaşa gider gibi kuşanmıştı. Elinde kılıcı vardı. Büyük bir haşmet ve azametle üzerime geldi ve bana;
-Ey Sofu İbrahim! Sofu ibrahim! Sofu ibrahim!” diye bağırdı.
Onun sesinin korkusundan dudaklarım uçukladı. Konuşmasına devam etti.
-“Ümmeti Muhammed (s.a.v.) Allah’tan, Resûlullah’tan kitabullah’tan ve Din-i Mübîni İslâm’dan habersiz ve câhil bir şekilde yaşarken ve bilgiye muhtaçlar iken, sen sofu olduğunu söylüyorsun, tasavvuf ehli olduğunu İddia ediyorsun, onlara islâm dinini öğreteceğine onların dini duygularını istismar ediyorsun? Neden Allah’ı, kitabı, Resûlüllah’t dini ve İslam büyüklerini alet ederek dileniyorsun?
Dilencilik haram değil mi?
Senin dini istismar ederek halktan bir şeyler alman haram değil mi?
Senin yaptığın bu hareketinle bir çok kişinin dinden soğumasına, evliya ve gerçek sofu ve tasavvuf ehline düşman olmasına yol açıyorsun?…” Ben de;
-“Efendim zorla almıyorum! Halk kendi istek ve arzusuyla seve seve bana veriyorlar!” dedim… Daha da kızdı:
-Halk seni evliyâullah sanarak, hâl sahibi ve ermiş bir kişi olduğunu zannediyor. Halbuki sen Allah’ın düşmanısın! Ümmeti Muhammed (s.a.v.)’e acıyacağına, onlar için göz yaşı dökeceğine ve onların hidâyeti için çalışacağına sen insanları kendi maddî çıkarlarına alet ediyorsun?” Bu halinle sen bir zındıksın!” diye bağırdı. Bana kızdı. Ve kılıcını çekti. Karnıma vurup sırtımdan çıkarttı.
“Kim ahiret amel (iş)i ile dünya (malı kazanmayı) dilerse yüzünün güzelliği değişir, zikir (ve vird)i iptal edilir. Ve ismi (cehennem) ateş (in)de sabit kılınır.” Hadisi şerifini okuyarak gitti. Giderken de Ziya Paşanın şu beyitlerini mırıldanıyordu. “Lanet ola ol male ki, tahsiline anın Ya din ola, ya ırz-u namus ola alet”

Uyandığım zaman büyük bir ağrı ve sancı hissettim. Karnımda sanki, bir kılıç yarası vardı. Kılıç – vurulan yer kıpkırmızı olmuştu. Dilenmiş olduğum bütün eşyaları, el defini ve şişlerimi orada bırakıp yollara düştüm. Derdime çare aradım. Gitmiş olduğum bütün kapılar yüzüme kapandı. Kime derdimi ve ağrımı anlatıysam çare bulunamadı. Çok geçmeden Sofu İbrahim bağıra bağıra can verdi. Ölürken,
İlmi’ manevivâti ve mukaddesatı dünyaya alet etmeyin!
El defi çalmak, debbûs vurmak! Medhıye söylemek, coşmak ve raksedip kendinden geçmek Keramet değildir. İslâm diniyle alâkası yoktur. Kur’ân-ı kerim ve sünnetle ilgisi yoktur. Ben hatâ ettim… Bana bu yolu öğretenler benden daha çok hatalıdırlar!” diye haykırıyordu. Çok feci bir şekilde can verdi. Allah taksiratını bağışlasın. Çünkü onun hayatı sebebiyle bazı gerçekler gün yüzüne çıktı.[ Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri ]

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/249.

Dipnotlar :

[1] – Turtûşî: İmam Ebû Bekir Turtûşîdir. Asıl ismi Muhammed bin El-Velid, bin Muhammed bin Halef bin Süleyman, Ebû Bekir et-Tartûşî (veya Turtûşî’dir…) 1059 (h.451) tarihinde doğdu. İyi bir eğitim gördü. Hadis, tefsir fıkıh ilimlerinde büyük bir âlim idi. İskenderiyyede zengin bir hanım ile evli olduğu için hanımının parasıyla bir medrese inşa etti. O medresede yıllarca ilim okuttu. Zâhid, verâ sahibi evliya bir kişiydi. Bir çok kitap yazdı.
1- Muhtasarü’t-Tefsirü’s-Salebî Tartûşî tefsiri” diye meşhurdur.
2- Ed-Dua,
3- Siracü’l-Mülûk,
4- El-Havâdisü vel-bed’u,
5- Et-Tahrîmu’s-Simâ,
Özellikle sirâcü’l-Mulûk isimli kitabı her idarecinin mutlaka okuması gereken bir kitaptır. Tartûşî 1126 (h. 520) yılında Iskenderiyye’de vefat etti.

[2] – Def: Madenî küçük ziller takılmış deri gergili kasnaklı bir vurmalı çalgı âletidir.. Batı Müziğinde karşılığı
Tamburin”dir… Günümüz defleri dâire şeklinde yuvarlıktırlar. Eski deflerin 4 veya 8 köşeli olanları vardı.
Bu gün inkıtaa uğrayan bir çok tarikat erbabı bu çalgı aletiyle zikir yapmaktadırlar. Ve çalgı aleti olan defe kutsiyet vermektedirler. Def çalmakla sevap kazandıklarını zannetmektedirler. Mütercim.

[3] – “Ney ve kaval gibi çalgı aletlerini üflemek ibaresi, Ruhu’l-Beyanm kaynağı olan Hayâtü’l-Hayevânü’l-
Kubrâ kitabında bulunduğu için burada parantez içinde aldım. Bakınız: Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c.
1,8.458, Demirî.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Müzik - Musiki, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: