Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Nasihat’

Nasihat

Posted by Site - Yönetici Ekim 15, 2013

Nasihat

Ey kardeşim!

Günlerini zayi etme! Çünkü senin günlerin sermâyendir. Sen sermâyeni kabzedip elde tuttuğun müddetçe kârlı iş yapmaya kaadir olursun.

Daha çok sermâye tahsil etmek için çalış. (Sermâyeyi art­tırmanın yolları:)

1-Taat’a sarıl,

2– İbâdetlere koyul,

3–  Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetini ihya et,

4– Ölmeden ve fevt olmadan önce Efendimiz (s.av.) hazretlerine salât ü selâm getir,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 4/271-272

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

TV Müftüleri – Aşure Günü – Ashab-ı Kram – Ve Kerbela Hakkında – VAAZ – Seyfeddin Alkan Hocaefendi

Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2011

TV MüftüleriAşure GünüAshab-ı Kram – Ve Kerbela Hakkında – VAAZ – Seyfeddin Alkan Hocaefendi

Bu vaaz`ı Gönderen Kardeşimize ve Emegi Geçen Ben Fakire Bir Dua Edin LÜTFEN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | 1 Comment »

Nasihat H.z Ali (k.v) den.

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

Nasihat - H.z Ali (k.v) Buyurdu Ki

Nasihat – H.z Ali (k.v) Buyurdu Ki :

Size beş şey ögretecegim, dikkat edin,ezberleyip aklınızdan çıkarmayın.

Onları gemilere binip uzun seferlere,uzak memleketlere gitseniz bile benden başka ehlini bulup ögrenemezsiniz :

1- Kimse Allah`tan başkasından bir şey ümit etmesin.

2- Kimse günahından başka bir şeyden korkmasın.

3- Alim, bilmedigi şeyi ögrenmekten omuz silkmesin, kaçmasın.

4- Sizden birinize bilmedigi bir şeyden sorulursa, bilmiyorum desin.

5- Beden için baş ne ise,iman için de sabır odur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, H.z Ali, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Öğüt almanın yaşı yok

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2008

20120603_194237-copy-jpgr56

Öğüt almanın yaşı yok


ÖĞÜT ALMASINI / NASİHAT DİNLEMESİNİ BİLENE ÖĞÜTLER

Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle…

Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

Zarif ol, kimseyi bile bile kendinden soğutma…

İşi ne kadar önemsiz olursa olsun, ekmek parası için çalışan herkese saygı duy…

İnsanlara üçüncü bir şans verme, bırak ikide kalsınlar….

Herkesin önünde öv ama eleştirilerini bir kenara çekerek söyle…

Asil savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al…

Köprülerini atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

Yeterli zamanım yok deme, büyük insanların da günleri 24 saattir…

“Bilmiyorum” demekten çekinme…

Sevdiğine önce çiçeği yolla, sebebini sonra bul…

Başucunda kâğıt kalem bulundur… Milyarlık fikirler bazen sabaha karşı saat 3”te gelir…

Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmaya da zaman ayır…

Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret….

İlk önce sen “Merhaba” de….

Herhangi bir konuda öğretmenlik yap, herhangi bir konuda öğrenci de ol…

Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor…

Hayat arkadaşını çok dikkatli seç, mutluluğun ya da bedbahtlığın yüzde doksan biri bu karara bağlıdır….

İş ve aile ilişkilerinde en önemli şeyin “Güven” olduğunu aklından çıkarma…

Asla birilerinin “umud”unu kırma, belki de sahip oldukları tek şey o”dur….

Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı imkânlar bazen bir lutûftur çünkü başarmayı başka hiç bir şey bu kadar teşvik edemez…

“Atak” ve “Cesur” ol, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın…

İnsanlara verdiğin nasihatin tersi davranışlarda bulunma…

Hatalarını kabul et…

Zekânı eğlendirmek için kullan, başkaları ile eğlenmeye değil…

Sağlıklı olmanın değerini bil…

Fikren-zihnen bulanık, moralin bozukken kimseye görünme…

Çocuklarla oyun oynadığında bırak kazansınlar…

Eski hatalarına hayıflanmakla zaman kaybetme, onlardan ders al ve arkana bakma…

Gelenek ve göreneklerine saygılı ol… sevdiklerini esirge…

Her şeyi bulduğundan daha iyi bırak…

Gerektiğinde “fazla verici” olma, zaman zaman “hayır” demesini öğren…

Yalnız başlamasını bil….

Değer yargılarınla/kıymet hükümlerinle çelişmeyecek bir meslek seç…

Alçak gönüllü ol, sen gelirken onlar gidiyordu…

Mükemmeli ara, kusursuzu değil…

Açık, esnek ve mantıklı ol…

Tanıştığın herkes senin bilmediğin bir şeyler biliyordur, onlardan öğren…

Hayatın her zaman âdil olmasını bekleme…

Her zaman haline “şükr”et, “nankör” olma…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Cocuk`tan ibretlik sözler

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2008

Malik bin dinar ve cocuk,hikaye,dini hikayeler.

Cocuk`tan ibretlik sözler

Malik bin Dinar Hazretleri, bir gün, bir sabiye ( kücük cocuga ) rastladi.

Cocuk toprak ile oynuyordu. Bazen gülüyor ve bazende agliyordu .

Malik bin Dinar buyurdu :

– Icime O cocuga selam vermek dogdu. Nefsim kibirlenip selam vermekten vazgecti.

Ben nefsime şöyle seslendim : Ey nefsim ! Peygamber efendimiz S.A.V. Hazretleri kücük ve büyük herkese selam verirdi. Sende bu cocuga selam ver !

Ve O cocuga selam verdim,

Cocuk

-Ve aleykümüsselam ve rahmetullahi ve berekatuhu ,

Ey Malik bin Dinar.

Sordum

– Beni nereden tanidin? Daha önce beni görmüslügün yoktu ?

Cocuk

– Melekut aleminde ruhum, senin ruhunla karsilasti. Ölmeyen ve sürekli hayy olan Allahi Teala bizleri tanistirdi.

Ben ona sordum

– Akil ile Nefsin arasindaki fark nedir ?

Cocuk

-Nefsin ,seni bana selam vermekten alikoyandir. Aklin ise seni selam vermeye tesvik eden ve zorlayandir.

Yine sordum

Senin halin nedir ? Niye bu toprakla oyniyorsun ?

Cocuk

Cünki biz Topraktan yaratildik; yine ona döndürülecegiz !

Yine sordum

– Bazen gülüyor ve bazende agliyorsun ?

Cocuk

-Evet ! Rabbimin azabini hatirladigimda agliyorum; rahmetini hatirladigimda ise gülüyorum.

Ben sordum

– Evladim ! Senin ne günahin var ki ?

Cocuk

-Ey Malik bin Dinar ! Böyle söyleme ! Görmüyormusun büyük odunlari tutusturmak icin, önce kücük odunlari tutusturuyorlar !

Ruhulbeyan tercümesi cild.1 sahife 426

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Tevbe, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

FiTNE VE FESAT ZAMANINDA KAZANILAN ECiR

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2008

Dua (2)

FiTNE VE FESAT ZAMANINDA KAZANILAN ECiR

Ebu umeyye es-seybani diyor ki : Ebu salebe el-huseni`ye sordum. Ya Eba Sa`lebe, ” Siz kendi nefsinize bakiniz” (Maide,105) mealindeki ayet-i kerime hakkinda ne dersiniz ?

Tam yerinde sordun ,Ben de o ayeti Rasulullah`a (s.a.v.) sordugumda søyle buyurmustu : ” Birbirinize iyilikleri ve hayir isleri tavsiye edin. Køtuluklerden ve zararli seylerden birbirinizi sakindirin, Cimriligin cogaldigi, nefsin arzularina uyuldugu, dunyanin tercih edildigi, herkesin kendi kendini begendigi zamana ulastiginda,kendine bak. Insanlari birak. ileride sabredilecek gunler yasayacaksiniz. O zamanlarda sabretmek, elde ates ,tutmak gibidir. O gunlerde salih ameller isleyene,ayni amelleri isleyen elli kisinin sevabi verilir.

Ebu Davud sunu ilave etti : Ashab-i Kiram, ” Ya Resulallah ! Bizden mi, yahut o zamanda yasayan insanlardan mi elli kisinin sevabini alacaklar ? ” dediklerinde Peygamber efendimiz (s.a.v.) : ” Hayir,sizden elli kisinin ecir ve sevabini kazanacaklar,” buyurdular.

Fazilet Takvimi 15.04.2008

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Nasihat – İbrahim Edhemden Birisi Nasihat İstedi.

Posted by Site - Yönetici Kasım 19, 2007

2014-06-09 20.26.54 copy

İbrahim Edhemden Birisi Nasihat İstedi.

Buyurdu ki, altı şeyi kabul edersen, hiçbir işin sana zarar vermez.

O altı şey şudur:

1- Günah yapacağın zaman, Onun rızkını yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan etmek, doğru olur mu?

2- Ona asi olmak istersen, Onun mülkünden çık! Mülkünde olup da, Ona isyan etmek, layık olur mu?

3- Ona isyan etmek istersen, gördüğü yerde günah yapma! Görmediği bir yerde yap! Onun mülkünde olup, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah yapmak, uygun değildir.

4- Can alıcı melek, ruhunu almaya geldiği zaman, tevbe edinceye kadar izin iste! O meleği kovamazsın. Kudretin var iken, o gelmeden önce tevbe et! O da, bu saattir. Zira, Melek-ül-mevt, ani gelir.

5- Mezarda, Münker ve Nekir ismindeki iki melek, sual için geldikleri vakit, onları kov, seni imtihan etmesinler! Soran kimse dedi ki, (Buna imkan yoktur). Şeyh buyurdu ki, (Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!)

6- Kıyamet günü Allahü teâlâ (Günahı olanlar, Cehenneme gitsin!) diye emredince, ben gitmem de!

Soran kimse dedi ki, (Bu sözümü dinlemezler). Bunun üzerine, o kimse, tevbe etti ve ölünceye kadar, tevbesinden vazgeçmedi. Evliyanın sözünde, rabbani tesir vardır.

İbrahim-i Edhemden sordular ki, Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyiniz! Kabul ederim, veririm) buyuruyor. Halbuki, istiyoruz, vermiyor? Cevap buyurdu ki:

Allahü teâlâyı çağırırsınız, Ona itaat etmezsiniz. Peygamberini tanırsınız, Ona uymazsınız. Kur’an-ı kerimi okursunuz, gösterdiği yolda gitmezsiniz. Cenab-ı Hakkın nimetlerinden faydalanırsınız, Ona şükür etmezsiniz. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilirsiniz, hazırlıkta bulunmazsınız. Cehennemi, asiler için yarattığını bilirsiniz, ondan sakınmazsınız. Babalarınızın, dedelerinizin ne olduklarını görür, ibret almazsınız. Aybınıza bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırsınız. Böyle olan kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına, gökten ateş yağmadığına şükretsin! Daha ne isterler? Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?

[Allahü teâlâ, Mümin suresinin altmışıncı âyetinde, (Dua ediniz, kabul ederim), isteyiniz, veririm buyuruyor. Duanın kabul olması için, beş şart vardır: Dua edenin Müslüman olması, Ehl-i sünnet itikadında olması, haram işlemekten, bilhassa haram yemekten, içmekten sakınması, farzları yapması, bilhassa beş vakit namaz kılması, Ramazan oruçlarını tutması, zekat vermesi, Allahü teâlâdan istediği şeyin sebebini öğrenip, bunu araması lazımdır. Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şey istenince, o şeyin sebebini gönderir ve bu sebebe tesir ihsan eder. İnsan bu sebebi kullanıp, o şeye kavuşur. Evliyasının hatırı için, âdetini bozarak, bunlar dua edince veya Evliyayı kiram vesile edilerek dua edilince, bunlara (Keramet) olarak, sebebe hacet kalmadan, doğruca istenileni verir.]

Siz, adem diyarından, bu varlık alemine, kendiliğinizden gelmediğiniz gibi, oraya, kendiniz gidemezsiniz. Gördüğünüz gözler, işittiğiniz kulaklar, duygu edindiğiniz organlar, düşündüğünüz zekalar, kullandığınız eller ve ayaklar, geçeceğiniz bütün yollar, girip çıktığınız bütün mahaller, hulasa, ruh ve cesedinize bağlı bütün aletler, sistemler, hepsi ve hepsi, Allahü teâlânın mülk ve mahlukudur. Siz Ondan hiçbir şey gasp edemez, mülk edinemezsiniz! O, hayy ve kayyumdur. Yani, görür, bilir, işitir ve her var olan şeyi, her an varlıkta durdurmaktadır. Hepsinin idaresinden, hallerinden bir an gafil olmaz. Mülkünü kimseye çaldırmaz. Emirlerine uymayanların cezasını vermekten de, aciz kalmaz. Mesela, Ayda, Merihde ve diğer yıldızlarda insan olmadığı gibi, bu Erd küresinde de bulunmasaydı, bir şey lazım gelmezdi. Bundan dolayı, büyüklüğünden bir şey eksilmezdi.

Hadis-i kudside buyuruyor ki:
(Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en mütteki, itaatli kulum gibi olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi aşağı gören, düşmanım gibi olsanız, üluhiyyetimden bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganidir, Ona hiçbiriniz lazım değildir. Siz ise, var olmanız için ve varlıkta kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtaçsınız.) [Müslim]

Güneşten ziya ve hararet gönderiyor. Aydan ışık dalgaları aks ettiriyor. Siyah topraktan, tatlı renkli, hoş kokulu nice çiçekler, güzel yüzler yaratıyor. Rüzgardan gönüllere ferahlık veren nefesler döküyor. Birçok senelik uzaklıktaki yıldızlardan, şu çıktığınız, sonunda gömüleceğiniz topraklara nurlar yağdırıyor. Zerrelerinde nice nice titreşimlerle tesirler uyandırıyor. [Bir taraftan, beğenmediğiniz, iğrendiğiniz pislikleri, en küçük, en hakir mahlukları [mikroplar] vasıtası ile, toprağa çevirip, çiğnediğiniz bu toprakları bitki fabrikasında, vücudunuz makinesinin yapı taşı olan, protein, yani yumurta akı maddesi haline döndürüyor. Bir taraftan da yine nebatat fabrikasında, toprağın suyunu, havanın boğucu gazı ile birleştirerek ve içerisine, semadan gönderdiği enerjiyi, kudreti depo ederek, nişastalı, şekerli maddeleri ve yağları, yani vücudunuz makinesini işletecek kudret kaynağını yaratıyor.] Böylece, tarlalarda, çöllerde, dağlarda, derelerde, bitirdiği nebatlarda ve yer yüzünde ve denizlerin dibinde gezdirdiği hayvanlarda, midelerinize gidecek, sizi besleyecek rızk, gıda hazırlıyor. Akciğerlerinizde kimyahaneler açarak, burada kanınızın zehirini ayırıp, yerine oksijen yakıcı maddesini sokuyor.

Dimağlarınızda, fizik laboratuvarları açarak, burada his uzuvlarından, sinirlerden gelen haberler alınıp, demir taşına mıknatıs kuvvetini yerleştirdiği gibi, beyninize yerleştirdiği akıl ve yüreğinize yerleştirdiği kalb kuvvetleri tesiri ile, bir anda, çeşitli planlar hazırlanıp, emirler, hareketler meydana getiriyor.

Yüreğinizi çok karışık ve harika dediğiniz tesirlerle, geceli gündüzlü çalıştırıp, damarlarınızda kan nehirleri akıtıyor. Sinirlerinizde, akıllarınızı şaşırtan, nice nice yol şebekeleri dokuyor. Adalelerinizde sermayeler gizliyor. Daha ve daha birçok harikalarla, vücudunuzu techiz ediyor, tamamlıyor. Hepsine fizik kanunları, kimya reaksiyonları ve biyoloji olayları gibi isimler taktığınız, bir nizam ve ahenkle, tesis ediyor, montaj yapıyor. Kuvvet merkezlerini içinize yerleştiriyor. Gereken tedbirleri ruh ve şuurunuza tersim ediyor. Zihin denilen bir hazine, akıl namında bir miyar, fikir dedikleri bir alet, irade dediğiniz bir anahtar da, ihsan ediyor. Herbirini yerinde kullanabilmeniz için size tatlı, acı ihtarlar, işaretler, meyiller, şehvetler de veriyor. Daha büyük bir nimet olarak, sadık ve emin Resullerle açıkça, talimat gönderiyor.

Nihayet, vücudunuz makinesini işletip ve tecrübelerini gösterip, maksada göre kullanmanız ve istifade etmeniz için elinize teslim ediyor. Bütün bunları, size ve iradenize ve yardımınıza muhtaç olduğundan değil, mahlukları arasında size ayrı bir mevki, bir salahiyet vererek, mesut ve bahtiyar olmanız için yapıyor. Ellerinizi, ayaklarınızı, kullanabildiğiniz her uzvunuzu, arzunuza bırakmayıp da, yüreğinizin atması, ciğerlerinizin şişmesi, kanlarınızın dolaşması gibi, sizden habersiz kullansaydı, her işinizde, zorla, refleks hareketleri ile, çolak el, kuru ayak ile yuvarlasaydı, her hareketiniz bir titreme, her kımıldamanız bir siğirme olsaydı, kendiliğinize ve emanetlere malik olduğunuzu iddia edebilir mi idiniz? Sizi, cansızlar gibi, sade dış kuvvetler tesiri ile veya hayvanlar gibi, yalnız dış ve iç kuvvetler ile akılsız, şuursuz hareket ettirse idi ve evlerinize taşıdığınız nimetlerden, yük hayvanı gibi, ağzınıza bir lokma verseydi, onu alıp yiyebilecek mi idiniz?

Doğmadan evvelki, doğduğunuz zamanki halinizi düşünüyor musunuz? Üzerinde yatıp kalktığınız, yiyip içtiğiniz, gezip dolaştığınız, gülüp oynadığınız, dertlerinize deva, korkulara, sıcağa, soğuğa, açlığa, susuzluğa, yırtıcı ve zehirli hayvanların ve düşmanların hücumlarına karşı koyacak vasıtaları bulduğunuz şu yer küresi yapılırken, taşları, toprakları hilkat fırınlarının ateşlerinde pişirilirken, suyu ve havası, kudret kimyahanesinde inbiklerden çekilirken, siz nerede idiniz, ne içinde idiniz, hiç düşünüyor musunuz?

Bugün, bizim dediğiniz karaların, denizlerden süzülüp ayrıldığı, dağların, derelerin, ovaların, tepelerin döşenildiği zaman, acaba nerede idiniz? Denizlerin acı suları, Hakkın kudreti ile buharlaştırılarak, gökte bulutlar yapılırken, o bulutlardan yağan yağmurlar, [çakan şimşeklerin ve güneşten gelen kudret, enerji dalgalarının hazırladığı gıda maddelerini] yanmış, kurumuş toprakların zerrelerine işletip, o maddeler, [ziya ve hararet şuaları tesiri ile] oynayıp titreşerek hayatın hücrelerini yetiştirirken, nerede idiniz ve nasıldınız?

Bugün kendinize maymun tohumu derler, inanırsınız. Allah yaratır, yaşatır, öldürür, her şeyi O yapar derler inanmak istemezsiniz.

Ey insan! Acaba sen nesin? Babanın damarlarında neydin? Bunak, örümcek kafalı, gerici diye hakaret ettiğin babana, vaktiyle damarları içinde sıkıntı verirdin. O zaman, seni oynatan kimdi ve sen onu, niçin rahatsız ediyordun? O, istese idi, seni bir çöplüğe atabilirdi, fakat atmadı. Seni, bir emanet gibi sakladı. Bol bol besleneceğin bir gülşen seray-ı ismete tevdi etti ve nice zaman himayene uğraştı ise, sen niçin sıkıntılarından babanı mesul tutarak tahkir ediyorsun da, nimetlerinden ona ve yaratanına bir şükür payı ayırmıyorsun? Sonra sen, emanetini niçin herkesin kirlettiği çöplüklere döküyorsun?

Etrafın, arzu ve emellerine uyduğu zaman, her şeyi, aklınla, ilminle, fenninle, gücünle, kuvvetinle yaratarak yaptığına, bütün başarıları icat ettiğine inanıyorsun. Hakkın sana verdiği vazifeyi unutuyor ve o yüksek memurluktan istifa ediyor ve emanete sahip çıkmaya kalkıyorsun. Kendini malik ve hakim tanımak ve tanıttırmak istiyorsun. Öte taraftan, etrafın, arzularına uymaz, dış kuvvetler seni mağlup etmeye başlarsa, o zaman da, kendinde hasret ve hüsrandan, acz ve yeisten başka bir şey görmüyorsun. Hiçbir irade ve ihtiyara sahip olmadığını, her şeyin cebr elinde esir olduğunu ve varlığının, otomatik ve fakat zembereği kırık bir makine gibi olduğunu iddia ediyorsun. Kaderi bir (İlmi mütekaddim) değil, bir (cebri mütehakkim) manasında anlıyorsun. Bunu söylerken, ağzının, gramofon gibi olmadığını da, sezmez değilsin.

Sofrana, sevdiğin yemekler gelmediği zaman eline geçirebileceğin kuru ekmeği yemekle, yemeyip açlıktan ölmek arasında hür ve serbest bulunduğun ve kuru lokmalar, ağzına zorla tıkılmadığı halde, elini, dilini uzatır, onları yersin. Hem yersin, hem de bir şey yapmadığına hüküm edersin. Düşünmezsin ki, elin ve ağzın, yine arzunla oynamış ve bu oynayış bir sıtma, bir titreme olmamıştır. Fakat, böyle mecbur olduğun zamanlarında bile, iradene malik olduğun halde, seni aciz bırakan, harici kuvvetler karşısında kendini mecbur, esir, hasılı bir hiç bilirsin.

Yahu! İşin yolunda, muvaffakiyet ve muzafferiyet yanında olunca (Hep), işlerin aksi, ters olduğu zamanında ise, kaderin cebri altında oyuncak bir (Hiç) diye iddia ettiğin o sen, bunlardan hangisisin? Hep misin, hiç misin?

Ey Âdem oğlu! Ey noksanlık ve taşkınlık içinde yüzen insan! Siz, ne hepsiniz, ne de hiçsiniz! Her halde ikisi arası bir şeysiniz. Evet siz, icat etmekten, her şeye hakim ve galip olmaktan, şüphesiz uzaksınız. Fakat, inkâr olunamayan bir hürriyet ve ihtiyarınız, sizi hakim kılan, bir arzu ve seçim hakkınız vardır. Siz, eşi ortağı bulunmayan bir hakim ve mutlak, başlı başına bir malik olan, Hak teâlânın emri altında, ayrı ayrı ve müşterek vazifeler alan, birer memursunuz! Onun koyduğu ahkam ve nizam ile, Onun tayin ettiği mevkileriniz ve halk edip emanet olarak verdiği salahiyet ve vasıtalarınız nispetinde vazife yaparsınız. Amir ancak O, hakim yalnız O, malik yine Odur. Ondan başka amir, Ona benzer hakim, Ona ortak malik yoktur. Sizin o kadar benimseyerek, hevesle atıldığınız maksatlar, gayeler, giriştiğiniz mücadeleler, sarf ettiğiniz gayretler, duyduğunuz iftiharlar, kazandığınız başarılar, Onun için olmadıkça, hep yalan, hep boştur. O halde kalblerinizde, niçin yalana yer veriyorsunuz da, şirklere sapıyorsunuz? Niçin, eşsiz hakim olan, Hak teâlânın emirlerine uymuyor, Onu mabud tanımıyorsunuz da, binlerce, hayal olan, mabudlar arkasında koşuyor, hepiniz sıkıntılar içinde boğuluyorsunuz? Her neye koşuyorsanız, sizi sürükleyen bir emel, bir ihtiyar, bir iman değil midir? Niçin o emeli Haktan başkasında arıyorsunuz? Niçin, o imanı Hakka tahsis etmiyor, o ihtiyarı bu imana ve imanın neticesi olan amellere sarf etmiyorsunuz?

Hak teâlânın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak çalıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden, Allah`ın merhameti, neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakka imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allahü teâlânın merhameti ve ihsanıdır. Gördüğünüz her musibet ve felaket de, hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın neticesidir. Bunlar ise, hakkı tanımamanın, zulüm ve haksızlık etmenin cezasıdır. Bu da, hukuku kendiniz kurmaya kalkışmanın, Hak teâlâ ile yarış edebilecek şeriklere tâbi olmanın, hasılı, halis tevhid ile, yalnız Hak teâlâya iman etmemenin neticesidir.

Hulasa, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen, ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesat karanlığı, hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakkı tanımadıkça, Hakkı sevmedikçe, Hak teâlâyı hakim bilip, Ona kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Haktan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur. Görmez misiniz, camiye gidenler sevişir, meyhaneye gidenler dövüşür.

Hak teâlâdan başka her neye gönül verseniz, her neye tapınsanız, hepsinin zıddı, mukabili vardır. Bunların hepsi de, Hakkın kudreti ve iradesi altındadır. Şeriki, naziri, misli, zıddı, mukabili olmayan, yegane hakim, ancak Hak teâlâdır ve ancak Onun mukabili bâtıldır, yanlıştır ve varlığı mümkün olmayan bir yokluktur.

Hak teâlâdan başka, her neye tâbi olur, her neye tapınır, Onun yerine, her neyi sever ve hakiki hakim tanırsanız, biliniz ki, onlar da sizinle beraber yanacaktır.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, İbrahim Bin Ethem | Etiketler: , | Leave a Comment »

Nasihat .

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2007

Nasihat .

Nasihat . 

Bir Allah dostunun çevresindekilere yaptığı nasihatta neler diyor. Diyor ki:

Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama sırrını verme!
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman boş verme!

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama bölücü olma!

Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama kendini beğenme!

Fidan büyüt, garib doyur, çocuk besle ama kin besleme!

Davet et, hayret et, af et, tevbe et, ama ihanet etme!

Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ortak koşma!

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama ağzını açma!

Okumaktan zarar gelmez, oku ama lanet okuma!

Rakibini geç, sınıfını geç ama gülüp geçme!

Ev al, araba al, abdest al ama beddua alma!

Zulmü devir, ama çam devirme!

Yaklaş konuş, tanış ama uzaklaşma!

Doğrul, devril ama eğrilme!

Seslen, uslan ama yaslanma!

İtil, atıl ama satılma!

Bir başka Allah dostunun şu nasihatlarına da lütfen dikkat ediniz. Bu zat da diyor ki:

İyiyi emret, kötüden sakındır!
Mazluma yardım et, zayıfa destek ol!
İşlerinde orta yolu tut!
İltifatta ileri gitme!
Oturduğunda fazla kalma!
Dişlerini ellemekten, parmaklarını burnuna sokmaktan, cemaatte ve namazda burnunu temizlemekten sakın!
Sözün düzenli olsun!
Kendini beğeniyor izlenimi verme!
Yaptıklarından, yapacaklarından fazla söz etme!
Gülünç şeylerle meşgul olma!
Kendinden öğünme!
Giyim kuşamda süsten kaçın; pespaye`de olma!
İhtiyaçlar üzerinde fazla durma!
Birini, zulüm yapmak için teşhir etme!
Cehaletten sakın!
Delilini iyi düşün!
İyi gün dostundan sakın! Çünkü o en büyük düşmanındır.
Malını şerefinden üstün tutma!
Bir yere vardığında önce selam ver!
Çevreni kirletme!
Kul hakkını gasbetme!
Eline, diline, beline sahip ol!
İsraftan sakın!
Oburluk yapma!
Erken yat, erken kalk!
Zalim de olma, zalimlere yardımcı da olma!
Haydi, Allah hayırlı işlerinde yar ve yardımcın olsun. Dünya da da ahirette de aziz olasın…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Güncel, Gündem, Nasihat | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: