Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Emanet’

EMANET.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 24, 2015

Muhammed mustafa,Emanete hiyanet,emanet islam dini,dinimizislam,

EMANET.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

mk-013-1

Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara arzettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan ürktüler« (43)

Âyet-i kerimedeki «emanet» in mânası, karşılığında sevap yahut ceza tahakkuk eden ibadet ve farzlardır.

Kurtubî’ye göre «emanet» bütün din görevlerini içine alır,âlimlerin çoğunluğunun görüşü ve sahih fetva bu şekildedir. Fakat ayrıntılarda çe-şitli görüşler vardır. îbni Mes’ud’a göre âyet-i,kerime, mal güvenliği ile ilgilidir, emanetler ve benzeri gibi. Yine ona isnad edilen başka bir görüşe göre âyette bütün farzlar kasdedilmekle birlikte özellikle mal güvenliği sözkonusudur.

Ebu Derda «cünübluktan arınmak emanettir» der. İbni Ömer «insan vücudunda Allah’ın ilk yarattığı organ cinsiyet uzvudur. Sanki Allah kuluna «bu uzuv,senin uhdene tevdi edilmiş bir emanettir, onu mutlaka yerinde kullan,onu koruduğun müddetçe ben de seni korurum» demiştir. Buna göre cinsiyet uzvu bir emanettir, söz gibi emanettir, kulaklar birer emanettir,dil bir emanettir,karın,eller ve ayaklar birer emanettir.Emaneti korumayanın imanı yoktur.

Hasan der ki, «emanet göklere, yere ve dağlara arzedildi, bunların hepsi içindekilerle beraber titrediler. Çünkü Allah onlara teker teker «eğer emaneti iyi kullanırsan seni mükâfatlandırırım, eğer kötüye kullanırsan cezalandırırım» diye buyurdu.

Bunun için her biri «hayır» cevabını verdi.

Mucahid (rehimehullahu) der ki, «Allah Hz. Adem’i yarattığı za-man emaneti ona da ayni şartlarla teklif etti. Adem «onu yükleniyorum» dedi.

Hiç şüphesiz Allah emaneti göklere, yere ve dağlara mecbur tutarak değil, onları gönüllü bırakarak arzetmiştlr. Yoksa eğer onu onlara, mecbur tutarak teklif etmiş olsaydı, onlar da onu üzerlerine almaktan kaçınmazlardı.

Kaffal ve onun görüşünde olanlara göre âyetteki «arzetme, teklif etme» ifadesi sembolik (temsilî) dir. Yani gökyüzü, yer ve dağlar, bütün iriliklerine rağmen, eğer emaneti yüklenmeye elverişli olsalardı, karşılığı olan mükâfat ve azabın önemi yüzünden, şeriatı omuzlamak bunlara ağır gelirdi Demektir ki, şeriatı yüklenmek, göklerin, yeryüzünün ve dağların kaçınmasını haklı çıkaracak kadar dev bir iştir.

Bununla birlikte ulu Allah’ın «insan onu yüklendi» diye belirttiği üzere, insanoğlu bu yükün altına girmiştir. Yani Hz. Adem tohum âleminde zürriyeti belinden çıkarken ve onlardan Allah’ı tanıyacaklarına dair söz alınırken kendisine arzedilen emanetin sorumluluğunu benimsemiştir.

Ulu Allah âyet-i kerimenin devamında «hiç şüphesiz o, (yani insan) çok zalim ve pek cahildir» buyuruyor. Demektir ki, o, bu yükü yüklenirken nefsine ağır şekilde zulmetmiştir, ayrıca yüklendiği sorumluluğun ağırlığı hususunda pek cahildir veya Allah’ın emirlerinin ne olduğunu bilmemektedir.

İbni Abbas’dan (R.A.) rivayet edildiğine göre şöyle buyuruyor: Emanet, Hz. Adem’e arzedildi, «bunu içindekilerle birlikte al, eğer itaat edersen seni affederim. Eğer emrimi kırarsan seni azaba çarptırırım» denildi. Hz. Adem «peki, onu içindekilerle birlikte kabul ediyorum» diye cevap verdi. Fakat o günün ikindisi ile akşamı arasındaki kadar bir zaman henüz geçmişti ki, Hz. Adem yasak ağacın meyvasını yedi. Ne var ki, Allah hemen rahmetini arkasından yetiştirdi de kusuruna karşılık tevbe «ederek yine doğru yola döndü.

«Emanet» kelime olarak «iman» kelimesi ile ayni köktendir. Buna göre Allah’ın emanetini koruyan kimsenin Allah da imanını korur. Peygamber’imiz (S.A.S.) şöyle buyurur:

« — Emanete karşı titizlik göstermeyenlerin imanı yoktur.Sözünde durmayanın dini de yoktur

Bu konuda bir şair şöyle der:

Korkarak hiyanete razı olanın boynu devrilsin!

O yüzden emaneti korumaya yan çizenin

Dini ve insanlığı bir yana bırakarak başını alıp gitmiştir.

Yaşadıkça başına gelecek belâlar birbirini takip edecektir.

Diğer bir şair de şöyle der:

Hıyanete boyun eğmeği huy edinen kimse

Pek kısa zamanda sıranın kendisine gelmesine lâyıktır.

Zilletler durmadan elemlerini yağdırırlar

Zimmetine hıyanet edenler ile sözünü tutmayanlara.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Mü’min hıyanet ve yalan ile ilgisi olmayan her huyu edinebilir.»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Ümmetim, emaneti ganimet ve sadakayı angarya saymadıkça iyi yoldadır»

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

Emaneti güvendiğin kimseye teslim et, sana hainlik edene sen de karşılık verme

Buharî ile Müslim’de Ebu Hureyre’den (R.A.) rivayet edilerek nakledildiğine göre Peygamber’imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:

Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, verdiği sözü tutmaz, uhdesine verilen emanete hiyanet eder

Demektir ki, münafık bir kimseye birisi güvenip bir sır verse hemen hıyanet ederek onu başkalarına açar, uhdesine maddî bir emanet tevdi edilse onu inkâr ederek veya korumayarak veyahut izinsiz kullanarak ona karşı hıyanet eder.

Emaneti korumak, mukarreb meleklerin, peygamberler’in sıfatı ve Allah korkusu taşıyan iyilerin huyudur. Ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:

Hiç şüphesiz Allah size emanetleri lâyık olanlara vermenizi emreder.» (44)

Bütün tefsir âlimleri, bu âyet-i kerimenin şeriatın bir çok temel prensibini kapsadığı görüşündedirler. Âyet-i kerimenin muhatabı idare eden olsun, idare edilen olsun, bütün mükelleflerdir.

Buna göre idarecilerin mazlumu destekleyip hakkını ortaya çıkarmaları gerekir, bu bir emanettir. Başta yetimler olmak üzere müslümanların mallarını korumaları gerekir, çünkü o bir emanettir. Âlimlerin halka dinin hükümlerini öğretmeleri gerekir, bu âlimlerin koruyuculuğuna teslim edilmiş bir emanettir.

Ana-babanın çocuğuna iyi terbiye vererek göz – kulak olması gerekir, çünkü çocuk ana – babaya teslim edilmiş bir emanettir.

Nitekim Peygamber’imiz (S.A.S.) şöyle buyuruyor:

Hepiniz ayrı ayrı birer çobansınız, herkes sürüsünden sorumludur

Zehr-ur Riyaz adlı kitapta anlatıldığına göre bir kul Kıyamet günü getiririlerek ulu Allah’ın huzuruna dikilir. Ulu Allah ona «falanın emanetini geri verdin mi» diye sorar. Kul «hayır, ya Rabb!» diye cevap verir.

Bunun üzerine Allah bir meleğe emir verir, elinden tutar, onu cehenneme götürür ve cehennemin dibine düşmüş olan o emaneti adama gösterir ve onu ateşe atar. Adam, cehennemin dibine ininceye kadar yetmiş yıl ateşte batmaya devam eder. Dibe inince orada duran emaneti alıp yükselmeye başlar. Cehennemin ağzına çıkınca ayağı kayar, yine batmaya başlar. Sonra yine yükselir, yine batar. Peygamber’imizin (S.A.S.) şefaati sayesinde Allah’ın lütfu imdadına yetişerek emanet sahibi ona hakkını helâl edinceye kadar bu iniş – çıkışlar ayni şekilde devam eder.

Ebu Seleme (R.A.) şöyle rivayet ediyor, «bir gün Peygamber’imizle (S.A.S.) birlikte oturuyorken bir cenaze getirildi, namazı kılınacaktı. Peygamber’imiz «üzerinde borç var mı» diye sordu, «hayır» diye cevap verdiler. Bunun üzerine cenaze namazını kıldırdı.

Arkasından bir başka cenaze getirdiler. Peygamber’imiz yine «borcu var mı» diye sordu, «evet, var» diye cevap verdiler. Peygamber «arkada bir şey bıraktı mı» diye sordu, «evet, üç dinar» dediler. Bunun üzerine Peygamber’imiz bu cenazenin de. namazını kıldırdı.

Derken üçüncü bir cenaze getirdiler, Peygamber’imiz (S.A.S.) «borcu var mı» diye sordu, «evet,» diye cevap verdiler. Peygamber’imiz «arkada bir şey bıraktı mı» diye sordu, «hayır» dediler. Bunun üzerine «arkadaşınızın cenaze namazını siz kılınız» dedi.

Kaynak : KALPLERİN KEŞFİ – MÜKÂŞEFETÜ’L-KULÛB – İmam Gazali

(43) Kur’an-ı Kerim/Ahzab Sûresi,72
(44) Kur’an-ı Kerim/Nisa Sûresi, 58

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Gazali | Etiketler: | Leave a Comment »

Yaşlılar, Gençlere ALLÂH’ın Birer Emânetidir

Posted by Site - Yönetici Nisan 14, 2008

Yaşlılar, Gençlere Allah’ın Birer Emânetidir

Yaşlılar, Gençlere Allah’ın Birer Emânetidir

İnsanın yanında bulunan gerek ebeveyni ve gerekse diğer yakını olan ihtiyarlar, Allâh’ın ona birer emânetidir…

Onun için birer imtihan vâsıtası, rızkının genişleme sebebidir…

Kezâ, bir takım belâ ve musîbetlerin def‘ine vesîledir.

O bakımdan bu mübârek ihtiyarların varlıklarıyla sıkılmak, ölümlerini arzu etmek çok büyük bir vicdansızlık ve pek büyük bir vebâldir. Hele hele kendilerini evlâtlarının hayatına fedâ eden anne ve babanın ölümlerini arzu etmenin, onlardan kurtulmaya çalışmanın çirkinliği, aklı başında hiçbir insana yakışmayacak şekilde âşikârdır. Zira yaşlıların ölümünü arzulayan her genç de, şayet ömrü varsa, mutlaka ihtiyarlayacaktır. Dolayısıyla, “Her amel kendi cinsinden bir şeyle karşılık görür” kâidesi gereğince, anne-baba başta olmak üzere, hiç şüphesiz yaşlılara hürmet etmeyene, evlâdı da, diğer gençler de hürmet etmeyecektir. Buna mukabil anne-baba ve sair ihtiyarlara hürmet edip hizmet veren kimse de, ihtiyarlığında mutlaka bunun karşılığını görecektir. Nitekim, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Herhangi bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse, Hazret-i Allah da, yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler halk eder.” (Riyâzu’s-Sâlihîn, 1, 391)

Binâenaleyh, büyüklerine saygı göstermeyen, yaşlı-düşkün ve bakıma muhtaç olanlarla ilgilenmeyen kişiler, Allah indinde de, cemiyet nezdinde de mes‘ûliyetten kurtulamazlar. Şefkat ve merhametten mahrûm olan bu kimseler, ayrıca uhrevî cezâ ve azâba da dûçâr olacaklardır.

İşte hem insanlık, hem de Müslümanlığın îcâbı şudur ki;

– Yaşlılara saygı göstermeli, yufka yüreklerini rencide etmemeli…

– Yaşlılıktan dolayı vukû bulacak birtakım hata ve muvâzenesizlikleri musâmaha ile karşılamalı…

– Onları birer emânet olarak kabul edip haklarına riâyetkâr olmalıdır.

Böyle davranan, böyle düşünen âilelerde ve cemiyetlerde huzur olur, hayır ve bereket bulunur.

Nitekim Resûlüllah Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Düşkünleri görüp gözetiniz; zira siz, ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (R. Sâlihîn, 1, 314)

Bir başka rivâyette ise, “Beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen bebekler ve otlayan hayvanlar olmasa idi, başınıza büyük azap gelecek ve sel gibi belâlar akacaktı.” (Keşfü’l-Hafâ 2, 212)

Ne mutlu Müslüman olarak saçı-sakalı ağaran, beli kamburlaşıp ihtiyarlayan insanlara… Ve ne mutlu, yaşlılarının kadr u kıymetini bilip hukûkuna riâyet ederek onlara saygı ve sevgi ile muâmele eden gençlere…

***

FIKRA

SAÇLARI BEYAZ, SAKALI SİYAH

Fransız imparatorlarından IV. Henri, saçları beyazlamış, ama sakalları siyah bir köylü ile karşılaşınca, şaşkın şaşkın bakmış!.. Sonra da, bunun sebebini sormuş. Köylü ne cevap verse beğenirsiniz:

— Çünkü, demiş, saçım sakalımdan yirmi yaş büyüktür haşmetmeâb.

Posted in Ana - Baba Hakkı, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , , , , | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: