Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Dinlerarası Diyalog’

Dinlerarası Diyalog’tan Bir Manzara

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2017

dinler-arasi-diyalog-tuzagi

Dinlerarası Diyalog’tan Bir Manzara

Dinlerarası Diyaloğun son durumu ile ilgili bir haberi de yorumsuz olarak sizlerin bilgisine sunmak istiyorum:
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın geleneksel iftar yemeğinde her yıl olduğu gibi yine Türkiye mozaiği oluştu. Ruhani liderler, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar, işadamları ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan 300 kişilik topluluk barış ve diyalog mesajları verdi.

Hilton Otel’de düzenlenen iftar yemeğinde söz alan Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan, “Kısa süre önceye kadar bu ülkede aynı dine mensup insanlar bile bir araya gelemezken şimdi farklı dinlere mensup insanlar aynı sofrada buluştular.” dedi. Bunun Türkiye için çok önemli bir gelişme olduğunu kaydeden Mutafyan, ancak bu işin adının konulması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’de farklı dinleri bir sofrada ilk buluşturan kişi Fethullah Gülen ve onun onursal başkanlığını yaptığı vakıftır. Biz şimdi onların açtığı yoldan yürüyoruz.” ifadesini kullandı.

Süryani Kadim Metropoliti Yusuf Çetin de Hocaefendi ve arkadaşlarının insanlığa ve üç semavi dine yaptıkları katkıların büyük olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de daha önce hiç kimse Hıristiyan ve Musevileri iftara davet etmeye cesaret edemezdi, şimdi ise paylaşılamıyoruz.” dedi.

Rum Patriği Bartholomeos ise konuşmasında, Türkiye’deki barış ve huzur ortamı için Allah’a şükredilmesi gerektiğini belirterek, yine Türkiye’nin demokratikleşme ve Avrupa Birliği yolundaki kararlılığını sürdürmesini dilediğini söyledi.

Musevi cemaati adına söz alan Rav İsak Haleva da vakfın iftarda verdiği tablonun Allah’ın istediği bir tablo olduğunu söyledi.
10 yıldır barış ve diyalog yolunda yürüdüklerini belirten Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak ise salondakilere seslenerek, “Siz olmasaydınız bu yollarda yürüyemezdik, biz bu diyalog denizinin içinde yaşayıp orada ölmek istiyoruz.” sözleri ile salondan büyük alkış aldı. (Zaman, 28.10.2003)

Bu saygısızlık değil mi?

Gayri müslimlerle iftar yemeği beraberlikleri gerçekten kabak tadı vermeye başladı. Bu manasız beraberlikler halkımızı, aydınlarımızı rahatsız etme noktasına geldi. Birçok köşe yazarımız halkımızın bu memnuniyetsizliklerini dile getirdi. Bu konuda sayın Arman bakınızı üzüntüsünü nasıl dile getiriyor:
“Biliyorum birileri bana çok kızacak… Ne kadar kızarlarsa kızsınlar ben yine de bildiğimi yazmak istiyorum; bilmediğimi sizlere sormak istiyorum… Bildiğim, “İslam’ın beş şartından birinin ‘oruç tutmak‘ olduğu ve orucun, Müslümanların kullandığı hicri takvimin Ramazan ayında tutulduğu…” Bilmediğim, “orucun, Müslüman olmayan cemaatlerle birlikte açılmasının ve Müslüman olmayanların iftar davetinde bulunmasının neden doğru olduğu?..”

Gerçekten bilmiyorum… Bir Müslümanın iftar daveti… Müslümanın yanında, Ermeniler, Ortodokslar, Süryaniler, Katolikler, Museviler, Protestanlar… Sonra tersi… Müslüman olmayan bir cemaatin iftarı
Gerçekten bilmiyor ve anlamıyorum… Bu, ayıp değil mi? Müslüman olmayan birine, “Ben dinimin şartını yerine getiriyorum, hadi sen de orada ol” demek, kabalık değil mi? Veya tam tersi; “Ben Müslüman değilim, oruç da tutmam ama hadi gel sana bir iftar yemeği vereyim” demek kabalık değil mi?

Kimileri bu Ramazan davetlerini, “dinler arası saygı, hoşgörü, anlayış” çerçevesinde yorumluyorlar ama acaba gerçekten öyle mi? Müslümanın, Müslüman olmayanı iftara davet etmesi bir dayatma değil mi? Müslüman olmayanın, Müslümanı iftara davet etmesi yapaylık değil mi? Gerçekten anlamıyorum… “Benim dinim bana, senin dinin sana..” değil mi?.. (Deniz Arman/VATAN-14.11.2003)

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

DİNİN YENİDEN YORUMLANMASI

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2015

Dinlerarası Diyalog,Dinde reform,islamda reform,DİNİN YENİDEN YORUMLANMASI

DİNİN YENİDEN YORUMLANMASI

Bazı okuyucularım,” Sende Batı saplantısı oluşmuş. Her olumsuzluğu dönüp dolaştırıp Batı’ya mal ediyorsun…” diyorlar. Evet, bu saplantı değil gerçeğin ta kendisidir. Kusura bakmasınlar, son zamanlarda temcid pilavı gibi tekrar gündeme getirilen, “İslamda Reform” “Kur’anın Çağdaş Tefsiri” “Dinin Yeniden Yorumlanması” “Dinlerarası Diyalog”gibi tartışmalar için de aynı şeyi söyleyeceğim. Diyanet İşleri Başkanı’nın, “Ben reform kelimesini kullanmadım, İslamın reforma ihtiyacı yok!” demesine rağmen, Diyaneti de kattılar bu kampanyaya. Hem de lokomotif görevi uygun görülerek. Kampanyanın ilgi görmesi için böyle olması planlandı.

Bütün bu çalışmaların gerçek sebebi şu: Dünya küçüldü. Herkes çeşitli vesilelerle gittiği yerlerde fikirlerini, inançlarını yaymakta. Türkiye AB’ye girdiğinde bu yayma işi daha da hızlanacak. Batı alemi, Hıristiyanlığın mensuplarını tatmin etmediğini, yeni bir inanç arayışı içinde olduklarını görüyor. Ya İslamiyet bu inanç boşluğunu doldurursa!.. Hıristiyanlık yok olursa!… İşte bütün korkuları bu…
Bunun için de İslamiyeti Hıristiyanlığa benzetmek istiyorlar. Nihaî maksatları İslamiyeti, dünya hayatına ait, emir ve yasakları olmayan felsefi bir sistem haline getirmek.. Bazı kesimlerce ikide bir gündeme getirilen Ahkam ayetlerini yok farzetme veya yeniden yorumlama gayretleri bunu göstermiyor mu? Böylece asli unsurları yok edilmiş bir İslamiyet cazibesini kaybedecek, Batı’da taraftar bulamayacak.

Bu işin belli mihrakların zorlamaları ile yapıldığının en büyük alameti de, dinin gerçek temsilcisi Müslüman halkın gündeminde bu çalışmaların olmamasıdır. O’nun dininden bir şikayeti asla yok. O, 1400 yıldan beri nasıl inanmışsa, nasıl yaşamışsa, bunu aynen devam ettiriyor. 14 asırdır dini taşıyıp bugünlere getirmesini de, yolunun doğruluğunun ispatı olarak görüyor.
Hal böyle olunca birilerinin onun adına, onun dinini kurtarma(!) gayretleri sırıtıyor. Bunlara sormak lazım: İslamiyet modern hayatta, bilimde, teknolojide ne yapmak istediniz de mani oldu? Telefona mı mani oldu, televizyona mı? Yoksa internete mi mani oldu?

Yok, maksat teknoloji değil, bizim yaptıklarımıza, yaşayışımıza din mani olmasın, haram helal sınırlaması getirmesin diyorsanız, bu Müslümanların işi değil, dinin sahibi yüce Allah koymuş bu kuralları. Dolayısıyla ne Müslümanların ne de reformcuların böyle bir yetkileri yok. Reformu, dinin yeniden yorumlanması görüşünü savunanlar zaten istedikleri gibi yaşıyorlar. Karışan da yok.
Burada bu işle uğraşanların karakter yapısı, niyetleri de önemli. Bunlar genelde –istisnalar hariç- dinle alakası olmayan, inançsız veya inançlı görünseler de dini yaşayışı olmayan kimseler. İnsan sormadan edemiyor: Zaten bu tarakta sizin beziniz yok, farzedelim ki din bozuldu, ilahi özelliğini kaybetti. Size ne zararı olacak? Sizin için değişen bir şey yok ki…

Yapılmak istenenler de bazı ip uçları veriyor: Dini daha iyi öğrenmek, daha iyi yaşamak maksadı ile çalışmalar yapılsa, bunları yapanların iyi niyetle yaptığı kanaatına varabiliriz. Fakat yapılanlar tam aksine, dinin emir ve yasaklarından nasıl kurtulunur, bunun peşindeler. Fıkıh kitapları yetmiyor bahanesi ile dinin temeli olan“fıkhı” yok etmek istiyorlar.

Mesela, namaz daha iyi bir şekilde nasıl kılınır, zekat nasıl verilir? Bunun çalışması yapılmıyor. Namaz nasıl kaldırılır, zekattan nasıl kurtulunur, bunun peşindeler. Düzce depreminde, Ramazan günü bir vatandaş, etkili yetkili meşhur bir din adamına soruyor: Felaketten dolayı yaşayışımız kısıtlı, bu şartlarda nasıl gusledip, nasıl abdest alalım, nasıl namaz kılalım? Sayın yetkili, şartlarının ne olduğunu bile sormadan, “ Siz depremzedesiniz, gusletmeseniz de, namaz kılmasanız da, oruç tutmasanız da olur!” Sanki, dinin sahibi kendisiymiş gibi istediğini kaldırıyor, istediğini değiştiriyor. Televizyondan bizzat dinlemeseydim, başkası söyleseydi inanmazdım bu sözlere.

Kısacası, Müslüman halkımızın gündeminde, ne reform, ne çağdaş tefsir var. Yıllardır ikide bir ortaya atılan “İslamın çağa uydurulması” zırvalarına alışık. Bunun için böyle şeylerin konuşulmasına bile ihtiyaç duymuyor. İyi ki de bu konular halkımızın gündeminde değil. Eğer o da söylenenleri, yapılanları ciddiye alıp, ilgilense kafası iyice karışacak, inancından şüphe eder hale gelecek! Zaten bu kadar propagandaların sebebi de bu: “Şüphe”yi yerleştirebilmek. İnanıyorum ki, halkımız bu oyuna gelmeyecek. İslamiyetin Hıristiyanlaştırılması oyununu bozacak!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İSLAMA İHANET ALLHA (C.C.) İHANETTİR

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2015

Dinlerarası Diyalog,Medeniyetler Buluşması,Medeniyetlerarası İttifak,,,

İSLAMA İHANET ALLHA (C.C.) İHANETTİR

İslâm dinine yapılan ihânet, Allah-u Teâlâ’ya yapılan ihânettir.
İhânetlerin en büyüğüdür. “Dinlerarası Diyalog“, “Medeniyetlerarası İttifak“, “Medeniyetler Buluşması” gibi isimler altında küfrü hoş görmek ve göstermeye çalışmak İslâm kalesini yıkmaya çalışmakla aynı şeydir.
Bu icraatları yapanlar küfrü hoş gördükleri için küfürde küffarla ortaktırlar.
Müslümanların imanlı gönüllerini ve İslâm kalesini kâfire peşkeş çekmeye çalıştıkları için de İslâm dinine ihânet eden münafıklardır.

Küfrün İslâm kalesinin içerisine sızmasına yardım edenler; müslümanların imanlarını küffara peşkeş çekmek isteyenler, İslâm dinine ihânet edenlerdir.

Hâin nasıl ki bir kale kapısını gizlice açıp düşmanın içeriye nüfuz etmesine yardım ediyor, böylece ihânetini icra ediyorsa; bu din hâinleri de imanlı gönüllerin kapılarını küffara gizlice açıyorlar, nicelerinin imandan kaymasına sebep oluyorlar.

Bu nasıl olur? Allah-u Teâlâ kâfiri ve küfrü necis kılmıştır. Küffarı dost edinmeyi yasaklamıştır. Bu hâinler ise “kâfirin küfrü hoştur” derler, “Medeniyetler ittifakı“, “Medeniyetler buluşması“, “Dinlerarası diyalog“, “Avrupa Birliği” adı altında kâfirin küfrünü hoş göstermeye çalışırlar. Gönüllerde bir kararsızlık meydana gelir. Bu kararsızlık esnasında “küfür de hoşmuş, kâfir de hoşmuş.” dediği an artık gönüldeki iman kalesi düşmüştür. İman kaymıştır.

Hoşgörü” kelimesini küfürlerine alet ederek “Küfrü hoşgörü” olarak kullanıyorlar. Bir kimse ailene, namusuna uzanmak istese hoş görüyor musun? İslâm dininin senin nazarında hiç mi değeri yok? Küffarın küfrünü hoş görmek bundan daha ağırdır. Zira İslâm ve iman bir müslümanın en mukaddes varlığıdır.

Bu “Küfrü hoşgörücü“ler yeni türedi. 1400 yıllık İslâm tarihinde bu küfrü icat etmeyi kimse akıl edememişti. Bu bahtsızlık bunların nasibi imiş. Çok yazık!

Daha önce de arzetmiştik. Çok büyük bir yangın var. İmanlar kayıyor. Bunu gördükçe içimiz ağlıyor. Müslümanların küfre kaymasına gönlümüz razı olmadığı için her fırsatta hakikati duyurmaya çalışıyoruz.

Bir hıristiyan öldüğü zaman yüzlerce kişi “Biz de hıristiyanız“, “Biz de ermeniyiz” diye yürüyor. Bunların hepsi bu küfrü hoş göstermekten kaynaklanan işlerdir. Hıristiyan misyonerlerinin yapamadığını bu hoşgörü zihniyeti bu memlekette yapmıştır. Bunun içindir ki “Bunların yaptığını, hıristiyan da, yahudi de yapamaz. Hatta Deccal bile yapamaz.”

Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

Sizin için Deccal’den daha çok deccal olmayanlardan korkarım.

“- Onlar kimlerdir?

Saptırıcı imamlardır.” (Ahmed bin Hanbel)

Bu ihânet vatana ihânetten büyüktür. Çünkü gönüller, imanlar kâfire peşkeş çekildikten sonra artık ne yaparsan yap!

Küffar istediği gibi at koşturur. Nitekim öyle de oluyor.

Ben müslümanım!” diye ortaya çıkar. “Ben milliyetçiyim, Türkçeyi yayıyorum!” diye ortaya çıkar. Ancak sinsi yüzünü maskesini çıkarttığı zaman der ki “Bayrak da neymiş?

Böyle böyle bu hâinliklerini yayarlar, saf zihinleri ifsad ederler, binlercesinin hâinliğine sebep olurlar.

Bazılarına bugün sorsan Amerika onlar için daha ehvendir. Kendi vatanlarından daha evladır. Bu gibi hâinlikler bu türemelerden türemiştir. Ortalığı da bunlar istilâ etmiştir.

Kâfirle dostluk kuran hâinler, onları hoş gören münafıklar eskiden de vardı. Ancak hiçbirisi bu icraatını İslâm dininin bir emri gibi göstermeye çalışmamıştı.

Zararın en büyüğü işte bu ki, müslüman görünüyorlar, müslüman halka “Müslüman” ismi altında küfrü ve kâfirleri hoş gösteriyorlar. Yavaş yavaş sevdirmeye çalışıyorlar. Bu durum:

İki hasım zümre!” (Hacc: 19)

Âyet-i kerime’sine doğrudan doğruya ters olduğundan birçoklarının imanlarına kastetmiş, imanları küfre peşkeş çekmiş oluyorlar. Bütün bu ihânetler Allah-u Teâlâ’nın gadabını celbeden ahkâm-ı ilâhi’ye tamamen zıt icraatlardır.

Allah-u Teâlâ hakkı ve hakikati açığa çıkarmak, Tevhid’in nûrunu parlatmak, İslâm’ı yüceltmek ve aziz etmek istiyor.

De ki: Rabb’im hakkı ortaya koyar. O gaybları en iyi bilendir.” (Sebe: 48)

Bunlar ise küfrü ortaya koyuyor. Ne acı bir durum!

Ey İman Edenler!
Allah’a ve Peygambere Hâinlik Etmeyin!
(Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadîm’inde şöyle buyuruyor:

Hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra, peygambere muhalefet edip inananların yolundan başkasına uyan kimseyi döndüğü yolda bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!” (Nisâ: 115)

Görülmemiş kötü işler yapıyorlar. Hem dinde, hem de vatanda.

Âyet-i kerime’de:

Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin!” buyuruluyor. (Münâfikûn: 4)

Müslümanız.” derler. Kendilerini müslüman zannederler. Yaptıkları tahribat kâfirinkinden daha beter, daha büyüktür. Zira kâfirin gayesi belli, ve fakat bunlar hiçbir kâfirin yapamayacağı tahribatı yapıyorlar.

İşte onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın almışlardır. Bu alış-veriş kendilerine kâr sağlamamıştır, doğru yolu da bulamamışlardır.” (Bakara: 16)

Biz onları Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a, Resulullah’a çağırıyoruz. İslâm’ın emir ve hükümlerini önlerine sürüyoruz. Küfür ile iman arasına berzah koyuyoruz. Çünkü onlar karıştırmak, küfrü hoş göstermek istiyorlar. Küfre kucak açıyor, müslümanları küfre teşvik ediyorlar. Allah’a ve Resulullah’a bundan daha büyük ihânet olur mu?

Ve fakat Allah-u Teâlâ’nın fermanını görmüyorlar:

Ey iman edenler! Allah’a ve peygambere hâinlik etmeyin! Kendiniz bilip dururken emanetlerinize de hâinlik etmeyin!” (Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ; “Allah’a ve Peygamber’ine ihânet etmeyin!” buyurduğu gibi, diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise:

Şüphesiz ki Allah hâinlik yapanları sevmez.” buyuruyor. (Enfâl: 58)

Dış düşmanın yapamadığı tahribatı bunlar müslümanmış gibi görünüp içeriden yapıyorlar. Bu verdikleri zarar çok büyük olduğu için de bu hâle düşüyorlar.

Onlara: ‘Allah’ın indirdiği Kur’an’a ve Peygamber’e gelin!’ denildiği zaman, münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisâ: 61)

Allah-u Teâlâ bu gibiler hakkında Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

Resul’üm! De ki: Size amelce en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar iyi yaptıklarını sanıyorlardı.” (Kehf: 103-104)

Onlar ise İslâm dinini bırakmışlar, onlara hizmet ediyorlar. Diğer taraftan da müslüman gibi görünmeye çalışıyorlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i imrân: 85)

Allah-u Teâlâ’nın halkettiği bütün mahlukat bu hâinlere lânet eder. Niçin? Çünkü müslüman gibi görünüyor, fakat din-i İslâm’a ihânet ediyor. Bir taraftan dini, diğer taraftan devleti yıkmaya çalışıyor. Fakat onlar bunu bilmezler, gayeleri peşinde koşarlar.

Oysa Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’sinde:

Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin.” buyuruyor. (Bakara: 42)

Onlar makam ve mevkileri için bu emr-i ilâhiyi dinlemezler.

Makam, nam, menfaat için devleti yıkıp, hizmet ettikleri kâfirin arzularını yerine getirmek için vazifelidirler. Bunun için çalışırlar.

Ve fakat müminleri bırakıp kâfirlere hizmet ettiklerinden ötürü azapları kâfirinkinden çok daha şiddetlidir. Çünkü bunlar münafıktırlar.

Nitekim bir Âyet-i kerime’sinde Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Zulmedenler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını, hangi deliğe tıkılacaklarını yakında görecekler.” (Şuarâ: 227)

Bunlar hakikati bilmediler. İslâm’ı bırakıp küfre hizmet ettiler. İslâm’mış gibi göründüler. Bunun için de çok büyük bir azab-ı ilâhiye düçar oldular.

Üstelik müslümanları da engellemek isterler. Her fırsatta dini ve vatanı yıkmak için iyi şeylere mâni olmak isterler, kötülüğün yayılmasını arzu ederler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde onlara hitaben buyurur ki:

Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın.” (A’râf: 86)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz birçok Hadis-i şerif’lerinde âhirzaman âlimlerinden haber verdiği gibi, kötü âmirlerden de haber vermiştir.

Kâ’b bin Ucre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ey Kâ’b bin Ucre! Seni, benden sonra gelecek ümerâya karşı Allah’a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim.

Ahirette Kevser havzının başında yanıma da gelemez.

Kim onların kapısına gitmeyip, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa, o bendendir, ben de ondanım. O kimse Havz’ın başında yanıma gelecektir.

Ey Kâ’b bin Ucre! Namaz burhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi.

Ey Kâ’b bin Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir.” (Tirmizî: 614)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Kâ’b bin Ucre -radiyallahu anh-i muhatap ederek müslümanlara yalancı, zâlim ve sefih âmirlere karşı nasıl davranılacağını ders vermektedir.

Namaz, oruç, zekat gibi farzları eda ederek, sefih ümerânın yalanlarına kapılmamalı, istikametten ayrılmamalıdır.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Size emirlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerlileri kimlerdir haber vereyim mi?

Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir.

Siz onların lehlerinde hayırla duâ edersiniz, onlar da size hayır duâ ederler.

Ümeranızın şerlileri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler. Siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler.” (Tirmizî)

Bir yönetici kimin kuluysa ona hizmet eder. Samimi bir müslüman ise, Allah-u Teâlâ’nın ve Resulullah Aleyhisselâm’ın emirlerine itaat eder. İslâm dininin muzaffer olması için gayret eder. Canını ve malını o uğurda feda etmekten çekinmez. Her iş ve icraatı Hazret-i Kur’an’a ve Sünnet-i seniyye’ye uygundur. Bu gibi kimselerin müslüman olduklarına şehadet edilir.

İslâm Dini’ne İhânetin Kaynağı
Küffarı, En Büyük Düşmanı Dost Bilmek“tir:
Müminleri bırakıp kâfirlerle dostluk yapmak münafıklığın açık bir delili olduğu gibi, münafıkların en bariz huy ve hususiyetidir.

Kötü âmirler:

Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)

Âyet-i kerime’sini arkalarına attılar, onlarla dostluk kurdular, onların arzu ve istekleri doğrultusunda hareket ettiler, dünyayı ahirete tercih ettiler. Makam ve mevkiye, paraya ve kadına daldılar, dünyaya taptılar. Böylece de gerek küffarın ifsadına, gerekse nefislerinin arzularına uydular ve bu necip milletin bozulmasına sebep oldular, halkı yoldan saptırdılar, vatana büyük darbe vurdular. Birçokları küfür âdetlerini benimsediler.

Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâm’a göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Peygamber’idir. Bir de, Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekatlarını veren müminlerdir.” (Mâide: 55)

Kim Allah’ı, O’nun Peygamber’ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah’tan yana olanlardır.” (Mâide: 56)

İman İle Küfür Arasındaki Hududu
Allah-u Teâlâ Koymuştur:

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim’inde Hazret-i Kur’an’ın hakikat ile dalâlet arasında berzah olduğunu beyan ediyor:

Şüphesiz ki bu Kur’an (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.” (Târık: 13)

Allah-u Teâlâ bunu mahlûkun zannına bırakmamıştır. Bir berzah çizmiştir, hudutlarla çevirmiştir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kendisine inanan ve Resul’ünü tasdik eden kullarına; İslâm’ın bütün hükümlerini benimsemelerini, buyruklarını uygulamalarını, yasakladıklarını terketmelerini emir buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Hep birden tam bir teslimiyetle İslâm’ın sulh ve selâmetine girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara: 208)

İslâm bir bütündür. Hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.

İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın şânı ne yücedir.” (A’râf: 54)

Mülk O’nundur. O’ndan başka hiç kimsenin hiçbir şeye müdahale etmeye hakkı ve salâhiyeti yoktur. Hükmünü hiç kimse değiştiremez, verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve irade, tam tasarruf O’na âittir.

Hüküm yüceler yücesi Allah’ındır.” (Mümin: 12)

Çünkü O, mülkünde yücedir, dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. O’nun verdiği hükümler, belirli bir zaman ve asır ile sınırlı değildir. Kıyamete kadar geçerlidir.

Rabb’inin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tamamlanmıştır, tam kemâlindedir.

O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur.” (En’âm: 115)

Tatbikini emir buyurduğu bütün hükümler kemâle ermiş, tamamlanmıştır. Hiçbirisinde noksanlık ve eksiklik tasavvur edilemez, hükmünde yanılması düşünülemez. O’nun haber verdiği her şey gerçeğin tâ kendisidir. O’nun haber verdiği her şey adaletlidir, O’nun dışında hiçbir şey adaletli değildir. O’nun yasakladığı her şey bâtıldır. Hiç kimse O’ndan daha doğru söyleyemez, hiç kimse O’ndan daha âdil hüküm koyamaz. Hükmünde hikmet sahibidir, her şeyi hikmetle yapar.

O’nun sözlerini değiştirebilecek, temyiz edecek, tashih yapacak hiçbir kimse olamaz.

Söz O’nun sözü, hüküm O’nun hükmü, kitap O’nun kitabıdır.

Binaenaleyh bütün insanlar ve cinler birleşerek bir araya gelseler, kasten bir Âyet-i kerime’yi inkâr etseler hepsi kâfir olurlar. Çünkü mahlûkun hükmü yoktur, O’nun hükmü esastır.

O’nun hükmünü kim bozabilir? O’nun hükmünden kim kurtulabilir?

Bunlar Âyet-i kerime’lere inanamazlar, Hadis-i şerif’leri zaten dinlemezler. İşte onun için Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’leri önünüze koyuyoruz.

Onlar ise kendi zanlarını âyet ve hadis yerine koyarlar. Bunun için de gökkubbe altındakilerin en şerlileridirler. Bunun da sebebi halkı şaşırtmalarıdır.

Doğrusu birçokları bilmeden heva ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar.” (En’âm: 119)

Kendi zanlarını hüküm yerine koymak isterler.

Bunların sözüne hem şaşmayın, hem de inanmayın! Bunların iç durumu budur, işin gerçeği budur.

Biz Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a, Resulullah’a inanıyoruz.

Bunlar bizim sözümüz değildir, bunlar Hazret-i Allah’ın ve Resulullah’ın beyanlarıdır, size ilâhi beyanları arzediyorum, ahmedin mehmedin sözünü değil.

Resulullah Aleyhisselâm’ın her emrine itaat etmek farz olup, aykırı hareket etmek ise haramdır. Bu ise ilâhî bir hükümdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Resulullah Aleyhisselâm’a itaat edilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirecek olursanız biliniz ki, Resul’ümüze düşen apaçık bir tebliğdir.” (Teğabün: 12)

O risaletini tebliğ etmiş ve ilâhî emaneti yerine getirmiştir. Sizin kabulünüzden dolayı onun bir menfaati yoktur, yüz çevirmenizin de ona bir zararı olmaz.

Kişi ona itaat etmekle Allah-u Teâlâ’nın emrine itaat etmiş olur. Ona itaat etmeyen ise Allah-u Teâlâ’ya da, gönderdiğine de iman ve itaat etmemiş olur. Bu hakikati böyle bilmek lâzımdır.

Resulullah Aleyhisselâm’a itaat etmek, getirmiş olduğu esasların hepsini kabul etmeyi, Sünnet-i seniyye’sine sımsıkı sarılmayı, ahlâkı ile ahlâklanıp edebiyle edeplenmeyi gerektirir.

Âyet-i kerime’de:

Resulullah size ne verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!” buyuruluyor. (Haşr: 7)

Bu emr-i ilâhî’yi bizzat Allah-u Teâlâ buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor. Bu emr-i ilâhî’yi inkâr eden Allah-u Teâlâ’yı inkâr etmiştir. O’nu ve O’nun emrini inkâr eden de zaten dinden çıkmıştır.

Ona yapılan her türlü itiraz, bu Âyet-i kerime mucibince inkâr ve küfürdür.

Bunlarda iman yok zaten. İşte ispatı da budur.

Bunun içindir ki bunların içyüzünü dışarıya vermek mecburiyetindeyim. Ki gerçek mânâda ihlâslı bir mümin o batağa düşmesin.

Muhakkak ki Rabb’in hududu aşanları çok iyi bilendir.” (En’âm: 119)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, İslam | Etiketler: , , | Leave a Comment »

PAPAZLARI SIRATTAN GEÇİRDİLER

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2009

papazlari-sirattan-gecirdilerdinler-arasi-diyalog-mardin

PAPAZLARI SIRATTAN GEÇİRDİLER

Fethullah Gülen’in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın organize ettiği Mardin Dinler ve Barış sempozyumuz da yapılan skandal video olarak internete düşmesi ortalığı karıştırdı.

Dinlerarası Diyalog çalışmaları kapsamında Mardin’de yapılan sempozyuma dünyanın birçok noktasından isimleri misyonlelik faaliyetine karışmış birçok papaz katıldı.Sempozyum da Papazlar Sırat-i Müstekim denen köprüden geçirildi.İslam inancına göre Sırat-i Müstekimden sadece Mü’münler geçeceğine rağmen papazların temsili bir köprüden geçirilmesi ile cennetin kapıları sözde Papazlara açılmış oldu.

 Konuyla ilgili video:

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: