Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Tevbe’ Category

İBRETLİK BİR HİKAYE

Posted by Site - Yönetici Mart 26, 2008

ibretlik bir hikaye,kifl,dini hikayeler,zina hikayeleri,para,zor durumda kalan kadin,dul kadin,zina eden kadin,cehennem,kissadan hisseler,dini hikayeler,

İBRETLİK BİR HİKAYE

İbn-i Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, oda yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu.

Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi.

Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloga şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.

Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua etti.

Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu. Kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.

Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın,

– Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü:

– Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden daha layığım.

Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü.

Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a teslim eyledi.

Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları kapıyı açtıklarında

Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.

Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan büyük bir ders aldılar. Tirmizi, Kıyamet 49, (2498).

Hikâye bize ne anlatıyor?

Kıssadan Hisse:

Tevbe kapısı her zaman ve her kişi için açıktır. Bir kimse ne kadar günahkâr bir kul olursa olsun büyük bir pişmanlık ve samimiyetle tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder ve onu bağışlar.

Allah, kendi rızası istikametinde bir hayat yaşamaya gayret eden kullarını sever. Rahmetinin iktizası olarak bazen kulları günaha gireceği an onları değişik vesilelerle korur. O yüzden kula düşen Rabb’iyle arasındaki bağı devamlı surette güçlü tutmasıdır.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Tevbe, İbretlik, İlginç | 4 Comments »

Uhud dağından ağır gelen amel

Posted by Site - Yönetici Mart 12, 2008

Uhud dagi,Uhud dağından ağır gelen amel

Uhud dağından ağır gelen amel

Hz. Aişe validemiz,rüyasinda kiyametin koptuğunu,insanlarin mahşer yerine toplandiklarinigördü.

Bir kadinin ameli uhud dagindan da agir geldi.

Hz. Aise o kadini taniyordu.

Uyaninca onu cagirtti ve amelinin ne oldugunu sordu.

Kadin söylemekten cekindi.Hz. Aise israr edince dediki;

´´Su yedi hususla amel etmeye cok dikkat ederim

1-Kendimi hep korudum.Hic bir zaman beni mahremimden baskasi görmedi.

2-Elimde oldukca benden bir sey isteyeni hic bos cevirmedim.

3-Hic bir zaman yalniz yemek yemedim.

4-Ezan okumadan önce Namaza hazirlandim.

5-Müezzin ezan okuyunca onun söylediklerini bende söyledim.

6-Istisare etmeden, danismadan bir sey yapmadim.

7-Akrabamdan benden alakayi kesmis olani ,ben aradim ziyaret ettim.´´

Bunun üzerine Aise validemiz

´´Senin mizanin´,iste bununla agir oldu.´´ buyurdu.

16 Nisan 2006 Fazilet takvimi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mahşer, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe, İlginç | 2 Comments »

Şeytan gözlerinizden öpüyor mu?

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2008

Mehdi Aleyhisselam Kimdir

Şeytan gözlerinizden öpüyor mu?

Bugün ben bir soru soracağım sizlere. Bakalım cevabını rahatça verebilecek misiniz, yoksa başınızı öne eğip düşünecek misiniz?

– Şeytan kimin gözlerinden öper?

merak ettiniz dimi:

– Şeytan birinin gözlerinden öperse o kimsenin işi kötü demektir. Çünkü şeytanın gözlerinden öptüğü kimse şeytanı memnun edecek hayat yaşıyor, işler yapıyor da ondan dolayı şeytan gözlerinden öpüyordur.

Yoksa şeytan hangi hayırlı işten memnun olur ki, tutsun da iyi hal ve hayat üzere olan birinin gözlerinden öpsün, takdir ve tebrikte bulunsun.

Evet, bu değerlendirme doğrudur.

Şeytan gerçekten de birinin gözlerinden öpüyorsa o kimse hayatını ve kendini iyi düşünmeli, yaşayışına şöyle bir çeki düzen vermelidir. Zira şeytanın gözlerinden öptüğü insana melek yaklaşmıyor, melek tebrik etmiyor, meleğin yaklaşacağı bir hayat yaşamıyor demektir.

Sözü daha fazla uzatmadan şeytanın gözlerinden öptüğü kimseye bakalım isterseniz.

Ama bunu ben söylemeyeyim.

Zira benim söylediğimin fazla inandırıcı ve bağlayıcı yanı olmayabilir.

Buyurun, Efendimiz (sas)in hadisinden inceleyelim konuyu.

Ne buyuruyor Efendimiz Hazretleri bakın:

– Kimin yaşı ilerlediği halde ameli gerilerse şeytan o kimsenin gözlerinden öper!

Evet, şeytanın gözlerinden öptüğü insan işte bu insandır.

– Yaşı ilerlediği halde ameli, ibadeti, iyi hali ilerlemeyen insan!

Şeytan bu kimseden öylesine memnun ve mutlu oluyor ki, eğilip gözlerinden öpme derecesinde yakınlık duyuyor, sen benimle arkadaşsın, yaşın ilerlediği halde amelin ilerlemiyor, gittikçe ibadetsiz, amelsiz hale geliyor, sanki benim gibi oluyorsun diye medihte bulunuyor.

Hadisin devamında şu ilave de vardır:

– Yaşı kırkı geçtiği halde hayrı şerrini geçmeyen, hâlâ hayrı az, şerri çok olan insanın da gözlerinden öper şeytan!

Demek ki insanın hayrı gittikçe çoğalmalı, şerri de azalmalı ki, hayatından kâr ediyor, ziyanından kurtuluyor sayılsın, gidiş iyiye doğru diye düşünülsün.

Yaşı kırkı geçen adamın hâlâ hayrı az; ama şerri devam ediyorsa Allah (cc) yardım eylesin o ilerleyen yaş sahibine. Hesabını vereceği bir hayatın sonuna doğru ilerlediği halde hazırlığında bir ilerleme olmuyor.

Çünkü her geçen gün hayırlı işleri çoğalacağına yerinde sayıyor, şerli işleri çoğalıyor, öbür tarafa kötü hazırlıklarla gidiyor demektir. Böylesine bir gidiş hayra alamet değildir.

Bundan dolayı Efendimiz Hazretleri hatırlatma yapıyor, yaş ilerledikçe amel gerilemesin, hayırlar azalmasın, şerler devam etmesin, buyuruyor.

Yani ilerleyen yaşla eşit şekilde amel de, iyilikler de ilerleyerek devam etsin, her geçen gün güzelliklerde çoğalmalar olsun. Böylece hayat hedefini bulsun, gayesine ersin.

Ne dersiniz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize mi yöneltelim?

Şöyle bir nefs muhasebesi mi yapalım? Ne halde, ne durumdayız kendimizi bir gözden mi geçirelim?

Sakın şeytan bize de muhabbet duyuyor, bizim de gözlerimizden öpmeye niyetleniyor olmasın!

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Türkiye, Tevbe, İlginç | 2 Comments »

Hz Mevlanadan Güzel bir öğüt!!!

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2008

Mevlana Gibi Olmak....

Hz Mevlanadan Güzel bir öğüt!!!

Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker. Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur.

Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder. O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder. Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der: “Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.” Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder. Mevlânâ, hikayenin bu kısmında bir işi yarına ertelerken zamanın su gibi akıp gittiğini söylüyor ve; “Her gün sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama günler geçip gittikçe o dikenler daha da kuvvetleniyor. Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüyor. Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil. O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı. Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı. Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin. Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun. Sen şu dikeni gül fidanı haline getir. Gül fidanı ile onu aşıla. Böylece sendeki dikenler gül fidanı haline gelsin. Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan, ateşin gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.”
Mevlânâ, burada nefsinin kötü arzularına düşmeyi dert edinmeye dikkat çekiyor ve diyor ki:

Nefsinin ateşi söndüren sonra, gönül bahçesine dikersen biter. Laleler, ak güller, güzel kokulu çiçekler yetişir. Sözün kısası; işini yarına bırakma. Çabuk tövbe et de istiğfarı yarına bırakma. Yıl geçti ekin vakti geldiğinde sende yüz karalığından başka bir şey kalmaz.

Beden ağacının köküne kurt düştü.

Onu söküp ateşe atmak, kulluk yaparak iyi işlerle onu öldürmek gerek.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Nasihat, Türkiye, Tevbe | Leave a Comment »

Tovbesinde Duramayanlar Ne Yapmali?

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2008

20120603_194237 copy.jpggggj.jpgee

Tovbesinde Duramayanlar Ne Yapmali?

Tevbe eden, gunahindan dolayi kendini kusurlu, suclu gormemelidir. Gunahinin sucunu, kaderimi Allah boyle yazmis
diyerek kadere ve Allah’a yuklemeye calismamalidir. Adem Aleyhisselam, cennette yasaklanan meyveyi yiyince tevbe etti ve gunahini nefsinden bildi. Allah da tevbesini kabul etti. Fakat seytan kendi nefsini cok begendigi icin nefsinde bir suc gormedi.
Sucunu kaderinin uzerine ve dolayisi ile Allah’a yuklemek istedi. Tevbesi kabul olunmadi, nefsini cok begenmek, kusursuz gormek kibre ve ebedi lanete ugramasina sebeb oldu.

Bir defa tevbe edip de, tevbesinde duramayana artik tevbe kapisi kapanmis degildir.

Tevbesinde durabilinceye kadar sayisiz tevbeler yapmak hakkina sahiptir.

Hadis: “istigfar eden kisi, birgunde yetmis kere tevbe ederek tevbesini bozsa ve gunah islese o gunah onun uzerine payidar (devamli kalici) degildir.”

Hadis: Tevbe etmek istedikleri halde, tevbe edemeyenler helak oldular.”

Hadis:Hayatim elinde olan Allah’a yemin ederimki, siz gunah islememis olsaydiniz, Allah sizi giderir,
yerinize gunahkar bir kavmi getirirde onlar magfiret (affolunmak) dilerler. Allah da onlari magfiret eder.”

Bir gun Hazreti Ali (Kerramallahu Veche hu) nin huzuruna birisi gelip sordu:

• Ya Ali, ben bir gunah isledim, Ne yapayim?
-Tevbe et buyurdu.
• Tevbe ettim, ama tevbemi bozdum.
• Yine tevbe et buyurdu.
• Ne zamana kadar tevbe edeyim?
• Seytan yenilinceye kadar buyurdular.

Suleyman Peygamber Aleyhisselamin Asaf adindaki bir veziri bir gunah isledi, tevbe etti. Yine tevbe etti.
Boylece tevbesinde duramadigi icin 70 kere tevbe etti ve tevbesini bozdu.

En sonunda, gitti boynuna bir demir takdirdi. Suleyman Aleyhisselam’ in huzurunada demirli girerek cikardi.
Bir gun Cebrail Aleyhisselam geldi. Hak Teala Hazretlerinden Suleyman Aleyhisselama selam getirdi. Dedi ki:

– Hak Teala sana Selam eder, buyurur ki: Asaf kuluma boynundan o demiri cikarmasini soylesin.
Zira, Benim tevbe eden kullarima karsi rahmetim coktur, yine tevbe etsin, gunahlarini affediyorum.

Demek ki insan tevbesinde durabilinceye kadar sayisiz defa tevbe etmek hakkina sahiptir.

Allah Kabul Etsin..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe | Leave a Comment »

Ebû Hureyre ve Günahkâr Kadın

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2007

Ebû Hureyre ve Günahkâr Kadın,Gzel_krmz_pembe_sar_mavi_beyaz_gller_yeil_gl_15 copy

Ebû Hureyre ve Günahkâr Kadın

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Kadının biri yanıma geldi ve, “ Benim de tövbe etmem mümkün mü? Ben zinâ ettim, zinâ mahsûlü çocuğumu da öldürdüm, dedi. “Hayır, senin tövben kabul edilmez.” dedim. Kadın kalktı, ah vah ederek “Vah başıma gelenlere! Bu güzellik ateşte yakılmak için mi yaratılmış?” diyerek gitti.

Ertesi gün Resûlullah ile birlikte sabah namazını kıldıktan sonra durumu kendisine anlattım. Resûli Ekrem: “Ne fenâ söylemişsin! Sen Allah’ın: ‘Onlar, Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar. Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa günahının cezasını bulur. Kıyamette, o büyük duruşma gününde onun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır. Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).’ (Furkan: 68-70) âyetlerini okumuyor musun?” dedi.

Ben hemen kadını çağırıp kendisine bu âyetleri okudum. Kadın hemen secdeye kapandı ve: “Benim için çıkış (kurtuluş) kapısı açan Allah’a hamd olsun, dedi.” (İbn Ebî Hâtim)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, H.z Ebu Hureyre, Kadın - Bayanlar İçin, Nasihat, Türkiye, Tevbe | Etiketler: | Leave a Comment »

Nûh Tûfânı

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2007

Nûh Tûfânı,noahs-20ark-20shaped-20puzzle

Nûh Tûfânı

“Andolsun, Biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik, o da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.” (29/Ankebût, 14)

Hemen her kültürde yer aldığını gördüğümüz Nuh Tufanı, Kuran’da anlatılan kıssalar arasında, üzerinde en çok durulanlardan biridir. Hz. Nuh’un gönderildiği kavmin uyarılara ve öğütlere kulak asmaması, gösterdikleri tepkiler ve olayın meydana gelişi birçok âyette detaylarıyla anlatılır.

Hz. Nuh, Allah’ın ayetlerinden uzaklaşarak O’na ortaklar koşan kavmini, sadece Allah’a kulluk etmeleri ve sapkınlıklarından vazgeçmeleri konusunda uyarmak amacıyla gönderilmişti. Hz. Nuh, kavmine Allah’ın dinine uymaları konusunda defalarca öğüt verdiği ve onları Allah’ın azabına karşı birçok kez uyardığı halde, onlar Hz. Nuh’u yalanladılar ve şirk koşmaya devam ettiler. Mü’minûn Sûresi’nde, Nuh Kavmi’nde gelişen olaylar şöyle anlatılıyor: “Andolsun, Biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: ‘Ey Kavmim, Allah’a kulluk edin. O’nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?’ Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: ‘Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz.’ O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin. Rabbim’ dedi (Nuh). ‘Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.” (23/Mü’minûn, 23-26)

Âyetlerde anlatıldığı gibi, kavminin önde gelenleri Hz. Nuh’u, onlara karşı üstünlük elde etmeye çalışmak, yani kişisel çıkarlar aramak gibi basit bir suçlamayla karalamaya çalıştılar ve ona “deli” damgası vurmak istediler. Ve onu gözetlemeye, baskı altında tutmaya karar verdiler. Bunun üzerine Allah Hz. Nuh’a, inkâr edip zulmedenlerin suda boğularak azaplandırılacağını ve iman edenlerin kurtarılacağını haber verdi.

Sözü edilen azap vakti geldiğinde, yerden sular ve coşkun kaynaklar fışkırdı ve bunlar şiddetli yağmurlarla birleşerek dev boyutlu bir taşkına neden oldu. Allah, Hz. Nuh’a “onun içine her (cinsten) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş onlanlar dışında olan aileni de alıp koy” (23/Mü’minûn, 27) emrini verdi ve Hz. Nuh’un gemisine binmiş olanlar dışında -Hz. Nuh’un, yakındaki bir dağa sığınarak kurtulacağını sanan “oğlu” da dahil olmak üzere- tüm kavim suda boğuldu. Tufan sonucunda sular çekilip, ayetin ifadesiyle “iş bitiverince” de gemi, Kuran’da bildirildiğine göre, Cudi’ye -yani yüksekçe bir yere- oturdu.

Yapılan arkeolojik, jeolojik ve tarihî çalışmalar olayın Kuran’da anlatıldığı şekilde meydana geldiğini göstermektedir. Eski çağlarda yaşamış birçok uygarlığa ait tabletlerde ve elde edilen birçok tarihi belgede, tufan olayı, kişi ve yer isimleri farklılık gösterse de, çok büyük benzerliklerle anlatılmış ve “sapkın bir kavmin başına gelenler” bir ibret kaynağı olarak çağdaşlarına sunulmuştur.

“Tûfan olayı, Tevrat ve İncil’in dışında, Sümer, Asur-Babil kayıtlarında, Yunan efsanelerinde, Hindistan’da Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, İngiltere’nin Galler yöresinde anlatılan bazı efsanelerde, İskandinav Edna efsanelerinde, Litvanya efsanelerinde ve hatta Çin kaynaklı öykülerde birbirine çok benzer şekillerde anlatılır. Birbirinden ve Tûfan böِlgesinden hem coğrafîi hem kültürel olarak bu kadar uzak kültürlerde, Tûfan’la ilgili bu denli detaylı ve birbiriyle uyumlu bilgi nasıl yerleşmiş olabilir?”

Sorunun cevabı açıktır: Eski dönemlerde birbirleriyle ilişki kurmuş olmaları imkansız olan bu toplumların yazıtlarında aynı olaydan bahsedilmesi, aslında bu insanların bir ilahi kaynaktan bilgi aldıklarını gösteren açık bir kanıt durumundadır. Görünen odur ki, tarihin en büyük helak olaylarından biri olan Tufan, farklı uygarlıklara gönderilen birçok peygamberler tarafından ibret için anlatılmış ve bu şekilde Tufan’la ilgili bilgiler çeşitli kültürlere yerleşmiştir.

Bununla birlikte, Tufan olayı ve Nuh Kıssası bir çok kültür ve dini kaynaklarda anlatılmasına rağmen, kaynakların tahrif edilmesi veya yanlış aktarma ve kasıtlar sebebiyle birçok değişikliğe uğramış, aslından uzaklaştırılmıştır. Yapılan araştırmalardan, temelde aynı olayı anlatan ancak aralarında birtakım farklılıklar da bulunan Tufan anlatımları içinde, eldeki bilimsel bulgulara uygun yegâne anlatımın Kuran’daki olduğunu görüyoruz.

Tûfan’ın Fiziksel Özellikleri: Allah, bardaktan boşanırcasına akan bir su ile göğün kapılarını açtı, şiddetli yağmurlar yağdırdı. Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttı. Yağmur, kaynak sularla bir işe karşı birleşti. Çivilerle tutturularak tahtadan yapılmış gemiyi bu sularda Allah taşıdı (54/Kamer, 11-13). Allah’ın gözetimi altında ve vahiyle Nûh gemiyi yaptı. Allah’ın emri gelip de tandır kızışınca, hayvanlardan ikişer çift ile iman etmiş kimseleri gemiye alması emredildi (23/Mü’minûn, 27). Geminin Cûdî’ye/yüksekçe bir yere oturdu (11/Hûd, 44). Tûfan olayı, ibret vericidir (69/Haakka, 11-12)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Nuh, Türkiye, Tevbe, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

Mevlana’nın Namaz Hareketlerine Süper Yorumu…

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2007

namaz (2)

Mevlana’nın Namaz Hareketlerine Süper Yorumu…

Gönül ustası Hazret-i Mevlânâ, insanı ilâhî huzura ulaştıran tekbir, kıyam, rükû, secde, ve dua gibi namaz rükünlerine oldukça düşündürücü mânâlar kazandırır.

Namaza tekbirle girmek, “İlâhî, biz senin huzurunda kurban olduk” demektir. (Tekbir getirerek kurban kesildiği gibi, tekbirle namaza başlamak da ‘Allah’ım, canımız sana feda olsun’ anlamındadır.

Namazda kıyama durmak, Allah’ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır, Kul, biraz sonra hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükû’a eğilir.
Başı rükû’da iken “Hakk’ın suallerine cevap ver!” diye İlâhî ferman gelir. Kul, rükûdan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüz üstü secdeye kapanır. Tekrar ona “Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver!” diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırırsa da, tekrar yüz üstüne kapanır.

Ağır yükün tesirinden dizleri üstüne çöker. Sağa verir; peygamberler ve melekler tarafına bakar, onlardan şefaat talep eder. Onlar derler: “Çare ve yardım günü geçti. Çare, ancak dünyada olabilirdi. Orada salih amellerde bulunmadınız, o günler gitti…
Sola verir; akraba ve yakınlarının tarafına bakar. Onlardan da bir fayda göremez…

Herkesten ümidini kesince, dua için iki elini kaldırır. “Ya Rabbi, herkesten ümidimi kestim. Kuluna yardımcı ancak Sensin. Senin rahmet ve mağfiretine sınır yoktur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Namaz, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe, İlginç | Leave a Comment »

Regaip Kandiliniz Mubarek Olsun

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2007

15 Regaip  Kandiliniz Mubarek Olsun

Regâib Gecesi

Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi „Regâib gecesi“dir. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Regâib gecesi, akşamla yatsı arasında 12 rek’at „Hacet namazı“ kılınır. 2 rek’atte bir selâm verilerek kılınan bu namazda, Fâtiha-i şerîfeden sonra her rek’atte 3 „İnnâ enzelnâhü...“, 12 İhlâs-ı şerîf okunur.

Namazdan sonra 7 Salât-ı Ümmiye okunup secdeye varılır.

Salât-ı Ümmiye:

اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ

„Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim“

Secdede 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

Secdeden kalkıp 1 defa:

رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَتَجَاوَزْ عَمَّا تَعْلَمُ اِنَّكَ اَنْتَ اْلاَعَزُّ اْلاَكْرَمُ

„Rabbiğfir verham ve tecâvez ammâ ta’lem. İnneke entel-eazzül-ekrem“ okunur.

Tekrar secdeye varılıp yine 70 defa:

سُبُّوحٌ قُدُّوسٌ رَبُّنَا وَرَبُّ الْمَلاَئِكَةِ وَالرُّوحِ

„Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh“ okunur.

Secdeden kalkıp duâ yapılır.

Duâda Hz. Allâh’a şu şekilde de ilticâ etmelidir:

اَللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا رَجَبَ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ

„Allâhümme bârik lenâ recebe ve şa’bân. Ve bellığnâ ramazân“

Regâib gecesinden sonraki gündüzde (yani Cuma günü) öğle ile ikindi arasında, 2 rek’atte bir selâm verilerek 4 rek’at teşekkür namazı kılınır. Her rek’atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 7 Âyetü’l Kürsî, 5 İhlâs-ı şerîf, 5 „Kul eûzu birabbil-felak…“, 5 „Kul eûzu birabbin-nâs…“ okunur. Namazdan sonra 25 defa:

لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ الْكَبِيرِ الْمُتَعَالِ

„Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîmil-kebîril-müteâl“

25 defa:

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

„Estagfirullâhe’l-aziym. Ve etûbü ileyk“ denilip duâ yapilir.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Namaz, Regaib Kandili, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Habil ile Kabil – Kur’an ‘dan kıssa

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007


Kur’an ‘dan kıssa

Vaktiyle, kardeş olan Kabil ve Habil isminde iki Adem oğlu, Allahü Teâlâ için birer kurban, ona manevî yakınlık sağlayacak birer nesne arz etmişlerdi. Kabil katı tabiatlı, Habil ise takva sahibi bir kimse idi. Herhangi bîr delil ile Habil’in kurbanının kabul olunduğu Kabil’in kurbanının ise kabul olunmadığı anlaşıldı. Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, Habil’in kurbanının kabul edilmesinden dolayı ona hased ederek:

— Ahdim olsun seni öldüreceğim, dedi. Habil de dedi ki:

— Allahü Teâlâ ancak takva sahiplerinden kabul buyurur. Binaenaleyh Allah’dan kork, niyyetini düzelt. Eğer sen beni öldürmek için elini uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabb’ı olan Allah’dan her halde korkarım. Ben bu suretle şunu isterim ki, beni günaha sokmayasın da hem benim günahım, hem de kendi günahınla dönüp gidesin, bu iki günahı yüklenerek can verip Hakk’ın huzuruna Varasin da Cehennem ehlinden olasın. Zira zalimlerin cezası budur.

Bu takva, bu salim fikir, bu hayır ve nasihat, bu kardeşlik hissi üzerine, kurbanı kabul edilmeyen zalim Kabil’in nefsi, kendisine kardeşi Habil’i öldürmeyi arzu ettirdi. Yani vaz geçirmek şöyle dursun öyle bir cinayet güya bur tâat şevkiyle endişesiz yapılabilecek, mâniden uzak, arzusuna uyulur bir şey gibi gösterdi, kolaylık hatta gayret verdi. Bu suretle nefsi, Kabil’e bu cinayeti bir yem gibi önüne gerilmiş pek hoş bir şey gibi gösterip ve bu isyanı icrası lâzım bir tâat gibi kabul ettirince de Kabil kardeşini öldürdü. Ancak, bu cinayeti ile kendisine bir fayda sağlama ihtimali olmadığından başka, dininde de, dünyasında da hüsrana uğradı, zarar ve ziyan içinde kaldı, öldürdüğü kardeşinin cesedini ne yapacağını şaşırdı, çaresizlikler içerisinde kıvrandı. Sonra Allahü Teâlâ, yerde deşinen bir karga gönderdi. Bu gönderiş ve deşiniş ona kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek içindi. Katil, karganın bu hareketinden ilham alarak:

— «Eyvahlar olsun, vay bana, ben şu karga kadar olup da kardeşimin iaşesini gömüp gizlemekten aciz oldum ha!..»

Dedi ve bunun üzerine nadimler güruhundan oldu, pişmanlıklar içerisinde kaldı.

Bu kıssadaki Kabil ve Habil ismindeki iki kardeşin Adem aleyhisselâmın kendisinin iki oğlu olduğu, ekseri müfessirlerin görüşü olmakla beraber israil oğullarından iki Adem oğlu olduklarını söyleyenler de vardır. Ancak dikkat edilmesi lâzım gelen husus, şahısların tâyini değil, vak’anın hakikatidir. Çünkü Kabil ve Habil kıssası namıyla acaip ve garip bir çok şeyler söylenmiştir. Binaenaleyh hata olmak ihtimalinden kurtulamayacak olan türlü türlü rivayetlerden ve tafsilâttan sakınarak Kur’ân-ı Kerîm’deki beyanın esas alınmasına dikkat çekilmiştir. Nitekim mealen şöyle buyurulmuştur:

—«Allahü Teâlâ iki Adem oğlu ile bir mesel darb etti, bunun hayrını tutun, şerrini bırakın.»

(Mâide Sûresi)

 

Posted in ADALET, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Genel, Kur`anı Kerim, Tevbe, İbretlik, İlginç | 5 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: