Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Mesnevi’de Geçen Hikayeler – Mevlana’ Category

MESNEVİ

Ebû Cehil’in Elindeki Taşlar

Posted by Site - Yönetici Kasım 7, 2015

Ebû Cehil'in Elindeki Taşlar

Ebû Cehil’in Elindeki Taşlar

Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz’i denemek istedi. Avucunun içine taş parçaları saklayarak Peygamberimiz’in yanına gitti.
Göklerin sırrından haberin varsa ve gerçekten peygamber isen, bil bakalım avucumda gizlediklerim nedir?” diye sordu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu: ”Elindekilerin ne olduğunu ben mi söyleyeyim? Yoksa hak peygamber olduğumu avucunda sakladıkların mı söylesin?’
Ebû Cehil, ”İkinci teklifin mümkün değil, olamaz’‘ dedi. Peygamber Efedimiz,
Allah’ın kudreti, daha da ötesine kadirdir” buyurduğunda Ebû Cehil’in elindeki taşlar kelime-i şehadet getirmeye başladılar. Her bir taş ”lâ ilâhe illallah, Muhammeden Resûlullah” dedi.

Ebû Cehil taşlardan bu sözleri duyunca öfkeyle onları yere attı.
.
Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bakış Açısı

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2015

1,, Bakış Açısı,copy (2)

Bakış Açısı

Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz’e, ”Hâşimoğulları’nda,senden daha çirkini yoktur” dedi.

Peygamber Efendimiz, ”Her ne kadar haddini aştınsa da yine de doğru söyledin” buyurdu.

Biraz sonra, Hz. Ebû Bekir Resûlullah Efendimiz’in yanına geldiğinde, ”Ey güneş! Sen ne doğudansın ne batıdan, latif nurunla parla” dedi. Peygamber Efendimiz, ”Değersiz dünya sevgisinden kurtulan aziz dostum! Sen de doğru söyledin” buyurdu.

Orada bulunan sahâbeler bu durum karşısında şaşırdılar ve, ”Ey insanların en şereflisi! Birbirine tamamıyla zıt şeyler söylendi. İkisine de doğru söyledin, buyurdunuz. Sebebi nedir?” diye sordular.
Peygamber Efendimiz buyurdu: ”Ben, Hakk’ın kudret eliyle cilâladığı bir aynayım. Bana bakan, olduğu gibi kendini görür.”

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dil Bilginiyle Gemici

Posted by Site - Yönetici Ekim 11, 2015

Dil Bilginiyle Gemici, Mesnevide Geçen Hikayeler

Dil Bilginiyle Gemici

Kendini beğenmiş bir dil bilgini gemi ile seyahat ediyordu.
Yolda gemiciye sordu: ”Hiç dil bilgisi okudun mu?” Gemici, ”Hayır, okumadım” dedi. Dil bilgini, ”Ömrünün yarısı boşa geçmiş” cevabını verdi.
Gemici, dil bilgininin bu davranışından rahatsız oldu ama sesini çıkarmadı. Kızdığını belli etmedi.
Bir zaman sonra, denizde fırtına çıktı. Rüzgâr gemiyi dalgaların üzerinde bir girdaba doğru sürüklüyordu. Dalgalarla
boğuşan gemicinin, gözü dil bilginine takıldı. Gemici yüksek sesle sordu: ”Hocam yüzme bilir misiniz?” Dil bilgini korku
içerisinde büzüldüğü yerden cevap verdi: ”Hoş sözlü, güzel gemici bilmiyorum.” Gemici; ”Yazık, ömrünün tamamı gitti.
Çünkü, gemi bu girdaptan kurtulamaz, batar” diyerek dil bilginine iyi bir ders verdi.

***

Dil bilgininden maksat; dedikodudan ibaret ilmine mağrur olan, kimseyi adam yerine koymayan gafillerdir. Böyle lüzumsuz
bilgilere sahip olanlar, o bilgiyle dünyada biraz işe yarasalar da, hayat gemileri ölüm girdabına girince o bilgilerinin bir işe yaramadığını anlarlar. Ölüm girdabında âhiret bilgisine vâkıf olanlar yüzebilir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bedevînin Hediyesi

Posted by Site - Yönetici Ekim 8, 2015

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bedevînin Hediyesi

Çok eski zamanlarda iyilik sever ve cömert bir halife vardı.
Halife olması gereken bütün güzelliklere sahipti. Yaşadığı Bağdat şehri onunla dört mevsim baharı yaşardı.

Bu halifenin zamanında, bir bedevî ile karısı çölde son derece fakir bir durumda yaşıyordu. Bir gece bedevînin karısı, kocasına söylenmeye başladı: ”Herkes rahat içinde yaşıyor, biz yoksulluk çekiyoruz. Ekmeğimiz yok, dert katığımız, suyumuz göz yaşı. Gündüzleri güneş ışığı elbisemiz, geceleri yorganımız ay ışığı. Ay gökte görününce, pide zannedip elimizi uzatırız. Fakirliğimizden fakirler bile utanmakta.
Bedevî hanımına cevap verdi: ”Gelir için sızlanarak, ömrünü boşa harcama. Zaten ömrümüzden geriye ne kaldı? Çoğu gitti,
azı kaldı. Allah bütün yarattıklarının rızkını verir. Akıllı olan, rızkın azına çoğuna bakmaz. Hırsının esiri olmaz.
Çektiğimiz bütün sıkıntılar ve dertler ölümün habercisidir.
Bize ölümü kolaylaştırır. Bolluk içinde tatlı bir ömür sürenin ölümü acı olur.

Benim güzel karıcığım, bak sabah oldu. Sen, daha ne zamana kadar bu yoksulluk masalını anlatacaksın?
Ben, bana verileni yeterli buluyorum. Rabbime olan güvenim sonsuzdur.Yolum kanaat yoludur.”
Kanaat sahibi bedevî, türlü iltifatlarla hanımını sakinleştirmeye çalıştı. İhlâsla yüreği yana yana, sabaha kadar hanımına nasihat etti. Fakat kâr etmedi. Hanımı, ”Ey adam! Bu kanaatten sen ne elde ettin? Ne kazandın? Kanaat bizim için bitmez tükenmez sıkıntıdan başka ne getirdi?
Kadın kocasına daha nice sert ve acı sözler söyledi. Bedevî karısına, ”Hanım, sen kadın mısın? Dert ve üzüntü kaynağı
mısın? Ben anlamadım. Sana yoksulluğumla övündüğümü söylüyorum, sen tutup yoksulluğumu başıma kakıyorsun. Kimseden bir isteğim ve ümidim yok. Gönlümde kanaatten bir dünya var.
Ne olurdu? Sen de yoksullukla kucaklaşıp dost olsan. Mânevî değerler kazansan. Allah’ın izzeti, ikramı ve lutufları sana yetmez mi?
Hanım yoksulluğumla uğraşma, kavgayı bırak. Yolumu kesme. Ya yakamı bırak ya da ben evi terkedeyim.’

Kadın kocasının öfkelenip sinirlendiğini görünce, ağlamaya başladı. Taktik değiştirdi. Gönül alıcı yumuşak bir konuşma
tarzını seçerek kocasını ikna etmeye çalıştı:
”Biliyorsun ki ben senin ayağının toprağıyım. Bedenim, canım, varım, yoğum hepsi senin. Senin emrindeyim. Bu şekil
konuşmalarım yoksulluk yüzünden ve sabrımın kalmamasındandır.
Senin rahatını düşünüyor, yoksul kalmanı istemiyorum. Sen benim canımsın. Her şeyimi senin yoluna feda edecek kadar,
seni çok seviyorum. Senin iyiliğini istediğimden dolayı, benden ayrılıp uzaklaşmayı düşünmen ne kadar yanlış. Yine de
bir hata yaptıysam özür dilerim.”

Kadın bu çeşit güzel ve tatlı sözler söylerken bir yandan da ağlıyordu. Güzel kadının göz yaşları kocanın gönlüne tesir
etti. Bedevî, ”Hanım, seni üzüp kırdımsa, özür diliyorum.
Bilmeni isterim ki ben de Allah için seni çok seviyorum. Şimdi bana yoksulluktan kurtulmamız için ne çare düşündüğünü açıkça
söyle.” Kadın, ”Bağdat’taki halifeye git. Onun kapısı, ateşe tapana da müslümana da açık. İhtiyaç sahiplerine ihsanları
dillere destan. Bereketli nisan yağmurları gibi herkes ondan faydalanır.” Bedevî, ”Halifenin yanına varmak için bir bahane bulmamız lâzım. Eli boş gidilir mi?” Hanımı, ”Halifeye bir testi tatlı yağmur suyu götür. Padişahın hazinesinde çok değerli malları vardır. Fakat böyle tatlı suyu yoktur.”

Hanımının teklifi adamın da aklına yattı. Hanımına, ”Sen testinin ağzını iyice kapat. Dışını güzel bir keçeye sarıp dik. Padişahım orucunu bu su ile açsın.Doğrusu dünyanın başka bir yerinde de böyle güzel su bulamaz” dedi.

Bedevî ertesi gün yola düştü. Gece gündüz yol aldı. Testinin başına bir iş gelmesin diye de çok dikkat ediyordu. Sağ salim
Bağdat’a ulaştı. Halifenin sarayını sorup, öğrendi. Sarayın kapısındaki görevliler kendisini güler yüzle karşıladılar.
Ona, ”Yoksullar cömertlere, cömertler de yoksullara muhtaçtır” gibi tatlı sözler söyleyip içeri aldılar.
Görevliler bedevîye sordu: ”Ey Araplar’ın şereflisi, nereden geliyorsun? Yolculuğun nasıl geçti? Yorgun musun?” Bedevî,
Beni iltifatınızla sizler şereflendirirsiniz. Yüz çevirirseniz mahrum kalırım. Sultanın lutfunu ümit ederek, çölden gelmiş bir garibim.”
Bedevî, dinlenmiş yağmur suyu dolu testiyi görevlilere uzatarak, ”Bu yeşil ve yeni testiyle birlikte, içinde dinlenmiş tatlı yağmur suyu padişahıma hediyemdir. Bu armağanı padişaha götürün. Padişahımın ihsanıyla bir fakir yoksulluktan kurtulsun.”
Bedevînin bu safiyeti karşısında görevlilerin gülesi geldi.
Gülmediler. Çünkü, padişahın güzel huyları bütün memurlarına da tesir etmişti.
Halife bedevînin hediyesini kabul edip teşekkür etti. Testiyi altınla doldurarak geri vermelerini emretti. Adamlarına, ”Çöl
yolu uzun ve meşakkatlidir. Bu zavallıyı, Dicle nehri üzerinden gemiyle memleketine gönderin. Kestirme olur” diye tembihledi.
Görevliler gemiye bindirmek için, bedevîyi Dicle nehrinin kenarına götürdüler. Bedevî taptatlı suyuyla gürül gürül akan
Dicle’yi görünce çok utandı. Padişahın kendisine bir testi altın ihsan etmesinden çok, testiyle götürdüğü yağmur suyunu
kabul ederek alicenaplık gösterdiği, incelik ve nezâket dolu davranışına hayran oldu.

***
Mevlânâ hazretleri, bu hikâyede geçen kişilerin neyi sembolize ettiğini kendisi açıklamıştır. Bedevî aklın, hanımı da nefsin sembolüdür. Nefis ve akıl iyiyi kötüden ayırt edebilmek için gereklidir. Bu ikisi topraktan yaratılmış olan beden evinde otururlar. Birbirleriyle gece gündüz mücadele ederler. Kadın, yani nefis devamlı beden evinin ihtiyaçlarını dile getirir. Şeref ister, makam ister, giyecek ister, ekmek ister, sofra ister. Hikâyedeki kadının yaptığı gibi nefis de arzularına ulaşabilmek için değişik taktikler uygular. Bazan büyüklenir, bazan yüzünü toprağa sürer, bazan da tevazu gösterir.
Akıl cismanî arzu ve iştiyaklardan uzaktır. O Allah sevgisiyle ve Allah sevgisini kaybetmenin korkusuyla yaşar.
Bedevînin destisinden maksat sâlikin vücududur. İçindeki sudan murat sâlikin pek az olan amel ve ilmidir. Halife mürşid-i kamili temsil eder. Dicle nehri mürşid-i kâmilin sahip olduğu mârifetullahtır. Mürşid-i kâmilin sahip olduğu mârifetullah
ilminden istifade etmek için, kapısına testisi boş olarak gitmek gerekir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Lokman ( a.s.) ve Köleler

Posted by Site - Yönetici Eylül 6, 2015

Mesnevide Geçen Hikayeler,Lokman ( a.s.) ve Köleler

Lokman ( a.s.) ve Köleler

Lokman Hekim’in Kur’an’da ismi geçer. Peygamber olup olmadığı bilinmeyen üç kişiden biridir (Üzeyir, Zülkarneyn ve Lokman).
Habeşli veya zenci olduğu, memleketinden getirilip köle olarak İsrâiloğulları’na satıldığı rivayet edilmiştir.
Lokman Hekim efendisinin hizmetindeyken, diğer köleler tarafından çok kıskanılırdı.

Bir gün, efendisi Lokman’ı diğer kölelerle birlikte bahçeye gönderdi. Vazifeleri, bahçeden topladıkları meyveleri efendilerine getirmekti. Köleler topladıkları meyveleri yağma eder gibi büyük bir iştahla yediler.
Efendilerinin yanına varınca da, ”Meyvelerin hepsini Lokman yedi” dediler.
Bunun üzerine, efendi Lokman’a kızdı, söylendi. Lokman efendisinin kızgınlığının sebebini araştırıp anlayınca dedi ki: ”Ey kerem sahibi olan efendim! Kölelerin hakkında bir karar vermeden önce, onları bir imtihan et.Hepimize bol bol sıcak su içir. Sen atlı, biz yaya olarak kırda koşalım. O zaman, meyveleri kimin yediği anlaşılır ve hakkımızda doğru kararı verirsin.”

Efendisi Lokman’ın dediği gibi yaptı. Sonra onları kırda aşağı yukarı koşturdu. Köleler yorgunluktan kusmaya başladılar. Yiyip içtiklerini çıkartınca, kimin yalancı olduğu ortaya çıktı.

***

Bu kıssadan anlamamız gereken:
Aynaya beni çirkin gösterme demen fayda vermez.

Teraziye ne koyarsan onu tartar.

Kıyamet günü de, Allah bütün gizlediklerimizi güzel çirkin demeden ortaya dökerek, hesap görür.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hz. Yusuf’un Dostu

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2015

Hz. Yusuf'un Dostu,Mesnevide Geçen Hikayeler

Hz. Yusuf’un Dostu

Çok uzaklardan, şefkatli bir dostu Hz. Yusuf’a ziyaret için geldi. Misafiri oldu. Hz. Yusuf, çocukluk arkadaşıyla oturup sohbete başladı. Hz. Yusuf’un kardeşlerinin kıskançlığından, kuyuya atmalarından, zindanda geçen yıllardan, çekilen sıkıntıların sonunda ilâhî yardımın yetişmesinden, uzun uzadıya konuştular.

Sonunda Yusuf aleyhisselâm misafirine sordu: ”Dostun kapısına eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmek gibidir. Bize ne hediye getirdin?
Misafir utana sıkıla, ”Sana armağan getirmek için birkaç şeye baktım, fakat hiçbirini sana lâyık görmedim. Altın madenine, altın kırıntısı götürülemez. Denize bir damla su hediye verilmez. Sana gönlümü ve canımı getirdim desem, Kirman’a baharat satmaya gitmiş gibi olurum. Senin güzelliğinden başka, Mısır ülkesinin ambarında
olmayan bir şey yok.

Ey gözümün nuru Yusuf’um! Sana armağan olarak ayna getirdim. Güneş gibi parlayan güzelliğine baktıkça, sevinir beni hatırlarsın. Zaten güzeller, hep aynaya bakar” dedi. Koltuğunun altından çıkardığı aynayı Yusuf’a sundu.

***
Cenâb-ı Hak mahşer gününde insanlara, ”Kıyamet günü için, ne armağan getirdiniz?” diye soracak. Eğer o güne inanıyorsan, inkâr etmiyorsan, neden hazırlık içerisinde değilsin?
Azıcık olsun yemeyi içmeyi bırak da Hak’la buluşacağın gün için bir armağan hazırla. Geceleri az uyuyanlara katıl. Seher vakti günahlarının bağışlanmasını dileyenlerden ol.

Sûfîlerin Yeri

Padişahların meclislerinde, sol tarafa, yiğitler, pehlivanlar, kahramanlar oturur. Çünkü yiğitlik ve cesaret duygusunun yeri olan yürek, insan bedenin sol tarafındadır.

Hesap, kitap ve yazma işiyle uğraşanlar ile idareciler padişahın sağ tarafında otururlar. Kayıt tutmak, yazı yazmak, defter taşımak sağ elin işidir.

Sûfîlere ise padişahın karşısında yer verirler. Zira sûfîler, canın aynasıdır. Aynaya bakmak, karşısında olmakla mümkündür. Ayna ruhu parlatır, kalbi kuvvetlendirir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yusuf, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sağırın Hasta Komşusunu Ziyaret Etmesi

Posted by Site - Yönetici Temmuz 31, 2015

Sağırın Hasta Komşusunu Ziyaret Etmesi

Sağırın Hasta Komşusunu Ziyaret Etmesi

Komşuluk ilişkilerine ve insanlığa önem veren bir zat, tanıdığı bir sağıra, komşusunun hasta olduğunu haber verdi.

Bunun üzerine o sağır, komşusunun hatırın sorması gerektiğini, fakat bu sağır kulakla nasıl yapacağını düşündü. Kendi kendine, ”İnsan hasta olunca sesi de zayıflar. Komşudur gitmek lâzım. Fakat, söylediklerini bu kulakla duymam mümkün değil. En iyisi dudakları kıpırdayınca söylediklerini tahmin eder, ona göre konuşurum” dedi.

Ziyarete gittiğinde komşusuyla arasında şöyle bir konuşma geçebileceğini düşünerek, hazırlık yaptı. ”Ey benim dertli komşum! Nasılsın?’‘ derim. O da bana, ”İyiyim, hoşum” der. Ben, ”Allah’a şükürler olsun” derim.
Sonra ne tür yemekler yediğini sorarım. O da herhalde bana, ”Şerbet içtim veya mercimek çorbası yedim” der. Ben de, ”Afiyet olsun’‘ dedikten sonra, tedavi için hangi doktorun geldiğini sorarım. O, ”Filan hekim” deyince, ”O doktorun ayağı çok uğurludur. İşini bilen biridir. İyi ki onu çağırmışsınız. O doktorla hastalığın iyileşti sayılır” derim.

Sağır kafasında kurguladığı bu senaryoya göre komşusunun ziyaretine gitti. Selâm verip bir köşeye oturduktan sonra, ”Nasılsın komşum?” diye sordu. Hasta, ”Çok fenayım, ölüyorum.” Sağır, ”Allah’a şükürler olsun” deyince, hastanın canı sıkılır. Komşusunun bu sözü onu kırar. Şükrün sırası mı diye düşünürken, sağır sorar: ”Ne yiyorsun?” Hasta o kızgınlıkla, ”Zehir zıkkım” diye cevap verir. Sağır yine önceden tasarladığı gibi tebessüm ederek: ”Afiyet olsun” der. Bunun üzerine hasta iyice sinirlenir, fakat belli etmez.

Sağır sormaya devam eder: ”Tedavi için hangi hekim geliyor?
Artık dayanamayan hasta bütün öfkesiyle, ”Kim gelecek? Azrâil geliyor. Sen nasıl komşusun? Defol git başımdan” diye bağırır. Bunun üzerine sağır olanca sakinliğiyle, ”O mu geliyor? Onun ayağı çok uğurludur. Sevin neşelen. Hastalığın iyileşti sayılır” diye cevap verir.

Hasta, böyle bir komşusu olduğu için çok üzülür. ”Meğer biz bu komşuyu tanıyamamışız. Can düşmanımızmış” diye düşünür.

Sağır, bir müddet sonra müsaade isteyerek kalkar ve komşuluk hakkını ödediğini düşünerek sevinçle komşusunun evinden ayrılır.

Sağır vazifesini yapmanın mutluluğuyla evine giderken hasta komşusu, onun hakkında, ”Hasta ziyareti hatır sormak, gönül almak için yapılır. Adam hatırımızı kırdığı gibi, hastalığımızı artırdı” diye düşünmektedir.

***

Bu kıssadan anlamamız gereken:

Sağır, komşusunu Allah rızâsı için değil, âdet yerini bulsun diye ziyaret ediyor. Sevap işlediğini zannederek ayrılıyor.
Halbuki, komşusunu teselli edemediği gibi, dostluklarının bozulduğunun farkında değil.
Bunun gibi kulun ihlâsla yapmadığı ameller de Allah katında aynı neticeyi verir. Gösteriş olsun diye yapılan işler, kulu gizli şirke düşürebilir.
Sevap yerine günah kazandırır.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z. Ömer Zamanında Çıkan Yangın

Posted by Site - Yönetici Haziran 13, 2015

20120603_194237 copy

H.z. Ömer Zamanında Çıkan Yangın

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Medine’de büyük bir yangın çıktı. Ateş taşları dahi, kuru odun gibi yakıyordu. Binaları ve evleri saran ateş havada uçan kuşların kanatlarını tutuşturuyordu. Şehrin yarısı alevlere teslim olmuştu.

Ateşe kova kova su verilmesine rağmen bir faydası olmuyor, ateş inadına artarak devam ediyordu. Halk yangını söndüremedi.

Çaresiz kalınca koşarak Halife Hz. Ömer’in yanına gitti. ”Yâ Ömer! Bu yangın su ile sönmüyor” dediler. Hz. Ömer, ”O ateş Allah’ın işaretlerindendir. Alevleri böyle coşturan sizin cimriliğinizdir. Suyu bırakın da yoksullara yardımda bulunun.
Cimrilikten tövbe edip, cömert olun” dedi.

Halk, ”Yâ Ömer! Bizim kapımız herkese açıktır. Yardım etmekten hoşlanan cömert kişileriz” deyince; Hz. Ömer, ”Siz verdiğinizi, Allah için vermiyorsunuz. Gayeniz gösteriş yapmaktır. Yerleşmiş bir geleneğiniz var. Âdet yerini bulsun diye yardım ediyorsunuz.

Allah’ın kabul edip etmeyeceğinden çekinerek, korkarak bağışlanmayı dileyerek verin ki, Allah size merhamet etsin” dedi.

***
Yardım ve sadaka, Allah rızâsı için gerçek ihtiyaç sahiplerine verilmelidir.

Haram işlerde harcayacak olana, yardım verilmemelidir.

İhlâsla erbabına yapılmayan yardımlar, belâyı defetmez.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Susamış Adam

Posted by Site - Yönetici Mayıs 10, 2015

Mesnevide Geçen Hikayeler,bir-kuyu-basinda-660x412 copy

Susamış Adam

Bir derenin kıyısında, yüksekçe bir duvar vardı. Duvarın üstünde de susamış, dertli bir adam duruyordu. Suya ulaşıp susuzluğunu gidermesini duvar engelliyordu. Zavallı adam gözünün önündeki suya ulaşmak çin balık gibi çırpınıyordu.

Birden aklına duvardan suya kerpiç atmak geldi. Kerpicin düşmesiyle suyun çıkarttığı ses, sevgilisinin sesini duyan âşık gibi adamı sarhoş etti. Bunun üzerine duvardan kopardığı kerpiçleri birbiri peşi sıra suya atmaya başladı. Dere dile geldi:
Ey insanoğlu! Böyle kerpiç atarak beni niye rahatsız ediyorsun? Bunun sana ne faydası var?” Susamış adam, ”Kerpiç atmamın bana iki faydası var. Birincisi, kerpiç düştüğünde çıkan su sesi susuzluğumu hafifletiyor. İkincisi, kopardığım her kerpiç taşı duvarı biraz daha alçaltıp beni suya yaklaştırıyor.

***
İnsanın suya, yani Allah’a ulaşmasını engelleyen, nefsânî arzularından oluşan varlık duvarıdır. Susayan kimsenin suya ulaşmak için çaba gösterdiği gibi, insan da varlık duvarını yıkmak için gayret göstermelidir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Diken Eken Adam

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2015

Diken Eken Adam,Mesnevide gecen hikayeler

Diken Eken Adam

Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri, yolun üstüne dikenler ekti. Oradan geçenler onu ayıpladılar, dikenleri söküp atmasını istediler. Adam söylenenlere aldırış etmedi.
Dikenler her geçen gün büyüyor, gelip geçenleri rahatsız ediyordu. İnsanların elbiseleri dikenlerden yırtılıyor, yoksulların ayakları parçalanıyordu.

O beldenin valisi, ”Bu dikenleri sök” diye emir verdi. Adam da, ”Efendim, bir gün sökeceğim” dedi.
Yarın sökerim, öbür gün sökerim derken zaman geçti. Dikenler iyice kökleşti. Vali adamı yanına çağırıp yine ikaz etti:
Şu dikenleri bir an önce sök. Sözünde dur. İşini erteleme.
Adam yine, ”Merak etmeyin, sökeceğim” deyince vali, ”Sen hep yarın diyerek, yapacağın işi erteliyorsun. Fakat şuna dikkat etmiyorsun. Her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor. Derinlere kök salıyor. Dikenleri sökecek olan sen ise her gün ihtiyarlıyorsun. Gücün kuvvetin azalıyor.

***
Sen her kötü huyunu, bir diken bil. O dikenleri, Hz. Ali’nin Hayber Kalesi’nin kapısını kopardığı gibi, nefsinle mücadele ederek sök, at. Öyle yapamıyorsan, o dikenleri aşılayıp, gül fidanı haline getirecek bir mürşid-i kâmili bul. Kötü huylarının iyiye çevrilmesinde, mürşid-i kâmil rehberin olsun.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: