Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Marifetname’ Category

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar.

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2011

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar,goynem,beysehir,sennet,ibrahim hakki hazretleri,takva,facebook,

Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları, Rahman’a kavuşmayı ve görmeyi bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.

Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.

Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.

Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman’ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak’kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak’kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan’dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman’ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Cima ve hamamın itidalini bildirir – Marifetname

Posted by Site - Yönetici Eylül 22, 2010

cima-ve-hamamin-itidalini-bildirir-marifetname

Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın itidalini bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken  alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı, cima ve hamamdır. Cimanın  en faydalısı, birinci hazımdan sonra vâki olanıdır. Bedenin hararet, rutubet ve kuruluğunda, boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır.

Eğer o, hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa; bedenin hararet, rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı, onun soğukluk, kuruluk ve  boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır. Cima şehveti kuvvet  bulmadıkça, âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça, ona öne alma  ile girişme, vücuda zararlı bir oyundur.

Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik, tam neşe, yemek isteği ve uyku gele. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola.  zira ki mutedil cima, tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Yemem ve  beslenmeye bedeni hazırlar. Gazabı zayıflatıp, kötü vesveseyi ve sevda  düşüncelerini giderir. Balgam hastalıklarının  çoğu onunla gider.

Çok olur ki, cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp, baş dönmesi  ve göz kararması gibi belalar başına gelir. Meni buharı, bedenin içinde hapsolup, kaplarına dolduğunda husyeleri şişer, kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur. çok  cima, endamı boşaltır, kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. Mübtelasını  titretip, sinirlerini boşaltır. Acuzeye, çirkine, hastaya, küçük bâkireye  ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. Zira ki  bular, elbette kuvveti çeker, âleti yumuşatır, rutubeti kurutur ve üzüntü  verir. Pişmanlığa sebep olur. Livata, tabiata aykırı ve zararlıdır. zira  ki ihanet ve eziyeti toplar, inzal zevkini önler. Genç ve güzel kadınla cima, vücuda sıhhat, hislere kuvvet verip, tabiatı mesrur ve kalbi huzur  dolu eder.

Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan, meni boşalması çok olup,  o fazla madde bedenden gider. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını  sırtı üzerine yatırıp, açılmış baldırları arasında dize gele. önce uyun,  konuşma ve iltifat ile göğüs, dudak ve yanağını öpmeli. Göğüs ve kasığını ovmalı. Sonra âletiyle bız’a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. ta ki  şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. Vakta ki kadının gözü değişip, göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala.  O zaman üzerine düşüp, sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. İnzalden sonra kadının  karnı üzerinde bir miktar kala. Ta ki iki meni karışıp, rahme girmeye yol  bula. Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla. Ta ki inzalı kolay olup, kadın dahi ondan lezzet ala. Tam bir çocuk vücuda gelip, hepsi âfiyet bula. Boşalma tamam ola. Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. Ta ki artan meni mesane yolunda  kalmasın ve onda kokuşup, hastılak olmasın. Bız’ın rutubeti ona damlayıp, ondan, ondan, mesane iltihabı kalmasın. Cimaı tahrik eden şeylerin biri, insanların cima ettiğine muttali olmaktır.

Kasık kıllarını kesmek   şehveti uyandırır. Bu durumda başka şeyler düşünerek, bu arzuyu yenmek  gerekir.

BEYT

Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun

Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun

Deyip, eliyle istimna etmek, üzüntü ve sıkıntıya sebebtir. Cima ile  boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup, harekitiyle ürer. Kâh olur ki, bit bedende defaten hâsıl olur. bu derece çoğalır ki, rengi sarartıp, uykuyu kaçırır ve şehveti keser. Onun için erkekler ziyade bitli olur. Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. Tuzlu su ile yıkanmaktır. Sonra tatlı su ile yıkanmaktır.

Hamamın en iyisi, binası eski, içi geniş, suyu tatlı, sıcaklığı orta olandır. Onun ilk odası soğuk ve rutubetli, ikincisi sıcak ve rutubetli, üçüncüsü sıcak ve kuru olandır. Böylece vücud sıhhatini koruyup, ter boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin. Hamamın içinde uzun bekleme, baygınlık, bulanıklık, ıztırap, kuruluk ve hafakan verir.

Mizacı kuru olan, suyu havadan çok kullanmalıdır. Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından, evinin döşemesine su serpip yatmalıdır. Rutubetli buharı çoğaltmak için, hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir. Mizacı rutubetli olan havayı, sudan çok kullanmalıdır. Şu halde ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan, su kullanmadan önce, çok terlemelidir.

Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir. Zira ki cildi, rutubetli ve kızarmıştır. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye başlarsa, o vakit süratle dışarıya gelmelidir. Hamamdan sonra, örtünme ve kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. Zira ki beden, hamamın havasından daha soğuk olan havaya çıkar. Beden hamamın suyundan emip, çektiğinden, onun ârizî hareketi, ondan süretle gidiy, tabii olarak soğuk olan su, soğukluğunu bulduğunda, bedeni dahi soğutur. Eğer hamam, yemekten sonra vâki olduysa, bedenin yağlanmasına sebeb olur. Lakin sirke balı içerse, hastalıktan emin olur. İtidal üzere yağlanır. Eğer hazmolunduktan sonra hamama giderse, yağlanır ve hastalıktan emin olur.

Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak, bedeni kurutur. Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. Riyazeti az olan kimse, hamamda terlemeyi çoğaltsın. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar, hamam ile ter olup gitsin. Bu boşalma ile vücut, mizacının itidaline yetsin.

Soğuk su ile yıkanma, gençlerin bedenine güç verir. Yaz günlerinde, öğle öncesi sıcak mizaclı ve normal etli olan kimselere sıhhattir. Ama ihtiyarların, çocukların, ishal ve nezlesi olanın, hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder.Kültürlü kaplıcaları kullanma, yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile yıkanma, fazlalıkları atıcı, titreme ve felce ilaçtır. Uyuzu iyileştirir, mafsal ve romatizmaya şifa verir. Madenî suların hepsi, beden kokularını giderir, yaralara merhemdir. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu ibrahim Hakki hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | 5 Comments »

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 7, 2010

ars-i-azamin-cevresinde-olan-nehirleri-ve-melekleri-bildirir

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Taala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak’dan şöyle nida gelmiştir:Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamıyle tavaf edemezsin.

Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar diye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman’a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara “saf tutan melekler” derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: “Sübhanallahü ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve’llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi’l-aliyyi’l-azim.”2

Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı.

Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak’kın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala’ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hak’kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara “Kiramenkatibin” ve “hafaza/koruyucu” derler. Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala’dan yeryüzündeki peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir. Biri Mikail aleyhisselamdır. kanatlarının sayısını ancak Hak Taala bilir. O, denizdeki meleklerin vekilidir. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. Her biri, yağmur yağdırmak gibi nice hizmetlere memurdur.

Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir, kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. Her yere inen yağmur, Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Zira bu görev ona verilmiştir. O da, cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. O, can almaya vekildir. Bütün ruhları kabzeden odur. Bütün yeryüzü, onun huzurunda bir sofra misalidir. Rahmet ve gazap meleklerinden nice yüzbin ordusu vardır. Şekil ve büyüklükte, kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir. Hazreti İsrafil, Cebrail, Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki; göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını bildirir

Posted by Site - Yönetici Haziran 19, 2010

kiyametin-sartlarini-kiyametin-alametlerini-surun-ufurulusunu-zelzele-ve-insanlarin-perisanligini-yaratiklarin-helakini-ve-goklerin-harap-olmasini-bildirirmarifetname

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.

Gizli alâmetler: İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, haya, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.

Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.

1- Deccalın çıkışı.

2- Üç gece üstüste ay tutulması.

3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.

4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.

5- İsa aleyhisselamın Şam’daki beyaz minare üzerine inip, Deccal’ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.

6- Resul-ü Ekrem’in soyundan Mehdi çıkıp, kırk yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.

7- Dâbbe-tül-Arz’ın vücuda gelmesi.

8- Ye’cüc ve Me’cüc’ün İskender seddinden çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.

9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme’ye gelip, buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe’nin yıkılması.

10- Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.

Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kur’an-ı Kerim’in hükümleri yeryüzünden kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.

Müfessirler dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte olan meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp, kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp, yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup, insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. Bundan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar. Ancak Allah’a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail, Mikail, Rıdvan ve Azrail’dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki, birisi İsrafildir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.

Şu halde her can, ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. Ve kimse olmadığından yine kendisi: “Her şeye galip olan tek Allah’ın!” (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri, ağaçları ve meyvelerini, yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir.

Posted by Site - Yönetici Haziran 2, 2010

jannahparadicecennetmarifetnamegoynemnorvecderebucakkonyamevlanaguzel-sozleraksemseddinislamkurankabemekkekitaplarislamicwww-yukarikayalar-wordpress-com

Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri, ağaçları ve meyvelerini, yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir.

Ey aziz, malum olun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala, arş ve kürsün altında, yedi göğün üstünde, arşın nuru ile sudan sekiz cennet yaratmıştır. Bunlar, biribirinden yüksektir. En yükseği Adn cennetidir ki, Mevla’nın görülme yeridir.

Birinci cennetin ismi, darülcelaldir ki, beyaz incidendir.

İkinci cennetin ismi, darüsselamdır ki, kırmızı yakuttandır.

Üçüncü cennetin ismi, cennetülme’vadır ki, yeşil zebercettendir.

Dördüncü cennetin ismi cennetülhulddur ki, sarı mercandandır.

Beşinci cennetin ismi, cennetünnaimdir ki, beyaz gümüştendir.

Altıncı cennetin ismi, cennetülfirdevsdir ki, kırmızı altındandır.

Yedinci cennetin ismi, cennetülkarardır ki, misktendir.

Sekizinci cennetin ismi, cennetüladndir ki, terleyen incidendir.

Bu adn cenneti, surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan, hepsine komşu, şereflendirilmiş bir mekandır; cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. Burası sıddıkların, hâfızların makamıdır. Rahman’ın tecelli mahallidir.

Her cennetin bir kapısı vardır ki, uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. Birinci cennetin kapısı üzerinde: “La ilahe illallah Muhammedün resulüllah” yazılmıştır. Öteki kapıları üzerinde: “La ilahe illallah diyene azap etmem” yazılmıştır. Bütün cennetlerin toprağı misk, taşları cevher, bitkileri, zaferan çiçeklerinin renginde, kıpkırmızıdır. Binalarının bir cephesi altın, bir cephesi gümüş ve sıvası anberdendir. Sarayları terleyen incidir, köşkleri sarı yakuttur. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. Her sarayın önünde dört nehir akar. Nehirlerden biri abıhayat, biri halis süt, biri tertemiz şarap, biri saf baldır. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir. Cennet ağaçlarının dalları kurumaz, yaprakları dökülüp çürümez, Meyveleri sürekli tazedir.

Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. Bunlardan biri rahmet nehridir ki, bütün cennetleri dolaşır. Suyu, hepsinden saf ve baldan tatlıdır. Rengi kardan beyazdır. Kum inciden üstündür. Cennet nehirlerinin biri dahi kevser nehridir. Hak Taala, onu, sevgili Habibi Muhammed sallallahu aleyli vesellem hazretlerine vermiştir. Nitekim ona hitap edip: “Biz sana kevseri verdik,”  buyurmuştur. O nehrin genişliği üçyüz fersah mesafedir. Onun kaynağı arşın altı olup, oradan sidreye gelir, oradan cennet-i firdevse dökülür. Öyle süratli akar ki, yaydan fırlayan ok gibi firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. Rengi sütte beyaz, tadı şekerden şirin, kokusu anberden hoştur. ondan bi kere içen bir daha susamaz. asla bir illet ve hastalık görmez. Lezzeti ebedi damağından gitmez. İlk cennetin kapısı yanında, kevser nehrinin kenarında, renkli cevherlerden kâseler vardır, sayıları yıldızlardan çoktur. Ümmetlerin haşrinden sonra, cehennem köprüsünden geçenler, Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir.

Kevser nehrinin kenarlarında, terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki, dalları çeşitli sadalarla nağme ederler. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler. Cennet nehirlerinin biri, kâfur nehridir. Biri tesnim nehri, biri selsebil nehri, biri mühürlü rahik nehridir. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki, etraflarında nice yüzbin meyveli ağaçlar vardı. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi, nice bin gözalıcı elbise vardır. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki, hesabını ancak Hak Taala bilir.

Cennetlerin genişliği, yani sekiz sûrundan her iki sûrun arası, yer ve gök arası kadar farz olunup, cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü, altıbin altı yüz altmışyedi derece bilinmiştir; Kur’an âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. Her iki derecenin arası, beşyüz yıllık mesafe bulunmuştur. Çünkü cennetlikler, ezberledikleri Kur’an ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. O halde Kur’an hâfızları, cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2010

alemin-yaratilis-duzenini-ozet-olarak-bildirirmarifetname

Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir.

Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır.

O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır.

Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler.

Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala’nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir.

Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler.

Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah’ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak’kın huzuruna ermişlerdir.

Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir

Mânâsını fehm eyleyene cennettir

Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde

Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu….

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2010

Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu....

Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu....

Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu, cümleden önceyken, cümleden sonra ortaya çıkmasını ve cennete çıkmasını ve oradan inmesini; zürriyetiyle yeryüzünün imaratını ve onun neslinden Habib-i Ekrem Muhammed sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin doğuşunu, onun şeriat ve efendiliğinin bâkî olduğunu bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Hak Taâlâ, ruhlar âlemini yaratıp, ikibin yıl kadar müddetten sonra cesetler âlemini dahi icat eyleyip, altı günde arş-ı âlâdan karanlık ve perdeye varıncaya dek cümlenin tamamiyle nizamını vermiştir. Sonra kendisine yakın melekleri arş-ı azamın ayağında iskân edip, korkan ve saf tutan melekler için arşın çevresini mekan eylemiştir. Diğer kerim meleklerin mertebelerince her zümresine belirli bir makam ihsan edip; bir sınıfını kürsüde, bir sınıfını sidrede, bir sınıfını liva-yı hamd altında ve daha birçok sınıflarını cennette huri ve gılmanlar ile iskân eylemiştir. Meleklerin nice bin sınıflarıyle gökler, yerler, denizler ve cehennemler dolmuştur. Onları, yerlerde ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetçi kılmıştır. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Mücerret ruhlar, bölük bölük askerler olup, gökleri ve yerleri kuşatmış olan İsrafil’in surunun içinde, her zümre mertebesince makamını bulmuştur. Çünkü Hak Taâlâ, gökleri ve yeri yarattığı gün, cisimler âleminin her semtini arş-ı âlâdan en aşağı perdeye varıncaya dek melekler, ruhlar, cisimler, yaratıklar ile dopdolu kılmıştır.

Bu dünyayı dahi yani yeryüzünü hem çeşitli yaratıklardan hâli koymayıp, o vakitte çıplak zeminin bütün vâdilerinde ve dağlarında darı bitirip, bütün yeryüzünü iyice doldurdukta; kudretiyle bir tavus kuşu yaratıp, dünya dolusu darıyı ona rızık etmiştir. Bundan sonra tavus kuşu, kendisine verilen rızkı yıllarca yiyip, on adet vâdide darı kaldıkta; korkusundan günde on tanesini yerinden kaldırırdı. Bir zaman sonra bir vâdi darı kalmıştır. Bu durumda kuş, günde bir tane ile kanaat etmiştir. Ta ki, kendisine ayrılan rızık bittikte; kuşun eceli gelmiştir. Bir kere fikrolunsa ki, bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur. Ve nelerden geri kalmıştır; akıl sahiplerine son derece ibret tevhası olmuştur. Bundan sonra Hak Taâlâ, hikmetiyle bu yeryüzünde renksiz ve dumansız ateşten cinleri yaratıp, Mearic ismiyle dahi isimlendirmiştir. Mearic, cinlerin babasıdır. Ondan eşini yaratıp, Mearice nâmıyle ad vermiştir. Onların evlenmesinden cin taifesi doğup, nice yüzbin kabile vücuda gelmiştir. Lanetlenmiş İblis, onlardan peyda olmuştur. Cin taifesi o derece çoğalmıştır ki, yeryüzünü doldurmuştur. Onların aslî suretleri insan suretindedir. Melekler gibi lâtif cisimli olduklarından, murat ettikleri suretlerde teşekkül ederler. Onların zürriyeti çok olduğundan yeryüzüne sığmayıp, lânetlenmiş İblis, çocuklarıyla dünya göğüne çıkıp, onda sakin olmuştur. Bütün cinler, gece ve gündüz Allah Taâlâ’ya ibadet edip, asla âsi olmazlardı. Böylece yedibin sene geçtikten sonra yeryüzünde kalanları, türlü bozgunculuklara ve kan dökmeye başladılar. İtaatı terk edip, isyan işlediler. Bundan sonra Hak Taâlâ, her yüz yılda bir kere kendilerinden peygamber gönderdikçe; onu helâk edip onikibin senede yüzyirmi peygamber katletmişlerdir. Bundan sonra Hak Taâlâ, onlara hışmedip, dünya göğünde sakin olan iblis’i çocuklarıyla yeryüzüne gönderip, yerde olan cinleri bir yere topladıkta; gökten bir ateş inip; cümlesini yakmıştır. “Gökten gönderdiği iblis soyunu denizlerdeki adalarda iskân edip, İblis, Allah’a gayet itaatkar ve boyun eğici olduğundan, onu yedinci göğe kaldırmıştır. İblis, ilahî dergahta makbul olmuş, allah onu cennete sokmuştur. Yeryüzü boş kalmasın için, dünya göğünden melekler indirip, iskân etmiştir. Onlar da, hak Taâlâ’ya ibadetle meşgul olup, bin yıl dahi bu minval üzere gitmiştir ki, cinlerin babası Mearic yaratılalıdan beri yılların sayısı yirmibin yıla yetmiştir.

Bundan sonra Hak Taâlâ, âlemin efendisi, insanların babası olan Hazreti Adem aleyhisselamı yaratmak murat eyledikte; Azrail aleyhisselamı gönderip, yeryüzündeki yedi iklimden toprak aldırmıştır. Cebrail aleyhisselamı gönderip, o, kuru toprağı kırk gün yoğurmuştur. Bundan sonra Hak Taâlâ, o çamuru en güzel biçim üzere Numan vâdisinin içinde şekillendirmiştir. Kendi ruhundan onun başına üfleyip, yeryüzünde onu meleklerin secde yönü ve insanlara peygamber etmiştir. Bütün melekler ona secde eyledikte; İblis, buna “hayır” deyip, secde etmediği için lânetlenmişlerden ve kovulmuşlardan olmuştur. Kıyamete kadar da mühlet almıştır. Sayısız zürriyetiyle Adem’in zürriyetine tasalluta fırsat bulmuştur. İnsanoğlunun bedeninin her yerinden girip, damarlar içinde kan gibi akıp, yoldan çıkarmaya çalışır. Lâkin hiç kimseyi cebren âsi ve kâfir edemez. Ancak ibadetleri acı ve zor, günahları lezzetli ve kolay göstermekle vesvese eder. Hak Taâlâ, cümlemizi onun şerrinden korusun. Amin!

Hak Taâlâ, Adem peygamber aleyhisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırıp, firdevs cennetine sokup, cennet elbiseleri giydirip, çok nimetler ihsan etmiştir. Ona, bir nimeti verdikçe: “Bu nimetle kanaat eder misin?” deyip, Adem aleyhisselama hitap etmiştir. O dahi: “Kâni değilim ya Rabbi!” diye cevap vermiştir. Ta ki, Adem aleyhisselama bir gaflet verip, sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva anamızı yarattıkta; Adem, gözünü açıp, görmüştür ki, yanında kendi benzeri bir sevimli insan oturmuştur. Böylece onunla sohbet, ülfet ve vuslat hâsıl oldukta; Hak Taâlâ, yine hitap edip buyurmuştur ki “Ey Adem! Bu nimetimle nicesin?” O dahi cevap vermiştir ki: “Ya Rabbi! Hesapsız ynimetinin denizine batmışımdır. Bu nimetini, cümleden büyük bulmuşumdur. Bununla kanaat kılmışımdır. Çünkü Havva ile sükûnet bulup, ülfetiyle ünsiyet kılıp, ondan kâm almışımdır. Bundan gayri ikrama hacet kalmayıp, bu ihsanının şükür ve sürûruyla dolmuşumdur.” Bundan sonra Hak Taâlâ, ona: “Ey Adem! Havva ile cennetimde sâkin olup, her nimetten lezzet alasınız. Ancak buğday ağacına yakın gelmeyesiniz. Ondan yiyip, bana âsi olmayasınız,” diye tenbih buyurmuştur. Bu minval üzere hazreti Adem, Havva ile bin yıl kadar cennet safalarını sürmüşlerdir. Bundan sonra Adem babamız, Havva anamızın sözüne uyup, buğday ağacından alıp, ikisi de yedikte; Hak Taâlâ aleyhisselam, Hindistan’da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. İkiyüz yıl o dağda ağlayıp, tevbeye meşgul oldukta; tevbesi kabule yetmiştir. Havva anamız dahi, adem babamızı isteyip ikiyüz yıllık hasretle Arafat dağı üzerinde kavuşmak müyesser olmuştur.

NAZM

İki canibden ol iki müştak

İkisi bile mübtela-yı firak

Birbirine heman eriştiler

Ağlaşıp, sarmaşıp, görüştüler.

Bundan sonra Şam’a gelip, onda kalıp, Habil ve Kabil orada dünyaya gelip, yine Hindistan’a gitmişlerdir. Ömürlerinin süresi ikibin sene oldukta; hazreti Adem aleyhisselam Serendib adasında; ondan kırk yıl sonra hazreti Havva Cidde’de vefat etmişlerdir.

Bundan sonra Adem ile Havva’nın zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve mamur etmişlerdir. Hazreti Adem aleyhisselamın neslinden ice bin kimseler nübüvvete ermişlerdir. Hazreti Adem’den altıbin sene geçtikte; Mekke-i Mükerreme’de hazreti İsmail evladından, Kureyş Kabilesinden, Haşim Oğullarından Abdullahl’ın sulbünden Muhammed Mustafa sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretleri dünyaya gelip, kırk sene velayet zevkiyle safalar sürmüştür. Kırkbir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olup, onüç sene Mekke’de kâfirlerden cefalar görmüştür. Mekke’de mağlûp iken, Medine’ye hicret etmiştir. Hicretin onuncu senesi Mekke‘ye galip gelip fethederek, yine Medine’ye gitmiştir. O seni Medine’de yaşı altmışüç yıla yetmiştir. O sene de Medine’de vefat etmiştir. Bizim Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra peygamber gelmez, şeriatı kıyamete dek bâkidir; ortadan kaldırılmaz, değiştirilmez, hükümleri bozulmaz. Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih, binyüz yetmişe, yetmiştir. (H. 1170 / M. 1756). Şu halde zamanın sonu olup, dünyanın ömrü geçip gitmiştir. Kıyamet yakın olup; edep, haya, sevgi, vefa, doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır. Zira ki Peygamberimiz sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir. (Ey Allahım! Ahirzamanın fitnesinden bizi koru. Bizi şehadet ve iman ile dünyadan çıkar; rahmetinle ey Rahman ve Rahim olan Allah!)

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2010

cennet-nimetlerinin-hulasasi-ve-o-devlete-nail-olani-bildirirmarifetname

Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, Hak Taala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: “Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki, o fanidir. Nimetleri geçicidir, hayatı sınırlıdır. Gerçekten benim katımda, bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. Kapıları dahi sekizdir. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Her bir belde içinde kırmızı yakutta yetmişbin saray vardır. Her bir sarayda zebercetten yetmişbin daire vardır. Her bir dairede sarı altından yetmişbin oda vardır. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. Her bir sinide renkli cevherlerde yitmişbin tabak vardır. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. Bunlardan biri su, biri süt, biri şarap, biri saf baldır. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Her bir ağacın yetmişbin çeşit meyvesi ve yetmişbin renk yaprağı vardır. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmişbin çeşit kuş vardır. Her bir kuş yetmişbin çeşit sada ile bana tesbih eder. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte yetmişbin çeşit hediye bahşederim ki, ne gözler görmüş, ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Bunlar, incelik ve zerafetlerinden dolayı biribirini gizlemeyip, alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup, üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Cennetlikler, cennetlerden ne çıkarlar, ne de ölüm görürler; ne ihtiyarlar, ne gam yerler. Ne korku, ne hüzün çekerler. Ne namaz kılarlar, ne oruç tutarlar. Ne hastalanırlar, ne ağlarlar. Ne küçük su dökerler, ne büyük su; ancak gül suyu gibi ter dökerler. O halde, kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse, dünyadan az ile kanaat edip, dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin. Habibime uyarak, onun yolunda gitsin.

Beyt

Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye

Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2010

liva-yi-hamd-ve-beyt-i-mamuru-bildirir-marifetnameerzurumlu-ibrahim-hakki

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala, Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki; mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber, kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip, liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. Halen o Liva-yı hamd, cennetin en yüksek yerinde, sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Gönderi beyaz gümüştendir, yeşil zebercettendir; alemi kırmızı yakuttandır. Onun üç köşesi vardır ki, her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Birinci satır: “Bismillahirrahmanirrahim,” ikinci satır: “La ilahe illallah Muhammedün resulüllah“, üçüncü satır: “Elhamdü lillahi Rabbilalemin.” büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. Her bir safta yetmişbin melek durup, Hak Tealaya tesbih ederler.

Beyt-i mamur, firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Taala, Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tevbesini kabul eylemişti. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip, Kâbe’nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kabenin haremi olmuştur. Hak’kın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. Beyt-i mamur, hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir.

Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında, hazreti İbrahim aleyhisselam, Hak’kın emriyle Kâbe’yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i mamur, gökten düşse, Kabe’nin üzerine iner. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. Halen Kabe’nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es’ad, beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, tufanda Hak’kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki; her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar bir sınıf melektir ki, onlara “cin” dahi derler, zira ki “iblis) onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Arş-ı azamı , kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil’in suru ve ruhların berzahını bildirir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010

ars-i-azami-kursu-levh-i-mahfuz-kalem-sidretulmunteha-tuba-agaci-israfilin-suru-ve-ruhlarin-berzahini-bildirir-marifetnameerzurumlu-ibrahim-hakkiwww-yukarikayalar-wordpress-com

Arş-ı azamı , kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil’in suru ve ruhların berzahını bildirir.

Ey aziz, malim olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında, kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. Gökler, yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda, çölde bir sofra misalidir. Ama bu tür benzetmelerden muart, miktarları sınırlamak değildir, büyüklüklerini anlatmaktır. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Arştan murat, taht mülküdür, kürsüden murat da Allah’ın ilmidir, diye itikat edenler, hata etmişlerdir; âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir.

Hak Taala, arş-ı azamın altında, onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki, uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Çünkü Hak Taala, ona: “Ey kalem yaz!” diye nida kılmıştır. O an, bu heybetten kalem, ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip, Hak’kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. Ondan sonra akan aktı kalem kurudu) tabirince, kalem kuruyup kalmıştır. iyi olan iyi, kötü olan kötü olmuştur. Lakin Hak taala, her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip, her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. Murat ettiğini işler. Nitekim: “Allah dilediği hükmü kaldırır, dilediğii de yerinde bırakır. Bütün kitapların esası onun katındadır.” (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki, göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. O halde, levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan, kürsü karşısında, cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki, bu, sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. cebrail’in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki, ona tuba ağacı derler. Onun aslı sarı altındandır. Dalları kırmızı mercandandır. Yaprakları yeşil zümrüttendir. Çeşitli meyveleri şekerdendir. Sonsuz dalları, cennet köşklerine sartmıştır. Sayısız meyvelerinden, cennettekiler zevkle toplarlar. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır; ta ki, sidrede olan melekler, arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik, kırmızı mercan renginde, boynuz ve kovan şeklinde, oldukça büyük ve uzun, içi boş bir nesne yaratmıştır. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp, yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup, göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp, o, onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Bu kuşatıcı boşluk, İsrafil’in surudur. Onun iç düzeyi, bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup, ilk berzah aleminde, bedenlere gidecek ruhlar için, ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Ruhlar, o çukurcuklarda, mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup, her biri kendi makamında ikamet kılmıştır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: