Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Kıyamet’ Category

MAHŞER GÜNÜ – HESAP GÜNÜ

Posted by Site - Yönetici Eylül 17, 2014

Mahşer Günü

Mahşer Günü

Sûr’a ikinci üfürülüşte tüm canlılar dirilip kabirlerinden kalkacaklardır.
İnsanlar kabirlerinden kalktıkları zaman çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak mahşer alanına sevkedileceklerdir. Yeri bembeyaz, hiçbir eğri-büğrülüğü, girintisi-çıkıntısı, insanoğlunun saklanacağı hiçbir perdesi olmayan mahşer alanı dümdüz, bir ova gibidir.
Sonsuz düzlükte bir alan…Tüm sınıf ayrılıklarına rağmen gelmiş -geçmiş tüm insanları bir araya toplayan Hz. Allah’ın noksan sıfatlardan tenzih ederim.
O dehşetli günde,gönüllerin O’ndan korkmaları, gözlerin O’nun önünde korku ile dikilip bir noktaya bakmaları haklarıdır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar, kıyamet günü beyazımsı tozdan temizlenmiş kul rengi toprak gibi, kimse
sığınılacak bir yer bulunmayan alanda (mahşerde) haş rolunurlar.”

Mahşer alanını, bugünkü dünya gibi sanmayın.
Benzerlik sadece isimdedir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
O günkü yer, başka yere; göklerde başka göklere değiştirilecektir.
(İbrahim Sûres i, ayet : 48)

İbni Abbas (R.A.) diyor ki:
Yeryüzü değişir, ağaçları, dağları, vadileri ve ovaları yok olur. Ukaz ovası gibi uzayıp gider. O, gümüş gibi parlak, üzerine kan dökülmemiş , günah işlememiş , göklerinin, güneş , ay ve yıldızların gitmiş olduğu bir yerdir.

Ve siz ey aciz insanlar! O günün dehşet ve şiddetini bir tasavvur edin!
Geçmiş ve gelecek tüm yaratıkların bir araya geleceği, yıldızların, ay ve güneşin kararıp yok olacağı, tüm âlemlerin bir olup her yerin kapkaranlık kesileceği, meleklerin bile dikilip kalacağı, Sûr’un çıkaracağı o korkunç sesi, tüm göklerin parçalanacağı o dehşetli günü bir düşünün!
O gün gökler eriyen bakır gibi eriyip akarken, dağlar hallaç elinde atılan pamuk gibi savrulup dağılırken, insanlarda yalınayak, yaya, korku ve dehşet içinde yollara dökülecek. Bölük bölük Mahşer alanına sevkedilecek.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunurlar. (Korku ve dehşetten) döktükleri terler, onları kulaklarına kadar gömer.
Hadis -i şerifi rivayet eden Resulullah Efendimizin hanımı Sevde (R.A.):
Ey Allah ‘ın Resulü! O gün, kadın erkek karışık, çıplak olacak. Herkes birbirine bakmaz mı? Bu nasıl olur?” diye sordu.
Sevgili Peygamberimiz:
O gün, senin bildiğin gibi değil… O günün verdiği korku ve dehşetten kimse kimseye bakmaz. Herkesin telaşı kendine yeter.” diye buyurdular.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolurlar. Bir kısmı binek üzerinde olduğu halde, bir kısmı yaya olarak, bir kısmı ise sürünerekten giderler.
(Resulullah Efendimiz, kendis ine: “Yüzüstü nasıl gidilir?” diye soranlara şöyle cevap buyurdular.) Ayakları üstünde yürütmeye gücü olan (Hz. Allah), yüzüstü sürünerek de yürütmeye kadirdir.

Ne yazık ki; görmediği, bilmediği, tanışık olmadığı her şeyi inkar etmek, insanoğlunun tabiatındandır. Eğer yılanı yüzüstü sürünerek, şimşek gibi yürür görmese, muhakkak kendi bildiği ayaklarından başkası üzerinde yürümeyi kabul etmezdi. Hatta ayak üzerinde yürümeyi görmeyenlere göre, vücudun iki ayak üzerinde yürümesini bile imkansız görürler.
Dünyadaki şeylerle karıştırma yapıp, kıyametin acaib, şayan-ı hayret durumları inkara kalkışılmamalıdır. Bir an için, kendinizi mahşer yerinde şaşkın, perişan, çırılçıplak olarak bulunduğunuzu ve hakkınızda cennetlik veya cehennemlik olarak hüküm verileceğini beklemekte olduğunuzu düşünün. Bunun ne denli dehşet verici olduğunu hatırlayıp, kendinize gelin.
Sonrada tüm yer ve gök ehlinin mahşer yerindeki bir araya gelişlerini düşünün. Melekler, insanlar, cinler ve şeytanlar, vahşi ve evcil hayvanlar, kuşlar hep bir arada toplanmış ; güneş tüm sıcaklığıyla tepelerine yaklaşmış . Arş ‘ın gölgesinden başka gölge yok. Orada ise ancak Allah’ın yakın kulları gölgelenir. Hiç Arş ‘ın gölgesi altında gölgelenenler ile güneşin hararetli sıcaklığı altında terler dökenler bir olur mu?
Ve sonra, insanların şaşkınlık ve korku içinde birbirlerine girip karışmalarını, gizli işlerinin açığa çıkması ile meydana gelen utanç ve rezilliklerini, Allah-ü Teâlâ’nın huzuruna çıkmaktaki perişanlıklarını düşününüz. Bu sıradaki sıkışık durumlarını, utanç ve korku içindeki gönüllerini saran ateşlerini ve her birinin isyanlarına göre içine gömüldükleri terlerinin mahşer alanına akışlarını, kimisinin dizine, kimisinin göğsüne, kimisinin boğazına, kimisininse ter suları içinde kaybolacak duruma geldiklerini düşünün
.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsanlar mahşer alanında toplanıp da Allah’ın huzuruna çıkarıldıkları zaman, bazıları kulaklarının yarısına kadar terlere batacaktır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, insanlar öyle bir terlerki, bu terleri yerin yetmiş kulaç derinliğine indikten sonra yukarı çıkıp insanların kulakları hizasına kadar yükselir.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Öyle bir duruşla ayakta dururlar ki, kırk yıl gözlerini semaya dikerler, dehşetli
sıkıntıdan dolayı terlere gömülürler.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Kıyamet günü güneş yere doğru alçalır. Bunun tesiriyle insanlar terlerler.
Öyle ki, bu terleri kimisinin topuklarına, kimisinin dizlerinin yarısına, kimisinin koltuklarına, kimisinin ise ağzına kadar yükselir. Bazılarını ise terleri tamamen kaplar.
Mahşer alanında bitmek tükenmek bilmeyen o dehşetli sıkıntıdan dolayı öylesine bir can bıkkınlığı gelecek ki, sırf bu uzun bekleyişten, sıkıntıdan kurtulmak için, “Ya Rabbi! Cehenneme göndermekle de olsa, beni bu sıkıntıdan kurtar.” diyecek hale gelirler. Bütün bunlar, henüz hesap – defter işlerine başlamadan önceki durumlardır.

Allah rızası için yapılan hac, cihad, oruç, namaz ve halkın hizmetinde bulunmak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak gibi işlerin ağırlığına kat lanarak dökülmeyen ve bedenden çıkarılmayan terlerde , kıyamet günü mahşer yerinin rüsvaylık ve korkusundan dökülecektir.
Sıkıntıları orada artacaktır.

Eğer insanoğlu, cehalet ve aldanma hastalığından kurtulsaydı, dünyada taat ve ibadet uğrunda dökülen terlerin, o günün terlerinden çok daha kolay olduğunu bilirdi. O gün, çok uzun ve azabı çok şiddetli olan bir gündür.
Mahşer halkı o gün, gözleri göklere çevrilmiş , kalpleri parçalanmış halde, kimse ile konuşmadan ve kimsenin işine bakılmadan, yemeden içmede ve soluk bile almadan tam üçyüz yıl korku ve dehşet içinde bekleşeceklerdir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Posted by Site - Yönetici Eylül 6, 2014

mizan terazisi, mizan,kiyamet,,mahser,Mizan – Mizan`ın Vasfı

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Hz. Allah buyuruyor ki:
Amellerinin ölçüsü, o gün adl ve fazl iledir.
Mizan (terazi), dünya terazilerinin aksinedir. Ağır gelen yukarı kalkar ve ta Arş ‘a kadar yükselir. Çünkü onlar hürmette, Arş ‘a yakın olanlardır. Eğer yüklü gelirse, o vakit de aşağı doğru iner ve ta esfel’e yaklaşır. Çünkü onlar, hürmette hafif olanlardır.
İmam-ı Gazali diyor ki:
– Mizanın iki kefesi vardır. Biri nurdan, diğeri zulmetten (karanlıktan) dır.
Kurtubi diyor ki:
– Mizanın bir kefesine yerleri ve gökleri koysalardı, o kefe yine bunlardan daha büyük kalırdı. Bu kefelerden biri nurdandır. Bunun ismi Hasena kefesidir. Diğer kefe ise zulmetten olup adı da Seyyiat kefesidir. Mizan, Arş -ı Ala’nın altında asılıdır ve Cebrâil (A.S)’ın elindedir. Arş ‘ın sağında cennet vardır. Bu sağ olan kısım Hasena kefesidir. Mizanın solunda ise cehennem vardır. Cehennemin bulunduğu kefe ise Seyyiat kefes idir.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, kıyamet günü, Adem (A.S)’a üç defa özür bildirir.

Birinci özründe: Ben yalancılara lanet etmiştim. Senin bütün oğullarına ise rahmet ederdim. Fakat … “Ve gerçekten cehennem, onların hepsine vaadedilmiş yerdir.” (Hicr Sûres i, ayet : 43)
İkincis inde ise:
“Ey Adem! Senin oğullarından hiçbirine azap etmezdim. Ancak Ben, onları tekrar dünyaya göndersem yine kötülük işleyeceklerini ve beni asla anmayacaklarını bilirim.”
Üçüncüsünde ise:
“Ey Adem! Seni, Kendimle oğulların arasına hakim tayin ettim. Git , mizanın yanında otur. Kimin hayrı, şerrinden zerre kadar dahi olsa fazla gelirse, cenneti onlara veririm. Hatta Benim kimseyi zorla cehenneme koymayacağımı da bil. Fakat onlar zâlim ve asilerdir. Onun için kendilerini ateşte yakarım. Çünkü bunu hak etmiş , ona layık olmuş lardır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet gününde mizan, Cebrâil (A.S.)’ın elinde olur. Hz. Allah buyurur ki: “Ey Cebrâil! Bunların amellerini tart . Mazlumları zâlimlerin yanına gönder. Gidip haklarını dava etmesinler. Eğer zâlimlerin iyilikleri varsa, bunları mazlumlara verin. Yok eğer iyiliklerinden bir şey yoksa, o vakit mazlumların günahlarından alıp zâlimlere yükleyin. Böylece zâlimlerin üzerinde dağlar kadar günah toplanır.”
Kıyamet günü, mizana bir kişi getirirler. Görülür ki, günahları sevabından daha ağır gelmekte. Allah-ü Teâlâ, onu cehenneme atılmasını buyurur. O sırada o kimsenin kirpiklerinden bir tanesi Allah-ü Teâlâ’ya: “Ya Rabbi! Senin peygamberin, Allah korkusundan ağlayan göze ateşi haram kıldığını buyurdu. Bizde, senin için çok ağladık ya Rabbi!…” der. Bunun üzerine Hz. Allah, o kimseyi bir kirpiğinden ötürü affeder. Cebrâil (A.S.) da, bütün Arasat halkına bunu: “Falanca kişiyi Allah-ü Teâlâ, bir kıl için affetti.” diye ilan eder.

MİZANIN SIFATI

Allah ‘ın huzurunda insanlar sual ve cevaptan sonra üç kısma ayrılacaktır.
Bunlardan bir kısmının hiç sevabı yoktur. Cehennemden çıkan siyah bir boyun bunları kuşun taneleri toplaması gibi teker teker toplayıp cehenneme atar. Cehennem onları yutar ve artık onlar bir daha saadet ve mutluluk göremiyecekleri bir azab içinde olurlar.

Bunlardan ikinci bir kısmının ise hiç günahları yoktur. Bir çağırıcı: “Her işlerinde, her durumlarında Allah’a hamdedenler kalksın.” diye ses lenişte bulunur.
Bunlar da hemen kalkıp süratle cennete giderler. Gece ibadetine kalkanlar,
ticaret ve işleri Allah’ı zikir ve ibadetlerini engel olmayan kimselerde bu muameleye tabi tutulurlar. Bunlar için: “Öyle bir saadete ulaştılar ki, artık kendileri için bir azab yoktur.” denir.

Geriye kalan kısım, çoğunluğu teşkil eden üçüncü kısımdır. Bunlar günahlarının mı yoksa sevaplarınınmı daha fazla geleceğini bilmeyen kimselerdir. Fakat Hz. Allah bunu bilir. Ancak, cezalandırmaktaki adaletini ve affetmekteki fazlını göstermek için, bunu önceden bildirmez. Sevap ve günahlarla dolu olan defterleri karın yağışı gibi havada dağılır ve herkese kitabını almaları için emir buyurulur.
Kitapları açıldığında yapmış oldukları günah ve sevapları içinde yazılı olarak bulunur.
Mizan kurulur. Artık gözler, defterlerinin sevap veya günah tarafınamı konulacağına dikilmiştir. İşte, insanları dehşet içinde bırakan önemli bir manzara…

Resulullah Efendimiz, başı Hz. Aiş e’nin kucağında olduğu halde uykuya daldığı sırada, Hz. Aişe ahireti hatırlayarak ağlamaya başladı. Gözlerinden dökülen yaşlar, sevgili Peygamber Efendimizin mübarek yanaklarına doğru süzüldü. Sevgili Peygamberimiz uyanıp Hz. Aiş e’yi öyle ağlar durumda görünce: “Niçin ağlıyorsun ya Aişe?” diye sordular. Hz. Aişe:”Ey Allah ‘ın Resulü! Birden ahireti hatırladım da ondan ağlıyorum. Acaba o gün, ev halkınızı hatırlayacak mısınız?” diye sordu. Bunun üzerine sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki; (kıyamet günü) üç yerde kimse kendinden başkasını hatırlayamaz.

a) Terazi başında ameller tartılırken sevabınmı, günahınmı ağır geldiğini
anlayıncaya kadar.
b) Amel defterleri dağılırken, defterinin sağındanmı, yoksa solundanmı verileceğini anlayıncaya kadar.
c) Sırat köprüsünü geçinceye kadar.”

Kıyamet günü insanoğlunu getirip terazinin iki gözü önünde durdururlar.
Bir melek de terazinin başına gelir. Eğer sevabı ağır geldiyse o melek, herkesin duyacağı bir sesle: “Ey millet !.. Falanca kişi saadete ulaştı. Ne mutlu ona ki, bundan sonra onun için bir azab yoktur.” diye seslenişte bulunur. Günahı ağır gelirse, o vakit de ebediyyen azaba düştüğünü haber verir.
Sevap kefesi hafif gelen kimseleri, ellerinde demir tokmaklar, sırtlarında ateşten elbiseler bulunan zebaniler yakalayıp cehenneme atarlar.

Kıyamet hakkında sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“O öyle bir gündür ki, o gün Allah-ü Teâlâ Adem peygamberi çağırır ve: “Ey Adem, kalk! Cehennemlikleri cehenneme gönder.” diye buyurur. Adem peygamber: “Ya Rabbi! Cehennemlikler ne kadardır?” diye sorar. Allah-ü Teâlâ: “Her bin kişide dokuzyüz doksan dokuzdur.” diye buyurur.” Peygamber Efendimiz böyle buyurduklarında Ashab-ı Kiram, bir daha gülemez oldu. Res ulullah Efendimiz, ashabının bu durumunu görünce:
“Amel ediniz. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, sizinle beraber iki yaratık daha vardır.
Ve bunlar, bulundukları toplumun çoğunluğunu teşkil ederler. Bunlar da Yecüc ve Mecüc’lerdir. Siz işinize bakın. Muhammed’in nefsini kudret elinde bulunduran Allah’a and olsun ki, kıyamet günü siz, diğerlerine nazaran devenin tüylerindeki beyaz bir kıl, yahut ayağındaki beyaz bir nokta gibi kalırsınız.” diye buyurarak müjde verdiler.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Kıyamet günü hasımlar ve hakların iadesi.

Posted by Site - Yönetici Eylül 3, 2014

Mizan,terazi,mahser,Kıyamet günü hasımlar ve hakların iadesi

Kıyamet günü hasımlar ve hakların iadesi.

Kıyamet günü, dünyada iken yapılan zulüm ve haksızlıkların hak sahiplerine iadesi vardır. Ayet -i celilede:
O gün, kimin tartıları ağır gelirse, artık o hoşnut olacağı bir yaşayıştadır.
Ama kimin tartıları hafif gelirse, artık onun yeri haviye’dir. Haviye’nin ne demek olduğunu bilir misin? O harareti çetin bir ateştir.” (Kaaria s ures i, ayet : 11) diye buyrulmaktadır.

Gerçek olan şu ki, mizan tehlikesinden, ancak dünyada kendisini hesaba çekip ölçülü hareket eden ve işlerini şeriat ölçüsüne vuran kimse kurtulur.
Eğer kul, haklarını ödemeden dünyadan göç ederse, kıyamet günü hasımları etrafını kuşatır. Kimi elinden, kimi ayağından, kimi de boynundan yapışır.
Biri “Bana haksızlık ettin.” diğeri “Beni dövdün.” bir başkası, “Bana sövdün.” diğer bir başkası ise “Benimle alay ettin, beni çekiştirdin.” veya “Bana iyi komşuluk yapmadın.” gibilerden hepsi gırtlağına sıkı sıkıya sarılırlar. Bu durum karşısında siz, şaşırıp kalırsınız. Öyle olur ki, hayatın boyunca çalıştığın veya çalıştırdığın herkesin sende hakkı olur. Ya gıybet ,ya ihanet veya hakaretten sende hakkı olur. Artık onlardan hiçbir kurtuluşun yok. Bir an “Acaba Rabbimden bir yardım gelir mi?” diye düşünürsün. Ancak bu sırada:
Bugün, herkes ne kazandıysa onunla karşılanacak. Bugün haksızlık yok.
(Mü’min s ures i, ayet : 17) ayet -i celilesini duyarsın.

İşte o anda, kalbin ilahi heybetten ötürü yerinden oynar. Helak olduğunu anlar ve işte o vakit Allah-ü Teâlâ’nın:
“O zâlimlerin yapacaklarından Allah ‘ı gafil sanmayın sakın. O bunları ancak
bir gün için geciktiriyor ki, o gün gözler şaşkınlıkla belirip kalacaktır.
Hepsi de başlarını dikerek koşacaklardır. Gözleri kendilerine bile dönüp bakamıyacak. Kalplerinin içi ise bomboş tur. İnsanları korkut.” ayet -i celilesinin sırrı tecelli etmiştir. (İbrahim sures i, ayet : 42-44)

Bugün insanların aleyhinde konuşmak, arkalarından gülüşmek, alay etmek belki hoşuna gidebilir. Ama bunun yarınıda var. Yarın ilahi adalet karşısında oturduğun vakit , hasretin çok daha büyük olur. İflas etmiş ,fakir, aciz, korkak ve hakkı reddetmeye gücün yetmediği halde, hiçbir mazaret gösteremeden Allah’ın huzurunda bu duruma düşen kimsenin hali
ne kadar acıklıdır. İşte o vakit , onların sendeki haklarının karşılığı olarak, ömür boyu yapmış olduğun ibadetlerin mükâfatları senden alınıp hak sahiplerine hakları nisbetinde verilir.
Bu dehşetli günde uğrayacağın musibet ve felaketleri bir düşün. Allah’ın rızasına tam anlamı ile uygun, şeytanın vesvesesinden sâlim ve riyasız bir tek amelin yok. Eğer dünyada yapmış olduğun bazı halis amellerin varsa da , onlarıda kendilerine haksızlık yapmış olduğun haksahipleri alacaktır.
Eğer sen, namaz kılıp oruç tutarken kendini hesaba çekecek olsaydın, yaptığın ibadet lerin yalnız millet aleyhinde yapmış olduğun dedikoduları bile karşılamayacağını bilir ve anlardın.

Nerde kaldı ki, haram ve şüphelileri yemen?

Diğer günahların?

Taat ve ibadetteki noksanlıkların?..

Daha sen nasıl umursarsın o günde kurtuluş ?…

O gün; boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı bir gündür. O günün en büyük zorluklarından biride santim kadar olsun müsamahanın bulunmamasıdır.
Tek kelime, attığın tek adımın bile hesabının sorulmasıdır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, kullarını çıplak, tozlar içinde ve simsiyah oldukları halde mahşere sevkeder. Kendilerinde hiçbir şey bulunmaz. Sonra Hak Teâlâ Hazretleri yakında ve uzakta bulunan herkesin duyacağı bir sesle şöyle buyurur: “Deyyan olan gerçek melik ve mülkün sahibi Benim.
Cehennemliklerden birisinin kendisinde bir hakkı olduğu bir cennetliğin bu hak kendis inden alınmadıkça cennete girmesine imkan yoktur. Yine cennet ehlinden birinin kendis ine bir hakkı olduğu halde bu hak kendisinden alınmadıkça da bir cehennemlik cehenneme giremez. Hatta bir tokat dahi olsa kısas alınmadıkça ne bir cennetlik cennete girebilir ne de bir cehennemlik cehenneme girebilir.
Bu hadis -i şerif üzerine “Ellerinde olmadığına göre bu nasıl olur?” diye sorulan bir sual üzerine sevgili Peygamberimiz buyurdular ki:
Bu, sevap ve günah alışverişi ile olur. Onun için siz ey Allah ‘ın kulları! Allah’tan korkun.
Kullara zulüm; mallarını elinden almak, onlara dil uzatmak, namuslarına tecavüz etmek, kalplerini kırmak, sohbet ve muaşerette onlara kötülük yapmak gibi şeylerdir. Bir de kul ile Allah arasında kusurlar vardır ki, en çok bağışlanması umulan bu kusurlardır.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sıratta Aydınlatan Nur

Posted by Site - Yönetici Haziran 5, 2014

lnetilerdndabtnmminlerk

Sıratta Aydınlatan Nur

İbni Abbas (r.a.) buyurdular:
-“Mü’minlere verildiği gibi münafıklara kıyamet günü nur verilir.
Mü’minler, nurlarıyla sıratı geçerler.
Münafıklar (sıratı geçmek isterlerken) nurları söner.
“O gün münâfik erkek ve münafık kadınlar, mü’minlere seslenirler:
Bize bakınız nurunuzdan iktibas edelim!
Melekler tarafından münafıklara şöyle denilir:
Dönün gerinize de bir nûr araştırin.
Bunun üzerine münafıklar, bir daha dünyaya dönemeyeceklerini bilirler.
Münafıkların bu halini gören mü’minler, korkuya kapılırlar.
Nurlarının sönmesinden korkarlar. Ve şöyle dua ederler:
Yâ rabbena! Bizlere nurumuzu tamamla ve bizleri mağfiretinle yarlığa!
Şüphesiz ki sen her şeye kadîrsin!” [et-Tahrîm: 66/8,]

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/772-773.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Âhir Zamanda Müminlerin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2014

dua sofi prayer islam muslim turkistan mezar

Âhir Zamanda Müminlerin Ölümü

Ka’b (r.h.) hazretleri buyurdular:
İsa bin Meryem Aleyhisselâm ve mü’minler, Ye’cûc ve Me’cûcü (helak etmekten) döndükleri zaman, yıllarca kalırlar… 
Sonra, toz ve duman şeklinde bir şey görürler. 
Bakarlar ki o bir rüzgârdır.
Allâhü Teâlâ hazretleri, bu rüzgârı mü’minlerin ruhlarını almak için gönderdi.
Bu rüzgâr mü’minlerin en son kuşaklarının da ruhlarını alır…
Bu son kuşak mü’minlerin ölümünden sonra insanlar yüz sene daha kalırlar… İnsanlar, ne bir din tanırlar ve ne de sünnet…
Bunlar eşeklerin birbirlerine dalmaları gibi birbirlerine dalarlar.
İşte kıyamet bunların üzerine kopar…

Kaynak : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Riyakârların Kıyamet Günü Halleri …

Posted by Site - Yönetici Nisan 19, 2014

Riyakârların Kıyamet Günü Halleri,kiyametin-buyuk-alametleri

Riyakârların Kıyamet Günü Halleri …

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Kıyamet günü insanlardan bir nefere cennete götürülmesi emredilir. Hatta cennete yaklaştırılır. Cennetin kokusunu duyar, köşk ve saraylarını ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin cennet ehli için hazırlamış olduğu nimetleri görürler. Sonra nida olunur:
-“Onları cennetten uzaklaştırın! Onların cennette nasipleri yoktur!” denilir.
Onlar, evvelin ve âhirîn (evvellerinde ve sonlarında) hiçbir kimsenin benzerini duymadığı kadar büyük bir pişmanlıkla geri dönerler… Derler ki:
-Ey Rabbimiz! Keşke evliyana hazırlamış olduğun bu nimetleri ve cenneti bize göstermeden önce bizi cehenneme atsaydın ya!” Allâhü Teâlâ buyurur:
-“Bunu size murad ettim! Çünkü:
1- Sizler, benimle halvet ettiğinizde, (insanlardan uzaklaştığınız zaman), azâim (büyük kötülükleri hemen işlemekle) bana karşı gelirdiniz…
2- İnsanlarla karşılaştığınız zaman ise, “mühbit”(Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı çok takvâlı ve Allah’tan çok korkan olarak görünüp kendinize çok dindar kişi) süsünü vererek riyakârlık yapıyordunuz. Kalbinizde bulunan duyguların aksine görünüyordunuz.
3- İnsanlardan heybet duyar (insanlar, sizin sahtekâr dindarlığınızdan heybet duyardı) ama siz benim azamet ve haşmetimden heybet duymazdınız.
4- İnsanlara saygı besler; bana karşı saygılı davranmazdınız.
5- Siz bazı şeyleri insanlar için (yani insanların korkusundan) terkediyordunuz; benim için terketmiyordunuz.
(Bütün bu sebeplerden dolayı) bu gün sizi cennetten mahrum etmekle beraber size çok şiddetli azabımı tattıracağım!”
Sonra Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.”
“Tenbîhü’l-Gafilin”de de böyledir.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/599-601.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yaşadığınız Gibi Ölürsünüz Ve Öldüğünüz Gibi De Diriltilirsiniz !

Posted by Site - Yönetici Nisan 10, 2014

Yaşadığınız Gibi Ölürsünüz Ve Öldüğünüz Gibi De Diriltilirsiniz !

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Buyurdular:
-“Cebrail Aleyhisselâm, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Buyurdu:
-“Ey Muhammed (s.a.v.)! Rabbin sana selâm ediyor ve (işin gerçeğini bildiği halde) buyuruyor ki:
-“Niye ben onu kederli ve üzüntülü görüyorum?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Ümmetim hakkında (düşündüm) kıyamet günü ümmetimin hâli ne olacak diye tefekkürüm uzadı (daldım)…” Cebrail Aleyhisselâm sordu:
-“Küfür ehli hakkında mı yoksa islâm ehli hakkında mı?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Lâ ilahe illallah Muhammedür’-Rasûlüllah- Allâhtan başka ilâh yoktur. Muhammed (s.a.v.), Allah’ın rasûlüdür!” diyen hakkında…”

Cebrail Aleyhisselâm, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ellerinden tuttu. Onu “Benî Seleme” mezarlığına götürdü. Sonra Cebrail Aleyhisselâm, sağ kanadıyla bir mezara vurdu ve:
-“Allah’ın izniyle kalk!” buyurdu. Mezarda beyaz ve nurânî yüzlü bir adam;
-“Lâ ilahe illallah Muhammedür’-Rasûlüllah- Allâhtan başka ilâh yoktur. Muhammed (s.a.v.), Allah’ın rasûlüdür!” diyerek mezarından kalktı. Sonra Cebrail Aleyhisselâm ona:
-“Mekânına dön!” buyurdu. O yine eskiden olduğu gibi mezarına döndü.
Sonra Cebrail Aleyhisseâm, sol kanadıyla bir mezarı vurdu.
Ve:
-“Allah’ın izniyle kalk!” buyurdu.
Mezardan siyah yüzlü ve gözleri gök (mavi) olan bir adam;
-“Vay! Benim hasretim! Vay benim pişmanlığım! Yazıklar olsun bana!” diyerek kalktı. Cebrail Aleyhisselân ona da;
-“Mekânına dön!” dedi. O eskiden olduğu gibi mezarına döndü….”
Bu hadise üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-“Yaşadığınız gibi ölürsünüz ve öldüğünüz gibi de diriltilirsiniz!” buyurdular. (2/264) Herkes işlemiş oldugu iş üzere âkibette cân verip ölür.
Câbir (r.a.)’dan rivayet olundu. Buyurdular: -“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim, diyorlardı: -“Her kul. öldüğü şey üzere diriltilir.” [ Sahih-i Müslim: 5126,]

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri 5/501-503.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet – Nasihat

Posted by Site - Yönetici Temmuz 11, 2013

19601470_1614213345268963_6978790822785088778_n

Kıyamet – Nasihat

Akıllı kişiye düşen vazife, ölmeden önce halini tedârik etme­lidir. (İman, ihlas, takva ve sâlih ameller işlemeli ki,) kıyamet gü­nü, bütün mahlûkâtin önünde rezil ve rüsvây olmamalıdır.

Kıyamet gününün, peygamberlerin ve evliyanın bile korktu­ğu bir gün olduğunu bilen bir kişi, nasıl sâlih amellere koşmaz?

Ne güzel buyurdular:

O gün!

Amellerinden sorulur…

Sözlerden hesaba çekilir.

Ülü’lazm peygamberlerin teni titrer. O dehşetten…

Bir yer ki, orada peygamberler yalnızlık duymakta,

Sen günahlarının özrü için ne yaptın!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 4/124.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Nasihat, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Peygamberimiz (Sav)’in Hadisi şerifler Işığında’ AHİR ZAMANDA ORTADOĞU’DA NELER OLACAK?

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2013

peygamberimiz-savin-hadisi-serifler-isiginda-ahir-zamanda-ortadoguda-neler-olacaksuriye

Peygamberimiz (Sav)’in Hadisi şerifler Işığında’ AHİR ZAMANDA ORTADOĞU’DA NELER OLACAK?

Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda meydana gelecek olaylarla ilgili olarak dikkat çektiği bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir. Nitekim hadisi şeriflerde belirtilen alametlerin büyük çoğunluğu da Ortadoğu’da zuhur etmiştir. Bunun yanı sıra Peygamberimiz (sav)’den bölge hakkında çok sayıda başka rivayetler de bulunmaktadır. Bu rivayetlere genel olarak bakıldığında dikkati çeken ortak nokta ise Ortadoğu topraklarında karışıklıkların, fitnelerin ve büyük olayların Hz. Mehdi çıkıncaya kadar yaşanmaya devam edeceğidir. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat, ve gibi şehirlerin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi tarih boyunca hz.Allah’ın mübarek peygamberlerinin yaşadığı, üç semavi dinin de doğuşuna tanıklık etmiş ve her dinin kutsal mekanlarının inşa edildiği kutlu bir bölge olmuştur. Tarih sahnesinde hep başrolde olmuş bir bölgenin ahir zaman gibi muhteşem olayların yaşanacağı bir dönemde de ön planda olacağı ahir zaman hadisi şeriflerinde belirtilmektedir.
Peygamberimiz (sav), hz.Allah’ın izniyle hadisi şeriflerinde, ahir zamanın alametlerini son derece detaylı biçimde anlatmıştır. Hadisi şeriflerdeki bilgilere göre ahir zamanın ilk dönemini oluşturacak kargaşa ve bozulmaların ardından Yüce Allah, güzel ahlaktan uzaklaşıp, dejenerasyona uğrayan toplumları doğru yola iletmek için ‘Mehdi’ (doğruya götüren) sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Hz. Mehdi, İslam dünyasını bir çatı altında toplayacak ve ikinci kez dünyaya gelecek olan Hz. İsa ile birlikte Kuranı kerim ahlakının dünyaya hakim olmasına vesile olacaktır. Bu müjdeli haberin gerçekleşmesi hz.Allah’ın izniyle çok yakındır. İnananlar, dünya tarihinin en özel ve en görkemli zamanlarından biri olacak bu günleri, heyecan ve coşku içinde beklemektedirler.
Günümüzde dünyada yaşanan olaylar dikkatli bir biçimde analiz edilir, Kuranı kerimin ayetleri ve hadisi şerifler ışığında değerlendirilirse ahir zamanın ilk döneminin yaşanmaya başlanmış olduğu açıkça görülecektir. Yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin ve ahlaki dejenerasyonun giderek artmış olması hadisi şeriflerde bildirilen alametlerden yalnızca birkaçıdır.
Bu durum aynı zamanda tüm inanç sahiplerini de hadisi şeriflerde bildirilen ahir zaman alametleri konusunda daha detaylı araştırmalar yapmaya ve alametler üzerinde daha çok düşünmeye sevk etmektedir.
Biz de bu araştırmamızda ahir zaman hadisi şeriflerinde sık sık adı geçen, yaşanacak olaylarda dikkat çekici bir biçimde ön plana çıkan bir bölgeden yani günümüzdeki ismiyle ORTADOĞU’dan bahsedeceğiz.
Hadisi şeriflerde yer alan bilgilere göre, Ortadoğu olarak adlandırılan bu bölgenin Hz. İsa’nın gelişi ve Hz. Mehdi’nin çıkışından önce tanıklık edeceği birçok olay bulunmaktadır. Hatta hadisi şeriflerde, bu kutlu şahısların çıkışlarından sonra da bu topraklarda pek çok gelişme yaşanacağı anlaşılmaktadır. Öte yandan Ortadoğu, tarih boyunca hep önemli hadiselere sahne olmuş, semavi dinlerde de önemli bir merkez olarak geçen ve pek çok peygambere de yurt olmuş özel bir bölgedir. Peygamberimiz (sav)’in hadisi şerifleride, bölgenin geçmişte olduğu gibi ahir zamanda da önemli bir merkez olacağına dair işaretler vardır. (En doğrusunu Allah bilir)

Ortadoğu Tarih Boyunca Birçok Açıdan Önemli Bir Merkez Olmuştur

Günümüzde Irak, İran, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin ve -kısmen de- Türkiye gibi ülkelerin de içinde bulunduğu bu bölgenin genel adı olan Ortadoğu, tarih boyunca gerek stratejik konumu ve sahip olduğu maddi zenginlikler gerekse de tüm semavi dinlerin mensupları için ifade ettiği önem ve manevi yönü açısından çok büyük bir değere sahip olmuştur.
Örneğin; Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık üçte ikisinin (% 65.3), dünya bilinen doğalgaz rezervlerinin ise üçte birinden biraz fazlasının (% 36.1) Ortadoğu’da bulunması bölgenin neden maddi yönden bu kadar değerli olduğunun göstergesidir. Bu cazibe nedeniyle bölge geçmişte, birçok mücadele, savaş ve güç oyunlarına tanık olmuştur.
Bölgenin tarihsel geçmişini incelediğimizde karşımıza çıkan diğer bir önemli bilgi ise günümüzde Ortadoğu olarak adlandırılan coğrafyanın belli başlı birkaç önemli şehir merkezinin, her dönemde tüm dünyanın gözünün üzerinde bulunduğu merkezler olduğudur.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Kudüs’tür. Manevi değeri çok büyük olan bu şehir, pekçok büyük savaşa tanıklık etmiş ve birçok kez de farklı yönetimlerin hakimiyeti altına girmiştir. İçinde bulunduğumuz yıllarda Kudüs, dünya kamuoyunda sıcak bir gündem oluşturmaktadır. Üç Semavi dinin de mensupları için büyük önem arzeden bu şehir, bu yönüyle de farklı bir önem kazanmaktadır.
Bir diğer önemli örnek ise Konstantiniyye veya günümüzdeki ismiyle İstanbul’dur. Yüzyıllar boyunca pekçok devletin sahip olmak istediği bu değerli şehrin fethi Osmanlı’ya nasip olmuştur. Tüm dünya devletleri üzerinde bıraktığı olumlu etkiler günümüzde halen konuşulan Osmanlı İmparatorluğu’nda 500 yıla yakın bir süre boyunca yönetim merkezi olmuş bu şehir, günümüzde de gerek yeri ve stratejik önemi, gerek tarihi ve kültürel birikimiyle geçmişteki misyonunu halen sürdürmektedir. Ayrıca Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca İslam dünyasının bayraktarlığını sürdürmüş olduğu halifelik makamının son olarak bu şehirde kalması diğer taraftan Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı yere işaret olduğu belirtilen, kutsal emanetlerin İstanbul’da bulunması da bu şehrin önemini arttırmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in hadisi şeriflerde İstanbul’un ahir zamanın başka büyük olaylarına tanıklık edeceği de belirtilmektedir.
Ortadoğu’daki önemli şehir merkezlerinden bir diğeri ise hadisi şeriflerde genellikle Şam ismiyle geçen ve kelime anlamı itibariyle Mekke ve Medine şehirlerini de kapsayan bölgedir. Bilindiği üzere, her yıl milyonlarca müslüman hac vazifelerini yerine getirmek ve Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı kutsal toprakları görebilmek için bu bölgeyi ziyaret etmektedir. İslamiyetin sembolü ve merkezi olan bu bölgenin ahir zamanda yaşanacak olaylarda önemli bir rolü olacağını hadisi şerifler ışığında söyleyebiliriz.
Öte yandan Ortadoğu’yu genel anlamda tekrar ele alacak olursak bu bölgede tarih boyunca Yüce Allah’ın pek çok peygamber yaşamış ve Rabbimiz’in emirlerini insanlara tebliğ etmişlerdir. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar için kutsal kabul edilen birçok ibadet merkezi de bu bölgede bulunmaktadır. Bununla beraber, hz.Allah’ın risaletini tebliğ eden mübarek peygamberleri yaşadığı bu kutlu mekanlar geçmişte son derece mucizevi olaylara da şahitlik etmişlerdir. Bu bölge, aynı o dönemlerde olduğu gibi, “dünya tarihinin muhteşem dönemi” olarak nitelendirebileceğimiz ahir zamanda da pek çok önemli olayın yaşanacağı bir merkez olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir) Gerçekten de günümüzde tüm dünyanın gözü bu bölgede yaşanan sıcak gelişmeler üzerindedir. Gerek “Büyük Ortadoğu Projesi”yle, gerek Irak Savaşı’yla bölge, sürekli olarak dünya kamuoyunda gündem teşkil etmektedir.
kaynak–Peygamberler Yurdu: ORTADOĞU

Kuran’ı kerimde peygamberlerle ilgili verilen bilgilere bakıldığında, ismi geçen peygamberlerin büyük çoğunluğunun tebliğ görevlerine günümüzde Ortadoğu olarak bilinen topraklarda başladıkları görülmektedir. Bu özelliği nedeniyle Ortadoğu bölgesi peygamberler yurdu olarak da adlandırılmaktadır. Hidayet önderleri olan peygamberlerin yaşadıkları yerlerdeki insanlar birçok mucizenin de bizzat şahitleri olmuşlardır.
Peygamberlerle ilgili olarak yaşanan olaylardan bazılarını kısaca hatırlayacak olursak;
– Hz. Nuh, Mezopotamya olarak bilinen yerde kavmine tebliğ yapmış, hz.Allah’ın kendisine inşa etmesini emrettiği gemi, tufan olayının ardından yine aynı bölgede bulunan Cudi Dağı’na oturmuştur.
– Hz. İbrahim hz.Allah’ın emriyle oğlu Hz. İsmail ile birlikte Mekke’de Kabe’nin inşasına başlamıştır. Kavmi Hz. İbrahim’i ateşe atarak onu öldürmek istemiş fakat Yüce Allah ateşe esenlik olmasını emretmiştir.
– Hz. İbrahim’le aynı dönemde yaşayan Hz. Lut da bugün Lut Gölü veya diğer adıyla Ölü Deniz olarak da bilinen bölgede kavmine tebliğde bulunmuştur. İman etmeyen ve hz.Allah’ın haram kıldığı işleri yapmayı sürdüren kavmi hz.Allah’ın dilemesiyle helak olmuştur ve Rabbimiz bu helakı her dönemdeki insanlar için ibret vesilesi olacak bir olay kılmıştır.
-Hz. Musa ile beraber Mısır’dan çıkan ve belli bir süre göçebe bir kavim olarak varlıklarını devam ettiren İsrailoğulları, Hz. Davud zamanında Kudüs’te yerleşik düzene geçmişlerdir.
– Hz. Davud’un ardından Hz. Süleyman Kudüs’te tarihin gelmiş geçmiş en görkemli yapılarından biri olan Hz. Süleyman Mabedini inşa ettirmiştir. Cin ve şeytanların emrine verilmiş olması, kuşlar ve diğer hayvanlarla konuşabilmesi, rüzgara ve bakıra hükmetmesi insanların Hz. Süleyman’da şahit oldukları Rabbimiz’in lütfu olan mucizelerden bazılarıdır.
– Hz. İsa Kudüs’e çok yakın bir bölge olan Nasıra’da doğmuş, bu bölgede tebliğe başlamış ve hz.Allah’ın kendisine vermiş olduğu özel bir ilimle insanlara birçok mucize göstermiştir. Aynı şekilde Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci gelişinin de Ortadoğu bölgesinde olacağı hadisi şeriflerde bildirilmektedir.
-Hz. Muhammed (sav), Mekke’de doğmuş ve kendisine Ku-ran-ı Kerim burada vahyedilmiştir. hz.Allah’ın kendisine bildirmiş olduğu gayb haberleri Peygamberimiz (sav)’in en büyük mucizelerinden biridir ve hadisi şerifler aracılığıyla bize ulaşan bu bilgilerin önemli bir bölümü ahir zaman ve ahir zamanda yaşanacak olaylarla ilgilidir. Gerçekten de içinde bulunduğumuz döneme bakıldığında bahsi geçen gelişmelerin birer birer yaşanmış olduğu ve günümüzde de gerçekleşmeye devam ettiği açıkça görülmektedir.

Ahir Zamanın Başlangıç Alametleri Ortadoğu’da Zuhur Etmiştir

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, hadisi şeriflerde ahir zaman olayları çok detaylı bir biçimde anlatılmıştır. Kimi zaman olayların vuku bulacağı mekanın bilgisi verilmiş, kimi zaman da özel bir zaman aralığına veya belirli bir tarihe işaret edilmiştir. Bu işaretler takip edildiğinde ise hemen hemen her özel durumun gerçekleştiği yerin Ortadoğu bölgesi olduğu görülmektedir. Hadisi şeriflerde Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin çıkışından önce gerçekleşeceği bildirilen olaylardan bazıları şunlardır:
İran-Irak Savaşı

Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadisi şerifte şöyle haber verilir:
“Faris (İran) yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutık’a (yöredeki bir dağ adı) çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya (Irak Ovası) inecekler… Müşrikler öbür yandaki Rakabe (petrol kuyularının çok olduğu bölge) denilen, simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, hz.Allah, zaferi kaldıracak.” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 179)

Hadisi şerifi detayları ile inceleyelim:
– Faris yönünden gelecek olan: İran tarafından gelecek olan
– Faris: İran – İranlı
– Yazıya inecekler: Ovalık-Irak Ovası
– Mutık: Yöredeki bir dağın adı.
– Rakabe : Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.
“hz.Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…”

Bu hadisi şerifin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.
Afganistan’ın İşgali

“Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Hadisi şerifte Afganistan’ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır…

Rivayetin bu bölümünde de Afganistan’ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması

“O’nun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirlerine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 168-169)

Hadisi şerifte “onun çıkacağı yıl” cümlesi ile, hz.Mehdi’nin çıkışına yakın Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve hz.Mehdi’nin çıkmasının yakın olduğunun diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.
Fırat’ın Suyunun Kesilmesi

“hz.Mehdi’nin çıkışına yakın alametlerindendir: Fırat nehrinin durdurulması.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)

Gerçekten de Keban Barajı, Fırat Nehri’nin suyunu durdurarak kesmiştir.
“Resulullah buyurdu ki: Fırat Nehri’nin suyu çekilip altından bir dağ meydana çıkmadıkça kıyamet kopmaz…3 (Riyazü’s Salihin, 3/332)

Keban Barajı ve Fırat Nehri üzerine sonradan kurulan diğer barajlar, betondan dev birer dağı andırmaktadır. Bu barajlardan (hadis-i şerifteki benzetmeye göre dağdan) altın değerinde servet dökülmektedir. Dolayısıyla barajlar “altın bir dağ” özelliği kazanmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir) Ayrıca yakın zaman önce uydu yolu ile Fırat Nehri’nin altında altın yataklarının bulunduğunun tespit edilmesi de bu hadisi şerifin başka anlamlar içerdiğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi

Ondan önce Şam ve Mısır melikleri (hükümdar, memleket sahibi) öldürülecektir…” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Bu hadisi şerifte hz.Mehdi’nin gelişinden önce Şam ve Mısır yöneticilerinin öldürüleceklerine dikkat çekilmektedir. Mısır’ın yakın tarihi incelendiğinde hadisi şerifte de belirtildiği gibi bir “meliğin” öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat. Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.
Günümüzde Ortadoğu’da Yaşananlar Hadisi şerifleri Doğrulamaktadır

İçinde bulunduğumuz yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bakıldığında yine hadisi şeriflerde anlatımlarla çok büyük bir mutabakat gösterdiği görülmektedir. Bu konudaki en çarpıcı örnek ise Irak Savaşı ve beraberinde bölgede yaşanan gelişmelerdir. Bu noktada özellikle belirtmek isteriz ki bölgede yaşanan anlaşmazlıklar, savaşlar, işkence ve katliamlar Hz. Mehdi’nin zuhuruyla sona erecek, Hz. İsa’nın gelişi ile beraber Kuranı kerim ahlakı hz.Allah’ın izniyle tüm dünyaya hakim olacaktır. Haksızlıkların yerini hak ve adaletlerin, işkence ve savaşların yerini barış ve hoşgörünün, sapkın ve dinsiz ideolojilerin yerini hak din olan İslam ahlakının alacağı günler çok yaklaşmıştır. Son yıllarda bu bölgede yaşanan gelişmeleri haber veren bazı hadisi şerifler ise şu şekildedir:

Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 3 Comments »

KIYAMET GÜNÜ, DİRİLİŞ VE HESAP VERME

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2012

Kıyamet günü,diriliş ve hesap verme. Sur'a üfürüldü,KIYAMET GÜNÜ, DİRİLİŞ VE HESAP VERME

KIYAMET GÜNÜ, DİRİLİŞ VE HESAP VERME

Sur’a üfürüldü; böylece Allah’c.c nın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. Yer, Rabbi’nin nuruyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer Suresi, 68-69)

Sur’a İkinci Kez Üfleniş ve Ölülerin Diriltilmesi

Sur’a ilk olarak üflenmesiyle birlikte yer ve gök paramparça edilmiş ve maddesel alem ölmüştür. Canlı hiçbir varlık kalmamıştır. Ayetin ifadesiyle, “yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülmüştür”. (İbrahim Suresi, 48) Bu dönüşümden sonra mahşer günü için hazırlanan ortam şöyledir:

Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: “Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak”

“Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.”

“Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.” (Taha Suresi, 105-107)
İşte hesap günü insanların üzerinde dirilip, biraraya gelip, hesaplarını ve akıbetlerini bekleyecekleri yer budur. Artık sıra insanların diriltilip tek olan, kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarılmalarına gelmiştir. Ve Sur’a ikinci kez üfürülür. Dünya hayatında ahireti ve yeniden dirilişi inkar eden insan bir daha uyanmayı hiç beklemediği kabrinin içinden dışarı atılır. Sur’a bu ikinci üfürülüş ve insanların dirilmesi Kuran’da şöyle geçer:

Sur’a üfürüldü; böylece Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. Yer, Rabbinin nuruyla parıldadı… (Zümer Suresi, 68-69)

ÖLÜLERİN MEZARLARINDAN ÇIKMASI

İnsanların dirilişleri esnasında ve dirildikten sonraki durumları ayetlerde ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Kuran’ı kerimde haber verildiğine göre o büyük diriliş şöyle gerçekleşir:

– Sur’a ikinci kez üfürülmesiyle birlikte toprağın altından dışarı çağrılan insanlar, yayılan çekirgeler gibi ve hızla koşarak kabirlerinden dışarı çıkarlar.

Gözleri ‘zillet ve dehşetten düşmüş olarak’, sanki ‘yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)

… Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız. (Rum Suresi, 25)

O gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşir (sizi birarada toplama)dır. (Kaf Suresi, 44)

– Kendilerini çağıran çağırıcıya doğru yönelirler ve dikili bir şeye doğru yönelmiş gibi boyunlarını çağırıcıya uzatmış olarak koşmaya başlarlar. Ve bu çağrı daha önce benzerine rastlanmış bir çağrı da değildir:

… O çağırıcının ‘ne tanınmış, ne görülmüş’ bir şeye çağıracağı gün… (Kamer Suresi, 6)

O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar… (Taha Suresi, 108)

… sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş gibidirler. (Mearic Suresi, 43)

Dünyada haz. Allah’ın sınırlarını tanımayan, haz. Allah’a itaat etmeyen, kendi başının dikine giden, büyüklenen inkarcı, dirilir dirilmez birden boyun eğici, bir hale gelmiştir. Ne olup bittiğini sorgulamadan, kayıtsız şartsız bu çağrıya icabet eder. Dünyadaki imtihan sona erdiği için başka seçim şansı da yoktur zaten. Aksini yapmayı istese de yapamaz. Hatta isteyemez bile. Bu çağrıya karşı koymaya hiçbir gücü yoktur. O nedenle bu günün “zorlu bir gün” olduğunu gerçekten hissetmiştir:

Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: “Bu, zorlu bir gün.” (Kamer Suresi, 8)

– Kafirler başlarını dikerek koşarlar, gözler dönmez, hareket edemez. Herkes kayıtsız şartsız bir itaat içindedir. O gün insanların sahip olabileceği tek geçerli ve değerli şey imandır. O da kafirlerde yoktur. Bu yüzden kalpleri bomboştur:

Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur. (İbrahim Suresi, 43)

– Tek bir merkeze doğru dalga dalga süzülürler.

Sur’a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz. (Nebe Suresi, 18)

Sur’a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler. Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (peygamberler) doğru söylemiş”. (Yasin Suresi, 51-52)

Bu “eyvah” çok büyük bir panik ve hayal kırıklığının ifadesidir. Çünkü kendi dirilişine bizzat şahit olan kafir, hayatı boyunca kendisine bunu haber veren peygamberlere gerçekten doğru söylediklerini anlamıştır. Dolayısıyla bunu inkar edenlere müjdelenen, “dönüşü olmayan ebedi azab”ı da bizzat yaşayacağını idrak etmiştir. Artık bundan hiçbir şüphesi yoktur. “Ebedi uyku” diye bir şey olmadığını anlamıştır. Kendisine vaat edilenlerin birer birer başına geleceğinden, hiçbir kurtuluş ümidi olmadığından emindir.

– Kafirlerin genel ruh halleri korku, dehşet, yılgınlık, şaşkınlık ve çaresizlik, genel görünümleri ise daha da dehşet vericidir. Yüzleri kapkaradır; toz, karartı ve zillet (aşağılanma) kaplamıştır:

O gün, öyle yüzler vardır ki, ‘zillet içinde aşağılanmıştır.’ (Gaşiye Suresi, 2)

Ve o gün öyle yüzler vardır ki üzerini toz bürümüştür. Bir karartı sarıp kaplamıştır. İşte onlar da, kafir facir olanlardır. (Abese Suresi, 40-42)

Kıyamet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi, 60)

– Kafirler kıyamet günü kör olarak haşredilirler.
Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.

O da (şöyle) demiş olur: “Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?”

(Allah da)c.c Der ki: “İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.” (Taha Suresi, 124-126)

Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O’nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız. (İsra Suresi, 97)

– Kafirlerin bu kör gözleri de korkunçluk ve iğrençliklerini artırır bir şekildedir. Allah kafirlerin gözlerinin alacağı şekli şöyle ifade etmektedir:

Sur’a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak’ toplayacağız. (Taha Suresi, 102)

Bu korkunç, aynı zamanda da aşağılık görünümleriyle kafirler ilk bakışta, müminlerden ayrılırlar. Dünyadayken kibir ve gösteriş içinde, Allah’ın ayetlerine karşı savaş açan, büyüklenen bu güruhun sonlarının başlangıcı işte böyle olur.

O GÜN DOSTLUK, AKRABAĞLIK, YAKINLIK VE YARDIMLAŞMA YOKTUR

O gün insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali ne fırsatı vardır. Mahşer gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu herkesi kendi derdine düşürür. Allah, o diriliş gününü, öteki adıyla din gününü şöyle tarif etmektedir:

Din gününü sana bildiren şey nedir? Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah’ındır. (İnfitar Suresi, 17-19)

Fakat ‘kulakları patlatırcasına olan o gürleme’ geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar,
Annesinden ve babasından, Eşinden ve çocuklarından, O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 33-37)

Dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği put edindiği bağlar, böylece Allah’ın azabı karşısında paramparça olur. Artık insanlar arasındaki dünyevi yakınlıkların, soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır. Değeri olan tek şey, imandır:

Böylece Sur’a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da. Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.” (Müminun Suresi, 101-103)

Dünyadaki bağlar ve ilişkiler öyle bir parçalanır ki, sözde en çok sevilen oğullar, eşler, kardeşler, hatta bütün soy, inkarcılar tarafından azaba karşılık fidye olarak teklif edilir:

(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister. Kendi eşini ve kardeşini. Ve onu barındıran aşiretini de. Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir. (Mearic Suresi, 10-15)

Mahşer günü yaşanacak olan bu “fidye teklifi”, inkarcıların gerçekte ne kadar nankör olduklarının ve menfaatleri doğrultusunda nasıl acımasızca hareket ettiklerinin bir göstergesidir. Bu teklif, dünya hayatının ne denli boş olduğunu da gösterir. Dünya hayatında çoğu insan küçük çıkarlar peşinde koşar. İyi bir iş, güzel bir ev, para, makam mevki sahibi olmak uğruna bütün bir ömür çalışılır. Buna karşın, Kuran’ı kerimde haber verildiği üzere tek bir kadın değil dünyadaki kadınların tümü, tek bir ev değil dünyadaki bütün mülkler, yeryüzünün altın ve gümüş bütün hazineleri, hatta bütün dünya, mahşer gününün azabından kurtulmak için fidye olarak verilmek istenecektir. Ama elbette bu umutsuz bir çabadır ve insanı hiçbir şekilde kurtaramaz. O mülklerin sahibi zaten Allah’c.c dır . İnsanın kurtuluşu ise, bir daha geri dönemeyeceği dünya hayatında kalmıştır. Vakit çok geçtir ve cehennemin ateşi ona vaat olunduğu gibi yanmaya başlamıştır.

İNSANLARIN HESAP İÇİN TOPLANMALARI Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: