Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘İbadet’ Category

Oruç : Sevabı Sonsuz, Emsali Olmayan Bir İbadet ve Kârlı Bir Ticaret

Posted by Site - Yönetici Eylül 13, 2007

Allah rab

Oruç : Sevabı Sonsuz, Emsali Olmayan Bir İbadet ve Kârlı Bir Ticaret

Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anhın rivayetine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun işlemiş olduğu her iyilik ve ibadet, sevap bakımından on katından yedi yüz katına, Allah’ın dilediği sayıya kadar artar.

Allah buyuruyor ki: ‘Ancak oruçlu böyle değildir. Çünkü oruç sırf Benim rızam için tutulmuştur, Bana aittir. O zevkleri ve yemesini Benim için bırakır.’

Oruçlu için iki sevinç vardır: Birinci sevinci iftar vaktindeki sevincidir. Diğeri de, Rabbine kavuşup mükâfatını aldığı zamanki sevincidir.

Allah’a yemin ederim ki, oruç tutanın ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.” (İbni Mâce, Sıyam: 1)

Mü’min, orucu sırf Allah emrettiği için tutar. O’ nun rızaını kazanma düşüncesini taşır. Akşama kadar bekler, bir şey yiyip içmez. Rabbine olan kulluk derecesini gösterir. Akşamleyin sofraya oturduğu zaman da Yaratıcısının “Buyurun” emri gelmeden elini uzatamaz. Cenab-ı Hakkın şefkat ve merhamet dolu nimetlerine geniş ve umumi bir ibadetle karşılık vermeye çalışır.

Oruç ibadetinde gösteriş, riya yoktur. İnsan gerçekten oruçlu olduğunu sadece Yaratıcısına, kendisini besleyip büyütene, türlü türlü nimetlerle ihtiyacını giderene gösterir, arz eder. Kimsenin görmediği bir yerde orucunu bozabilecekken bozmaması, Allah için tuttuğunun en güzel ifadesidir.

İşte bunun için Cenab-ı Hak, “Oruç, Benim rızam için tutulmuştur. Bana aittir, mükâfatını da Ben vereceğim” buyuruyor.

Her iyiliğin ve ibadetin karşılığında verilecek sevap, âyet ve hadislerle bildirilirken, orucun sevabı için bir had-hudut konmamış, belli bir sayı ve miktar belirtilmemiştir.

Demek ki, ihlâsla yapılan ibadetlerin zevki, manevî karşılığı, uhrevî mükâfatı sonsuz olacaktır.

Ebu Ümame Radiyallâhu Anh anlatıyor:

Dedim ki: “Ya Resulallah, bana hayırlı bir amel tavsiye eder misiniz?”

Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Oruç tut, çünkü oruca denk bir ibadet yoktur” buyurdu.

Tekrar sordum: “Bana güzel bir iş yapmamı tavsiye eder misiniz?”

“Oruç tutmaya bak. Çünkü Allah yanında onun kadar sevaplı bir ibadet yoktur” buyurdular. (Nesâi, Sıyam: 43)

Ali ibni Ebi Talib Radiyallâhu Anhın rivayetine göre, Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

“Oruç, içinin çektiği yiyecek ve içeceklerden kimi alıkoyarsa, Cenab-ı Hak ona Cennet meyvelerinden yedirir ve sularından içirir.” (Kenzü’l-Ummal, 3:329)

Mübarek Ramazan ayı, âhiret ticareti için kurulmuş kârlı bir sergi ve pazara benzer.

Ramazan, âhirette derlenecek ürünler için ekim yapılacak uygun ve verimli bir zamandır. Amel ve ibadetleri bereketlendiren, sevaplarını artıran bir Nisan yağmuru gibidir.

Oruç tutan mü’min yiyip içmeyi bir süre için geçici olarak bırakmakla bir çeşit “âhiret adamı” olur, Cenab-ı Hakkın sıfatına aynalık eder.

“Evet, Ramazan-ı Şerif bu fani dünyada, fani ömür içinde, kısa bir hayatta daimi bir ömür ve bâki bir hayatı içine alır, kazandırır.”

Burada geçici olarak bıraktığı yiyecek ve içecekleri daimi bir şekilde Cennette yer, içer.

İbadetin kapısı oruç

Damra ibni Habîb Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuşlardır:

“Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.”
(Kenzü’l-Ummâl, 8:447)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Türkiye, İbadet | Leave a Comment »

Ramazan ayına ne kadar hazırız?

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2007

4

Ramazan Ayına Ne Kadar Hazırız?

Recep, Şaban derken aylardır yolunu beklediğimiz aziz misafirimiz Ramazan ayı da evlerimize gelmek üzere.

Önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlayan gece sahura kalkıyoruz. Şimdilerde evlerde tatlı bir telaşe var. Annelerimiz, ablalarımız, yengelerimiz yoğun bir şekilde Ramazan için hazırlık yapıyorlar. Hurmaların ve çayların en iyileri satın alınarak marketlerden gerekli ihtiyaçlar için alış-verişler yapılıyor. Bereketli iftar sofraları için yufkalar açılıyor, baklavalar hazırlanıyor, turşular kuruluyor, reçeller yapılıyor. Evlerin her köşesi silinip temizleniyor ve evler, Ramazan’ı en güzel şekilde karşılamak için hazır hale getirilmeye çalışılıyor. Bütün bunlar, Ramazan için yapılan maddi hazırlıklar. Acaba manevi dünyamızı da Ramazan’a hazırlıyor muyuz?

GÖNÜL EVİNİZİ DE TEMİZLEYİN

Ramazan, Cenab-ı Hakk’ın nimet ve lütuflarının sağanak sağanak yağdığı zamanın en kıymetli dilimi. Allah, vicdanlarımızın uyanması, kalblerimizin metafizik gerilime geçmesi ve duygularımızın köpürerek coşması adına bu günleri bir fırsat olarak önümüze koyuyor. Peki bütün benliğimizle bu ufku yakalama ve ruh dünyamızı Ramazan’a hazırlama adına neler yapabiliriz? Evvela bu kutlu günler, öze dönme günleridir. Bu sebeple günahlarla kirlenmiş bedenimizi temizleyip özümüze dönme adına tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Nasıl ki evlerimizi Ramazan’a hazırlarken temizliyoruz, aynen bunun gibi öncelikle gönül evimizi temizlemeliyiz. Bunun yolu da günahlarımızın affı adına tövbeleri kabul eden rahmeti sonsuz Rabbimize yana yakıla tövbe etmekten geçiyor. Rahat bir şekilde okuyabilmemiz için büyük boy bir Kur’an alarak, Ramazan’daki mukabelelere hazırlık adına şimdiden günde okuyabildiğimiz kadar Kur’an okumaya başlayabiliriz. Peygamber Efendimiz’in ifadesiyle az da olsa devamlı yaparak Kur’an’dan günlük belirli bir sayfa takip edebilir ve arkasından da okunulan sayfanın anlaşılması adına mealini okuyabiliriz.

TERAVİHİ İHMAL ETMEYİN

Malum olduğu üzere Ramazan’a has bir namazımız var: Teravih namazı. Ramazan’ın rahmetinden istifade etme adına yirmi rekat olarak kılınan bu namazı da ihmal etmemeliyiz. Her akşam olmasa bile bazı gecelerde eşimizi ve çocuklarımızı da alıp mahallemizin camisine veya bize yakın olan büyük camilerimize giderek burada teravih namazlarını kılabiliriz. Bu sadece bizim içimizde değil eşimiz ve çocuklarımızda da kulluk şuurunu mayalayacak ve Rabbimize gösterdiğimiz kulluğumuz ayrı bir enginlik kazanacaktır.

İFTARA ÖNEM VERİN

İftar, insanların birbirlerinden her geçen gün daha da uzaklaştığı günümüzde, birbirimizle kaynaşma adına bulunmaz bir fırsattır. Dinimiz iftar etmeye, iftar vermeye ve iftar vaktine büyük bir kıymet veriyor. Bu konuyla alakalı isterseniz Allah Resulü’nün şu müjdeli haberini okuyalım: “Bir kimse Ramazan ayında bir oruçluya iftar verirse, günahları af olur. Cenab-ı Hak onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir. Ashab-ı kiram dediler ki: Ya Resulallah! Her birimiz bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu: Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ayda bir oruçluya su veren kimse kıyamet günü susuz kalmayacaktır.” Biz de bunu bir fırsat bilip elimizdeki imkanlar nispetinde iftar vermeye özen göstermeliyiz.

ORUÇ MANEVi AÇIDAN iNSANA NELER KAZANDIRIR?

Orucun insan hayatına ve sosyal hayata pek çok katkısı vardır. Orucun bedeni dinlendirme ve hastalıklara karşı koruma gibi, beraberinde getirdiği kazançların yanı sıra, onun bir ferde kazandırdığı en önemli şey, insanın ruhunda meydana getirdiği devrimlerdir. Şimdi bunların neler olduğuna genel bir bakalım: 1. Oruçlu kişinin her saati ve her saniyesi Allah’ı ve Allah’ın nimetlerini hatırlatması ve netice itibarıyla da en büyük nimet olan Allah’a kavuşma nimetini hatırlatması bakımından çok kıymetlidir. 2. Oruç tutan bir mümin, sabahtan akşama kadar yemeyip içmemesiyle, şehvetine hakim olmasıyla, gıybet ve zulümden kaçınmasıyla adeta melekvari bir keyfiyet kazanır.

ORUÇ, TERBİYE EDER

3. Çeşitli nimetler içinde yüzen insan, oruçla onların kıymetini ve ehemmiyetini anlar, şükrünü eda etmeye çalışır. 4. Oruç, insana iktisat etmeyi öğretir. İstediği şeyi aklına geldiği zaman hiçbir sınırlama getirmeden yapmaya alışan kişi, oruçlu olduğu zaman mecburen onu yapamayacaktır. 5. Oruç bir alıştırmadır. Kişide cismani arzulara karşı koyma duygusunu geliştirir. İnsan oruçlu olduğu anlarda her türlü negatif istek ve meyillere engel olmaya güç yetirdiği gibi, kazandığı bu dirençle oruçlu olmadığı zamanlarda da bu tür istek ve meyillere engel olmaya güç yetirebilir. Zira oruç sadece midenin aç bırakılması demek değil, aksine mide gibi bütün duygulara; göze, kulağa, kalbe, hayale ve sair insan azalarına da oruç tutturmak, onları haramdan çekmek ve her birisine mahsus bir ibadete sevk etmektir. Bu şekilde oruç tutan bir insan, hep “helal” dairesinde bir hayat yaşar. Kısacası dini kontrol altında tutmanın en etkili yolu oruçtur. 6. Oruç, vefa duygusunun açığa çıktığı en güzel bir ibadettir. Çünkü oruç, Allah ile kul arasında yapılmış bir sözleşmedir. Oruçlu insan, belirli zaman dilimlerinde nefsi için hoş gelen bazı şeylerden vazgeçerek, bu hareketiyle verdiği sözde vefalı olduğunu gösterir.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Türkiye, İbadet | 2 Comments »

Peygamber Efendimiz tesbihat yaparken parmaklarını tam olarak nasıl kullanıyor du?

Posted by Site - Yönetici Eylül 7, 2007

Tövbe İçin Pişmanlık Gerekir.

Namazdan Sonra Tesbih 

Tesbihatın nasıl yapılacağı, hangi duâ ve tesbihlerin okunacağı bizzat Peygamberimiz (a.s.m.) tarafından tesbit edilmiştir. Hz. Sevban’dan gelen bir rivayete göre, Resulullah (a.s.m.) namazdan çıktığı zaman üç defa istiğfar eder, “Estafirullah” derdi.1

Bu istiğfarı “Estafirullahe’l-azîme’l-kerime’llezî lâ İlâhe İllâ hû. el-Haylü’l-Kaymûmü ve etûbü İleyh” şeklinde söylemek de mümkündür.

Farz ve sünnetleri kılıp tesbihatta, önce Âyetelkürsî, İhlâs, Felâk ve Nâs sûrelerini okduktan sonra 33 defa “Sübhânallah,” 33 defa “Elhamdülillah” ve 33 defa “Allahü Ekber” denir. Sonra da, “Lâ İlâhe İllallahü Vahdehû…” duâsı okunur ve duâya geçilir.

Hadiste ve diğer fıkıh kitaplarında Âyetelkürsî okunduktan sonra tesbihe ve insanın üzerine üflemek gibi birşey yoktur. Ancak Resul-i Ekrem Efendimiz yatağa girmeden önce yukarıda geçen sûreleri okuduktan sonra avucuna üfler, elinin yetiştiği yere kadar bütün vücudunu meshederdi. Fakat tesbihat ânında böyle bir durum bulunmamaktadır.

Bilindiği gibi, namaz tesbihatı çoklukla tesbihle yapılmaktadır. Böylece zikir kelimelerinin sayısı hususunda yanılma ihtimali, eksik veya fazla yapma durumu ortadan kalkmış olmaktadır. Ancak bugünkü kullanılan şekilde bir tesbih Asr-ı Saadette yoktu.

Peygamberimiz sağ parmaklarının boğumlarıyla tesbih çekerdi.2 Ayrıca çakıl taşları ve hurma çekirdekleri ile tesbih kelimelerini sayanları da men etmemiştir.

Cennetle müjdelenen on Sahabiden birisi olan Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas, Resulullah (a.s.m.) ile beraber bir kadının yanına gittiklerini, kadının önünde hurma çekirdekleri veya çakıl taşları bulunduğunu ve kadının tesbihi onlarla saydığını bildirdikten sonra, Resul-i Ekremin bu kadının hareketine müdahale etmediğini söylemektedir.3

Peygamberimizin bu hareketi sünnetin bir başka nev’i olan takrirî sünnete girmektedir. O hareketi hoş karşıladığını göstermektedir. Diğer taraftan Hz,. Ebû Hüreyre’nin, tesbihini bir ipliği düğümleyerek yaptığı da rivâyet edilmektedir. Bugünkü şekliyle kullandığımız tesbih ise ancak Hicrî beşinci asırda yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.

Abdullah bin Amr ise, “Resulullahın (a.s.m.) tesbihi, sağ elinin boğumlarıyla saydığını gördüm”4 demektedir. Tesbihleri doğru olarak yapabilecek kimselerin eliyle tesbih çekmesi daha faziletlidir. Ama arzu edenler 33’lü veya 99’lu tesbihlerle de bu ibadeti yapabilirler. Tesbihi göbekten yukarı veya aşağı tutarak çekmek arasında da bir fark yoktur.

Söylenen tesbih miktarlarına gelince; bu hususta değişik rivâyetler vardır. Bu rivâyetlerden bir kısmı tesbih miktarlarının 11’er, bir kısmı 25’er, bir kısmı da 10’ar sefer söylenmesi hakkındadır.5 Fakat, 3’er defa söylenmesi hakkında rivâyet edilen hadisler daha çoktur. Kadı İyaz gibi hadis ve fıkıh uleması bu rivayeti tercih etmiş ve buna göre amel edilmesini uygun görmüşlerdir.

Bu mevzudaki hadis-i şeriflerin şerh ve izahında bu sayıların hikmeti hakkında bilgiler verilmektedir. Meselâ, İmam Aynî bu hususta şöyle demektedir:
“Zikrin otuz üç adet yapılmasının tavsiye buyurulması, bu sayı üçe çarpıldığı zaman doksan dokuz ettiği içindir. Bu miktar ile zikirde bulunan kimse Allah’ı doksan dokuz ismiyle zikretmiş gibi olur.”

Hadiste belirtilen adetlerden az veya çok tesbih veya tahmidde bulunanların vaad edilen sevaba nâil olup olamayacakları meselesi ise; bir kısım ulemâ istenilen adetten fazla söylendiği zaman, fazlalıklar sevabı gidermez derken, bazı ulemâ da “ziyade veya noksan kasden yapılırsa vaad edilen sevap hâsıl olmaz. Çünkü bu adetlerin bir hikmet ve hassası bulunur da adet noksan bırakılmak veya ziyâde edilmek suretiyle bu hikmet ve hassa kaybolur” demektedirler.

Bunun için tesbihleri 33’lerden eksik yapmamaya gayret etmeli, 33’ten fazla söylenince de sevap ve hikmeti kayboldu diye endişeye kapılmamalıdır. Çünkü, rükû ve secde tesbihlerini 3’ten 7’ye kadar söylemek de müstehaptır. Burada esas söylenmesi gereken ve tavsiye edilen 3’er defa söylemek ise de, 5 ve 7 defa söylemek de câiz ve müstehaptır.

Namaz tesbihatını tek başına yapmak mümkün olduğu gibi, cemaat halinde îfa etmek de mümkündür.

Cemaatle kılınan namazlardan sonra bu tesbih ve duâları müezzinin iştirakiyle cemaat de hep birlikte yapar ki, fazilet ve sevabı bakımından daha güzel ve daha isabetlidir. Namaz tesbihatının cemaat halinde yapılmasının sünnette yerinin olup olmadığına gelince, Resul-i Ekrem Efendimiz toplu halde yapılan zikir, duâ ve ibadetleri her seferinde teşvik etmiş; Sahabîlerini toplu halde sohbet eder, zikreder ve ibadet eder halde görürse memnun olmuş ve onlara bazı müjdeler vermiştir.

Hz. Muâviye’nin rivâyetine göre, birgün Peygamberimiz (a.s.m.) SAhabîlerden bir kısmının bir halka teşkil ederek oturduklarını gördü. Yanlarına vardı ve sordu:

“Ne maksatla bir araya gelip burada oturdunuz?”

Onlar, “Bize İslâm gibi bir din bahşeden ve bu yolla bizi imtihana tâbi tutan Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturduk” dediler.

Peygamberimiz bir defa daha sorup, onlardan yeminli bir cevap aldıktan sonra şöyle buyurdu:

“Sizi suçlamak için yemin ettirdiğimi sanmayın. Lâkin şu var ki; bana Cibril geldi, Aziz ve Celîl olan Allah’ın meleklerine karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi.”6

Görüldüğü gibi, Peygamber Efendimiz, namazdan sonra olmasa da, herhangi bir vesileyle bir araya gelip zikir ve tesbihle meşgul olan mü’minleri bile medhetmiştir. Her ne kadar namaz tesbihatı Peygamberimizin (a.s.m.) zamanında cemaat halinde toplu olarak yapılmamış olsa dahi, daha sonraki müçtehid imamlar zamanından itibaren her namaz kılanın rahatlıkla yapabilmesi ve zikrin sevabından mahrum kalmaması için cemaat halinde yapılmasının daha faydalı olacağı esas olarak benimsenmiştir.

Cemaatle kılınan namazlardan sonra, cemaatin bulundukları yerden ayrılarak sünneti ve tesbihi mümkünse değişik yerlerde yapmaları müstehaptır. İbni Âbidin’de geçen bir rivayete göre, böyle yapmanın sünnet olduğu da söylenir. Farzlardan sonra saffı bozmak bütün beş vakit namazlar için bahis mevzuudur. Sabah ve ikindi namazı hakkında herhangi bir ayırım gözetilmemiştir. Farzdan sonra saffı bozmaktan maksat, namaza sonradan yetişenlerin hâlâ farz kılındığını sanmamaları içindir. Farzdan sonra sünnetin değişik mahalde kılınması, cemaatle kılınan namazlarda da müstehaptır. Mahşerde, seccade ve yerin namaz kılana şehâdet edeceği rivâyet edilmektedir. Bunun için, ne kadar çok yere secde edilirse o kadar mahel insana hüsn-ü şehadet ederler. Çünkü öbür âlemde bütün varlıklar şuurludur ve Allah’ın dilemesiyle konuşurlar. Farzdan sonra sünneti ve duâyı değişik yerlerde tamamlamak müsait olmadığı takdirde, bulunulan yerde tamamlamanın caiz olacağını belirten görüşler de mevcuttur.7

1. Müslim, Müsâfirîn: 135.
2. Tirmizî, Daavât: 25.
3. Ebû Dâvud, Vitir; 24.
4. Tirmizî, Daavât: 24.
5. Neseî, Sehv:91-96.
6. Müslim, Zikir: 40.
7. el-İmam Alâüddin el-Kâsânî. Bedâiü’s-Sanâi. (Beyrut: Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî, 1402-1982), 1:160; İbni Âbidîn, 1:356.

Mehmed Paksu İbadet Hayatımız

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, İbadet | Etiketler: | Leave a Comment »

Eyvah bu ne Gaflettir…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 11, 2007

Tefekkür,zikir,rabita,suleyman efendi,,kimyayi saadet,imam gazali,mezhepler,islam

Eyvah bu ne Gaflettir…

Bir gün İsa aleyhisselam çölde giderken birisini gördü. O kimse çölün ortasına oturmuş güneşin altında ibadet etmekte idi. Yanında bulunan kocaman bir ağacın gölgesine varır varmaz bu zata selam verdi ve:
– Ey Allah’ın abid kulu! Bu çölde ne diye güneşin karşısında ibadet edersin, şu ağacın gölgesinde ibadet etsen olmaz mı? Diye sordu.

O kimse:
– Ey Allah’ın Nebisi! Yedi-sekiz yüz yıllık ömrüm içinde, buradan gölgeye gidinceye kadar geçen zaman zarfında tesbihlerim fevt olabilir (eksik kalabilir). Bundan korktuğum için burada ibadet ederim, diye cevap verdi.

Bunun üzerine İsa aleyhisselam:
– Doğrudur. Senin için gerekli olan da budur. Fakat sana çok garip bir şey söyleyeceğim. Ahir zamanda bir ümmet gelecek ki, onların ömrü en fazla doksan yüz sene olacaktır. Fakat, onlar öyle emek içine girip bina yapacaklar ki, sanki bin sene yaşayacakmış gibi umut içerisinde olacaklardır, dedi.

O kimse:
– Eyvah, bu ne gaflettir. Eğer ben onların yerinde olsaydım, bir secde ile ömrümü bitirirdim, diye karşılık verdi.
Ya Rabbi! Kavmime doğru yolu göster. Çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

(Buhari, Müslim)

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, İbadet | Leave a Comment »

 
<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: