Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z İsa’ Category

İsa ( a.s.)`ın Mal Varlığı..

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2013

İsa ( a.s.)`ın Mal Varlığı..,bogazina-dikis-ignesi-saplanan-kadin-tedavi-altina-alindi

İsa ( a.s.)`ın Mal Varlığı..

İsa Aleyhisselâm, semâ’ya yükseltildiğinde (mal varlığı ve dünyalık olarak) yanında kendisiyle söküklerini diktiği bir iğne bulundu.

Bu iğneden dolayı ilâhî hikmet, İsa Aleyhisselâm’ın dördüncü kat semâ’ya inmesine hükmetti….

Bunda şuna işaret vardır: Sâlik. mâsivâ (Allâh’dan başka) her şeyden ilgisini kesmelidir. Sâlik, bütün geçitlerden ve engel¬lerden tecrid etmelidir. Hatta mele-i a’Iâ ile beraber yürümeli ve kaabe kavseyn evednâ makamına uçabilmelidir…

İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/471-472.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z İsa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Her Şeyde Güzel Görmek

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2012

isa a.s. Her Şeyde Güzel Görmek

Her Şeyde Güzel Görmek

İsâ Aleyhisselâm’dan rivayet olunduğu: İsâ Aleyhisselâm. havarileriyle bir köpek leşine uğradılar.

Havariler, burunlarını kapatıp:
-“Bu cîfe ne pis kokuyor,” dediler.

İsa Aleyhisselâm şöyle buyurdu:
-“Ne güzel beyaz dişleri var! Dişlerinin beyazlığı ne güzel,” buyurdu.

İsa aleyhisselâm, bu sözleriyle, her şeyde onun en güzel tarafını zikretmenin gerekli olduğunu tenbih etmek ve insanları uyarmak istedi.

İmam Gazâlî hazretlerinin “Şerhü’I- Esmâ-i Hüsnâ” isimli kitabında da bu böyledir.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/266.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İsâ Aleyhisselâmın, Yahudiler Tarafından Öldürülmek İstenilince Semâya Kaldırılışı

Posted by Site - Yönetici Kasım 5, 2010

2hikaye-imanin-muhafazasi-hakkinda

İsâ Aleyhisselâmın, Yahudiler Tarafından Öldürülmek İstenilince Semâya Kaldırılışı:

Rivayete göre:

Yahudiler, bir gün[273] toplanıp İsâ Aleyhisselâmı, sorguya çektiler.

İsâ Aleyhisselâm, onlara:

Ey Yahûdî cemaatları! Hiç şüphesiz, Allah, size, buğz ediyor, sizden nefret ediyordur!” deyince, İsâ Aleyhisselâmın sözlerine, son derecede kızdılar ve öl­dürmek için, üzerine, yürüdüler.O sırada, Yüce Allah, Cebrail Aleyhisselâmı, gönderdi. O da, İsâ Aleyhisselâ­mı, bir evin cümle kapısının içindeki küçük kapısından içeri soktu.

Yüce Allah; evin tavanındaki pencereden İsâ Aleyhisselâmı, semâya kaldırdı. Yahûdîlerin Başkanı, adamlarından birisine:
İsâ Aleyhisselâmın yanına girmesini ve onu, orada öldürmesini, emretti.[274] Adam, içeri girdiği zaman, orada, İsâ Aleyhisselâmı, göremedi.

Dışarıdakilerin yanına çıkmayı geciktirince, onun, İsâ Aleyhisselâmı, öldürme­ğe uğraştığını, sandılar.[275] Yüce Allah; adamı, İsâ Aleyhisselâma benzetti.
Adam, dışarıdakilerin yanına çıkınca, kendisini, İsâ Aleyhisselâm, sandılar, he­men, onu, öldürdüler ve astılar.[276]

Diğer rivayetlerde ise:
Yahûdîlerin; İsâ Aleyhisselâmı, yakalayıp bağladıkları ve hakaret ederek gö­türdükleri ve asacakları sırada, İsâ Aleyhisselâmın semâya kaldırıldığı bildirildiği gibi;[277]

Yakalayıp hakaret ederek götürdükleri, İsâ Aleyhisselâm olmayıp Yahûdîlere, İsâ Aleyhisselâmın yerini gösteren Havârî olduğu[278];

İsâ Aleyhisselâmı, asmak istedikleri sırada, yer yüzüne karanlık çöktüğü ve Me­leklerin, Yahudilerle İsâ Aleyhisselâm arasına gerildikleri ve İsâ Aleyhisselâmın yerini, Yahûdîlere gösteren ve İsâ Aleyhisselâma benzetilen Havârî’yi, yakalayıp[279], kendisinin:

Ben, size, onun yerini, gösteren’im!” demesine bakmayarak'[280] İsâ Aleyhisselâmın, yerine, onu[281] öldürüp[282] ağaca astıkları[283];

Yahûdîler tarafından kuşatıldıkları evde bütün Havârîlerin, İsâ Aleyhisselâma benzetildikleri ve onlardan birisinin, İsâ Aleyhisselâm için, kendisini, feda ettiği de, bildirilmekte ve bu hususta daha başka bilgiler de verilmektedir.[284]

İsâ Aleyhisselâm, semâya kaldırıldığı zaman, otuz üç yaşında idi.[285]

Kur’ân-ı Kerimin Bu Husustaki Açıklaması:

Bir de, onların (İsa’yı) inkâr ile kâfir olmaları, Meryem’in aleyhinde büyük iftira atıp söylemeleri, Biz, Allah’ın Peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa’yı, öldürdük! demeleri sebe­biyledir ki, kendilerini, rahmetimizden kovduk)
Halbuki onlar, onu öldürmediler, onu asmadılar da. Fakat, (öldürülen ve asılan adam), kendilerine (İsâ) gibi gösterildi. (Zâten ve) hakîkatan (İsâ ve onun katli) hakkında, kendileri de, ihtilâfa düşüp kat’î bir şek ve şüphe içindedirler.
Onların, buna
(Onun katline) âid hiç bir bilgileri yoktur. Ancak (kupkuru) zanna uymaktadırlar. Onu, yakînen öldürmemişlerdir. Bilakis, Allah, onu, yükseltip kendisine kaldırmıştır.

Allah, mutlak Galib’dir, yegâne hüküm ve Hikmet sahibidir. [286]

Kaynak : Peygamberler Tarihi. M. Asım Köksal

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Yorumlar | Leave a Comment »

İsâ Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Zâhidâne Yaşantısı

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2010

İsâ Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Zâhidâne Yaşantısı

İsâ Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Zâhidâne Yaşantısı:

İsâ Aleyhisselâm:

Orta boylu, Hamamdan çıkmış gibi, kırmızıya çalar beyaz benizli[287], Dağınık[288], düz saçlı idi.[289]

Saçını, uzatır, omuzları arasına salardı.[290] Saçına, hiç yağ sürmezdi.[291]

Geniş göğüslü[292], Küçük yüzlü[293], Çok ben’li idi. [294]

Sırtına, kıl [295], yün elbise [296], Ayağına,   ağaç   kabuğundan  yapılmış,   tasması   hurma   lifinden   sandal giyerdi. [297]

Çoğu zaman, yalın ayak yürürdü. [298]

Kendisinin, ne geceleri varıp içinde barınacağı [299] bir evi [300], Ne bir ev eşyası, Ne zevcesi, Ne de, ölmeyecek kadar bir günlük yiyecekten başka bir şeyi vardı. [301]

Hiç bir şeyi, yarın için, biriktirmez, saklamazdı. [302]

İsâ Aleyhisselâm, göğe kaldırıldığı zaman, yün bir kaftan, bir çift çoban mesti, bir de, deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı. [303]

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!

İsâ Aleyhisselâm; dünyadan yüz çevirip Âhireti, özler, Allâha, ibâdete koyulurdu.

Yer yüzünde dolaşır, nerede, güneş batarsa, orada, iki ayağının üzerinde na­maza durur, sabahlardı. [304]

Bütün geceleri namazla, gündüzleri de, oruçla geçirirdi. [305]

Arpa ekmeği, yerdi. [306]

Havârîlerine:

Ey Havârîler topluluğu! Mescidleri, meskenler edininiz!

Evlerinizi de, yolcu menzilleri gibi edininiz [307] ki, dünyadan, selâmetle kurtu-lasınız!” derdi. [308]

İsâ Aleyhisselâma:

Sen, su üzerinde nasıl yürüyebiliyorsun?” diye sorulmuştu.

İsâ Aleynisselâm:

Yakîn ile!” dedi. [309]

Biz de, yakîn sahibiyiz!?” denilince:
Sizin yanınızda, taş, çamur ve altun, eşid ve bir midir?” diye sordu.
Hayır!” dediler.
İsâ Aleyhisselâm:
Bunlar, benim yanımda, eşid ve birdirler!” dedi.
Havariler, bir gün; İsâ Aleyhisselâmı, aramağa gittiler, Kendisini, su üzerinde yürür bir halde, buldular.

Onlardan birisi:
Ey Allanın Peygamberi! Biz de, senin   yanına yürüyüp varalım mı?” dedi.

İsâ Aleyhisselâm:
Olur!” dedi.
Havari, ayağını, basınca suyun içine, batıverdi.

İsâ Aleyhisselâm:
Getir ver elini ey güdük imanlı!
Eğer, Âdem oğlunun, zerre kadar yakîni olsaydı, suyun üzerinde yürürdü!
” dedi.[310]

İsâ Aleyhisselâm, bir adamın hırsızlık ettiğini görmüş, ona:
Sen, çaldın ha!?” demişti.

Adam:
Kendisinden başka İlâh bulunmayan Allah’a and olsun ki; hayır!” deyince, İsâ Aleyhisselâm:
Allâha iman ettim, kendi gözümü ise yalanladım!” demiştir.[311]

İsâ Aleyhisselâma bir adam gelip:
Ey iyilik öğreticisi! Sen, bana bir şey öğret ki, o, beni, yararlandırsın, seni, zararlandırmasın!” demişti.

İsâ Aleyhisselâm:
Nedir o?” diye sordu.

Adam:
Kul, Yüce Allah’a karşı, hakkıyle takvâlı nasıl olur?” dedi.

İsâ Aleyhisselâm:
Bu, kolay bir iştir:
Allah’ı, kalbinden, hakkıyle seversin, Onun için, gücün yettiği kadar amelde bulunursun, Benî nev’ine de, kendine acır gibi, acırsın!
” dedi.

Adam:
Ey iyilik öğreticisi! Benim, Benî nev’im, kimlerdir?” diye sordu.

İsâ Aleyhisselâm:
Bütün Âdem oğullarıdır.

Sana gelmesini, istemediğin şeyi, sen, senden başkasına da, getirme!
O zaman, sen, Allah’a karşı, hakkıyle ittikalı olursun!” dedi. [312]

İsâ Aleyhisselâmın bildirdiğine göre:
Zamanın sonunda;

Dünyadan, el çekmeğe özenen ve fakat, dünyadan, el çekmeyen, Âhireti, özler görünen ve fakat, âhireti, özlemeyen, Başkalarını, Valilere, gitmekten, men eden ve fakat, kendileri giden, Zenginlere, yaklaşan ve fakat, fakirlerden, uzaklaşan, Ellerini, ileri gelenlere, açan ve fakat, ellerini, fakirlere yuman bilginler gele­cektir ki, işte, bunlar, şeytanların kardeşleri, Rahman’ın ise düşmanlarıdır!”[313]

Kaynak : Peygamberler Tarihi . M Asim Køksal

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Kim Kimdir ?, Yorumlar | Leave a Comment »

İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2010

İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm

İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm

İsrail Oğullarının Atlattıkları İkinci Katliâm:

İsrail oğulları, kendilerine gönderilen üç Peygamberden Zekeriyyâ ve Yahya Aleyhisselâmları öldürdükten[338] ve İsâ Aleyhisselâmı da, öldürmeye kalktıkları zaman, kendisi, Allah tarafından göğe kaldırıldıktan sonra [339] Yüce Allah, Bâbil krallarından Haridus adındaki kralı, onların üzerine, saldı.
Haridus, Bâbil halkını, yanına alarak İsrail oğullarının üzerine yürüdü. Onları, yenip Şam’a, girdi.

Ordu kumandanlarının kumandanı, Fil sahibi Nebuzerazan diye anılan Bas ku­mandana:
Ben, eğer, Beytülmakdis halkına galebe çalarsam, öldüreceğim bir kiimse bu­lamayıncaya ve ordugâhımın ortasından, kanlarını sel gibi akıtıncaya kadar, on­ları, öldüreceğim!diye tanrım üzerine yemin etmiştim!” dedi ve bu dereceye erişinceye kadar, onları öldürmeye devam etmesini, baş kumandana emretti.

Nebuzerazan, Beytülmakdis’e girdi.

İsrail oğullarının, kurbanlarını takdim ettikleri yerde durunca, orada, bir kanın, kaynamakta olduğunu gördü ve:

Ey İsrail oğulları! Şu kaynayan kanın hali nedir? [340] Onun haberini, bana ha­ber veriniz! Onun işinden, hiç bir şeyi, benden gizlemeyiniz!” dedi. [341] İsrail oğulları:

Bu, bizim takdim ettiğimiz halde, kabul olunmayan bir kurban kanıdır. O, bunun için[342], gördüğün gibi[343] kaynıyor.[344] Biz, sekiz yüz yıldan beri, kurban takdim ederiz. Bu kurbandan başka, hepsi kabul olunmuştur.” dediler.[345]

Baş kumandan:

Siz, bana, doğru haber vermediniz!” dedi.[346]

İsrail oğulları:

Eğer,   halimiz,   önceki  zamanımızdaki   gibi  olsaydı,   kurbanımız,   kabul olunurdu.[347] Fakat, bizden krallık, Peygamberlik ve Vahy kesildi. Bunun için, kurbanlarımız kabul edilmez oldu!” dediler.

Baş kumandan Nebuzerazan, bu kanın üzerinde İsrail oğullarının Başkanla­rından yedi yüz yetmiş kişi boğazladı. Fakat, kan, sâkinleşmedi.[348]

Bunun üzerine, Baş kumandan, İsrail oğullarının gençlerinden ve kadınların­dan yedi bin kişinin, kan üzerinde boğazlanmasını, emretti.[349] Baş kumandan, İsrail oğullarının Bilginlerinden yedi yüz kişinin daha, kanın üzerinde boğazlanmasını emretti. Boğazlandı.

Fakat, kan, yine de, sâkinleşmedi,[350] soğumadı.[351] Nebuzerazan, kanın, sâkinleşmediğini, görünce:

Ey İsrail oğulları! Yazıklar olsun size![352] Bana, doğrusunu söyleyiniz!

Rabbınızın emri üzerinde sebat ediniz.

Sizin saltanatınız, yer yüzünde, istediğinizi yapıncaya kadar uzamış durmuştu.

Ben, sizleri, erkek kadın ateş üfleyebilecek hiç bir kimse bırakmaksızın öldür­meye girişmeden önce, bana, doğrusunu, söyleyiniz!” dedi.

İsrail oğulları, Baş kumandanın işi sıkı tuttuğunu ve öldürmekteki katılığını ve acımasızlığını görünce, ona, işin doğrusunu, haber verdiler:

Bu kan, bizden, bir Peygamberin kanıdır ki, o, bizi, Allah’ın, gazab edeceği bir çok kötü işlerden nehy eder dururdu.[353] Keşke, biz, ona, bu hususta itaat etmiş olsaydık, muhakkak ki, o, bize, doğru yolu göstermişti.[354]

Sizin, şu işinizi de, bize haber vermişti. Fakat, biz, onu, doğrulamadık. Kendisini, öldürdük![355] İşte, bu kaynayan kan[356], onun kanıdır!” dediler.

Nebuzerazan:
Onun ismi, ne idi?” diye sordu.

İsrail oğulları:

Yahya b.Zekeriyyâ’dır!” dediler.

Nebuzerazan:

İşte, şimdi, bana, doğrusunu söylediniz!.. Onun için, Rabbiniz, sizden intikam alıyor!” dedi.[357]

Onların, kendisine, doğru söylediklerini görünce[358], secdeye kapandı. Çevresindeki kimselere:

Şehrin kapılarını, kapatınız ve şehirde Haridus’un askerlerinden olan herke­si, dışarı, çıkarınız!” dedi.[359] Baş kumandanın istediğini yaptılar.[360] İçeride, yalnız İsrail oğulları kaldı. Nebuzerazan[361], kaynayan kana[362];

Ey Yahya b.Zekeriyyâ! Benim Rabbim da, Senin Rabbin de, Senin için, kav­minin musîbete uğramış olduğunu, senin için, onlardan ne kadar kişilerin öldü­rüldüğünü biliyor.[363] Ben, senin kavminden öldürmedik bir kimse bırakmadan[364], kavminden, öl­dürülmedik bir kimse bırakılmadan[365]’ önce, Allah’ın izniyle sâkinleş!” dedi.[366]

Yahya Aleyhisselâmın kanı, Allah’ın izniyle[367] hemen sakinleşip kaynaması, duruverdi. Bunun üzerine, Nebuzerazan, onları, öldürmekten el çekti,[368] ve: “İsrail oğullarının inandıklarına, ben de, inandım ve onları, tasdik ettim. On­dan başka Rab bulunmadığına kanâat getirdim!” dedi.[369]

İsrail oğullarına da:

Allah düşmanı[370] Haridus, bana, kanlarınız, ordugâhının tam ortasından sel gibi akıncaya kadar sizlerden adam öldürmemi, bana emretti.[371] Ben bunu, yapacağım.[372] Ona, isyan etmeğe Kadir değilim.” dedi.
İsrail oğulları;

Emrolunduğun şeyi[373] yap!” dediler.
Nebuzerazan, onlara[374], hendek kazmalarını[375] emretti. Bir hendek kazdılar. Sonra, onlara, emretti: At, katır, eşek, sığır, davar ve deve gibi hayvanlardan getirip orada boğazladılar.[376]

Akan kanlar, çoğaldı ve üzerine de, su, akıtıldı.[377] Kanlar, ordugâhın içine kadar akıp gitti. İsrail oğullarından öldürülmüş olanların cesedlerinin getirilip boğazlanan hay­van cesedlerinin üzerine atılmasını emretti. Atıldı.[378]

Kıral Haridus, gerek hendekte bulunan cesedlerin, gerek ordugâha kadar akıp gelen kanın İsrail oğullarına âid olduğunu sandı.[379] Nebuzerazan’a:

Artık, onları, öldürmekten el çek![380] Akan kanları, bana kadar gelip ulaş­mıştır.[381] Yaptıkları  şeyin  öcünü,  onlardan  almış  bulunuyorum!” [382] diye  haber gönderdi. Sonra da, Bâbil arzına dönmek üzere, onlardan ayrıldı ki, az kalsın, İsrail oğul­larını yok edip gidecekti.[383]

Yahudilerin Azgınlıkları Yüzünden Uğrayacakları Son Musibet:

Hadîs-i şeriflerde haber verildiğine göre: Zamanın sonuna doğru çıkacak Dec-cal’ın Tabii ve askeri, Yahûdîler, olacak[384]; Müslümanlar, onlarla çarpışarak kendi­lerini bozguna uğratacak ve öldürecekler, hattâ taşın veya ağacın arkasına saklanacak Yahudî’yi, taş veya ağaç, dile gelip:
Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! Şu arkamdaki Yahudî’yi, gel de, öldür!” diyecektir.[385]

Kaynak : Peygamberler Tarihi – Mustafa Asım Köksal

Dipnotlar Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2010

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem'in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem'in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış­manlarından idiler.[2]

Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya’ (İşa’) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân’ın zev­cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem’in annesi idi.[4]

Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken­disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis’e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri­me, borç olsun!” dedi.[8]

Hanne’nin bu adağı, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

Hani, (İmran’in) karısı:

Rabb’im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım. Benden olan bu (adağı) kabul et!

Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.[9] Adanılan çocuk; Mescid’in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı. Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git­mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11] Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı. Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama­ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12] Hanne; Hz.Meryem’e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?! Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi. İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

Hanne, Hz.Meryem’e gebe iken, İmran vefat etti.[14] (Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken, “Rabb’im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum. Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar­larım!” dedi.[15]

Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba­dete -Mahrem olması, za’fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun­maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti. Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid’e götürdü. Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin­de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

Hanne, onlara;

Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!” deyince, namaz İmamları ve kurbanları­nın Vazifelisi İmran’ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe­kiştiler. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır.” dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla­cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21] Fakat, biz, onun hakkında kur’a çekelim.[22]

Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!” dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di­bine çöktü. Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah­ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24] Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26] Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid’de, onun için, bir oda yaptırdı. Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28] Kabe’nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30] Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu­nu… götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi. Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!” diye sorar, o da:

Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi.[33] Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

Bunun üzerine, Rabb’i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti. Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü. (Zekeriyyâ’yı da), ona (bakmağa) memur etti. Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab’a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

“Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!” dedi.

Oda:

Bu, Allah tarafından! Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!” dedi. [34] (Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir. Meryem’i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin. (Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’le ilgili Hadîs-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran’ın kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice’dir.”[36]

Cennet [37] kadınlarının üstünü:

Hatice bint-i Huveylid,

Fâtıma bint-i Muhammed,

Meryem bint-i İmran,

Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım’dır

.”

Kaynak : Peygamberler Tarihi – M.Asım Köksal
Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Meryem, H.z İsa, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hazret-i İsa ve Yılbaşı

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2007

 

Hazret-i İsa ve Yılbaşı

Sual: Hıristiyanlar, Hazret-i İsa`nın yılbaşında geleceğine inandıkları için mi yılbaşını kutluyorlar?
CEVAP
Hıristiyanların, Hazret-i İsa`nın yılbaşında geleceğine dair bir inanışları yoktur. Onlar Hazret-i İsa`nın çarmıhtan öldüğüne inanırlar. (İnsanları günahtan kurtarmak için Tanrı, oğlu İsa`yı öldürdü) derler. Bazen İsa aleyhisselam için (Oğul Allah) bazen de (Tanrı üçtür. Üç tanrı birdir) derler. Bu saçmalıklar da İncillerde yapılan tahrifattan ileri gelmektedir. Hıristiyanların eğlenceleri, Noel Baba dedikleri hayali varlık içindir.

Kur’an-ı kerimde, Nisa suresinin 157 ve 158. âyet-i kerimelerinde, İsa aleyhisselamın öldürülmediği, öldürülen [Çarmıha gerilen] kimsenin başka birisi olduğu, İsa aleyhisselamın göğe kaldırıldığı bildirilmektedir. Al-i İmran suresinin 54. ve 55. âyetleriyle, başka surelerde de bu hususta bilgi vardır. İsa aleyhisselam, Hazret-i Mehdi [ve Deccal] zamanında gökten inecektir. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.67)

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:
(Allah`a yemin ederim ki, Meryem`in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam`dan başka şeyi kabul etmeyecektir. Mal o kadar çok olacak ki, kimse dönüp de bakmayacaktır.) [Buhari]

(İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman kin, nefret ve haset kalkacaktır.)
[Müslim]

(Deccal çıkınca, İsa gelecek, Deccal`
ı helak edecek, bundan sonra iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır.) [Müslim]

(İsa, Mehdi
`nin arkasında namaz kılacaktır.) [İbni Hacer-i Mekki]

(İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Sonra yeryüzünde sükun emniyet meydana gelecektir. O kadar ki aslan deveyle, kaplan inekle ve kurt kuzuyla serbestçe dolaşacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. İsa ölünce cenazesini Müslümanlar kaldıracaktır.) [Ebu Davud]

(İsa benim yanıma gömülecektir.) [Tirmizi]

[Açıklama: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. “Domuz eti yemeyi yasaklayacak” demektir. Haçı kıracak, yani Hıristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak) buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | Leave a Comment »

Mehdî

Posted by Site - Yönetici Aralık 16, 2007

Mehdî

Bu kavram ‘hedy-hidayet’ kökünden türemiş bir kelimedir. ‘Hedy’; doğru yolu bulmak, yol göstermek, hidâyeti göstermek demektir. ‘Mehdi’nin sözlük anlamı, hidayete eren, doğru yolu bulan, Allah’ın hak olan yola yönelttiği kimse demektir.

Bu kelime sözlük anlamına uygun olarak şairler tarafından Peygamberimizi övmek için kullanılmıştır. Ayrıca dört halifeye de ‘mehdi’ dendiği olmuştur. (Hutbelerde okunan dualarda dört halife hakkında ‘mürşidûn-mehdiyyûn- irşad ediciler, hidayette olanlar’ şeklinde övgü cümleleri geçmektedir.) Hz. Hüseyin ve bazı halifeler hakkında övgü sözü olarak ‘mehdi’ sıfatı kullanılmıştır. İslâm tarihinde ‘Mehdi’; kendisinden önce zulüm ve haksızlıkların alıp yürüdüğü yeryüzünü, adaletle dolduracağı, İslâm’ı hâkim kılacağı sanılan kişidir.

Mehdi’nin günün birinde geleceğiyle ilgili hadis kitaplarında âhad (tek râvi kanalıyla gelen) hadisler bulunmaktadır ama bunların içerisinde birbiriyle çelişen haberler vardır. Buharî ve Müslim’in kitaplarında ise mehdi kelimesi geçen bir hadis yoktur. Kur’an’da mehdi’yi gösteren en ufak bir işarete de rastlamak mümkün değildir. Bazı hadis rivâyetlerine göre mehdi, Ehl-i Beyt’tendir ve Fâtıma (r. anhâ) soyundandır (Ebû Dâvud, Mehdi, hadis no: 4282-4284, 4/106; İbn Mâce, Fiten 34, hadis no: 4082-4088, 2/1366). Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa mehdinin gönderileceği haber veriliyor (Ebû Dâvud, Mehdi, hadis no: 4282-4283, 4/106; Ahmed bin Hanbel; nak. Ş. Isl. Ans. 4/107).

İlk dönem itikat kitaplarında mehdi konusu yer almamıştır. Ancak daha sonra yazılan Akaid kitaplarında mehdiden bahsedilmektedir. Mehdiden bahseden hadisler mütevâtir olmadığı için, bu konu iman konuları içerisinde yer almaması gerekir. Ancak, İslâm tarihinde mehdi iddiasıyla bir çok insan çıktı, insanlar bazılarına mehdi diye uydular ve bir çoğu da bir mehdi beklentisi içerisinde oldular.

Mehdi meselesi İslâm tarihinin başlangıcında ortaya çıkan siyasî tartışmalar ve siyasî mezhepleşmelerden sonra daha çok gündeme gelmiştir. Özellikle Şîîlerde mehdi inancı dinin esasından sayılmıştır. Onlara göre beklenen bir mehdi (mehdi-i muntazar) gelecek, kendilerini zulüm ve baskıdan kurtaracak, yeryüzünü adâletle dolduracaktır. Bu bakımdan onlar, kendilerine öncülük eden Ehl-i Beyt imamlarına mehdi gözüyle bakmışlar ve onlara itaat etmişlerdir. Onlara göre mehdi, Fâtıma (r. anhâ) soyundandır, günahsızdır ve olağanüstü özellikleri vardır. Şiilerin çeşitli kollarına göre ayrı mehdiler vardır. Onların en büyük kolu olan İmâmiyye’ye göre ise beklenen mehdi, on ikinci imam, Ebu’l Kasım Muhammed b. Hasan el-Mehdi’dir. O, küçük yaşta kaybolmuştur (gâibtir), yeniden gelecek ve zulümleri önleyecektir. Yazının devamını oku »

Posted in H.z İsa, Peygamberler | Leave a Comment »

Deccâl

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2007

Deccâl,deccalin_alametleri_1470986020_5598

Deccâl

Sözlükte, bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak manasındaki ‘decl’ kökünden türemiş bir sıfat olup, çok yalancı, aldatıcı, hilekâr demektir. Kavram olarak Deccâl, âhir zamanda ortaya çıkıp, göstereceği olağanüstü yeteneklerle insanları dalâlete sürükleyeceği kabul edilen kişidir.

‘Deccâl’ ile ilgili Kur’an’da herhangi bir bilgi yoktur. ‘Deccâl’ ve onun faaliyetleriyle ilgili bilgiler hadislerde bulunmaktadır. Daha çok da “Mesîh Deccâl -yalancı Mesih-” olarak geçmektedir.

‘Deccâl’ inancı eski dinlerde olduğu gibi yahudilikte ve hırıstiyanlıkta da vardır. Bozulmuş Tevrat ve İncil’de ‘Deccâl’ ile ilgili verilen bilgilere bakılırsa İslâm’daki Deccâl inancının onlardan etkilenmiş olabileceği akla gelmektedir.

Ancak bir çok meşhur hadis kitabında ‘Deccâl’ ile ilgili pek çok hadis yer almaktadır. Rivâyete göre Peygamberimiz (s.a.s.) buyurmuştur ki: “Şüphesiz on alâmet ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır: Doğuda, Batıda ve Arap yarımadasında bir yerin batması, duman’ın çıkması, Deccâl, Dâbbetü’l-arz, Ye’cüc ve Me’cüc, güneşin batıdan doğması ve Yemen’de bir ateşin çıkarak insanları toplanacakları yere (mahşer yerine) sürmesi.” (Müslim, Fiten 13, hadis no: 2901, 4/2225; Ebû Dâvud, Melâhim, hadis no: 4311, 4/114; İbn Mâce, Fiten 25, hadis no: 4041 ve 4055, 2/1341).

Deccâlın Özellikleri:

Hadislerde geniş bir şekilde Deccâlın özelliklerinden ve yapacağı işlerden bahsedilir. Buna göre Deccal bir insandır ve olağanüstü yetenekleri vardır. Rüzgâr gibi hızlıdır. Yağmur yağdırıp, bitkileri yeşertebilecek. Yanında su ve ateş bulunacak. Fakat gerçekte onun suyu ateş, ateşi de sudur. Bir gözü kördür ve patlamış üzüm gibidir. Alnında kâfir yazılıdır. Genç bir kimsedir, esmer ve parlak tenlidir. Kısa boylu olmasına rağmen heybetlidir.

Âhir zamanda doğudan gelecek ve müslümanların oturduğu şehirlerin birinde ortaya çıkacak. Bir çok yeri dolaşacak ama Mekke, Medine ve Mescid-i Aksâ’ya giremeyecek. Önce peygamberlik sonra ilâhlık davasına kalkışacak, karşı gelenleri cehennem adını verdiği yere atacak. Ama aslında onun cehennemi cennet gibi, cenneti ise cehennem gibidir. Bir rivâyete göre Hz. İsa tarafından Şam yakınlarında öldürülecektir (Müslim, Fiten 20, hadis no: 2932-2937, 4/2247; Buhârî, Fiten 26-27, 9/74-76). Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa | Leave a Comment »

Hz. İsa’nın Gökten İneceğini İfade Eden Hadis Rivâyetleri

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2007

Hz. İsa’nın Gökten İneceğini İfade Eden Hadis Rivâyetleri

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, muhakkak yakında Meryem oğlu İsa, âdil bir hâkim olarak inecektir. O, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracaktır. O zaman, mal o kadar artacak ki, onu kimse kabul etmeyecek. Artık Allah’a bir kere secde etmek dünya ve dünyanın içinde olan her şeyden daha hayırlı olacaktır.” (14)

“Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa ibn Meryem de iner. Bu müslümanların reisi: ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat İsa (a.s.): ‘Hayır!’ der, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emîrsiniz.” (15)

“İbn Meryem gökten sizin yanınıza indiği zaman devlet reisiniz kendinizden, namazda imâmınız olduğu (İsa da imâmınıza uyduğu) halde bakalım nasıl olursunuz?” (16)

“Meryem oğlu (İsa a.s.), Feccu’r-Ravhâ adlı mevkide, hac yapmak veya umre yapmak, yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir.” (17)

Bir hadis rivâyetinde “Meryem oğlu İsa kıyâmetin 10 alâmetinden biri” sayılmakla beraber onun gökten ineceğinden söz edilmez (18), Bazı hadis rivâyetlerinde, “Şam’daki beyaz minareye iner” (19); “Hz. İsa inmeden kıyâmet kopmaz” (20). “O indikten sonra kırk yıl kalır” (21). Bir rivâyette İslâm ümmetine imamlık yapmaz, İslâm kumandanı Mehdî’nin cemaati olurken, başka bir rivâyette “Rumları yenen, İstanbul’u fetheden askerler, orada zeytin ağaçlarına kılıçlarını asmış vaziyette ganimetleri bölüşürken şeytanın ‘Mesih evlerinize sahip oldu’ diyeceği, Bunların Şam’a gelerek savaşmak için kılıçlarını düzeltirken namaz kılacağı, namazlarında İsa’nın inip onlara imam olacağı, Allah’ın düşmanı Deccal’ın onu görünce tuzun suda erimesi gibi erimeye başlayacağı” (22) söylenir. “O, Deccâl’ı Ludd kapısında öldürecektir” (23). Deccâl’dan bahseden bir hadis rivâyetine göre, Meryem oğlu İsa’nın geleceği, Allah’ın onu Deccâl’dan koruyacağı, Allah’ın vahyiyle mü’minleri Tur’a çıkaracağı, sonra Ye’cûc ve Me’cûc’un zuhur edip Taberiye Gölüne doğru yürüyecekleri, İsa ve adamlarının kuşatılacağı, sonra İsa ve adamlarının dağdan yere inecekleri, yerde her şeyin bollaşacağı, nihayet kıyâmetin kopacağı” (24) anlatılmaktadır.

Hadis rivâyetlerinde bunlar gibi daha birçok detay bilgiler verilmektedir. Rasûlullah (s.a.s.)’ın kendi zamanında İsa’nın inme ihtimalinden bahsedilir: “Ben, ömrüm uzarsa Meryem oğlu İsa’ya ulaşacağımı umuyorum. Eğer ecelim acele gelirse, sizden ona ulaşan selâmımı söylesin” (25)

Lâfızları, birbirinden hayli değişiklikler gösteren bu hadis rivâyetlerinin, manalarında da bir birlik yoktur. Birinde İsa zuhur edince çok bolluk olacağı, Deccâl’ı öldüreceği belirtilirken, ötekinde İsa ve adamlarının, Ye’cûc ve Me’cûc tarafından kuşatılacağı, bir süre çok darlık çekecekleri söylenmektedir. İsa’nın ineceği ifade edilen bu rivâyetlerde, iniş safhalarının birbirinden farklı anlatıldığı görülür. Hadis rivâyetlerinde geçen İsa’nın bütün kiliseleri yıkacağı ifadesi de 22/Hacc, 40 âyetine aykırıdır. Bu âyette Allah’ın koruduğu ve kulları vasıtasıyla savunduğu Allah’ın adı anılan mâbedleri İsa nasıl yıkar? Âyete göre Hz. İsa’nın bu mâbedleri koruyanların başında olması gerekir. Yazının devamını oku »

Posted in H.z İsa, Peygamberler | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: