Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Ebu Bekir’ Category

RASULULLAH’IN ( SAV ) EBU BEKİR’İ ( R.A. ) İŞARETİ

Posted by Site - Yönetici Mart 7, 2008

h.z..Ebubekir

“Hiçbir kimse ,el emeği ve ( helal )kaazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir.”

( Hadis-i Şerif, Sahih-i Buhari )

RASULULLAH’IN ( SAV ) EBU BEKİR’İ ( R.A. ) İŞARETİ

Rasulullah ( sav ) Efendimiz ‘in hastalığının başlangıcı safer ayının sonlarında başladı ve onüç gün sürdü.. O zaman Fahr-i Alem vefat haberini tariz ifade buyurmuş,tasrih etmemişti.İşaretini Hz. Ebu Bekir’den başka kimse anlamadı .

Hz Ebu Bekir ( r.a. ) bunu anlayıp keder ve korkuya düşünce Rasulullah ( sav ) minberden onu teskin ve teselli ettiler .Onun efdal-i ümmet olduğunu bilip sonra hilafeti babında ihtilaf etmesinler diye medh ve senada bulundu .

“Seddidu’l-Ebvabe …;onun kapısından başka açılan kapı kalmaya .” diye buyurması kendinden sonra imamet ve hilafetin ona ait olduğunun işareti idi. Bu işaretini kuvvetlendirmek için namazın imamlığına Ebu Bekir’i tayin etti. Onun için Sahabe-i Kiram ( r.a. ):

“Fahr-i Alem ( sav ) Hazretleri dinimiz için onu seçip ,ona razı oldu. Ya biz dünyamız için onu seçip razı olamaz mıyız ?” deyipisteyerek ve razı olarak ona biat ettiler …

CUMADAKİ İCABET SAATİ

Peygamber Efendimiz ( sav ) buyurdular ki :

“Onda ( cuma gününde ) bir saat vardır ki bir müslüman namazda bulunur ve Allahü Teala’dan o saate rast getirip birşey dilerse muhakkak Allahü Teala ona ( dilediğini ) verir.” ( O saatin ) kısa olduğunu anlatmak için (mübarek ) el ile işaret buyurdu .

Bu saatin Kadir gecesi ve İsm-i Azam gibi gizlenmesinde ki hikmet açıktır .İcabet saatini kollayan kimse, günün hangi saatinde olduğunu bilmeyince saati rast gelir diye bütün kalbini huzur içinde tutup zikre ve duaya devam eder …

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Ben, senin önüne nasıl geçerim

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2008

h.z..Ebubekir

Ben, senin önüne nasıl geçerim

Bir gün Ebû Bekir Sıddîk (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Ali bin Ebî Tâlib (Radiyallahu anhu) de geldi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– (Geri çekilip) Yâ Ali! Sen, buyur, gir dedi. O da cevâb verip aralarında aşağıdaki uzun konuşma oldu:

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Yâ Ebû Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Sen önce gir yâ Ali! Resûlullah’a daha yakın sensin. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resûlullah’tan işittim. Ümmetimden, Ebû Bekir’den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Ben senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kızı Fâtımatü’z-Zehrâ’yı sana verdiği gün kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Ben senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): İbrahim (Aleyhis-selâm)’i görmek isteyen, Ebû Bekir’in yüzüne baksın, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Adem (Aleyhis-selâm)’ın hilm sıfatını ve Yusuf (Aleyhis-selâm)’un güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza’ya baksın, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Senin önünden giremem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Yâ Rabbi! Beni en çok seven ve Ashâbımın en iyisi kimdir? dedi. Cenâb-ı Hak: Ya Muhammed Ebû Bekir Sıddıktir, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Ben, senin önüne geçemem! Resûl (Aleyhis-selâm) Hayber’de: Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allah’u Teâlâ onu sever. Ben de, onu çok severim, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Senin önünden giremem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) cennetin kapıları üzerinde «Ebû Bekir Habîbullah» yazılıdır, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu): Yazının devamını oku »

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, H.z Ebu Bekir, Takva, Türkiye, Tevazu, İbretlik | 5 Comments »

Hz. Ebu Bekirin son sözleri

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2007

h.z..Ebubekir

Hz. Ebu Bekirin son sözleri


Hz. Ebû Bekirin hastalığı ağırlaşmıştı. Mescide çıkamıyordu artık. Ziyaretine gelenlere o gece gördüğü rüyasını anlattı: Gecenin sonuna doğru uyumuşum. Resûl-i Ekremi rüyada gördüm. İki beyaz elbiseyi giymişti. O elbiselerin eteklerini ben tutuyorum. O sırada elbiseler yeşil olup, parlamağa başladı. Bakanların gözlerini alırdı. İki yanında, uzun boylu, gayet güzel yüzlü, nûr elbiseli ve bakanlara neşe veren iki kimse vardı. Resûl-i Ekrem selâm verip musafeha etmekle beni şereflendirdi. Mübârek elini göğsüme koydu. Üzüntüm gitti. Yâ Ebâ Bekir, seni çok özledik, kavuşma zamanı yaklaştı buyurdu. Uykuda o kadar ağlamışım ki, evdekiler uyanmışlar. Sonradan bana söylediler. Ben de seni özledim, yâ Resûlallah dedim…

Rüyasını anlattıktan sonra Eshab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare edip, hazret-i Osmana şu vasiyeti yazdırdı: Ben Ömer ibnil Hattabı hilafete seçtim. Onu dinleyin, ona itaat edin. Sizin için hayırlı olanı tespitte kusur etmedim. Eğer sabır ve adaletle hükmederse beni tasdik etmiş olur. Böyle yapmazsa ben gaybı bilemem, mazurum. Ben ancak hayır murad ettim. Herkes amelinin cezasını bulur. “

Kendisinden nasihat istediklerinde,” Yakında size pek ziyade rızık kapıları açılacak. Birkaç günlük ömre aldanıp da yarın Cenab-ı Hakkın huzurunda mahcub olmayın buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekir, halifeliği müddetince, devlet malı olarak yanında, sadece bir köle, bir deve bir de kaftan bulundurmuştur. Vefat etmeden önce kızı Hz. Aişeye şunları söyledi: Halife olalıdan beri, Müsümanların parasını kullanmadım. Herkesin yediği sıradan yemekleri yedim. Kaba elbiseler giydim. Devletin malı olarak, Müslümanların ihtiyaçlarını görmek için, bir köle, bir deve bir de kaftan kullandım. Vefatımdan sonra bunları Ömere gönder.

Hazret-i Ömeri çağırıp şunları söyledi: Ben ümit ediyorum ki, bu gün vefat ederim.Sen hemen halkı cihada davet eyle! Dinin emrini yerine getirmede sizi hiçbir musibet mani olmasın. Resulullahın vefatında benim ne yaptığıımı gördün. Halbuki insanlara onun gibi bir musibet görmemişlerdi…

Dediği gibi oldu. O günün gecesi akşam ile yatsı arasında hasret kaldığı Resulullaha kavuştu.
Son sözü: Teveffeni Müslimen ve elhıknî bissalihıyn (Yusuf/101)yani,
Ya Rabbi, Müslüman olduğum halde ruhumu al ve beni salihlere ilhak eyle!
ayeti oldu…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Sahabeler - Ashab-ı Kram, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Cafer-i Sadık İle Rafizi

Posted by Site - Yönetici Temmuz 4, 2007

 

Cafer-i Sadık İle Rafizi

Kûfede bir râfizî var idi. Adı Abdülmecîd bin Abdülgaffâr idi. Ca’fer-i Sâdık ‘kuddîse sirrûh’ hazretlerinin hûzuruna vardı ve. aralarında şu konuşma geçti
– Esselâmü aleyke yâ Resûlullahın torunu. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ hazretlerinden sonra en üstün olan kimdir?
– Ebû Bekr-i Sıddîkdır ‘r.a’.
– Böyle olduğunu nereden biliyorsun.
– Hak sübhânehü ve teâlâ hazretleri ona, Resûlullahdan sonra, ikinci buyurdu. Üçüncüleri Allahü teâlâ olan iki kişiden, ikincisi olmak kadar şeref olamaz
– Hazret-i Alî ‘radıyallahü teâlâ anh’, Resûlullah ‘s.a.v.’ hazretlerinin döşeğinde, kâfirlerden korkmadan yatmadı mı?
– Ebû Bekr-i Sıddîk, Resûlullah hazretleri ile mağaraya girmedi mi?
– Eğer korkmasa idi, girmezdi. Allahü teâlâ Resûlullaha haber verdi ki, Ebû Bekre korkma, dedi.
– Onun korkusu, ondan idi ki, kâfirler onların nerede olduğu hakkında bir haber duyup, gelirler. Resûl-i ekremi üzerler. Görmezmisiniz Ebû Bekr-i Sıddîk, kendi ayağını, mağarada bir deliğe koydu. Hattâ yılan onu kaç def’a ısırdı. O acıya katlandı. Ayağını kaldırmadı. Resûlullahı uyandırmamak için, hiç ses de çıkarmadı. Kendinden korksaydı, zehrlenerek, cânını Resûle fedâ etmezdi.
– Mâide sûresinde, (Rükû’da iken sadaka verirler) meâlindeki 58.âyet-i kerîme ile medh olunan Alîdir.
– Bu âyetden önce, bir âyet-i kerîme vardır ki tahsîs rakamı ondan ziyâdedir. O Sıddîk şânındadır. (Allahü teâlâ, mürtedler ile cihâd eden bir kavm getirir. Allahü teâlâ bunları sever) meâlindeki âyet-i kerîme, Ebû Bekr Sıddîk içindir ve dahâ çok yükseltmekdedir. Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ hazretlerinin, öbür âleme göçmelerinden sonra, arablar, dedi ki, biz nemâz kılarız. Ammâ zekât vermeyiz. Ebû Bekr ‘r.a.’ buyurdu ki, Resûlullah hazretlerine edâ etdikleri zekât malından bir deve dizinin bağını vermeseler ve ondan eksik verseler, ben onlar ile toprak ve kum sayısınca olsalar da muhârebe ederim.
– Yâ Ca’fer. Hazret-i Alînin şânı için, meâl-i şerîfi, (Mallarını, gece-gündüz, gizli ve gözönünde verenler) olan Bekara sûresinin 274.âyeti gelmemiş mi?
– (Sûre-i Velleyl), Ebû Bekr-i Sıddîkın şânında nâzil olmuşdur. Şânını çok yükseltmekdedir. Zîrâ Ebû Bekr-i Sıddîk kırkbin altın verdi. Kendisine bırakmadı. Bir kilime sarındı. Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi ki, Allahü teâlâ buyurdu ki, ben Ebû Bekrden râzıyım. O benden râzı mıdır? Ebû Bekr-i Sıddîk, ben Allahü teâlâdan râzıyım, râzıyım, râzıyım, dedi.
– Meâli şerîfi (Hâcılara su vermeği ve Mescid-i Harâmı binâ etmeği, îmân etmekle ve Allah yolunda cihâd etmekle bir mi tutuyorsunuz. Hâyır, böyle değildir) olan Tevbe sûresinin 20.âyet-i kerîmesi hazret-i Alînin şânını bildirmek için nâzil olmadı mı?
– Meâl-i şerîfi (Mekkenin fethinden önce, sadaka verip, cihâd eden ile, fethden sonra veren ve cihâd eden bir değildir. Önce olanın derecesi dahâ yüksekdir) olan Hadîd sûresinin 10.âyet-i kerîmesi ile Ebû Bekr-i Sıddîk medh olunuyor. Ebû Bekrin muhârebe etmesi önce idi ki, Ebû Cehl, Resûlullah hazretlerine vurmak istedi. Ebû Bekr-i Sıddîk, Ebû Cehle mâni’ oldu.
– Alî, hiç kâfir olmadı.
– Öyledir, lâkin, Allahü tebâreke ve teâlâ hiç kimsenin, îmânını, Ebû Bekrin îmânı gibi medh etmedi. Meâl-i şerîfi (Muhâcir ve Ensârın önce gelenlerinden Allahü teâlâ râzıdır. Onlara Cennetde sonsuz ni’metler vardır) olan Tevbe sûresi 31. âyetinde ve meâl-i şerîfi (Doğru haber ile gelen ve Ona inanan için Cennetde istedikleri herşey vardır) olan Zümer sûresi 33. âyetinde, Allahü teâlâ, Ebû Bekr-i Sıddîkın ‘radıyallahü teâlâ anh’ îmânını medh etmekdedir. Her ne vakt ki, Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ vahy ile bir haber verse idi, kureyş, yalan söylüyorsun derdi. Ebû Bekr-i Sıddîk hemen yetişip, doğru söylüyorsun yâ Resûlallah, derdi.
– Meâl-i şerîfi (Uhud gazâsında, şeytâna uyup, dağılanlar) olan İmrân sûresi 155.âyetinde, Allahü teâlâ şikâyet etmiyor mu?
– Âyet-i kerîmenin sonunu oku. Meâlen (Onların bu kusûrlarını afv etdim) buyuruyor.
– Hazret-i Alînin dostluğu farzdır. Kur’ân-ı azîmüşşânda, Şûrâ sûresinde, 23.âyetinde meâlen (Size islâmiyyeti bildirdiğim ve Cenneti müjdelediğim için, bir karşılık beklemiyorum. Yalnız yakınım olanları seviniz) buyuruldu ki, bunlar, Alî, Fâtıma, Hasen ve Hüseyindir.
– Ebû Bekre ‘radıyallahü teâlâ anh’ düâ etmek ve Onu sevmek farzdır. Allahü teâlâ, Haşr sûresinde 10.âyetinde meâlen (Muhâcirlerden ve Ensârdan sonra, kıyâmete kadar gelen mü’minler, yâ Rabbî! Bizi afv et ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi afv et derler) buyuruyor. Hüseynî tefsîrinde diyor ki; (Âlimler buyurdu ki, Eshâb-ı kirâmdan ‘radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în’ birini sevmiyen kimse, bu âyetde bildirilen mü’minlerden olmaz. Bu düâdan mahrûm olur).
– Resûlullah ‘s.a.v.’ (Hasen ve Hüseyn, Cennet gençlerinin üstünüdür. Babaları dahâ üstündür) buyurmadı mı?
– Ebû Bekr-i Sıddîk hakkında bundan iyisini buyurdu. Babam Muhammed Bâkırdan işitdim. Ceddim İmâm-ı Alî ‘radıyallahü teâlâ anh’ buyurdu ki, Resûlullahın ‘s.a.v.’ huzûrunda idim. Başka kimse yok idi. Ebû Bekr ile Ömer ‘radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în’ geldi. Server-i âlem ve Seyyid-i veledi âdem ‘s.a.v.’: (Yâ Alî! Bu ikisi, Peygamberlerden başka, Cennet erkeklerinin en üstünüdür.)
– Yâ Ca’fer! Âişe mi üstündür. Fâtıma mı üstündür?
– Âişe ‘r.a.’ Resûlullah hazretlerinin zevcesi idi. Onunla berâber olur. Fâtıma ‘r.a.’ hazret-i Alînin zevcesi idi. Onunla berâber olur. Allahü teâlâ hazretlerinin gadabı ve la’neti o râfizî ve mübtedi’ üzerine olsun ki, Resûlullah ‘s.a.v.’ hazretlerinin, mü’minlerin annesi olan ezvâc-ı tâhirâtına ‘rıdvânullahi teâlâ aleyhinnâ ecma’în’ ta’n eyler.
– Âişe Alî ile muhârebe etdi. Cennete girer mi?
– Allahü teâlâ Ahzâb sûresi, 53.ayetinde meâlen; (Resûlullahı incitmeyiniz. Ondan sonra, zevcelerini nikâh ile hiç almayınız. Bunların ikisi de büyük günâhdır.) buyuruyor. Beydâvî ve Hüseynî tefsîrlerinde diyor ki, bu âyet-i kerîme gösteriyor ki, Resûlullah ‘s.a.v.’ vefât etdikden sonra da, ona saygı göstermek için, zevcelerine saygı lâzımdır.
– Ebû Bekrin hilâfetini, Kur’ân-ı azîmüşşânda bana göstermeğe kâdir misin?
– Gösteririm. Hem Kur’ân-ı kerîmde, hem Tevrâtda ve hem de İncîlde gösterebilirim. Kur’ân-ı kerîmde olan şudur: En’âm sûresi 165.âyetinde meâlen; (Allahü teâlâ sizi yeryüzünde halîfe yapdı) buyuruldu. Nûr sûresi 55.âyetinde meâlen; (Îmân eden ve emrlerimi yapanlarınızı, yeryüzüne hâkim kılacağımı söz veriyorum. İsrâîloğullarını halîfe yapdığım gibi, sizi de birbiriniz ardı-sıra halîfe yapacağım) buyuruldu. Beydâvî ve Hüseynî diyor ki, bu âyet-i kerîme gaybdan haber verip, Kur’ân-ı kerîmin, Allahü teâlânın kelâmı olduğunu ve dört halîfesinin ‘radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în’ meşrû; haklı olduğunu göstermekdedir.
Tevrâtda ve İncîlde, Feth sûresinin son âyetinde meâlen, (Resûlullah ve onunla birlikde olanlar, birbirlerini her zemân ve çok severler ve her zemân kâfirlere düşmân olurlar!) bütün Eshâb bildirilmekde ve Ebû Bekrin şerefine işâret edilmekdedir. Bu âyetin sonunda meâlen, (Eshâbının misâlleri Tevrâtda ve İncîlde bildirildi) buyuruyor. Babam, ceddim Alî bin Ebî Tâlibden ‘r.a.’ ve onun da Resûlullah hazretlerinden bildirdiği hadîs-i şerîfde,
(Allahü teâlâ, hiçbir Peygamberine vermediği kerâmetleri bana verir. Kıyâmetde mezârdan önce kalkarım. Allahü teâlâ dört halîfeni çağır, buyurur. Onlar kimdir, yâ Rabbî, derim. Ebû Bekrdir, buyurur. Yer yarılıp, herkesden önce Ebû Bekr mezârdan çıkar. Sonra Ömer, sonra Osmân, sonra Alî kalkar) buyuruldu. Peygamberimiz ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ buyurdu: Ben yer şak olup, dışarı gelenlerin evveli olurum. Allahü teâlâ bana kerâmetlerden verir. O nesne ki benden önce Nebîlerin bir ferdine vermemişdir. Sonra Allahü teâlâ buyurur. Yâ Muhammed, yakın getir o halîfeleri ki, senden sonra geldiler. Ben dedim, onlar kimlerdir. Buyurur, Ebû Bekr-i Sıddîk. Benden sonra yer şak olup, Ebû Bekr kabrden dışarı gelenlerin evveli olur. İki hulle giydirirler. Tâ gelip, Arş önünde durur. Ve hesâbın az görürler. Ve arş önünde ayak üzerine dururlar. Ondan bir münâdî seslenir; Ömer bin Hattâb ‘radıyallahü teâlâ anh’ nerededir. Onu getirirler. Cerâhetden kan revân olduğu hâlde gelir. Diye ki, yâ Ömer, bunu sana kim etmişdir. Mugîre bin Şûbenin kölesi yapmışdır, der. Ona da buyururlar. Arş önünde durur. Hesâbını görürler. İki yeşil hulle giydirirler. Sonra Osmân ‘radıyallahü teâlâ anh’ hazretlerini getirirler. Damarlarından kan revân olduğu hâlde gelir. Derler ki, bunu sana kim yapdı. Der ki, filân yapdı. Arş önünde durmasını buyururlar. Hesâbı da kolay olur. İki yeşil hulle giydirirler.
– Yâ Ca’fer, bunlar Kur’ân-ı azîmde var mıdır.
– Evet, okumadın mı, Allahü teâlâ onlardan haber verdi. (Peygamberler ve bunların şâhidleri, hesâb için getirilir!) buyuruldu. [Zümer sûresi 69.cu âyet-i kerîmesi meâli]. Yâhud şehîdleri getirilir, denildi. Ya’nî Ebû Bekr ve Ömer ve Osmân ve Alîyi ‘rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în’ getirirler.
– Yâ Ca’fer! Bu zemâna kadar ben onları sevmiyor idim. Şimdi pişmân oldum. Eğer tevbe edersem, Allahü teâlâ kabûl edermi?
Ca’fer-i Sâdık ‘kuddise sirrehül’azîz’ buyurdu ki,
Çabuk tevbe et ki, se’âdetin alâmeti olsun. Eğer, Allahü teâlâ korusun, o i’tikâd üzere dünyâdan gitmiş olsaydın, senin dînin boşa giderdi.

Kaynak:
Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Genel, H.z Ebu Bekir, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Cebrail (a.s.)’ın Hocası

Posted by Site - Yönetici Temmuz 4, 2007

 h.z..Ebubekir

Cebrail (a.s.)’ın Hocası

Birgün Server-i Enbiyâ ‘s.a.v.’ mescidde oturmuş idi. Cebrâîl aleyhisselâm geldi. Sultân-ı Enbiyâ, hazret-i Cebrâîl ile söyleşirdi. Eshâb-ı kirâm mescide gelip, Seyyid-i kâinâtı meşgûl görüp, bildiler ki, hazret-i Cebrâîl ile söyleşir. Sükût edip, oturdular. O sırada hazret-i Alî ‘r.a.’ içeri girip, selâm verip, yerine oturdu. Hazret-i Osmân ‘r.a.’ gelip, selâm verip, yerine oturdu. Sonra Ebû Bekr ‘r.a.’ gelip selâm verdikde, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm ayak üzerine kalkdı. Sultân-ı Enbiyâ hazretleri de ayak üzerine kalkdı. Eshâb-ı kirâm, Server-i kâinâtı ayak üzere kalkdığını görüp, hepsi ayağa kalkıp, hayret etdiler. Zîrâ Fahr-i âlem, Eshâb-ı güzînden kimseye ayak üzerine kalkmamışdır. Sonra bu husûsu, hazret-i Resûl-i ekremden sordular.
Buyurdular ki:
– Ebû Bekr-i Sıddîk mescide girip, selâm verdiği zemân, Cebrâîl aleyhisselâm Ebû Bekr-i Sıddîka ta’zîm için ayak üzerine kalkdı. Ben de ayak üzerine kalkdım. Sonra, yâ kardeşim Cebrâîl, Ebû Bekre ne için ta’zîm etdiniz, diye sordum.
Dedi ki:
– Yâ Resûlallah! Ebû Bekre ta’zîm bana vâcibdir. Zîrâ Ebû Bekr benim hocamdır. Ben sordum,
– Neden dolayı hocandır.
Cebrâîl aleyhisselâm dedi ki:
– Yâ Muhammed ‘sallallahü aleyhi ve sellem’! Hak Sübhânehü ve teâlâ, Âdem aleyhisselâtü vesselâmı yaratdığı zemân, meleklere, hazret-i Âdeme secde ediniz, diye emr etdi. Benim hâtırıma geldi ki, secde etmiyeyim. Ben ondan efdalim. Zîrâ ki, o balçıkdan yaratılmışdır, dedim. Bunun üzerine olmağa niyyet eyledim. O zemân ki, Ebû Bekrin rûhu arş altında nûrdan bir köşk içinde idi. Köşkün kapısı açıldı, Ebû Bekrin rûhu çıkdı.
Bana dedi ki,
– Yâ Cebrâîl secde eyle. Sakın muhâlefet etme. Bunu üç kerre tekrârladı. Arkama üç kerre eliyle vurdu. O sırada kalbimden kibr ve enâniyyet ve inâd gitdi. Âdeme secde eyledim. Benden kibr ve enâniyyet, iblîse intikâl edip, Âdeme secde etmedi. Ebedî tard edilip, mel’ûn oldu ve ben de ebedî se’âdete kavuşdum. Yâ Muhammed ‘sallallahü aleyhi ve sellem’! Ebû Bekr bu şeklde bana hoca olmuşdur, dedi.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Genel, H.z Ebu Bekir | 2 Comments »

MAĞARADAKİ YILAN

Posted by Site - Yönetici Haziran 1, 2007

MAĞARADAKİ YILAN

Hazret-i Muhammed Mustafâ ‘s.a.v’ Allahü teâlânın emri ile Mekke-i mükerremeden hicret etmek dilediği zemân,
– Benim ile bu yolda kim yol arkadaşı olur. Cânına ve başına kim kıyar, dediği zemân, herkesden önce hazret-i Ebû Bekr ‘radıyallahü anh’ ileri atılıp,
– Anam ve babam, mal ve cânım, cümlesi yoluna fedâ olsun; yâ Resûlallah. Bu şerefli hizmete ben kulunu kabûl eyle diye ilticâ ve tazarru’ edince, hazret-i Fahr-i Enbiyâ ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ kabûl buyurdu. Gece ile berâber, ay ve zuhâl yıldızı gibi yola çıkdılar. Sıddîk ‘radıyallahü teâlâ anh’ o Resûl-i Rabbil âlemîn hazretlerini sakınıp, kâh ardına, kâh önüne, kâh sağına ve kâh soluna geçer ve kâh, mubârek ayağı parmakları üzerine basardı. Düşmânlar izlemesin diye.

Bu esnâda Habîb-i Hudâ hazret-i Muhammed Mustafâ ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ buyurdular ki,
– Yâ Ebâ Bekr, ne ızdırâb çekersin. Kendi nefsin için mi korkarsın.
Cevâb buyurdular ki,
– Hâşâ, sümme hâşâ ki, Ebû Bekr bu yolda kendi cânını sakınıp, kayırsın.Ve lâkin, yâ Resûlallah! Mubârek cesedinin bir kılına halel gelir diye, korkarım ki, benim gibi binlerce kimsenin başı düşse yeridir. Sen din serâyının mi’mârısın.
Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’,
– Üzülme, Allahü teâlâ bizimledir!’ buyurdu.
Mağaraya geldiler. Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ dedi ki,
– Yâ Resûlallah! Bir mikdâr sabr edin. O mağaraya ben kulun gireyim. Yılan, akreb cinsinden nesne var ise, zararı Ebû Bekre olsun!

Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ izin verdi. Mağara içine girince, ne kadar mahlûkat var ise, târûmâr olup, herbiri deliğine girdi. Hazret-i Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ sırtından mübârek gömleğini çıkarıp, parça-parça edip, parçalar ile, o deliklerin temâmını tıkadı. O deliklerden biri açık kaldı. Ona parça yetişmedi. O deliğe de, ayağının tabanını iyice tıkadı. O büyük sultâna, şimdi se’âdet ile, içeri buyurun diye hitâb eyledi. İki cihân serveri de, Besmele söyliyerek, mağara içine girdi. Sabâha kadar orada kaldılar. Sabâh oldu. Hazret-i Ebû Bekrin ‘radıyallahü teâlâ anh’ gömleğini arkasında göremeyince, sebebini sordular. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ‘radıyallahü teâlâ anh’,
– Yâ Resûlallah! Yolunda, gömleğimi yırtıp, akrep ve yılan deliklerini tıkayıp, şerlerini def’ eyledim; dedikde,
Resûl-i ekrem ‘sallallahü aleyhi ve sellem’,
– Allahım! Ebû Bekri, kıyâmet günü, benim derecemde, benimle berâber bulundur!, buyurdu.
Bu esnâda Fahr-i âlem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkın ‘radıyallahü anh’ mubârek yüzlerinde değişiklik görüp, süâl etdikde, meydâna gelen hâdiseyi anlatdı.

– Mağarada olan delikleri birbir tıkayıp, lâkin, cübbe parçası bir deliğe yetmedi. O delik de açık kalmasın diye tabanımı dayamışdım. Bir yılan, birkaç def’a tabanımı sokdu. Ayağımı delikden çekmeğe korkdum ki, o yılan delikden dışarı çıkıp, zât-ı şerîfine bir elem verip, ızdırâb eder, diye cevâb verdi.
Resûlullah ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’
– Onunla benim aramı aç, bırak çıksın buyurdu.
O an Ebû Bekr-i Sıddîk ‘radıyallahü anh’ mubârek ayağını delikden çekdi. İçeriden görünüşü hüzn ve gam veren zehirli bir yılan çıkdı. Fahr-i âlem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’:
– Ey utanmaz yılan! Benim mağara arkadaşımı ve esrârıma vâkıf olanı, Allahü teâlâdan korkup, benden hayâ etmedin mi, ayağını sokarak eziyyet etdin, diyerek hitâb edip, azarlayınca,
Yılan cevâba kâdir olup, dedi ki,
– Yâ Habîbi rahmân! Ey insanların ve cinnin Peygamberi! Senin âşıkın sâdece insanlar değildir. Belki hayvân zümresinden kuşlar, yılanlar, karıncalar, cemâline âşıkdır. Hattâ ben kulun, birçok yaşlı, gözü nemli, kendi cinsimiz olan büyüklerimizden yüksek vasflarınızı dinleyip, ışık saçan yüzünüzü görmeğe müştak ve hayrân ve kendinden geçmiş, şaşkın şeklde ağlıyarak, mâl ve mülkünü terk edip, âşık divânen olmuşdum. Bu mağarayı şereflendireceğini öğrenmişdim. Onun için nice zemândan berî, bu sıkıntılı mağarada gece-gündüz demeyip, yolunuzu bekliyordum. Böylece, sizin buraya teşrîfiniz ile, ayrılık acısına ve içimdeki derde merhem edeyim. Çünki, en mes’ûd bir zemânda, bu karanlık mağarada, arkadaşın [mağaraya girince], sabâh güneşi gibi zâhir olup, devlet güneşim doğdu. Ammâ ne var ki, arkadaşın yine perde oldu. Bu sebeble, korku ve hayâ ben kulundan kalkıp, zarûrî olarak, bu küstahlık benden vâkı’ oldu; diye özr dileyince,
Seyyid-üs-sekaleyn, dünyâ ve âhıretde bulunanların şefâ’atcisi, yılanın küstâhâne özrünü kabûl etdi. Hazret-i Ebû Bekrin yarasına, mübârek ağızlarının suyundan sürdü. O ânda acısı şifâ buldu.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Genel, H.z Ebu Bekir | Leave a Comment »

Münafıkın Gözü olmasaydı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 31, 2007

münafıkın gözü olmasaydı,nazar,isabet,cin,seytan,,hz ebubekir,animated-candle-gif-18

Münafıkın Gözü olmasaydı

Bir gün öğle nemâzından sonra, Cebrâîl aleyhisselâm yetmişbin melek ile gelerek, En’âm sûresini getirdi. Resûlullah hazretleri o gece bütün Eshâb-ı kirâmı Âişe ‘radıyallahü teâlâ anhâ’ hazretlerinin evinde topladı. Kandil yakıp, Sûre-i En’âmı okudular. Kandil ışıksız oldu.
Resûlullah hazretleri Ebû Bekr hazretlerine buyurdular ki,
– Yâ Ebâ Bekr, kandili ışıklandır.
Bir sâat sonra yine karardı.
Hazret-i Resûl-i ekrem yine buyurdu.
– Yâ Ebâ Bekr, kandilin ışığını çoğalt..
Hazret-i Ebû Bekr, kandili ışığını çoğaltmak için kalkdı. Bakdı ki kandilin yağı tükenmiş.
Dedi ki,
– Yâ Resûlallah! Kandilde yağ kalmamış. Bu gece yağ almak imkânımız da yokdur. Kandil bize lâzımdır, kelâm-ı Rabbilâlemîni okuyalım.
Hazret-i Resûlullah buyurdular ki,
– Bir mikdâr kendi ağzının tükrüğünden kandile damlat.
Âişe-i Sıddika hazretleri buyurur ki,
– Babam bir mikdâr ağzının suyunu, Resûlullah hazretlerinin emr-i şerîfi ile kandile damlatdı. Kandilin ışığı çoğaldı. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin emr ve fermânı ile şiddetli bir ışık oldu ki, Eshâb-ı kirâmın gözlerini kamaşdırdı.
Server-i âlem ‘sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ hazretleri buyurdu ki:
– Bu kandili söndürmeyiniz!
Kırk gün kırk gece o kandil, Âişe-i Sıddîka hazretlerinin evinde yandı.
Bir münâfık hazret-i Âişenin evine geldi. O kandili gördü.
– Ne acâib kandil, kırkgün kırk gecedir sönmez, dedi.
O sâatde o kandil söndü. Cebrâîl aleyhisselâm geldi ve dedi:
– Yâ Muhammed! Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri buyurur:
“Ben çeşm-i bed [fenâ bakışlı] kullar da yaratdım. Eğer o münâfıkın gözü olmasaydı, kıyâmete kadar o kandil; Ebû Bekrin ‘radıyallahü teâlâ anh’ ağzının suyunun bereketi ile sönmez idi.”

Posted in Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Nereden ve Nasıl Aldın?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2007

13h.z ebubekir,dini hikayeler,Nereden ve Nasıl Aldın

Nereden ve Nasıl Aldın?

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk ‘r.a.’ hazretlerinin bir kölesi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Âdet-i şerîfleri öyle idi ki, nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun san’atı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekden bir lokma ağzına koymazdı. Bu köle bir gece yine yemek getirdi. Ebû Bekr-i Sıddîk ‘r.a.’ süâl etmeden, mubârek elini uzatıp, bir lokma yemekden aldılar.
Köle dedi ki:
– Ey Efendi. Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzatdınız.
Ebû Bekr-i Sıddîk ‘r.a.’ hazretlerinin mubârek gözleri yaş ile dolup, buyurdu:
– Yâ Gulâm. Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin.
Köle dedi ki:
– Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raks etdim. Onlara hoş geldi. Bana dediler ki, şimdi bir nesnemiz yokdur. Va’d etmişlerdi ki, elimize birşey geçdikde sana iyilik ederiz. Ben bugün gördüm ki, onların elleri doludur. Ben va’dlerini hâtırlatdım. Yiyeceği bana verdiler.
Ebû Bekr-i Sıddîk ‘r.a.’ bunu işitdi. Çok üzüldü. Ağladı. Yemeği önünden atdı. Parmağını boğazına o kadar sokdu ki, kay’ etdi. O lokma karnından dışarı geldi. Kendine eziyyet verdi. Mubârek yüzü göğerdi ve karardı. Mubârek yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir mikdâr su içmesini ve bu üzüntüden halâs olacağını söylediler. Sıcak su getirdiler. İçdi, bir kerre dahâ kay’ etdi. Rahâtsız oldu. İnceledi ki, karnında bir şey kalmadı.
Dediler ki,
– Yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı ve zahmet, bir lokmadan dolayı mıdır. Buyurdu ki, evet. Resûlullah ‘s.a.v.’ hazretlerinden işitdim.
Buyurdular ki,
– Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, yidiği harâm olan kimselere Cenneti harâm etmişdir.
Sonra başını yukarı kaldırıp,
– Yâ ilâhel âlemîn! Yidiğim lokma için elimden geleni yapdım. O lokmaları kay’ etdim. O lokmadan damarlarımda birşey kaldı ise afv et. Bu za’îf kulun, Cehennem azâbına dayanamam diye, düâ buyurdu.

Bu o Ebû Bekrdir ki, Resûlullah ‘s.a.v.’ hazretleri, (Ebû Bekr benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İslam | 1 Comment »

Yirmibin Altın

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

20120603_194237 copy.jpggy (2)

Yirmibin Altın

Hazret-i Ebû Bekr ‘r.a.’ bütün mal ve mülkünü fîsebilillah sadaka verip, bir hırka ile evinde otururken, bir kimse gelip, kapıyı çaldı. Hazret-i Ebû Bekr dışarı çıkıp, kapıda duran kimdir diye bakdı.
– Ne istersin
– Yâ Ebâ Bekr! Onikibin akça borcum var. Bugün vermemin son günü. Muhakkak vermem lâzım. Şimdi, lutuf ve kerem edip, benim bu borcumu ödeyip, beni kurtar.
– Görmez misin beni, bütün malımı, giyeceklerimi Allahü teâlâ yoluna verdim. Hattâ arkamdaki elbisemi de bir fakîre verdim. Şimdi bir hırka giyip, oturuyorum. Mal ve giyecek kalmadı. Senin borcunu nereden ödeyeyim.
– Biliyorum ve işitdim ki, sende mal kaldı. Senin fadlından ümîd ederim ki, benim bu borcumu ödeyesin.

Hazret-i Ebû Bekrin yapacak bir şeyi kalmadı. Bir yehûdîye vardı. Onikibin akçe istedi.
– İnşâallahü teâlâ yarın öğleden sonra malını vereyim.
– Yâ Ebâ Bekr, yarınki gün malımı bulup vermez isen, ne olur.
– Eğer yarın öğleden sonra senin malını bulup, vermezsem, kendimi sana köle eyledim. Dilersen satıp, parasını al, istersen beni köle gibi kullanırsın.
Bu sözleşme üzerine o yehûdî çıkarıp, hazret-i Ebû Bekre onikibin akçe verdi. Ebû Bekr-i Sıddîk ‘radıyallahü anh’ da o akçeyi o borçlu fakîre verip,
– Borcunu ver, dedi.
Kendisi, oturup, Allahü teâlâ hazretlerine tevekkül eyledi. Yarın vaktinde ödemeği va’d etdiğim, bu borcu ben nereden alıp, ödeyeceğim, diye düşündü. Hiçbir çâre bulamadı. Varıp, o yehûdîye köle olayım diye kalbinden geçdi. Bu şekilde düşünürken, hazret-i Âişenin evine vardı. Selâm verip,
– Yâ kızım Âişe. Bilmiş ol ki, dün bir yehûdîden onikibin akçe alıp, bir fakîrin borcunu ödedim. Bugün öğleden sonra, akçeleri ödemem lâzım. Akçeleri bulup, ödemezsem, kendi nefsimi o yehûdîye verdim. Şimdi vâcib oldu ki, kendimi o yehûdîye köle eyliyeyim. Yâ kızım, âhıret hakkını halâl eyle. Sağ ve asân ol. Ben gidiyorum.
Hazret-i Âişenin ‘radıyallahü teâlâ anhâ’ kalbi mahzûn olup, ağladı. İkisi berâber ağladılar. Hazret-i Ebû Bekr kızının yanından ağlıya ağlıya çıkdı, gitdi.
Hazret-i Âişe annemiz ağlarken, mübârek gözünden bir damla yaş indi. Yere düşdü. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin kudretinden bir nûrânî cevher halk oldu. Hazret-i Âişe bu cevheri görüp, sevindi. Babasını çağırdı. Hazret-i Ebû Bekr dönüp geldi.
– Ne dersin yâ kızım!
– Allahü teâlâ bana merhamet eyledi. Gözümün yaşından bir cevher yaratdı. Şimdi var, bu cevheri alıp, pazara götür, satıp, borcunu edâ eyle.

Ebû Bekr-i Sıddîk da o cevheri alıp, pazara gitdi.
Hak Sübhânehü ve teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma emr eyledi ki,
“Yâ Cebrâîl, Habîbim ve Resûlüm Muhammed Mustafânın zevcesi Âişenin göz yaşından kudretim ile bir cevher halk eyledim. Kulum Ebû Bekr o cevheri, pazara satmağa gidiyor. Şimdi çabuk var. Cennetde, kudret hazînemden yirmibin altın al. Bir nûrdan tabak içine koyup, Ebû Bekrin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir ki, o cevher bana gerekdir. Arşıma o cevheri koyayım ki, onun nûru arşımda ışık saçsın. Ve de mü’min kullarımın kabri o cevher ile münevver olsun [aydınlansın].”
Cebrâîl aleyhisselâm da yetişip, Cennetin hazînesinden yirmibin altını, bir nûrdan tabak içine koydu. İnsan sûretinde, hazret-i Ebû Bekrin pazar içinde önüne geldi.
– Yâ Ebâ Bekr! Elindeki nedir, satar mısın.
– Satarım.
– Kaça verirsin.
– Onikibin akçaya veririm.
– Bunun değeri onikibin akça değildir. Yirmibin altın vereyim.
– Eğer o fiyâta alır isen sen bilirsin.
– Şimdi aç eteğini.
Ebû Bekr hazretleri eteğini açdı. Cebrâîl aleyhisselâm eteğine altınları dökdü. Hazret-i Ebû Bekr alıp, evlerine geldi. Gördü ki, akça aldığı yehûdî kapı önüne gelmiş. Çağırıp der ki,
– Yâ Ebâ Bekr, gel akçamı ver; yâhud kölemsin; seni hizmetde kullanırım.
Ebû Bekr hazretleri, ardından varınca; o yehûdî ayak sesini duyup, arkasına bakdı. Gördü ki, gelen Ebû Bekrdir.
Yehûdîye dedi ki,
– Aç eteğini.
Açdı. O yirmibin altını yehûdînin eteğine dökdü.
Yehûdî dedi ki,
– Bu altın nedir.
– Yirmibin altındır. Borcuna tut.
– Senin bana borcun onikibin akçadır.
– Bu altın senin akçenin berekâtıdır.
Sonra o yehûdî altının birini eline aldı. Gördü ki, bir yanında, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) yazılmış. Diğer tarafında (Kulhüvallahü ehad sûresi.) yazılmış. Kudret kalemi ile yazı yazılmış. Yehûdînin kalbine bir hâl gelip, hidâyet-i rabbânî yetişdi. Dedi ki,
– Yâ Ebâ Bekr! Bildim ki, senin dînin hakdır, gerçek evliyâsın. Muhammed aleyhisselâm da hak Peygamberdir.
Şehâdet kelimesi söyleyip, sadakatle müslimân oldu. O altını din aşkına cümle fakîrlere dağıtdı. Kendisi ehl-i havâsdan oldu ‘radıyallahü anh’. Ma’lûmdur ki, Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ hazretlerinin menâkıbı ve keşfi ve kerâmetleri nihâyetsizdir. Had ve hudûdu mümkin değildir.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Dost, Genel, H.z Ebu Bekir, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Hz. Ebu Bekir in Duası.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 3, 2007

Ebu Bekir,Hazret - i Ebubekir'in (r.a.) İlk Büyük Hizmeti,

Hz. Ebu Bekir in Duası.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam ;iyi huylar 360 tanedir.
Ebu Bekir sordu:
Ya Rasulallah onlardan bende birsey var mi ?
Hz Rasul buyurdu:
hepside sende vardir… (ibni Asakir)

Efendimiz aleyhissalatu vesselam;
Ey Ebudderda! senden daha hayirli olan birkimsenin onunde yurume. Ebu Bekir, uzerine gunes dogup batan kimselerin en hayirlisidir… ( Taberani)

Efendimiz aleyhissalatu vesselam;
Ebu Bekir benim vezirim ve magara arkadasimdir. onunhakkindaki vasiyetimi cigneyene sefaatim erismesin… (Suyuti, Cemiu’l Kebir)

Cibril (a.s) buyurdu ki :
Ebu Bekir, yerdeki sohretinden cok gokte meshurdur ve melekler onu “Kureysin halimi (yumusak gonullusu) “diye isimlendirirler. o hayatinda senin vezirin, vefatindan sonra halifendir…. (es salavatu’l Hamia)

Ebu Bekir i sevmek , ona tesekkur etmek kendisini korumak ummetime VAcibtir… (darekutni)

HzbuBekir cok dua eden bir kalbe sahiptir. ozelleikle gecenin bi yarisindan sonra, secccadesinin basinda oturur ve belki saatlerce oylece kalir ve ALlah a yakarislarda bulunurdu
bi kac ornegi….

ALlah im, Senden isimin sonusunda hayirli oladak seyi talep ediyorum. Allahim! Bana verecegin hayr, hosnutlugun ve Naim cennetlerinde yuksek dereceler olsun….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: