Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Güncel’ Category

BAŞÖRTÜLÜ DİKTATÖRLER

Posted by Site - Yönetici Mayıs 4, 2019

BAŞÖRTÜLÜ DİKTATÖRLER

İslam düşmanları yıllardan beri İslam’a aile üzerinden saldırmışlardır. “İslam kadına değer vermiyor…” gibi söylemler maalesef ki bazı Müslümanlar üzerinde etkisi gösterdi.

Bir de 28 şubat süreci yaşadı ülkemiz. Müslümanlarının bir kısmı yıllardan beri içinden çıkamadığı bir aşağılık kompleksi yaşıyor. Sanki memleket kendilerininmiş gibi ağzı köpüklü, ayyaş din düşmanlarının: “Arabistan’a gidin…” naraları Müslüman memleketinden Müslümanları kovma çabaları psikolojik olarak Müslümanlar üzerinde bir aşağılık kompleksi oluşturdu maalesef ki.

28 şubat sürecinden sonra gerek erkekler de gerek kadınlar da bir modern görünme “Aman biz sizin zannettiğiniz gibi değiliz, biz de çok moderniz…” bizi sevin, yaltaklanmaları onlara benzemek için verilen tavizler neticesi din düşmanlarının nefreti artırırken, tavizkar Müslümanları ise dinlerinin karşıtı davaları savunur hale getirdi.

Eskiden din düşmanlarından duyduğumuz sözleri artık dindar olma iddiasındaki kişilerden duymaya başladık. Dininden utanan kadınlar arttı.

Artık din düşmanlarının savunduğu davaları başörtülü kadınlar savunuyor hem de dernekleşerek, sistemli bir şekilde. Ve bu kadınlar Müslümanlara, din karşıtlarından daha fazla zarar veriyorlar. Başörtü üzerinden aşağılanan kadınlar, birikmiş öfkelerini erkeklere çevirdiler ve feminist oldular. Tabii feministlerin devlet ve Avrupa fonundan beslenmeleri ise işin duygusal boyutu (!)

Sistemleşen, çoğunluğu başörtülü kadınlardan oluşan siyasette de etkili olan dernek KADEM dir. KADEM kurulduğu günden beri “kadın hakları” adı altında feminizme hizmet eden, Ak Parti”ye yakınlığı ile bilinen fakat din düşmanı, PKK lı feminist kadınlardan daha fazla ülkeye zarar veren bir dernek oldu.

KADEM kadınları, sırtlarını siyasi iktidara dayayıp, erkekleri ayılardan, kurtlardan vahşi hayvanlardan daha aşağı gösteren videolar yaptırıp yayınladılar.

KADEM nedense aile kurumuna zarar veren bütün projeleri ve kanunları destekliyor. Eşcinselliğin yayılmasına ve aile kurumundan kadını alıp tanrılaştıran İstanbul sözleşmesini ve 6284 ü de destekliyor. Pek çok mağduriyete sebep olan, dinen de haram olan eski eşe süresiz nafakayı savunuyorlar.

Genç evliliğe karşılar ve genç evlenen kocaların hapis cezası almaları için çalışma yapıyorlar. Geçen yıllarda 18 yaş altı genç evlilik yapanların hapisteki eşlerine yapılacak affı son akşam durdurdular. Binlerce kadın ve çocuk onların sebebi ile perişan, göz yaşı döküyorlar, yatıp kalkıp onlara beddua ediyorlar. Mazlumun bedduasından da korkmuyorlar.

Neymiş KADEM kadınlara erken evliliğe karşılarmış. Neye dayanarak karşısınız? İnandığınızı söylediğiniz dininiz mi yasaklamış? Ninelerimiz dedeleriniz hep on beş on altı yaşında evlenmişler. Şimdi ne olacak onların hali. Ellerinden gelse onları da mezardan çıkarıp hapse atarlar. Atalarımızın hepsi 18 yaş altında evlendi diye cinsel istismarcı onlara göre.

Kısacası KADEM her konuda açıkça din düşmanı kadın dernekleri ile yarışıyor, “biz sizden daha fazlasını yapabiliriz” diye. KADEM de aktif çalışan bir avukat hanımla bir yerde karşılaştık. “Sizin Mor Çatı gibi derneklerden ne farkınız var?” diye sordum. “Olur mu canım bizi onlarla mı kıyaslıyorsunuz, çok farkımız var.” dedi. “Mesela” dedim. “Biz kurumsalız” dedi ve başka da bir fark bulamadı. Oysa KADEM in onlardan en büyük farkı siyasi bir desteği olması, kanunlar üzerinde belirleyici olmaları.

Nafaka mağdurları Adalet Bakanlığı’na gittiklerinde, bakanlık yetkilileri açıkça “Gidin KADEM i ikna edin gelin, istediğiniz kanunu çıkaralım.” demişler. Yani bakmayın memleketi erkekler yönetiyormuş gibi göründüğüne, memleketi Kösem Sultanlar, dişi diktatörler yönetiyor aslında. Bir taraftan da ülkenin sonunu hazırlıyorlar.

Nafaka mağdurlar kaç kez güç bela KADEM den randevu alıp birkaç görüşmeye gittiler, dertlerini anlattılar, Adalet Bakanlığı’ndan öyle cevap alınca. “Boşa gidiyorsunuz onlardan bir şey çıkmaz.” dedim ve dediğim gibi de oldu.

Zira KADEM her halükarda haksız da olsa kadının yanındalar. Gerçi süresiz nafaka yüzünden ikinci evliliklerin yapan erkeklerin yeni eşleri de nafaka konusundan mağdurlar fakat o kadınlar ve genç evli kadınların mağduriyetleri, gözyaşları KADEM kadınlarını pek ilgilendirmiyor. Onlar lüks binalarında, şık salonlarda, cici kıyafetleri ile devleti yönlendirecek daha doğrusu mecbur bırakacak çalıştay yapma derdindeler.

Şimdiler de MHP nin teklifi ile nafakanın bir yıldan beş yıla indirilmesi meselesi konuşuluyor. Ki bu bile yeterince adaletli değil.

Erkek zaten çocuğu varsa boşandıktan sonra çocuğuna nafaka vermek zorunda fakat eski eşine ayrıca nafaka vermek zorunda değil. Hele bir de çocuğu olmayan için bir gün de evli kalsa yıllarca eski karısına nafaka ödeyenler var. Ödeyecek durumu olmayanlar hapse giriyor. Sonraki evlilikleri zarar görüyor.

Süresiz nafakaya süre getirilmesi konuşulmaya başlayınca din karşıtı feminist kadın dernekleri hemen itirazlara başladılar açıklamalar yapıyorlar. “Nafaka kadının hakkı…” diye. Çok ilginç bir söz. Bir kadının eli nasıl eski kocasının cebinde olabilir ve bunu hak olarak görebilir. Erkek de madem boşandıktan sonra eski karı-kocanın hakları devam ediyor deyip o da başka haklar peşine düşerse ne olacak o da erkeğin mi hakkı olacak.

Din karşıtı feministler fikir beyan ederler de başörtülü feministler geri kalır mı? Onlar da hemen karşı çıktılar nafakaya süre getirilmesine. KADEM bir açıklama yaptı. Eski eşe çocuk da olmasa nafaka süresiz devam etmeliymiş de hakimler duruma göre karar vermelilermiş. Eğer bu olamayacaksa en kısa evlilikte bir gün de olsa erkek en az iki yıl en çok on yıl nafaka ödemeliymiş.

Mesela kadın bir ay sonra “ben evlilik hayatına adapte olamadım” deyip gitse, erkek düğün borçlarının üstüne bir de iki yıl kadına nafaka vermeliymiş. Bu ne kadar insafsız bir şey. Sadece kadın düşünülüyor erkek ne yaparsa yapsın, yoksa da hapse girsin. Kadınlar ne ara bu kadar vicdansız oldular.

KADEM uzun süren evliliklerde de evlilik yılı kadar nafaka ödenmesini uygun görmüş. “Nafaka olmazsa kadın yoksulluğa düşermiş.” İyi de bu kadının geliri yoksa kendi ailesi yok mu? Bir kadına bakmak ona el olmuş eski kocaya mı düşer, yoksa kendi ailesine mi? Bu kadın evlenmeseydi ailesi onu kapıya mı koyacaktı. Kadının çocuğu varsa zaten baba ona nafaka ödeyecek, kadına neden ödesin? Ayrıca çalıştığı halde nafaka alan binlerce kadın var, onu hiç konuşmuyorlar.

KADEM güya kadınlara merhamet ediyor. Oysa kimse Allah’tan daha merhametli değildir. Dinimiz bu konuda ne diyor. Kur’n-ı Kerim de açık ve net olarak belirtilmiş. Boşanma sonrası iddet müddeti denen kadının başkası ile evlenmesi haram olan sürede erkek kadının geçimini sağlamak zorundadır. Bu da üç kez adet olup bitimine kadardır. Bundan sonra artık karı koca birbirine eldir. Kadın gidip başkasıyla evlenebilir. Evlenmese de kadının nafakasını eksi koca değil kendi ailesi o da yoksa devlet üstlenir.

KADEM ve benzeri dernekler eğer gerçekten bir işi yapmak istiyorlarsa çocukları için nafaka alamayan yüzlerce kadın var, boşanma sonrası çocuklarının bütün ihtiyacını karşılamaya çalışan. O kadınların çocuklarının haklarını savunsunlar. Baba geliri nispetinde boşanma sonrası çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. On beş bin maaş alıp önceki evliliğinden olan çocuklarına doğru düzgün bakmayan, onları perişan eden babalar duyuyoruz, o çocukların kanuni haklarının peşine düşsünler.

Çocuğunu babasına göstermeyen, yabancılaştıran ebeveynlerin kanuni ceza almalarını, ülkenin en büyük utancı çocuk haczinin kalkmasını sağlasınlar, gerçekten hayırlı bir iş yapmak istiyorlarsa.

KADEM in başörtülü kadınları toplaşmışlar Allah’tan daha iyi bildiklerine karar vermişler ve Kur’an-ı Kerimin karşısında kendi görüşlerini daha iyi görüp çözüm önerisi olarak sunmuşlar.

“Çözüm önerisi” adına bakıp aldanmayın aslında devlete bir kadın dayatması bu. Kadınlara karşı zaafı olan erkek siyasetçileri ve kadın baskısından korkan, korkak siyasetçileri de düşündüğümüzde KADEM in teklifi dikkate alınacaktır. Allah’tan razı olmayan kadınların nefsani isteklerini karşılayacak, Allah’tan çok daha fazla kadınlardan korkan siyasilerimiz olduğu müddetçe işimiz zor.

Bakalım bu dişi diktatörler karşısında MHP nin teklifi ne kadar dikkate alınacak. Ki MHP nin teklifi de nafaka süresi olarak çok fazla onu da desteklemiyoruz, nafaka üç ay eğer bunu yapamıyorlarsa süresiz olmadan önce yıllarca uygulandığı gibi bir yıl olabilir.

KADEM beş yılı az bulmuş. Bakalım kim kazanacak. Açıkçası kadın diktatörler karşısında erkeklerin pek şansı olduğunu düşünmüyorum.

Yine başörtülü kadınların yıllardır faaliyet gösterdiği HAZAR derneği var. KADEM in bir başka modeli. “Kadının insan haklarını” savunuyorlarmış. Ne saçma bir cümle. İnsanın insan hakkı vardır, cinsiyet üzerinden yaparsanız bölücü olursunuz. Kadının insan hakkı var da erkeğin hayvan hakkı mı var! Gerçi şu sıralar ülkemizde erkeklerin hakkı hayvanlar kadar da yok. İnsan hakkı peşindeyseniz cinsiyetçilik yapmayın mağdurun yanında olun.

Onlar da yememiş içmemiş günahımızı daha nasıl artırırız, nasıl Allah’a savaş açarız, diye düşünmüşler, Kur’an âyetlerinin tam aksi nafaka konusunda düşüncelerini geçen hafta Aile Bakanlığı’na sundular. Nafaka mağdurlarının yüzüne bakmayan bakanlık yetkilileri bunları kapılarda karşılıyorlar.

Siz inandığınızı iddia ettiğiniz dinin, kitabının aksini nasıl savunursunuz? İnsan Kur’an-ı Kerim’deki bir emri yapamaz bu kendi bireysel günahı olur. Fakat Allah’ın âyetinin aksini iddia edersen ve bunun için de mücadele edersen Allah’a savaş açarsın. Allah’tan razı olmayan kadınların aşağılık komplekslerinin cezasını mazlumlar çekmek zorunda değil.

Bu kuruluşların çatısı altında olan herkes mazlumların bedduasına ve bu günahlara ortaktır.

Velhasıl ülkemiz son yıllarda bu başörtülü diktatörlerden çektiğini dinsiz feministlerden çekmedi. Din ve devlet düşmanı feministler bugün bu kadar şımardılarsa sebebi hükumetin yanlış aile politikaları ve bunlara destek olan başörtülü feministlerdir.

Psikolog-Yazar Sema Maraşlı

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Sandalyede Namaz

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2019

Sandalyede Namaz

Son senelerde, memleketimizde sandalyede namaz kılanların sayısı iyice arttı. Öyle ki, sandalyede namaz kılanlar câmilerde ayrı bir saf teşkil ettiklerinden, câmi cemaati adeta “Namazı sandalyede kılanlar, sandalyede kılmayanlar” olarak iki ayrı cemaat görüntüsü vermeye başladı.
Hatta yeni yapılan bazı câmilerde, sandalyeler de atılıyormuş, oturarak namaz kılınması için koltuklar yapılıyormuş. Yani önceleri sandalyede namaz kılanlar artık yumuşak koltuklarda namaz kılıyorlar.

Ancak!..
Namaz, “Ben kıldım, oldu” demekle kılınmış olmaz. Sandalye ve koltuklarda namaz kılanlar namazlarını böyle kılıyorlar ama kıldıkları namaz, namaz fıkha göre câiz oluyor mu, namaz oluyor mu acaba?
Çünkü, namazın namaz olması için, fıkhî şartların yerine getirilerek kılınması lâzım. Yoksa “Uydum kalabalığa” diyerek kılınan namaz namaz olmaz.

Nitekim sandalyede namaz meselesinde de “Uydum kalabalığa”kaidesi göze çarpmıyor değil. Şöyle ki:
Bazıları namazlarını sandalyede kılıyor. Başka biri onlara bakıyor, o da sandalyede kılmaya başlıyor. Derken, herkes birbirine bakarak o şekilde kılıyor ve böylece sayı artarak, devam ediyor.
Bu kimselerin akıllarına galiba, “Ben namazımı böyle kılıyorum ama acaba bu şekilde namaz kılmak câiz mi? Böyle kılınan namaz, namaz oluyor mu?” sorusu gelmiyor.
Gerçi akıllarına böyle bir soru gelse ve bir bilene sormak isteseler ne olacak ki?
Sorsalar bile net ve doğru cevap almaları yine de maalesef kolay değil…

Niçin?
Aşağıda aktaracağımız bazı sebeplerden dolayı.
Bu kimseler, kıldıkları namazla ilgili hükmü iyi bilen birisine denk gelir de ona sorarsa, mesele kalmaz, doğru cevabı almış olur.
Öyleyse mesele yok diyeceksiniz. Ama iş o kadar kolay değil.
Çünkü bu mesele zannedildiği gibi değil. Buna mani bazı noktalar var.

Bir:
Yakın zamana kadar sandalyede namaz kılmak diye bir şey yoktu. Ziya Paşa’nın, “Evvel yoğidi iş bu rivâyet yeni çıktı” dediği gibi sandalyede namaz kılmak da yeni çıktı.
Yakın senelere kadar, fıkha göre hastaların nasıl namaz kılmaları icap ediyorsa, hasta olanlar namazlarını öyle kılıyorlardı. Sandalye, tabure ve koltukta namaz kılmak 10-15 sene önce tekte-tükte olarak başladı. Sonra zamanla çoğaldı gitti.
Yani bu iş yeni olduğu için, bunun doğru cevabı da haliyle baştan bilinemezdi, nitekim bilinemedi. Hâlâ da herkes tarafından bilinmiyor. Bilinemez, çünkü böyle bir şey yoktu ki bilinsin.

Onun için, bazı müftülerimiz bile “Sandalyede namaz kılmanın câiz olup olmadığını, câiz değilse niçin câiz olmadığını, câiz olacaksa hangi şartlarda câiz olabileceğini” bilemez ve bu hususta bir çırpıda net bir cevap veremeyebilirler, nitekim öyle oluyor..

Bu durum onlar için bir noksanlık da sayılamaz, sayılmamalı. Çünkü mesele yenidir ve araştırmaya bağlı bir husustur.
Meselâ herhangi bir müftümüze “Sandalyede namaz kılınır mı?” diye sorulunca, ilk anda, “Niçin kılınmasın. İslâmda zorluk yoktur. Nasıl rahatınıza geliyorsa öyle kılabilirsiniz” diyebilir. Çünkü insanın aklına ilk önce böyle bir cevap gelmesi normaldir.
Nitekim böyle cevapları zaman zaman duyuyoruz.
Peki böyle bir cevap doğru mu?
Cevabını aşağıda göreceğiz.
Yukarıda, “İki sebepten dolayı bu mesele hakkında doğru cevap almak zor” demiştik ya. O iki sebebin birincisi işte bu.
Yani, daha önce kitaplarda böyle bir mesele okumadıkları için, araştırmaya bağlı olan bu yeni meselede hocalarımızın yanılıyor olmaları…

İki:
Zamanımızda bazı kimseler var. Esas tehlike işte bunlardan geliyor.
Bunlar Arapça öğrenmiş, bazı dini kitaplar da okuyup hoca olarak tanınmışlar. Bunlardan bazıları da -İslamî ölçülere göre icâzet değil de- mevcut mer’î prosedüre göre dinî bir konuda profesörlük ünvanı almışlar.
İşte işin esas tehlikeli tarafını, hem sandalyede namaz kılmak konusunda hem de diğer dinî meselelerde yanlış bilgi vermeye hazır olan bu zatlar teşkil ediyor.
Peki bu zatlar kimdir ve nasıl kimselerdir? Neler söylerler, neye nasıl inanırlar?

Bunlar, “Allah geleceği bilmez. Allah ileride senin kiminle evleneceğini nebilsin!” diyenlerdir.

Bunlar, “Peygamberlerin diğer insanlardan farksız olduğunu” söyleyerek peygamberlik makamını hiçe sayanlardır.

Bunlar, abdest alırken hem Şiîler ve vehhâbîler gibi ayaklarını yıkamayıp meshederler, hem de kendi aralarında ,“Kendi aramızda meshedelim de başkalarının yanında ayaklarımızı yıkayalım” diyenlerdir. .

Bunlar, “Hazret-i Allah’ın iki yüzlü bir Roma putu olduğunu” söyleyen bir zındığı Müslüman gençlere örnek bir şahsiyet olarak sunanlardır.

Bunlar, Peygamberimiz’in Allah kelamı Kur’an-ı Kerim’e devamlı vahiy katibi tayin ettiği şanlı sahâbînin aleyhinde konuşanlardır.

Bunlar, “Biz sünneti kaldırdık” diyerek, Peygamberimiz’in yaşayışını tanımadıklarını ilan edenlerdir.

Bunlar, “Mezhepler beni bağlamaz” diyerek mezhepsiz olduklarını söylemekten çekinmeyenlerdir…
Bunlar içimizde o kadar bol ki, elinizi sallasanız ellisine değersiniz.

Sandalyede namaz meselesini onlara soracak olanlar elbette doğru bir cevap alamayacaklardır.
Onun için bu konuda doğru cevabı bulmak gerçekten zor…

Ali Eren

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı döneminde ki penisilin iğne nasıl üretilirdi ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 2, 2019

Osmanlı döneminde ki penisilin iğne nasıl üretilirdi ?

Kanuni Sultan Süleyman sefere çıkmadan önce, saray hekimlerine askerlerin seferde iken salgın hastalıklardan hasta olmamaları için ne yapmak gerektiğini sorardı.
Hekimler ise , kuvvetli bir ilaçtan bahsettiler .

Sultanın da hoşuna giden bu ilaç penisilin ilaç idi.
Hemen saray aşçılarına ferman gönderilir ve askerlere her öğün, küflü peynir verilmesi söylenirdi.

Evet , yanlış duymadınız… atalarımızın, dedelerimizin , toprak altın da muhafaza ederek küp içinde muhafaza ettikleri , küflü peynir koruyucu aşıdır.

Içinde ki probiyotik bakteriler , bağırsak florasını kuvvetlendirir ve iç organların ömrünü uzatır.

O zaman şartlarında bir sefer yaklaşık 2 sene sürerdi.
Asker 6 ay yürüyerek gider ve 6 ay yürüyerek geri dönerdi..tozun toprağın havaya kalktığı, tuvalet ve banyo ihtiyacının zor karşılandığı bu sağlıksız şartlar altında , düşman askerleri telef olurdu. Salgın hastalıktan toplu asker ölümleri olurdu.

Ancak Osmanlı askerleri bu salgından etkilenmez , basit bir grip gibi atlatırlardı ..

Sebebi ise sefere çıkmadan önce yemeye başladıkları küflü gömme peynirdi …

Ne güzel bir ilaç, ne güzel bir gıda..

Içinde ne prospektüsü var , ne de son kullanma ve üretim tarihi var ..

Herkes bu aşıyı evinde kolaylıkla üretebilir.
Herkesin evinde bulunur ..

Vücudumuzda ki hastalıkların sebebinin %70 bağırsak florasının bozulması ile olduğunu hepimiz biliriz…
Bağırsak da ki faydalı bakterileri :
Küflü peynir
Kefir
Ekşi Maya
Ev yapımı yoğurt ile çoğaltabiliriz.

Bizi savaş meydanın da yenemeyen düşmanlarımız, gıdalarımızı değiştirerek yenmeye çalışıyor..

7 den 70’e hasta bir millet olduk ..

Tekrar eski sağlığımıza kavuşabilmemiz için köylülerden doğal gıda üretmelerini talep etmeliyiz ..

Avm ‘de Bir fincan çaya 15 tl ödeyip , pazarda ki köylünün ürünü için pazarlık yapmamalıyız..

Domates yetiştirmeyen bir kişi domatesin zahmetini bilmez … saksılarda tarihi eser gibi seveceğimize , köylüyü bireysel olarak teşvik ve onore etmeliyiz ..

Doğal yiyecek bulduğunuz da asla pazarlık yapmayın..
Ahir zaman da yapacağımız en güzel yatırım salih amel ve gerçek gıdadır…

Gerçek peynir bulunca altın bulmuş gibi sevinin ve hemen alıp yiyin …

Ortokdoks tıbbi penisilin iğneyi 1940 da bulunca, altın bulmuş gibi sevinmiş garibim …

Bizim şanlı ecdadımız 400 yıl önce bulmuş ve uygulamıştır.
Eskiye dair , atalarımız her ne yemiş ise , bizde onları yiyelim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »

Kız Çocuğu.

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2019

Kız Çocuğu.

Şeyhü’l-Ekber (Muhyiddin-i Arabî k.s.) athar hazretlerinden hikâye olundu.

Buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bütün sünnetlerine riâyet ettim.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sâdır olan bütün sünnet-i seniyyeyi işledim; bir tanesi hariç…
O da, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kızını (Hazret-i Fatıma r.a’yı) hazret-i Ali ile evlendirdi. Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hiç külfet (zorluk çekmeden ve çekinmeden) kızının evinde uyur (ve gecelerdi)….

Benim bir kız çocuğum olmadı ki onu evlendireyim de gidip evinde uyuyayım ve geceleyeyim..

Bu gün, şeyhim diye geçinen, evliya olduğunu iddia eden insanların çoğu, örf, adet, geleneklerin esiri olup, kız çocuklarının evinde istirahat etmek, uyumak ve gecelemeyi ayıp görüyor. .

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/347.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sünnetle Amel Etmenin Mükafatı.

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2019

Sünnetle Amel Etmenin Mükafatı.

Ahmed bin Hambel (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Ben bir gün bir kavim ile beraber idim. Onlar soyunup suya girdiler. Ben hadis-i şerif ile amel ettim.
0 hadis-i şerif. Efendimiz (s.a.v,) hazretlerinin şu mübarek hadisleridir:
-Kim, Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsa; peştamalsız olarak hamama girmesin…”

Ben soyunmadan suya girdim.
0 gün, şöyle bir ses işittim. Bana şöyle buyurdu:
-“Ey Ahmed!
Seni müjdeliyorum!
Muhakkak ki senin Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmenin bereketiyle, Allâhü Teâlâ hazretleri, seni gerçekten bağışladı.
Ve seni imam yaptı.
İnsanlar, sana tabi olacaklardır!”
Ben sordum;
-“Sen kimsin?”
Buyurdular:
-“Cebrail.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/348.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Muhaddislerin Hayran Olduğu Hadis-i Şerif ..

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2019

Muhaddislerin Hayran Olduğu Hadis-i Şerif ..

Peygamberimiz s.a.v. ‘in, çarşı ve pazarda dolaşırken, ehli gafletin zulmaniyetinin sirayet etmesine karşı tavsiye ettiği dua ve faziletine karşı hadis alimleri hayran kalmışlardır.

Çarşı ve pazarlarda gezinirken Allah Teâlâ’yı zikreden kişilerin, bunu yapmayanlara karşı bir üstünlükleri vardır.

İnsanların çoğunun gaflette bulunduğu ve alışveriş ile meşgul olduğu çarşı ve pazarlarda Rabb’ini zikretmeye önem vermelidir.

Peygamberimiz s.a.v. bunun önemine işaret ederek şöyle buyurmuştur:
“Kim çarşıya girince ‘Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümitü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey`in kadir‘ .duasını okursa Allah ona bir milyon sevap yazar, onun bir milyon günahını affeder ve mertebesini bir milyon derece yüceltir.”..

Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Gafillerin arasında Allah’ı zikreden kişi, savaştan kaçanlar arasında sebat edip savaşan kimse gibidir.” .

Bunun için Muhammed b. Vâsi (r.a) ve Ibn Ömer (r.a), sırf yüce Allah’ı zikrederek bu fazileti elde etmek için pazar yerlerine girerlerdi.

Hasan-ı Basrî (k.s), çarşı pazarlarda Allah’ı zikredenler hakkında şöyle der:
Onlar kıyamet günü, yüzlerinde dolunayın parlaklığı gibi bir aydınlık ile ve güneş gibi bir güzellik içinde gelirler. Çarşı ve pazarlarda istiğfarda bulunan kimselerin, orada bulunanların sayısınca günahları affedilir.“…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kabe`de haccı kabul edilmeyen gencin günahı ve babasına yaptığı kötülük…..

Posted by Site - Yönetici Mart 7, 2019

“Baba Hakkını Yerine Getirmemenin Tehlikesi..!.”

Malik bin Dinar Hazretleri hacca gitmişti. Hac günlerinin sonunda rüyasında denildi ki: ……
– Ey Malik, müjdeler olsun, günahların affedildi. Seninle beraber haccedenlerin de günah rı affedildi. Hepinizin haccı kabul edildi.

Ancak Belh’li Muhammed oğlu Abdürrahman’ın haccı kabul edilmeyip günahları affedilmedi.

Uyanınca, halka Abdürrahman ismindeki şahsı sordu. Onu herkes tanıyordu, onun ibadetine düşkün, Kur’an’a bağlı bir zat olup her sene hacca geldiğini söylediler. Sora sora onu buldu. Yüzü ayın ondürdü gibi parlayan bir gençti. Selam verdi, o da selamını aldı.

Malik Hazretlerine: – Siz kimsiniz, diye sordu. O da Basra’lı olduğunu söyledi.
– Bana, benim afffedilmediğimi haber vermeye mi geldin; dedi. -Nereden bildin?
– Rüyamda söylediler.
– Allah senin haccını niçin kabul etmeyip, affetmiyor?
– Ben, mübarek Ramazan ayının ilk gecesi büyük bir günah işledim. İçki içip sarhoş olmuştum. O haldeyken babam gelip beni kaldırmak istemiş. Ben babamın gözüne vurup kör etmişim. Babam da bana kırılıp “Allah senden razı olmasın” diye beddua etmiş.

-Sabah olunca annem bana bu olanları anlattı. Yaptıklarıma pişman oldum. Gidip şarap küpümü kırdım. Allah için bol bol sadaka verdim.
Kaç tane köleyi hürriyetine kavuşturdum. Her yıl hacca gitmeye başladım. Fakat her sene bir kişi senin gibi bana gelip “Allah senin haccını kabul etmedi. Seni affetmiyor” der.
– Senin baban hayatta mı? – Hayattadır. Falan yerde ikamet etmektedir.

Malik Hazretleri gencin babasını bulur. Adam, nur yüzlü bir zattır. O vardığında Kur’an okumaktır.

Malik Hazretleri’ni tanıyınca çok sevinir ve: – Ya Malik, ben de seni görmeyi çok arzu yordum. Bir isteğin varsa hemen söyle, yerine getireyim, dedi.

Malik bin Dinar Hazretleri, isteğini şöyle anlattı:
– Farzet ki kıyamet kopmuş. Herkes kendi derdine düşmüş vaziyette. O sırada senin evladın Abdürrahman’ı tutup cehenneme atıyorlar. Bunun üzerine adam ağlamaya başladı.

– Ben onu affettim. Hakkımı da helal ettim. Madem tanıyorsun git söyle. Malik Hazretleri gence gitti ve müjdeyi verdi:

– Baban seni affetti. Hakkını helal etti. Genç o kadar sevindi ki, sevincinden hemen bayılıverdi.

Bu arada babası da geldi .
– Ey evladım, Allah sana azap etmesin, dedi .
Bu arada genç kıpırdadı, bazı hareketlerde bulundu. Babası telaşa kapıldı, ölüyor zannetti.

Malik Hazretleri’ne, Kelime-i Şehadet getirmesini söyledi. Oğlunun da duyup Kelime-i Şehadet getirmesini istiyordu. Malik Hazretleri bir iki kere Kelime-i Şehadet getirdiyse de söylemedi. Bu arada gözünü açıp: – Baba gel, sen de benim gözümü çıkarda, suçum kıyamete kalmasın, dedi. Babası: – Yok evladım ben sana hakkımı helal ettim, dedi.

Malik Hazretleri sordu:
– Ya Abdürrahman, ben Kelime-i Şehadet okudum ama sen benimle beraber okumadın? Nasıl okuyabilirim ki. Başımda iki melek dikiliyordu. Ellerinde ateşten sopalar vardı. Sonra babam hakkını helal ettiğini söyleyince bir melek daha gelip yeşil bir bezle yüzümü sildi. Artık Kelıme-i Şehadet getirebilirsin, baban senden razı olduğu için Allah da razı oldu” dedi.

Daha sonra annesi ve kız kardeşi geldiler. Ağlıyorlardı. Abdürrahman, ağlayan annesini ve kız kardeşini gördü. Tekrar düştü ve hareketsiz kaldı. Baktılar ki ruhunu teslim etmiş. .

(Ali Eren – Dini Hikayeler.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Dua ve İbrahim Ethem Hazretleri…..

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2019

Dua ve İbrahim Ethem Hazretleri…..

İbrahim Ethem Hazretleri, tâcı tahtı terk ediyor, Seneler sonra Kendi yaptırdığı camide yatsı Namazı kılıyor, Dışarıda kar var, hava çok soğuk, “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor, Caminin bekçisi geliyor…

Bekçi: “Ne yapıyorsun burada” diyor…
İbrahim Ethem: “Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor,
Bekçi bacağından tutuyor onu ve “İbrahim Ethem senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya…

İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor ” kibir ” olur diye, Çaresiz şehre gidiyor, Her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir ekmek fırını….
Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor, Orada çalışan işçi “Geç otur” diyor, Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah ezanı okunmaya başlıyor, Okunduktan sonra işçi dönüyor…
“Hoşgeldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne?” diyor.
İbrahim Ethem de
“Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor…

Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum, Ben onlara şimdiye kadar HARAM LOKMA YEDİRMEDİM, Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, Ezan okundu mesaim bitti, Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma HARAM karışmaz” diyor…

İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, Sen ALLAH’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu..?” diye soruyor,
“Ben ALLAH’tan ne istediysem verdi, Fakat ALLAH’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, ALLAH’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hazretlerini göster diye, bana onu göstermedi” diyor…

“O ALLAH öyle bir ALLAH ki” diyor İbrahim Ethem Hazretleri “İbrahim Ethem’in bacagından sürükleye sürükleye , kafasına vura vura getirir sana göster, sen yeterki yürekten iste ” diyor…

Sevenin sevdiginden istedigi tek şeydir DUA…
Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir DUA…
Çaresizken sığındığımız tek limandır DUA…
Kulun RABBİY’le teke tek buluştuğu andır DUÂ…
Derlinin derman kapısıdır DUA…”
RABBİM Fırıncının Duası gibi İHLASLA Dua yapabilmemizi nasib etsin,
Kötü duygular ömrü yıpratır. Güzel duygular sevgi yaratır. Kötü insanlar kapı kapatır, iyi insanlar kendini aratır…
RABBİM şu kısa hayatımızda iyi insanlarla Olmayı nasip etsin. ( Âmin )
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2019

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Sen Efendimiz (s.a..v) hazretlerine tabi olduğun kadar;
(O Ölçü ve nisbette) senin ona tabi olduğuna hükmedilir.

Ve seninle Efendimiz (s.a.v.) hazretleri arasında, muhabbet alâkaların güçlenir, te’kid olunur.

Ve sen, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine taalluk eden şeylerin hepsiyle;
1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine salavât okumak,
2- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaret etmek,
3- Müezzin ezânî Muhammedî okurken ona cevap vermek,
4- Ezanın akabinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine dua etmek (ezan duasını okumak),
5- Benzerî amelleri ihlasla yapman nisbetinde;
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şefaatine nail olmaya müstahak olursun.

Tabiinden Hasan-ı Basrî Hazretleri zamanında bir kadın, Hazret-i İmamın huzuruna gelip:
-Ya îmam!
Benim genç bir kızım vardı. Birkaç ay evvel vefat etti. Fakat onun hasretine dayanamıyorum,öldükten sonra rüyamda da görmedim. Bana bir dua öğretiniz de, hiç olmazsa onu rüyamda görüp teselli olayım, dedi.

Hasan-ı Basrî kadına lâzım gelen duaları talim etti.
-inşallah görürsün, diyerek gönderdi.
Kadın öğretilen duaların tamamını okudu.
Cenab-ı Allah’a kızını göstermesi için hayli yalvardıktan sonra, göz yaşlan ile yatıp uyudu. Uykusunda kızını gördü. Gördü ama gördüğüne de pişman oldu. Çünkü kıza öyle azap ediliyordu ki, onu görünce kadının ciğeri parça parça oldu.
Kıza ateşten bir elbise giydirmişler, şiddetli şekilde azap olunmakta idi.
-Kadın heyecanla uykusundan uyandı, sabah olduğunda da, Hazreti imamın huzuıuna tekrar çıkarak gördüğünü anlattı. Kızının bu azaptan kurtulması için ne yapması lâzım geldiğini, ne gibi hayır hasenat ederse günahlarının affedileceğini sordu.
Hasan-ı Basrî Hazretleri, ona bazı tavsiyelerde bulundu ve geri gönderdi. Fakat bir müddet sonra Hasan-ı Basrî Hazretleri kendisi bir rüya gördü. Rüyasında genç ve son derece güzel bir kız, Cennet bahçelerinden birinde altın bir tahtın üzerinde oturmakta ve etrafına güneş-gibi parlaklık saçmakta idi.
Kız Hasan-ı Basrî Hazretlerine:
-Beni tanıdın mı? diye sordu.
Hazreti imam, tanımadığını ve hangi peygamberin kızı yahut zevcesi olduğunu sual etti. Kız şöyle dedi:
-Hani sana gelip de beni görmek için senden yardım isteyen ve rüyasında azap içerisinde görünce de, tekrar size durumu anlatıp günahımın affı için ne yapması lâzım geldiğini soran kadın var ya, işte ben onun kızıyım, dedi;
Hazreti imam:
-O kadın bana senin azap İçinde olduğunu söylemişti. Ne oldu da kurtuldun o azaptan? diye sorduğunda, kız şöyle dedi:
Ya imam!
Allah’ın sevgili kullarından biri bizim bulunduğumuz kabristandan geçti ve oradan geçerken bir Fatiha üç ihlâsla beraber üç kere de salavat getirip biz kabir ehlinin ruhuna hediye etti. işte ondan sonra, “Bu kabristanda kabir azabı çekenlerden azabı kaldırın!” diye bir nida geldi ve benimle beraber 550 kişiden kabir azabı kaldırılıp, Cennet nimetleri bize ihsan olundu, diye anlattı.

Hasan-ı Basrî Hazretleri, gördüğü bu güzel rüyayı o kadına anlatıp kızının azaptan kurtulduğunu müjdeledi ve ondan sonra bol bol Salavat-ı Şerife okumasını tavsiye etti.

Bizler de âhirete göç eden atalarımıza, ölülerimize mutlaka bir şeyler okumalıyız. Onların ilâhî rahmete gark olmaları için salavatlar okumalı, Kur”ân-ı kerim okumalı ve onların ruhlarına hayır ve hasenat yapmalıyız. Mümkün mertebe.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/350

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2019

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Anadolu Erenlerinden Ebdal Kumral Hazretleri adındaki derviş, zaman zaman Hızır Aleyhisselâm ile görüşürdü.
Bir defasında Ermeni derbendi denilen yerde dinlenirken Hızır Aleyhisselâm yanına geldi.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’a sordular:
-Efendim! Herbiri bir tarafa dağılmış olan bu Müslümanları bir çatı altında toplamak ve Müslümanların arasında birlik oluşturmak acaba mümkün müdür?”
Hızır Aleyhisselâm
-Mümkündür.
-Nasıl? Kimin tarafından olacaktır?
-Osman Gazi tarafından olacaktır. Osman Gazi ve evladı dağılmış olan Müslümanları bir bayrak altında toplayacaklardır. Osman Gazi’nin kurmuş olduğu devlet üç kıtaya hakim olacaktır.

Ebdal Kumral Hazretleri, Osman Gazinin adını duymuştu ama tanımıyordu. Hızır Aleyhisselâm devam etti.
-O genç erin geleceği çok ümitlidir. Kendisine şu müjdemizi ulaştır.
-Onu nerede bulabilirim?
-Onu, Edebâli Hazretlerinin yanında bulacaksın. Şeyhe bu mevzuda bir rüyasını nakledecektir.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’dan ayrılınca, içini bir ateş ve özlem sardı. Büyük doğuşun müjdesini İçinde hissediyordu. Heyecan ile Şeyh Edebâlî Hazretlerinin dergahına doğru yola koyuldu. İçi içine sığmıyordu. Sevinçten çocuklar gibi oynaya oynaya ve koşa koşa gidiyordu. Dergaha nasıl vardığının farkında değildi.
Bu sırada Osman Gazi, Şeyh Edebâlî Hazretlerinin Bilecik’teki Dergahı’nda müsafir bulunuyordu.
Osman Gazi o gece bir rüya gördü. Rüyasında, Edebâlî Hazretlerinin koltukları altından çıkan bir nûr, gelip Osman beyin koltuk altına girdi. O nurun girmesiyle, Osman beyin karnında bir ağaç peyda oldu.
Birden dallanıp budaklandı. Dallan çok yükseklere ulaştı. Altındaki, nice dağlar ve nehirler gölgelendi.
Onun gölgesindeki dağ ve nehirlerden birçok insan gelip İstifade etmeye başladı.
Osman Gazi bu rüyasını Şeyh Edebâlî Hazretlerine anlatırken Ebdal Kumral Hazretleri de oradaydı. Bu rüyanın yorumunda Şeyh Edebâlî Hazretleri:
-“Ey Osman! Sana müjdeler olsun. Sana ve senin evladına Cenab-ı Allah saltanat verdi, Ve dünya âlem, evladının saltanat güneşi altında ola. Ve hem kızım Mal Hatun sana helal ola…”
Ebdal Kumral Hazretleri bunları işitince karşısındaki gencin Hızır Aleyhisselâm’ın anlattığı Osman Gazi olduğunu anladı. Ve daha fazla dayanamadı. Araya girdi. Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesini Osman Gaziye ilettikten sonra ilave etti:
-Ey Osman Gazi! Sana Padişahlık verildi. Bize şükrana ne verirsin?” Osman Gazi;
-Ne vakit padişah olursam sana bir şar, şehir vereyim, dedi.
Ebdal Kumral Hazretleri;
-Bize bir köyceğiz yeter. Şehirden vazgeçtik, dedi.
-Kabulüm.
-Öyleyse bize bir kâğıt, bir vesika ver.
-Kâğıt yerine İşte bir kılıcım var, Babamdan ve dedemden kalmıştır. Onunla birlikte bir de maşrapa vereyim. Birlikte senin elinde olsunlar. Neslin bu nişanı saklasın. Eğer Hak Teâlâ beni padişahlığa eriştirirse benim neslim dahi bu alâmeti görüp kabul etsinler, köyünü almasınlar, dedi.

Zaman geçti… 1288’de Osman Gazi, babasının yerine baş seçildi. Talihi açıldı. İlerledi. Bir çok yerleri fethetti. Osmanlı Devletinin temellerini Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesiyle attı.

Hızır Aleyhisselâm’ın bu güzel müjdesini kendisine getiren, o mübarek insan, Ebdal Kumral Hazretleri çoktan vefat etmiş. Osman Gazi, Hızır Aleyhisselâm ile sohbet eden o büyük veli adına Ermeni Derbendinde bir zaviye yaptırdı. Bir çok köy ve tarlalar vakfetti.

Kaynak ; Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: