Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Güncel’ Category

Kabe`de haccı kabul edilmeyen gencin günahı ve babasına yaptığı kötülük…..

Posted by Site - Yönetici Mart 7, 2019

“Baba Hakkını Yerine Getirmemenin Tehlikesi..!.”

Malik bin Dinar Hazretleri hacca gitmişti. Hac günlerinin sonunda rüyasında denildi ki: ……
– Ey Malik, müjdeler olsun, günahların affedildi. Seninle beraber haccedenlerin de günah rı affedildi. Hepinizin haccı kabul edildi.

Ancak Belh’li Muhammed oğlu Abdürrahman’ın haccı kabul edilmeyip günahları affedilmedi.

Uyanınca, halka Abdürrahman ismindeki şahsı sordu. Onu herkes tanıyordu, onun ibadetine düşkün, Kur’an’a bağlı bir zat olup her sene hacca geldiğini söylediler. Sora sora onu buldu. Yüzü ayın ondürdü gibi parlayan bir gençti. Selam verdi, o da selamını aldı.

Malik Hazretlerine: – Siz kimsiniz, diye sordu. O da Basra’lı olduğunu söyledi.
– Bana, benim afffedilmediğimi haber vermeye mi geldin; dedi. -Nereden bildin?
– Rüyamda söylediler.
– Allah senin haccını niçin kabul etmeyip, affetmiyor?
– Ben, mübarek Ramazan ayının ilk gecesi büyük bir günah işledim. İçki içip sarhoş olmuştum. O haldeyken babam gelip beni kaldırmak istemiş. Ben babamın gözüne vurup kör etmişim. Babam da bana kırılıp “Allah senden razı olmasın” diye beddua etmiş.

-Sabah olunca annem bana bu olanları anlattı. Yaptıklarıma pişman oldum. Gidip şarap küpümü kırdım. Allah için bol bol sadaka verdim.
Kaç tane köleyi hürriyetine kavuşturdum. Her yıl hacca gitmeye başladım. Fakat her sene bir kişi senin gibi bana gelip “Allah senin haccını kabul etmedi. Seni affetmiyor” der.
– Senin baban hayatta mı? – Hayattadır. Falan yerde ikamet etmektedir.

Malik Hazretleri gencin babasını bulur. Adam, nur yüzlü bir zattır. O vardığında Kur’an okumaktır.

Malik Hazretleri’ni tanıyınca çok sevinir ve: – Ya Malik, ben de seni görmeyi çok arzu yordum. Bir isteğin varsa hemen söyle, yerine getireyim, dedi.

Malik bin Dinar Hazretleri, isteğini şöyle anlattı:
– Farzet ki kıyamet kopmuş. Herkes kendi derdine düşmüş vaziyette. O sırada senin evladın Abdürrahman’ı tutup cehenneme atıyorlar. Bunun üzerine adam ağlamaya başladı.

– Ben onu affettim. Hakkımı da helal ettim. Madem tanıyorsun git söyle. Malik Hazretleri gence gitti ve müjdeyi verdi:

– Baban seni affetti. Hakkını helal etti. Genç o kadar sevindi ki, sevincinden hemen bayılıverdi.

Bu arada babası da geldi .
– Ey evladım, Allah sana azap etmesin, dedi .
Bu arada genç kıpırdadı, bazı hareketlerde bulundu. Babası telaşa kapıldı, ölüyor zannetti.

Malik Hazretleri’ne, Kelime-i Şehadet getirmesini söyledi. Oğlunun da duyup Kelime-i Şehadet getirmesini istiyordu. Malik Hazretleri bir iki kere Kelime-i Şehadet getirdiyse de söylemedi. Bu arada gözünü açıp: – Baba gel, sen de benim gözümü çıkarda, suçum kıyamete kalmasın, dedi. Babası: – Yok evladım ben sana hakkımı helal ettim, dedi.

Malik Hazretleri sordu:
– Ya Abdürrahman, ben Kelime-i Şehadet okudum ama sen benimle beraber okumadın? Nasıl okuyabilirim ki. Başımda iki melek dikiliyordu. Ellerinde ateşten sopalar vardı. Sonra babam hakkını helal ettiğini söyleyince bir melek daha gelip yeşil bir bezle yüzümü sildi. Artık Kelıme-i Şehadet getirebilirsin, baban senden razı olduğu için Allah da razı oldu” dedi.

Daha sonra annesi ve kız kardeşi geldiler. Ağlıyorlardı. Abdürrahman, ağlayan annesini ve kız kardeşini gördü. Tekrar düştü ve hareketsiz kaldı. Baktılar ki ruhunu teslim etmiş. .

(Ali Eren – Dini Hikayeler.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Dua ve İbrahim Ethem Hazretleri…..

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2019

Dua ve İbrahim Ethem Hazretleri…..

İbrahim Ethem Hazretleri, tâcı tahtı terk ediyor, Seneler sonra Kendi yaptırdığı camide yatsı Namazı kılıyor, Dışarıda kar var, hava çok soğuk, “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor, Caminin bekçisi geliyor…

Bekçi: “Ne yapıyorsun burada” diyor…
İbrahim Ethem: “Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor,
Bekçi bacağından tutuyor onu ve “İbrahim Ethem senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı bu camiyi” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya…

İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor ” kibir ” olur diye, Çaresiz şehre gidiyor, Her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir ekmek fırını….
Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor, Orada çalışan işçi “Geç otur” diyor, Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah ezanı okunmaya başlıyor, Okunduktan sonra işçi dönüyor…
“Hoşgeldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne?” diyor.
İbrahim Ethem de
“Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor…

Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum, Ben onlara şimdiye kadar HARAM LOKMA YEDİRMEDİM, Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, Ezan okundu mesaim bitti, Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi kazancıma HARAM karışmaz” diyor…

İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, Sen ALLAH’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu..?” diye soruyor,
“Ben ALLAH’tan ne istediysem verdi, Fakat ALLAH’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, ALLAH’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hazretlerini göster diye, bana onu göstermedi” diyor…

“O ALLAH öyle bir ALLAH ki” diyor İbrahim Ethem Hazretleri “İbrahim Ethem’in bacagından sürükleye sürükleye , kafasına vura vura getirir sana göster, sen yeterki yürekten iste ” diyor…

Sevenin sevdiginden istedigi tek şeydir DUA…
Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir DUA…
Çaresizken sığındığımız tek limandır DUA…
Kulun RABBİY’le teke tek buluştuğu andır DUÂ…
Derlinin derman kapısıdır DUA…”
RABBİM Fırıncının Duası gibi İHLASLA Dua yapabilmemizi nasib etsin,
Kötü duygular ömrü yıpratır. Güzel duygular sevgi yaratır. Kötü insanlar kapı kapatır, iyi insanlar kendini aratır…
RABBİM şu kısa hayatımızda iyi insanlarla Olmayı nasip etsin. ( Âmin )
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2019

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Sen Efendimiz (s.a..v) hazretlerine tabi olduğun kadar;
(O Ölçü ve nisbette) senin ona tabi olduğuna hükmedilir.

Ve seninle Efendimiz (s.a.v.) hazretleri arasında, muhabbet alâkaların güçlenir, te’kid olunur.

Ve sen, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine taalluk eden şeylerin hepsiyle;
1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine salavât okumak,
2- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaret etmek,
3- Müezzin ezânî Muhammedî okurken ona cevap vermek,
4- Ezanın akabinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine dua etmek (ezan duasını okumak),
5- Benzerî amelleri ihlasla yapman nisbetinde;
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şefaatine nail olmaya müstahak olursun.

Tabiinden Hasan-ı Basrî Hazretleri zamanında bir kadın, Hazret-i İmamın huzuruna gelip:
-Ya îmam!
Benim genç bir kızım vardı. Birkaç ay evvel vefat etti. Fakat onun hasretine dayanamıyorum,öldükten sonra rüyamda da görmedim. Bana bir dua öğretiniz de, hiç olmazsa onu rüyamda görüp teselli olayım, dedi.

Hasan-ı Basrî kadına lâzım gelen duaları talim etti.
-inşallah görürsün, diyerek gönderdi.
Kadın öğretilen duaların tamamını okudu.
Cenab-ı Allah’a kızını göstermesi için hayli yalvardıktan sonra, göz yaşlan ile yatıp uyudu. Uykusunda kızını gördü. Gördü ama gördüğüne de pişman oldu. Çünkü kıza öyle azap ediliyordu ki, onu görünce kadının ciğeri parça parça oldu.
Kıza ateşten bir elbise giydirmişler, şiddetli şekilde azap olunmakta idi.
-Kadın heyecanla uykusundan uyandı, sabah olduğunda da, Hazreti imamın huzuıuna tekrar çıkarak gördüğünü anlattı. Kızının bu azaptan kurtulması için ne yapması lâzım geldiğini, ne gibi hayır hasenat ederse günahlarının affedileceğini sordu.
Hasan-ı Basrî Hazretleri, ona bazı tavsiyelerde bulundu ve geri gönderdi. Fakat bir müddet sonra Hasan-ı Basrî Hazretleri kendisi bir rüya gördü. Rüyasında genç ve son derece güzel bir kız, Cennet bahçelerinden birinde altın bir tahtın üzerinde oturmakta ve etrafına güneş-gibi parlaklık saçmakta idi.
Kız Hasan-ı Basrî Hazretlerine:
-Beni tanıdın mı? diye sordu.
Hazreti imam, tanımadığını ve hangi peygamberin kızı yahut zevcesi olduğunu sual etti. Kız şöyle dedi:
-Hani sana gelip de beni görmek için senden yardım isteyen ve rüyasında azap içerisinde görünce de, tekrar size durumu anlatıp günahımın affı için ne yapması lâzım geldiğini soran kadın var ya, işte ben onun kızıyım, dedi;
Hazreti imam:
-O kadın bana senin azap İçinde olduğunu söylemişti. Ne oldu da kurtuldun o azaptan? diye sorduğunda, kız şöyle dedi:
Ya imam!
Allah’ın sevgili kullarından biri bizim bulunduğumuz kabristandan geçti ve oradan geçerken bir Fatiha üç ihlâsla beraber üç kere de salavat getirip biz kabir ehlinin ruhuna hediye etti. işte ondan sonra, “Bu kabristanda kabir azabı çekenlerden azabı kaldırın!” diye bir nida geldi ve benimle beraber 550 kişiden kabir azabı kaldırılıp, Cennet nimetleri bize ihsan olundu, diye anlattı.

Hasan-ı Basrî Hazretleri, gördüğü bu güzel rüyayı o kadına anlatıp kızının azaptan kurtulduğunu müjdeledi ve ondan sonra bol bol Salavat-ı Şerife okumasını tavsiye etti.

Bizler de âhirete göç eden atalarımıza, ölülerimize mutlaka bir şeyler okumalıyız. Onların ilâhî rahmete gark olmaları için salavatlar okumalı, Kur”ân-ı kerim okumalı ve onların ruhlarına hayır ve hasenat yapmalıyız. Mümkün mertebe.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/350

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2019

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Anadolu Erenlerinden Ebdal Kumral Hazretleri adındaki derviş, zaman zaman Hızır Aleyhisselâm ile görüşürdü.
Bir defasında Ermeni derbendi denilen yerde dinlenirken Hızır Aleyhisselâm yanına geldi.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’a sordular:
-Efendim! Herbiri bir tarafa dağılmış olan bu Müslümanları bir çatı altında toplamak ve Müslümanların arasında birlik oluşturmak acaba mümkün müdür?”
Hızır Aleyhisselâm
-Mümkündür.
-Nasıl? Kimin tarafından olacaktır?
-Osman Gazi tarafından olacaktır. Osman Gazi ve evladı dağılmış olan Müslümanları bir bayrak altında toplayacaklardır. Osman Gazi’nin kurmuş olduğu devlet üç kıtaya hakim olacaktır.

Ebdal Kumral Hazretleri, Osman Gazinin adını duymuştu ama tanımıyordu. Hızır Aleyhisselâm devam etti.
-O genç erin geleceği çok ümitlidir. Kendisine şu müjdemizi ulaştır.
-Onu nerede bulabilirim?
-Onu, Edebâli Hazretlerinin yanında bulacaksın. Şeyhe bu mevzuda bir rüyasını nakledecektir.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’dan ayrılınca, içini bir ateş ve özlem sardı. Büyük doğuşun müjdesini İçinde hissediyordu. Heyecan ile Şeyh Edebâlî Hazretlerinin dergahına doğru yola koyuldu. İçi içine sığmıyordu. Sevinçten çocuklar gibi oynaya oynaya ve koşa koşa gidiyordu. Dergaha nasıl vardığının farkında değildi.
Bu sırada Osman Gazi, Şeyh Edebâlî Hazretlerinin Bilecik’teki Dergahı’nda müsafir bulunuyordu.
Osman Gazi o gece bir rüya gördü. Rüyasında, Edebâlî Hazretlerinin koltukları altından çıkan bir nûr, gelip Osman beyin koltuk altına girdi. O nurun girmesiyle, Osman beyin karnında bir ağaç peyda oldu.
Birden dallanıp budaklandı. Dallan çok yükseklere ulaştı. Altındaki, nice dağlar ve nehirler gölgelendi.
Onun gölgesindeki dağ ve nehirlerden birçok insan gelip İstifade etmeye başladı.
Osman Gazi bu rüyasını Şeyh Edebâlî Hazretlerine anlatırken Ebdal Kumral Hazretleri de oradaydı. Bu rüyanın yorumunda Şeyh Edebâlî Hazretleri:
-“Ey Osman! Sana müjdeler olsun. Sana ve senin evladına Cenab-ı Allah saltanat verdi, Ve dünya âlem, evladının saltanat güneşi altında ola. Ve hem kızım Mal Hatun sana helal ola…”
Ebdal Kumral Hazretleri bunları işitince karşısındaki gencin Hızır Aleyhisselâm’ın anlattığı Osman Gazi olduğunu anladı. Ve daha fazla dayanamadı. Araya girdi. Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesini Osman Gaziye ilettikten sonra ilave etti:
-Ey Osman Gazi! Sana Padişahlık verildi. Bize şükrana ne verirsin?” Osman Gazi;
-Ne vakit padişah olursam sana bir şar, şehir vereyim, dedi.
Ebdal Kumral Hazretleri;
-Bize bir köyceğiz yeter. Şehirden vazgeçtik, dedi.
-Kabulüm.
-Öyleyse bize bir kâğıt, bir vesika ver.
-Kâğıt yerine İşte bir kılıcım var, Babamdan ve dedemden kalmıştır. Onunla birlikte bir de maşrapa vereyim. Birlikte senin elinde olsunlar. Neslin bu nişanı saklasın. Eğer Hak Teâlâ beni padişahlığa eriştirirse benim neslim dahi bu alâmeti görüp kabul etsinler, köyünü almasınlar, dedi.

Zaman geçti… 1288’de Osman Gazi, babasının yerine baş seçildi. Talihi açıldı. İlerledi. Bir çok yerleri fethetti. Osmanlı Devletinin temellerini Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesiyle attı.

Hızır Aleyhisselâm’ın bu güzel müjdesini kendisine getiren, o mübarek insan, Ebdal Kumral Hazretleri çoktan vefat etmiş. Osman Gazi, Hızır Aleyhisselâm ile sohbet eden o büyük veli adına Ermeni Derbendinde bir zaviye yaptırdı. Bir çok köy ve tarlalar vakfetti.

Kaynak ; Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gerçek Müslümanlık Elden Gitti, Yerini Büyük Ölçüde Sosyolojik Müslümanlık Aldı.

Posted by Site - Yönetici Şubat 18, 2019

Gerçek Müslümanlık Elden Gitti, Yerini Büyük Ölçüde Sosyolojik Müslümanlık Aldı.

*** 90 YILLIK ÖZET ***

BU YAZIYI DİKKATLİ SİNDİRE SİNDİRE OKUMAK GEREK. HALİMİZ BUDUR!!!

– Manzara-i Umumiye

Gerçek İslam medreseleri ve gerçek tasavvuf tekkeleri kapatıldıktan sonra halkın büyük kısmı başı boş kaldı cahillik yaygın ve yoğun hale geldi.

Medreselerin ve tekkelerin yerine başka kurumlar getirilemezdi, nitekim getirilemedi.

Medresesiz Diyanet ne yapabilirdi ki…

İmam-Hatip okulları ve İlahiyat fakülteleri boşluğu dolduramadı.

Gerçek Müslümanlık elden gitti, yerini büyük ölçüde sosyolojik Müslümanlık aldı.

Küfrün asıl amacı İslam’ı bitirmek kökünden kazımak idi. Bunu yapamayınca dini tahrife yeltendiler, nice reformlar yaptılar.

Gayeleri Fırka-i Nâciye Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığını kaldırıp; yerine Şeriatsız, fıkıhsız, müeyyidesiz light ve ılımlı bir İslam getirmekti.

Tağutî güçler musalli (beş vakit namaz kılan) Müslüman istemiyordu, musallâ (ölünce tabutu camie getirilen) Müslüman istiyordu. Bunda başarılı oldular, namaz kılanların oranı yüzde ona, belki daha altına düştü.

12 Eylül darbecisi Atatürk’e tapan Kenan Paşanın okullara koydurttuğu mecburî din dersleri tam bir aldatmaca idi.

Diyanet’in, az buçuk hizmet eden bir Cep İlmihali vardı. Onu da, AB standartlarına uymadığı bahanesiyle yayından kaldırdılar.

Müslümanları, birbirinden kopuk bin parçaya ayırdılar.

Ümmet birliğini berhava ettiler.

Mü’minleri birbirine düşman ettiler.

Bazı tarikatların, cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının içine casus, ajan, provokatör, manipülatör doldurdular.

İşlerine gelmeyen âlim ve muhlis Ehl-i Sünnet hocalarını camilerde sabah namazlarında şehit ettirdiler.

İslam’ı temellerinden yıkmak için onlarca çeşit İslamcılık fırkası türettiler.

Herkes eline bir Kur’an tercümesi alsın, dinini kendi kendine öğrensin, kendi heva ve re’yi ile yorum yapsın dediler ve korkunç bir anarşi ve kaos meydana getirdiler.

Elifi görse mertek sanacak nice echel müctehid kesildi.

Din konusunda söz ayağa düştü.

Ciddî dinî konular magazinleştirildi.

Nice din sömürücüsü alçak ve rezil peydahlandı.

Din ticaretiyle muazzam servetler elde edildi.

Bazı sapık cemaatler yıllarca teşvik edildi, dine tamamen aykırı görüşler revaç buldu.

Din hizmetleri bahanesiyle Müslümanlardan, yekûn olarak yüz milyarlarca dolar toplandı, bu paraların büyük kısmı ziyan edildi.

Cahil halk arasında hoparlör, cami kalorifer ve kliması, cami halısı, cami tuvaleti fetişizmi geliştirildi.

Cami imamlığı, parayla namaz kıldırma memurluğu haline getirildi. (İhlâslı, âlim, fakih, icazetli gerçek imamları tenzih ederim.)

Dinî bir kuruluşa on binlerce feminist tayin edildi.

Kemalist ilahiyatçılar, ilahî İslam dinî ile, M. Kemal’in ölümünden sonra Dönmeler tarafından fabrike edilmiş Kemalizm ideolojisini bağdaştırmak için bin türlü hokkabazlık yaptı.

Birileri, Kur’an’ın üç yüz küsur kesin ayeti tarihseldir, bugün geçerli değildir diyen zındığı İmam ilan etti.

Allah gerçek bir Janus’tur diyerek, noksan sıfatlardan münezzeh Cenab-ı Hakkı iki çehreli bir Roma putuna benzeten zındığı büyük mücahit ilan ettiler ve kitaplarını Diyanet kitapevlerinde sattılar.

Camilere başı örtülü kadın ajanlar soktular, eşitlik istiyoruz, namazda erkeklerle birlikte ön safta birlikte ibadet edeceğiz diye ciyak ciyak bağırttılar.

Kimisi Sünneti bütünüyle inkâr etti, kimisi nice sahih hadisi inkâr etti.

Buharî ve Müslim’de bile mevzu hadis vardır diyecek kadar cür’et ve cesaret sahibi oldular.

Camilerde kadınlara ait bölümlerin kafeslerini kırdılar, perdelerini kaldırttılar.

Müslümanları aldatan, İranlı olduğu halde Afgan, Şiî olduğu halde Sünnî görünen taqiyyeci bulaşık şaibeli Farmasonu İmam edindiler.

Bütün bu habasetler ve suikastlar neticesinde Müslümanların büyük kısmı eğitimsiz, nasihatsiz, cahil kaldı.

Osmanlının ilk okullarda okutup bellettiği ilmihal kültürü elden gitti.

Dinin içi boşaldı.

Tasavvufun içi boşaldı.

İrtidat yaygın hale geldi.

Birtakım azgın kadınlar meydanlarda, “Canımızın istediği gibi sevişiriz, cenabet gezeriz” diye mitingler yürüyüşler yaptılar, bir elleri yağda bir elleri balda olan sahte dindarların kılı bile kıpırdamadı.

Önce Şeriat elinden gitti, sonra din, şimdi iman elden gidiyor, birtakım münafıkların umurunda mı?

Diyanet turistik ajans gibi hac ve umre seyahati tertipliyor, ticaret yapıyor, büyük paralar kazanıyor.

O biçim mankenler, çapkın futbolcular âlâyişli ihtişamlı umreler yapıyor. Kâbe’ye yukarıdan bakıyor.

Dinin içi boşaltılıyor ama din ticareti, din sömürüsü gırla gidiyor.

Kitapla, Sünnetle, Şeriatla kötü görülmüş, zemmedilmiş bütün günahlar, azgınlıklar, beyinsizlikler, fısk ve fücurlar, isyanlar tuğyanlar ülkeyi ve toplum sarmış vaziyette. Sahte dindarlar keyiflerine bakıyor.

Sözü fazla uzatmayayım, bir dostumun yıllarca önce gördüğü bir rüyayı anlatayım: Fatih Sultan Mehmed’i görmüş. Ordusu ile İstanbul’u kuşatmış, topların namluları şehre doğru… Topçulara ateş emri vermeye hazırlanıyor. Dostum, aman Sultanım ne yapıyorsunuz, İstanbul Müslümanların elinde deyince Cennetmekân şu cevabı vermiş: Müslümanların elinde mi, şehrin şu haline baksana…

Mehmed Şevket Eygi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2019

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Peygamberimiz (s.a.s.) zamanında Şam’da bir Yahudi hahamı vardı.
Bu haham zamanın ileri gelen Yahudilerindendi. Bir gün bin sûre ve her sûresi bin âyetten ibaret olan Allah (C.C.)’nın kelâmı Tevrat’ı okurken dört yerinde Hazret-i Peygamberimizin ismi şerifine rastladı,

Peygamberimizin îslâmiyeti anlatmakla vazifeli olduğunu ve Medine’de İslâm dinini yaydığını daha evvel çok duyuyor ve yayılan Islâmiyete ve Peygamberimize karşı büyük bir kin besliyotdu. Bundan dolayı Tevrat kitabında O’nun isminin bulunmasına tahammül edemeyerek hasedinden o dört sahifeyi yırtıp attı.

Fakat Cenab-ı Allah ona îslâmiyeti nasip edecekti, ikinci gün gene Tevrat okumaya başladığında bu sefer sekiz yerde Peygamberimizin ismi şerifine rastladı. Sekiz sahifenin sekizini de yırtması lâzımdı. Bir hayli düşündükten sonra onları da yırtmaya karar verdi, yırtarak onları da ateşe atıp yaktı.

Ne var ki Cenab-ı Allah ikaz etmeye devam ediyordu. Sabahleyin açıp da okumaya başlayınca bu sefer yirmi dört sahifede ayrı ayrı yirmi dört kere peygamberimizin ismi geçiyordu. Bu defa yırtıp atamadı. Çünkü yırta yırta o koca kitabı baştan sona bitirmesi lâzım geliyordu. Hergün ismi şerifin bir kat daha arttığını görünce, Peygamberimizin hakiki bir kurtarıcı olduğunu, Allah tarafından gönderilmiş bir Nebiyyi Kerîm olduğunu anlaması gerekiyordu, içine bir ateş düştü. Oturduğu yerden kalkarak doğru en samimi olduğu bir haham arkadaşının yanına gidip durumu anlattı, kendisine Medine’nin yolunu tarif etmesini rica etti. Arkadaşı:
-Yahu sen şaşırdın mı? O bir sihirbazdır. Sakın ha Medine’ye gideyim falan deme! diyerek sıkı sıkı tenbihte bulundu İse de o artık kararını vermişti:
-Yok, yok! İş senin bildiğin gibi değil…
Bu zamana kadar kendimizi aldattığımız yeter, ben gideceğim Medine’ye, diyerek oradan ayrıldı ve Medine’nin yolunu bilen başka kimselerden öğrenerek yola düştü.

Araya sora artık kaç günde gitti ise Medine’yi buldu ama, Server-i Kâinat Efendimizi hayatta bulamadı. Çünkü O, Medine’ye vardığında Peygamberimiz irtihal edeli dört gün olmuştu. Bir sokakta giderken, gayet nur yüzlü bir zata rastladı. Anladı onun Nur’u ilâhî ile alâkadar olduğunu… Sordu:
-Ey kardeş’. Ben yabancıyım, Resül-ü Zîşan ile müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna çıkarır mısınız? dedi. O rast geldiği sahabi Selman-ı Farisi Hazretleri idi: Merhaba, hoş geldiniz… Gelin benimle, diyerek önünde yürümeye başladı.

Fakat, Peygamberimizin Dar-i Baka’ya irtihal ettiğini ona bir türlü söyleyemiyor, gözlerinden ırmak gibi yaşlar akıtarak ilerliyordu. Yolda yanlarına Cihar Yarı Güzin efendimizi de alarak Ravza-i Mutahharaya vardılar. Orada Şam’dan îslâmiyeti kabul ederek Peygamber Efendimizle müşerref olmak için gelen o zata kabri şerifi göstererek: Senin görmek ve dinini kabul etmek için geldiğin o zatı şerif Hazreti Muhammed Mustafa’dır. Ve dört gün evvel bizi öksüz bırakarak Âlem-i bakaya göçüp gitmiştir, dediler.

îslâmiyeti kabul ederek gelen o eski haham İse onlardan daha çok ağlamaya ve gözyaşı dökmeye başladı, hüngür hüngür ağlıyordu ve dedi ki:
-Onu gören içinizde varsa ben de onları görmüş olayım, diyerek büyük bir aşkla sahabe-i kiramın yüzlerine bakıyordu.
Sonra Peygamberimizin en yakın akrabalarından olan Hazreti Ali’den vasıflarını sordu. Her hareketini dikkatlice dinledikten sonra:
– Vallahi benim Tevrat’ta okuyup öğrendiğim sizin anlattığınızın ta kendisidir, diyerek peygamberimizin sırtına giydiği bir elbisesini istedi. Selman-ı Farisi Hazretleri gidip Hırka-i Şerifi getirince alıp öptü yüzüne gözüne sürdü ve:
– Eşhedü en lâ İlahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü, diyerek îslâmiyeti kabul etmek şerefine erdi. Daha sonra ise ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
-Ya Rabbi! Sen Erhamürrâhimîn’sin, eğer benim sana ve Resulü kibriyana olan îmanımı kabul etti isen sana hamdü senalar olsun ne mutlu bana…

Artık ben Resûlüllah’ı görmeden duramayacağım, benim, ruhumu buracıkta, onun kabri başında al da, ona en çabuk zamanda kavuştur beni, diye dua etti. Cenab-ı Allah (C.C.) onun içten gelen duasını kabul buyurmuştu. Hemen düşerek ruhunu orada Cenab-ı Allah’a teslim edip Resulü Kibriya’ya kavuştu.

Eshab-ı Kiram, aldılar, yıkadılar, kefenlediler ve cenazesini kılıp islâmî usûl üzere defnettiler.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/309.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Tüccarlara Dînî Tavsiyeler..

Posted by Site - Yönetici Şubat 6, 2019

Tüccarlara Dînî Tavsiyeler..

Ticâret ile uğraşanlar şu hususlara dikkat etmelidirler:
1- Güzel niyet; ticaretten maksadı, insanlardan bir şey istemekten ve onlara muhtâç olmaktan sakınmak, kazancı ile dînî vazifelerini daha iyi yapmak ve âilesinin ihtiyâcını gidermek olmalıdır. Bu niyetle ticâret yapan kimse, mücâhidler zümresinden sayılır. Yine Müslümanlara faydalı olmaya, müminlere nasîhatta bulunmaya, adâlet ve ihsan yolunu tutmaya niyet etmelidir. Çarşı ve pazardakilere iyilikleri emredip kötülükten nehyetmeyi düşünmelidir.

2- Sanatında veya ticâretinde dînen câiz olan şeyleri yapmalı, dînin hoş görmediği sanatlardan uzak durmalıdır.
3.Tüccarı, dünya işleri ile meşguliyeti, âhiret işleri ile meşgul olmaktan alıkoymamalıdır.

4- Ticârethânesinde, dâima rızkı veren Rabbini zikretmeye devam etmelidir. Gaflet içinde olanların ve pazardakilerin arasında Allâh’ı zikretmek, en fazîletli zikirlerdendir. Hadîs-i şerîfte: “Kim çarşıya girdiği zaman ‘Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü velehü’l-hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût, biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derse Allâhü Teâlâ onun için milyonlarca sevab yazar, ondan milyonlarca günâhı siler ve onun derecesini milyonlarca yükseltir.” buyurulmuştur. (Sünen-i Tirmizî)

5-Ticârette çok hırslı olmamalıdır.

6- Yaptığı bütün işlerin ahvâlini gözetmeli, kıyâmet günü hesab için cevap hazırlamalıdır. Gerek sözlerinde gerek hareketlerinde dâima kendisini hesaba çekmelidir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2019

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında Anadoluda yaşayan âlim ve evliyanın büyüklerindendir.
Yeni Çeri ordusuna dua ederek askerlerin sırtını sıvazlayan zattır. Asıl ismi Seyyid Muhammed bin ibrahim Atâ’dır.

Horasanın Nişabur şehrinde 1281 (H. 680) tarihinde doğdu, Bütün Hayatını Kur’ân-ı kerim ve Rasûlullahın sünnetini insanlara öğretmekle geçirdi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin zikri, zikri hafiydi.
Rabıta ehliydi.
Sürekli Hızır Aleyhisselâm ile görüşen bir evliya idi.

Şu hadise, Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin ne kadar büyük bir evliya olduğunu göstermektedir: Kayseride Bahâeddin Çelebi adında bir zât vardı. Kendi hâlinde yaşardı. Hiç kimsenin kötülüğünü istemezdi. Bütün dileği çevresinin mutlu olmasıydı. Hep Ümmet-i Muhammed’in saadeti için duâ ederdi. O dönemde bölük pörçük olan Anadolu beyliklerinin Bizansa karşı birleşip kuvvet kazanmasını ve birbirleriyle uğraşıp kardeş kanını akıtmayı bırakıp bütün Müslümanların ideal ve hedefi olan istanbul’un fethedilip efendimizin övgüsüne nail olmaları İçin duâ ediyordu.
İşi bostancılıktı. Tarlasına gider kavun karpuz ekerdi. Turfanda ilk mahsulatı getirir mahallenin çocuklarına dağıtırdı. Hastalara verirdi. Fakirleri gözetirdi. Medrese talebelerine ve tekke müridlerine kağnılar dolusu kavun ve karpuz götürür hediye eder ve çırağlık verirdi. Bütün ideali insanların mutlu olmaları olduğundan hep insanların kurtuluşu İçin çalıyordu.

Bostancı Baba bir gün yine Kayserinin yukarı tarafındaki Saklan kalesinin batısında tarlasında kavun karpuzunu ekiyordu. Ezberden Kur’ân-ı kerim okuyor. Zikir ediyor. Tefekkür ediyor ve içinden Cenab-ı Allah’a yalvarıyordu.
-Ta Rabbi! Ümmet-i Muhammed’i bağışla,
Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’in günahına bakma.
Ya Rabbil Ümmet-İ Muhammed’i Hazret-İ Muhammed Mustafa hürmetine bağışla, diye dua ediyordu.

Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri bostanın kıyısındaki taşın (Haymanın) dibine gelip oturdular.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Bostancı Babaya seslendi:
-Kardeş!
Bostancı baba heyecan ile:
-Ne buyurursunuz! Efendim?”Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Bostanından bir kavun koparıp getir yiyelim?
Bostancı Baba, tebessüm etti:
Başüstüne, İnşaallâh olunca getiririm. Daha bu gün ektim. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Diktiğin yeri bir kontrol et belki olmuştur?
Bostancı Baba üzüldü. Keşke şimdi kavun ve karpuzlarım olmuş olsaydı bu yolculara yedirirdim, ne iyi olurdu. Garibanların canı bu mevsimde kavun karpuz istiyormuş, diye içinden geçirdi ve eskisi gibi:
-inşaallâh olunca bir tane değil ne kadar isterseniz sizlere veririm, dedi. Hızır Aleyhisselâm, Bostancı Babaya;
-Bir kere dolaş gör, dedi.

Bostancı Baba hayatında hiç kimsenin dileğini kırmadığı için o ekildiği gün kavun ve karpuzun bırakın olması, yeşermesinin bile tabiî olarak mümkün olmadığını bildiği halde ayağa kalktı. Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin yüzüne tebessüm ile bakarak;
-Tabiî efendim! Bir kere dolaşayım, diyerek misafirleri kırmamak İçin bostana girdi.
Bostanına girdiği an birden burnuna kavun kokusu geldiğini farketti. Bir kökte, üç tane iri kavunun büyüyerek olgunlaşmış olduğunu gördü. Bunların ikisini koparıp birisini Hızır Aleyhisselâm’a diğerini Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerine verdi ve ;
-Ey erenler!
O birisini de çoluk çocuğumuza götürelim, dedi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri de memnuniyetle kabul etti.
-Hepsi bize düşmez yâ? Kardeş payı lazım. Buraya gelirken size “Kardeşim” diye hitap etmiştim. Vedalaşıp ayrıldılar. Kayseri’nin yoluna düştüler. Bahâeddin Çelebi (Bostancı Baba) onları yolcu ettikten sonra yine bostan işlerine döndü. “Akşama kadar bu tartanın ekim işlerini bitireyim” diyerek kavun ve karpuzlarını ekmeye başladı.
Neden sonra kendi kendine sordu” Daha ekilirken kavunun bittiğini cihanda kim gördü? O azizler keramet sahibi birer evliya imiş? Bu iş onların kerameti ile zahir oldu. Eyvah neden mübarek ellerini öpüp dualarını almadım? Keşke himmetlerine nail olsaydım! Himmet, himmet!” dedi. Hayli üzüldü.

Bostanı ekmekten vazgeçip bir süre onları aradı. Bulamadı. Kendi kendine “Son pişmanlık fayda vermezmiş” deyip kalan kavunu koparıp evine gitti. Eve giderken kavunu sakladı. Halk bu kavunu elimde görse “Daha kavun ve karpuzların yeni yeni ekildiği bu mevsimde nedir bu kavun?” diyerek beni sahib olmadığım bir makam ve mevkide görmeye başlarlar. Beni ehli keramet sanırlar ve o zaman da dünya ve âhirette rezil olurum düşüncesine kapıldı. Eşine ve çocuklarına bile durumu söyleyip söylememekte tereddüt ede ede evine geldi. Evinin kapısından içeriye girince, Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerini misafir odasında oturduklarını gördü. Rahat bir nefes aldı. içinden dua etti” Sana şükürler olsum Rabbİm” dedi.

Heyecan ile selam vererek odaya girdi. Elindeki kavunu getirip ortaya koydu. Hemen onların mübarek ellerini öptü. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, heybelerindeki iki kavunu da Bostancı Babaya vererek:
-Kavunları kes de yiyelim, dedi.
Bostancı Baba kavunları kesti. Bir kısmını ailesine gönderdi, bir kısmını da misafirlerine ikram etti. Kavunları birlikte yediler, Cenab-ı Allah’a şükür ettiler ve ellerini yıkadılar. Bostancı Baba daha fazla sabredemedi ve sordu:
-Efendiler!
Size kim derler?
Bu fakire himmet edin?
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri;
-Bana Bektâş-ı Velî derler. Bu azize ise Hızır Aleyhisselâm derler, dedi.

Daha sonra Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babayı yanına çağırdı. Onun gözlerini sığayıp, sırtını sıvazladı. Ona hayır dualar etti.

Sonra Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babaya veda edip evden çıktılar. Kapının önünde İkisi de kayboluverdi. “Velilerin bir nazarı kimyadır. Kara taş, nazar ile yakut olur”
O anda Hacı Bektaşi veli hazretlerinin yüce himmetleriyle Bostancı Baba velilerin arasına katıldı. Bostancı Babanın kalp gözü açıldı. Manevi derecelere yükseldi.

Hacı Bektâş-ı Veli hazretleri, 1338 (H. 738) tarihinde de Kırşehir’e yakın bir yerde vefat etti.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cuma`ya erken gidene verilen sevaplar.

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2019

Cuma`ya erken gidene verilen sevaplar.

Kim cuma namazına ilk saatte ( ilk önce ) giderse, Allah rızası için bir deve kurban etmiş gibi olur. ( Bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır )

Kim cuma namazına ikinci saatte giderse, bir sığır kurban etmiş gibi olur.

Kim cuma namazına üçüncü saatte giderse, boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur.

Kim cuma namazına dördüncü saatte giderse, sadaka olarak bir tavuk veya horoz vermiş gibi olur.

Kim cuma namazına beşinci saatte ( en son ) giderse, sadaka olarak bir yumurta vermiş gibi olur.

İmam minbere çıkınca, gelenlerin kaydedildiği defterler ( melekler tarafından ) dürülüp kapatılır, kalemler kaldırılır ve gelenleri kaydeden melekler ( bundan sonra gelenleri yazmayıp ) hutbeyi dinlemek için minberin yanına giderler.

Hadis-i şerif. Sahih-i buhari cuma bahsi ve sahih- i müslim

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2019

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem):
Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz.”
İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.
Tatmayan bilmez.” buyurmuşlardır.

Her ferdin her şeyi bilmesi mümkün olmadığı gibi hatâdan kurtulması da mümkün değildir. Şu hâlde, ilim ehlini dinlemek mecburiyeti vardır. Dinlemeyen kimse hatada ısrar etmiş, fikrini düzeltmekten kaçınmış olur. Birinin görmediği ve bilmediğini diğeri görür ve bilir.

Yetişen zekâları (genç nesli) feyizli kitaplarla beslemeyen millet, hüsrâna uğrar. Kitaplar, deniz fenerleri gibi en karanlık devirlerde dahî maddî ve mânevî hakîkatleri insanlara işâret ederler.

Güneş dünyaya, kitaplar insanlara ziyâ verir; karanlık gönülleri aydınlatır. Bizim kitabımız Kur’ân-ı Kerim, kâinâtı ihâta eden nurları ile gönüllere akan irfân denizidir. Allâh’ın ma’bûd, insanın kul olduğunu önce kitabımız (Kur’ân-ı Kerîm) öğretir.

İnsan için en mühim sermaye zamandır. Boş vaktinde ruhlu (faydalı) bir kitap okuyan, çok şey kazanır. İyi kılıç, kötü demirden olmaz. Çorak yerde sümbül çıkmaz. Bu sebeple okunacak eserde asâlet aramak zarûreti vardır. Hayvanlar dahi otu seçmeden yemezler. Basîretli mümin mûteber olan eserlerle ünsiyet eder. Hasır dokuyucu da dokuma bilir fakat ipek dokuyamaz. Zehir, yağlı şeyler içinde gizlidir. Dikkat etmeyen mahvolduğu gibi bu devran içinde okuyacağı eseri güzelce seçmeyen kimse de mahvolur.

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku” değil, seçerek okumak gerek. Okumanın zevkine, kitap sizinle konuşmaya başladığında varırsınız. Okumak bambaşka bir şeydir. Okuma ve araştırma kâbiliyeti yirmili yaşlarda kazanılır. Yaşı ilerlemiş olanlara nispetle, gençlerin okuma ve araştırmayla meşgul olması daha zordur. Zîra hareketli oldukları için yerlerinde duramazlar, ama gençlerin de okuma ve araştırma kâbiliyetini kazanmaları gerekir. Eskiden o şartlarda, mum ışığında, otuz sene, kırk sene, elli sene kitapla meşgul olan ulemâyı düşünmek lazım. Çok okumaktan maksadımız gazete okumak değil, ciddi eserler tetkik etmektir.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: