Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Mürşide Tabi Olmak

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2016

28 İslam,minare,muezzin,dini hikayeler,

Mürşide Tabi Olmak

Mürşide tâbi olmak için keramet aranmaz
Nakşibendi Tarikatında Mürşidi Kamil;
Bir mürşide uymak için onun takva ve edebi yeterlidir. Böylesi bir velinin peygamber vârisi sıfatıyla güzel ahlakı yaşaması ve yayması en büyük keramettir.

Bu sıfatları taşıyan bir kimseden olağanüstü harika şeyler, keşifler, kerâmetler beklenmemeli, onun irşadı böyle şeylere bağlanmamalıdır.

Çünkü, Hz. Peygamber’in (s.a.v) mucize göstermesinin şart olduğu gibi, velinin keramet göstererek kendisinin veli olduğunu ispata çalışması şart değildir.

Zira kamil mürşit, yeni bir din getirmiyor ki, kendisinin yetki ve vazifesini ispata ihtiyaç duysun. Kamil mürşidin yaptığı şu:

Hepimizin mükellef olduğu dini, Allah’ın muradına, Rasulünün ahlakına uygun şekilde yaşamak ve yaşatmaktır. O, Allah ve Rasûlü adına konuşur.

Böyle bir insanın sözü ve yaşantısı, istikamet üzere olduktan sonra onun hâlinden şüpheye düşmek; dinde şüpheye düşmek gibi olur. Bu kalbin hastalığından, nefsin zulmetinden ileri gelmektedir. Arifler bunun, büyük bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir.

şu kadarını da ekleyelim:

Velilerde kerametin meydana gelmesi haktır. O, Cenâbı Hakk’ın salih kullarına bir ikramıdır. Övünme değil şükür ister. Hedef değildir. İstemekle elde edilmez, bekleyene verilmez.

Esasen hiç kimseden keramet istenmez. Bütün müminlerden istenen ihlas, istikâmet, edep ve güzel ahlak sahibi olmaktır. Ahirette herkesin amel terazisine kerametleri değil, güzel ve kötü ahlakı, buna bağlı amelleri konulacaktır.

Allahu Teala Hz. Peygamber’e (s.a.v): “Habibim! Sen emrolunduğun şekilde istikâmet sahibi ol.” şeklinde emir vermiş, hemen peşinden de bizler için: “Seninle birlikte tövbe edenler de istikâmet sahibi olsunlar.” emrini eklemiştir.

“Halbuki onlar, ancak HZ.Allah’a, onun dininde ihlas sahibi olarak ibâdet etmeleri için emrolundular.” ayet-i kerimesi, her müminden istenen asıl hedefi ortaya koymaktadır.

Bu istikâmetin hediyesi Yüce Rabbimiz rızasıdır: Çünkü ”Allah’ın kulundan razı olması, en büyük şeydir.”

Büyük veliLERİN belirttiği gibi kerametlerin en büyüğü, kötü ahlâkdan birisini terk edip, onun yerine güzel bir ahlâka sahip olmaktır.

Ariflerin şu sözü ne kadar güzel:
“Kerametten maksat Yüce Allah’ın birliğini ve kudretini iyice anlamaktır. Bir kimse, kâinatta Allah’tan başka yaratan ve yaşatan görmedikten sonra; olağan şeyleri görmesi ile harikulâde şeyleri görmesi arasında hiçbir fark yoktur.”

“Devamlı keramet isteyene ve keramete ermek için kendini amel etmeye zorlayana keramet hiç verilmez. O, ancak kendinde ve amelinde bir şey görmeyen, devamlı Allahu Teala’nın muhabbetiyle meşgul olarak, O’nun rahmetine nazar eden, nefsinden ve amelinden ümidini kesen kimseye verilir.

Güzelce iman edip sünnet-i seniyyeye uymaktan daha büyük bir keramet yoktur. Bunlar kime verilir de o hâla daha başka şeylere gönlünü kaptırırsa, gerçekten bu kimse davasında yalancı, sözlerinde iftiracı, yahut gerçek ilmi elde edememiş hata sahibi biridir.

Böyle bir kimse, sultanın huzurunda bulunma nimetine ulaşmışken, bununla yetinmeyip ahırda hayvanların hizmetine özenen kimse gibidir.”

Kerameti inkar etmek için dini bir delil yoktur. Onu fiilen ispat etmeye çalışmanın da bir anlamı yoktur. Hak olan bir şeyi inkar edenin cezası, ondan mahrum olmaktır.

Bütün akaid kitablarında geçen “keramet haktır” hükmü, hak ölçüler ve edep korunarak ulaşılan keramete aittir. Fasık ve kafirlerde ortaya çıkabilen istidraç türü şeyler, bunun dışında tutulmalıdır.

Cenâbı Hakk’ın ilminde, harikulâde, olağanüstü diye bir olay yoktur. O’nun için bir hücreyi bölmekle, ayı iki parça etmek aynıdır.

Bize gelince; hayatımızda alışıp normal kabul ettiğimiz bütün olaylar ve varlıklar, esasen her şeyleri ile birer harika ve keramet örneğidir.

Her şeyde yokluktan varlığa, ölümden hayata geçiş ispat edilmektedir.

Varlıklar âlemine iman nuru ile bakıldığında, bütün zerreciklerde Cenâbı Hakk’ın isimleri, sıfatları tecelli etmektedir.
Keramet göklerde uçmak, suda yürümek midir? Bunu denizdeki balıklar, gökteki kargalar bile yapıyor. Esas keramet, Ümmeti Muhammed’in hidayetine vesile olmaktır.” “Bizim bu âlemde bir tek işimiz var. O da yavrularımızın kalplerine ALLAH (c.c.) ve Peygamber (s.a.v.) sevgisi ile iman ve İslâm nurunu yerleştirmektir.
Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a hamd olsun.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

BASÖRTÜSÜ KONUSUNDA BİR DEĞERLENDİRME…..

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2016

giphy (1) copy

BASÖRTÜSÜ KONUSUNDA BİR DEĞERLENDİRME…..

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bazı İslam düşmanlarının iftiralarının aksine bu din kadını hor gördüğünden değil; tam aksine onu herkesin istediği şekilde göremeyeceği nadide bir mücevher gibi kabul ettiğinden onu kem gözlerden korumak istediğinden yani ona değer verdiğinden dolayı örtünme emrini getirmiştir. Şu bilinmelidir ki İslam`dan başka hiçbir sistem hangi inançtan olursa olsun sonuçta bütün insanların ulaşmak istediği en değerli yer olan Cennet`i “anneler`in ayağının altında” kabul edecek kadar; “Sizin en iyiniz kadınlarına karşı en iyi olanınızdır.” diyecek kadar ve doğum sırasında ölen kadını “şehid” kabul edecek kadar kadınlara değer vermemiştir.

Başörtüsü ve örtünme emri farz olduğu “müslümanlar” tarafından kesin olarak bilinen bir emirdir; bu konuda hiç bir şüphemiz yoktur ve müslümanlar bu emri severek yerine getirirler. Çünkü onlar Allah`ın(CC) ve Rasulunün emirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar ve “şiddeti her tarafa yayılacak olan büyük bir günün azabından” korkarlar.

Son senelerdeki başörtüsü tartışmaları bazı bilgisiz veya kötü niyetli kişilerin yanlış veya kasıtlı yorumları halkımızdan bazı kesimleri yanıltma ve sanki İslam`da örtünme emri yokmuş gibi bir hava estirme amacı gütmektedir. Birtakım yeni yetme İlahiyatçı veya din adamı görüntüsündeki şahıslar dünyada tek akıllı kendileri kalmış gibi Allah`ın(CC) ve Peygamberi`nin bu kesin emrini ilgili ayet ve hadisleri kendi hevesleri doğrultusunda yorumlayarak yozlaştırmaya çalışmaktadırlar.
Bu kişilere sormak gerekir; örtünme emrini (hâşâ) Peygamberimiz`den başlayarak asırlar boyunca bütün Sahabe herbiri yüzlerce eser vermiş bütün İslam alimleri ve sonra bütün Müslümanlar yanlış anladı da; üç-dört kitap yazmayla profesör olan bu yeni yetmeler mi doğru anlıyor(?) Tabii ki hayır…

Örtünme emrinin amaçları arasında siz değerli hanım kardeşlerimizi kem gözlerden hain bakışlardan korumak ve yabancı erkeklerin dikkatinin üzerlerinize çekilmemesini sağlamak olmasına rağmen bazı kardeşlerimiz bu emri yerine getirmeye çalışırken yaptıkları hatalarla bu amaçların tersinin gerçekleşmesine sebep oluyor ve maalesef örtünüyoruz sandıkları halde örtünmüyorlar…..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Tesettür, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2016

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

1,5 milyar kişi psikolojik bunalımda.
400 milyon kişi anksiyete (aşırı heyecana bağlı sıkıntı içinde).
340 milyon ruhsal bozukluk.
250 milyon kişilik bozukluğu.
60 milyon geri zekâlı.
45 milyon şizofreni.
40 milyon epilepsi.
22 milyon demans
8 milyon beyin travması hastası.
2 milyar sigara tiryakisi.
700 milyon alkolik.
40 milyon uyuşturucudan dolayı ölüm döşeğinde inim inim inlemektedir.
İnançsızlık ve inanç zayıflığının sebep olduğu bozukluklar sâdece bu kadar felâketle bitmiyor.

Milyarlarca insan cinsel sapıklıkların akılalmaz saplantıları içinde helâk olmuş durumda.

Yine bu sebeple kişiliksiz yığınlar yeryüzünden güven ve itimatı neredeyse kaldırmış durumdalar. Güven ve itimat yokluğu imansızlığın neticesidir.
Karı-koca ilişkileri bu sebepten bozulmuştur.
Ticari ilişkiler bundan dolayı şirazesinden çıkmıştır.
İnsani ilişkilerin dayanılmaz boyutlarda bozulması da bu sebepledir.
Bütün olumsuzlukların kanser gibi toplum bedenini sarmasının ilk sebebi imansızlık ya da iman zafiyetidir.

İmansızlıktan kasıt İslâm dışındaki bütün beşeri ve batıl düşüncelerdir.
İmanın hiç şakası olur mu? Peygamberimiz imanın, nikahın ve yeminin şakası olmaz buyuruyor.
İmanı ciddiye almayan kendisinin ciddiyetsizliğini ortaya koyar.
Türkiye’deki ve dünyadaki buhran imansızlık buhranıdır. İnsanlar ya tam iman ederler ya da ideolojilerin pençesinde kendilerini kemiren yassı bir kurt gibi aşınıp, kaybolup giderler.

İman, fikirlerin en doğrusudur. O, hiçbir zaman değişmeyecek ve değiştirilemeyecektir. İnsana değer kazandıran imandır. İnanan insanlardan daha büyük silâh yoktur. Çanakkale’yi geçilmez yapan imandır.
Allah’ın kullarına verdiği en büyük nimet iman nimetidir. Rızık, sıhhat, hayat ve geçim nimetinden çok daha büyük nimet iman nimetidir. İman, beşer bünyesine yerleşir yerleşmez düşünceye ve hayata bir enginlik getirir. Dünyamızı, amellerimizi, niyetlerimizi, dileklerimizi iman ile yenilersek mânâ ifade eder.

Peygamberimiz Efendimiz:
İman, temenni ile değil, fakat o, kalbte yerleşen ve amelin de onu doğruladığı şeydir,” buyurmuştur.

Ben imamlıyım diyen kişi hem ibâdetiyle hem de ameliyle imanını tasdik etmelidir. Yoksa yalancılığı ortaya çıkar.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin vasıf imândır.
Nisa suresinin 136’ncı ayetinde inanıyorum diyenlere “iman edin” emri veriliyor. Bunun hikmeti şu:
Ciddi bir inanışa erin.
Tam inanın.
Şek ve şüpheden uzak bir imana sahip olun.
İnandıklarınızı tatbik edin, demektir.
İman eden, sulha ve emniyete kavuşan demektir. Çünkü iman, sulh ve şükuna ulaştırır. Korkuları yok eder. Emniyet hissi verir. Elbette bütün bunlar gerçek iman edenler içindir.
Enfal suresinin 2’nci ayetinde gerçek iman edenlerin özelliklerinden bahsedilir:
“Gerçek iman edenler.
Allah, anıldığı zaman yürekleri titrer.
Karşılarında ayetleri okununca imanları kuvvetlenir.
Onlar ancak Rabb’lerine dayanıp güvenirler.”

Bizler dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım İslâmi müesseselerden yoksun bir toplumuz. Bizim yaşadığımız toplumu yönlendiren müesseseler:
TV.
Radyo.
Gazete-dergiler.
Sinema.
Tiyatro,
Video.
Moda.
Yayımlanan programlar İslâm inancını yok etmeye yöneliktir. Bu müesseselerin hiçbiri ehl-i sünneti anlatmıyor. Aksine bu inancı yok etmek gayreti içinde.
Müslümanın inancını yaşaması kurtuluş için tek çâredir. Gerisi, çaresizlik olur.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

HANIMA NASIL DAVRANMALI?

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2016

HANIMA NASIL DAVRANMALI

HANIMA NASIL DAVRANMALI?

İslâm âlimlerinden, “Hasen Fehmî Efendi”,
Âile seâdeti bâbında şöyle derdi:
Güzel huylu” olmalı bir erkek hanımına.
Şefkat ve muhabbetle davranmalı hep ona.
Ev içinde, dâimâ “Güler yüzlü” olmalı.
Ona karşı yumuşak ve nâzik davranmalı.
Önce selâm vermeli, girince eve erkek.
Hatırını sormalı, hem (Nasılsın?) diyerek.
Neş’esiz, üzüntülü görürse onu eğer,
Tesellî eylemeli söyleyip güzel şeyler.
Onu “Çok sevdiğini” bildirmeli kendine.
İştirak etmelidir sevincine, derdine.
Ağır ve zor işleri, meselâ çarşı pazar,
İşlerini, hanıma yaptırmamalı zinhâr.
Kolaylık göstermeli ona ev işlerinde.
Ve yardım etmelidir, çocuk terbiyesinde.
Yemede, giyinmede, imkânı varsa şâyet,
İyisini almaya etmeli sa’y-ü gayret.
Onu, hiç bir sûrette aslâ dövmemelidir.
Dövmek değil, “Sert” bile, hiç söylememelidir.

Resûlullah buyurdu: (Eşini dövse bir zât,
Bilsin ki, dâvâcısı mahşerde benim bizzât.)
Onun huysuzluğuna sabırlı olmalıdır.
Bir günden daha fazla dargın durmamalıdır.
Ahlâkında, huyunda değişiklik görünce,
Kabâhati, kendinde aramalı ilk önce.
Görmezlikten gelmeli, bâzı kusûrlarını.
Gizlemeli herkesten, ayıp ve sırlarını.
Ona, yanında iken ve yanında olmadan,
Hayır duâ” etmeli, kaçmalı “Bedduâ”dan.
Çünkü o, gece gündüz beyi için çalışır.
Ve onun en vefâlı “Hayat arkadaşı”dır.
Onun, kat’î sûrette kırmamalı kalbini.
Zîrâ o, beyi için adamıştır kendini.
Bâzı erkek vardır ki, nâziktir ona buna.
Lâkin “Arslan” kesilir evinde hanımına.
Önemsiz bir şeyleri bahâne eyliyerek,
İncitir hanımını, hakâretler ederek.
Şunu bilmelidir ki, “Kalp kırma”nın günâhı,
Sanki yıkmak gibidir, kazmayla Beytullah’ı.
Hattâ en büyük günah, “Küfür”den sonra gelen,
Mü’mini incitmektir, şu veyâ bu sebepten.
Îmân”dan sonra ise, en kıymetli ibâdet,
Bir mü’minin kalbini sevindirmektir elbet.
Yine bilmelidir ki, hanım “Esir” değildir.
Rabbin bir emâneti, bir “Cennet nîmeti”dir.
Bu yüzden, hanımını üzmemeli bir erkek.
Ve ona güvenmeli, çok muhabbet ederek.
Öyle olmalıdır ki hanımıyla gerçekten,
Bilsin ki: “Beyim beni, çok seviyor herkesten”.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2016

Süt Huyu Değiştirir - Süt Ahlaka Tesir Eder

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, buyurdukları gibi;
Süt, tabiatı (huy ve ahlakı) değiştirir.

Hikaye (Süt Ahlaka Tesir Eder)

Ve bundan dolayıdır ki, Şeyh Ebû Muhammed el-Cüveynî (r.h.) hazretleri, evine girdiğinde oğlu, İmam Ebe’l-Muâlâ’nm annesinden başka bir kadının memelerinden süt emmekte olduğunu gördü.
Sonra oğlunu baş aşağı tuttu ve karnını mestetti ve parmağını çocuğun ağzına koydu…
O süt çocuğun midesinden çıkıncaya kadar bunu yapmaya devam etti. Ve şöyle buyurdu:
Annesinden başkasının sütünü emmekle tabiatının (huy ve ahlakının) bozulması; benim için ölmesinden daha kötüdür!

Sonra imam (r.h.) hazretleri, büyüdüğünde, münazaralarda, kendisine bir tutukluk geldi. Ve derdi:
Bu, o sütün artiklarındandır!‘”

Bundan anlaşıldı ki, “Kim bir kadından süt emerse; hayır ve şer (iyi ve kötü olarak onların) ahlakları kendisine galip olur...”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/220.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kurban keserken okunacak dua.

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2016

kurban,Akika kurbani nedir

Kurban keserken okunacak dua.

Şu düâ okunmalıdır:
Allahümme hâzâ minke ve leke inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn. Allahümme tekabbel min fülân bin fülân.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2016

nasc4b1l-bir-zamanda-yac59fc4b1yoruz copy

Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?

Şu hadis-i şerif, günümüzde cereyan eden olayların ne büyük hadiselere gebe olduğunu ne kadar da uyarıcı bir üslupla açıklıyor.
Peygamberimiz Efendimiz Aleyhiselât-u vesselâm (mealen) buyurdu ki:
* Devlet malı belirli çevrelerin malı menfaatı yapıldığı,
* Emanetin kelepir zannedildiği,
* Zekatın angarya sayıldığı,
* İlim Allah için değil de servet, şöhret ve şehvet gibi başka gayeler için tahsil edildiği,
* Kişinin hanımına gösterdiği ilginin çok azını bile anasına göstermediği,
* Arkadaşına yaklaştığı kadar babasına yaklaşmadığı,
* Camilerde mescidlerde lüzumsuz konuşmaların ilgisiz konuların konuşulur hâle geldiği,
* Fasıkların devlet hizmetlerinin üst noktalarına geçtikleri, geçirildiği,
* Aşağılık kimselerin yöneticilik makamlarına oturtulduğu,
* Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulundurulduğu,
* Şarkıcı-türkücü kadınların türeyip sesleri ve bedenleriyle şehvetleri galeyana getirdikleri,
* Şehvetperestlerin türediği,
* Çalgıcıların el üstünde tutulduğu,
* Şarapların alenen içilip yaygınlık gösterdiği,
* Ümmetimin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği (onlara küfrettikleri, geçmişlerini inkâr ettikleri) zaman;
İşte bunlar vukua gelmeye başladığında, yaygınlaşarak arttığında:
* İşte o zaman kızıl bir rüzgâr,
* Zelzele (deprem),
* Yere batma,
* Şekil değiştirme,
* Taşlanma,
* İpi kopan bir tesbihin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden semavi (gökten) ve arızi (yerden) gelecek musibetleri böyle günlere erişenler beklesinler… (Tirmizi ).

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

HAKİKAT EHLİNİ NASIL BULURUZ…

Posted by Site - Yönetici Ocak 18, 2016

HAKİKAT EHLİNİ NASIL BULURUZ...

HAKİKAT EHLİNİ NASIL BULURUZ…

Ahir zamanda herkes gittiği yoldan memnun, takip ettiği imam veya liderin yaptığı ahkama aykırı hareketleri hoşgörür duruma gelmiş , halk nereye tabii olacağından şaşkın , kimiside daha ilmi , nefsi bilmeden kendi başına bir yol tayin etmiş gitmektedir.

Ancak Unutmamalı ki :
İslâm’ı yaşamayanlar İslâm’dan bahsetmeye sahib-i salâhiyet değildirler.
İslâm’ı yaşamadıkları halde İslâm’dan bahseden, ileri-geri konuşan, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’leri hafife alıp, ortadan kaldıranlar tahripçidirler.
Bunlar ruh adamı değil süs adamıdır, sun’i çiçeğe benzerler. Ruhları ölmüştür, yaşayan nefistir, her biri bir canlı cenazedir. Bunların hükmü budur.

Ruhu ölmüş, kalbi mühürlenmiş, nefis putuna tapmış kimseler yoldan sapmıştır ve yalancıdırlar. Zan ile hareket ederler. Kendileri saptıkları gibi, başkalarını da saptırmaya çalışırlar.

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur.” buyuruyor. (A’râf: 54)
Mahlûkun hiç hükmü yoktur, kim olursa olsun. Böyle olduğu halde emr-i ilâhî’yi kenara itip bırakan, kendi arzu ve reyini ortaya koyan, kendi nefsini ilâh olarak ilân etti demektir. Bu gibi kimselerin sözünü doğru kabul edenler de onu ilâh edinmiştir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
Resul’üm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)” (Furkân: 43)

Emr-i ilâhî’yi bırakıp kendi arzularını hüküm yerine koyan hem şirke düşmüş hem de küfre girmiştir. Bunun böyle olduğunu kesin olarak bilin. Esas budur. Öz, Allah-u Teâlâ’nın kelâmı, Resulullah Aleyhisselâm’ın beyanıdır.
Allah-u Teâlâ diğer Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
Onlar hakikaten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah’ı anmayı bile unutturmuştur. Onlar şeytan fırkasıdır. İyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır.” (Mücâdele: 18-19)

Öz ve özden alanlar öz söyler, özden nasipdar olmayanlar söz söyler. Bu sözleri söyleyenler nefis putuna dayanarak şeytandan ilham alarak ve zanna uyarak söylerler. Bunların da alâmeti budur.Nûr ehlinin kaynağı Hazret-i Allah ve Resul’üdür. Diğerlerinin kaynağı ise şeytanın iğvâsı ve kendi zannıdır.
Birisi Allah ehli, diğeri dalâlet ehlidir.
Allah-u Teâlâ’nın hükmü esastır, mahlûkun hükmü yoktur. Emir ve yasak koyma hakkı yalnız O’na aittir.

Diğer bir Âyet-i kerime’de ise:
Hüküm, yücelerin yücesi Allah’ındır.” buyuruluyor. (Mümin: 12)
Onlar ise kendi zanlarını yürüterek delilsiz ve mesnedsiz konuşmaktadırlar.
Onlar bu Âyet-i kerime’yi bilmiyor, görmüyor, görmek de istemiyorlar. Bu Âyet-i kerime’yi inkâr ediyorlar. Halbuki bir tek Âyet-i kerime’yi inkâr eden kâfirdir. Onlar ise sûreyi inkâr ediyorlar.

Hem Allah-u Teâlâ’nın hükmünü değiştirip kendi hükmünü koyuyorlar, hem de inkâra kalkıyorlar. Bu ise din-i İslâm’ı ifsattır, küfrün üzerinde bir küfürdür.
Bunlar gökkubbe altındaki insanların en şerlileridir.
Bir kimse Allah-u Teâlâ’nın bütün emirlerine riâyet etmedikçe, her nehyettiği şeyden kaçınmadıkça hiçbir zaman hakikat ehli olamaz….

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Dünyayı Terk…

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2016

colde kuyu, dini hikayeler, h.z yusufun kuyuya atilmasi,Çölde bir kuyunun başına geldi,hz-yusuf-kuyu copy

Dünyayı Terk…

Onların (tasavvuf ehlinin kâmillerinin) bazılarından rivayet olundu.

Ben bir fakîr (sofu) bir kişiyi gördüm.
Çölde bir kuyunun başına geldi.
Su tulumunu kuyuya saldı.
İpi koptu.
Tulum koyunun içine düştü.
Uzun bir zaman öyle orada kaldı. Ve şöyle dedi:
(Ya Rabbi!) Senin izzetine yemin olsun ki, (su) tulumumu almadan buradan ayrılmam! Ya da buradan ayrılmam için bana izin verirsin!” dedi.
(Bu hadiseyi rivayet zât buyurdu:)
Sonra susamış bir Ceylân gördüm.
Ceylân, kuyunun başına geldi. Ceylân kuyunun suyuna baktı. Kuyu kaynamaya başladı. (Çok kısa bir süre içinde) kuyunun üzerinde sular taştı. Bir baktım ki, o fakirin su tulumu kuyunun ağzının üzerindeydi.
Adam su tulumunu aldı. Ve ağlamaya başladı. Şöyle dedi:
-“Ya Rabbi! Senin katında benim bir Ceylân kadar bile yerim yokmuş?” O anda gizliden şöyle bir ses geldi:
-“Ey miskin! Sen kuyunun başına su tulumu ve ip ile geldin! Ceylân ise bize tevekkül ettiği için bütün sebeplerden tecrip edip (her şeyden arınarak) kuyunun başına geldi!”

Bu hikâyede, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisinden tamamen kesilmeye delâlet eden (hikmetler ve manâlar) var.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/210..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zemzem Kuyusunun Kazılması

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2016

Zemzem Kuyusunun Kazılması,Zamzam-1 copy

Zemzem Kuyusunun Kazılması

Abdülmuttaüb rüyasında, zemzem kuyusunu kazdığını gördü.[1](Rüyasında) kendisine zemzem kuyusunun yeri vasfedildi. Abdülmuttalib, zemzem kuyusunu kazmak için kalkıp harekete geçti; ama o gün oğlu Hâris’ten başka bir oğlu olmadığından zemzem kuyusunu kazma işini yapamadı. Abdülmattalib;
Eğer on oğlum olur ve bunların da hepsi bulûğ çağına ererlerse; onlardan birini, Kabe’nin yanında kurban edeceğini nezretti.
Abdülmuttalib’in erkek oğullarının sayısı, ona ulaştığında nezrini (adağını) onlara (oğullarına) haber verdi.
Oğulları ona itaat ettiler.
Abdülmuttalib, oğullarının her birinin ismini bir fal okunun üzerine yazdı.
(Fal oklarını çektiler…) Ok (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin babası) Abdullah’a çıktı.
Abdülmuttalib, Abdullah’ı Ka’benin yanında kesmek üzere eline bir bıçak aldı. (Ka’beye geldiler…)
Kureyşliler dârü’n-Nedvelerinden kıyam ettiler. Bu işe karşı çıktılar.
Ve ona;
Yapma!” dediler, “Ta ki bu konuya bakalım (bir hâl çâresi) düşünelim!” dediler.
Sonra Abdülmuttalib’i alıp, bir “Arrâfe”nin (çok bilenin) yanına götürdüler.
Arrâfe onlara;
Sahibinizin (adamınızın) karşısına on deve koyarak kur’â çekin; eğer fal okları sizin adamınıza çıkarsa; develerin sayısını onar onar yükseltin. Ta ki develere ok çıkıncaya kadar. Herhangi bir sayıda develere ok çıkarsa; Rabbiniz sizden râzî olmuş demektir. Siz de hemen o sayıda develeri kurban edin!” dedi.
Kureyşliler de öyle ettiler.
Bir fal ok’una Abdullah’ın ismini diğer tarafa da on deve koydular. Abdullah’ın ismi çıktı.
Onar onar develerin sayılarını ziyâde ettiler.
Hep Abdullah’ın ismi çıkıyordu.
Sonuçta, develerin sayısı yüz’e ulaştı.
Develer, yüz (100) olunca, fal ok’unda develer çıktı.
Tam yüz deve kurban edildi.
Etleri orada terk edildi.
O develerin etlerinden hiçbir insan ve yırtıcı hayvan men edilmedi…

İki Kurbanın Oğluyum Hadis-i Şerifi

Bundan dolayı, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
Ben iki kurbanın oğluyum!
Bu hadis-i şerif ile Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, babası, Abdullah ile İsmail Aleyhisselâm’ı murad ettiler.[1]
Ma’lum olduğu üzere, Zemzem suyu, İbrahim (a.s)’m duası, Hazret-i Hacer annemizin teslimiyeti ve İsmail (a.s)’ın hatırı için; Allâhü Teâlâ hazretlerinin, kuvvet, kudret, rahmet ve keremiyle Mekke vadisinden çıkarmış olduğu şifalı bir suyudur. Dünyada ikinci bir zemzem suyu yoktur….

Zemzem suyunun bereketiyle Mekke çölü kısa bir zamanda insanların toplandıkları ve yerleştikleri bir yer oldu….

Fakat sonradan Mekke’ye yerleşen Cürhüm kabilesinin Allah’a isyanı dolayısıyle, Yüce Allah Huzâa kabilesini onlara musallat etti. Huzâaltlar, Cürhüm kabilesini oradan çıkardı. Ka’be ve Mekke’nin idaresi Cürhüm kabilesinden Huzâa kabilesine geçti. Allah’ın emir ve yasaklan orada yaşanmaz oldu; halk. İlâhî emirleri dinlemedi. 0 sıralarda Zemzem suyu kurudu. Yeri bile kaybolup bilinmez bir hale geldi. Zemzem’in yeri, Abdülmuttalib zamanına kadar insanlardan gizli kaldı…

Uzun bir zamandan sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, Abdülmuttalib’e rüyasında Zemzem kuyusunu, şimdiki bulunduğu yerde kazmasını işaret etti. Abdülmuttalib de, bu rüya üzerine kuyuyu kazıp Zemzem suyunu çıkarttı…
Bu konuda daha geniş bilgi için “Kabe ve Mekke tarihi’ne-Fatih Yayınevi” Ve “İslam Tarihi’ne-Osmanlı Yayınevi” bakınız.

Kaynak : Bağavî Tefsiri: c.2, s. 100,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/175.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 640 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: