Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

HAZRETİ İSA ÖLMEDİ; GÖĞE KALDIRILDI!

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2016

201tevekkul,tevhid,iman,kelimei tevhid,Allah,Allah lafzi,

HAZRETİ İSA ÖLMEDİ; GÖĞE KALDIRILDI!

Son yıllarda Hazret-i İsa tartışması hiç gündemden düşmüyor. Aslında sadece bu konu değil, Müslümanların kafasını karıştırmak, 1400 yıllık İslam inancını sarsmak için her gün yeni bir dini konu tartışmaya açılıyor. Maksat belli; Müslümanları geçmişten koparmak sonra da kendilerine göre yeni bir İslam modeli ortaya koymak.

Daha önce günlerce, gazetelerde ve TV’lerde bu konu ile ilgili şunlar tartışıldı: Hazret-i İsa öldü mü, ölmedi mi? Tekrar gelecek mi gelmeyecek mi? Şimdi de gelecekse nasıl gelecek, konusu tartışılıyor.

Bu konularda bugün insanlar üç gruba ayrılmış durumda:

1- Yahudiler gibi İsa aleyhisselamın öldüğüne inananlar. Mısırlı Abduh, Şeltut, Diyanet İşleri eski Başkanı M.Nuri Yılmaz vb kimseler böyle inanıyor.

2- Hazreti İsa’nın ölmediğine ve tekrar geri geleceğine inanan fakat bu geri gelişin, ruh ve beden olarak değil de, şahsı manevi; uzlaşmaya, barışa, diyaloğa dayalı bir hareket, bir akım, bir esinti şeklinde olacağına inananlar. İbni Teymiye, İbni Kayyım vb kimseler böyle inanıyor. Fethullah Gülen de bu konudaki inancını şöyle dile getirmektedir: “Bediüzzaman Hazretleri, genel yorumu itibariyle onu şahsı manevi olarak yorumluyor. ‘Bir şahs-ı manevi olarak gelecek’ diyor. Buna kimsenin itiraz etmeye hakkı yok. Şahs-ı manevi olarak gelecek demek, bir ruh, bir mana gelecek, insanlar üzerinde bir esinti belirecek. İnsanlar anlaşacak, uzlaşacaklar. Ama böyle bir hareketin önünde bu işin bayraktarlığını yapan belki rehberler olacak.” (Zaman, 30.3.2004, Fethullan Gülen’in röportajından)

3- Hazret-i İsa’nın ölmediğine, onun yerine, İsa aleyhisselama hıyanet eden havari Yehuda’nın çarmıha gerildiğine, hazreti İsa’nın kıyamete yakın tekrar ruh ve beden beraber olarak geleceğine, evlenip çocuğu olacağına, Deccal ile savaş yapacağına, 40 yıl hüküm sürüp Medine’de Resulullah efendimizin yanına defnedileceğine inananlar. 1400 yıldan beri Ehli sünnet inancında olan Müslümanlar hep böyle inanmışlardır. İsa aleyhisselam, geldiğinde peygamberliği uhdesinde kalarak son din olan İslamiyeti yayacak. Resulullahın ümmeti olacak. Bütün peygamberler peygamberimizin ümmeti olmayı arzu etmişlerdi zaten. Cenab-ı Hak da her birinden bu konuda söz almıştı.
Şimdi bunlarla ilgili bugüne kadar yapılan tartışmalara ve gösterilen delillere bir bakalım:
Son devir Ehli sünnet alimlerinden şeyhülislam vekili Muhammed Zahid el-Kevserî, Mısır’da bulunduğu sıralarda, Hz. İsa’nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği meselesine dair “Nazretu’n-Abira” isminde bir kitap yazmıştır. Kevseri, bu konuda Kur’an-ı kerimde bulunan ayeti kerimeleri ele alarak inceledikten sonra, bu ayetlerin Hz. İsa’nın ineceğini çok açık, sarih, kesin bir şekilde ifade eder. Üstad Kevseri konu ile ilgili hadislerin mütevatir derecesine ulaşan hadisler olduğunu belirtir. Mütevatir hadis, her asırda yalan söylemesi mümkün olmayan çok kimselerin bildirdjği hadislerdir. Mütevatir hadislerin akide ve inanç konusunda kesin bir delil olduğu konusunda, alimler arasında tartışmasız kabul edilen müşterek görüşü hatırlatır. Akide ve inanç konusunda mütevatir hadisler de Kuran ayetleri gibi bir kaynak oluşturur. Bu konuda alimler arasında herhangi bir ihtilaf mevcut değildir.
Kevseri, Kuran ve sünnet naslarının yanı sıra, bu hususta eskiden beri Müslüman alimlerin arasında görüş birliği (icma) olduğunu belirtir. İslam alimleri, Hz. İsa Mesih’in kıyametten önce yeryüzüne ineceği ve aynı zamanda zuhur edecek olan kötülük ve şerrin lideri Deccali öldüreceği hususunda birleşmişlerdir.
Bu husus çeşitli muteber sahih hadis kitaplarında yer almış, bunun yanı sıra eski-yeni akaid kitaplarında kıyamet alametleri arasında sayılmıştır. Bu mesele, bu konuda gelen ayet ve hadislerin açık anlamları ve buna dayanan ortak dini kanaat nedeniyle içtihadi bir mesele olarak addedilmemiştir… Tam tersine ümmet içinde herkesin paylaştığı ortak bir dini akide olarak kabul edilmiştir..

Bu konu geçmişte de Ehli sünnet dışı kimseler tarafından zaman zaman dile getirildiği için, İslam alimleri, İsa aleyhisselamın ölmediğine, ruh ve beden beraber olarak tekrar geleceğine dair 20’den fazla kitap yazmışlardır. Bunlardan biri de Hindistan’ın büyük alimlerinden Enver Şah Keşmiri’dir. Keşmiri, Et-Tasrih bima tevatere fi nüzuli Mesih adlı eserinde, İsa aleyhisselamın geleceği konusundaki hadis-i şeriflerin mütevatir olduklarını inkarının küfür olduğunu bildiriyor.Çünkü, mütevatir hadisler âyeti kerimeler gibi kesin bir bilgidir. Bu haberlerin doğru veya yanlış olması hiç kimse tarafından tartışma konusu yapılamaz. Bu nedenle Fıkıh usulü alimleri bunları mutlaka kabul etmenin, gereğiyle amel etmenin zorunlu olduğunu belirtirler. İtikat konularında Kur’an-ı Kerimle birlikte mütevatir hadislerin dini bir delil ve hüccet olduğunu tartışmasız kabul ederler.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İNCİL’İN BOZULMASI – RESİMLİ EROTİK İNCİLLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2016

BARNABAS İNCİLİ’NDEN BÖLÜMLER

İNCİL’İN BOZULMASI – RESİMLİ EROTİK İNCİLLER

İncildeki ilk tahribatı Yahûdî olan Bolüs sinsice yaptı. Daha sonra, Yunancaya ve Lâtinceye çevrilirken Putperest Romalılar ve Yunanlılar kendi inançları doğrultusunda değişiklik yaptılar. İncil’deki tek Allah inancının üçe çıkarılmasında, Yunanlıların Eflâtun felsefesinin büyük etkisi oldu.
Ayrıca İncil’in en eski şekli olan İbrânice nüshası başka dillere yanlış tercümeler ile aktarıldı. Mesela, İbrânicede “Baba” kelimesi yalnız bir çocuğun kendi babası değil, aynı zamanda “hürmete değer büyük bir şahsiyet” mânâsına gelmesine rağmen, bu mana verilmedi.
Bunun gibi “Oğul” kelimesi de İbrânicede çok kereler bir şahsın rütbece ve yaşça kendisinden daha küçük olan, fakat kendisine son derece bir sevgi ile bağlı bulunduğu bir şahsı tasvir etmek için kullanılmaktadır. İncildeki, “oğul” kelimesi, “Allah’ın sevgili kulu” mânâsına gelmesine rağmen bu manada kullanılmadı.

Bütün bunlara rağmen bugünkü İncil’in bile birçok yerlerinde Allah’ın tek olduğu, Îsâ aleyhisselâmın ise bir “Peygamber” olarak gönderildiği yazılıdır. Bunların bir kısmı şöyledir:
Markus (12:30): Allahımız tektir. Tesniye (4:25): Yalnız bir Allah olup, ondan gayrisi yoktur. Îsâ’ya (45:5): Rab benim, benden gayri ilâh yoktur. Yuhanna (5:3): Îsâ dedi ki, ben kendiliğimden bir şey edemem, işittiğime (yâni bana verilen vahye) göre hüküm ederim. Kendi irâdemi (bir şeyi yaptırmak arzusu) değil, ancak beni gönderenin (yâni Allah’ın) irâdesini ararım.
(Matta 27:57): Îsâ aleyhisselâm onlara; “Peygamber, kendi vatanından ve evinden gayrı yerlerde de îtibârsız değildir.” dedi. (Yuhanna 8: 26-27): Beni gönderen Allah’tır. Ben dünyâya ancak O’ndan işittiklerimi söylerim.
Bütün bu cümleler bugün Hıristiyanların elinde bulunan İncil’den alınmıştır. Yâni ne kadar değiştirirlerse değiştirsinler, hâlâ İncil’de muhakkak hakîki İncil’den kalma doğru sözler bulunmaktadır.
Mızrak çuvala sığmıyor. İnsaf sahibi Batılı ilim adamları da bugünkü İncillerin gerçek İncil ile ilgilerinin olmadığını bildiriyorlar:
Moody İncil Enstitüsünden Dr. Graham Scroggie, “İncil, Allah Sözü müdür?” adlı kitabının 17. sahifesinde diyor ki: “Evet, İncil insan eseridir. Bazı kimseler, neden olduğunu anlamadığım sebeplerden ötürü, bunu inkâr etmektedirler. İncil, insanların dimağında teşekkül etmiş, insanlar tarafından insan dili ve insan eli ile yazılmış ve tamamiyle insan karakteri taşıyan bir eserdir.”
Başka bir din adamı Kenneth Gragg, Hıristiyan olmasına rağmen, şöyle demektedir: İncil’in Ahd-i Cedîd kısmı, Allah sözü değildir. Burada doğrudan doğruya insanların anlattıkları hikâyeler, herhangi bir işin nasıl yapıldığını gören insanların görgü şâhitliği vardır. Sırf insan sözü olan bu kısımlar Kilise tarafından insanlara Allah sözüymüş gibi nakledilmektedir.”
Teolog Prof. Geyser: “İncil’in tamâmı Allah kelâmı değildir.” demektedir.
İncil’de yazılı hususlara, bilhassa,“Allah, oğul ve rûhülkudüs” gibi üçlü tanrıya inanmayan papalar bile ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri olan Papa Honorius, üçlü tanrıyı katiyetle reddettiği için ölümünden 48 sene sonra İstanbul’da toplanan Sinod (Papazlar Heyeti) tarafından resmen lânetlenmiştir (Sene M. 680).

Fransa’da yayınlanan L’Evenement Du Jeudi dergisinin Temmuz-1993 sayısında da bugünkü İncillerin sahte olduğu belirtilerek deniliyor ki: “Gerçek İncil’i artık açıklama zamanı geldi… Ancak, bazı güçler, Hıristiyan ve Yahudi medeniyetlerini kökünden sarsacağı için gerçek İncil’i açıklamıyorlar.” Zaman zaman yapılan bu ve benzeri açıklamalar bugünki mevcut incillerin gerçek incil olmadığının delilleridir.
İnciller içinde doğruya en yakın olanı, “Barnabas” incilidir.

GERÇEĞE EN YAKIN İNCİL BARNABAS İNCİLİ

Barnabas İncili’ni kaleme alan Kıbrıs doğumlu Joses idi. Kendisi hazret-i Îsâ’ya inananların en başında gelmekte ve Havârîlerin arasında önemli bir yeri bulunmaktadır. Kendisine verilen “Barnabas” lakabı, nasihat verici, iyiliğe teşvik edici anlamına gelmektedir.

Barnabas’ın İncili; bugüne kadar gelen İncillerden gerçek İncile en çok yakın olandır ve en önemlisidir. Barnabas İncili’nde, son Peygamberin 600 veya 1000 sene kadar sonra geleceği bildirilmektedir. Bu İncil’de, tek Allah inancından bahsedilmekte ve teslis yani üç ilah inancı yalanlanmaktadır.
Avrupa ansiklopedilerinde, “Barnabas İncili diye bildirilen kitap, 15. yüzyılda İslamiyeti kabul etmiş bir İtalyan tarafından yazılmıştır” denilmektedir. Halbuki, Barnabas İncili daha 3. yüzyılda, yani hazret-i Muhammed’in gelmesinden asırlar önce aforoz edilerek ortadan kaldırılmıştır. Demek ki, daha o zaman da içinde fanatik Hıristiyanların işine gelmeyen, teslisin aleyhinde olan, başka bir Peygamberin geleceğini haber veren bahisler vardı. Şark Hıristiyanları, yakın zamana kadar bu İncil’i okurlardı.

Barnabas’ın bu İncili, târih boyunca çeşitli defalar ortadan kaldırılmak ve bütün nüshaları kaybedilmek istenmiş olmasına rağmen, Papa Damorus tesadüfen eline geçen bir nüshasını Papalık Kütüphânesinde saklamıştır.
Kitap, 1590’da el yazısı ile İbrâniceden İtalyancaya çevrilmiştir. Bu nüsha elden ele dolaşarak 1713 yılında Prens Eugene’e ulaşmış ve ölümünden sonra Viyana Kraliyet kütüphanesine nakledilmiştir. 1907’de Bay ve Bayan Ragg tarafından İngilizceye tercüme edilerek Oxford’da basılmış, fakat esrârengiz bir tarzda ortadan kaybolmuştur. Ancak bugün de, British Müseumda ve Amerikan Kongresi Kütüphânesinde birer nüshası halâ muhafaza edilmektedir. Barnabas İncili, Pakistan Kur’ân Konseyi eliyle 1973’te tekrar basılmıştır.
Resullerin İşleri” kitabında bildirildiğine göre, Hz. İsa’nın ardından ayrılıkların başlamadığı ilk dönemlerde, iman edenler tek yürek ve tek can idi ve hiç biri kendisinin olan şeyler için ‘benimdir’ demiyordu, her şey onlar için ortaktı. Her biri, tarlalarını,evlerini satıp bedellerini getirerek resullerin ayakları önüne koyuyorlardı; ve her birine ihtiyacına göre dağıtılıyordu.
İşte bu zamanda Resullerce çağrıldığı şekliyle Barnabas tarlasını satmış ve parayı getirip resullerin önüne koymuştu. Bu olaydan sonra Barnabas adı Resuller’in İşleri’nde sık sık geçer. Şehir şehir dolaşan Barnabas, Allah’ın sözünü her gittiği yerde ilan etmekte, kardeşlerine yardım için koşmakta ve pek çok kişinin Hakk Dine girmesine sebep olmaktadır.
Barnabas ilk dönemlerde Pavlos’la birliktedir. Fakat, bir süre sonra aralarında, şehirleri dolaşırken Markos denilen Yuhanna’yı da yanlarına alıp almama konusunda şiddetli bir tartışma çıkar ve nihayet ayrılırlar. (Resuller’in İşleri, 15: 36 – 41)
Bu ayrılma olayından sonra Resuller’in İşleri’nde Barnabas adı bir daha geçmez ve sürekli Pavlos’tan söz edilir. Buradan, Barnabas ile Pavlos arasında ‘iman’ konusunda derin ayrılığın söz konusu olduğu anlaşılıyor. Nitekim, Barnabas, İncili’nin girişinde şöyle der:
Şeytan tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz akideyi va’z ederek İsa’ya Allah’ın oğlu demekte, Allah’ın sonsuza değin emrettiği sünnet olmayı reddetmekte ve her türlü kirli etin yenmesine izin vermekte olduğundan kurtulasınız, Şeytan tarafından aldatılmayasınız ve Allah’ın hükmü önünde hüsrana uğramayasınız diye, İsa ile yaptığım konuşma ve görüşmelerde gördüğüm ve duyduğum gerçeği yazıyorum.”
Barnabas’ın bizzat kendi yazdıklarına göre, Pavlos’la bir süre arkadaşlık yapmış, fakat, her peygamberden sonra olduğu gibi, Hz. İsa’dan sonra da izleyicileri arasında ayrılıklar çıkmış, bu ayrılıklar dinin özüne de inmiş ve Pavlos, Tevhid’i Şirk’e çevirenlerin başında yer alırken, Tevhid’den kopmayan Barnabas ise, Hz. İsa’nın gerçek dinini, ona inananlar Şeytan’a kanmasınlar diye yazıya geçirme gereği duymuştur.

BARNABAS İNCİLİ’NDEN BÖLÜMLER

Barnabas İncili gerçek incile en yakını olduğu için, ihtiva ettiği bilgiler diğerlerinden çok farklı. Örneğin, Barbabas incilinde geçen şu bölüm Peygamberimizin geleceğini, son Peygamberin Muhammed aleyhisselam ve son dinin de İslamiyet olacağını açıkca bildirmektedir:
Hz. Îsâ, kendisine, ‘Sen Allahın Oğlusun’ diyen Petrusa çok kızdı. Onu azarladı. Ona, “Def ol” benden uzaklaş! Sen şeytânsın ve bana fenâlık yapmak istiyorsun dedi. Ondan sonra havârîlerine dönerek, bana böyle söyliyenlere yazıklar olsun! Çünki, Allah bana, bunlara la’net etmek emrini verdi, dedi.”
Ben kimsenin günâhını af edemem. Ancak Allah günâhları af eder.”
“Ben bu dünyaya, cenâb-ı Hakk’ın dünyaya selâmet getirecek olan Resûlünün yolunu hazırlamak için geldim. Fakat sizler dikkat ediniz! O gelinceye kadar sakın aldatılmayasınız. Çünki benim sözlerimi alıp benim İncîlimi bozacak birçok yalancı peygamberler zuhûr edecektir.”
O zaman Andreas’ın, geleceğini söylediği bu Resûl hakkında bize bazı işaretler söyle ki Onu bilelim dediklerinde şöyle cevap verdi: “Bu Resûl sizin zamanınızda gelmeyecektir.Benim İncîlim tahrîf edilmiş olacağı ve hakîkî inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelecekdir. İşte o zaman, cenâb-ı Hak insanlara acıyarak, elçisini gönderecekdir. Onun başının üzerinde daimâ beyaz bir bulut bulunacaktır. O çok kudretli olacak, putları kıracak, puta tapanları cezalandıracaktır. Onun sayesinde,
insanlar Allahı tanıyacak ve Onu ta’zîz edecek ve ben de o zaman hakîkî olarak tanınacağım. Benim insandan başka bir şey olduğumu söyliyenlerden intikam alacaktır.”
“Kardeşlerim! Ben topraktan yaratılmış bir insanım. Sizin gibi toprak üzerinde yürüyorum. Günahlarınızı bilin ve tevbe edin! Kardeşlerim! Şeytân, Romalı askerlerin yardımı ile, size benim Allah olduğumu söyliyerek sizi aldatacak. Onların, sahte ve yalancı ilahlara kulluk ederek Allahın la’netine uğrayacaklarını görerek, onlara inanmayınız”
“Benim tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dinini tüm dünyaya yayacak alacak olan Elçi’nin gelmesindedir. Ve, bana teselli veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından el değmeden korunacak olmasıdır.”
Sordular: “Allah’ın Elçisi geldikten sonra, başka peygamberler gelecek mi?”
Hz. İsa cevap verdi: “Ondan sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler gelmeyecek ama pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum. Çünkü, Şeytan onları yerlerinden kaldıracak da, kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.”
Sordular: “Bu tür dinsizlerin öne süreceği hüküm nasıl bir şeydir?
Hz. İsa cevap verdi: “Bunların öne sürdüğü, kurtuluşa götüren gerçeğe inanmayan, lanete götüren bir yalandan ibarettir. Dünya hep gerçek peygamberleri horlamış ve bu yalancıları sevmiştir.
Sordular: “Bu elçiye ne ad verilecek ve hangi işaretler onun gelişini ortaya koyacaktır?”
Hz. İsa cevap verdi: “Onun adı hayranlık uyandırır, çünkü Allah, ruhunu yaratıp da, bir nur içine konulduğu zaman ona bu adı kendisi vermiştir. Allah dedi: “Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet’i, dünyayı ve her türlü mahluku yaratacağım, içlerinden seni bir elçi yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak, kim seni lanetlerse lanetlenecektir. Seni, dünyaya gönderdiğimde senin sözün gerçek olacak. O kadar ki, gök ve yer düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. Muhammed O’nun kutlu adıdır.”
O zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: “Ey Allah, bize elçini gönder! Ey Muhammed, dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!”

RESİMLİ EROTİK İNCİLLER

Gazetelerde İncil’i okutma kampanyaları ile ilgili haberler çıkmıştı. Gençler İncil’e, Hıristiyanlığa ilgi duymadıkları için yeni metotlar deniyorlar. Çünkü son 50 yıldır, gençler hızla Hıristiyanlıktan uzaklaşmaktalar.
Sebebi de İncillerdeki çelişkili ifadeler. Çünkü birçok İncil var piyasada. Her biri farklı farklı. Gerçek İncil bir tane olduğuna göre bunların hangisi doğru?
İncilleri okuyanlar manasını anladıkları halde ondan uzaklaşıyorlar. Manasını anlamadıkları halde, Kur’an-ı kerim okuyanların, Müslüman olanların sayısı çığ gibi büyüyor. Bu tespit bizim değil kendilerinin.
Şimdi gelelim haberlerden birine: Resimli incil ile ilgili. İncillerin ‘‘erotik’’ baskısı yapılıyormuş. Sebebi, İncil’i daha çekici hale getirmekmiş. Bunu nasıl yapacaklarını merak ediyorsanız söyleyeyim: Ünlü modellerin fotoğrafları, resimleri konacakmış yeni baskı İncillere.
Bunun için İsveçli girişimciler, İncil’in erotik versiyonu için çalışmalara hemen başlamışlar. Amaçları da özellikle İncil’i 15-30 yaş grubu için daha çekici hale getirmekmiş. Girişimciler böyle söylüyor. Nasıl çekici hale getirileceği hususunda biraz daha detay veriyorlar: Erotik yani müstehcen İncil’de dünyanın önde gelen ünlü fotomodelleri ve fotoğrafçıları kullanılacakmış. İncil adeta bir ‘‘magazin ’’ haline getirilecekmiş. Bunun için de, dünyanın en ünlü iki modeli Claudia Schiffer ve Markus Schenkenberg, Adem ve Havva rolünde poz vereceklermiş. Adem ve Havva’nın New York’ta sokakta el ele… yürüyüşlerinin fotoğraflarını yeni magazin İncil’in sayfalarına yansıtacaklarmış.
Bu pozların da sıradan bir fotoğrafçı tarafından çekilmesi beklenemez tabii ki. Bu görüntüler ünlü fotoğrafçı Paolo Roversi tarafından çekilecekmiş.
Hatırınıza gelmiştir herhalde. Bütün bu kepazeliklere Kilise, Hıristiyan din adamları ne demişler, nasıl bir tepki göstermişler. Buna niçin tepki göstersinler ki. Tepki anormal şeyler için gösterilir. Yapılanlar onlara göre anormal şeyler değil ki tepki göstersinler.

Birkaç yıl önce, bir filimde Hz. İsa rolündeki adam iğrenç işler yaptığı için, Avrupa’daki Müslümanlar ayaklanıp filmin gösterildiği sinemayı kuşatmamışlar mıydı? Hıristiyanların kılı bile kıpırdamamıştı. Bunlardan nasıl bir tepki bekleyebilirsiniz ki.
Tepki göstermedikleri gibi, takdir bile etmişler. Hıristiyan din adamları da ‘‘esas’’ın tadını kaçırmamak şartıyla bu ilginç girişimi desteklediklerini ve memnunlukla karşıladıklarını ifade etmişler.
Halbuki ellerindeki bozuk incillerde de bu tür, erotik yaklaşımlar yasaklanıyor. Mesela Matta İncilinde, zina yasak olduğu gibi, zinaya sebep olan kadına da şehvetle bakmanın yasak olduğu yazılıdır. (Matta Bâb 5, ayet 27-28) Hal böyle iken, Hıristiyan milletler bırakın zinayı, homoseksüel erkeklerin evlenmesine bile izin veriyor, bunun için kanun çıkartıyorlar.
Gelelim şimdi diğer bir habere. Haberin başlığı şöyle: “Bak, peygamber futbol oynuyor!” Haber sonra şöyle devam ediyor: “Gençlere Hıristiyanlığı sevdirmek adına ünlü modellerin çıplak resimlerinin yer alacağı bir İncil’in bastırılmasının ardından, Amerika’da bir firma da Hz. İsa’yı çeşitli sporlar yaparken gösteren süs eşyaları satmaya başladı.
Christian Supply firması tarafından internet üzerinde satışa sunulan eşyalar büyük ilgi toplamış. Hz. İsa’yı beyaz kıyafetler içinde futbol, basketbol ve beyzbol oynarken gösteren eşyalar, tanesi 20 dolardan satılıyormuş. Bu girişimin sebebini, “Böyle bir eşya üretmelerinin nedeninin Hz. İsa’yı günümüz şartlarına uyarlamak” olduğunu söylüyor şirket yöneticisi Laura Traina.
Derler ya, araba yoldan çıkınca nerede duracağı belli olmaz. Dinler ilahi mesajdır. Orijinalliği muhafaza edildiği müddetçe etkili olur. Eğer orijinalliği bozulmuşsa hangi kılıfa sokarsanız sokun ilgi çekmez. Aksine itici olur. Bugünkü Hıristiyan aleminin durumu da zaten bunu açıkca gösteriyor. Harcanan milyarlarca dolara rağmen halk Hıristiyanlıktan uzaklaşıp hızla dinsiz oluyor. Çırpındıkça da daha çok batıyorlar dinsizlik batağına.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2016

20120603_194237 copy (2)

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Kıyâmet gününde bir nidâcı şöyle seslenir:

Fazîlet sâhibi kimseler kalksınlar!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi, cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Fazîlet sâhibi kimseleriz.”

“Sizin faziletiniz nedir?”

“Bize kaba davrananlara yumuşak huylu davranırdık, zulmedildiğimiz zaman sabrederdik, kötülük yaptıkları zaman bağışlardık.” derler.

“Peki, öyle ise girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Sabredenler kalksın!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Biz sabredenleriz.” “Neye sabrederdiniz?” derler.

“Allâhü Teâlâ’ya ibâdet etmek husûsunda nefsimize karşı sabrederiz, Allâhü Teâlâ’ya isyan etmemek ve günah işlememek husûsunda da nefsimize ve onun vesveselerine karşı sabrederiz.” derler.

“Peki, o hâlde girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Dünyada iken Allâhü Teâlâ’ya komşu olanlar kalksınlar!” Bir takım insanlar kalkarlar fakat bunların sayısı çok azdır. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar, aynı konuşma bunlar arasında da geçer.

“Allâhü Teâlâ’ya dünyada nasıl komşu oldunuz?” derler.

“Biz Allah için birbirimizi ziyâret ederdik, Allah için birbirimizle sohbet eder, malımızdan Allah için cömertçe verirdik.” derler.

“Peki, girin o hâlde cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

(Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

SÖZLE ÇOK UĞRAŞMAK – Edebiyat Yapmak Dogrumu!

Posted by Site - Yönetici Şubat 18, 2016

Edebiyat Yapmak Dogrumu,hadis.Edebiyat yapacağım

SÖZLE ÇOK UĞRAŞMAK – Edebiyat Yapmak Dogrumu!

Edebiyat yapacağım veya düzgün konuşacağım diye, yapmacık hareketlerde bulunmak, ağzı eğip bükmek de dilin zararlarından biridir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ben ve ümmetim içinde Allah’dan korkanlar, yapmacık, süslü püslü hareketlerden uzağız.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Benim için en sevimsiz ve benden uzak olan,kendini beğenip ağzını eğip-bükerek edebiyat yapmaya kalkışan ve lafı uzatanlardır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ümmetimin kötüleri bol nimetler edinip çeşitli yemekler yiyen, renkli elbiseler giyen ve ağzını eğip – bükerek konuşanlardır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Dikkat edin, söze dalıp gereksiz yerde lafı uzatanlar, mahvolmuş lardır.

Amr, bir şey istemek üzere babası sa’dın yanına gitti ve uzun girişlerle söze başladı. Bunun üzerine Sa’d şöyle dedi: ” İhtiyacın en uzak kaldığın gün bugündür. Zira Resulü Ekremin şöyle buyurduğunu duydum:
Bir zaman gelecek, insanlar sözlerini ağızlarında, ineklerin geviş getirmesi gibi geveleyip duracaklar.
Yani, sen sözünü geveleyip durma, ne diyeceksen de.
Dilin zararlarından biriside budur. Sanat yapayım diye lafı uzatmak, evelemek, kısa anlatmak mümkünken uzun uzadıya konuşmak, hepsi bu hükme girerler.

Hitap ederken düzgün konuşma, aşırıya kaçmadan arzusunu güzelce anlatma bu kapsama girmez. Zira hitaptan gaye kalbleri yumuşatmak, harekete geçirmektir, güzel sözün ise bundaki rolü büyüktür. Onun için hitaplarda ölçülü olmak kaydıyla böyle konuşulabilir. Ama sohbetlerde, karşılıklı konuşmalarda buna lüzum yoktur.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SÖVMEK ve ÇİRKİN KONUŞMAK

Posted by Site - Yönetici Şubat 17, 2016

sövmek,ana babaya sövmek,dine sövmek, kurana sövmek,islama sövmek,SÖVMEK ve ÇİRKİN KONUŞMAK - FUHUŞ

SÖVMEK ve ÇİRKİN KONUŞMAK 

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Aman çirkin ve fahiş sözlerden kaçının. Zira Yüce Allah çirkin ve fahiş konuşmaları sevmez.

Peygamberimiz Bedir cenginde öldürülen müşrikler aleyhinde kötü konuşmayı yasaklayarak şöyle buyurdu:
Onları sövüp haklarında kötü söylemeyin. Zira söylediklerinizden onlara bir şey gitmez. Ancak geride kalanlara eziyet etmiş olursunuz. İyi bilinki, çirkin ve fuhuş söz kötülenmiştir.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Mümin yermez, lanet etmez, fahiş söz söylemez ve kimseyi kınamaz.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Cennet , fahiş ve çirkin söz söylemeyenlere makamdır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Cehennem ehlinden öyle kimseler var ki, onların ağızlarından çıkan pislik konusundan bütün cehennemdekiler feryad edip, “bunlar kimdir?” diye sorarlar. Kendilerine: “Bunlar, duydukları her fahiş ve çirkin sözü sevip söyleyen kimselerdir” diye cevap verilir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Eğer fuhuş erkek olsa, kötü bir insan olurdu.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Boş ve fahiş sözler, nifakın dallarından birer daldır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Yüce Allah sokaklarda dolaşıp fahiş ve çirkin söz söyleyenleri sevmez.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Fuhuş ve karşılıklı çirkin söz söylemenin İslamda yeri yoktur. İslamiyette insanların en güzeli, ahlakı en güzel olandır.

Fuhuş , çirkin şeyleri açık sözlerle anlatmaktır. Bunlar genellikle cinsi münasebet ve bu hususlarda konuşurken söylemek
istediklerini şeyleri ima yoluyla söylerler. Kötüler ise çok açık ve çirkin konuşurlar.
Çirkin söz söylemenin sebebi ya karşıdaki adama eziyet etmek veya arkadaşlık yaptığı kötü kimselerden öğrenip bunu alışkanlık haline getirmektir. Sövüp saymak bayağı insanların adetidir.

Birisi Resulü Ekrem’e gelerek “Bana vasiyet et” dedi.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Allah’tan kork. Birisinin senden bildiği bir kusurdan dolayı onu ayıplamaya kalkışma. Bu şekilde davranırsan günahı onun, sevabı ise senin olur. kimseye kötü söz söyleme.”

Birisi Resulü Ekrem’e sordu:
“Akrabalarımdan biri bana kötü söz söylüyor. Ben de aynı şekilde kendisine karşılıkta bulunabilir miyim?”
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Karşılıklı olarak birbirine sövenler şeytanlardır. Onlar köpek gibi itişir, yalan konuşur ve ayrılırlar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Mü’mine sövmek fasıklık, mümini öldürmek ise küfürdür.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Karşılıklı bir birine sövenlerin günahı, sövülen taraf başlayıncaya kadar ilk defa sövendir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
En büyük günahlardan biri, kişinin ana-babasını sövmesidir.

İnsan ana babasına sövermi?” diyenlere şöyle buyurdu: “O başkasına küfreder, başkası da onun babasına küfreder.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

LANET ETMEK ….

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2016

Lanet hakkında hadisler,lanet etmek.lanet ne demek.,hocaeefendiden-dua copy

LANET ETMEK

Lanet ister insan, ister hayvan ve ister bitkilere olsun, kötüdür.
Peygamberimiz ( s.a.v.) buyuruyor ki: “Mümin lanet etmez.”

Peygamberimiz (S.AS.) buyuruyor ki:
“Allah’ın gazabiyle, lanetiyle ve cehennemle lanetleşmeyin.”

Kuteyde diyor ki:
“Birbirlerine lanet okuyan kavim, laneti hak eder.”

Peygamberimiz (S.A.S.) seferde iken bir kadın devesine kızarak ona lanet okudu. Peygamberimiz (S.A.S.): “Devenin yükünü alın, semerini çıkarın. Zira o lanatlenmiştir” buyurdu
.
Ebu Derda (R.A.) diyor ki:
“Yere lanet okuyana yer şöyle der: Kim Allah’a karşı geliyorsa, lanet ona olsun.”

Hz. Aişe (R.A.) diyor ki:
“Hz. Ebu Bekir (R.A.) kölelerinden bazılarını lanetliyordu. Peygamberimiz (S.A.S.) ona dönerek şöyle buyurdu:
“Ey Ebu Bekir, hem sıddıklık, hem de lanet edicilik bir arada olur mu?
Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki olamaz.”
Bunun üzerine Ebu Bekir kölelerine hürriyetlerine bağışladı ve bir daha lanet etmiyeceğine dair Resulullaha söz verdi.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Lanet edenler, kıyamet gününde ne şefaatçı olabilirler ne de şahit.”

Lanet , Allah’tan kovulmak, uzaklaştırmak anlamındadır. Onun için ancak bu sıfata sahip olanlara lanet okunabilir. Başka türlü caiz değildir. O sıfatlar da küfür ve zulümdür.

Laneti gerektiren sebepler:
Laneti gerektiren üç sebep vardır: Küfür, bid’at ve fısk. Her birine lanetde üç dereceye ayrılır.
1- Genel lanetleme: “Allah’ın laneti, Kâfirler, bid’at sahipleri ve fasıklar üzerine olsun” gibi.
2- Özel bir sıfata lanetlemektir. “Hıristiyanlara, yahudilere, putperestlere, faiz yiyenlere lanet olsun” gibi. Yalnız bid’at sahiplerine lanet okumak tehlikelidir. Zira Bid’ati bilmek zordur.

3- Belli bir şahsa lanet okumaktır. “Falancaya Allah lanet etsin. Kâfir fasık veya – bid’at sahibidir” gibi bu, çok tehlikelidir. Gerçi şer’an küfrü sabit olan kimseye okumakta zarar yoktur. “Allah ‘ın laneti Firavun ve Ebu Cehilin üzerine olsun” gibi. Bunların küfür üzere öldükleri sabittir. Fakat zamanında yaşıyan biri için Müslüman değilse bile lanet okumak çok kötüdür. Zira lanet edilen şahısa Müslüman olarak ölebilir.

SORU: Bir Müslümana, dinden çıkma tehlikesi bulunduğu halde rahmet okunabildiği halde Kâfire, Müslüman olma ihtimali var diye Kâfir olduğu zaman neden lanet okunmasın?

CEVAP: Müslümana rahmet okumak yani “Allah ratmen etsin” demek, İslam dininde ve itaatte Allah onu sabit kılsın demektir. Fakat Kâfir için, Allah onu o kötü halinde sabit kılsın demek mümkün değildir. Çünkü böyle demek, küfrü istemektir. Küfrü istemekle küfürdür. Ancak “küfür lehinde ise Allah lanet etsin, Müslüman olursa lanet etmesin” denilebilir. Bu da bilinemez. Gerçek durumu ancak Allah bilir. Ne olursa olsun lanette tehlike var, fakat laneti terketmekte tehlike yoktur.
Kâfir için durum böyle olunca, fasık veya bid’at sahibi için laneti terketmenin ne kadar açık olduğu meydandadır. Onun için lanet tehlikelidir. Zira her an durumları değiş ebilir.
Hz. Muhammed’in lanet etmesi başkalarının da lanet etmesi gerektirmez. Allah dilediğini ona bildirir. Bunun için belli kavim lanetlemiş , Ebu Cehil ve Utbe’ye beddua etmiştir. Onlar da Bedir savaşında küfür üzere ölmüşlerdir, hatta Resulü Ekrem bile ne olacaklarını bilmediği kimseleri lanetlemekten nehyedilmiştir. Rivayete göre maune kuyusunda ashabını öldürenlere bir ay kunut duasında lanet okudu. Bunun üzerine:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Allah’ın onların tevbelerini kabul etmesi veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yok. Çünkü onlar, muhakkak zâlim kimselerdir.” ALİ İMRAN SURESİ, Ayet : 128
Yani onlar belki Müslüman olurlar, sen lanetlenmiş olduklarını nereden biliyorsun .

Peygamber (S.A.S.) Taif’e giderken gördüğü bir mezarın kime ait olduğunu sormuş Hz. Ebu Bekir: “Bu Allah ve Resulüne asi olan sa’d b. As ‘ın mezarıdır” demiş . Orada bulunan sa’dın oğlu Ömer üzülmüş ve şöyle demiş :
“Ya Resulallah, bu mezar yemek yediren ve Ebu Kuhafenin açlığını gideren adamın mezarıdır.” Ebu Bekir: “Bu adam bana sataşıyor” (Zira Kuhafe Ebu Bekirin babasıydı) deyince Resulü Ekrem İbni Saide “Ebu Bekir’den dilini çek” buyurdu ve sonra da Ebu Bekir’e dönüp şöyle dedi.
“Kâfirleri umumi bir şekilde anın, yalnız birisini ele almayın çünkü eğer böyle yaparsanız evlatları babaları için kızarlar.”
Onun için kesin olarak küfürde bulunduğunu bildiğimiz kimselere bile, eğer Müslüman yakınları alınacaksa lanet okumak caiz değildir.

Nuayman adında biri birkaç defa içki için her defasında peygamberin (S.A.S.) huzurunda cezalandırıldı. Ashabtan biri:
“Lanet olası ne çok içiyor” deyince Peygamber (S.A.S.):
“Kardeşin hakkında şeytana yardımcı olma” başka bir rivayete göre de:
“Böyle deme. Zira o Allah ve Resulünü seviyor” buyurdu.
Böylece içki içen adama lanet okumayı yasakladı.

SORU: Hz. Hüseyin’i öldüren veya öldürten Yezid’e lanet caiz midir?

CEVAP: Yezid’in Hz. Hüseyini öldürdüğü veya öldürülmesini emrettiği hususu kesin olarak belli değildir. Onun için o öldürdü, veya o emretti demek te caiz değildir. O halde nasıl lanet edilebilir; zira kesin olarak bilinmedikten sonra bir Müslümana günah yüklemek caiz değildir. Onun için iyice araştırmadan bir Müslümanı fısk veya küfürle karalamak caiz değildir. Nitekim:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bir kimse başkasını küfür veya fısk ile suçlar da bu suçlamasında haksız olursa, suçlamaya çalıştığı suç kendisine döner.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Bir kimse başka birinin küfrüne şahitlik ederse, ikisinden biri Kâfir olur.
Eğer söyleyen doğru söylüyorsa, hakkında şahitlik yapılan Kâfirdir. Eğer doğruyu söylemiyorsa o zaman kendisi Kâfir olur.”
Yani Müslüman olduğunu bildiği halde onu küfürle suçlarsa, kendisi Kâfir olur. Eğer bid’at davranış veya hareketlerinden dolayı Kâfir olduğunu sanarak onu küfürle suçlarsa o zaman Kâfir olmaz, belki hataya düşmüş olur.

Peygamberimiz (S.A.S.) Muaz (R.A.) şöyle buyurdu:
“Müslümana kötü söylemekten ve adil yöneticiye isyan etmekten seni menederim.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ölüler aleyhine konuşmayınız. Zira onlar daha önce gönderdiklerine ulaşmışlardır.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ölüler için kötü konuşmayın. Zira hayattaki yakınlarını incitmiş olursunuz.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ey insanlar; Ashabım, kardeşlerim ve yakınlarım hususunda beni düşünün, aleyhlerinde konuşmayın. Ey insanlar; ölenin arkasından (kötülüklerini değil) iyiliklerini anın.”

SORU: “Hz. Hüseyin’i öldürene veya öldürülmesini emredene Allah lanet etsin” demek doğru mudur?

CEVAP: Hz. Hüseyin’i öldüren veya öldürülmesini emreden kimse, eğer; tevbe etmeden öldü ise, lanet etmek caizdir. Fakat ölmeden önce tövbe etmiş ise lanet caiz olmaz. Çünkü, Kâfiriken Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi, sonradan tevbe ettiği için artık ona lanet caiz olmamıştır. Adam öldürmek büyük günahlardan olmakla beraber, küfür derecesinde değildir. yani o da tevbekar olabilir. Onun için tevbe etmişse, kaydını koymadan Hz. Hüseyin’i öldüren veya öldürülmesini emredene lanet okumak tehlikelidir. Oysa lanet etmemekte hiçbir tehlike yoktur ve doğru yolda budur
.
Lanet konusunu bu kadar çok işlememizin nedeni, insanların bu kelimeyi çok kullanmalarıdır. Halbuki mümine lanet etmek yakışmaz. Her ne kadar önceki satırlarımızda kati küfür üzere ölenlere lanet etmenin caiz olduğunu söylediysek te üstelik şeytana bile olsa lanet etmemekte bir mesuliyet bulunmadığına göre laneti terk edip onun yerine zikirle meşgul olmak daha
iyidir. Bunu yapamıyanın susması gerekir.

Mekki b. İbrahim diyor ki:
” İbn Avn’ın yanında, valiliği sırasında kendisine eziyet eden Bilal b. Ebu Burde’yi lanetliyorduk. Kendisi ise hiç sesini çıkarmıyordu. Bir ara kendisine:
“Sana eziyet etti diye bir adamı lanetleyip duruyoruz. Sen ise hiç sesini çıkarmıyorsun.” dedik. Şu cevabı verdi:
“La ilahe illallah” ile “Allah şunu lanet etsin” sözlerinin ikisi de amel defterimize geçirilecektir. Kıyamet günü amel defterimde “La ilahe illallah” kelimesinin yazılmış olması diğer kelimenin yazılmış olmasından daha iyidir.. Onun için lanet kelimesini değil de tevhid kelimesini söylüyorum.”

Birisi Resulü Ekreme:
“Bana öğüt ver” dedi. Resulü Ekrem şöyle buyurdu:
“Lanetçi olmamanı tavsiye ederim.”

İbni Ömer (R.A.) diyor ki:
“Allah katında en sevimsiz insan, başkası için kötü konuşup lanet eden kimsedir.”
Başka bir mü’mine lanet etmenin, o nu öldürmek kadar ağır olduğunu söylemiştir.
Hammad b. Zeyd: “Bu sözün, Peygamberimize (S.A.S.) ait bir hadis olduğunu söylesem, mübalağa etmiş olmam” demiş .

Beddua etmekte lanete yakın bir şeydir. Hatta zâlime “Allah onu dertten kurtarmasın, onu refaha çıkarmasın” şeklinde beddua etmekte iyi değildir.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Trafik Kazâları ve Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2016

Trafik Kazâları ve Âyetü'l-Kürsî'nin Esrârı

Trafik Kazâları ve Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı

Resûlullah (sall’allâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in 27 sır kâtibi vardı.
Âyetü’l-Kürsî Hicret’ten sonra bir gece yarısı nâzil olduğunda onu, Resûlullah’ın sır kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit (radıy’allâhu anh) yazmıştır. Âyetü’l-Kürsî’ye ta’zim ve tebcîl için, bir rivâyete göre 40 bin, diğer bir rivâyete göre 80 bin melek nâzil olmuştur.
Âyetü’l-Kürsî’ye çok muazzam ve muhterem bir melek hâdimdir.

Bugün bütün vâsıtalar tehlike hâlindedir. Ancak ta’limât-ı İlâhiye ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir. [Hava], deniz ve kara vâsıtalarına binerken «Bismillâhi mecrâhê ve mürsêhê inne Rabbî le Ğafûru’r-Rahıym
[Meâli: Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allâh’ın ismiyledir. Muhakkak ki Rabbim, çok mağfiret edici ve çok rahmet edicidir]» (Sûre-i Hûd, 41) diye okuyan kimse, her türlü tehlikeden muhâfaza olunur.

Sokağa çıkarken 7 Âyetü’l-Kürsî okuyup, her defasında 6 cihete üflemeli. Yedincide, “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve’l-aliyyü’l-azıym” diye 3 defa okuyup “Huu” ile içine “Huu”lamak lâzım. Bu ta’limat ile vesâite binenleri, Cenâb-ı Hakk her türlü felâketten korur.
Bunu söylemezdik ama, tehlikelerin umûmiyeti bizi bu esrârı söylemeye mecbur etti. Hakikaten muazzam bir esrâr-ı İlâhîdir. Ne akıl, ne mantık, ne san’at, hiç biri ona tahammül edemez.
Bunun adına “Kerâmetü’n-Nebî” derler.

Bu insanlar, isyanları ile kok kömürü hâline gelmişlerdir. Kuruların yanında yaşlar da yandığından, o yaşları kurtaralım diye bu esrârı ifşâ ediyoruz.” .

Ebü’l Faruk (K.S.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mucizeye inanmak Kur’an-ı kerimin emri

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2016

Mucizeye inanmak Kur’an-ı kerimin emri,kizil deniz,firavun,musa,mucize,musa,miracle copy

Mucizeye inanmak Kur’an-ı kerimin emri

Hazreti İsa’nın göğe kaldırılması, kıyamete yakın ruh ve beden olarak tekrar gelecek olması normal bir olay değildir; bunlar birer mucizedir. Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Mustafa el-Meraği Mahmud Şeltut gibiler işte bunun için inanmıyorlar. Çünkü bu ekolün mensupları mucize kavramı konusunda iman zaafı yaşarlar. Mucizelerden büyük rahatsızlık duyar, Kur’an-ı kerimde her nerede bir mucizeye rastlasalar, o olayın bir mucize olmadığını, sıradan, doğal bir şey olduğunu ispatlamak için ellerinden geleni yaparlar. Mesela Fil Suresinde Cenab-ı Hakk’ın, Kabe’yi yıkmak maksadıyla gelen Habeş ordusu üzerine sürü sürü, kuşlar gönderdiği, bu kuşların ordunun üzerine taşlar attığı anlatılır.. Sonsuz kudret sahibi Allahü teala, bu azgın orduyu kuşların attığı taşlarla yenilmiş ekin yaprağı gibi yaparak helak eder. Abduh bu sureyi tefsir ederken, o zamanda çiçek ve kızamık hastalığı ortaya çıktığını belirtir. Bu hastalığa ise, ayette kuş olarak açıklanan sineklerin ayaklarına bulaşmış olan mikropların sebep olduğu fikrini ortaya atar.

Halbuki Kur’an-ı kerimin pek çok suresinde Hz. İbrahim, Hz Musa, Hz. İsa, Hz. Süleyman, Hz. Davud, Hz. Salih gibi bir çok peygamberlerin mucizeleri anlatılmaktadır. Hz. İsa’nın doğumundan bahseden ayetler, onun hiç evlenmemiş bir bakireden, babasız olarak doğduğunu bildirir. (Kuran, 3/47; 19/20) Çocuk daha beşikte iken dile gelmiş ve konuşmuştur. (19/29-33) Risalet görevini yaparken Allah’ın izni ve kudretiyle doğustan körlerin gözlerini açmış, mezarda yatan ölüleri diriltmiştir. Kuran-ı kerimde tekrar tekrar anlatılan bu mucizeleri çeşitli şekillerde tevil etmek ve bunları bir mucize olmaktan çıkarmak mümkün değildir. Bu yapılmaya çalışılırsa ayetler işaret ettikleri hakiki manalarından çıkarılarak tahrif edilmiş olurlar..
Kur’an-ı kerimdeki bütün bu mucizelere inanan, Hz. İsa’nın ruh ve beden olarak yükseltilmesi ve yine ruh ve beden olarak inmesine de inanmak zorundadır. Zaten Kur’an-ı kerimde, hazret-i İsa’nın ölmediği açık bir şekilde bildirilmektedir:
“Ve “biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa’yı öldürdük” demeleri sebebiyle (onları rahmetimizden kovduk…) Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Fakat kendilerine benzeri gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bir şek ve şüphe içindedirler. Onların buna (onun katline) aid hiçbir bilgileri yoktur. Ancak zanna uymaktadırlar. Onu kesinlikle öldürmemişlerdir. Tersine Allah onu kendisine yükseltmiştir… “ (Nisa, 157,158) .
Bu ayetten Hz. İsanın göğe yükseldiği anlaşılmaktadır. Zira bu ayette yükseltmek ve yukarı kaldırmak kelimesi (Rafea) kullanılmaktadır. Yükseltmek ve yukarı kaldırmak kelimesi bir şeyi aşağıdan yukarıya nakletmek anlamına gelir.

Ali İmran Suresi 55. Ayette de, “Ey İsa, doğrusu seni teveffi ettireceğim. Seni kendime yükselteceğim ve seni küfredenlerden temizleyeceğim…” buyurulmaktadır. Kevseri, Nazretun Abira, kitabında “teveffi” kelimesini şöyle izah eder:
Hz. İsa’nın geleceğini inkar edenler, bu kelimenin vefat ve öldürmek manasına geldiğini, dolayısıyla onun ölmüş olduğunu ileri sürmekteler… Halbuki teveffi kelimesi başka manalara da gelmektedir. Bunlardan biri de “kabzetmek ve almak”tır. Mecaz olarak canını almak, öldürmek anlamına da gelir. Zemahşeri’nin “ Esasu’l-Belağa” adı sözlüğünden anlaşılan budur. O halde ayetin anlamı : Seni yerden alacağım ve kendime, semama kaldıracağım, şeklindedir.
Teveffi kelimesinin “Almak, Kabzetmek” anlamına gelişine Kur’anı- kerimden şu örnekler de gösterilebilir: “Allah, ölümleri anında canları alır (teveffi ettirir); ölmeyenleri ise uykularında alır (teveffi ettirir…)” (Zümer :42),
“Geceleyin sizleri teveffi ettiren ve gündüzün neler yaptığınız bilen O’dur. “ (Enam :60)

Yukardaki her iki ayette de geceleyin uykuda ruhların bir çeşit alınmasına (uyku haline) teveffi denilmiştir. Açıktır ki bu ayetlerde teveffi, ölüm anlamına gelmemektedir. İşte bunlar gibi Hz. İsa hakkındaki ayette geçen teveffi de ölüm anlamında değil, yükseltmek, yukarı kaldırmak manasındadır. İsa aleyhisselam ölmemiştir; göğe kaldırılmıştır.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah’ın ilk önce yarattığı şey nedir?

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2016

Allah'ın ilk önce yarattığı şey nedir

Allah’ın ilk önce yarattığı şey nedir?

Tüm mevcudatı kudret eliyle yaratan Yüce Allah acaba ilk önce hangi şeyi yaratmıştı?

Cenâb-ı Hak, insanlığın babası Hz. Âdem’i yaratmıştı. Başını kaldırıp bakan Âdem (a.s. ), Arş-ı A’lâda muazzam bir nur ile bir isim yazılı gördü: “Ahmed.
Merak edip sordu:
Ya Rabbi, bu nur nedir?” Allah Teâla buyurdu:
Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nûrudur ki, onun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed’dir. Eğer, o olmasaydı, seni yaratmazdım!” (Kastalanî, Mevahibü’l-Ledünniye: 1/6)

İmanımızla kabul ettiğimiz bu muazzam gerçeği, milyarlar sene sonra gelen o nûrun sahibi de bütün açıklığıyla ifade buyurmuşlardır:
Bir gün ashabdan Abdullah bin Câbir (r.a.),
Yâ Resûlallah, bana, Allah’ın her şeyden evvel yarattığı şey nedir, söyler misin?” dedi. Şu cevabı verdiler:
Her şeyden evvel senin Peygamberinin nûrunu, kendi nurundan yarattı. Nur, Allah’ın kudreti ile dilediği gibi gezerdi. O zaman ne Levh-i Mahfuz ne kalem ne Cennet ne Cehennem, ne melek ne semâ ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin vardı.“(Kastalanî, Mevahibü’l-Ledünniye:1/7)

Semâyı bütün haşmetiyle aydınlatan nûr, sonra ilk olarak Hz. Âdem’in alnında parladı. Sonra peygamberlerden peygambere geçerek İbrâhim’e (a.s.) kadar geldi. Ondan da oğlu Hz. İsmâil’e intikal etti.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek!

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2016

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek,Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır...,

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek!

Hindistan’da yetişmiş büyük İslam alimi Enver Şah Keşmirî (1292-1352 Hicri) Hz. Meryem oğlu Hz.İsa’nın yeniden geleceği hakkında bildiriler bütün hadis-i şerifleri bir araya toplamış. “et-Tasrih bimâ tevâtera fi nuzuli el-Mesih” adını verdiği bir eser vucuda getirmiştir. Kitapta, bu konudaki 100’den fazla mütevatir hadis-i şerife yer verilmiştir

İsa aleyhisselamın ruh ve beden olarak geleceğini haber veren hadisi şeriflerden bazıları:
Hz. Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Resûlullah şöyle buyurdu:
Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa, adil bir yönetici olarak aranıza inecektir. Sonra haçı kıracak, domuzu öldürecek ve harbe son verecektir. O zaman servet öylesine bollaşacak ki, hiç kimse onu kabul etmeyecek ve Allah huzurunda bir secde’de bulunmak dünya ve içindekilerden daha hayırlı görülecektir.” (Buhari: Kitab-ül-Ehâdis’il-Enbiya, Bâbü Nüzûl’i İsa İbn Meryem’; Müslim: Bâbü Nüzüli İsa; Ebvâb el-Fiten, Bâbün fi Nüzûli İsa; Müsned-i Ahmed: Merviyyatü Ebi Hureyre)
Hz. Ebu Hureyre’den gelen bir başka rivayet şöyledir: “Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır...” (Buhari, Kitab-ül-Mezâlim, Bâbü Kesris-Salib; İbn Mâce, Kitab-ül-Fiten)
Hz. Ebu Hureyre; Rasûlullah efendimizin (Deccâl’ın zuhuruyla ilgili haberleri zikrettikten sonra) şöyle dediğini rivayet etmektedir:
“Müslümanların onunla (Deccâl’la) savaşmak üzere hazırlık yapıp, saf bağlayıp ikame’de bulunulduğu sırada nüzûl edecek. Ve Allah’ın düşmanı (yani, Deccâl) onu görür görmez, tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu kendi haline bırakırsa, öyle eriyip ölecektir. Fakat Allah onu İsa’nın eliyle öldürecek ve İsa mızrağı üzerindeki kanını Müslümanlara gösterecektir.” (Mişkât: Kitab ül-Fiten; referans Müslim’edir.)
Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Onunla (yani İsa Mesih ile) benim aramda peygamber yoktur ve o nüzül edecektir. Şu halde onu gördüğünüzde tanıyın. Orta boylu, açık tenlidir. İki parçalı sarı bir elbise giymiş olacaktır. Saçları adeta üzerinden su damlıyor gibi olacaktır ama ıslak olmayacaktır. İslâm uğruna hasımlarla savaşacak, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizye’ yi kaldıracaktır. Allah İslâm’ın dışındaki tüm ümmetlere son verecek ve Mesih, Deccâl’ı katledecek ve dünyada 40 yıl kalıp ölecek ve cenaze namazını Müslümanlar kılacaktır.” (Ebu Dâvud: Kitâb el-Melâhim; Müsned-i Ahmed: Merviyyât-ı Ebû Hureyre).

Abdullah bin Amr bin As, Rasûlullah’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:
“Deccâl, ümmetin içinde zuhur edecek ve kırk şu kadar yaşayacak. Sonra Allah Meryem oğlu İsa’yı gönderecek. O, Urve bin Mesûd’a (ki bir sahabi’dir.) çok benzeyecek. Deccâl’ı izleyip öldürecek. Sonra yedi yıl boyunca insanlar o durumda yaşayacak ki iki kişi arasında ne kötü niyet, ne de düşmanlık mevcud olacak.” (Müslim: Zikrü’d-Deccâl)

Hz Aişe (Deccâl haberi ile ilgili olarak) rivayet etmiştir:
“Sonra İsa inecek ve Deccâl’i öldürecek. Bundan sonra İsa yeryüzünde adil bir imam ve hak tanır bir yönetici olarak kırk yıl kalacaktır.” (Müsned-i Ahmed)
İmran bin Husayn Resûlullah’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:
Ümmetimden daima Hak üzere sebat eden ve düşmanları alteden bir grup olacak. Tâ ki Allah’ın hükmü gele ve Meryem oğlu İsa nuzül ede...” (Müsned-i Ahmed)

Bütün bu hadis-i şeriflerden, İsa aleyhisselamın şahsı manevi olarak değil ruh ve beden olarak geleceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu konuda farklı yol tutmak, İslam âlimlerinin söz birliğinden ayrılmak, kötü bir çığır açmak olur.
Câbir bin Abdullah, Rasûlullah efendimizin (Deccâl’dan söz ederken) şöyle dediğini rivayet ediyor:
“İşte tam o sıralarda Müslümanlar arasında Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm zuhur edecektir. Sonra insanlar namaz için kalktıklarında kendisine sorularak “Öne geç ve bize namaz kıldır. Fakat O, “Hayır, sizin kendi önderiniz geçip namazı kıldırmalıdır.” diyecektir. Sonra sabah namazını edâ ettikten sonra, Müslümanlar Deccâl ile savaşmaya çıkacaklardır. Buyurdu ki: “O yalancı, İsa’yı görünce tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Sonra İsa, ona doğru ilerleyecek ve onu katledecektir. Ve öyle bir durum olacaktır ki, ağaçlar ve taşlar “Arkamda bir Yahudi gizleniyor ” diye bağıracaklardır. Deccâl’a tâbi olanlardan hiçbiri kalmayacaktır ki İsa kendisini öldürmemiş olsun.” (Müsned-i Ahmed, Rivayâtu Câbir bin Abdullah)

Hazret-i Nevvas bin Sam’ân Kitâbî, (Deccâl haberiyle ilgili olarak) şunları rivayet ediyor:
“Deccâl şunları yaparken Allah Meryem oğlu Mesih’i gönderecek ve o, Dimaşk’ın (Şam) doğu kesimine beyaz minarenin yakınına sarı elbiseli ve iki meleğin kanatlarına yaslanmış olarak inecektir. Başını eğdiğinde saçlarından su damlıyor gibi olacaktır, başını kaldırdığında da âdeta inci misali damlalar aşağı dökülüyormuş hissini verecektir. Nefesindeki havanın ulaştığı yerlerdeki ve görüş ufkunun içinde kalan bütün kâfirler ölecektir. Sonra Meryem’in oğlu, Deccâl’ın peşine düşecek ve onu Lud kapısında kaltedip, öldürecektir.” (Müslim: Zikrüd’-Deccâl, Ebû Dâvud: Kitab el-Melâhim: Tirmizi: Ebvab el-Fiten; İbn Mâce: Kitab el-Fiten.)
Huzeyfe bin Esîd el-Gifarî anlatıyor:
“Bir keresinde Rasûlullah meclisimize teşrif etti. Biz o esnada aramızda konuşmaktaydık. “Ne hakkında konuşuyorsunuz” diye sordu. “Kıyamet hakkında konuşuyorduk” dediler. “On alamet belirmedikçe kıyamet kopmaz.” dedi ve sonra on âlameti saydı: (1) Duman, (2) Deccâl, (3) Dâbbet’ül-Arz, (4) Güneşin batıdan doğması, (5) Meryem oğlu İsa’nın nüzulu, (6) Ye’cüc ve Me’cüc, (7) Üç büyük yer kayması: Biri doğu’da (8) İkincisi batı’da, (9) Üçüncüsü Arap yarımadasında, (10) Yemen’de çıkacak ve insanlığı mahşere kadar körükleyen bir yangın.” (Müslim: Kitab el-Fiten, Ebu Dâvud: Kitab el-Melâhim.)

Ebu Umâme Bâhilî (Deccal’i uzun bir hâdis içinde zikrederken) rivayet ediyor:
“Selâm verildikten sonra İsa şöyle diyecek: “Kapıyı açın.” Kapı açılacak, karşılarına 70.000 silâhlı Yahudiyle Deccâl çıkacak. O, İsa’ya bakar bakmaz tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacak ve kaçmaya başlayacaktır. İsa şöyle diyecek: “Sana öyle bir nefes edeceğim ki, seni öldürecek.” Sonra onu Lud kapısının doğu yakasında altedecek ve Allah Yahudileri yenilgiye uğratacak… Ve yeryüzü tıpkı kabın suyla dolması gibi Müslümanlarla dolacak. Tüm dünya bir de aynı Kelime’yi zikredecek, ona uyacak ve Allah’tan başkasına ibadet edilmeyecektir.” (İbn Mâce: Kitab el-Fiten)
Semüra bin Cündüp (Uzun bir hadiste) rivayet etmiştir ki, Resûlullah şöyle dedi:
“Sonra o sabah Meryem oğlu İsa, Müslümanlarla bir olacak ve Allah, Deccâl ile ordusunu hezimete uğratacaktır. Ta ki duvarlar ve ağaç kökleri haykıracaktır: “Ey mü’min, bir kâfir arkamda saklanıyor, gel ve öldür onu.” (Müsned-i Ahmed, Hâkim).
Rasullah’ın azadlısı Sefîne (Deccâl ile ilgili haberden söz ederken) rivayet ediyor:
“Sonra İsa inecek ve Allah, Afik tepesi yakınlarında Deccâl’i öldürecektir.” (Müsned-i Ahmed)

Bütün bu mütevatir hadis-i şeriflerden açıkça anlaşılıyor ki, İsa aleyhisselam gelecek. Bu gelmesi de, şahsi manevi, bir hareket, bir akım şeklinde olmayacak. Ruh ve beden olarak olacak. Bunu da, hadis-i şeriflerde geçen, adil bir yönetici olacak, hac ve umre yapacak, namaz kılacak, Deccali öldürdüğünde mızrağı üzerinde kan olacak, orta boylu, açık tenli, iki parçalı elbise giyecek, 40 yıl kalıp ölecek ve namazını Müslümanlar kılcak, Dimaşk’ın (Şam) doğu kesimine beyaz minarenin yakınına sarı elbiseli ve iki meleğin kanatlarına yaslanmış olarak inecektir… gibi ifadelerden anlaşılmaktadır.

Bu hadis-i şeriflerin ve nuzül ile ilgili diğer hadislerin mütevatir olduğunu müfessir ibn-i Cerir et-Taberi, el-Aburi, İbn-i Atiyye, Müfessir el-Kurtubi, Müfessir Ebu Hayyan, Müfessir ibn-i Kesir, Buhari şarihi Hafız ibn-i Hacer el-Askalani…. Keza Sahih-i Buhari’yi şerh eden el-Keşmiri kitaplarında açıklamışlardır.
Sormak hakkımız değil mi : Taberi, Ebu Hayyan, Kurtubi, İbn-i Kesir gibi seçkin tefsir otoritelerinin, Hafız İbn-i Hacer gibi bir hadis uzmanın karşısında saf tutan bozuk bir görüşün ne gibi ilmi bir değeri olabilir?!

Bugüne kadar, Ehli sünnet alimleri, bu açık ifadelere hiçbir yorum getirmemişler, olduğu gibi inanmışlardır. Bundan sonra da, ehli sünnet yolunda olanların böyle inanmaları, Ehli sünnet dışı yorumlara itibar etmemeleri gerekir.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 653 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: