Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım? Hastalığı Gizlemek.

Posted by Site - Yönetici Şubat 23, 2015

ibni sina,osmanli,Hastalığı Gizlemek,Kimya-i Saadet – İmam Gazali,

Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım? Hastalığı Gizlemek.

Tevekkül, hastalığı herkesten gizleyip bildirmemeyi gerektirmez. Fakat hastalığı herkese söylemek şikayet olduğu için mekruhtur. Ancak faydası dokunacaklara veya doktora anlatmak, yahut aczini, zayıflığını belirtmek için başkasına söylemek mekruh değildir.

Nitekim hasta olan Hz. Ali’ye:
Nasılsın?” diye sordular. ” İyi değilim” dedi.
Oradakiler birbirlerine bakıp hayret ettiler.
Hz. Ali “Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım?” dedi.
Bu sözler Hz. Ali’nin haline çok uygundu. Zira kuvvet ve büyüklük ile kendi aczini bildirdi. Bunun için: “Ya Rabbi, sabır ver!” diyordu .

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Allah’tan sıkıntı değil, sağlık isteyin.
Demek ki özür olmadan şikayet yolu ile hastalığı bildirmek haramdır.

Şikayet şeklinde olmazsa, bildirmek caizdir. Ancak bildirmemek daha iyidir.
Zira çok anlatmak şikayet halini alabilir.
Bazıları: “Hastanın inlenmeside zararlıdır.” demişler. Zira inlemek de bir nevi duyurudur.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ANCAK (KÂMİL) MÜ’MİN DEVAMLI ABDESTLİ OLUR”

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2015

Abdest Nasıl Alınır ibrik legen

ANCAK (KÂMİL) MÜ’MİN DEVAMLI ABDESTLİ OLUR”

Abdest üç nevidir: Farz, vâcib, müstehab.

Farz Olan Abdest : Namaz kılmak, tilâvet secdesi yapmak, cenâze namazı kılmak ve Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmak için abdest almak farzdır.

Vacib Olan Abdest : Tavâf yapmak için abdest almak vâcibdir.

Müstehab olan abdestler şunlardır:

Uyumak için,

Nur üzerine nur olduğundan abdest üzerine abdest almak. (Su, vakıf suyu olmamalıdır.)

Gıybet yahut yalandan sonra abdest almak. Bunlar mânevî necâsetlerdir. Bu büyük günahları işleyen kimsenin o hâliyle namaz kılması lâyık olmaz.

Her abdesti bozulduğunda abdest almak. Devamlı abdestli bulunmak Müslümanların âdetidir.

Her namaz için ayrı abdest almak. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) abdesti bozulmadığı hâlde her namaz için ayrı abdest alırlardı. Resûl-i Ekrem Efendimiz “Ancak (kâmil) mü’min devamlı abdestli bulunur.” buyurmuşlardır.

Mescide girmek, her küçük günahtan sonra, cenâze yıkadıktan sonra, hakîki din âlimlerine muhâlefetten sonra, avret mahalline dokunduktan sonra abdest almak müstehaptır.

Dînî ilimleri öğrenmek ve öğretmek için ve Hadîs rivâyet etmek için de abdest almak müstehabdır.

Abdestli bulunmaya devam edene Allâhü Teâlâ yedi haslet ikrâm eyler:

1 – Melekler onun sohbetine rağbet eder, onunla beraber olmak ister.

2 – Melekler sevaplarını yazmaya hiç ara vermeden devam eder.

3 – Âzâları tesbîh eder.

4 – Cemaatle, namazın iftitâh tekbirini kaçırmamış olur.

5 – Eğer abdestli uyursa Allâhü Teâlâ ona insanlar ve cinlerin şerrinden muhâfaza edecek melekler gönderir.

6 – Allâhü Teâlâ ona sekerât-ı mevti (ölüm sıkıntılarını) kolaylaştırır.

7 – Abdestli bulunduğu müddetce Allâhü Teâlâ’nın himâyesinde olur.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri Buyurdular

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2015

1,, copy (2)

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri Buyurdular

“Bu yolda (Nakşibendî; zikr-i hafî yolunda) üç edeb vardır:

1- Allâhü Teâlâ’ya karşı edeb: Kulun Allâh’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınarak iç ve dış âleminde kulluğunu tam olarak yapmaya çalışması ve Allâhü Teâlâ’nın zâtından başka her şeyden yüz çevirmesidir.

2- Resûlullâh’a (s.a.v.) karşı edeb: “De ki: Eğer Allâhü Teâlâ’yı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allâhü Teâlâ da sizi sevsin.” meâlindeki (Âl-i İmrân Sûresi, 31.) âyetinin emri ile ona tâbi olmak ve her hâlde buna riâyet etmek, Resûlullâh’ın (s.a.v.) Allâhü Teâlâ ile kullar arasında bir vesîle olduğunu ve her şeyin onun yüce emirleri altında olduğunu bilmek îcab eder.

3- Bu yolun büyüklerine karşı edebli olmak: Zira onlar Resûlullâh’a (s.a.v.) tâbi olmak için bir vesîledir. Bu yolun bağlılarının, -onların yanında bulunmasa da- onlara uymaları îcab eder.”

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) “İnsanların senden görmelerini istemediğin bir şeyi yalnızken de yapma!” hadîs-i şerîflerini şöyle izah etmiştir:

Hak yolcusunun, boş ve yalnız olduğu yerleri dolu olarak görmesi lazımdır. İnsanların yanında nasıl hareket ediyorsa, yalnızken de öyle hareket etmelidir.”

Bizim yolumuz ender bulunan yollardandır, sağlam halkadır. Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine sarılmaktan, Ashâb-ı Kirâm’ın takip ettiği yolu takip etmekten başka bir şey değildir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Çalışıp kazanan, Allâhü Teâlâ’nın dostudur.” buyurmuştur. Bu hadîs-i şerifte, dünyayı kazanmaya değil, Allâhü Teâlâ’nın rızasını kazanmaya işaret vardır.”

Hakk’a komşu olmak, Hakk’ın yarattıklarına komşu olmaktan evlâdır.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

TEVEKKÜL EDENİN GÖZETECEĞİ KURALLAR

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2015

Tevekkül

TEVEKKÜL EDENİN GÖZETECEĞİ KURALLAR

Kısa Başlıklar..

İlaç kaza ve kaderi değiştirir mi? …. Devamı alttaki yazıda..

Musa (A.S.): Ya Rabbi, hastalığı yapan ve hastalığı iyileştiren kimdir? …. Devamı alttaki yazıda..

Bir topluluk, Peygamberlerine çocuklarının çirkinliğinden şikayet
etmişlerdi. Şöyle vahiy geldi….. Devamı alttaki yazıda..

Her hastalığın ilacı varmı ? …. Devamı alttaki yazıda..

Hacamat nekadar etkilidir ? …. Devamı alttaki yazıda..

Tevekkül sahibinin uyması gereken altı kural vardır:

1- Kapıyı kilitlemeli, fakat başka tedbirler almağa uğraşmamalıdır. Örneğin kapıyı birkaç kilitle kilitlememeli, komşuların göz-kulak olmalarını istememelidir.
Malik İbni Dinar dışarı çıktığı zaman evinin kapısını bir ipte bağlar ve:
Eğer köpeğin girme ihtimali olmasaydı, bunu da yapmazdım.” derdi.

2- Hırsızı davet edici değerli eşyaları evde bulundurmamalıdır. Zira değerli eşya hırsızı çalmaya, dolayısıyla da günaha teşvik eder. Ayrıca kendiside “Acaba hırsız çalarmı” diye ves veseye düşer ve huzurlu bir kalp ile ibadet edemez.
Evinde değerli eşya bulundurup çaldıran hem başkasını günaha teşvik etmiş , hemde kendi kalbine ves vese düşürmüş olur.

3- Evden çıkarken: “Eğer hırsız eşyalarımı çalarsa ona helal olsun.” diye niyet etmelidir. Zira hırsız belki fakir olup buna muhtaçtır. Eğer bu malı çalarsa bir daha başkasının malını çalmayabilir. O halde kendi malını başkasının malına feda etmekle hem hırsıza, hemde Müs lümanlara sevgi göstermiş olur. Ayrıca Allah ‘ın takdirinin değişmeyeceğini, üstelik kendisi için de sevap meydana geleceğini düşünmek gerekir. Böyle bir düşünce besleyenin malı çalınması bile eşyasının yedi katı miktarınca sadaka vermesi gibi kendisine sevap yazılır.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Bir kimse eşiyle yattığında azletmezse, yani meniyi dışarı akıtmazsa ve çocuk olmasını niyet ederse, ister çocuk olsun, ister olmasın onun için Allah yolunda savaşa gidip şehit düşen bir yiğit sevabı yazılır.” Zira bu kimse kendisine düşeni yapmıştır. Çocuk dünyaya gelse bile hayatı onun elinde değildir.

4- Eşya çalınınca üzülmemeli ve malın gitmesinin kendisi için hayırlı olduğunu bilmelidir. Eğer helal ederse, arkasına düşüp aramamalı, geri verilirse almamalıdır. Ancak almak isterse alabilir. Zira kendi mülküdür ve bu mülk niyet etmekle mülkiyetinden çıkmaz. Fakat tevekkül sahibinin geri alması iyi olmaz.
İbn -i Öme r’in bir devesini çaldılar. Arayıp bulamayınca, “Allah için helal olsun” dedi. Mescide namaz kılmağa gitti. Birisi gelip “Deven falan yerdedir” dedi. İbn-i Ömer onu almak için ayakkabılarını giydi, fakat Allah için helal ettiğini hatırlayınca istiğfar edip yerine oturdu ve şöyle dedi:
Ben onu Allah için helal etmiştim. Bundan sonra yanına yaklaşmam.

5- Zâlime ve hırsıza beddua edilmemelidir. Zira beddua ile hem tevekkül, hem de zühd bozulur. Çünkü elinden çıkan şeye üzülen zahid olamaz.
Rebi’ ibni Heysem’in çok değerli bir atını çaldılar. “Çalınırken gördüm.” dedi. “Peki, gördüğün halde niçin ses çıkarmadın” diyenlere şu cevabı verdi: “Ondan daha çok sevdiğimle beraberdim. O’ndan ayrılamadım.
Oradakiler hırsıza beddua ettiler. “Beddua etmeyin, atımı ona helal ettim.” dedi.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsan kendisine haksızlık yapana beddua eder, kötü konuşursa, bütün hakkını almış olur. Hatta haksızın hakkı da ona geçebilir.

6- Hırsıza, günah işlediğinden dolayı azap çekeceği için acımalıdır.
Kendisinin haksızlık yapan değil de, yapılan olduğuna şükretmelidir.
Dinine noksanlık geleceğine, malına geldiğine sevinmelidir. Eğer hırsızın günah işlediğine üzülmezse, insanlara öğütte bulunmayı ve onlara acımayı terketmiş olur.
Bişr-i Hafi’nin eşyasını çaldılar. Ağlamaya başladı. Fudayl bin İyad: “Mal için ağlanırmı?” dedi. Bişr şu cevabı verdi:
Mal için değil, hırsız için ağlıyorum. Kıyamette azap çekecek.

4. Derece: Tedavide ve ilaç kullanmakta tevekkül.
İlaç üç çeşittir:
a) Etkisi kesin olan ilaçlar. Açlığı yemekle, susuzluğu su ile tedavi etmek ve ateşi su ile söndürmek gibi. Böyle etkisi kesin olan ilaçları terketmek, tevekkül değildir. Hatta böyle şeylerde tevekkül haramdır.

b) Etkisi kesin olmayıp, zan da edilmeyen, ancak muhtemel olan ilaçlar.
Uğurlu sanarak kullanılan ilaçlar, dağlama gibi. Bu gibi şeylerin tevekkülde yeri yoktur.

c) Yukarıdaki iki derece arasında bulunanlar. Bunların etkileri kesin değildir, fakat kuvvetli zanna dayanır. Damardan kan almak, deriden hacamatla kan aldırmak, müshil almak, soğuk algınlıklarına ve ateşli hastalıklara ilaç kullanmak gibi. Bunları kullanmak haram değildir, fakat terketmek de şart değildir. Bazen kullanmak, bazen de kullanmamak daha iyidir. Bu ilaçları terketmek tevekkül için şart değildir.

Zira, Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ey Allah’ın kulları, ilaç kullanın.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız ölüme çare yoktur.
Peygamberimiz (S.A.V.) sordular:
İlaç kaza ve kaderi değiştirir mi?
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Kaza ve kader insana ilacı kullandırır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Melekler bana ümmetimin hacamat yapmasını tavsiye ettiler.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ayın onyedi, ondokuz veya yirmibirinci gününde hacamat yapınki kan artması (tansiyon yüksekliği) sizi öldürmesin. Zira tansiyon Allah ‘ın emri ile ölüme sebep olur.”
Kan aldırmak ile yılanı elbiseden dışarı çıkarmak veya yangını evden uzaklaştırmak arasında fark yoktur. Zira bunların hepsi ölüme sebep olurlar. Tevekkül için bunları bırakmak şart değildir.

Peygamberimiz (S.A.V.) Sa’d ibni Muaz’a damardan kan aldırmasını emretmiştir.
Hz. Ali’nin (R.A.) mübarek gözü ağrıyınca, taze hurma yememesini, pancar yaprağı, yoğurt ve pişmiş arpa yemesini buyurdu.

Peygamberimiz her gece gözlerine sürme çekerdi, her ay hacamat yapardı ve her yıl şurup içerdi. Vahiy geldiği zaman başı ağrıdığı için kına vururdu.
Bir yeri yaralandığında üzerine kına sürerdi. Bazen bir şey bulamayınca da toprak koyardı. Bunun gibi rivayet ler çoktur.

Musa (A.S.) hastalandı. İsrailoğulları ona, şu ilacı kullanın dediler. Musa (A.S): “İlaç almam. Rabbim beni iyileştirir.” dedi. Sonra hastalık iyileşmeyip uzun sürdü. İsrailoğulları: “Bu hastalığın ilacı denenmiştir. Kullanırsan hemen iyileşirsin” dediler. Musa (A.S.) yine: “İlaç almam” dedi. Hastalık sürdü. Sonunda şöyle vahiy geldi: “Büyüklüğüm hakkı için, ilaç almazsan, iyileştirmem.” Bunun üzerine Mus a (A.S.) nın kalbine bazı kuşkular girdi. Yine vahiy geldi: “Tevekkülünle benim hikmetimi bozmakmı istiyorsun?

İlaçların iyileştirmesi, Allah’ın bir hikmetidir.

Zayıflıktan şikayet eden Peygamberlerden birine şöyle vahiy geldi: “Et ye, süt iç.

Bir topluluk, Peygamberlerine çocuklarının çirkinliğinden şikayet etmişlerdi. Şöyle vahiy geldi: “Ümmetine söyle, çocuğu olacak kadınlar, ayva yesin.” Bunun üzerine kadınlar gebe iken ayva, çocuk olunca da hurma yerlerdi.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Yüce Allah ilacı, iyileştirmek için sebep yapmıştır. Ekmek ve suyu doyurmaya sebep yaptığı gibi. Bütün sebepleri yaratan, bunlara etki ve kuvvet veren Yüce Allah’tır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Musa (A.S.): Ya Rabbi, hastalığı yapan ve hastalığı iyileştiren kimdir? dedi. Yüce Allah: “Her ikisini de yapan benim.” buyurdu. Mus a (A.S.): “O halde doktora ne gerek var?” deyince, Yüce Allah şöyle buyurdu: “Onlar, şifa için yarattığın sebepleri bilir ve kullarıma verirler. Ben de onlara bu yolla rızık ve sevap veririm.

Sonuç olarak hastalanan , doktora gidip ilaç kullanmalıdır. Ancak iyileşmeyi doktor ve ilaçtan değil, Yüce Allah’tan istemelidir. İlaç içip de iyileşmeyen ve ölen insan az değildir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2015

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)'ın Faziletleri

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

İmam Mâlik (r.h.) hazretleri buyurdular:
Ben, Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) hazretlerinden daha faziletli kimseyi bilmiyorum.
Zira onlar ikisi de Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tıynetinden yaratıldılar. Çünkü onların ikisinin de kabirleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin esrarı ile kâinatın üzerine faziletli olan mukaddes ravza-i mutahharalarına çok yakındır…
Allâh’ü Teâlâ hazretleri, onun şeref, azamet ve heybetini daha ziyâde etsin.

Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/246.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, H.z Ebu Bekir, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah’ı Sevmeye Dair Şer’i Deliller.

Posted by Site - Yönetici Şubat 18, 2015

Allah'tan Başkasının Adına Yemin

Allah’ı Sevmeye Dair Şer’i Deliller.

Muhammed ümmeti, Allah’ı ve Resulünü sevmenin farz olduğunu savunup bu görüşte fikir birliği etmişlerdir.

Var olmayan bir şey nasıl farz olur? Ve sevgiye bağlı olup da onun meyvesi olan taat ve ibadet nasıl olur da sevgi ve muhabbet ile açıklanır?
İbadet ve taatin olması için önce sevginin olması gerekir. Çünkü kişi, ancak sevdiği için her şey yapar.
Allah ‘ı sevmek konusunda birçok ayet -i celileler nazil olmuştur. Bunlardan bir kaçı:
Allah onları, onlar da Allah ‘ı severler
(Maide sures i, ayet : 54)
İman edenlerin Allah’a olan sevgisi her şeyden daha çoktur.
Bu ayet -i celileler, muhabbeti ve muhabbetin farklı olduğunu ispat eden delillerdir. Allah sevgisini ispat eden bu ayet -i celilelerden başka Resulullah Efendimizin söylemiş olduğu hadis -i şerifler de çoktur.
Resulullah Efendimiz birçok hadis -i şeriflerde muhabbeti imanın şartı olarak bildirmiştir.

Bir gün Ebu Rezm-i Ukayli, Resulullah Efendimizin yanına gelip imandan sordu. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu:
İman, Allah ve Resulünün senin için her şeyden daha çok sevimli olmasıdır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
“De ki: “Eğer babalarınız, analarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileleriniz, elinize geçirdiğiniz mallarınız ve zarara uğramasından korktuğunuz bir ticaret ya da hoş landığınız evleriniz sizin için Allah’dan, O’nun Peygamberinden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevgili ise, artık Allah ‘ın emri gelinceye kadar bekleyin.” ”
(Tevbe sures i, ayet : 24)
Bu ayet -i celile tehdit ve inkarı reddetme konusunda nazil olmuştur.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Allah ‘ı sevmeyi emretmek hususunda, “Ey insanlar! Yüce Allah’ın size ihsanda bulunduğu sayısız nimetlerine
karşı O’nun seviniz. Ve beni de Allah sevdiği için seviniz.

Sahabelerden birisi diyor ki:
“Arkadaşlarımızdan birisi Hz. Muhammed’in huzuruna gelerek şöyle konuştu : “Ey Allah’ın Resulü!… Ben, seni çok seviyorum.
Hz. Muhammed (s.a.v.):
– O halde fakirliğe razı olup ona hazırlan .
Adam:
– Ben, Yüce Allah’ı da çok seviyorum.
Hz. Muhammed (s.a.v.):
– O halde, belalara da katlanmayı kabul et .” diye buyurdu .
Sevgili Peygamberimiz, sahabelerden Musa’ya bakıp sırtında deriden yapılmış bir örtü görünce şöyle buyurdu:
Hz. Allah ‘ın, iman nurunu kalbine doldurduğu şu adama bakınız. Çünkü onu, anne ve babasının arasında dolaşıp onların sofrasını en iyi yemekler hazırlayarak güzel muamele ve harekette bulunduğunu gördüm. Allah ve habibi Muhammed’in sevgisi onu gördüğünüz bu ahlaka sahip kıldı.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
” İbrahim peygamber (A.S.), ruhunu almaya gelen Azrail’e (A.S.) şöyle dedi:
Bir dost , hiç dostunun canını alıp da öldürür mü?
O sırada Hz. Allah şöyle seslendi:
Hiç dostun, dostuna kavuşmasını çirkin gördüğünü duydun mu?
Bunun üzerine İbrahim (A.S.):
İşte, şimdi canımı alabilirsin.” dedi.
Bu makama ancak bütün varlığıyla Allah’ı sevenler kavuşabilirler. İbrahim (A.S.), Allah’a kavuşmasına bu fani hayatın engel olduğuna kanaat getirince gönülden ölüme razı olup ruhunu ölüm meleğine teslim eder. Böylece Allah’a kavuşmak zevkine erişir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Allah’ım!.. Bana sevgini, seni sevenin sevgisini, beni sevgine yakınlaş tıracak her şeyin sevgisini nasip et ve senin sevgini benim için soğuk sudan daha sevimli kıl.

Adamın biri, bir gün Peygamberimiz (S.A.V.) in yanına gelerek şöyle sordu:
Kıyamet ne zaman kopacaktır?
Hz. Muhammed (s.a.v.):
Kıyamet yolculuğuna yolluk olarak ne hazırladın?
Adam şöyle cevap verdi:
Fazla namaz kılmış veya oruç tutmuş değilim. Fakat Allah ve Resulünü çok s everim.”
Hz. Muhammed (s.a.v.):
Her kişi, sevdiği ile beraber haşrolunur ve sevdiğine kavuşur.” buyurdu.

İslam büyüklerinden Has an Bas ri diyor ki:
Rabbini bilen, O’nu sever, emirlerine itaat eder. Dünyanın hiçbir kimseye yar olmadığını bilir, ondan yüz çevirir. Çünkü mü’min gaflet içinde bulunmaz, dünya ağına düşmez, boş işlerle uğraşmaz, düşündüğü vakit üzülür.

İslam büyüklerinden birisi diyor ki:
“Bir gün İsa Peygamber, yolda yürürken benizleri solgun, perişan üç kişiyle karşılaştı. Onların dertlerini sorduğunda o üç kişi, dertlerinin, perişan durumlarının sebebinin cehennem korkusu olduğunu söylediler.”
Bunun üzerine İsa (A.S.) onlara:
“Korkunuz yersiz. Hz. Allah korkanları cehennem ateşinde yakmayacağına dair söz verdi.” dedikten sonra yoluna devam etti. Sonra İsa Peygamber, öncekilerden daha perişan ve acıklı bir durumda olan üç kişiye daha rastladı. Bunlara dertlerinin ne olduğunu sordu. Onlar da dertlerinin, perişan hallerinin tek sebebinin cennet aşkı olduğunu söylediler. Bunun üzerine İsa Peygamber onlara: “Umut ett iğinize kavuşacaksınız. Çünkü Hz. Allah, umut ettiğinizi size vereceğine dair vaadde bulunmuştur.” dedikten sonra oradan ayrıldı.
Biraz ileride durumları diğerlerinden daha acıklı ve perişan olan, yüzleri adeta nur kesilmiş olan bir başka üç kişiyle karşılaştı. Bunlara da dert lerini sorduğunda onlar:
“Bizim derdimiz, cehennem korkusu veya cennet arzusu değildir. Bizim derdimiz Allah aşkıdır. Biz Allah’a olan sevgimizden dolayı bu hale geldik.” dediler. Bunun üzerine İsa Peygamber onlara üç defa: ” İşte Allah’ın yakın kulları, gerçek dostları...” dedi.

Ashabtan Zeydoğlu Abdülvahid diyor ki:
“Bir keresinde kar üzerinde duran bir adam gördüm. Ona: “Üşümüyor musun?” dedim. O bana: “Allah sevgisi ile meşgul olan bir kimse, soğuğu duymaz.” dedi.”

Yine ashabtan Muazoğlu Yahya diyor ki:
Sevgi ile yapılan hardal tanesi kadar ibadet , bana göre, sevgisiz yapılan yetmiş yıllık ibadetten daha hayırlıdır.

Allah sevgisi hakkında sayılamayacak kadar çok eserler ve deliller vardır.
Bu açıkça ortadadır. Asıl kapalı olan gerçek anlamıdır.

 

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Allah, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kilise Müziği Ve Tasavvuf Müziği….

Posted by Site - Yönetici Şubat 17, 2015

Kilise Müziği Ve Tasavvuf Müziği,Müzik dinlemek harammi,Müzik dinlemek gunahmi….

Kilise Müziği Ve Tasavvuf Müziği….

[ Dinimize göre, müzik ile ibadet, necasetin, idrarın zemzem ile karıştırılması gibidir ]

Sirkeci Hoca Paşa Camii avlusunda, Regaib Kandili kutlamaları çerçevesinde, kadın erkek karışık müzisyenler tarafından “tasavvuf müziği” konseri verilmesi rezaletinden sonra, biraz da tasavvuf müziğinin dinimizdeki yerinden bahsetmek istiyorum.

Asırlardır, kandil geceleri, Kur’an-ı kerim okunarak, namaz kılınarak, mevlid okunarak, fakir fukara sevindirilerek ihya edilirdi. Artık bunlar geride kalacakmış. Batı ile her konuda “diyalog” kuruyoruz ya, dinlerarası “hoşgörü” tesis ediyoruz ya, bunun için onlara dini açıdan da benzememiz, uyum içinde olmamız lazımmış. Madem ki onlar Kilisede, ibadet olarak “Kilise müziği” çalıyorlar, bizim de, aynı gaye ile “tasavvuf müziği” çalmamız gerekiyormuş. Bundan böyle, kandil geceleri böyle kutlanacakmış!

Daha önce de, ilahiyatçı bir profesör yazısında, “Camilerde, resim sergileri açılmalı, klasik müzik, tasavvuf müziği konserleri verilmelidir. Yirmi birinci yüz yılda yaşıyoruz, dinde de değişim şart. Bunun için Kur’an felsefeleşmeli, Kur’an tefsirleri yeniden gözden geçirilmeli, zamana göre yeniden yorumlanmalıdır. Ben Londra’da kilisede, felsefe konuşmaları, Beethoven ve Mozartan örnekler dinledim. Resim sergileri izledim. Kilisede olanlar, camide de olmalıdır.” diyordu.
Bütün bunlar, dinde reform yapılarak İslamiyetin porotestanlaştırıılması, Kiliseye benzetilmesi gayretleridir. Halbuki müziğin her çeşidi Hıristiyanlık da dahil bütün dinlerde yasaktı.

Hıristiyanlık gibi bozulmuş, aslından uzaklaşmış dinlerde, ruhlar beslenemediği için, müziğe yönelindi; nefse hoş gelmesi ruhanî tesir sanıldı. İncilin yasakladığı müziği, papazlar, Hıristiyanlığa soktu. Bu şekilde Kilise cazib hale getirilmeye çalışıldı.
Batıdaki müzik, Kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplıyan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik ibadet hâlini almıştır. Müzikle, nefsler keyiflenmekte, şehvânî duygular rahat bulmakta, ruhun gıdası olan ibadetler unutulmakta, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmakta, böylece çok kimsenin ebedî saadetten mahrum kalmasına sebep olmaktadır. Dinimiz insanları bu felaketten korumuştur. Eğer müzik dine girerse, bu dinin gerçek İslamiyetle bir ilgisinin kalmadığını anlamalıdır.
Aletsiz, çalgısız nağmeli sese teganni denir. Alet ile, çalgı ile birlikte olan insan sesine gına yani müzik denir. Gına haramdır. Gına ve teganni hakkında hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “İlk teganni eden şeytandır.” (Taberânî) “Gına, suyun sebzeyi yeşertmesi gibi kalbde nifak hasıl eder.” (Beyhekî)

Dinimizde tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, azgın nefsin gıdası, ruhun zehiridir. Kalbi karartır. İslâmiyetten ve tasavvuftan haberi olmayan kimseler, dini, dünya kazançlarına alet edip tasavvufa, hatta ibâdetlere, mistik bir hareket olarak müzik sokmuşlardır. Müzik ile, ney ile ilgileri olmamasına rağmen, Mevlana hazretleri gibi tasavvuf büyüklerini de kendilerine alet etmişlerdir.

Kitab-ül-kırare’deki hadis-i şerifte, kıyamet alametleri sayılırken, “Kur’an-ı kerim mizmardan, yani çalgı aletlerinden okunur. Tecvid ile, güzel okuyanları, dine uyan hafızları dinlemeyip, musiki ile şarkı gibi okuyanları dinlerler” buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)

İbni Arabi hazretleri (Müsamere) adındaki kitabında diyor ki:
Hadis-i şerifte, “Bir zaman gelir ki, müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Dinden uzaklaşıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’an-ı kerimi mizmarlardan şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyif için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevab verilmez. Allahü teâlâ bunlara lânet eder. Azab verir” buyuruldu.

Derin âlim, şeyh-ul-islâm Ahmed ibni Kemal efendinin Kırk Hadisinin tercümesinde, 39. hadis-i şerifte, “Mizmarlları kırmak için ve hınzırları öldürmek için gönderildim” buyuruluyor. Mizmar, düdük ve bütün çalgı aletleridir. Bu hadis-i şerifin manası, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeği yasak etmek için emrolundum demektir.
İlahileri, mevlidi,. Salevatı şerifleri, çalgı ile, ney çalarak okumak tehlikeli bid’attir. İnsanın dinden çıkmasına sebep olur. Resulullah efendimiz, geldiği bir evde, küçük kızlar def çalıp şarkı söylüyorlardı. Şarkıyı bırakıp, Resulullahı def çalarak övmeye başladılar. “Benden bu şekilde bahsetmeyin! Beni övmek (mevlid, ilahi) ibâdettir. Eğlence, oyun arasında ibâdet caiz değildir” buyurdu. (Kimya-i saadet)
Dinimize göre, müzik ile ibadet, necasetin, idrarın zemzem ile karıştırılması gibidir. Dolayısıyla, samimi bir Müslümanın yapacağı iş değildir. Bu tür teşebbüsler, dine Hıristiyanların ibadetlerini sokarak İslamiyeti bozmak isteyen sinsi düşmanların, art niyetli kimselerin işidir.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ESAS SUÇLU VEHHABİLİĞİ MUSALLAT EDENLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 16, 2015

wahhabi,vehhabilik nedir, vahhabilik,vahhabiler kimlerdir,

ESAS SUÇLU VEHHABİLİĞİ MUSALLAT EDENLER

Dini tabirle fitneyi, bugünkü ifadeyle terörü İslamiyet şiddetle yasaklamıştır. Mensuplarını bu felaketten uzak tutmuştur. Peygamber Efendimiz, fitne çıkaranları lanetlemiştir. Bunun için, İslamiyetin gerçek temsilcileri olan Ehli sünnet Müslümanlar bundan hep uzak kalmışlar, teröre hiç bulaşmamışlardır.

Tarih boyunca Müslümanların başına ne gelmiş ise, Müslüman kimliği ile ortaya çıkıp İslamiyeti istismar eden kimselerden gelmiştir. Ehli sünneti temsil eden Osmanlılar da, İslam düşmanlarının desteklediği bu tür sapıklıklardan, fitneden, terörden çok çekmiş, en çok da Vehhabi teröründen. 1730’lı yıllarda başlayan bu terörü, tamamen ortadan kaldırmaya Osmanlının ömrü kifayet etmedi. Osmanlı yıkıldığında bu bela devam ediyordu. Bugün de hala devam ediyor. Vehhabiler, özellikle Türk devletlerinde, Kafkaslarda (Çeçenlerde), Afganistanda, Balkanlarda aç insanlara milyarlarca dolar dağıtarak bozuk inançlarını hızla yaymaktadırlar. Afganlı Talibanlar, Vehhabi inancı ile hareket ettikleri için dünyadaki bütün Müslümanları sıkıntıya düşürdüler. İslama karşı nefretin oluşmasına sebep oldular. İslam düşmanlarının istediği de zaten buydu. Bugün de Vehhabilerin yaptıkları vahşetleri, Eyüb Sabri Paşa’nın “Mir’at-ül Haremeyn” ve “Tarihi Vehhabiyan” kitaplarından özetliyerek bilgilerinize sunmak istiyorum:
1737 senesinde Abdülvehhâb oğlu Muhammed, İngiliz casusu Hempher ile birlikte “Vehhâbîlik” bozuk yolunu ortaya çıkarttı. Kısa zaman sonra, İngilizlerin siyasî ve askerî yardımları ile, Arabistan’da cahil çöl bedevileri arasına hızla yayıldı.
Bu hareket Necd şeyhi olan Muhammed bin Suud’dan siyasi destek gördü. Abdülvehhaboğlu bunun kızı ile evliydi. İngilizler de, bol para vererek ve siyasî, askerî yardımlar vaat ederek, Abdülvehhâb oğlu Muhammed ile işbirliği yapmasını temin etti. Vehhâbîliliği yaymak için, gaddar Muhammed bin Suud’u maşa olarak kullandı.
Vehhabiler, belli bir güce ulaşınca, Mekke emîri şerif Gâlib efendiye harp ilan ettiler. Kadın, çocuk demeden binlerce Müslümanı öldürdüler. Akla hayale gelmedik işkenceler yaptılar.
Suud oğlu ile Abdülvehhâb oğlu elele vererek, Vehhâbîliği kabul etmiyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına, kanlarını dökmenin ve mallarını almanın helâl olduğuna fetva verdiler. Vehhabilere göre, amel imandan parça kabul edildiği için, namaz kılmayan, oruç tutmayan dinden çıkıyor öldürülmeleri mübah oluyor. Yine, onlara göre şefaat, evliyadan yardım istemek, mezar, türbe yapmak şirk olduğu için bunları yapanları Müslüman kabul etmemektedirler. Vehhabilere göre, “Şefaat Ya Resulallah” diyen dinden çıkıyor.
Hicâzda bulunan Ehli sünnet âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhâb oğlunun kardeşi Süleymân efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhâb oğlunun kitaplarını inceleyerek, İslâm dînini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, müslümanları uyandırmaya çalıştılar.
İbni Suud ve adamları, bunları işitince, Ehl-i sünnete düşmanlıkları iyice arttı ve Mekke’ye saldırdılar. İlk saldırıda Mekke’ye giremediler fakat çok kan döktüler. Mekke’ye giremeyince bu defa da, Tâif şehrine asker gönderdiler. Önlerine çıkanları, kadın, erkek ve çocuk demeyip öldürdüler. Beşikteki yavruları bile parçaladılar. Sokaklarda dere gibi kan aktı. Evleri basıp herşeyi yağma ettiler. Halkı günlerce aç, susuz bıraktılar.
Şehitlerin cesedleri tepe üzerinde onaltı gün kalarak sıcaktan çürümüşlerdi. Her tarafı fena koku sarmıştı. Müslümanlar, çok yalvardılar, ağladılar, sızladılar. Nihâyet izin alıp, iki büyük çukur kazdılar. Babalarının, dedelerinin, akrabâlarının, arkadaşlarının, çocuklarının kokmuş cesedlerini bu çukurlara doldurup toprakla örttüler. Tanınacak tam bir ceset hiç yoktu. Kiminin yarısı, kiminin dörtte biri kalmıştı. Yırtıcı kuşların ve hayvanların uzaklara taşıyıp bırakmış oldukları insan parçalarının kokuları, vehhâbîleri de rahatsız ettiğinden, bunların toplanmasına da izin verdiler. Müslümanlar, her tarafı dolaşıp, bunları da topladılar. İki büyük çukura gömdüler.
Bütün bu olup bitenlere o zamanlar Batının hiç sesi çıkmadı. Şimdi silah kendilerine de dönünce yaygara koparıp İslama saldırıyorlar. Buna hiç mi hiç hakları yok. Aslında bizim onları suçlamamız lazım. Çünkü bugüne kadar bu teröristleri besleyen, destekleyen onlardı.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

O Bizim Efendimizdir.

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2015

ilahi,kaside,kuran,hafiz,muhammed,muhammad,mohammad,prophet,islam,religion,muslim,al madinah,mecca,mekke,medinei munevvere,ravza,ravda,Essubhu beda

O Bizim Efendimizdir.

Essubhu beda min tal’atihi.
Sabah nûrunu O’nun (Aleyhisselâm) çehresinden aldı.
**********************
Velleylü deca min vefratihi.
Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı.
***********************
Fakar Rusûlâ fazlan ve âlâ.
O fazilet ve ulviyeti ile bütün Resûllerden üstün oldu.
*********************
Ehdes sublâ li delâ le tihi.
Hidâyete erenler yolunu O’nun delâleti ile buldu.
*********************
Kenzül kerami mevlenniami.
Cömertlik hazinesi O hazineden ihsân edendi.
********************
Hâdil ümemi li şeriâtihi.
Toplumları dinine ve hidâyetine erdirdi.
*********************
Ez kennesebi a’lel-hasebi.
Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir.
*********************
Küllü’l-arabi fi-hizmetihi.
Bütün Araplar O’nun hizmetindedir.
**********************
Sâate şeceru natakal haceru.
Ağaçlar huzurunda koştu, taşlar dile gelip konuştu.
***********************
Şakkal kameru bi işaretihi.
O’nun işareti ile ay ikiye yarıldı.
**********************
Cibrili etâ leylete Esrâ.
İsrâ gecesi Cebrâil (Aleyhisselâm) O’na geldi.
**********************
Ver-Rabbü de’â li-hazretihi.
Ve Rabbî O’nu (Aleyhisselâm) huzuruna dâvet etti.
************************
Nâdeş-şerefâ vallâhu afâ.
O büyük rütbelere nâil oldu.
**********************
Amma selafâ min ümmetihi.
Allâh (Azze ve Celle) O’nun ümmetini affetti.
*************************
Fe Muhammeduna Hü ve Seyyidinâ.
Bizim Muhammed’imiz (Aleyhisselâm) ki;
O bizim Efendimizdir.
********************
Fel izzülenâ bi icabetihi.
O’nu kabul ettiğimiz için şeref bize aittir
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | 1 Comment »

TERÖRDEN KURTULMANIN YOLU

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2015

Terörden Kurtulmanı Yolu,terror,

TERÖRDEN KURTULMANIN YOLU

Bir TV haber yorum programında spiker Diyanetin bir üst düzey yöneticisine soruyor: “İstanbul’’daki terör olaylarına ne diyorsunuz, İslamiyetle dolaylı veya doğrudan bir ilgisi var mı? Bu terör olaylarını düzenleyenler Müslüman oldukları için soruyorum.” Diyanet görevlisi mealen şöyle cevap veriyor.
“Bu tür terör olaylarına karışanlar, orijinal İslamı temsil eden kimseler değildir. Her inançta, her dinde olduğu gibi, İslam dininde de, orta yoldan ayrılan, ana caddeden sapan akımlar eskiden de vardı, bugün de var. Bunlar gerçek İslamı temsil etmedikleri için, bu olayları İslam ile irtibatlandırmak çok yanlış olur, İslama saygısızlık olur. Çünkü dinimiz, huzuru tesis için teröre, anarşiye mani olmak için geldi. Ondört asırdan beri de, orta yolda olan, müslümanlar bu tür olaylara karışmamışlar, bulundukları düzen, sistem ne olursa olsun, isyan etmemişler kanunlara, kurallara uymuşlardır. “
Spiker araya girip soruyor: “Hocam siz daha iyi bilirsiniz de, bu vasıflarını, sınırlarını çizdiğiniz Müslüman tanımına bildiğim kadarı ile, “Ehli sünnet” deniyor. Anlattıklarınızdan benim anladığım gerçek İslamı Ehli sünnet inancında olan müslümanlar temsil ediyor. Bunların da terörle uzaktan yakından ilgileri olmamıştır. Bu düşünceme katılıyor musunuz?” Konuşmacı şöyle cevap veriyor: “Ben, yanlış anlaşılmasın, mezhepçilik yapıyor denilmesin diye bu tabiri kullanmak istemedim. Şu bir gerçek ki bu inançta olanlar bu tür olaylara hiçbir zaman katılmamışlardır.”

Evet, hem konuşmacının hem de spikerin tespitleri yerinde ve doğru bir yaklaşımdır. Tarihi bir gerçeğin ifadesidir. Ancak konuşmacı resmi görevinden dolayı, “Ehli sünnet” tabirini bir türlü ağzına alamadı. Halbuki doğrular her zaman açıkca ifade edilebilmeli. Böyle yapılamazsa, doğruyla, yanlış; sapla saman birbirine karışır. Halkımızın doğruları bilmek hakkıdır. Doğrular açıkca ifade edilmezse, işte birileri böyle çıkar, din adına akıl almaz vahşetler sergiler. Bunun faturasını da, bir kişiyi öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir, bir insanı yaşatmak bütün insanları yaşatmak gibi yüce değerleri kendine gaye edinen dinimize çıkartırlar.

Aynı haber yorumda, spiker yine sivri bir soru soruyor: “Dikkatlice gözlemlediğimizde, İslami terör adı ile ortaya çıkan, El Kaide ve bununla bağlantılı olan örgütlerin beslendiği, ortaya çıkartıldığı ortam, Ehli sünnet ile ilgisi olmayan, Selefi, Vehhabi inancı. Bunlar, Osmanlılar zamanında, Kutsal topraklara yerleşebilmek için kadın çocuk, genç ihtiyar demeden binlerce Ehli sünnet Müslümanı katlettiler. Şimdi de Arabistan’dan çıkıp, diğer ülkelerde aynı vahşeti sergiliyorlar. Bu ve buna benzer sapık, kan dökücü akımları ortaya çıkartan, besleyip yönlendiren İngilizler olduğuna göre, bu terör olaylarının, bu olaylarda can veren masum kimselerin kanının dökülmesine sebep İngilizler değil midir? Bunu niçin açıkca ifade edemiyoruz.”
Konuşmacı, Selefiliğin orta yoldan ayrılmış, İslamla ilgisi olmayan bir akım olduğunu ifade etmekle beraber, çekinmiş olacak ki, işi daha ileri götüremedi.
Ehli sünnetin bu özelliği sadece bizce değil; Amerikalılarca da, İngilizlerce de malum. Teröre karşı olanlar bütün İslam aleminde Ehli sünnetin yayılmasına destek verseler, bu ülkelere Ehli sünnet hakim olsa, buralarda terör anarşi diye bir şey kalmaz. Fakat terörün olmasını mı olmamasını mı istiyorlar bu açık değil.
Gerek 11 Eylül olayları, gerekçe daha sonraki terör olayları sıradan bir vakıa olmadığı gibi hiçbir İslam ülkesinin üstesinden gelebileceği basitlikte değildir. Arkalarında büyük devletler olmadan yapılabilecek eylemler değildir. Bunlar, kendi menfaatleri doğrultusunda bunlara destek vermektedirler. Bunlara destek verilmese, Ehli sünnete destek sağlansa törör diye bir şey kalmaz.

Kaynak : Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 560 takipçiye katılın