Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

ÜÇ AYLARA GİRERKEN

Posted by Site - Yönetici Nisan 6, 2016

Üç Aylar Başladı,Şerife Şevval Kardelen

ÜÇ AYLARA GİRERKEN

Selamün Aleyküm ve Rahmetullahi ve Brakatühü

Değerli kardeşlerim,az da olsa dilim döndüğü kadar size küçük uyarıda bulunmak istiyorum,
Peygamber Efendimizden (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu yana din-kültür hayatımızda önemli yer tutan üç aylara GİRİYORUZ, Perşembeyi Cumaya başlayan gece ise Regaib Kandili…
Yüce Rabbim kulunu o kadar çok seviyor ki! Cennetine koymak için nice nice mübarek gün aylar bize şereflendirmiş,
Bakın cennetin sekiz kapısı,Cehennemin ise yedi kapısı var,Rahmetim gazabımı aşmıştır diye buyurmuş(c.c.)
O kulunu yakmak için yaratmamış,o kulunu kendisine kulluk etsinler ve karşılıklı cennet-in güzeliğini dille anlatamayacağımız Altın Gümüş ile donatılmış sarayları köşkleri kendisine versin diye yarattı..

Rahmeti merhameti herşeyden üstündür………onun zerrecik rahmeti dağlar kadar günahları yakar yıkar yok eder,nasıl ki,denizin ortasında bir ağaca konmuş kuşun ağzında bir lokma ekmek denize düşerde kaybolur,onun Rahmeti bundan daha ziyadedir,günahlarımızda onun Rahmet deryasının arasında öyle kaybolur gümülür gider inşallah tabiki buna Hakk-ı ile inanıp ve iman etmek şartı ile,iman İSLAMIN dinin temelidir,Kabirde Münker Nekir Rabbin kim dedikten sonra dinin nedir diye sual ederler….İnşallah Rabbim Allah diNim islam diye cevabını vermeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin…

Değerli kardeşlerim insanız sonuçta, ister istemez bilerek ve ya bilmeyerek günaya tabi oluyoruz,ama Allah teala ne yapıyor günahlarımızı affetmek için,bu mübarek günleri geceleri ayları yaratmış,kandil geceleri yaratmış,Ramazan ayı yaratmış,CUMA günleri bu günleri geceleri ona bol bol tevbe edelim,aff dileyelim diye,
Eğer bu kullarım günah işlemeselerdi ben bu kullarımı yok eder,günah işleyen kul yaratırdım,ki benden aff dilesinler tevbe etsinler,ellerini açıp bana yalvarsınlar diye……tevbeyi affı o kadar seviyor ki yüce Rabbim………
yokmu bende aff isteyen aff edeyim,yokmu tevbe eden tevbelerini kabul edeyim,yokmu benden rızık isteyen rızık vereyim diye buyuruyor…….
bakın bir aşık ne diyor…
Rabbim çekirdeğe orman gizlemiş,
tahıl tanesine harman gizlemiş,
yılan zehrine derman gizlemiş,
mübarek gecelere Cennet gizlemiş,
ne kadar insanı bir hoş ediyor,moral veriyor…
örnek:bir günah işliyoruz Rabbim hemen kayda almıyor,belki pişman eder tevbe eder diye,taaki ertesi gün o saate kadar,eğer pişmanlık duymasa Allahtan aff dilemese tevbe etmese ondan sonra kayda alıyor o günahı,amaaa bir sevap işlediğimiz zaman hemen kayda alıyor,ne kadar Erhamerrhimdir,Ya Rabbim yeryüzünde sana ve Resülüne inanan Lailaheilallah Muhammedün Resulalallah,diyen tüm din kardeşlerimizi günahlarını taksiratlarını tevbelerini kabul eyle ve Rahmetin ile affet……
(s.a.v.) efendimiz ne buyuruyor dini Kolaylaştırın zorlaştırmayın,sevdirin nefret ettirmeyin,her zaman müjdeleyin………..
Değerli kardeşlerim Yüce Rabbimiz onun Rahmetinden nasip alalım diye bakın üç ayları bize ne müjdeler ile gönderiyor,
Allah teala Recep ayında tüm hasenatı kat kat eder…
işte bir Örnek:Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsinde tutmuş gibi sevab verilir buyurmuştur (s.a.v.) efendimiz,ne kadar güzel bir müjde,
sadece Recep ayı böyle ise Şaban ve Ramazan-ın sevabı ne kadar yüksek olduğunu Ancak Rabbim bilir….
bu ayda bol bol tevbe edelim Cehennem-in azabından Allaha sığınalım,sığındığımız zaman Cehennem diyecekmiş ki,Ya Rabbim filan kulun benden sana sığınıyor onu bana gönderme diyecek,sırata Cehennem-in üzerinde geçtiği zaman cehennem o kişiye diyecek ki,ey Benden Allaha sığınan çabuk geç hararetimi söndürüyorsun MAŞALLAH……..Cehennem bile bizim için dua ediyor Allaha….
işite o zaman Cennet kapılarını açık kalır onun için…
ne olur değerli kardeşlerimiz bu üç ayları değerlendirelim,
Recep ayı ekim ekme ayı,nasıl ki,ekim ektikten sonra yeşerince bu sefer sulanma yaparız büyüsün diye,işte Şaban ayı da sulama ayı,Recep ayında ektiğimizi Şabanda sulayalım,ki Ramazan ayında harman olsun rızkımızı alalım,Ramazan ayında ektiğimizi sulandığımızı biçelim inşallah….
Gelin elde fırsat var iken bugünlerimizi istifade edelim,değerli kardeşlerim,eğer Bunun sevabını bilsek yılın 12 ayı üç aylarda olmasını isterdik,ama ne yazı ki,bu fırsatı değerlendirmekten aciziz…..
zamanınızı aldığım için hakkınız helal edin….ÜÇ AYLARINIZ MÜBAREK OLSUN…
Ya Rab, arşı taşıyan meleklerinin,üzerindeki yüklerini nasıl hafiflettiysen. Bizimde üzerimizdeki yükleri öyle hafiflet,sana Hakk-ı ile kulluk etmeyi aşk ile ihlas ile sana ibadet etmeyi nasip eyle,,bu mübarek üç ayların hürmetine,Gazabınla bize bakma Ya Rabbim,bu aylarda tüm din kardeşlerimizin her ne hayırlı dileği varsa kabul ve makbul eyle,:(s.a.v.) efendimiz senden ne istedi ise bizde onu senden istiyoruz,Bizleri onun yüzü suyu hürmetine affet, Rahmetinden merhametinden bizleri mahrum etme Ya Rabbim…:(AMİN)

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

OKUDUĞUMUZ KİTAPLARA DİKKAT…..

Posted by Site - Yönetici Nisan 5, 2016

OKUDUĞUMUZ KİTAPLARA DİKKAT,Şerife Şevval Kardelen,2016-01-26-e-kitaplar-okuma-tarzimizi-degistiriyor-mu-660x330 copy

OKUDUĞUMUZ KİTAPLARA DİKKAT…..

Yediklerinde ve giydiklerinde temizliğe itina eden her Müslüman, bundan daha mühim olan ruh ve fikir temizliğini ihmal etmesi düşünülemez. Bedenin sıhhati için temiz gıda arandığı gibi ruhun gıdası olan dînî ilimler de herkesten ve her kitaptan alınmamalı, seçilerek alınmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) “Muhakkak şu (şer’î) ilim dîninizdir, onu kimden aldığınıza dikkat ediniz.” buyurmuşlardır.

Müslümanlar, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat îtikâdını, amel ve ihlâsı öğreten kitapları okumalıdır. Mârifet çok kitap okumak değil, faydalı kitapları çok okumaktır. Ehl-i Sünnet’in hassâsiyetlerini bilmeyen bir kimseyi dinlemek veya bir kitabını okumak büyük bir tehlikedir. Zira bunlar, îtikâdî zehirlenmelere sebep olabilir.

Dînî kitapların çoğu hiç kontrol edilmeden basılmaktadır. Ehl-i Sünnet îtikâdına aykırı fikirler, Ehl-i Sünnet düşmanlarının kitaplarından iktibaslar, hatalı tercümeler vs. bulunmaktadır. Bir kısım kitaplarda da îtikâdı bozmak için cümleler arasına sokulmuş zehirler vardır. Hatalarla dolu Kur’ân-ı Kerîm meâllerine, Hz. Muâviye’ye ve Ashâb-ı Kirâm’ın bazılarına hakâret eden, Hz. Âişe’ye dil uzatan bozuk kitaplara dikkat edilmelidir. Müslümanlar, dînini ve târihini Ehl-i Sünnet âlimlerinden ve onların eserlerinden öğrenmeli; ehliyetli bir kontrolden geçmeyen dînî eserlere itibar etmemelidir.

Dînî kitaplar sırf para kazanmak için basılmamalıdır. Günümüzde her kitabın tercümesi basılıyor. Hâlbuki her kitabın tercüme edilmesi doğru olmaz. Tercüme ile ilim olmayacağı gibi âlim de olunmaz. İlim, on beş asırdır nasıl öğrenildi, nasıl öğretildi ise öylece öğrenilip öğretilmelidir. Usûle uymayan tâlim ve taallümden faydalı ilim hâsıl olmaz.

VELHASIL-I KELAM “BAL İÇERİSİNE KATILMIŞ ZEHİR“LERE DİKKAT EDELİM…

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

ALLAH’IN DİNİNE YARDIMCI OLUNUZ

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2016

ALLAH'IN DİNİNE YARDIMCI OLUNUZ

ALLAH’IN DİNİNE YARDIMCI OLUNUZ

Rabbimiz biz mü’minlere şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olunuz! Nitekim Meryem oğlu İsa havarîlere; ‘Kimler, Allah’a doğru giden yolda benim yardımcılarım olmak ister?’ demişti. Havarîler de ‘Bizleriz, Allah’ın yardımcıları’ demişlerdi...”17

Demek oluyor ki istinasız iman ehli olan herkes, tıpkı Hz. İsa’nın (as.) ashabı olan havarîler gibi dîn-i İslâm’a hizmetle vazifelidir;

O halde her mü’min, îlâ-yı kelimetullâha çalışmalı; dinî hakikatleri yaymalı, tebliğ etmeli, savunmalı; emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmalı, İslâm’ın hasım ve düşmanlarına karşı maddeten ve mânen canla başla cihad etmeli; malını Allah yoluna hayırlara sarf eylemeli; müslümanlara her yönden yardım etmeli, onların dertleriyle dertlenmeli, elemlerinden muzdarip olmalıdır.

Ama müslümanlar bu şuurda mıdır? Maalesef hayır!

Müslümanların bir kısmı fakirdir; geçim derdine düşmüş, âhiretini unutmuş, dünya telaşına dalmış, kendini şaşırmıştır. Allah’ın vermeyi vaat buyurduğu, tekeffül ettiği, rızkının peşinden koşup durmaktadır; garantilinin peşinden koşmakta, istenilen hizmetleri ihmal etmektedir. Halbuki Hz. Peygamber şöyle buyurmuş:

Her kimin ki niyeti (hedefi, gayesi) âhiret olur; Allah onun dağınığını toparlar; gönlüne zenginlik verir; dünyalık da peşinden burnu sürte sürte (mecburen) gelir, ulaşır.”18

Aksine, her kimin ki niyeti dünya olur; Allah onun işlerini dağıtır, fakirliği iki gözü arasına getirir; dünyalıktan da ona ezelde ne takdir edilmişse ancak o gelir (fazlası değil).”19

Diğer bir kısım müslümanlar ise varlık içinde yüzmektedir, zengindir, dertsizdir, keyfi peşinde koşar, şatafata yönelmiş; vazifelerini, borçlarını, âhireti, hesabı unutmuştur; hasta olmaz, zora gelmezse Allah’ı anmaz. Malını hak yola harcamaz, dindaşlarının ıstırabını duymaz, fakir ve mazlum müslümanların perişanlığından duygulanmaz; ölenden, ölümden ibret almaz. Hak sözden, öğütten sıkılır; dindardan, alimden kaçar…

Halbuki Mevlamız böylelerini şiddetle tehdit eylemiş ve “Altını, gümüşü istifleyerek biriktiren, onları Allah yolunda (cihada, hizmete, hayra) sarf etmeyenleri elim bir azap ile müjdele!”20 buyurmuştur.

Diğer bir grup müslüman ise güya hak yolda gayrettedir ama asıl din düşmanlarını bırakmış, müslümanlarla cenge girişmiştir. Müslümanın müslümana kanı, canı, malı, ırzı, şerefi haram iken; birbirlerine üç günden fazla dargın kalması bile caiz değilken; gözünü kırpmadan canına kıyar, kanını döker, yuvasını yıkar… Buna da şer’î bir mesnet bulur, dinî bir gerekçe uydurup yakıştırır.

Ele silah alıp karşı karşıya gelenler kadar olmasa da yine aynı zihniyetle çalışan bir başka grup daha var; gayretli ama ters doğrultuda; bir hizmet yapmak istiyor ancak yön sapık, bilgi sathî; karşısındaki müslümana hüsn-i zannı, sevgisi, müsamahası, şefkati, acıması yok. İşleri kıyasıya tenkit, mü’minleri tekfir edip kâfirlikle suçlamak; ulemayı, selef-i sâlihîni beğenmemek, dinimizin üzerine titrediğimiz ahkâmını kendi kısa reyleriyle tağyire kalkışmak, mezhebimize ve itikat esaslarımıza laubali hücum etmek; asılsız, temelsiz, mantıksız, hikmetsiz reformlar peşine düşmek; felsefeye, fikre, ilme doyamıyor gibi görünüp içtihatlar ortaya atmak, ortalığı ve zihinleri teşviş etmek… Ama bütün bu sakametlerine rağmen kendilerini doğru yolda sanıp bütün diğer müslümanları hatada görür, 1400 yıllık ulemayı hiçe sayar, tasavvufa çatarlar.

Bu kardeşler, kardeş olduğumuzu ne zaman anlayacaklar; eskilerin, yenilerin hukukuna riayeti ne zaman öğrenecekler; zaten bin bir maddî mânevî derdi olan dindaşlarına ezayı, hücumu ne zaman bırakacaklar?

O halde değerli müslümanlar, sizler aslî vazifenizi unutmayınız. Allah’ın dinine gerçek yardımcılar olunuz, dünya hayatının zenginliği veya fakirliği, telaşı ve tasası sizi iyi kulluktan, salih amelden, güzel hizmetten alıkoymasın. Gayretlerinizin Allah’ın kitabı ve Resûlü’nün sünneti istikâmetinde olup olmadığını sık sık inceleyip, irdeleyip kontrol ediniz. Müslüman kardeşlerinizle uğraşmayınız, onları incitmeyiniz ki onların zaten yeterince dertleri ve düşmanları var.

Yâ Rab, bize hakkı hak olarak gösterip ona uymayı nasip eyle, batılı batıl olarak tanıyıp ondan uzak olmayı müyesser kıl ve bizi bir göz yumup açıncaya kadar bile kendi nefs-i emmârelerimizin eline bırakma!

Şerife Şevval Kardelen

KAYNAKLAR
—————-
1. 61/Sâf, 14.
2. İbn Mâce, “Zühd”, 2, hadis no: 4105; Ahmed b. Hanbel, V, 183, hadis no: 21630; Dârimî, “Mukaddime”, 24, hadis no: 229; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, V, 143, 154, hadis no: 4891, 4925; a.mlf., el-Mu’cemü’l-evsat, VII, 201, hadis no: 7271; DARİMİ, II, 454, hadis no: 680.
3. Ahmed b. Hanbel, V, 183.
4. 9/Tevbe, 34.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 2 Comments »

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 3, 2016

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Bâyezîd-i Velî ve Yavuz Sultan Selîm devri Osmanlı âlimlerinden ve velî.
İsmi, Abdülhalîm bin Ali’dir.
Kastamonulu olup, doğum târihi bilinmemektedir.
Zamanın âlimlerinden ayrıca Molla Alâeddîn-i Arabi’nin hizmetlerinde bulunup, naklî ve manevî ilimleri ondan tahsil etti.

Molla Alâeddîn-i Arabî vefat ettikten sonra, Arab diyarına gidip, orada çeşitli ilimleri öğrendikten sonra, hac ibâdetini yerine getirip İran’a gitti. O beldenin âlimieriyle de ilmî sohbetlerde bulundu. Sûfîyyenin ileri gelenlerinden Şeyh Mahdûmî’nin hizmet ve sohbetinde bulunup, ondan feyz aldı. Daha sonra asıl memleketi olan Kastamonu’ya döndü.

Yavuz Sultan Selîm Han pâdişâh olmadan önce, Trabzon’da vali iken Halîmî Çelebi’yi kendine hoca edinip, talebe oldu ve ondan feyz aldı. Gece-gündüz onun huzurundan ayrılmazdı ve devamlı sohbetinde bulunurdu. Abdülhalîm Efendiye pek çok iltifat ve ihsanlarda bulundu. Allahü teâlânın inayet ve ihsâniyle Osmanlı tahtına geçip pâdişâh olunca, onu yine yanından ayırmadı. Devamlı birlikte olmak İster ve kendisiyle ilmî sohbetlerde bulunurdu.

Halîmî Çelebi, Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte Mısır Seferine katıldı.

Nakledilir ki: Yavuz Sultan Selîm Han zamanında. Molla Şemseddîn diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi.

Yavuz Sultan Selîm Han, Mısır feth olununca, hocası, Halîmî Efendiye buyurdu ki:
Şemseddîn bize Tarih-i Vassâf yazsın.” Halîmî Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddîn Efendiye bildirdikten sonra. Şemseddîn Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halîmî Çelebi’nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halîmî Çelebi’yi ziyarete gelenlerden bâzıları
Molla Şemseddîn’le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada aniden yanında bir kimseyi oturur haide gördü. Korkup heyecanlandı. Bunun üzerine o kimse yaklaşıp, dizine yapıştı ve; Korkma, biz de senin gibi insanız. Seni ziyaret için geldik.” dedi. Molla Şemseddîn, kapıların kilitli ve pencerelerin demirli olduğunu görüp, bu kimsenin ricâl-i gaipten olduğunu anladı.
Yazmayı bırakıp, sohbete başladılar. İlk Önce şöyle sordu: Arap diyarının tamâmı fethedilip Osmanlı topraklarına katılacak mı? Yoksa dönüşten sonra tekrar başka milletlerin eline mi geçecek?” O zât dedi ki: Yavuz Suitan Selîm Hân bu vazife ile vazifelendirildi. Mübarek beldelerin, Mekke ve Medine’nin hizmeti ona ve nesline verildi. Şimdi islâm pâdişâhları arasında makbul olan Âl-i Osman’dır. Selîm Hân dahî evliyanın dışında değildir.” dedi.
Molla Şemseddîn dedi Sultan Selîm’in saltanat süresi uzun sürer mi?” O kimse; Üç yıl vakti vardır.” dedi. Molla Şemseddîn tekrar sordu: Konağında oturduğum Halîmî Efendinin sonu nicedir? Yâni ne zaman vefat eder?” O zât dedi ki: Şam’ı öteye geçemez, orada kalır. Şemseddîn Efendi dedi ki: Ya benim ölümüm ne zaman olur?” O zât; “Kişiye kendi ölüm zamanını bilmek âdetullaha ters düşer. Hiçbir nefs nerede öleceğini bilemez.” dedi. Şemseddîn Efendi; Ricâl-ül-Gayb, Allahü teâlânın bildirmesiyle bilebilirler. Lutf edip de beni uyarınız.” dedi. Bunun üzerine; Allahü teâlâ bilir, ama sen dahi Halîmî Çelebi ile aynı günde vefat edip, sizinle birlikte bir cenaze daha zuhur eder. Yavuz Sultan Selîm Hân, üçünüzün de cenaze namazında hazır bulunur.” dedi. Koynundan bir arâkiyye (tiftikten ince başlık) çıkarıp, Şemseddîn Efendiye;
Bu, Selîm Hana hediyemizdir. Ona iletin.” buyurdu. Bir daha çıkarıp: Bunu da Halîmî Çelebi’ye veresin” dedi. Bunun üzerine Şemseddîn Efendi; Bana bir hâtıranız olmaz mı.” dedi.
Sana bir şey hazırlamadım. Eğer kötü demezsen, basımdaki arâkiyyeyi vereyim.” dedi. Şemseddîn Efendinin istek göstermesi üzerine başındaki arâkiyyeyi ona verip; “Kitabını yaz bakayım, nice hızlı yazarsın göreyim.” dedi. Şemseddîn Efendi yazmaya başladı. Gaybden gelen o zât hemen gözden kayboldu. Bu durumları Hasan Çan’a anlatıp, arâkiyyeyi Selîm Hana ulaştırması için verdi. Hasan Can da arâkiyyeyi vermek üzere Selîm Hanın huzuruna vardı. Olanları anlatıp, arâkiyyeyi Selîm Hana verdi. Selîm Han arâkiyyeyi alıp, kokladı ve yüzüne saygı İle sürdü. Pâdişâh Mısır’dan Şam’a doğru yola çıkınca, Halîmî Efendi hastalandı. Hekimlerin ilaçları fayda etmedi. Yavuz Sultan Selîm Han onu zaman zaman ziyaret edip kalbini hoş tutmaya çalıştı. Üçüncü günde, Halîmî Çelebi vefat etti. Aynı gün. Molla Şemseddîn ve Pâdişâhın sarayından bir hoca da vefat etti. Üçünün de cenaze namazı aynı yerde kılınıp, Yavuz Sultan Selîm Han hazır bulundu.

Yavuz Sultan Selîm Hân Anadolu topraklarına ayak basınca, sık sık hocasını hatırlar: Mevlanâ Abdülhalîm ile sefere çıktık, şimdi ise, sâdece onun hâtıralarıyla dönüyoruz.” diyerek, saygı ve sevgisini dile getirdi.

Molla Abdülhalîm Efendi; ilim ve irfanı yüksek, ilmiyle âmil, fazîlet sahibi bir zâttı. Dînî ve dünyevî fazîletlerde yüksek derece sahibi, cömert, vefakâr, kerem ehli ve halım yumuşak huyluydu. Az konuşur, çok dinlerdi. Kusur aramaz, iyiyi ve doğruyu görmeye çalışırdı. Kimseyi arkasından çekiştirmez, herkesi bir takım meziyetleriyle değerlendirirdi. Fakîr ve kimsesizlere çok yardım ederdi. Bu sebeple, onun adı her tarafta duyulmuştu.

1516 (H.922) senesinde. Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte gittiği Mısır Seferi dönüşünde, Şam’da vefat etti.
Orada, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbesine defnedildi.

Kaynak: Türkiye Gazetesi.Evliyalar Ansiklopedisi,
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

DÜŞMANLIK YAPMAK

Posted by Site - Yönetici Nisan 2, 2016

11218817_532722250221822_2507601778966262174_n copy

DÜŞMANLIK YAPMAK

İtiraz ve mücadelenin sonucunda insanlar birbirine kırılır ve düşmanlık duymaya başlar. Zira itiraz karşıdakini küçük görüp kendini üstün görmek,cedel de görüşünü açıklamak ve kabul ettirmek için mücadele yapmaktır.

Düşmanlık ise bir mal veya hak iddiası ile ilgili suçlama ve ısrardır.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Allah katında en sevilmeyen erkekler, mücadelede ısrar edenlerdir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Düşmanlıklarda cahilce mücadele eden kimse, mücadelesinden vazgeçinceye veya ölünceye kadar Allah ‘ın gazabındadır.
Dinine bağlı olanlar, asla husumet etmemişlerdir.

İbn-i Kuteybe diyor ki:
“Abdullah’ın oğlu Beşir bir gün bana rastladı. “Burada ne oturuyorsun?” dedi. “Amcazadem ile bir davamız var.. Onun için bekliyorum” dedim. Bana:
“Babanın çok iyiliklerini gördüm. Ben de sana iyilik yapmak istiyorum.
Dinle beni, düşmanlıktan daha çok kalbi uğraştıran, huzuru bozan, mutluluğu yok eden ve dini mahveden bir şey bilmiyorum.” dedi. Bu söz üzerine oradan ayrılmak üzere ayağa kalkarken: Amcazade ansızın yanıma geldi ve:
“Nereye gidiyorsun?” dedi. Davamdan vazgeçtiğimi kendisine söyledim.
“Haklı olduğumu anladığın için mi vazgeçtin” dedi. “Hayır, kendi nefsime ikram olsun diye vazgeçtim.” dedim. Bunun üzerine “Madem öyle ben de senden bir şey istemiyorum.” dedi.

SORU: Haksızlığa uğrayan kimse hakkını korumak veya aramak için muhakkak dava açması gerekir. Bu çeşit husumetin hükmü nedir?

CEVAP: Bizim yerdiğimiz haksız ve cahilce olan düşmanlıktır. İşin gerçek durumunu bilmeden davayı üzerine alan avukat gibi körü körüne mücadele edip durur, veya hakkından fazlasını ister. Bazen de sadece karşısındakine eziyet vermek için dava açar. Yasak olan ve kötülenen bu çeşit husumetlerdir. Yoksa haksızlığa uğrayan kimsenin, haddini aşmamak, ve meşru yoldan olmak şartı ile inat ve eziyet etmeden hakkını araması haram değildir. Yine de terk etmek daha iyidir. Zira husumet esnasında diline sahip olmak, ölçülü konuşmak çok zordur. Husumet insanı kızgınlığa iter..

Kızgınlık esnasında asıl istenen şey unutulur, taraflar arasına kin – nefret girer. O zaman da dil alabildiğince açılır, aşırı gider. Onun için haklı da olsa düşmanlığı terk etmek daha iyidir.

Husumet , itiraz ve mücadele, birçok kötülü ğün başlangıcıdırlar. Zaruret olmadıkça bu kapıları açmamak gerekir. Zaruret halinde ise, zor da olsa kalb ve dili sonuçlardan korumak gerekir. Bunlara karşı koymanın en iyi yolu güzel ve tatlı konuşmadır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:

Güzel söz söylemek ve yemek yedirmek. Cennete girmeyi kolaylaştırır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
İnsanlarla güzel güzel konuşun.
(BAKARA SURESİ, Ayet : 83)

İbn-i Abbas (R.A.) diyor ki:
Sana selam verenin mecusi de olsa selamını al.”

Yüce Allah buyuruyor ki:
Size selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya aynıyla karşılıkta bulunun.”
(NİSA SURESİ, Ayet : 86)

İbn-i Abbas (R.A.) buyuruyor ki:
Firavun bile bana hayırlı bir söz söylese, bende aynısıyle kendisine karşılık veririm.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Cennette içinden dışarı, dışarıdan içerisi görülen köşkler vardır. Yüce Allah onları, yemek yediren ve yumuşak konuşanlar için hazırlamıştır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Güzel söz, sadakadır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bir hurma tanesinin yarısıyla da olsa (onu sadaka verip) ateşten korunun.Bunu da bulamazsanız tatlı dil ve güzel sözle konuşmaya çalışın.

Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
Aslında iyilik yapmak kolay bir şeydir. Güleryüz ve yumuşak söz bunu sağlar.

İslam büyüklerinden biri diyor ki:
Rabbini kızdırmayıp arkadaşını memnun edecek söze cimrilik etme. Böyle bir sözden dolayı sevap kazanman muhtemeldir.

Bütün bunlar, güzel sözler hakkında söylenmiştir. Düşmanlık, münakaşa ve ihtiras bunların tersidir.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mevlevi Tekkesi Meyhane ve Kerhane Haline Getirildi

Posted by Site - Yönetici Nisan 1, 2016

Mevlevi Tekkesi Meyhane ve Kerhane Haline Getirildi

Mevlevi Tekkesi Meyhane ve Kerhane Haline Getirildi

Konya MEVLEVÎ tekkesine intisap ederek yemez-içmez dervişlik yaptım. Şöhrete ulaştım.

Oğlum, yemez-içmez adam yaşar mı? Ama, geceleri gizli yer, kimseye görünmezdim. Bir gün şeyhimiz öldü.

Benim yemez-içmez ve devamlı ibadetimden dolayı en ehil olarak şeyhlik makamına geçmemi uygun gördüler. “postnişîn” oldum.

Arkadaşları güzel idare ederek kendime bağladım. Ve yavaş-yavaş işlemeye başladım:

Mevlânâ Celâleddin-i Rumî Hazretleri’nin O kadar büyük dereceyi kazanması, sohbet esnasında ŞEMSİ TEBRİZî ile şarap içti, bilahere nasuh bir tevbe edip bu dereceye erişti, bizim de aynı yolu takip etmemiz lazım” diyerek işledim.

Bir gün şarabı tekkeye soktum. Dışarda bu işi tezgahlayanlar da vardı. Güzel kadınlar da hazırlandı. Şarap içince, tabii şişede durduğu gibi durmadı, sohbet kadınsız olmaz dedik, kadınları da tekkeye soktuk. Onlar da raks etmeye başladılar.

Kadınların raksı ile SEMA dedikleri, böylece birbirine karıştı. Kısaca tekke, meyhane ve kerhane haline getirildi.

Muayyen günlerde insanlara da bu durumu teşhir ettim. Sarhoş dervişlerle kadınların SEMA yapması, RAKSI, zıplamaları, hoplamaları derken TARİKATın ahlâksızlık olduğuna seyircileri inandırdıktan sonra, bu durumda, tarikatların ve tekkelerin artık kapatılmasının gerekli olduğu hakkında rapor vererek, MEVLEVÎ tekkesinden ayrıldım. Ve benim raporumla tekkeler, tarikatlar suçüstü yakalandı.”

Selanik asıllı Beybaba, bana dönerek devam etti:

Oğlum kötülüğünü göstermeden kapatsak, halk tepki gösterirdi. Buna mahal bırakmadık. Ben Selanik’liyim. Bunları söylemekten maksadım beni tanımanızdır. Ben seni yanıma alıp yetiştireceğim.

***

Bu sözlerini, uzun süre hayretler içerisinde dinleyip ayrıldıktan sonra, otele gelirken, yanımdaki kâhya’ya, Kilisli Kör Mahmud’a sordum:

– “Bu Beybaba’nın; ‘Milleti, birbirlerinin kıçını koklamaktan kurtardık” demesi nedir?

Kâhya:
– “Anlamadın mı?.. Cemaatle namaz kılmak, arka arkaya değil mi?” dedi. Ben de:

– “Anladım da, ancak senin nasıl anladığını öğrenmek için sordum”, dedim.

Sonradan, Kâhya’nın anlattığına göre, bu adama, Beybaba denilmesinin sebebi, milyonlarca liralık araziye sahip olmasıymış! Çok zenginmiş…

Gittiği kahvede bütün oturanların çay paralarını, oturduğu lokantada yemek yiyenlerin bütün ücretlerini ödemesinden dolayı, halk ona bu ismi takmış.

Kâhya ayrıca,
– “Bu adamın, karısı adına Selanik’te bir buçuk milyon liralık (o zamanın parasıyla) mal ve arazisi var, diye, Adana’dan sürülen Rumların hanları, dükkânları ve çiftlikleri bu adama verildi. Adana’nın en zengini oldu. Güya Rumlara da Selanikte’ki arazileri verilmiş..” dedi.

Efendi Hazretlerinin (k.s.) bize bildirdiği:

MEVLEVÎ tarikatını tahrif eden Yahudi dönmesinin” perde arkasındaki kimliğini okuyucuların firaset ve iz’anlarına sunuyoruz.

(Alanya / Kıvrasıllı, Mustafa ARIKAN)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Çiğ Köfte Halalmı ?

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2016

Çiğ köfte Halalmı

Çiğ Köfte Halalmı ?

Et’e karışan (ve etin içinde) olan kan ise, eti ondan kurtarmak özür ve çok zor olduğu için, (bu kan) af olunup, mubahtır. Zira bu kan da (ciğer ve dalak kanı gibidir) akmamaktadir

Etin içinde olup akmayan kandan eti arındırmak mümkün olmadığı ve özürlü olduğundan dolayı, “Çiğ köfte“nin içine etin konulması mubahtır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/203-204.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2016

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ,kuyruk sokumu kemiği

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Denildi ki, kuyruk sokumu (insandan) ilk yaratılan ve en son çürüyendir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/211-212

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

BATI GENÇLİĞİ BUNALIMDA

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2016

Gençlik Bunalımda,işsiz gençler bunalımda

BATI GENÇLİĞİ BUNALIMDA

Satanist” lerle ilgili bir tartışma programında konuşmacının birinin çok güzel ve yerinde bir tespiti oldu. O da şuydu: “ Batı’daki bütün isyan hareketlerinin altında Hıristiyanlığa tepki yatar. Satanistlik olsun, diğer, akla ve mantığa aykırı, bütün vahşetler aslında Hıristiyanlığa bir başkaldırıdır. Dine isyan hareketidir. Bu isyan o dereceye varmış ki, bu düşmanlıktan dolayı diğer bütün dinlerden, özellikle de İslamiyetten nefret ediyorlar. Kısacası, inancın her türlüsüne düşman olmuş Batı gençliği… ”

Bizde görülen, “Batı’dan ithal” satanist vb. akımların temelinde işte bu nefret yatar. Avrupa’da okullar, çok ciddi ve yoğun bir din eğitimi vermesine rağmen, entelektüel çevreler, özellikle gençler bununla tatmin olmamakta, Hıristiyanlığa bir ideoloji heyecanı içinde sarılmamakta, kendine yeni ideolojiler aramaktalar. Artık, Hıristiyanlık, Avrupalı aydına yetmemekte.

Şimdi Avrupa’da boşluktaki gençler, tam bir kararsızlık içinde bunalmakta. Hıristiyanlık karşısındaki olumsuz tavrını akıl almaz bir şekilde genelleştirerek bütün dinlere karşı cephe almaya çalışan Avrupalı aydınlar ve gençler çaresizlikten kıvranmaktalar.

Hıristiyanlıktan kopan genç kitleler, şimdi ya filozofların ve ideologların etrafında dolaşmakta, yahut boşluk duygusundan kurtulmak için, düşünmeksizin kendini olur olmaz hareketlere terketmektedir. Bundan dolayı da, manasız bir öfke ve kin duygusu içinde herşeyi kırıp dökmeye yok etmeye yönelmektedir.

Bu yüzdendir ki, Batı, kanlı ideolojilerin ve doyumsuz ihtirasların bir arenası haline gelmiştir. Gençlik, Kilisenin bıraktığı boşluğu önce, pozitivizm, materyalizm, marksizm, sosyalizm, komünizm, faşizm, nazizm ve benzeri akımlarla doldurmak istedi.

Bunlarla mümkün olmayınca da, tepkisini, akla hayale gelmeyen ve cinnet ölçülerine varan, satanistlik gibi vahşice davranışlarla ifade etmektedir. İsyan, terör, anarşi, kin, kan ve gözyaşı… hep bu ifadenin eseridir.

Şu bir gerçek ki, Hıristiyanlık bitmiştir. Nitekim, Papalık, şimdi, Afrika’da, Güney Amerika’da ve Hindistan’da misyonerlik faaliyetleri ile tutunacak bir dal aramaktadır. Ama Hıristiyanlık, büyük mali gücüne, müthiş teşkilatına rağmen, artık başarılı olamıyor. Çünkü insan, fıtratında olan gerçek bir dinin özlemini taşımaktadır.

O, bütün tarihi boyunca, kendini sahte dinlerden ve sahte tanrılardan kurtarma mücadelesi vermiş ve verecek. İnsanlık, hangi kılıkta ortaya çıkarsa çıksın, putperestliği uzun müddet benimsememekte. Kültür ve medeniyet çalışmaları başarıya ulaştıkça, bütün sahte tanrıları kırıp atmaktadır.

İşin aslı şu ki, insanlar sahte tanrılar yerine, varlığı ile bütün varlığı ayakta tutan ve mutlak varlık olan Allah’a muhtaçtırlar. Allah’tan başka ilah yoktur diyerek insanın Allah’tan başkasına kul olmasını reddeden bir dine muhtaçtırlar.

Yine insanoğlu, bütün insanlığı, renk, ırk, soy sop ayırımı yapmaksızın kardeş olmaya davet eden bir anlayışa muhtaçtır. İnsanın insana tahakkümünü önleyen ve yalnız Allah’ın yüce hükümranlığını kabul eden bir iman ve ahlaka muhtaçtır. Kısacası, İslam ahlâkına muhtaçtır.

Bütün mesele şurada düğümleniyor: Kiliseden uzaklaşan, yeni bir din ihtiyacı içinde kıvranan Avrupa’lı aydınlara, gençlere aradığı mutluluğun İslam ahlâkında, islam kardeşliğinde olduğunu kim ve nasıl anlatacaktır?

Gerçek dinden habersiz, Hıristiyanlıktan uzaklaşmış, peygamberlerin yerine filozoflardan medet uman, felsefi ideolojilere kapılan, aradığını bir türlü bulamayan, bunun neticesinde büyük boşluk duygusuna düşen ve bundan kurtulmak için, hiç düşünmeksizin kendini nefsani bir hayata mahkûm eden kitlelere kimler ve nasıl rehberlik edeceklerdir?

İşin bir zorluğu da, Batı’da, kitlelerin içine düştüğü bu buhranı istismar ederek paraya tahvil etmek isteyen veya kendi hırslarına alet etmek için çırpınan muhteris pek çok çevrenin ortaya çıkmış olmasıdır.

Bu çevreler asla boş durmamakta, yeraltı ve yerüstü teşkilatları, Batı’daki buhrandan istifade etmeye ve bu buhranı dünyanın dört bir yanına bulaştırmaya çalışmaktadırlar. Bizdeki zararlı satanistlik vb. akımların gün geçtikçe çoğalması bunun bir sonucudur.

Gerçeği görüp uyanmaması için, uyuşturucu madde tüccarları, silah kaçakçıları, ırz ve namus tacirleri, beşinci kol elemanları ve daha niceleri bu tertip ve tekniklerle şeytanla ortaklık kurup harıl harıl çalışmaktadırlar.

Batı kendisini bütün bu şer kuvvetlerden kurtaracak yeni bir dine, ahlâka muhtaç. Çünkü, felsefi ideolojiler din ihtiyacını karşılamaktan, inanç boşluğunu doldurmaktan uzaktır. Batı eninde sonunda Bernard Shaw’ın sözüne gelecek.

Ne diyordu, meşhur İngiliz yazarı Bernard Shaw: “Hiç şüphesiz gelecekte Avrupa’nın dini İslâm olacaktır.

Ama ne zaman ve nasıl; Allah bilir!..

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

BAŞKASININ SÖZÜNE İTİRAZ VE MÜCADELE ETMEK

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2016

imam gazali

BAŞKASININ SÖZÜNE İTİRAZ VE MÜCADELE ETMEK

Kimisi doğru olsun olmasın söylenen her sözü itiraz etmeyi adet haline getirmişler. Bu dinimizde yasaktır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kardeşine itiraz etme. Onunla çirkin konuşma ve şaka yapma, ona söz hakkı verip de sonradan cayma.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
İtiraz etmeyi terkedin. Zira onun hikmeti anlaşılmaz ve fitnesinden emin olunmaz.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Haklı olduğu halde mücadeleyi terkeden kimse için cennetin ortasında bir köşk yapılır. Haksız olduğu halde mücadeleyi terkeden için de cennetin kenarından bir ev yapılır.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Putperestlik ve içkiden sonra Rabbimin bana yasakladığı ve benden söz aldığı ilk şey dedikodu ve mücadeleden kaçınmaktır.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Allah’ın hidayetinden sonraki sapıtanlar ve mücadele edenlerden başka hiçbir kavim yoldan çıkmamıştır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kul, haklı da olsa mücadeleyi terk etmedikçe, imanını olgunluğa kavuşturmuş olamaz.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Şu altı hasleti kendisinde bulunduran kimse imanın hakikatine ermiştir:
a) Yaz aylarında oruç tutmak.
b) Düşmanla savaşmak.
c) Bulutlu günde akşam namazını vaktinde ve erken kılmak.
d) Belalara karşı sabretmek.
e) Sıkışık zamanlarda abdesti tam olarak almak.
f) Haklı olduğu halde itiraz ve münakaşayı terk etmek.”

Müslim b. Yesar diyor ki:
Mücadeleden sakının. Zira mücadele, âlimin cahilleştiği, şeytanın onun dil sürçmesini beklediği andır.

Malik b. Dinar diyor ki:
Mücadelenin dibinde yeri yoktur.” Diğer bir sözünde de şöyle diyor:
Mücadele kalbi katılaştırır ve kini uyandırır.

Süfyan-i Sevri diyor ki:
Dilediğin kadar samimi olduğun birisiyle birkaç defa mücadele et , senin aleyhinde öyle konuşur ki, bir daha geçinemezsiniz.

İbn-i Ebi Leyla diyor ki:
Ben arkadaşımla mücadele etmem. Zira mücadelede ya o beni yalancı çıkaracak veya ben onu kızdırmış olacağım.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Her mücadelenin kefareti iki rekât namazdır.”

Hz. ömer (R.A.) diyor ki:
Üç şey için ilim öğrenmeyin: Mücadele, övünmek ve gösteriş .
Üç şey için de ilmi terk etmeyin: Öğrenmekten utanmak, lüzumsuz görmek ve bilmesem olur demek.”

İsa (A.S.) diyor ki:
Çok yalan söyleyenin güzelliği, insanlarla mücadele edenin de cana yakınlığı kalmaz. Fazla şeyle uğraşan hastalanır. Kötü ahlaklı olan da daima sıkıntılı olur.”

İnsanlara mücadele etmekten başka bir de söylenen her şeyde bir kusur bulma ve ona itiraz etme hastalığı var ki buna Mira denir. Böyle huyu olan kimseler, cümlenin tarzında, anlamında veya gayesinde “şu kusur var, bu öyle değil, böyledir” şeklinde itiraz ederler. Bu huy, her çeşit itirazı ve inkar etmeyi terk etmekle düzelebilir. Duyulan söz doğru ise kabul edilir, doğru değilse sorulur.

Başkasının sözüne bazen gramer ve edebiyat yönünden de itiraz olabilir.
Ne bakımdan olursa olsun başkasının kusurunu ortaya çıkarmaya dinimiz müsaade etmiyor. İster gramerine, ister anlamına olsun.
İlmi konularda olan itirazlara ve tartışmalara cedel denir. Bu da kötülenmiştir. Bir konu açıklığa kavuşturulmak istenirse inkar veya inat yoluna gidilmez. Aydınlatmak gayesi taşıyormuş gibi nezaket le sual sorulup açıklanması istenir.

Mücadele ise başkasını susturmak veya haksız düşürmek gayesini taşır.
Belirtisi de gerçeği ortaya çıkarmak isteniyormuş gibi davranırken karşıdakinin kusurunu ortaya çıkarmak kendi üstünlüğünü
göstermektir.
Bundan kurtuluş , susmakla günaha girilmeyen her yerde susmaktır. İnsanın bu tip mücadelelere sevk eden şey, ilmini ortaya koyma, üstünlük kazanma ve başkasının kusurunu ortaya çıkarma duygusudur ki, bunlar nefsin böbürlenme ve üstünlük iddiasında bulunma şehvetleridir. Başkasını küçük düşürme arzusu da yırtıcılık tabiatının gereksinmesidir. Zira insandaki
yırtıcılık vasfı, başkasını ezmeği, kırmayı ve üzmeyi gerektirir.

Bu iki sıfat da tehlikeli sıfatlardandır. Silahları itiraz ve mücadeledir. İtiraz ve mücadeleye devam eden kimse, bu tehlikeli sıfatları kuvvetlendirmiş olur.
Bu hastalığın tedavisi üstünlük gösterisine sebep olan kibir ve baş kasını küçük görmeğe sebep olan yırtıcılık vasıflarını kırmakla mümkün olur.

İmam-ı Azam, sohbetine devam eden Davud-i Tai’ye sordu: ” Niçin inzivaya çekildin;” Davud: “Mücadeleyi terketmek için, tenhalara kaçmak değil, toplantılara katılmak, söylenenleri dinlemek ve konuşmamak gerekir. Ancak bu şekilde mücadeleyi kazanırsın.” dedi. Davud-i Tai’ye şu kaşılığı verdi:
“Bende böyle yaptım. Kendimi zorladım ve şiddetli mücadeleyi burada buldum. Sizin dediğiniz gibi oldu. Zira düzelteceği bir sözü duyan kimsenin bir şey demeyip susması kadar zor bir şey yoktur. Bunun için Peygamberimiz buyuruyor ki: “Haklı olduğu halde mücadeleyi terkeden kimseye Yüce Allah cennetin ortasında bir saray yapar.”
Münakaşa ve cedelin en şiddetlisi itikat ve mezhep konularında görülür.
Zira mücadele tutkusu doğuştandır. Bir de bunda sevap olduğu sanısı, mücadele hırsını artırır. Böylece hem yaratılışı, hem de inancı onu tahrik eder. Oysa bu baştanbaşa bir hatadır. Bir şeyi anlatırken mücadele yolunu değil, öğüt ve ikaz yolunu seçmek gerekir. Ancak fayda vermezse, bu işten vazgeçilmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Dilini Müslümanlardan çekip, onlar için gücünün yettiği en güzel şekilde çalışan kimseye Allah rahmet etsin.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 658 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: