Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

ONBİN TÜRK GENCİ HIRİSTİYAN OLDU!

Posted by Site - Yönetici Temmuz 10, 2016

Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

ONBİN TÜRK GENCİ HIRİSTİYAN OLDU!

Yıllardır yazıyoruz: Batı’nın Anadolu’da gözü var; uzun vadede ülkemiz insanlarını önce Hıristiyanlaştırıp sonra da, Anadolu’ya kültürel yönden sahip olmak, arkasından da Osmanlı, Selçuklu öncesine geri döndürmek… diye. Son yıllarda yoğunlaşan Misyonerlik faaliyetleri bu sinsi planın iyice ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir.

Toplumun her kesiminden hissedilmeye başlandı bu Anadolu’yu eski halina çevirme gayretleri. Türk Diyanet Vakıf-Sen Başkanı Bilal Eser’in bu konularla ilgili açıklamaları tüyler ürpertici. Ülkemizdeki bu vahim durumu bakınız sayın Eser nasıl açıklıyor:
Şu anda Türkiye’de 150 bin misyoner geziyor. Bunlar ilçelere hatta köylere kadar ulaşmış durumdalar. Daha ziyade gençler üzerinde faaliyet gösteriyorlar. Özellikle de üniversiteliler üzerinde. Ülkemizde en fazla zayiat veren il Antalya. Misyonerler o kadar planlı, programlı yürütüyorlar ki bu işi, gördüğünüz, duyduğunuz zaman tüyleriniz diken diken oluyor. Adamlar daha önce Türkiye’ye gelmiş araştırma yapmışlar. Sonra ülkelerinde ‘bu insanları nasıl bu yola sevk ederiz’ diye düşünmüşler.. Etütlerini tamamladıktan sonra gelmişler ülkemize, planlarını bu çerçevede ortaya koyuyorlar.

Hıristiyan misyonerler iki bölüme ayrılıyor. Birini Protestan, diğerini ise Katolik misyonerler oluşturuyor. Protestan olanlar bunların ayak kesimi.. Ama Katolik misyonerler öyle değil. Bunlar, büyük para babaları. Kökü dışarıda olan bazı kuruluşlarla irtibat ve işbirliği halinde. Medyayı etkiliyorlar. Yıllar önce İzmir’de bir okulda bir olay cereyan etti. Basının, iki öğrencinin dinden çıktığını duyurması ve olayın üzerine gitmesi sonucu sözkonusu okulun kapatılması ile sonuçlandı olay. Ama bugün bazı medya organlarında misyonerler reklamlarını yapabiliyorlar. Nereden nereye.. Adamlar iliklerimize kadar işleme cüretini gösterebiliyorlar ve bunu ellerini kollarını sallaya sallaya yapabiliyorlar.
Bunların yoğun propagandaları sebebiyle 10 bin gencimiz Hıristiyan olmuştur. Bu konuda vebal; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve İlahiyat Fakülteleri’ndedir. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine düşeni tam olarak yerine getirseydi, biz bu gençleri kaybetmeyebilirdik.” (Vakit, 30.12.2003)

Hadiseye sadece dini yönden bakmak da yanlış olur. Yukarıda bahsettğimiz gibi bu faaliyetlerin arkasında emperyalizm, sömürü, siyasî emeller bulunmaktadır. Onlar Anadolu’yu “Gasb edilmiş bir yurt” olarak görüyorlar ve yeniden fethetmek istiyorlar. Tıpkı Endülüs’te yapmış oldukları gibi Anadolu’dan da Müslümanları tamamen çıkartıp burayı bir Bizans ülkesi haline getirme siyaset ve stratejisini takip ediyorlar. Dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri bizim varlığımızla, varoluşumuzla ilgili hayatî bir tehlike ve tehdittir. Batı dünyasındaki Hıristiyan gençlerin Müslüman olmasında , onlar açısından böyle bir tehdit ve tehlike yoktur.

İnsanlık tarihi boyunca inançlar, dinler mücadelesi olmuş, bundan sonra da olacak. Bugün yasalar gereği her insanın kendi düşüncesini yayma hakkı vardır. Fakat bunun eşit şartlarda olması lazım. Oyunun kuralına göre oynanması lazım. Eğer oyunda şike varsa, hile varsa herkesin neticeye itiraz hakkı olur.
İki asırdır; çeşitli hileler, desiselerle güçten, kuvvetten düşürülmüş, ekonomik yönden çökertilmiş, kör topal hale getirilmiş, ayakta zor duran bir Müslüman, dünyanın süper gücü ABD ve AB ülkelerini arkasına almış, her türlü ekonomik, siyasi desteğini sağlamış Misyonerler karşısında nasıl mücadele edecek? Buna eşit şartlarda mücadele denebilir mi?

Fakat herşeye rağmen kör topal da olsa, kendimizi ve çoluk çocuğumuzu dini yönden en iyi şekilde yetiştirip dinimizi, ülkemizi bu büyük tehlikeden korumak zorundayız. Biz elimizden geleni yaparsak mesele kalmaz. Onların bir hesabı varsa Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefendi..

Posted by Site - Yönetici Temmuz 9, 2016

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefend

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefendi..

Cennetmekan Abdülhamit Hanın kollarında ruhunu teslim ettiği
Biricik Eşi Müşfika Hanımefendinin nadir fotoğraflarından biri bu.
Koskoca Hünkar’dan kalan mirası ise resimde görülen bu soba ve duvarda asılı”Gönül tahtına senden özge sultan olmaya Ya Rab” yazılı bir levha..

Vefatından önce tam 30 yıl evinden hiç çıkmamış.

Elbette Müşfika Hanımefendi de kocasına çok bağlıydı ve hiç unutamamıştı.Koca Hünkarın vefatından sonra 30 yıl evinden çıkmaması oldukça ibretlidir.Ama o kocasının üzüntüsünü duvarda ki “Gönül tahtına senden özge sultan olmaya Ya Rab“,yani kalbime Allah’dan daha iyi ve güzeli var mı levhasıyla teselli olmuştu..Çok hisse kapılacak bir levha

Bir röportajında muhabir; “30 yıldır kapıdan çıkmadığınıza göre vücut hareketiniz çok az oluyor demektir. Hiç rahatsızlık çekmiyor musunuz?“diye sorunca cevabı çok hoştur ;”Namaz kılıyorum evladım. Beş vakit namaz beni hem Allah’ıma yaklaştırıyor, hem de sıhhat kazandırıyor. Namazdan iyi hareket olur mu?

Mübarek ruhuna fatiha.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mubarek Ramazan Bayramınızı Tebrik Ederiz

Posted by Site - Yönetici Temmuz 5, 2016

Mubarek Ramazan Bayramınızı Tebrik Eder Hayırlara Vesile Olmasını H.z Allahtan Temenni Ederiz.

Mubarek Ramazan Bayramınızı Tebrik Ederiz

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 4, 2016

BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR,bayram_namazi-jpg20140728093538 copy

BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

Bayram namazının her iki rek’atindeki üçer adet fazla tekbirlere “zevâid tekbirleri” denir. Vâcip olan bu tekbirler, birinci rek‘atte kırâatten önce, ikinci rek‘atte kırâatten sonra alınır.

Bayram namazı şöyle kılınır:

Niyet ettim Allah rızası için bayram namazını kılmaya, uydum imama” diye kalben niyet edip Allâhü Ekber diyerek iftitâh tekbiri alındıktan sonra eller bağlanır ve “Sübhâneke”den sonra imâm sesli, cemâat sessiz “Allâhü ekber” diyerek ellerini kulaklarına kaldırır ve yanlara salar; yine elleri kaldırarak ikinci tekbiri alır ve ellerini yanlara salar; üçüncü tekbir alınınca eller bağlanır. İmam açıktan Fâtiha ve bir sûre veya üç âyet okur, cemâat dinler.

Rükû ve secdeden sonra da ikinci rek‘ate kalkılır.

İkinci rek‘atte imâm önce Fâtiha sonra bir sûre veya üç âyet okur. Sonra birinci rek‘atin başında alınan tekbirler bu kere kırâatın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salınır, dördüncü tekbir ile rükûa gidilir ve namaz tamamlanır.

AREFE VE BAYRAM GECELERİNİ İHYA

Arefe ve bayram gecelerinde mümkünse Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i İstiğfâr yapılır ve Tesbîh Namazı kılınır. (Hatm-i İstiğfâr, 1001 defa “Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyk” okumaktır.)

Kaynak : Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kabir Ziyaretinde Okunacak Duâlar .

Posted by Site - Yönetici Temmuz 4, 2016

Kabir Ziyaretinde Okunacak Duâlar .

Kabir Ziyaretinde Okunacak Duâlar .

Kabristana gelince, yer müsait ise, kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin yüzüne karşı oturup selâm verilir.
Ayak tarafında, ayakta durmak eftaldir.
Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez, mum yakılmaz, çaput bağlanmaz.

Kabirde, Bekara suresinin başı ve sonu,Yasîn-i şerif suresi,Tebâreke,Tekâsür, ihlâs-ı şerif ve Fâtiha veya bilinen sûreler okunup meyyite hediye edilir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki, “Bir müminin kabrini ziyâret ederken, Allahümme innî es’elüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselâm en lâ tü’azzibe hâzelmeyyit derse, o meyyitin azâbı kıyâmete kadar ref’ olur(kaldırılır)”

Kabristâna gelen bir kimse, ayakda, Esselâmü aleyküm, yâ Ehle dâr-il kavm-ilmü’minîn! İnnâ İnşâallahü an karîbin biküm lâhikûn der.
Sonra, Besmele ile onbir İhlâs ve bir Fâtiha okur.
Sonra, Allahümme rabbel-ecsâdilbâliyeh, vel-ızâmin nahire-tilletî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü’minetün, edhıl aleyhâ revhan min indike ve selâmen minnî, duâsını okumalıdır.

Sünnete uygun ziyâret yapmak için abdest alınır. İki rekât namaz kılıp, sevabı meyyitin ruhuna gönderilir.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İctihad Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 3, 2016

ictihat nedir,muctehit,ustaz,silsilei saadat.

İctihad Nedir ?

İctihad: İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur’ân-i kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarmadır. İctİhad’ın dayanağı çok meşhur olan şu hadis-i şeriftir.

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, hazret-i Muâz bin Cebel’i, Yemen’e hâkim olarak gönderirken;
Orada nasıl hüküm edeceksin?” buyurunca; o da;
Allahü Teâlâ’nın kitabı ile” dedi. ”
Allah’ın kitabında bulamazsan?” buyurdu.
Allah’ın Resulünün sünneti ile” dedi.
Resûlullah’ın sünnetinde de bulamazsan?” buyurunca;
İctihâd ederek, anladığımla” dedi. Resûlullah efendimiz, mübarek elini Muâz’m göğsüne koyup;
Elhamdülillah! Allahü Tcâlâ, Resulünün resulünü, Resûlullah’ın rızâsına uygun eyledi” buyurdu.

İsabet etmiyen, yâni doğruyu bulamamış olan müctehide (Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şeriflerden hüküm çıkaran kimseye) bir sevâb, doğruyu bulana iki veya on sevâb vardır. İki sevâbdan birincisi, ictihâd etmek sevabıdır. İkincisi, doğruyu bulmak sevabıdır.

Kaynak :Dipnot: İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri,:8/250-251.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Teşrîk Tekbîrleri

Posted by Site - Yönetici Temmuz 2, 2016

tesrik-tekbirleribugun_arefe_gunu_h578-copy

Teşrîk Tekbîrleri

Arefe günü, yâni Kurban bayramından önceki gün sabâh namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, yirmiüç vakitte hâcıların ve hacca gitmiyenlerin, erkek kadın herkesin, cemâ’at ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazda veya bu bayramdaki farzlardan birini, yine bu bayram günlerinden birinde kazâ edince, selâm verir vermez, “Allahümme entesselâm…” demeden evvel, bir kere “Tekbîr-i teşrîk” okuması vâcibdir. “Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilâhe illallah. Vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd” denir. Cum’a namazlarından sonra da okunur. Bayram namazından sonra okumak müstehabdır. Cenâze namazından sonra okunmaz. Câmiden çıktıktan veya konuştuktan sonra okumak lâzım değildir. İmâm, tekbîri unutursa, cemâ’at terk etmez. Erkekler yüksek sesle okuyabilir.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Posted by Site - Yönetici Temmuz 2, 2016

Ateş ve Kur'ân-ı Kerim,kuran_7513 copy

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Eğer Kur’ân-ı kerim, bir derinin içinde olursa, ona ateş dokunmaz.

Kâdî Beydâvî (r.h.) buyurdular:
Yani eğer Kur’ân-ı kerimi tasvir eder (yazar) ve bir derinin içine koyar ve o deri de ateşe atılırsa; Kurân-ı kerimin bereketiyle ona ateş dokunmaz ve onu yakmaz!…”

Kurân-ı kerimi ezberleyen ve devamlı onu okumaya devam eden mümine ateş nasıldır acaba?

Kurân-ı Kerim Okuyana Verilen Sevap.

Hazret-i Ali (r.a.)’dan rivayet olundu:
Kim, namazın içinde kıyamda (ayakta) Kur’ân-ı kerimi okursa, o kişiye, (okuduğu Kur’ân-ı kerimin) her harfine yüz hasene vardır.
Ve kim de abdestsiz olduğu halde (mushafa dokunmadan veya ezbere Kur’ân-ı kerimi okursa, (o kişiye de okuduğu her harfe karşılık) on hasene vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/260.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İsmail Aleyhisselâm ve Kurban ..

Posted by Site - Yönetici Temmuz 1, 2016

Dall Sheep (Ovis dalli)

İsmail Aleyhisselâm ve Kurban ..

İbrâhim aleyhisselâm ateşten kurtulunca,
– Yâ Rabbî! Bana sâlihlerden bir çocuk ihsân buyur, diye duâ etti.
Allahü teâlâ ona hazret-i İsmâil’i müjdeledi. Âyet-i kerîmede meâlen:
– Biz de ona halîm bir oğul müjdeledik, buyuruldu.
İsmâil aleyhisselâmın doğumundan sonra, Allahü teâlânın emri ile, İsmâil aleyhisselâmı ve annesi Hâcer vâlidemizi Mekke’ye bırakıp Şam’a döndü. Zaman zaman gider, onları Mekke’de ziyâret ederdi.
Yüzünde, Muhammed aleyhisselâmın temiz babalardan temiz ve afîf analara geçip gelen nûru parlayan hazret-i İsmâil çok güzeldi. Bu sebepten İbrâhim aleyhisselâmın, oğlu İsmâil’e karşı muhabbeti fazla idi.

İsmâil aleyhisselâm yedi yaşında iken birgün İbrâhim aleyhisselâm ibâdet ettiği mihrâbda, bu muhabbet içinde uyudu. Rü’yâsında oğlu İsmâil ile otururken, bir melek gelip:
– Ben, Allahü teâlânın elçisiyim. Allahü teâlâ, bu oğlunu kurban etmeni istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm korku ile uyandı. “Rü’yâ Rahmânî midir, yoksa şeytânî midir?” diye tereddüt etti. O gün hep bu rü’yâyı düşündü. Onun için bugüne Terviye denildi. İkinci gece aynı rü’yâyı gördü. Rahmânî olduğunu anladı. Bu güne Arefe denildi. Üçüncü gece yine aynı rü’yâyı gördü. Artık Hak teâlânın emri olduğuna şüphesi kalmadı. Hanımı Hâcer’in yanına geldi:
– Ey Hâcer, benim gözümün nûru oğlum İsmâil’i yıka, en iyi elbisesini giydir, saçını tara, onu dostuma götüreceğim, dedi.
Sonra; hazret-i İsmâil’e dedi ki:
– Yanına iple bıçak al!
– Bunları ne yapacağız baba?
– Allah rızâsı için kurban keseriz, cevâbını verdi.
Yolda giderken, hazret-i İsmâil, babasına sordu:
– Nereye gidiyoruz?
– Dostuma.
– Evi nerededir?
– O, evden ve mekândan münezzehtir. Yer ve gök O’nun mülküdür.
– Babacağım! O bizimle oturup yemek yer mi?”
– O yemekten ve içmekten de münezzehtir.
O sırada şeytân, bir fırsatını bulup, yaşlı bir adam kıyâfetinde hazret-i İbrâhim’in hanımı Hâcer’in yanına geldi. Ona:
– İbrâhim, oğlunu nereye götürdü?” deyince, hazret-i Hâcer:
– Bir dostunu ziyârete, diye cevap verdi. Şeytan:
– Hayır, onu kesmeye götürdü, dedi.
Hâcer vâlidemiz:
– Baba, oğlunu boğazlamaz. Şefkat buna mânidir, karşılığını verdi. Şeytan:
– Öyle zannederim ki, Allah emretmiştir, deyince, hzret-i Hâcer:
– Allahü teâlânın emrine uymak elbette lâzımdır. O’nun emrini, cân-ü gönülden kabûl ederiz, dedi.
Şeytan ondan yüz bulamayınca, yine aynı kıyâfette hazret-i İsmâil’in yanına geldi ve ona sordu:
– Baban seni nereye götürüyor biliyor musun?
– Dostunun ziyâretine.
– Vallahi seni öldürmeğe götürüyor.
– Hiç babanın oğlunu öldürdüğünü gördün mü?
– Öyle zannederim, Allah emretmiştir.
– O emretti ise, cân-ü gönülden râzıyım.
İsmâil aleyhisselâm, ihtiyar kılığındaki, şeytandan sıkılmıştı. Çünkü ihtiyar, İsmâil aleyhisselâmı, babasına dolayısıyla cenâb-ı Hakka karşı isyana teşvik ediyordu. Bunun için babasına;
– Bu ihtiyâr beni rahatsız ediyor, kalbime vesvese vermek istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm,
– Taş at! Yanından uzaklaşsın! buyurdu.
İsmâil aleyhisselâm taş atarak şeytanı yanından uzaklaştırdı. Bu sırada Minâ’da olduklarından hacıların şeytan taşlaması buradan kaldı.
Hazret-i İsmâil’den de yüz bulamayan şeytan, İbrâhim aleyhisselâmın yanına sokularak:
– Ey İbrâhim, sen yanlış hareket ediyorsun. Şeytan sana vesvese verdi. Sakın oğlunu boğazlama, sonra pişman olursun. Ama fayda etmez, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm onun şeytan olduğunu anladı.
– Vallahi bu, Hak teâlânın emridir ve sen şeytansın. İbrâhim’e ve akrabasına zarar yapamazsın! buyurdu.
Şeytan rezîl olup geri döndü. Nihayet Buseyr dağına vardıklarında göğün yedi katındaki melekler; “Sübhânallah! Bir peygamber, bir peygamberi boğazlamaya götürüyor” dediler.
Hazret-i İbrâhim, oğluna dönüp:
– Ey oğlum! Rü’yâmda seni kurban etmem emredildi. Buna ne dersin? dedi.
İsmâil aleyhisselâm sordu:
– Babacığım! Hak teâlâ, beni boğazlamanı emretti mi?
– Evet evladım!
Hazret-i İsmâil babasının, “Evet” demesi üzerine, Rabbinin emriyle kurban edileceğini, buna sabrederse Hak teâlânın rızâsına kavuşacağını anlayıp çok sevindi. Babası da, Onun bu sevincine sevindi:
– Evlâdım! Seni öldüreceğimi haber veriyorum, sen ise seviniyorsun!
– Babacığım nasıl sevinmiyeyim. Benim tek arzum, Allahü teâlâya, O’nun rızâsı üzere kavuşmaktır. Böylece O’nun rahmet ve Cennetine de nâil olurum. Dünyanın ömrü müddetince eziyet çeksem, bu devlete kavuşmak çok zor. Şimdi ise bu devlete kolayca kavuşacağım. Babacığım, nasıl emir almışsan onu yap. Oğul fedâ eylemek senden, can fedâ eylemek de bendendir. İşini çabuk bitir. Zîrâ canım dosta kavuşmakta acele ediyor. Babacığım, Nemrûd seni ateşe atınca sabrettin ve Hak teâlâ senden râzı oldu. Ben de boğazlanmağa sabredeceğim. O zaman belki Hak teâlâ benden de râzı olur. Böylece Cennet ni’metlerine kavuşurum. Babacığım, kesilmek acısı bir anlık olup, ona sabretmek kolaydır. Benim asıl tasam, senden dolayıdır. Çünkü kendi elinle oğlunu boğazlayacaksın. Ömrün boyunca unutamadığın gibi, evlat hasreti de ölünceye kadar senden gitmez. Keşke daha önce haber verseydin de anneme vedâ edip, birbirimizin boynuna sarılıp ağlasaydık.
– Haber verince senden veya annenden bir gevşeklik olur da azarlanırız diye korktum.
– Babacığım, senin rızândan başka murâdım yoktur ve senin gibi babanın hakkını ödemek, saâdetimin sermâyesidir. Kaldı ki, bu işte, Allahü teâlânın rızâsı ve emri vardır. Eğer izin verirsen, size söyleyecek birkaç vasıyetim var.
– Söyle, ey saâdetli oğlum.
– Birincisi; bu ip ile elimi ve ayağımı kuvvetlice bağla ki, can acısı ile bir kusûr işlemeyeyim. İkincisi; mübârek eteğini topla ki, kanımdan sıçramasın. Üçüncüsü; bıçağı iyi bile ki, can vermek kolay olsun ve senin işin iyi görülsün. Dördüncüsü; bıçağı vururken yüzüme bakıp da babalık şefkatiyle emri geciktirme. Beşincisi; gömleğimi çıkarıp boğazla ki, kan bulaşmasın. Sonra o gömleği anneme götür ve benden selâm söyle. Benim kokumu bu gömlekten alsın, ağlamasın, teselli olsun. Benim için çok elem çekmesin. Ona; “Oğlun sana şefâ’atçi olarak Allahü teâlâya gitti. Kıyâmet gününde cenâb-ı Haktan senden başka bir şey istemez” de! Ümid edilir ki, Hak teâlâ benim bu isteğimi red eylemez. Altıncı vasiyetim; her nerede benim yaşımda bir çocuk görürsen beni hatırla!
İbrâhim aleyhisselâm, oğlunun yürek parçalayan bu sözlerini dinleyince, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı ve çok ağladı.
İbrahim aleyhisselâm oğlu İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek üzere son hazırlığını yaptı. Bu esnada İsmâil aleyhisselâm ellerini kaldırıp;
– Yâ Rabbî! Bana sabır ver! diye niyazda bulunduktan sonra, babasına dönüp;
– Babacığım! Görüyor musun? Gök kapıları açılmış, bazı melekler bize bakıp hayretlerinden cenâb-ı Hakka secde etmişler. Bazıları da Hak teâlâya münâcât edip; “Yâ Rabbî! Bir peygamber bir peygambere bıçak çekmiş, başı uçunda duruyor. Senin rızânı gözetmek için onu boğazlamak istiyor. Sen onlara merhamet eyle.” diyorlar, dedi.
Daha sonra İbrâhim aleyhisselâm oğlunu güzelce bağladı, yüzükoyun yatırıp, boğazını tuttu ve;
– Yâ Rabbî! Bu benim oğlum, gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Kurban etmemi emrettin. Şu anda emrini yapmak için hâlis niyetle geldim. Kurban etmeğe hazırım. Sana hamd ve senâ ederim. Yâ Rabbî! Bu kıymetli yavrumu kurban etmekte bana sabır ver, dedi.
Sonra bıçağı oğlunun boynuna yaklaştırdı ve son olarak;
– Ey yavrum! Kıyâmete kadar sana vedâ olsun. Tekrar görüşmek, Kıyâmet günü olur, dedi.
Bu arada İsmâil aleyhisselâm;
– Ey babacığım! Acele et. Rabbimizin emrini çabuk yerine getir. Emir yapmakta geciktiğimiz için Rabbimizin bizi azarlamasından korkuyorum. Babacığım, elimi ayağımı çöz, melekler, kendi isteğimle kurban olduğumu görsünler ve Halîl’in oğlunun, Allahü teâlânın işinden râzı olduğunu bilsinler, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm, bu söz üzerine ellerini çözüp bıçağı boğazına dayayınca, İsmâil aleyhisselâm güldü.
– Ey oğlum, bu halde iken niçin güldün? diye sordu
– Babacığım, bıçakta Bismillâhirrahmâhnirrahîm yazılı olduğunu görüyorum. Üzerinde Dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser? diye cevap verdi.
İbrâhim aleyhisselâm, Hak teâlânın ismini zikrederek bütün gücüyle bıcağı oğlunun boynuna çaldı. O anda Hak teâlâ, Cebrâil’e emrederek;
– Yetiş! Bıçağı çevir! buyurdu.
O da Sidret-ül-müntehâ’dan bir anda gelip, bıçağı ters çevirdi. Bıçak kesmedi. Bir daha çaldı, yine kesmedi ve ne kadar uğraştı ise kâr etmedi.
İsmâil aleyhisselâm;
– Babacığım! Ne kadar şefkatlisin, bıçağı kuvvetli vuramıyorsun. Yüzüme bakma, böylece hizmette kusur etmezsin, dedi.
Hazret-i İbrâhim, bıçağı tekrar biledi ve oğlunun boğazına daha kuvvetli çaldı. Yine kesmedi. İsmâil aleyhisselâm;
– Babacığım, bıçağın ucunu şah damarıma bastır! deyince, öyle yaptı ve diziyle de bastırdı. Bıçak iki kat olmasına rağmen boynuna izi bile çıkmadı. İbrâhim aleyhisselâm, üzülüp bıçağı taşa çalınca, taş ikiye bölündü. Bıçak dile gelip sordu:
– Ey İbrâhim! Nemrûd seni ateşe attığı vakit seni niçin yakmadı?
– Hak teâlâ, yakma diye emreylediği için,
– Ey İbrâhim! Hak teâlâ ateşe bir kerre “Yakma” diye emreylediyse, bana yetmiş defa kesme kesme diye emreyledi.
O anda Allahü teâlâdan vahiy geldi:
– Yâ İbrahim, elbette sen rü’yânı tasdik ettin. Sana düşen vazifeni tam olarak yaptın. Şimdi sıra bende. Lütuf ve keremimi görmek için şu dağa bak!
İbrahim aleyhisselâm, dağa bakınca, Cennetten gelmiş eşsiz güzellikte bir koç gördü. Allahü teâlâ buyurdu:
– Bu senin oğluna fedadır.
Cebrail aleyhisselâm koçu getirirken, “Allahü ekber”, İbrahim aleyhisselâm da koçu yakalarken, “Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber,” İsmail aleyhisselâm da, “Allahü ekber ve lillâhil hamd” dedi. Böylece, bayram tekbiri meydana geldi:
“Allahü ekber. Allahü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allahü ekber ve lillâhil hamd.”
Sonra, İsmâil aleyhisselâm yerine, bu koç kurban edildi. Bu koçun boynuzları, Abdullah bin Zübeyr zamanına kadar Kâ’be duvarında asılı idi. Sonra çıkan yangında yandı.
Bu koçun kurban edildiği yer, Mina olduğu için, hacılar kurbanlarını burada kesmektedirler.

İkinci kurban olayı

Peygamberimizin dedesi, Abdülmuttalib’e rü’yâsında:
– Kalk! Zemzem kuyusunu kaz! diye emredilince, oğlu Hâris ile beraber Kâ’benin yakınındaki, işâret edilen yeri kazmaya başladılar.
Önceleri pek ilgilenmiyen Kureyşliler, Zemzem kuyusunun açıldığını görünce, bunlar da hak talep ettiler. Dediler ki:
– Bu bizim dedelerimizin kuyusudur. Burada bizim de hakkımız var. Üstelik senin bir tek oğlum var. Eğer bizim teklifimizi kabûl etmezsen bizimle başa çıkamazsın!
Abdülmuttalip, tamamen kendi hakkı olan kuyuya, başkalarının da ortak olmak istemelerine üzüldü. Gerçekten de onlarla mücadele edecek, hakkını savunacak durumda değildi. Bu duruma çok üzüldü, içi burkuldu. Cenâb-ı Hakka şöyle yalvardı:
– Yâ Rabbî! Bana on çocuk ihsân eyle! Eğer bu duâmı kabûl edersen, içlerinden birini Kâ’bede sana kurban edeceğim.
Allahü teâlâ duâsını kabûl etti. On oğlu oldu. Bu on oğlundan birinin adı Abdullah’tı.
Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunu bulduktan ve on oğlu olduktan sonra, şânı, şöhreti iyice artmıştı. Oğullarından da en çok Abdullah’ı seviyordu. Onda diğerlerine göre çok farklılık vardı.
Bir gece Abdülmuttalib’e rü’yâsında şöyle bir ikâz yapıldı:
– Yâ Abdülmuttalib, adağını yerine getir!
Abdülmuttalib seneler önceki adağını unutmuştu. Adak diye ikâz edilince, sabahleyin hemen bir koç kesti.Ertesi gece yine ikâz edildi:
– Ondan daha büyük kurban kes!
Bu defa da bir sığır kurban etti. Yine ikâz edildi.
– Daha büyüğünü kes!
Bu defa da bir deve kurban etti. Fakat yine ikâz devam ediyordu. Bunun üzerine rü’yâda sordu:
– Bundan büyüğü ne olabilir, ne kesmeliyim?
O zaman kendisine şöyle cevap verildi:
– Hatırlarsın, seneler önce oğullarından birini kurban etmeyi adamıştın. Bu adağını yerine getir!
Adağını hatırlayan Abdülmuttalib, ertesi gün çocuklarını topladı. Kendilerine durumu anlattı.
Hiçbiri itiraz etmedi. Memnuniyetle:
– Hangimizi istersen kurban edebilirsin, dediler.
Abdülmuttalib kurban edeceği oğlunu kur’a ile tesbit etmek istedi. Kur’a en çok sevdiği oğlu, Abdullah’a isabet etti. Fakat söz vermişti. Adağını yerine getirmeliydi. Keskin bir bıçak ile beraber oğlu Abdullah’ı alıp Kâ’be-i şerîfin yanına geldi.
Bu hâdiseyi duyan Kureyşliler hemen yanına koşup dediler ki:
– Biz bu işe asla râzı değiliz. Eğer sen bu işi yaparsan, bu âdet hâline gelir. Herkes, oğlunu kurban etmek zorunda kalır. Buna başka bir çare bulalım.
Sonra şöyle bir çare bulundu. O zaman Kureyş’te insan diyeti on deve idi. Develer ve oğulları arasında kur’a çekilecekti. Oğullarına isabet ettiği müddetçe her defasında on deve ilave edilerek kur’a develere çıkana kadar buna devam edilecekti.
Kur’aya başlandı. Fakat çekilen her kur’a Abdullah’a isabet ediyordu. Her defasında on ilâve edilerek devam ediliyordu. Onuncu kur’ada deve sayısı yüz olunca kur’a develere çıktı. Hemen yüz deve kurban edildi. Abdülmuttalib, oğullarından kimseye etini vermeden tamamını fakirlere dağıttı.
İsmâil aleyhisselâmın, kurban edilme hâdisesinden sonra ikinci evlâd kurban edilme hâdisesi de bu olmuş oldu. Peygamber efendimizin soyu İsmâil aleyhisselâma dayandığı için, “Ben, iki kurbanlığın oğluyum.” buyururdu.

.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsmail, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Temmuz 1, 2016

Abdulbasit abdussamed,Kur'ân-ı Kerimi Okumada Dikkat Edilecek Husus

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Rivayet olundu:
Bazı hayırlı insanlardan rivayet olundu. Kur’ân-ı kerim ehlinden birinin vefatı hazırdı. (Ölüm hastalığındaydi.) Çevresindekiler ona;
La ilahe illallah” söyle dediler. 0 kişi:
Bismillâhİ’r-rahmâni’r-rahıym
Tâ, Hâ
Kur’ân’ı sana bedbaht olasın/meşakkat çekesin diye indirmedik Ancak saygısı olana tezkir/sohbet ve nasihat için, bir tenzîl olarak indirdik o yaradandan ki, hem yeryüzünü yarattı, hem o yüksek yüksek gökleri…
0 Rahman arş üzerine istiva buyurdu. Bütün semavâttakiler ve bütün arzdakiler ve bütün bunların aralarmdakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun…
Sen bu sözü ilan edeceksen de, o hem sırrı bilir, hem daha Allah… başka ilah yok, ancak o… Hep onundur o en güzel isimler/esmâ-i hüsnâ… Okumaya başladı. Bu âyet-i kerimeleri tekrar etti. Tâ ölünceye kadar hep bunları okuyordu. Bundan anlaşıldı ki, ölüm, bir şahsın yaşadığı şey üzerinedir. Yani kişi, yaşadığı şey üzerine vefat eder…

Gafilin Ölümü

Bir adamın mesleği, ot satmak idi. 0 kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinden gafil idi. Vefatı yaklaştığında ona da;
La ilahe illallah” söyle dediler. O kişi: “Bir tutamı bir fulusî” diye bağırmaya başladı.
İslâm üzere ölmek için; Allâhü Teâlâ hazretlerinden tevfîk isteriz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/262.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: