Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

Ahdi Yerine Getirmek – Sözden Dönmemek

Posted by Site - Yönetici Nisan 8, 2017

Ahdi Yerine Getirmek – Sözden Dönmemek

Henüz iman bakımından olgunlaşmadığın ve yakîn hali yönünden hakikate ermediğin bir zamanda; bir kimseye her hangi bir şeyi vaad edersen sakın dönme; ta ki; imanın yokluğa gömülmesin ve yakîn halin elinden gitmesin.

İmanın kalbinde kuvvetlendiği, yakîn halin de hakikate erdiği zaman, sana manen şu hitap gelir:
– “Sen bugün bizim devletimizde kararlı ve eminsin.”
Bu hitap sana tekrar tekrar ve her tekrarında ayrı bir şekilde söylenir…
Sen artık bu hallerden sonra seçkin olursun, belki daha üstün. Varlığın Hakk (CC) varlığına kavuşur, iraden kalmaz. Aradığın her şeyi sende bulursun. Hayrete düşecek acaiplik görmezsin. Bu hallerin hiç biri seni şaşırtmaz… Ne gördüğün Hakk’a (CC) yakınlık gözlerini kamaştırır, ne de bulunduğun derece seni hayrete düşürür.
Himmetin yükseldikçe yükselir, maddi varlığın akar gider. Dileğini Hakk’a (CC) teslim edersin, yaratılmış şeylere değil. Gönlünü onların sahibine verirsin. Ne dünya ne de ahiret, hiç birini arzu etmezsin. Gönlünü Mevlaya (CC) verir, kalbini O’ndan (CC) gayri her şeyden temizlersin. Çünkü; Allah’ın (CC) rızasına kavuştun;
cennetine vaat aldın…

Netice: Hakk (CC) işlerdeki manevi tecelliyi anladın ve onlardan hoşlandın… İşte, bu in’am[1] ve ihsanlar imanından dolayı sana yapılıyor.

Anlattığımız hallerden birine erdiğin vakit, en ufak şahsi şey düşünecek olursan öteye geçemezsin; düşünmezsen bir evvelki halin daha ilerisine, daha üstün ve güzeline kavuşursun. Evvelkinden hoşlanmaz öbürüne koşarsın…

Sana bütün ilim ve anlayış kapısı açılır, bu sayede içinden çıkılmayacak en ince meseleleri çözersin. O meselelerdeki hikmet kapılarını açar, saklı iyilikleri meydana çıkarırsın…

Kaynak : Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani Hazretleri

[1] Nimet verme, iyilik yapma

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yıl 1991. Öküz ve Düven. Yer Göynem

Posted by Site - Yönetici Nisan 7, 2017

Yıl 1991. Öküz ve Düven. Yer Göynem

Posted in Diger Konular, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Duha Namazına Ancak Tevbekar Devam Eder.

Posted by Site - Yönetici Nisan 7, 2017

Duha Namazına Ancak Tevbekar Devam Eder.

Duhâ namazı, kılınması müstehab olan nâfile namazlardandır.

Sabah, güneş yükseldikten (kerâhet vakti çıktıktan) sonra, öğle (zevâl) vaktine kadar kılınabilir.

Duhâ namazı, iki rek‘atten on iki rek‘ate kadar kılınabilir. Dörtten az kılmamak mendûbdur. Dürr-i Muhtâr’da “Kuşluk namazında efdal olan ortası yani altı rek’at olmasıdır” denilmiştir.

Enes bin Mâlik (r.a.) buyurdu:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) duhâ (kuşluk) namazını altı rek’at kılardı.” (Tirmizî, eş-Şemâil)

Resûlullâh’ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) duhâ namazını altı rek’at kıldığını gördüm. Ben o altı rek’atı hiç terk etmedim.” (Mecmau’z-Zevâid)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

Kim duhâ (kuşluk) namazını iki rek’ât kılarsa, gâfillerden yazılmaz. Kim dört rek’ât kılarsa, âbidlerden yazılır. Kim de altı rek’at kılarsa, o günde ona günâh erişmez. (ed-Dürrü’l-Mensur)

“Cennette bir kapı vardır, ona Duhâ kapısı denir. Kıyâmet günü olduğunda bir münâdî seslenir: Duhâ namazına devam edenler nerededir? İşte bu sizin kapınızdır. Oradan Allâh’ın rahmetiyle cennete giriniz.” (Tezkiratü’l-Kurtubî)

“İnsan, sabaha erdiğinde her azası için sadaka vermesi gerekir. Okuduğu her bir tesbîh (Sübhânellâh demesi), her bir tahmîd (Elhamdülillâh demesi), her bir tekbîr (Allâhü Ekber demesi) sadakadır. Ma‘rûfu emretmesi sadakadır. Münkeri nehyetmesi sadakadır. Kıldığı iki rek‘at duhâ namazı bunların tamamından bedel olarak kâfi gelir.” (Sahîh-i Müslim)

“Her kim sabah namazını cemâat ile kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar Cenâb-ı Hakk’ı zikrederek oturur ve (kerâhet vakti çıktıktan) sonra iki rek’at (işrak) namazı kılar ise ona tam bir (nâfile) hac ve tam bir (nafile) umre sevâbının misli verilir.”

(Nimet-i İslâm)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. Ali’nin (k.v.) Oğullarına Nasihati

Posted by Site - Yönetici Nisan 6, 2017

Hz. Ali’nin (k.v.) Oğullarına Nasihati

Hz. Ali (kerremallâhü vecheh) irtihalinden hemen önce oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e şöyle nasihat etti:

Oğullarım, Allâhü Teâlâ’dan korkmanızı, namazı vaktinde kılmanızı, nisaba ulaştığında zekâtı vermenizi, abdestinizi güzel almanızı tavsiye ediyorum. Zira abdestsiz namaz kabul olunmaz.

Hataları bağışlayın, öfkenizi yutun, sıla-i rahim (yakın akrabaya iyilik yapın), câhile karşı sabırlı ve yumuşak huylu olun, din ilmini öğrenin, işlerinizde azimli olun, Kur’ân-ı Kerîm’in (emir ve yasaklarına) riâyet edin, güzel komşuluk yapın, iyiliği emredip kötülükten nehyedin, fuhşiyattan sakının.

Sonra oğlu Muhammed bin Hanefiyye’ye baktı ve ‘Kardeşlerine söylediklerimi ezberledin mi?’ dedi. ‘Evet’ deyince aynı şeyleri sana da vasiyet ediyorum. Sana ayrıca kardeşlerine hürmet etmeni, emirlerini hoş karşılamanı istiyorum. Zira onların sende çok hakları vardır. Ayrıca onlardan habersiz bir iş yapma. Sonra Hasan ve Hüseyin’e dönüp: Sizlere de kardeşinize sahip çıkmanızı vasiyet ediyorum. Zira o sizin kardeşiniz, babanızın oğludur. Babanızın onu sevdiğini biliyorsunuz…

Ben Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) şöyle işitmiştim: “İki kişinin arasını düzeltmek (nafile) namazlardan ve oruçlardan daha büyüktür.”

Akrabalarınızı gözetin, sıla-i rahimde bulunun ki Allâhü Teâlâ da size hesabı kolaylaştırsın.

Allah’tan korkun, yetimlerin hakkına riâyet edin. Onlar sizin yanınızda haksızlığa uğramasınlar.

Allah’tan korkun namazı zayi etmeyin. Zira o dininizin direğidir.

Allah’tan korkun ve zekâta riâyet edin. Zira zekât vermek Allâhü Teâlâ’nın gadabını söndürür. Fakir ve miskinler hakkında Allâhü Teâlâ’dan sakının, kazancınıza onları da ortak edin (yani onların hakkını unutmayın).

Kur’ân-ı Kerîm hakkında da Allâhü Teâlâ’dan sakının. Sakın başka birisi Kur’ân-ı Kerîm ile amel etmekte sizi geçmesin..

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ebedi Kurtuluş Yolu: Ehl-i Sünnet İtikadı

Posted by Site - Yönetici Nisan 5, 2017

Ebedi Kurtuluş Yolu: Ehl-i Sünnet İtikadı

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdular ki:

“Ey necib ve bahtiyar evlâdım! İnsanın inancını, kurtuluşa erecek olan fırkanın (Ehl-i Sünnet ve Cemâat’in) görüşlerine uygun olarak tashih etmesi, düzeltmesi lâzımdır. Bu Fırka-i Nâciye; Ehl-i Sünnet ve Cemâat (rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn) îtikâdı üzere olan fırkadır ki onlar cemm-i gafîr Sevâd-ı A’zam’dır (çok büyük topluluktur). Akâid bu şekilde tashîh edilirse uhrevî ve ebedî kurtuluş tasavvur olunur.

Kötü (bozuk) îtikât -ki bu Ehl-i Sünnet ve Cemâat’a uymayan inançlardır- öldürücü zehirdir ve ebedî ölüme ve azâba götürür. Amelde müdâhene (gevşeklik) ve ihmâlin mağfiret edilmesi ümid olunur. Ancak îtikâtta müdâhenede mağfirete ihtimâl bile yoktur. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Doğrusu Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur.” (Nisâ sûresi, âyet 48) (Mektûbât-ı Şerîfe 2/ m.67)

‘HABİBİM SEN OLMASAYDIN MAHLUKÂTI YARATMAZDIM’

Îsâ Aleyhisselâm’ın peygamber gönderilmesindeki bir gâye de Kur’ân-ı Kerîm’de Saf sûresinin “… Benden sonra gelecek olan bir resûlün müjdecisi olarak gönderildim ki o resûlün ismi Ahmed’dir…” meâlindeki 6. âyetinin beyanı ile Hazret-i Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini müjdelemekten ibarettir.

Hazret-i Muhammed Mustafa’nın peygamberliğinin hikmet ve gâyesinden biri de bu hak dînin nihâyet her dîne gâlip olmasıdır.

Bu sûretle hakîkat-ı Muhammediye’nin zuhûru, Allâhü Teâlâ’nın bütün insanlar ve cinleri yaratmasının gayesidir. Bu da “Levlâke levlâke lemâ halaktü’l-eflâk” yani ‘Habibim, sen olmasaydın mahlukâtı yaratmazdım’ buyurmasının manasıdır.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “O, o Allah’tır ki resûlünü hidâyet kanunu Kur’ân ve Hak Din ile gönderdi, o dîni her dînin üstüne çıkarmak için. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Saf sûresi, âyet 9) buyurulmuştur.

Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Muhakkak ümmetim dalâlet (sapıklık) üzerine toplanmaz. Şâyet bir ihtilâf görürseniz, sevâd-ı a’zam (en büyük topluluğa, Ehl-i Sünnet ve Cemaat)a sıkıca sarılınız.
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cahiller Hastadır, Âlimler Onların Doktorlarıdır.

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2017

Cahiller Hastadır, Âlimler Onların Doktorlarıdır.

Bir müşkilini ve bilmediği meseleleri sormak, tabîbe kalbinin hastalığını sormak gibidir.Câhillerin kalpleri hastadır âlimler de bu hastalığın doktorlarıdır.Yarım âlim, yarım tabip gibidir, ilacı güzel yapamaz.Kâmil âlim ise her hastayı tedâvî etmez. Ancak devâ kabul edecek, iyileşecek hastayı tedâvî eder. Eğer hastalık müzmin ise “Bu çaresiz bir hastalıktır” der, vakti ve malı boşa harcamaz.

Sual soranlar dört sınıftır:

1- Suâli ve îtirâzı haset ve düşmanlık sebebiyle olandır. Onun suâline en güzel ve açık surette cevap verildikçe kin ve hasedi artar. Bunda doğru yol ona cevap vermekle meşgul olmamaktır. Hasedden dolayı olan düşmanlık hariç bütün düşmanlıkların kaldırılması mümkündür.

2- Ahmaklık hastalığı ilaç kabul etmez. Nitekim Îsâ Aleyhisselâm: “Ölüleri diriltmekten âciz olmadım, amma ahmağı tedâvi etmekten âciz kaldım” demiştir. Burada bahsettiğimiz ahmak şu kimsedir: Bir vakit ilim tahsiliyle meşgul olur, aklî ve şer‘î ilimlerden bir şeyler öğrenir. Sonra ahmaklığından büyük âlimlere îtirâz eder. Buna cevap vermekle meşgul olmamalıdır.

3- Büyüklerin her kelâmını anlamayıp ancak güzelliğinden dolayı soran irşâd talebindeki kimsedir. Bu istifâde için sormaktadır. Lâkin anlayışı kıt olup sorduğu şeyi öğrenmeye ehil değildir. Verilecek cevâbın hakikatini, inceliğini idrâk edemez. Bu da hâline münâsib bir cevapla gönderilir. Nitekim hadîs-i şerîfte: “Biz peygamberler topluluğu insanlara akılları mikdarınca konuşmakla emrolunduk” buyurulmuştur.

4- İlaç kabul eden tek sınıf ise irşâd olmayı taleb eden akıllı, zekî, anlayışlı, hasedine ve gazabına mağlup olmamış, Hak yolunu arayan kimsedir. Hasedinden veya inadından dolayı yahut itiraz ve imtihan için sormaz. İşte böyle kimsenin sualine cevap vermek îcâb eder.

Kaynak : Hâdimî, Eyyühe’l-Veled Şerhi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Selmân-ı Fârisî’nin ( r.a.) Tevazusu.

Posted by Site - Yönetici Nisan 3, 2017

Selmân-ı Fârisî’nin ( r.a.) Tevazuu.

Bir adam atı için bir miktar yem satın aldı. O vakit Medâin vâlisi bulunan Selmân-ı Fârisî (radıyallâhü anh) Hazretlerini tanımayıp ona:

“Ey Farslı, gel de şunu taşı” dedi.

Hazret-i Selman çuvalı yüklenip onu takip etti. İnsanlar Hazret-i Selman’ı (radıyallâhü anh) gördükçe selâm veriyorlardı. Adam onlara:

“Bu zât kimdir?” diye sorunca,

“Selmân-ı Fârisî’dir” dediler. Adam hemen özür dileyerek: “Efendim, vallâhi sizi tanıyamadım, çuvalı bana veriniz” dedi. Lâkin Selman (radıyallâhü anh) şöyle buyurdu:

“Hayır, ben bu yaptığımla üç türlü hayır kazanacağımı umuyorum.

Birincisi, kibirden kurtulmuş oluyorum.

İkincisi, bir Müslümanın ihtiyâcını karşılamakta ona yardımcı oluyorum.

Üçüncüsü, eğer senin dediğin şeyi yapmamış olsam, sen onu benden daha zayıf kimseye taşıtacaktın. Ben o zayıfı korumuş oluyorum.”

Kaynak : Hilyetü’l-Evliyâ

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Tevazu, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

TEVBE ETMEK FARZDIR

Posted by Site - Yönetici Nisan 2, 2017

TEVBE ETMEK FARZDIR

Her Müslüman sabah akşam tevbe ve istiğfâra devâm etmelidir. “Ey îmân edenler, Allâh’a nasûh (gayet ciddi) tevbe ediniz” meâlindeki Tahrîm sûresinin 8. âyet-i kerimesiyle tevbe farz kılınmıştır.

Tevbe: Kusûruna, günahlarına kalbiyle pişman olup bir daha yapmamaya azmetmektir.

İstiğfar: ‘Estağfirullâh el-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hü-ve’l-Hayyü’l-Kayyûmü ve etûbü ileyh‘ diyerek Allah’tan günahının bağışlanmasını niyâz etmektir.

Kulda şu üç şey bulunduğunda hakîkî tevbe etmiş olur:

Birincisi; işlediği günahın zararının, dünyada ve âhirette sevip arzu ettiği her şeye perde olduğunu bilmek.

İkincisi; işlediği günahlardan dolayı kalbinde elem, acı hissetmek.

Üçüncüsü, böyle günahları terk etmeye azmettikten sonra hemen o günâha karşılık olacak iyilikler yaparak günahlar sebebi ile kaçırdığı hayırları tedarik etmeye, kazanmaya gayret etmek. Yoksa kalbi gâfil olup günahına da pişman olmadan sırf dili ile tevbe ve istiğfârın faydası olmaz. Ancak âhirete inanan ve günahların âhirette zarar vereceğine tam îmân edenlerin tevbesi makbul olur.

İmâm-ı Âzam (rah.), vasiyetnâmesinde istiğfarı tavsiye etmiş ve akşam sabah seyyidü’l-istiğfar okumanın cennete girmeye vesîle olduğunu rivâyet etmiştir. (Şerhu Dürri Yekta)

Seyyidü’l-İstiğfâr: “Allâhümme ente’l-Melikü’l-Hayyüllezî lâ ilâhe illâ ente. Ente Rabbî, halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü, ebûü leke bini’metike aleyye ve ebûü bizenbî, fağfirlî zünûbî, feinneke lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente.”

[Manası: Allâh’ım sensin senden başka ilah olmayan Melik ve Hay. Sensin Rabbim, beni yarattın, ben senin kulunum. Gücümün yettiği kadar (ezeldeki) ahdin ve va‘din üzerindeyim. Yaptığım (günahların) şerrinden sana sığınırım. Benim üzerimdeki nimetlerini ikrâr ve günahlarımı itiraf ederim. Beni mağfiret buyur, muhakkak günahları ancak sen mağfiret edersin.]

Fazilet Takvimi : 02.04.2017

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Tevbe, Yorumlar | 2 Comments »

SAĞLIĞIMIZ: UYKUSUZLUK VE ÇARELERİ

Posted by Site - Yönetici Nisan 2, 2017

SAĞLIĞIMIZ: UYKUSUZLUK VE ÇARELERİ

Uyku, günlük faaliyetle yorulan bedenin ve beynin dinlenmesi için bir ihtiyaçtır. Sinir ve etlerimiz, harcadıkları kuvveti ancak uykuda kazanırlar. Çünkü uyku esnasında kalp, uyanık bulunduğumuza nazaran daha az atar, nefes daha seyrektir; vücutta her türlü sarfiyat azdır; etler yumuşamış, hassasiyet azalmıştır.

Esasen kısa olan ömrün hemen üçte birinin uykuda geçirilmesi, insan hayatı için bir kayıptır. Ancak hayatın zinde bir faaliyetle, sıhhat ve neşe içinde devamı için uyku da yemek içmek kadar tabiî bir ihtiyaçtır. Çünkü vücudumuzda biriken yorgunluğun ve zehirlerin süratle vücuttan çıkması lâzımdır. Bunu da temin edecek yegâne şey uykudur. Uykunun hayatî ehemmiyeti bu noktadadır. Vücuttan bu zehirin çıkmaması, yani uykusuz kalınması, evvelâ cilt ve bilhassa yüz cildi üzerinde tesirini gösterir.

Uykusuzluğun sebebi birçok hastalıklar olabilir. Hastanın ateşi, öksürüğü, ağrısı, gayri tabîî susaması, geceleyin sık sık idrara kalkmak ihtiyacı, nefes darlıkları gibi ıztıraplar uykuyu bozar.

Uykusuzluğun sebeplerinin başında, ruhî ve bedenî yorgunluklar gelir. Fikren çok yorulanlarda, gece çalışmayı tercih edenlerde beyin ve sinirler uyanıktır ve çalışırlar. Böyle yorgun bulunan beyin hemen uyuyamaz. Bu itibarla o kimseler ya hiç uyuyamazlar veya rüya ve heyecanla dolu kısa bir uykudan sonra, baş sersemliği ve kırıklıkla kalkarlar.

Ruhî heyecanlar da uykusuzluğun sebeplerinden biridir. Fazla miktarda kahve ve çay içilmesi ve bilhassa tütün gibi sıhhate zararlı şeylerin içilmesi uykusuzluğun en mühim sebeplerindendir.

Yaşlıların uykuya ihtiyaçları gençlere nisbeten azdır. İhtiyarlardaki uyku bozukluğu, kan damarlarının sertleşmesi ve böbrek çalışmasının bozulması vs. sebeplerle olabilir.

Uykusuzluktan sakınmak için, muntazam bir hayat yaşamalı, yemeklerin saati düzenli olmalı, uyku zamanını tayin etmeli ve bu saati geçirmemeli, akşam yemeklerinde mideyi lüzumundan fazla dolduracak şeylerden sakınmalı, ılık banyolar almalı ve serince bir odada yatmalıdır.

Ağır uykusuzluk hallerinde doktora müracaat etmelidir. Doktor tavsiyesi olmadan uyku ilacı almak zararlıdır.

Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

“Yatağa gireceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat…”

(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

En Hayırlı Zenginlik Kanaattir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 1, 2017

En Hayırlı Zenginlik Kanaattir.

Îsâ Aleyhisselâm buyurmuştur ki:

“Muhakkak mal sâhibi şu üç halden biriyle hallenir:

Ya malı helâlinden kazanmamıştır veya hakkı olan yerden onu menetmiş (zekât ve sadaka vermemiş)tir. Yahut mal, sahibini Rabbine ibâdetten alıkoymuş, onun sâlihlerden olmasına mani olmuştur.”

Hadîs-i Kudsî’de: “Ey Âdemoğlu! İnfâk et, ben de sana infâk edeyim” buyurulmuştur. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Zenginlik mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.”

“Allâh’ın takdîrine ve taksimine razı ol, insanların en zengini olursun.

Allâh’ın sana farz kıldıklarını işle, insanların en âbidi olursun.

Allâh’ın haram kıldıklarından sakın, insanların en vera‘lısı ve takvâlısı olursun.”

Evs bin Hârise (radıyallâhü anh): “En hayırlı zenginlik kanâat, en fena fakirlik insanlara mal için boyun eğmektir” demiştir.

Fudayl bin lyâz (rah.) buyurdular: “Hakîkî zengin ve fakîr, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda meydana çıkar. Dünyada çektiği fakirlik kişinin şekâvetinden dolayı olmadığı gibi refâh ve bolluk da saadetinden dolayı değildir. Hakîkî bahtsız, âhirette menzili cehennem olandır, kurtulan da cehennemden kurtulandır.

Ca‘fer-i Sâdık Hazretleri buyurdular: “Her kimi Allâhü Teâlâ, isyan sefâletinden itâat izzetine yükseltirse, onu malsız zengin, dostsuz çevre sâhibi, aşîretsiz îtibar sahibi kılmıştır.”

Şükür zenginliğin süsü, sabır ve iffetli olmak da (insanlardan bir şey istememek de) fakirliğin süsüdür. Allâhü Teâlâ’nın hakkını zenginlikte de fakirlikte de yerine getirmek lâzımdır. Bu hak zenginlikte şükür ve cömertlik, fakirlikte ise sabır ve iffettir.

(el-Makdisî, el-Âdâbü’ş-Şer’ıyye)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: