Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

HELAL LOKMA

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2015

hurma,helal lokma,helal kazanc,halal,haram

HELAL LOKMA

Yemek ve içmek, hayatın gayesi değil, gaye olan hakiki kulluğun vasıtasıdır. Onun için kişi önüne gelen ve eline geçen her şeyi değil, dinin müsaade ettiği şeyleri yiyip içmelidir.

Yenilen şeylerin ve alınan gıdaların, insanın maddi vücut yapısında ve teşekkülünde olduğu gibi, manevi terakkisinde de çok büyük te’siri vardır.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: Allah güzeldir. Ancak güzel şeyleri kabul eder. Allah peygamberlerine emrettiğini müminlere de emretti. Hak Teala şöyle buyurur:

Ey Rasüller! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin.” (Müminûn) Yine:
Ey iman şerefi ile müşerref olan ehli iman! Size rızk olarak verdiklerimizden en temiz olanlarından yiyin. (Bakara 57)
Bu ayetleri okuduktan sonra Efendimiz: Uzun yolculuğa çıkmış, dağınık, üstü başı perişan ve: Ya Rabbi! Ya Rabbi!, diye dua etmekte olan bir adamı zikrederek, “Onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, ve haram ile beslenmiş. Böyle bir kimsenin duası nasıl kabul olunur.” buyurmuşlardır. (Şârâni, Levâkıhu’l-Envâr s.301 Daru’l-Kalem Halep)

Haram gıda ile beslenen uzuvlar, bir fesat makinesi gibi şerre çalışırlar. Haram yiyenlerin uzuvlarında günah ve kötülükler ortaya çıkar. Bu durum kişinin sulbünden meydana gelecek olan çoluk çocuğuna dahi sirayet eder. Helal ve temiz yiyen insanların azalarında hayırlar, faziletler ve güzellikler tezahür eder. Helal ve temiz yiyenin bünyesi sağlam, karakter ve seciyesi metin, kalbi huzurlu, ibadeti güzel ve duası makbul olur.

Ashabın büyüklerinden Sa’d bin Ebi Vakkas (ra) Hazretleri Peygamberimize (s.a.v.) gelerek: “Ya Rasülallah! Dua buyurunuz da ben duası makbul olanlardan olayım.” der. Peygamberimiz de O’na: “Ya Sa’d! Helal ve güzel (olan, haramdan arınmış olanı) ye. Duan kabul olur.” buyurdular. (Gazali, İhya, c.2 s.114 Müesseset-ül Halebi 1967- Kahire)

İyilikler daima iyiliği, kötülükler de daima kötülüğü celbeder. Bütün günahlar kalbi karartır, katılaştırır ve ibadet yapma zevkine mani olur. Ancak buna en çok müessir olan da haram lokmadır. Helal lokma ise başka hiçbir şeyin te’sir edemeyeceği şekilde kalbe te’sir eder. İyiliğe ve ibadet yapma zevkine sebep olur.

ÜSTAZIM Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.): “Vera ve takvaya riayet, İslamiyyetin mühim olan şeylerinin en mühimmidir. Zaruriyyatı diniyyenin en önde gelenidir. Bu riayetin husule gelmesi haramlardan kaçınmaya bağlıdır.” buyurarak bu hakikatları en güzel ve veciz bir şekilde ifade buyurmuşlardır. (Mektuplar ve Bazı Mesaili Mühimme s.188)

İbrahim bin Ethem Hazretleri: “Kemale erenler, ancak midelerine girenlere dikkat etmekle kemale ermişlerdir.”, der.
Yahya bin Muaz Hazretleri: “Taat ( kulluk vazifelerini ifa )bir hazinedir. Anahtarı, dua; anahtarın dişleri ise helal lokmadır” der.
Abdullah bin Abbas (ra): “Midesinde haram lokma olan kimsenin ibadetlerini Allah kabul etmez.” buyurmuştur.

Benzin ile çalışacak şekilde imal edilmiş bir motora mazot konulunca nasıl çalışması aksarsa, helal lokma ile hayatını devam ettirecek şekilde yaratılmış olan insan vücuduna şüpheli bir lokma girince ilahi füyûzât kesilir ve letâif çalışmaz hale gelir.
Kalbimiz adeta vücudumuzun pusulası gibidir. Füyûzât geldikçe o daima doğru istikameti, rıza-i ilahi, cennet ve cemali ilahi yolunu gösterir. Vücuda haram lokma girince kalbin ibresi yön değiştirir ve yanlış istikameti göstermeye başlar.

Her müslümanın, hususi ile maneviyat erbabının, gıdalarının helal ve temiz olmasına dikkat etmesi lazımdır. İslam büyükleri, çarşıdan, gelişi güzel yerlerden ve alâ meleinnas alıp yeme ve içmenin ilim ve maneviyat ehli kimseler için iyi olmayacağını ifade etmişlerdir.

Haramlardan kaçınmaya îtina göstermek icabettiği gibi, şüpheli şeylerden dahi kaçınmak icabeder. Bilhassa zamanımızda o kadar çok şüpheli gıdalar var ki; Müslümanların kendilerinin yaptığı veya çok iyi bildiği kimselerin yaptığını yemelerinden başka çare yoktur.

Nitekim Peygamberimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Helaller bellidir, haramlar bellidir. İkisinin arasında müştebihat (yani haram olup olmadığı belli olmayanlar) vardır. Bunları insanların çoğu bilmez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere dalarsa, harama düşmüş olur...” (İmamı Nevevi, Kırk Hadis, Muhtasaru’l-Ehadis, hadis no:545)

İslam büyükleri, yedikleri ve içtikleri şeylerin helal ve temiz olması hususuna çok hassasiyet göstermişlerdir. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz, bir gün kölesinin getirdiği sütten içti ve hemen kölesine, “Bunu nereden aldın?” diye sordu. Köle“Kehanette bulundum, karşılık olarak bunu aldım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, içtiği sütü midesinden çıkarmaya çalıştı. Sonra: “Allahım! Midemde kalıp damarlarıma karışan kısmından sana sığınırım.” dedi. (Gazali, İhya c.2 s.115 Müesseset-ül Halebi 1967- Kahire)
Abdullah bin Ömer (r.a.): “Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çöp gibi kalsanız da, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.” buyurmuştur.

Hulasa olarak; şuur ve idrak sahibi her mü’min, letaifinin, nur-u ilahi ile çalıştığına inanarak bu nuru söndürecek amellerden kaçınmalı, yediklerinin helal ve temiz olmasına, besmele ile kesilmiş veya hazırlanmış ve meşru bir şekilde te’min edilmiş, helal yollarla kazanılmış olmasına azami derecede i’tina göstermelidir. Helal ve temiz gıda almak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak bütün Mü’minler için, hususiyle de ehli ilim ve ehli maneviyat için en mühim vecibelerden biridir.

Şerife Şevval Kardelen
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

TAKVA – Takvanın Mükâfatı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 12, 2015

15 - 1 (4)

TAKVA – Takvanın Mükâfatı

Takva, Allah korkusu ve helal gıda ile alakalı çok keyifli ve derin bilgiler içeren bilgilere göz atmanızı istiyoruz. Takva ile amel eden sitenin özünü teşkil eden malumatlar.

Takva lügatte: Nefsi, korkulan şeyden muhafazaya almaktır. Şeriatte ise: (حفظ النفس عما يؤثم ) Nefsi, günaha götüren şeyden korumaktır. Bu koruma haramları terk ile olur. Bazı mübahları terk ile de tamam olur. [1]

Takvanın üç derecesi vardır.

Bu hususta ÜSTAZIM Ebul Faruk hz.leri şöyle buyurmuşlardır:

“İttika:
1- İman ile küfürden,
2- İbadet ile isyandan,
3- Füyûzât ve rabıta ile gafletten kurtulmaktır…”[2]

Takvanın lüzumu

يا أيها الذين آمنوا اتقوا الله حق تقاته ولا تموتن إلا وأنتم مسلمون)) “Ey iman şerefiyle müşerref olan ehli iman. Allah’a nasıl korKmak gerekse öyle korKnun, hakkıyla müttekı olun ve her halde Müslim olarak can verin”.[3]

Denilmiştir ki: Eğer sana biri, “Allah’tan korkuyor musun?” diye sual ederse, sakın cevap verme, sus. Çünkü “evet” dersen, yalan konuşmuş; “hayır” dersen küfre girmiş olursun.[4] Cenab-ı Hakk’tan hakkıyla korkmak elbette mümkün değildir.
Bu ayet-i kerime nâzil olduğu zaman Eshab-ı Kiram o kadar çok ibadete sarılmışlar ki, kesreti ibadetten ayakları şişmiş, alınlarının derileri soyulmuştur. Bunun üzerine (فاتقوا الله ما استطعتم) [5] emri nazil olmuş ve bir önceki hüküm değişmiştir.[6]

Sıddıkların korkusu; her düşünce ve harekette, kötü akıbetten korkmaktır.[7]

Peygamber Efendimiz اتق الله في عسرك ويسرك )) “Darlıkta ve varlıkta Allah’tan sakın”[8] buyurmuşlardır.

İmam-ı Rabbani hazretleri de bir mektubunda vera’ ve takva hususunda şöyle buyurmaktadır: “Necâtın yolu ikidir. Emirlere imtisal ve nehîlerden kaçınmak. Bu iki yoldan en mühimi kendisine vera’ ve takva denilen ikinci yoldur.
Haramlardan kaçınmak da iki türlüdür. Birinci kısmı, yalnız Allahü Teala’nın haklarına taalluk eden. İkinci kısmı insanların ve mahlukâtın haklarına taalluk eden günahlardan kaçınmaktır. İkinci kısmı daha mühimdir. Çünkü Hz. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve çok merhametlidir. Kullar ise, pek çok şeye muhtaç oldukları gibi, hasis ve alçaktır” [9]

Nefis üzerinde dört şey galiptir.

1- Maddi ve manevi gevşeklik,
2- (azaptan) emin olmak,
3- ibadete karşı tembellik,
4- şehvetlere karşı meyl.
Bunların ilacı ise Allah korkusudur.[10] Çünkü korku, Allah’ın bir kamçısıdır ki, Cenab-ı Hak, kapısından sapanları, onunla takviye eder.[11]

Yine ÜSTAZIM Ebul Faruk Hz.leri:
Vera’ ve takva cüz’üne riâyet ehemm-i mehâmm-i islamiyedendir. Bu riayetin medarı, meharimden içtinap üzeredir. Meharimden ber vech-i kemal içtinâb da, füduli mübâhâttan içtinâba ve zaruret miktarıyla iktifaya vâbestedir. Zira mübâhâtın irtikâbında vakı’ müsâmaha, umur-i müştebiheye îsâl eder. Müştebihât ise harama karîptir. Kemal-i vera’ ve takvanın husulünde, mübâhâttan zaruret miktarı iktifa lâbüddür. O dahi kulluk vezâifini eda niyyeti ile meşruttur. Fudul-i mübâhâttan bilkülliye içtinâp her vakitte, ale’l-husus bu vakitte nâdiril vuku’ ve azizi’l-vücuddur”, buyurmuşlardır.[12]

Takvanın mükâfatı

Allah’tan korkmanın kazandırdığı dört büyük nimet vardır.
1- Takva,
2- vera’,
3- mübâdere
4- içtihad.

Takva: Nefsi, günaha götüren şeyden korumaktır.[13] Vera’: Dünyadan yüz çevirmek; mübadere: Sür’atle hizmet ve vazifelere başlayıp devam etmek[14] içtihad ise: Allah’a kul olmakta, bütün gayretini ortaya koymaktır.[15]

Cenab-ı Hak takva sahiplerine bahşedeceği nimetleri şöyle beyan buyurmaktadır:

( يا الذين آمنوا إن تتقوا الله يجعل لكم فرقاناً ويكفر عنكم سيآتكم ويغفر لكم والله ذو الفضل العظيم )Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, O, size iyi ve kötüyü ayırt edecek (bir ma’rifet ve nur) verir, suçlarınızı örter, sizi bağışlar. Allah büyük lutf-u inâyet sahibidir”[16]

Amma, kim Rabbinin makamından korktu, nefsini heva (ve hevesin)den alıkoyduysa, işte muhakkak ki cennet onun varacağı yerin ta kendisidir.”[17]
Hadis-i Kudside: “İzzetim ve celalim hakkı için, bir kulda iki korku ve iki emniyet bir araya gelmez. Kul, dünyada benden korktuğu zaman, ben onu kıyamet gününde azabımdan emin kılarım. Dünyada benim azabımdan emin olduğu zaman, kıyamet günü onu (azabım ile) korkuturum[18]

Cebrail A.S, Allah korkusundan dolayı, dünyadayken ağlayan kimseler hakkında, hesap günü şöyle nida eder: “Dikkat edin. Muhakkak ki fülan, Allah korkusundan ıslanan bir kirpik sebebiyle kurtuldu.”[19]
Peygamber Efendimiz de müttekı kimse hakkında şu müjdeleri vermektedir:
(من ذكر الله ففاضت عيناه من خشية الله ختي يصيب الأرض من دموعه لم يعذبه الله يوم القيامة) “Kim Allah’ı zikreder de Allah korkusundan dolayı gözleri yaş döker ve o yaşlardan yere düşer ise, Allah o kimseyi kıyamet gününde azaba uğratmaz.”[20]
(كل عين باكية يوم القيامة إلا عيناً غضت عن محارم الله تعالي وعيناً سهرت في سبيل الله وعينا خرج منها مثل رئس الذباب من خشية الله تعالي ) “Allah’ın haram kıldığı şeyler(e nazar etmek)ten kapanan gözden, Allah yolunda (ibadet için) uyanık duran gözden, Allah korkusundan dolayı sinek başı misli yaş çıkan (ağlayan) gözden başka her göz kıyamet günü ağlayıcıdır.”[21]

İsa bin Yunus rh. İmam Âzam hazretlerinin takvası hakkında şöyle buyurmuştur: “İmam-ı Âzam hazretlerinin ilk ictihadı Allah Teâlaya zerre kadar isyan etmemek ve şer’an muhterem olan şeylere kemâ yenbeğı ta’zîm eylemek hususlarına masruf idi….Ve bir meselede kendilerine işkâl vâkı’ olunca ashabına derdi ki: “Ancak ihdas ettiğim bir günahtan nâşi, bana bu yolda iştibah ârız oldu.” Hatta bazen abdest alarak iki rek’at namaz kıldıktan sonra istiğfâr ederdi ve bihikmetillahi Teâla mes’ele-i müşkile bis’sühüle hal olurdu. Ve bunun üzerine: “Sevindim! Çünkü tevbemin kabul olunduğuna bir emâre hasıl oldu” buyururdu.”[22] buyurdular.

Şerife Şevval Kardelen

Dipnotlar :

[1] Rağib, Müfredât s.881 Daru’l-Kalem 1.Baskı Dımışk 1992
[2] Ali Erol Hatıratım 2 s.92
[3] Âli İmrân 102
[4] Nüzhetül Mecalis c.2 s.36
[5] Teğâbün 16
[6] Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili c.2 s.1153 Eser Neşriyat
[7] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.155-156 Süheyl ibn-i Abdullah R.A’ın sözleri.
[8] Münavi, Feyzü’l- Kadir c.1 s.119 Darul Hadis Kahire
[9] İmam-ı Rabbanî, Mehtubat-ı Şerife c. 1 Mektup 76
[10] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.138
[11] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.137
[12] Mektuplar ve Bazı Mesâili Mühimme s.180, Ali Erol hatıratım 2 s.125
[13] Rağıb, Müfredat s.881
[14] Muhammed Salahî, Kamus-u Osmani
[15] Abdülaziz Deyrânî, c.1 s.138
[16] Enfâl 29
[17] Naziât 40-41
[18] Levakıhul Envar s.564
[19] Nüzhetül Mecalis c.2 s.36
[20] Münavi, Feyzü’l-Kadir c.6 s.128 Darul Hadis Kahire
[21] Münavi, c.5 s.27
[22] İsmail Hakkı Manastırlı, Mevâhibü’r-Rahman fi Menâkıbi’l-İmam ebi Hanifetü’n-Numan s.126-127
Derseadet 131

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2015

011 Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Nafile namazların münferiden kılınmasının fıkhi bir hükmü olduğu sabit. Ancak özellikle mübarek gecelerde, cemaatle tesbih namazı kılındığı oluyor. Fıkıh alimleri bu hususta ne diyorlar?

Bazı alimler bid’at demişlerse de, yine sözleri hüccet diğer ulema cevaz vermiştir.
Cemaat içerisinde gerek yaşı ve gerekse ilmi sebebiyle kılamayan olabileceği için, mübarek gecelerde cemaatle tesbih namazı kılmakta beis olmaz.

Bu hususta cinlerin ve insanların müftüsü Şeyhulislam Ebussuud Efendi‘nin ve Şiratu’l-İslam şerhinin fetvası vardır.

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin “Ruhulbeyan” tefsirinde de, bu tür namaz kılmanın caiz olduğu bildirilmiştir.

Nitekim İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatında övdüğü ve okuyun dediği Umdetul-İslam fıkh kitabının şerhi İmadul-İslam kitabında da nafilelerin cemaatle kılınabileceğine dair beyanat vardır.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

ALLAH’TAN EN ÇOK ÂLİMLER KORKAR

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2015

ALLAH’TAN EN ÇOK ÂLİMLER KORKAR

ALLAH’TAN EN ÇOK ÂLİMLER KORKAR

Yezîd bin Kümmeyt ( rh.) anlattı:

İmâm-ı A‘zam Ebû Hanîfe (r.a.) Allah’tan çok korkardı. Bir gece yatsı namazında müezzin “İzâzülzile” sûresini okudu. Ebû Hanîfe (r.a.) onun ardında idi.

Namaz bitip insanlar çıktı. Ona baktığımda derin düşünceler ve tefekkür içinde buldum. “Kalkayım da kalbi benimle meşgul olmasın” diyerek çıktım. Bu sırada kandilin yağı pek az kaldığından söndürmedim.

Sabah namazı vaktinde geldiğimde onu ayakta şöyle derken buldum:

“Ey zerre miktarı hayır işleyene hayrının karşılığını veren;

Ey zerre miktarı şer işleyene onun karşılığını veren Allâh’ım. Kulun Nu‘mân’ı cehennemden kurtar. Huzûruna getirdiği fena amellere karşılık sen onu geniş rahmetine koy.

Sonra ezan okudum. Kandil ise hâlâ yanıyordu. Beni görünce:

Kandili almak mı istiyorsun” dedi.

Sabah namazı için ezân okudum” dedim.

Gördüklerini gizle, kimseye söyleme” dedi. Sonra gecenin başındaki abdestiyle bizimle sabah namazını kıldı.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Susamış Adam

Posted by Site - Yönetici Mayıs 10, 2015

Mesnevide Geçen Hikayeler,bir-kuyu-basinda-660x412 copy

Susamış Adam

Bir derenin kıyısında, yüksekçe bir duvar vardı. Duvarın üstünde de susamış, dertli bir adam duruyordu. Suya ulaşıp susuzluğunu gidermesini duvar engelliyordu. Zavallı adam gözünün önündeki suya ulaşmak çin balık gibi çırpınıyordu.

Birden aklına duvardan suya kerpiç atmak geldi. Kerpicin düşmesiyle suyun çıkarttığı ses, sevgilisinin sesini duyan âşık gibi adamı sarhoş etti. Bunun üzerine duvardan kopardığı kerpiçleri birbiri peşi sıra suya atmaya başladı. Dere dile geldi:
Ey insanoğlu! Böyle kerpiç atarak beni niye rahatsız ediyorsun? Bunun sana ne faydası var?” Susamış adam, ”Kerpiç atmamın bana iki faydası var. Birincisi, kerpiç düştüğünde çıkan su sesi susuzluğumu hafifletiyor. İkincisi, kopardığım her kerpiç taşı duvarı biraz daha alçaltıp beni suya yaklaştırıyor.

***
İnsanın suya, yani Allah’a ulaşmasını engelleyen, nefsânî arzularından oluşan varlık duvarıdır. Susayan kimsenin suya ulaşmak için çaba gösterdiği gibi, insan da varlık duvarını yıkmak için gayret göstermelidir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HAKK’IN DIŞINDAKİ HER ŞEY PERDEDİR

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2015

Hak Yolunun Esasları - İmam Gazali

HAKK’IN DIŞINDAKİ HER ŞEY PERDEDİR

Şunu bil ki, halka bakmak ve nefsin arzularına bağımlı olmak Hakka karşı bir perdedir.
Yaptığı işleri kendinden bilmek, bir çeşit şirktir; çünkü kulun yaptığı bütün işleri yaratan ve ortaya çıkaran yüce Allah’tır. Kula ait olan ise onu yapmaktır. Bu durum, kulun yaptığı iyiliklere sevap ve kötü işlerine ceza vermek için böyle takdir edilmiştir.
Kul, ilâhî kudretin ortaya çıkarmasıyla bir iş yaptığında, buna kulun kesbi/fiili ve kazancı denir. Ehl-i sünnet mezhebinin görüşü böyledir. Kul, bir işi yapmaya başladığında ona bu işi yapma kudreti verilir; öncesinde değil. Kul bir işe başlayacağı anda Allahu Teâlâ onun için bir kudret yaratır; bu kudretle yapılan işe kulun kesbi denir.

Kim, yaptığı işi sadece kendisinin istediğini ve kendi kudretiyle yaptığını söylerse, o, Kaderî’dir.

2 Kaderî; kaderi inkâr eden, kulun yaptığı bir işi, ezeldeki bir kadere göre değil; o anda kendi irade ve kudretiyle yaptığını söyleyen bâtıl, bozuk, sapık fırkanın adıdır. Bu gruba “Mu’tezile” de denir.
Kim, yaptığı bir işte kendisinin hiçbir irade ve kudretinin olmadığını söylerse, o, Cebrî’dir.

3 Cebrî, Cebriyye mezhebi, kulun hiçbir irade ve kudrete sahip olmadığını; ilâhî kader ve kudrete tabi olduğunu, yaptığı her işte, rüzgârın önündeki yaprak gibi, nereye sevkedilirse oraya gittiğini söyleyen bozuk fırkadır.
Kim, yaptığı bir işi Allahu Teâlâ’nın irade ettiğini, kendisinin de bu işi yaptığını ve ondan sorumlu olduğunu söylerse; o, sünnet üzere giden, doğru yola ulaşmış bir kimsedir. Bu konu çok uzundur; burası yeri değildir. Biraz sonra -inşallah- bu konuda bazı açıklamalar gelecektir.
Doğru inanç ve sahih akideden sapmaya gelince, bunun sebebi; nefsin kötü arzularının kalbe hâkim olması ve bozuk mezhep/fikir üzerinde taassup göstermektir.

Büyük âlimlerden biri demiştir ki: “Nice insanlar vardır ki, onların ameli az olduğu halde, güzel inançları kendilerini kurtarır. Birçok insan da vardır ki, pek çok ameli bulunmakla birlikte, bozuk inançları kendilerini helak eder.
Makam, mal ve dünya sevgisi, öldürücü bir zehirdir.
Baş olma ve şöhret sevgisi, insanda kibir meydana getirir.
Dünyaya fazla dalmak, dini mahveder.

Ariflerden biri der ki: “Yaptığım bir hayır işi insanlar gördüğünde, o ameli gözümden düşürürüm/artık ondan bir sevap beklemem.“
Uzun emele/fazla yaşama hırsına gelince, bu düşünce, güzel amele mani olur ve insanı Hak’tan alıkoyar.
İleride yaparım düşüncesi ise, şeytanın en büyük tuzağıdır.
Cimrilik, kötü arzulara kapılma ve insanın kendisini beğenmesi, kişiyi helake götüren büyük günahlardandır.
Gıdanın haram olmasına gelince; bu kalbi karartır, katılaştırır ve Allahu Teâlâ’dan uzaklaştırır. Helâl gıda ise, kalbi nurlandırır, onu inceltir ve Yüce Allah’a yaklaştırır. Bu konuda Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yiyin. el-Bakara 2/172.
Temiz yiyecek, helâl olan yiyecektir. Bir âlimin dediği gibi, sen yiyeceğini ve içeceğini helâlinden yap; geceleri ibadetle geçirmesen gündüzleri nafile oruç tutmasan da ciddi bir kaybın olmaz.
Helâl yemek, sûfîlerin yolunda büyük bir esastır. Bir kul, bütün geceyi ibadetle geçirse; fakat karnına girene dikkat edip onun nereden nasıl geldiğini bilmedikçe, bu ibadetin kendisine bir faydası olmaz. İnsanların sıratı en hızlı geçecek olanı, dünyada şüpheli şeylerden en fazla sakınanlarıdır.

Allahu Teâlâ, bir kudsî hadiste şöyle buyurur:
Kulum, aç kalırsan beni görürsün; şüpheli şeylerden sakınırsan beni tanırsın; dünya mal ve hırsından sıyrılırsan, bana ulaşırsın.
Diğer bir kudsi hadiste de şöyle buyrulur:
Vera’ sahiplerine (şüpheli şeylerden sakınanlara) gelince, onlara azap etmeye haya ederim.

Büyük zâtlardan biri şöyle demiştir: “Sana ilim, açlık, halktan gizlenme ve oruç gerekir. Hiç şüphesiz ilim, bir nurdur; onunla insanın yolu aydınlanır; açlık ise hikmete ulaşma yoludur.
Bâyezîd-i Bistâmî demiştir ki: “Allah için hangi gün aç kaldıysam, o gün kalbimde, daha önce bulmadığım bir hikmet elde ettim.
Kendini halktan gizlemek ve fazla tanınmamak, bir rahatlık ve tehlikelerden selâmettir. Oruç ise, bir yönüyle samediyyet/kimseye muhtaç olmama sıfatıdır; onun benzeri bir amel yoktur. Bunu, “O’nun benzeri/dengi/misli hiçbir şey yoktur“5 eş-Şûrâ 42/11. âyetinden anlıyoruz.

Kim devamlı oruç tutarsa bu ona ilim, marifet ve müşahedeyi kazandırır. Bunun için Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
İnsanın bütün yaptığı ibadetler kendisine aittir, ancak oruç hariç. Oruç, benim içindir ve onun karşılığını ben veririm. Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.“6 Buhari v.d.

Dünya ile aşırı meşgul olmak ve şehvetin/kötü arzuların kalbe hâkim olması, bütün kötü sıfatları peşinden getirir. Bu kötü sıfatları güzel sıfatlarla değiştirmedikçe, kulun Allah’a yakın olması düşünülemez.
Ariflerden biri der ki: “Kul, hayrın dışındaki şeylerle kalbini kirlettiği sürece, manevî yakınlığa ve ilâhî huzurda bulunmaya lâyık olamaz; tâ kalbini mâsivadan/Allah’tan gayri ve O’nun razı olmadığı şeylerden temizleyinceye kadar.“
Hz. Osman (r.a) demiştir ki: “Eğer kalpler günah kirlerinden temiz olsaydı, Kur’an okumaya doyamazdı.“
Gerçekten kalp temiz olunca, kendisiyle konuştuğu yüce zâtı müşahede eder, başkasından kesilir.

Şunu iyi bil ki, Hak’tan başka her şey O’nunla kul arasında bir perdedir. Eğer varlığın zulmeti olmasaydı, gayb nuru ortaya çıkardı. Şayet nefsin fitnesi/imtihanı ve âfetleri olmasaydı, aradaki perdeler kalkardı. Eğer aradaki engeller olmasaydı, hakikatler keşfolurdu. Şayet kalpte manevî hastalıklar olmasaydı, ilâhî kudret apaçık gözükürdü. Eğer kalpte tamah/eşya ve yaşama hırsı olmasaydı, içine ilâhî muhabbet yerleşirdi. Şayet, ebedî yaşama zevki olmasaydı, iştiyak ateşi ruhları yakardı.
Eğer uzaklık olmasaydı, yüce rabbimiz müşahede edilirdi.
Kalbi örten perdeler açılınca, kalp bağlardan kesildiği için sebepler silinir, engeller ortadan kalkar.

Şu şiir bu konudadır:
Uzun süredir senden gizlenen sır açıldı sana;
Bir zamanlar karanlıktaydın, şimdi çıktın sabaha.
O’nun gayba ait sırrına sensin perde olan;
Eğer sen olmasaydın, her şey çekilirdi aradan.
Ondan ayrı kalınca, çıkarma hatırından;
Bekle açılacak kapıyı yârin çadırından.
Yârden bir söz geldi ki dinleyen hiç usanmaz;
Nesir olsun, nazım olsun tadına doyum olmaz.

Ariflerden biri der ki: “Allahu Teâlâ bir kula kötülük murat ederse, ona amel kapısını kapatır, tembellik kapısını açar.“
Muaz b. Cebel’e (r.a) bir adam gelerek, “Şu iki adamın durumu hakkında bana ne dersin? Bunlardan biri bütün gayretiyle ibadet ediyor, ameli çok, günahı azdır; ancak yakîni zayıf ve kalbine şüphe geliyor” dedi. Muâz (r.a), “Onun şek ve şüphesi amelini yok eder” cevabını verdi. Adam, “Peki şu diğer adam hakkında ne dersin? Onun ameli azdır, fakat yakini/imanı kuvvetlidir; bununla birlikte günahı da çoktur. Muâz (r.a) sustu. Bunun üzerine adam, “Vallahi, eğer şu birincinin şüphesi onun hayırlı amellerini yok ederse; bunun yakîni de onun bütün günahlarını yok eder” dedi. O zaman Hz. Muâz (r.a) adamın omzundan tutarak, “Ben şu adamdan daha ince anlayışlı birini görmedim” dedi.

BAYEZİD-İ BİSTAMİ’NİN GAYRET VE AMELİ

Bâyezîd-i Bistâmî (rah) demiştir ki:
On iki sene nefsimin başında demircilik yaptım. On beş sene kalbimin aynasını cilâlamakla meşgul oldum. Bir sene, nefisle kalbimin arasındaki vaziyeti gözetledim; bir de baktım ki belimde bir zünnar/şirk bağı var. Bu defa beş sene onu kesmek için çalıştım; onu nasıl keseyim diye düşündüm. Sonra bana işin gerçeği keşfoldu; bütün halkı ölmüş kabul ettim; hepsinin üzerine dört tekbir getirdim, cenaze namazlarını kıldım.
Yüce Allah en iyisini bilir; bu sözün mânası şudur:
O, nefsini terbiye yolunda çalıştı; onun bozuk ve kötü sıfatlarını gidermek, ucb/amelini beğenme, kibir, hırs, kin, düşmanlık, haset gibi nefsin alıştığı kötü huyları temizlemek için çok uğraştı. Bunu başarmak için nefsini korku ocağına attı; ilâhî emir ve nehiy tokmakları ile iyice ezip terbiye etti. Bu çalışma ile onun temizlendiğini düşündü. Sonra, kalbinin ihlâs aynasına baktı; orada gizli şirkten bir takım şeylerin kaldığını gördü. Bunlar riya/gösteriş, amellerine bakma, sevap ve azap düşüncesi ile amel etme, keramet ve manevî hediyelere göz dikme gibi şeylerdi. Bütün bunlar, yüce Allah’ın seçkin kulları yanında ihlâsta bir çeşit şirktir. İşte zünnar diye işaret ettiği bunlardır.
Sonra bu zünnarı, yani nefsin Hakk’ın dışındaki beklenti, korku ve bağlarını kesmeye yöneldi; bütün halktan yüz çevirdi; öyle bir hale geldi ki, nefsin gözünde diri olan şeyleri öldürdü; kalbinin içinde ölü olan şeyleri diriltti. Nihayet, kalbiyle kadîm olan ezelî sevgiliye yöneldi ve O’ndan başkasını yok konumuna getirdi. Bu hali elde edince, mahlûkatın üzerine dört tekbir getirip cenaze namazlarını kıldı ve bütün varlığı ile Hakk’a yöneldi.
Bâyezîd-i Bistâmî’nin, “Halkın üzerine dört tekbir getirdim” sözünün mânası budur; çünkü ölmüş kimsenin üzerine dört tekbir getirilir. Bir de, halkı Hak’tan perdeleyen şeyler dört tanedir: Bunlar nefis, hevâ/kötü arzular, şeytan ve dünyadır.
Hazret, nefsini ve kötü arzularını öldürdü; şeytanı ve dünyayı terketti. Bunun için, gönlünün çektiği her şeye bir tekbir getirdi. Hakikat şudur ki, en büyük olan Hak’tır; O’ndan başkası ise çok zelil ve çok küçük şeylerdir.

AŞILMASI GEREKEN ALTI ENGEL

Sonra iyi bil ki, şu altı aşamayı geçmeden, Hakk’a yakınlık derecelerine ulaşamazsın.
Birinci aşama; azalarını dinin haram kıldığı şeylerden uzak tutmaktır.
İkinci aşama; nefsi, alışıp sevdiği kötü âdetlerinden kesmektir.
Üçüncü aşama; kalbi, beşeriyet halinin karanlık ve perdelerinden kurtarmaktır.
Dördüncü aşama; sırrı, tabiatın kötülük ve bulanıklığından temizlemektir.
Beşinci aşama; ruhu, hissî perde ve engellerden kurtarmaktır.
Altıncı aşama; aklı, boş hayal ve vehimlerden kesip kurtarmaktır.
Birinci aşamayı geçince, kalbin hikmet kaynaklarına ulaşırsın.
İkinci aşamayı geçersen, ledünni (ilâhî) ilimlerin sırrına vâkıf olursun.
Üçüncü aşamadan sonra sana, melekût/gayb âleminin münâcâtları ve bu âlemin alâmetleri keşfolur.
Dördüncü aşamada sana Allah’a yakınlık makamlarının nurları parlar ve gözükür.
Beşinci aşamada sana, sevgiliyi müşahede güneşi doğar.
Altıncı aşamadan sonra, kudsî daireye, ilâhî yakınlık cennetine inersin; işte o zaman daha önce müşahede ettiğin madde âlemine ait insanî etkilerden ve hoşa giden şeylerden tamamen kurtulursun.
Allahu Teâlâ, seni seçkin kullar arasına katmak istediği zaman sana muhabbet kâsesinden bir yudum içirir; onunla senin susuzluğun daha da artar, aldığın zevkle iştiyakın had safhaya çıkar; devamlı ilâhî yakınlığı istersin, sükûnet seni ızdıraba düşürür.
Bu muhabbet sarhoşluğu sende yerleşince, seni dehşete düşürür; bu dehşet seni hayrete götürür; işte o durumda sen hep Hakk’ı isteyen ve arayan bir mürid olursun.
Bu hayret hali sende devam edince, seni senden alır, kendinden haberin olmaz, ortada ben diyeceğin bir şeyin kalmaz; her şeyi alınmış ve ilâhî cezbe ile kendinden geçmiş bir halde olursun. İşte bu durumda sen Cenâb-ı Hak tarafından seçilip sevilen bir kimse (murad) olursun.
Sende, zâtını/kendini görme düşüncesi yok olunca, kendine ait bir sıfat kalmayınca ve devamlı Cenâb-ı Hak ile beraberlik (beka hali) gerçekleştiği için “nefsimden fâni oldum” duygusunu da tamamen silip atınca sana özel dostluk ve ilâhî yakınlık elbisesi giydirilir; yüce Allah’ın hadîs-i kudsîde, “Benimle işitir, benimle görür”7 buyurduğu sıfata sahip olursun. Artık yüce Allah senin dostun ve her işinde vekilin olur. Bu hal içinde sen konuşursan hep O’nun zikrini yaparsın; gördüğün her şeyde O’nun nurlarını görürsün; bir hareket ettiğinde O’nun verdiği özel bir kudretle hareket edersin; bir şeyi tuttuğunda O’nun kudretiyle tutarsın. O hal içinde ikilik gider, ayrılık ortadan kalkar.
Bu halde ayağın sabit olur ve manevî sarhoşluk hali sırrında yerleşirse, sen hep: “O” dersin. Eğer manevî vecd ve zevk hali sana galip gelir ve seni temkin halinden çıkarırsa, o zaman da “sen” dersin.

7 Buhârî, “Rikâk,” 38; ibn Mâce, “Fiten,” 16; Begavî, Şerhu’s-Sün-ne, I, 142.
Sen birinci durumda, halinde sabit ve dengedesin, temkin sahibisin; ikinci durumda ise halden hale geçmektesin. Artık bundan öte, kelime ile işaret edilecek şeyleri anlamak müşkildir, zordur.

Kaynak : Hak Yolunun Esasları – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Belâlar Mağfirete Sebeptir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 8, 2015

Belâlar Mağfirete Sebeptir,caresizlik,

Belâlar Mağfirete Sebeptir

Dünyada kahr, celâl ve belâ’ya uğramak, gufrana sebeptir.
Kişinin (ibâdet ve taatiyle) nail olamadığı cennetteki derecelere; kişi, ancak uğradığı belâlar kaderince nail olur.
Haberde şöyle varid oldu:
-“Muhakkak ki cennette, havada asılı bazı makamlar vardır. Kuşun yuvasına girmesi gibi o makamlara da belâ ehli olanlar girerler. Belâ ehlinden başkası ona giremez.

Belâya Uğrayanlar

-“Muhakkak ki kişi, dini hasebince (belâya) mübtelâ kılınır. Eğer bir kişi, dininde salâbet (kuvvetli bir dinî itikad) sahibi ise, onun belâları şiddetli olur. Eğer kişi, dininde ince (ve zayıf) ise o da dini kaderince belâya uğrar. (Müslüman) bir kul, (yeryüzünde) günahsız olarak yürüyünceye kadar belâlara uğrar... “

Belâlar ilâhî Kamçıdır

Belâlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kulları üzerinde kamçılarıdır. Kulları, dünyaya meyil etmesinler ve onunla meşgul olmasınlar diye… Kullar, bu kamçıların vurulmalarından dolayı Allâhü Teâlâ`ya doğru firar edip kaçarlar… (Allah’a sığınırlar…) Atın Karargâhına (ahırına) kaçması gibi… Karargâh olan diyar sadece âhirettir-

Hakikî Ümmet

Özetle- kim, musibetlerden ve belâlardan bir şeye uğrarsa; (iyi bilsin ki)’ güzel sonuç sabırdadır. Kişi, sabır ile hakiki ümmet-i merhumeden olur. Ve sabır iie kişi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin izine girmiş (ve yolunda yürümüş) olur.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/362/363.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikâye (Dünya ve Ahiret)

Posted by Site - Yönetici Mayıs 7, 2015

Hikâye (Dünya ve Ahiret)

Hikâye (Dünya ve Ahiret)

Bağdât’lı bir Kadı, vezîr gibi hizmetçi ve haşmetiyle külhanın bulunduğu bir sokaktan geçiyordu. Külhancı ortaya çıktı. Külhancı bir Yahudî olup, cehennem? sûretindeydi. Yüzü katran gibiydi. Etrafından sanki katran akıyordu. Külhancı Yahudî hemen gelip; Kadı efendinin atının yularından tuttu. Ve:
-“Ey Kadı Efendil Allâhü Teâlâ hazretleri, seni kuvvetlendirsin; Peygamberinizin; hadis-i
-“Dünya mü’minin hapsi ve kâfirin cennetidir!” şeriflerinin manâsı nedir?”
Görmüyor musun dünya senin için cennet oluyor. Sen Müslüman ve Muhammedi olduğun halde sanki cennette yaşıyorsun?

Dünya benim için bir hapishane!

Ben kâfir ve Yahudî olduğum hâlde sanki zindandayım?”
Halbuki hadis-i şerif bunun aksine delâlet etmektedir?” diye sordu.

Kadı efendi cevâp verdi, kendisi dünyanın fazıllarındandı:
-“(Ey külhancı!) Allâhü Teâlâ hazretlerinin bana vermiş olduğu dünya ziyneti, zenginliği ve haşmeti, Allâhü Teâlâ hazretlerinin cennette bana vaad ettiği nimetlere nispetle bir zindandır. Ve senin için hazırlanmış olan cehenneme nispetle burası da senin için bir cennettir…” dedi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/344.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hayvanlar da insanlar gibi birer ümmettirler.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 6, 2015

Hayvanlar da insanlar gibi birer ümmettirler.

Hayvanlar da insanlar gibi birer ümmettirler.

Onlar da kendi lisanlanyla Allâhü Tealâ hazretlerini teşbih etmektedir:
Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah’ı teşbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve teşbihini (Öğrenmiş) bilmiştir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir.” Nur süresi ayet 41

Şeyh Ahmed Gazâlî hazretleri. “Bütün ilimleri iki kelimede topladım.
Bunlar; Allah’ın emirlerine tazim, yarattıklarına şefkat etmektir.” Bu söz bütün evliya ve ulemâ tarafından beğenilmiş ve kabul görmüştür. Atalarımız bu güzel sözleri beğenmekle kalmamış, hayvanların bakımı, beslenmesi, barınması ve tedavisi için vakıflar bile kurmuşlardır…
Biz insanlara ve diğer mahlukata merhametli davranmalı ve onlara acımalıyız ki, melekler de bize acısınlar. Merhamet etsinler. Günahlarımızın affı için, tevbe ve istiğfar etsinler…

Sen yerde olana acı ki, gökteki (melekler) de sana acısın.” [Camiussağir c.l .s. 64.] buyurmaktadırlar. İnsanlara, hayvanlara ve bütün mahlukata merhamet etmeyen acımasız kişilere acınmaz…

Merhamet etmeyene rahmet olunmaz.” Camisssaığir c. 2. s. 546,
İnsanlara acımayana Allah c.c. rahmet etmez.” Camiusssağir c. 2, s. 546, Mahlûkatın efendisi olan insanları ve insanlar için Cenab-ı Allah’ın yarattığı varlıklara acımayan ve kalbinde merhamet taşımayan kişilerin, peygamberlerin, âlimlerin ve şehidlerin şefaatına nail olup İlâhî rahmete kavuşması çok zor…

“Günün birinde bir adam yolda yürüyordu. Susuzluğu arttı. Su ararken bir kuyu buldu, içine inerek (su) içti. Sonra (dışarı) çıktı. Ne görsün! Dilini çıkarıp soluyan bir köpek… Susuzluktan (yaş) toprak (Iar) ı yiyordu. Adam;
-Bana gelen susuzluğun benzeri bu köpeğe de ulaşmıştır; dedi ve hemen kuyuya indi. Mestine su doldurarak, sonra ağzı ile tutup yukarı çıkardı ve köpeği suladı. Allah onun için (bu ameli) şükür olarak kabul edip onu yargıladı (ona mağfiret etti.) Ashab (sordu): -Ey Allâhın Resulü, hayvanlar (ı bakıp korumakta) da bizim için bir ecir var mıdır? Dediler. Rasûlültah (s.a.v.) Hazretleri:
-“Her yaş (ayan) ciğer (sahibin) de ecir vardır.“buyurdular. Riyaz’us-Salihîn Hadis no: 126,

Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur:

“Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldüreyazmıştı. Derken Israiloğullarfnın fahişelerinden biri. onu görüverdi. (Ayağından) mestini çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı.” Riyaz’us-Salihîn Hadis no: 126,

Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşerâti bile yemeye bırakmamıştı.” Riyaz’us-Salihîn hadis No: 1597,

İslam Hukukunda “Hayvan Hakları” derlenip müstakil bir kitap hâline getirilerek, halkımızın ve ilim adamlarının istifadesine sunulmalıdır.
İslam hukukundaki. Hayvan Hakları görüldüğü zaman insanlar parmaklarını ısıracaklar. İslam dininin hayvanlara vermiş olduğu haklara baktıkça İslam dinine olan sevgileri artacaktır. Çünkü: “Bir çok hukuk sisteminin insanlara vermediği hak ve hürriyetleri, İslam hukuku hayvanlara vermiştir.”

Mütercim.
Kaynak :Dipnot –  İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/363-365.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Allah Razı Olsun Ne Demektir ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2015

Allah Razı Olsun Ne Demektir ?

Allah Razı Olsun Ne Demektir

imami rabbani,guzel sozler,dua,muslim prayer,islam,namaz,suleymancilarin duasi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 576 takipçiye katılın