Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Fıkıh’ Category

Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2015

011 Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Cemaatle Tesbih Namazının Hükmü

Nafile namazların münferiden kılınmasının fıkhi bir hükmü olduğu sabit. Ancak özellikle mübarek gecelerde, cemaatle tesbih namazı kılındığı oluyor. Fıkıh alimleri bu hususta ne diyorlar?

Bazı alimler bid’at demişlerse de, yine sözleri hüccet diğer ulema cevaz vermiştir.
Cemaat içerisinde gerek yaşı ve gerekse ilmi sebebiyle kılamayan olabileceği için, mübarek gecelerde cemaatle tesbih namazı kılmakta beis olmaz.

Bu hususta cinlerin ve insanların müftüsü Şeyhulislam Ebussuud Efendi‘nin ve Şiratu’l-İslam şerhinin fetvası vardır.

İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin “Ruhulbeyan” tefsirinde de, bu tür namaz kılmanın caiz olduğu bildirilmiştir.

Nitekim İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatında övdüğü ve okuyun dediği Umdetul-İslam fıkh kitabının şerhi İmadul-İslam kitabında da nafilelerin cemaatle kılınabileceğine dair beyanat vardır.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Dar-ül Harbde……

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2013

Dar-ül Harb

Dâr-ül Harbde……

Dâr-ül-harbde, Kâfirlerin Mal, Can ve Irzlarına Saldırmak Harâmdır.

Kâfir Kadınların Başlarına, Kollarına, Bacaklarına Bakmak Harâmdır.

Kâfirin Malını Almak, Kalbini Kırmak, Müslüman’ın Malını Almaktan Daha Büyük Günâhtır.

Kâfirlerin Haklarına Dokunmamak, Kimseyi Dolandırmamak, Müslümanlık İcâbıdır.

Kâfirlerden de Gasp, Hırsızlık Gibi Gâyrîmeşrû Yol ile Alınan Şey, Mülk-i Hâbistir, Kullanılması Harâmdır, Sahibi Bulunmazsa, Fakirlere Sadaka Olarak Vermek Lâzımdır.

Hayvan Hakkı, İnsan Hakkından, Kâfirin Hakkı da Hayvan Hakkından Daha Büyük Günâhtır.

Başkasının Malını Ondan İzinsiz Alıp, Kullanıp, Zarar Yapmadan Yerine Bırakmak da Harâmdır.

[Kaynak : Hâdika]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kendisinde hem erkeklik hem de kadınlık aleti bulunan kişiler hakkında.

Posted by Site - Yönetici Haziran 25, 2013

Kendisinde hem erkeklik hem de kadınlık aleti bulunan kişiler hakkında.

HUNSA:

Kendisinde hem erkeklik hem de kadınlık aleti bulunan veya her ikisi de bulunmayan kişidir. Böyle birisi eğer idrarını erkeklik organından yaparsa erkek, kadınlık aletinden yaparsa kadın sayılır.

Şayet her ikisinden de idrar yaparsa, daha önce işemeye başladığı organa göre hüküm verilir. Ama önce işeme bakımından aralarında fark yoksa o zaman bu hunsâyı müşkildir. Bir taraftan çıkan idrarın öbüründen çıkandan fazla olmasına itibar edilmez. Sahibeyn ise, idrarın fazlalığına itibar edileceğini söyler. Bu hükümler, büluğdan önce söz konusudur. Ama büluğa erer de kendisinden sakal çıkarsa veya kadınlarla birleşebilirse, yada erkeklerin ihtilam olduğu gibi ihtilâm olursa erkek hükmündedir. Ama göğsü büyürse veya kendisinden süt gelirse yahut hayız olursa yada hamile kalırsa veyahutta kendisine cinsi temas mümkün olursa kadın sayılır.

İ Z A H

Allah (c.c.) İnsan oğlunu ya erkek yada kadın olarak yaratmıştır. Nitekim âyeti kerime de : «O ikisinden birçok kadın ve bir çok erkek üretti», başka bir âyette de: «Dilediğine kız çocuk, dilediğine erkek çocuk verir.» buyurmuştur. Bunların her birine ait ahkâmı da ayn ayrı beyan etmiş ama hem erkek hem de kadın olana ait bir hüküm bildirmemiştir. Bu hal, erkeklik ve kadınlık vasıflarının bir şahısta toplanamıyacağına delalet eder. Aralarında zıtlık bulunan iki özellik bir arada nasıl bulunabilir ki?! Kîfâye. «Yahut her ikisi de bulunmayan ..» İtkâni, bunun karışıklık yönlerinin en açığı,olduğunu, onun için İmam Muhammed’in önce bu izahı zikrettiğini söyler. Ama bana göre. «kendisinde hem erkeklik hem de kadınlık âleti bulunan..» şeklindeki tarif, hunsânın lügat bakımından yapılmış tefsiridir. Bu ise, Zeylai ve daha başka âlimlerin bildirdiklerine göre hunsa’ya mülhaktır. İmam Muhammed’in sözü de buna delalet eder. Bize göre hunsa ile hunsâyı müşkil işinde eşittirler. Muhammed bunları delâlet açısından değil de, hüküm açısından eşit tutmuştur. Kendisinde hiçbir cinsel uzuv bulunmayan kişinin her iki tarafa da benzemesi yönünden daha üstün olması, ona lûğaten hunsâ denilmesine delalet etmez. Onun için Kuhıstânî; «Bir kimsenin hiçbir aleti bulunmazsa da göbeğinden işese, kendisine hunsâ denmez» demiştir. Bu yüzden İhtiyar’da denildiğine göre Ebû Hanife ve Ebu Yûsuf «biz, iki aleti de olmayana ne denilir bilmiyoruz» demişlerdir. İmam Muhammed ise onun hunsâ hükmünde olduğunu söylemiştir. Anla. «Eğer idrarını… yaparsa ilh…» Yâni hali karışık olurda ne olduğu bilinemezse, işediği organa göre hüküm verilir. Çünkü çocuk annesinden çıkınca, cinsiyet aletinin menfaatı işemektir. Aletin esas menfaatı budur. Diğer menfaatler daha sonra meydana gelirler. Bu cahilhane bir hükümdür.Meseleyi Hz. Peygamber (s.a.v.) belirtmiştir. Tamamı mufassal kitaplarda vardır. «Daha önce işemeye başladııı alete göre hüküm verilir.» Çünkü bir aletle daha önce işemiş olmak, onun esas organ olduğuna delildir. Bir de, bir aletten idrar çıkınca onun gereği ile hükmedilir. Zira bu tam bir alâmettir. Bu hüküm, daha sonra öbür aletten idrar çıkması ile değişmez. Zeylaî. «Bir taraftan çıkan idrarın, öbüründen çıkandan fazla oluşuna itibar edîlmez.» Çünkü bu, o aletin kuvvetine delil değildir. Çıkış yerinin dar veya geniş olmasından dolayıdır. îdrarın çok çıktığı organın esas organ olmasından değildir. Üstelik idrarın çıkışı bir delildir, çokluk da aynı cinstendir. Dolayısıyla iki şahitle dört şahid meselesinde olduğu gibi, (bir davada hasımlardan birisinin dört, öbürünün iki şahidi olsa, birisinin şahidinin fazla oluşu onun beyyinesini güçlendirmez) bu, muaraza esnasında tercih sebebi olmaz. Ebû Hanife de, idrar fazla çıkan uzvu tercihi doğru bulmamış ve «sen hiç okka ile idrar ölçen bir kadı gördünmü?!» demiştir. Zeylaî. «Erkeklerin ihtilâm olduğu gibi…» Yâni menînin erkeklik organından çıkması suretiyle. «Veya kendisinden süt gelirse…» Yâni memesinden, kadın sütü gibi süt gelirse kadın hükmündedir. Ama kadın sütü gibi olmazsa bu kadınlığına delalet etmez. Çünkü bazan erkekten de süt çıkar.Cevhere’de şöyle denilmektedîr: «Eğer memelerin çıkması başlı başına bir alâmettir, öyleyse sütün anılmasına ihtiyaç yoktur, denilirse şöyle cevap verilir: Bazan, meme olmadığı halde süt gelir. Bazan da meme görünür ama erkek memesinden ayırdedilemez. Ama süt gelirse, memenin erkek memesi mi yoksa kadın memesi mi olduğu ayırdedilir.» Tatavî, Hamevî’den naklen. «Hamile kalırsa.. ilh…» Yâni erkek menîsini bir pamuk parçası ile alır ve kadınlık aletine koyar ve hamile kalırsa T. Seriyyüddin’den.

Buradaki hamile kalmasından maksat, cinsi temasla hamile kalması değildir. Çünkü hunsânın cinsi temasa uygun olması zaten onun kadınlığına müstakil bir delildir. O durumda hamile kalmasına ihtiyaç yoktur. (Mütercim)

«Kendisiyle cinsi temas mümkün olursa…» Bu, kadınların onun durumuna muttali olup da anlatmaları suretiyle bilinir. Bunu Tahtâvi söylemiştir. Başka kitapların ibaresi: «Yahut da, kadınlarla kurulan ilişki gibi ilişki kurabilirse» şeklindedir.

M E T İ N

Hunsâ da (erkek veya kadın olduğuna delâlet eden) hiçbir alâmet bulunmazsa veya her ikisine eşit seviyede delalet eden alâmetler bulunursa o zaman hunsâyı müşkül’dür. Çünkü tercihi mümkün kılacak bir şey yoktur. Hasen’den rivayet edildiğine göre; bu durumdaki kişinin kaburgaları sayılır. Çünkü erkeğin kaburgaları kadınınkinden daha fazladır.

Hunsâ’nın hunsâya müşkil olması durumunda, bütün hükümlerde, kendisine ait işlerde ihtiyatla amel edilir. Ama ben derim ki: «Biz daha önce, ondaki deliğe tenasül uzvunu sokan birisine gusül icabetmez ve onun sütü ile süt kardeşliği olmaz» demiştik. Dikkatli ol.

Hunsâ (namazda) şehvet duyulacak döneme gelmişse erkeklerin saffı ile kadınların saffı arasına durur. Onun için kendi malından bir cariye satın alınır. Ta ki onun cariyesi olsun da, bunu sünnet etsin. Çünkü bu cariye, (hunsâ erkekse) onun cariyesi, (kadınsa) kendisi gibi bir kadındır. Hunsâyı bir erkeğin veya bir kadının sünnet etmesi mekruhtur. Bu ihtiyattır. Sünnet için bakmak bir zaruret değildir. Çünkü bize göre sünnet olmak, sünnettir. Eğer Hunsânın malı yoksa, parası hazineden ödenerek bir cariye satın alınır ve sünnetten sonra bu cariye satılır.

Hunsânın sünnet edilmesinde bir de şu yol vardır: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SÜNNETLER YERİNE KAZA NAMAZINA NİYET EDİP SÜNNETLERİ TERK ETMEK CAİZ MİDİR?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2013

namaz

SÜNNETLER YERİNE KAZA NAMAZINA NİYET EDİP SÜNNETLERİ TERK ETMEK CAİZ MİDİR?

MEHMED EMRE, FETVALAR KİTABINDAN:
SORU: Kazaya kalan namazları, beş vakit namazın önünde veya sonunda bulunan sünnetler ile ödesek, yani, bu sünnetleri kaza namazı yerine kılsak olur mu?
CEVAP: Sadece şunu ifade edelim ki, kaza namazlarını ödetmeyin yolu, Efendimiz’in sünnetlerini feda etmek olmamalıdır.

SORU: Kaza namazı bulunan kimse nafile namaz kılabilir mi? Bu hususta Hanefî mezhebi ile diğer mezhepler arasında görüş farkı var mıdır?
CEVAP: Şafii mezhebine göre, kazası olan kimsenin nafile namaz kılması haram olarak kabul edilmektedir. Hanefi mezhebine göre durum farklı bulunmaktadır. Şöyle ki: Kazası olan kimsenin, geçmiş namazlarını kaza etmesi, nafile kılmakla meşgul olmasından evla ve efdal bulunmaktadır. Bu hükmün istisnaları vardır. Beş vakit namazın evvelindeki veya sonundaki namazlar ile duha, tesbih, tehiyyetü’l-mescid ve evvabin namazları gibi hakkında teşvik edici hadis-i şerifler bulunan nafileler müstesna tutulmuştur.

SORU: Abdülkadir Geylani k.s. “Beş vakit namazların sünnetleri yerine kaza namazları kılıp, bir an önce kazadan kurtulmak gerekir” buyurmuş. Bu doğru mu?
CEVAP: Bu büyük zat, amelde HANBELİ mezhebindendir. Bu ifade mensup bulunduğu mezhebin görüşünü aksettirmektedir. HANEFİ imamlarının görüşleri bunun karşısında değilse de farklıdır.
Mehmed Emre, Fetvalar

YANİ HANBELİ MEZHEBİNDE İSENİZ BU SÖZE UYMAKTA SERBESTSİNİZ.
HANEFİ İSENİZ AŞAĞIDAKİ HANEFİ HÜKÜMLERİNE UYMAK ZORUNDASINIZ.

HANEFİ FIKHINA GÖRE HÜKÜM:

…Namaz borcu olan kimse borçlarını hesaplar. En sonundan başlayarak kazâ edip bitirir. En evvelinden başlamak câiz ise de, en kâmil yaşta kazâya kalanların cezasının daha ağır olacağından önce onları affettirmek düşüncesiyle sonundan başlayarak, kazâ etmek evlâdır. Kazâ ederken yalnız farzlar ve vitir kılınır. Sünnetler kazâ edilmez.

Kazâ namazı, kerâhet vakitleri hâricinde, her zaman kılınabilir.

Kazâ borcu olan; 5 vakit namazın sünnetleri, teheccüd, evvâbin, duhâ, tesbih namazları ve mübârek gecelerde kılınan hâcet namazlarını ve sâir nâfileleri kılabilir. Bunları kılmasında hiç bir mahzur yoktur. (İbni Âbidiyn C. 1 S. 688.)
MUHTASAR İLMİHAL, HASAN ARIKAN

…Kaza namazları ile uğraşmak, nafile namazları ile uğraşmaktan daha iyi ve daha önemlidir. Fakat farz namazların müekked olsun olmasın, sünnetleri bundan müstesnadır. Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi daha iyi değildir. Bu niyetlere niyet edilmesi evlâdır. Hatta kuşluk ve tespih namazları gibi, haklarında nakil bulunan nafile namazlar da böyledir. Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek evlâdır. Çünkü bu sünnetler, farz namazları tamamlar, bunların yerine getirilmesi (iadesi, telafisi) mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için onların her zaman yerine getirilmesi mümkündür.
Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Ama bu günahtan mümkün olduğu kadar kurtulmak için sünnetleri feda etmek de uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadet ederek Allah’ın bağışlamasına sığınması gerekirken, hakkında Peygamber şefaatinin tecelli etmesine vesile olacak bir takım sünnet ve nafileleri terk etmek nasıl uygun olabilir? Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller geçerli değildir. Bunlar kabul edilen fetvaya aykırıdır. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya elverişli vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar insaflı bir iddiada bulunmuş sayılmazlar. Boşuna yere en kıymetli zamanlarını harcayan insanlar, bilmem böyle bir iddiaya nasıl kalkışabilirler?
BÜYÜK İSLAM İLMİHALİ, ÖMER NASUHİ BİLMEN, NAMAZ BAHSİ

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Namaz, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Başka Mezhebi Taklit

Posted by Site - Yönetici Kasım 19, 2012

20120603_194237 copy.jpgko

Başka Mezhebi Taklit

Dünyalığa, şehvetine kavuşmak için, başka mezhebi taklit caiz değildir. (Ukud-üd-dürriyye)

Muhammed Bağdadi hazretleri buyurdu ki:
Başka mezhebi taklit etmek için üç şart vardır:
1– Kendi mezhebine göre başladığı bir işi, başka mezhebe uyarak tamamlayamaz. Mesela, Şafii’nin şartlarına uymadan, sadece Hanefi’ye göre aldığı abdestle, Şafii’ye göre namaz kılamaz.
2– Taklit ettiği iki mezhep de, bu işe bâtıl dememeli. Bir Şafii, (Şafii’de abdestte uzuvlarını ovmak farz değil, Maliki’de de kadına dokunmak abdesti bozmaz) diyerek, yabancı kadına dokunarak ve uzuvlarını ovmadan aldığı abdestle namaz kılarsa, bu iki mezhebe göre de namazı sahih olmaz; çünkü yabancı kadına dokunmak Şafii’de abdesti bozar. Ovmak ise Maliki’de farzdır.
3– Mezheplerin kolaylıklarını toplamak caiz değildir. Mesela, Hanefi’de velisiz veya Maliki’de şahitsiz yapılan nikâh sahihtir; ama hem velisiz, hem de şahitsiz olan bir nikâh sahih olmaz. (Taklid risalesi)

Taklidin zaruret olduğu durumlara örnek:
1– Şafii’ye göre zekâtın, Kur’an-ı kerimde bildirilen sekiz sınıfın her sınıfına verilmesi gerekir. Bunlardan, müellefe-i kulub sınıfı [ve zekât toplayan memur sınıfıyla, kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı] bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olduğu için, Şafiilerin bu sınıflardan sadece birine verebilmek için, Hanefi’yi taklit etmeleri gerekir. (Mektubat-ı Rabbani 3/22)

2– Hacda kadınlara dokunarak, abdestinin bozulma ihtimali olan Şafiilerin, Hanefi veya Maliki’yi taklit etmesi gerekir.Zaten tatbikat da böyledir.

Taklidin caiz olduğu durumlara örnek:
1– Şafii’de sütkardeş olmak için, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmek gerekir. 1–2 kere emen bir Hanefi, (Şafii’de sütkardeş olmaz) diye, sütkardeşiyle evlenemez; ancak evlendikten sonra sütkardeş oldukları meydana çıkmışsa, o zaman bir yuvanın yıkılmaması için, Şafii taklit edilerek evliliğe devam edilebilir.

2– Üç talakla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip, o erkek de, bunu boşamadıkça, eski kocasıyla evlenemez. Böyle bir durumda, ilk nikâhları Şafii’ye uygun yapılmamışsa, Şafii mezhebi taklit edilerek, Şafii’ye uygun nikâh yapmaları caiz olur. (Redd-ül-muhtar)

3– Şafii’de, fitre için, buğdayın veya diğer maddelerin kıymeti kadar altın, gümüş vermek caiz değildir. Hanefi taklit edilerek, buğday yerine, değeri kadar altın veya gümüş vermek caizdir. (Şemseddin-i Remli fetvası)

4– Hanefi’de lavman, orucu bozar. Ancak şiddetli kabızlık çeken, Maliki’yi taklit ederek, oruçluyken lavman yaptırırsa, oruca devam edebilir; çünkü Maliki’de lavman orucu bozmaz. (Mizan-ül-kübra)

5– Hanefi’de, ödünç verirken ödeme tarihi belirlemek caiz değildir. Ödeme tarihi koyabilmek için, Maliki’yi taklit etmek caiz olur. (Eşbah)

6– Şafii’de, ölü için iskat yapılmaz. Hanefi taklit edilerek iskat yapılabilir. (Neful-enam)

7– Şafii’de, oruca imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Uyumak, unutmak gibi herhangi bir sebeple bunu yapamayan bir Şafii, hatırlayınca, orucunu kurtarmak için, (Bu orucumu Hanefi mezhebine uyarak tuttum) derse oruç sahih olur.

8- Bir işi yapmakta harac [zorluk, sıkıntı] olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac [zorluk, sıkıntı]olursa, başka mezhep taklit ederek yapılır. (İbni Abidin, Hadika)

Zaruret halinde taklit gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklit gerekir. Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa, diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o kohnuda o mezhep taklit edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir:
Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika)

Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. (Redd-ül-muhtar)

Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklit caizdir. (Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat)

Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklit ederek yapılır. (İbni Emir Hac)

Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii’yi taklit etmesinde bir mahzur yoktur. (Bahr-ür-raık, Nehr-ül-faık)

Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki’ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi’de bildirilmemişse, Maliki taklit olunur. (Redd-ül-muhtar)

Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi’ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklit etmesi caizdir. (İ. Hümam)

Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklit etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklit caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklit yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf’a, Cuma’yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğu söylenince, (Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir) buyurdu. (Hadika) [Müctehid, müctehidi taklit edemez. Bir müctehid olan İmam-ı Ebu Yusuf’un ictihadı, burada İmam-ı Şafii’ye uygun gelmiştir.]

Herkes, kendine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. İhtiyaç halinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. (Redd-ül-Muhtar)

Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartlardan, yapılabilmesi mümkün olanların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. (Hulasat-üt-tahkik)

Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklit etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de bâtıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Mesela abdestte, Şafii mezhebini taklit ederek uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli dokununca, Maliki’ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı batıl olur; çünkü kadına dokunduğu için Şafii’ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki’ye göre abdesti sahih değildir. (Tahrir)

Bir iş için, başka mezhep taklit edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse, ibadet sahih olmaz; çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. (Mizan-ül-kübra)

İsmail Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
İhtiyaç olunca, başka mezhebi taklit ederek işini yapabilir; fakat bu iş için, o mezhepte olan şartların hepsini, uyabildiği kadar yerine getirmesi gerekir. (İkd-ül-ferid)

Bu yaziyi gønderen Şerife Şevval Kardelen Hoca Hanıma Teşekkür Ederiz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Bir kişi kafiri kafir olarak bilmem dese(?)

Posted by Site - Yönetici Kasım 16, 2012

mezhepler t0

Bir kişi kafiri kafir olarak bilmem dese(?)

Ebu Muti Hakem b. Abdullah el-Belhi, Ebu Hanife’ye Fıkh-ul Ekberi sordum şöyle dedi:

Ebu Muti: Bir kişi kafiri kafir olarak bilmem dese(?)

Ebu Hanife: – O da kafir gibidir

Ebu Muti: Eğer kafirin son gideceği yer neresi bilmem derse(?)

Ebu Hanife: – O Allahın kitabını inkar etmiş ve kafir olmuş olur.

Ebu Muti: Kendisine “Sen mümin misin?”diye sorulan kimse “Allah daha iyi bilir” diye cevap veren kimse için ne dersin?

Ebu Hanife: – Onun imanında şüphe vardır.

Kaynak : FIKH-UL EKBER ( İmam-ı Azam Ebu Hanife ) Ehl-i Sünnet İnançları

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Leave a Comment »

İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan kimseyi iman kurtarır mı?

Posted by Site - Yönetici Kasım 8, 2012

20120603_194237 copy.jpgcccc

İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan kimseyi iman kurtarır mı?

Ebu Muti Hakem b. Abdullah el-Belhi,Ebu Hanife’ye Fıkh-ul Ekberi sordum şöyle dedi:

Ebu Muti: İman eden fakat namaz kılmayan, oruç tutmayan, bu amellerin hiç birini işlemeyen kimseyi iman kurtarır mı?

Ebu Hanife: – Onun işi Allah’a kalmıştır. Dilerse azab eder. Allah’ın kitabından her hangi bir şeyi inkar etmeyen kafir olmaz. Bana ehli iman birinin haber verdiğine göre, Muaz bin Cebel Hıms şehrine girdiği zaman insanlar onun çevresinde toplandılar. Bir genç ona “Namaz kılan, oruç tutan, hacceden, cihadda bulunan, köle azad eden, zekat veren ama Allah ve rasulünden şüphe eden birine ne dersin?” diye sordu. Muaz: “Onun için ateş vardır“dedi. O genç: Namaz kılmayan, Oruç tutmayan, haccetmeyen, zekat vermeyen, fakat Allah ve Rasulüne inanan için ne dersin?” dedi de Muaz: “Onun için Allahın affını umar, azaba uğrayacağından da korkarım.” dedi. Bunun üzerine o genç: “ey Abdurrahman’ın babası, şüphe ile amel fayda vermediği gibi, imanla beraber herhangi bir şey de zarar vermez dedi ve gitti. Muaz da “Bu vadide bu gençten daha bilgilisi yok” dedi… Mütecaviz kimselerle, küfürlerinden dolayı değil, haddi tecavüzlerinden dolayı savaş. Adil zümre ve zalim sultanla beraber ol. Fakat mütecavizlerle beraber olma. Cemaat ehlinde fasit ve zalimler olsa bile, onlar içinde sana yardımcı olacak salih insanlar da vardır. Eğer cemaat zalim ve mütecavizlerden müteşekkil ise, onlardan ayrıl. Çünkü Allah “Allahın arzı geniş değil miydi?Hicret edeydiniz.”(Nisa/97) “Ey mümin kullarım arzım geniştir,ancak bana kulluk edin”buyurmaktadır.

İbn Mesuddan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Bir yerde masiyetler zuhur edip onu değiştirmeye gücün yetmezse, oradan başka yere git, orada rabbine kulluk et” Yine Peygamberimiz “Fitneden korktuğu yeri bırakıp, fitneden korkmadığı bir yere giden kimse için Allah yetmiş sıddık sevabı yazar.“(Buhari,İbn Mace) buyurdu…

Bilmiyorum, “Rabbim semada mı yoksa arzda mıdır?” diyen kafir olur. Keza “Allah arş üzerindedir“diyen de bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır? diyen de böyledir. Allah’a dua ederken yukarıya yönelinilir, aşağıya değil. Çünkü aşağının Rububiyyet ve uluhiyyetle alakası yoktur. Nitekim hadiste şöyle buyrulur: Bir adam Peygambere siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mümin bir köle azad etmek vacib oldu. Bu kafir midir? diye sordu. Peygamberimiz cariyeye “Sen mümin misin?” dedi Cariye evet deyince, peygamberimiz “Allah nerede?“dedi cariye de semayı işaret etti. Bunun üzerine peygamberimiz “Bu mümindir azad et“dedi… (Müslim,Ebu Davud)

Kabir azabını bilmem diyen helaka uğrayan cehmiyedendir. Çünkü o Allahın “Biz onları iki defa azablandıracağız“(Tevbe/101) “Zalimler bundan başka azaba da uğrayacaklar” (Tur/47) ayetlerini inkar etmiştir. Eğer “Ben ayete inanıyorum ama tefsir ve teviline inanmıyorum derse kafir olur. Çünkü Kuranda tevili, tenzilinin aynı olan ayetler vardır. Eğer bunu inkar ederse kafir olur... İbn Abbastan rivayetle Hz.Peygamber “Benim ümmetimin en şerlileri ben ateşte değil, cennette olacağım, diyenlerdir.” Yine Rasul: “Ümmetimden müteelli olanların vay haline” buyurdu. Müteelli kimdir denilince “Onlar falanca cennettedir, falanca cehennemdedir, diyenlerdir.” Yine İbn Ömer’den rivayetle Peygamber şöyle  buyurdu: “Allah aralarında hükmedene dek, ümmetimin cennet yada cehennemde olduklarını söylemeyiniz.” Yine Rasul: “Allah şöyle buyuruyor: Kullarımı ben aralarında Kıyamet günü hükmedip, yerlerine göndermeden, siz cennet yada cehenneme göndermeyin.” dedi.”

Kaynak : FIKH-UL EKBER ( İmam-ı Azam Ebu Hanife ) Ehl-i Sünnet İnançları

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Leave a Comment »

Bir kimse “bilmem ki bunun yaratıcısı kim?” dese kafir olurmu?

Posted by Site - Yönetici Kasım 5, 2012

20120603_194237 copy.jpggjhk

Bir kimse “bilmem ki bunun yaratıcısı kim?” dese kafir olurmu?

Ebu Muti Hakem b. Abdullah el-Belhi, Ebu Hanife’ye Fıkh-ul Ekberi sordum şöyle dedi:

Soru Ebu Muti: Eğer yaratılmışlardan bir şeyi inkar etse “bilmem ki bunun yaratıcısı kim?” dese ne olur?

Cevap Ebu Hanife: O kimse “Allah herşeyin halıkı(yaratıcısı)dır” (En’am/103) ayetinden dolayı kafir olmuştur.

Sanki o kimse, o şeyin Allahtan başka yaratıcısı vardır demiştir.

Keza Allah’ın bana namaz, oruç ve zekatı farz kıldığını bilmiyorum dese yine kafir olur. Çünkü Allah “Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin“(Bakara/43) ve “Sizin üzerinize oruç farz kılındı“(Bakara/178) buyurmuştur.

Eğer o kişi ben bu ayete inanıyorum fakat tefsirini bilmiyorum derse kafir olmaz. Çünkü o kimse ayetin Allah tarafından indirildiğine inanmış ama tefsirinde yanılmıştır.

Kaynak : FIKH-UL EKBER ( İmam-ı Azam Ebu Hanife ) Ehl-i Sünnet İnançları

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Leave a Comment »

Yeminin Çeşitleri

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2012

11 Yeminin Çeşitleri

Yeminin Çeşitleri

Yeminler, üç çeşittir:

1 – Yemîn-i mün’akit,

2– Yemîn-i gamûs,

3– Yemîn-i lağiv.

Yemîn-i mün’akid: Âlimler buyurdular: Bir kişi yemin eder ve sonra yeminini bozarsa, eğer yemini geleceğe âit ise, buna keffâret yâni ceza gerekir. Bu çeşit yemine “Yemîn-i mün’akit” denir.

Yemîn-i gamûs: Eğer yemini (mâzî yâni) geçmişle ilgiliyse ve yemin eden kimse de olayı bile bile aksi olan şeye (yani bilerek yalan    yere)    yemin    ediyorsa,    bu    “kebâir”    yâni    büyük günahlardandır.

İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretlerine göre kebâir’in yâni büyük günahların keffâreti yoktur. Yalan yere yapılan yeminlerin keffâreti yoktur. İmam Şafiî (r.h.) hazretlerine göre. bu yeminin keffâretini vermek vaciptir. Bu tür yeminlere “Yemîn-i gamûs” denir.

Yemîn-i lağiv: Eğer yemin eden kimse, olayı bilmiyor ve yaptığı yeminde doğru olduğunu sanıyorsa, hakikat de böyle değilse, bu, Ebû Hanife (r.h.) hazretlerine göre, yemîn-i lağiv’dir. Bunun için keffârete gerek yoktur.

Fakat İmam Şafiî (r.h.) hazretlerine göre, bu. yemin-i gamûstur; keffâreti gerekir diye hükmedilir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/591.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah’tan Başkasının Adına Yemin

Posted by Site - Yönetici Eylül 25, 2012

Allah'tan Başkasının Adına Yemin

Allah’tan Başkasının Adına Yemin

Kim; başkasının adına yemin ederse, meselâ,

Ka’beye yemin olsun!

Beytüllah’a yemin olsun!

Allah’ın peygamberine yemin olsun!” veya babasına ve benzeri şekilde yapılan yeminler, yemin değildirler. Bunlar, şeriat bakımından yemin olmadıkları için, bunlara itibâr da edilmez ve bunlarla söylediklerine muhalefet ederse, keffâret de gerekmez.

Allah’tan başkasının adına yemin etmek (aynı zamanda) mekruhtur.

İmâm   Şafiî   (r.h.)   hazretleri   bu   günahlar   için: olmasından korkarım,” buyurdular.

Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır:

 Masiyet “Allah’tan başkasının adına yemin eden kişi, muhakkak ki Allah’a şirkkoşmuştur.

Kim Allah’tan baskısına yemin ederse, mutlaka kâfir olmuştur veya müşrik olmuştur.”

Bu (tür) hadîs-i şeriflerin mânâsı, kim Allah’tan başkasına yemin eder ve yemin ettiği şeyin tazimine itikâd ederse (yani yüceliğine inanırsa), o kişi, Allah’a gösterilmesi gereken ta’zimde; o yemin ettiği şeyle Allah’a şirk koşmuştur.

Eğer yemininde ta’zim kastı ve itikadı olmazsa,  (bu tür yeminlerde) bir beis yoktur. Halk arasında âdet olduğu üzere: “Hayır! Babama yemin olsun ki (öyle değil)” demek gibi…

Ali er-Râzî (r.h.) buyurdular: “Hayatıma and olsun” veya “Senin hayatına and olsun!” ve bunlara benzer şekilde yemin eden kişinin küfründen korkarım.

Gerçi halkın çoğu bu gibi şeyleri bilmeden söyleyip dururlar. Ben elbette bunun kesin şirk olduğunu söylemekteyim. Çünkü Allah’tan başkasının adına yemin yapılmaz. İslâm’dan beri yâni uzak olmak için yemin yapılmaz. Kim bunu inanarak gerkçekten bilerek yaparsa, elbette o kişi İslama salim olarak dönemez. Eğer bu kişi yalandan yemin ediyorsa, onun da küfründen korkulur.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

Kim bilerek yalan yere İslâm’dan başka bir dinle yemin ederse, o kişi dediği gibidir. (Hangi din üzere yemin etmiş ise o dindedir.)”

Hadîs-i şerifin zahiri buna (yani İslâm’dan başka bir din üzere yemin eden kişinin İslâm dîninden çıktığına) işaret eder.

Eğer bir Müslüman: “Ben böyle yaparsam yahûdî olayım (veya hıristiyan olayım gibi yemin eder),” ve o işi yaparsa, kâfir olur. İmâm Şafiî (r.h.) hazretleri bu görüştedir…

Hanefîler ise buyurdular ki: O kişi tekfir edilmez, yâni kâfir olmaz. Hanefîler bu hadîs-i şerîfleri tehdit mânâsına hamlettiler (yorumladılar).

Fakat: “Eğer ben bu işi yaptıysam yahudîyim” diye fiili mazı (yani dili geçmiş zaman kipiyle) söyleyip yemin eder ve o işi işlerse, Hanefîler bu konuda ihtilâf etmişlerdir. Eğer bu adam bunun yemin olduğunu bilirse, sahih olan fetvaya (görüşe) göre bu adam kâfir olmaz. Eğer bu kişi. yemin ile kâfir olacağı inancındaysa ve bunu bile bile yaparsa kâfir olur. Çünkü küfre, bile bile rızâ göstermiştir. Hanefî âlimlerinin çoğuna göre hadîs-i şerifin hamli (yorumu) böyledir.

Fetavây-ı Bezzâziyye“de, fetvaya göre, bunun yemin olduğu, böyle bir kimseye keffâret lâzım olduğuna dair fetva vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/592-594.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: