Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ezan’ Category

Bunları Biliyormuydunuz ?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 19, 2014

beyazit camii,fatih camii,istanbul manzara

Bunları Biliyormuydunuz ?

Bir köyde (kasaba veya şehirde) müezzin ezan okuduğunda, Allah o gün orayı azâbından emin kılar.” (Taberânî, Mu‘cemü’s-Sağîr, 1, 351)

Zulümler, isyanlar, azgınlık ve taşkınlıklar belâ ve musîbetleri dâvet ettiği gibi, hayırlar-hasenâtlar, ibâdet ve tâatler, duâ ve tazarrûlar da belâ ve musîbetlere set olurlar. İşte bu setlerin en mühimlerinden biri de ezanı muhammedidir. İslâm dininin şeâirinden yani mukaddes alâmetlerinden biri olan ezanı muhammedi, musîbetlere karşı bir kalkandır.

AKLIMIZDA BULUNSUN (UYANIK OL MÜSLÜMAN)

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelgesiyle ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildiren kararının ardından, tam 18 yıl boyunca Türkçe okun[muştu ezan]…

“Biliyor muydunuz, Türkçe ezanda Allah kelimesi [ism-i Celâl’i] dâhil her kelimeyi değiştirmişler, sadece bir kelimeye dokunmadan olduğu gibi bırakmışlardı.

“Aralarında Hafız Burhan, Sadettin Kaynak, Hafız Nuri gibi isimlerin bulunduğu komisyonun çevirisini yaptığı “Türkçe ezan” metni şöyleydi:
(HAŞA)
”Tanrı uludur, Tanrı uludur
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
Şüphesiz bilirim, bildiririm
Tanrı’nın elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin namaza
Haydin felâha, haydin felâha
Tanrı uludur, Tanrı uludur
Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”

İşte o kelime…

“Ezanın Türkçeye çevrilmeyen tek kelimesi ‘felâh’ oldu.

“Sebebi, halkın felah kelimesinin ‘kurtuluş’ anlamına geldiğini bilmemesini sağlamak ve ezan okunurken, “haydin kurtuluşa” manasına gelecek bir çağrıda bulunmamaktı.

“Allah’a ulaşmak özgürlüklerin en güzelidir. O an tüm dünyevi ayak bağlarından sıyrılır ve başka bir boyuta geçer insan.

“Namaz bu duygunun en yoğunluklu yaşandığı andır. O an kendine gelir ve her şeyiyle Rabbine döner insan. Kula kul olmaktan kurtulur. Hani Milli Şairimiz Mehmet Akif,

“O rükû olmasa dünyada eğilmez başlar…” der ya…

“İşte namaz insana, Allah’tan başka kimseye boyun eğmemeyi talim ettirir.

“İşte ezanı Türkçeye çevirenler, ‘felah’ kelimesini de Türkçeye çevirip “haydi kurtuluşa” anlamına gelen bir çağrıya zemin hazırlamamakla, namazın temel fonksiyonunu acaba nasıl etkisizleştirebiliriz düşüncesinde olmuşlardır.

“Şimdilerde ara ara aynı düşünceyi seslendirip “millet anlamıyor, Türkçe okunsun” diyenlerin amacı milletin anlaması değil, değerlerinden kopmasının kapısını aralamaktır.

“Milletin değerleriyle cebelleşmeyi kendine vazife edinen dünyanın başka neresinde bu tür insanlar vardır acaba? Çok yazık.

“Çok şükür o günler geride kaldı.

“Geri getirme heveslilerinin çabaları da kursaklarında kalmaya mahkûmdur.

“Allah bugünlerimizi aratmasın.”

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamiza tesekkur eder,sizlerinde dualarini bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi ( r.a. )

Posted by Site - Yönetici Eylül 9, 2010

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi

Müezzinlerin Efendisi Bilali Habeşi ( r.a. )

Bizim dilimizdeYeni Çiçekanlamına gelen başkent Addis Ababa’da en büyük cami Envar Camii. Pakistan’da sel felaketi yaşanmasaydı, bu akşam ben burada Habeşistan’da cami yaptırmak için para toplayacaktım. Ancak Pakistanlı sel mağduru kardeşlerimizin durumu şu anda daha acil ve daha önemli.

Peygamber Efendimizin müezzini, O’nunla beraber tüm savaşlara katılan büyük Mücahit. Resul-i Ekrem’in meth-ü senada bulunduğu ve hayatta cennetle müjdelediği muazzez sahabi. Uzunca boylu, zayıf bedenli ve koyu esmer tenliydi. İslam tarihinin en önemli simalarından biriydi. Aslen Habeşistanlı bir aileye mensuptu ancak Mekke’de doğmuştu. Babasının ismi  Rabah, annesinin ismi Hamâme. Ümeyye b. Halef’in kölesiyken İslam’la tanıştı ve hemen Müslüman oldu. İslam’ı açıktan ilan eden 7 kişiden biriydi. Müşrik olan sahibi Ümeyye b. Halef, Hz. Bilal’i her gün çöl sıcağının kumları alev topu haline getirdiği öğle saatlerinde alır, kumların üstüne yüz üstü yatırır, sırtına da büyükçe bir kaya parçası koyar, İslam’dan dönmesini, Hz. Peygamber’den yüz çevirmesini isterdi. Fakat Hz. Bilal, bu işkencelere rağmen, Allah’ı tesbih eder, daima ” Allah bir! Allah bir!” diyerek haykırırdı. Halbuki, işkenceler karşısında imanlarını gizleme ruhsatları vardı. Fakat, Hz. Bilal, bu ruhsattan bir kere bile istifadeyi düşünmez. Habeşistan’a gidecek kafileye intisap etmez. Daima ön saflarda bulunur, Resul-i Ekrem’in yanından hiç ayrılmaz.

İşkenceden ve kölelikten kurtuluş

Yine bir gün göğsünde ağır taşlar, altında kızgın kumlar varken oradan geçmekte olan Sıddîk Ebu Bekir onu bu halde görmüştü. Ümeyye’nin yanına geldi, ‘sana’ dedi, ‘bundan daha güçlü, hem de senin dininden olan bir köle versem, bunu bana satar mısın?’ Halef, ‘Olur’ dedi, ‘üstüne biraz daha para verirsen.’ Hz. Sıddîk, hemen kabul etti. Çünkü o, servetini Allah yolunda harcayacağına söz vermişti. Hemen kabul etti. Bilal’in üstünden taşı kaldırdı. O’nu yanına aldı ve birlikte Resul-i Ekrem’in yanına geldiler. Artık yeni bir dönem başlıyordu. Hz. Bilal için işkence bitmişti, ama, mü’minlerin maruz kaldığı eziyetlere o da dairenin içinden biri olarak maruz kalmaya devam edecekti.

Medine O’nsuz Bilal-i Habeşi’yi sıkar

Efendimiz’in izni ve emriyle Mekke’den Medine’ye hicret eder. Lakin Resul-i Ekrem’den ayrılmak kolay değildir. Üstelik O’nu, Mekke’de eziyetlerle başbaşa bıraktığı için içten içe yaralıdır. Efendimiz, hicret edip dua edeceği zamana kadar, Medine havası Hz. Bilal ve diğer bazı sahabiye yaramaz. Hava değişiminden hasta olur. Hatta söylediği bir şiirinde ölümün giydiği ayakkabı kadar kendine yakın olduğunu ifade eder. Resul-i Ekrem, Medine’ye teşrif edince Hz. Bilal, Abdullah b. Abdurrahman el-Hasamî ile kardeş olur.

Rüyada gösterilen Ezan

Hz. Ömer Rüyasında ona ezan-ı Muhammedî’nin talim edildiğinin gösterildiğini söyler.. Efendimiz (sas) bundan sonra namaza daveti ezanla yapılmasını ister. Aynı rüya Bilal-i Habeşi’ye de gösterilir. Ezan, Hz. Bilal’e öğretilir. Medine ufukları, onun ruhlara işleyen davûdî sesiyle bayram yapar. Sahabe onunla namaza koşmaya başlar. Sabah namazlarındaki ezana bir gün, “es-salatü hayrun minen nevm=Namaz uykudan hayırlıdır” ilavesini yapar. Efendimiz (sas) bunu güzel bulur ve o günden bugüne, onun ihlasla yaptığı bu ilave, sabah vaktinde insanları uyarmaya devam ediyor. Hz. Bilal, Medine’de olmadığı zaman bu vazifeyi Ebu Mahzûre İbn Ümm-i Mektûm yerine getirirdi.

Peygamber Efendimiz vefat edince…

Peygamber Efendimizle birlikte bütün savaşlara iştirak eden ve Bedir savaşında, eski sahibi Ümeyye b. Halef’i etrafındakilere haber vererek öldürülmesini sağlayan Bilal-i Habeşî, Peygamber Efendimiz vefat edince, Medine’de kalamaz. Onun yokluğunda Medine bomboş gibi gelir. Hz. Ebu Bekir’den izin ister. Cihada iştirak için Şam tarafına hicret eder. Onun zamanında buralarda yapılan savaşlara iştirak eder. Hz. Ömer zamanında da aynı minval üzere hayata devam eder. Hz. Ömer’in Kudüs fethinde yanında hazır bulunanlardan biri de O dur. Onunla beraber Kudüs’e girer. Ricasını kırmaz, vefat-ı Nebi’den sonraki ilk ezanını burada, Mescid-i Aksa’da okur. Şam’a yakın yerlerden biri olan Havlan’a yerleşir. Ebu’d-Derdâ hazretlerinin akrabalarından bir hatunla nikahlanır, fakat çocuğu olmaz. Vefatına kadar da burada yaşar.

Medine’den Şam’a dönüş ve…

Bir gün rüyasında peygamber Efendimizi görür. Efendimiz, Ona: ‘beni ziyaret etmeyecek misin?‘ diyerek kendisini Medine’ye davet eder. Bu davete büyük bir şevkle icabet eder. Medine’de eski hatıraları yeniden tüllenir. Peygamber Efendimizle birlikte yaşadığı şeyleri bir kere daha yaşar. Her tarafı dolaşır, zaman zaman gözyaşlarını tutamaz. Hicretin 20. senesinde yerleştiği Havlan’da hastalanır. Hastalığı esnasında, hanımı ne kadar mahzun ise, kendisi de o kadar sevinçlidir. Sevincinin sebebini, Efendimize kavuşacağı şeklinde izah eder.

Efendimizin Müezzini ve özel kalem müdürü

Peygamber Efendimizin yanında âdeta bir özel kalem müdürü gibi vazife yapar. Ezvac-ı tahirat’ın harcamalarını o takip eder, alınacakları o alır. Efendimiz adına borç verileceklere o verir. Medine dışından gelenlerin ağırlanması vazifesi de onundur. Bayram veya yağmur duası için musallaya çıkıldığı zamanlarda sütre olarak kullanılacak harbeyi de Hz. Bilal taşır. Bu harbeyi Peygamber Efendimize Habeş Meliki Necaşî hediye olarak göndermişti. Bilal-i Habeşî’nin en önemli görevi: müezzin-i Rasûl olmaktı. Peygamber Efendimiz Medine’ye gelir gelmez hemen bir mescid inşa eder. Namazlar cemaat halinde topluca burada kılınmaya başlar. İnsanlar namaza nasıl davet edilecek sorusu sorulur. Meşveret meclisinde bu husus görüşülür. Kimi “çan çalalım“, kimi “ateş yakalım” der. Bir kısmı da “Bayrak dikme“yi teklif ederler. Herkes kendine göre bir teklifle gelir. Başkalarına benzememek kaygısıyla Peygamber Efendimiz hiç birini kabul etmez.

Bilal-i Habeşi ezan okuyunca

Bilal-i Habeşî’nin Mekke’nin fethinde Kâbe-i Muazzama’nın damına çıkarak okumuş olduğu ezan, tarihin sayfalarına ve sahabilerin kalplerine ezandan cennetler inşa eder. Dün çöllerde işkence görürken Ehad diye haykıran ses, bugün Kâbe’nin üstünde insanları namaza davet ediyordu ki, görülmeye, ve yaşanılmaya imrenilecek bir tabloydu bu. Hz. Bilal, Peygamber Efendimiz’den sonra, biri Kudüs’te, diğeri de Medine’de olmak üzere sadece ve sadece iki kere ezan okumuş. İlkini Hz. Ömer’in, sonuncusunu da Efendimiz’in kendisini görmüş olduğu bir rüyada daveti üzere geldiği Medine’de Peygamber torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in ricaları sonucunda okur. Medine’deki o son ezanı, gerçekten muhteşemdir. Onun sesini duyanlar eski günleri bir daha yaşarlar. Uykularından onun sesini duyarak kalkanlar bir an olmayacak şeyin gerçekleştiğini zannetmişler. Namazı sanki Peygamber Efendimizin arkasında kılacakmış gibi heyecanla Mescid-i Nebevi’ye koşarlar…

Kaynak : Milligazete

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Sahabeler - Ashab-ı Kram, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Medine’yi Ağlatan Ezan

Posted by Site - Yönetici Ağustos 22, 2010

Hazret-i Bilal,Medine’yi Aglatan Ezan

Medine’yi Ağlatan Ezan

Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe’nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekir’in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.

Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları.. Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi’nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.

İşte son an son nefes ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: ”Er’rafiku-l a’la! Er’rafiku-l a’la!” ”Yüce dost! Yüce dost!’

Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna.

Ezan vaktidir. Resûlullah’ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam ”Eşhedü enne Muhammederrasûlullah’‘ derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal’in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.

Medine Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O’nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O’nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine’de duramazdı artık. Baktığı her yönde O’nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam`a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal’i Medine’ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri. Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal’in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: ”Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal” diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal’in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.

Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. ”Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine’ye dönmüş.” Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü’nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal’in sesiydi. Yoksa Muhammet Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: ”Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.” Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini.. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses bu semalarda Aleyhisselamsızdı.

Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.

Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine’yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal’in okuduğu son ezanı oldu. Şam’a döndükten bir süre sonra o da Hakk’ın rahmetine ulaştı.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

turkce-ezanezan

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Vakitler, Cenab-ı Hakk’ın ilahi birer nimeti olan namazlar için zahirî bir sebep ve namazı kullarına farz kıldığının bir alâmeti olduğu gibi, ezan da vaktin alâmetidir.

Ezan’ın lûgavi manası/sözlük anlamı “bildirmek”tir. Yani ezan i’lâmdır, bildirmedir. Gerçi aslında vakit de bir i’lâmdır, fakat seçkinlere… Ezan ise herkese i’lâmdır; avam-havas, ehassu’l-havas… O bakımdan Müslümana yakışan, vakit ile kendine gelmektir. Vakit ile kendine gelemeyeni ise ezan uyarır.

Fıkıh lisanında ezan, “Özel bir şekilde yapılan bildirim”in adıdır. Ezan okuyana da müezzin denir.

Namaz için ezan okumak vacip değilse de vacip kuvvetinde müekked bir sünnettir. Bir namaz vaktinin girdiği ezanla ilân edilir. Bir günde 5 vakit namaz vardır ve 5 defa ezan okunur.

***

Ezanın sahih/geçerli olmasının şartları

1. Kelimelerinin asli şekliyle yani Arapça olması,

2. Müslüman ve akıllı bir kimsenin okumasıdır.

Ezan şu mübarek kelimelerden meydana gelmiştir

“Allâhü ekber Allâhü ekber. Allâhü ekber Allâhü ekber.

Eşhedü en lâ ilahe illallâh. Eşhedü en lâ ilahe illallâh.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh.

Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh. Hayye ale’l-felâh.

Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilahe illallâh”

***

Ezanın okunuş şekli; yavaş yavaş, harfleri ve kelimeleri tane tane okumak, ikamette olduğu gibi acele etmemektir. Bütün vakitlerde okunan ezanlar aynıdır. Ancak sabah ezanında, “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa, namaz uykudan hayırlıdır anlamındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” cümlesi ilave edilir.

İkamet de ezan gibidir. Ancak ikamette “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa “Kad kameti’s-salâh” denilir.

Ezan ve ikamet, normal zamanlarda ve yolculukta, farz namazları edada ve kazada erkeklere müekked bir sünnettir. Kadınların ise ezan ve ikamette bulunmaları mekruhtur. Vakit girmeden ezan okunmaz, okunursa tekrar edilir. Ezan, vakitlerin sünneti değil namazların sünnetidir. Onun için kaza namazlarına da ezan ve kaamet okumak sünnettir. Evde, işyerinde ve kırda namaz kılanların yalnız ikametle yetinmesi caizdir, çünkü mahallenin ve köyün ezanı onlar için de geçerlidir. Fakat ikameti terk edip yalnızca ezanla yetinmeleri mekruhtur. Câhillerin ve fâsıkların ezan okuması da mekruhtur. İyiyi kötüyü, yanlışı doğruyu ayırabilen (mümeyyiz) sabinin ezan okuması caizdir.

Biraz önce de belirttiğimiz üzere kadınlar ezan ve ikaamet okumazlar. Ezan ve ikaamette cümlelerin son kelimeleri cezimlidir. Yani son harflerinde durulur, harekelendirilmez. “Hayyeale’s-salâti Hayyeale’s-salâh” şeklinde değil, “Hayyeale’s-salâh, Hayyeale’s-salâh“ diyerek her cümlenin sonu cezimli okunur. Tekbirlerde durulmayarak geçilmesi halinde ise “ra” harfi, “Allâhü ekberallâhü ekber” şeklinde meftuh/üstün okunur.

***

Ezan okunurken…

Ezan okunurken kişi; şayet namaz kılmıyor, hutbe okumuyor, hutbe dinlemiyor, derste ve yemekte de değil, bir ihtiyacını giderme (tuvalet) durumu da yok, (kadın) âdetli ve lohusa da değilse ezana icabet eder. Yani hürmetle dinler ve bu esnada tekbirleri, şehadetleri müezzinle birlikte aynen tekrar eder. “Hayye ale’s-salâh ve Hayye ale’l-felâh”larda 4 kerre “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” (1) der. (Sabah ezanındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-evm” cümlesine karşılık, doğrusun hakikati-gerçeği söylüyorsun anlamında, “sadakte ve berirte” diyerek icabet eder.) Sonra, “Allâhü ekber Allâhü ekber Lâ ilahe illallâh” diyerek müezzinle birlikte bitirir ve ardından da şu duayı okur:

“Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâti’l-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû, inneke lâ tuhlifü’l-mîâd.”

Manası: Allâh’ım! Ey bu dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazileti ver. Onu kendisine va’detmiş olduğun Makâm-ı Mahmûd’a eriştir. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.(2)

***

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Ezan-ı Muhammedî, İslâm’ın en büyük güzelliklerinden biridir. Bununla müezzin, bütün âleme karşı Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hak peygamber olduğunu ilan eder. Bütün insanları ebedi kurtuluşa ve saadete/mutluluğa çağırır.

Milli şairimiz ne de güzel söylemiş:

“Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

***

KA‘BE’NİN ÜZERİNDE OKUNAN EZAN

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), öğle vakti girince, Ka‘be’nin üzerine çıkıp öğle ezanını okumasını Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) emretti…

Ebû Süfyan bin Harp, Attâb bin Esîd, Hâris bin Hişâm ve daha başkaları Ka‘be’nin yanında oturuyorlardı. Hz. Bilâl, sesini olanca gücüyle yükselterek ezan okumaya başladı. Kureyşliler’den bazıları, “Ey Allâh’ın kulları! Ka‘be’nin üzerinde ezan okumak, bu kara köleye mi düştü?!” dediler. Bazısı da, Allâh’ın hoş görmeyeceğini ve bu işi değiştireceğini söylediler. “Eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah” şehâdetine geldiği zaman, Ebû Cehlin kızı Cüveyriye, “Hayatıma yemin ederim ki, Allah Muhammed’in şânını, nâmını yükseltti. Namazı kılarız amma, vallâhi, sevdiklerimizi öldürenleri, hiçbir zaman sevmeyeceğiz! Muhammed’e gelen peygamberlik, babama da gelmişti. Fakat o, bunu reddetmiş, kavmine aykırı davranmak istememişti” dedi.

Halid bin Esîd,

– Kim bu seslenen? diye sordu.

– Bilâl bin Rebah, dediler.

Diyalog şöyle devam etti:

– Ebû Bekir’in Habeşî kölesi mi?

– Evet.

– Nereden sesleniyor?

– Ka‘be’nin üzerinden!

– Onu Ka‘be’nin üzerine Ebû Talha oğulları mı çıkardı?

– Evet!

– O, neler söylüyor?

– “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh! Ve eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah!” diyor.

Halid bin Esîd, “Şükürler olsun ki, Allah, babam Esîd’i öldürdü de, ona bugünü göstermemek, şu hoşlanmayacağı sesi işittirmemek lûtfunda bulundu!” dedi. Esîd, Mekke’nin fethinden bir gün önce ölmüştü.

Hâris bin Hişâm, “Vallâhi, onun hakikaten peygamber olduğunu bilseydim, muhakkak kendisine tâbi olurdum!” dedi. “Muhammed’in, putları adamlara nasıl kırdırdığını ve şu kara köleyi Ka‘be’nin üzerinde nasıl bağırttığını görmüyor musun?” denildiği zaman da, “Eğer Allah, böyle olmasını istemeseydi, elbette onu değiştirirdi! Vay benim başıma gelenlere!.. Keşke ben, şu günden önce ölseydim de, Ka‘be’nin üzerinde Bilâl’in anırdığını işitmeseydim!” dedi.

Hakem b. Ebi’l-Âs, “Vallâhi bu büyük bir hâdisedir! Benî Cümahlar’ın kölesi çıksın da, Ebû Talhalara ait Beytullah üzerinde anırsın? Olur şey değil!” dedi.

Süheyl bin Amr da dedi ki: “Eğer Allah buna gadaplanırsa, muhakkak onu değiştirir. Eğer buna râzı olursa, onu yerleştirir!”

Ebû Süfyan bin Harp ise, “Ben bir şey söylemeyeceğim. Şayet bir şey söyleyecek olursam, şu kumlar, söylediğimi Muhammed’e haber verirler!” dedi. Nitekim Cebrâil aleyhisselâm da gelip, bunların söylediklerini Peygamberimiz’e (s.a.v.) haber verdi. Resûlüllah Efendimiz onların yanına varıp başlarına dikildi ve “Ben sizin söylediklerinizi biliyorum! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen de şöyle söyledin!” buyurarak, onların konuştuklarını kendilerine birer birer haber verdi.

Ebû Süfyan, “Yâ Resûlellah! İyi ki ben bir şey söylemedim!” dedi. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti…

Hâris bin Hişam ile Attâb bin Esîd, “Biz şehâdet ederiz ki, sen Resûlüllah’sın! Çünkü, vallâhi bu söylediklerimize, yanımızdakilerden başka hiç kimse vâkıf değildi. Konuştuklarımız sana, herhalde Allah tarafından haber verilmiştir” dediler.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), öğle namazını kıldıktan sonra Ka‘be çevresindeki bütün putların bir araya toplanarak ateşe verilip yakılmasını, kırılacak olanların da kırılmasını emretti ve emri yerine getirildi.

Fudâle bin Umeyr, bu hususta söylediği şiirinde (mealen) şöyle demiştir:

“Sen, Mekke’nin fethinde putları kırdıkları gün, Muhammed’i ve ordusunu bir göreydin!.. Allâh’ın nûrunun nasıl parladığını; şirk ve küfrün yüzünü, karanlıkların nasıl bürüdüğünü de görürdün!”(3)

Halis Ece :
 
DİPNOTLAR
(1) Manası: “Günahtan dönmek ve ibadetegüç bulmak ancak Allâh’ın lûtfu ile olur.”
(2) Eserlerde, vesîle’nin de fazilet’in de cennette yüksek birer makam, Makâm-ı Mahmûd’un ise, en büyük şefaat makamı olduğu ifade edilmiştir.
(3) Ebû’l-Münzir Hişâmü’l-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, s. 31.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kim Ezanı İşittiği Zaman – Ezan Duası

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2008

Ezan Duası,ezanezan_in-faziletlerindenadhanbeautiful-mosque-in-the-city-hd-desktop-wallpaper-copy

Ezan Duası

Cabir bin Abdullah ( r.a.)den Rasulullah (s.a.v.)in şöyle buyurdugu rivayet edildi

Kim Ezanı İşittiği Zaman

“Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâtil-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmûdenillezî veadtehû, inneke lâ tuhlifü’l-mîâd.”

Derse Kıyamet Günü Şefeatim Ona Vacip Olur

Manası:

“Allâh’ım!

Ey bu dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazileti ver. Onu kendisine va’d buyurmuş olduğun “Makâm-ı Mahmûd”a eriştir. Şüphe yok ki Sen va’dinden dönmezsin.”

Tergib ve Terhib den alinmistir

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

EZAN OKUYANIN VE DİNLEYENİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2008

2ezan,minare,minarat,adhan,

EZAN OKUYANIN VE DİNLEYENİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR

Ezan okuyanın dikkat edeceği hususların yanında dinleyenin de uyması gereken hususlar vardır:

1) Ezan okunurken konuşulmaz. Hattâ Kur’ân-ı Kerîm okuyan bir kişi ezan başladığında okumayı bırakıp ezanı dinler.

2) Ezan’ı dinleyen müslüman, müezzinin okuduğu ezanı tekrar eder ve böylece o da ezan okunmuş olur. “Hayya ala’ssalâh” ve “Hayya alalfelâh” cümlelerinde “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet kaynağı yoktur)” der. Sabah ezan’ında müezzinin “essalâtü hayrün mine’n-nevm” cümlesine “sadakte ve berirte (doğru söylüyorsun)” diye karşılık vermesi sünnettir.

3) Ezanı işiten kişi cünüp de olsa yukarıdaki yükümlülükleri yerine getirir. Ancak hayızlı ve nifaslı olan kadınlar bunun dışındadır.

4) Ezanın bitiminde dinleyen kişi ezan duasını okur.

Allahumma Rabbe hezihi’d-da’ vati’t-tamme ve’s-salati’l-kâime âti seyyidina Muhammeden el-vesilete ve’l-fazilete ve’b-ashû makamen mahmuden ellezi vaadtehu inneke la tuhlifu’lmi’ad.

“Ey bu üstün çağrının ve hazır namazın Rabbi olan Allahım! Muhammed ‘e vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et. Onu kendisine vadetmiş olduğun övülmüş makama eriştir. Zira sen vaadinden dönmezsin “

Bunların dışında ezan hakkında şu hususları belirtelim:

Cuma namazında bir dış bir de iç ezan okunur diğer namazlarda her vakit için bir defa ezan okunur.

Ezan ile kametin arasını biraz uzatmak gerekir ki namaza geç kalanlar cemâate yetişebilsin.

Caminin dışında bir yerde de ezan okunabilir, ikamet getirilerek cemâatle namaz kılınabilir.

Kaza namazları için de ezan okunabilir, ikamet getirilebilir. Bayram, Vitir, teravih ve cenaze namazları için ezan okunmaz.

Ezan Vacib derecesinde sünneti müekkeddir.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | 4 Comments »

Türkçe Ezan

Posted by Site - Yönetici Ocak 13, 2008

Türkçe Ezan

 

Türkçe Ezan’ın ilk plak kaydı -sesli-

Zaman zaman bazı kesimler tarafından Cumhuriyet devriminin kaybedilmiş bir yeniliği olarak gündeme getirilen ‘Türkçe Ezan’ın ilk taş plak kaydını yayınlıyoruz

İslam’ı Türkçeleştirme girişimin kısa tarihi: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kurulduğu dönemde Arapça orijinalinin yerine, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelgesi ile ezanın Türkçe okunmasıdır. CHP’nin tek parti iktidarı döneminde uygulamada kaldı. 1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal’in emriyle dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı. Kuran’ın Türkçe tercümesi ilk kez 22 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu. Bundan 8 gün sonra, 30 Ocak 1932 tarihinde ise ilk Türkçe ezan, Hafız Rifat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu. 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi’nde de, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu. 18 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. Takip eden günlerde, yurdun her yerindeki Evkaf Müdürlüklerine Türkçe ezan metni gönderildi.

4 şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesim ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim gönderildi Türkçe ezanın metni Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur Tanrı uludur Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak Şüphesiz bilirim ve bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed Haydi namaza, haydi namaza Haydi felaha, haydi felaha (Namaz uykudan hayırlıdır) Tanrı uludur, Tanrı uludur Tanrı’dan başka yoktur tapacak. Türkçe ezan ilk olarak 1932 yılında İstanbul Fatih Camii’nde okundu. 18 sene boyunca ezan Türkçe okunmuş, daha sonra Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile 16 Haziran 1950’de ezanın Arapça da okunabilmesine izin verilmiştir. İlgili kararla, Türkçe ezan yasaklanmasa da, Türkçe ezan okunması tümüyle terkedilmiştir. Günümüzde, serbest olmasına karşın, camilerde yalnızca Arapça ezan okunmaktadır.

Türkçe ezanda çevrilmeyen tek kelime
Biliyor muydunuz, Türkçe ezanda Allah kelimesi dâhil her kelimeyi değiştirmişler, sadece bir kelimeye dokunmadan olduğu gibi bırakmışlardı.
Hangi kelime olduğunu izah edeceğim. Ama önce gelin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelgesiyle ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildiren kararının ardından, tam 18 yıl boyunca Türkçe okunan ezanın ilk defa Arapça okunduğu gün Edirne’den Artvin’e, Sinop’tan İskenderun’a kadar tüm Türkiye’yi gözyaşlarına boğan günün hikâyesine bir göz atalım.
Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, İbretlik, İlginç | 6 Comments »

*** Ezana Hürmet ***

Posted by Site - Yönetici Temmuz 9, 2007

Ezana Hürmet,,hazret-i-bilalmedine_yi-aglatan-ezan

Ezana Hürmet

Ebu Hafs Haddâd hazretleri demircilik yapardı.

Ne zaman ezan-ı şerif işitse , çekici yukarı kaldırmış ise aşagı indirmez , aşagıda ise yukarıya kaldırmazdı.

Bir kişi ile konuşuyor ise , hemen sözünü keser , ezanı dinlerdi.

Bir gün Ebu Hafs Haddâd hazretleri vefat etti. Dostları cenazesini götürürken müezzin efendi minareden ezan okumaya başladı. Tabut o anda havada durdu.

Bütün ugraşmalarına ragmen hareket ettiremediler. Ezan bittikten sonra hareket edebildi.

Ebu Hafs Haddâd hazretleri ezana hürmetini öldükten sonrada gösterdi.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, İbretlik, İlginç, İslam Alimleri | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: