Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Tecvid Dersleri 10

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Tecvid Dersleri – 10

Posted in Diger Konular, Güncel, Genel, Tecvid Dersleri | Etiketler: | Leave a Comment »

Tufanda Beyt Dördüncü Kat Semâya, Hacer-i Esved`de Ebû Kubeys Dağına Kaldırıldı

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2012

Tufanda Beyt Dördüncü Kat Semâya, Hacer-i Esved`de Ebû Kubeys Dağına Kaldırıldı

Tufanda Beyt Dördüncü Kat Semâya, Hacer-i Esved`de Ebû Kubeys Dağına Kaldırıldı

İbnü Abbas (r.a.) hazretleri buyurdular: Adem aleyhisselâm, Hindistan’dan Mekkeye gelmek suretiyle tam kırk hac yaptılar. Hepsini yürüyerek yaptılar. Beyt orada kaldı, kendisi ve evlâdından iman edenler, onu tavaf ettiler. Bu durum tufan’a kadar devam etti.

Tufan günlerinde Allahü Teâlâ onu (beyti) dördüncü kat semâya kaldırdı.  Her gün, yetmiş bin melek, onun içine girip ziyaret etmekteydiler. Onu ziyaret eden meleklere bir daha sıra gelmiyordu.

(Hacer-i esvedi korumasının altına aldı.) Allahü Teâlâ, Cebrail Aleyhisselâm’a emretti. Hacer-i esvedi boğulmaktan korumak. için onu Ebu Kubeys dağına gömmesini ve orada gizlemesini buyurdu.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/55-56.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Budist Diyarın Tuğralı Müslümanları

Posted by Site - Yönetici Ocak 3, 2012

Budist Diyarın Tuğralı Müslümanları

Güney Asya ülkesi Tayland, kendine has tarihi, kültürü ve yaygın Budist inancı ile tanımakla birlikte başkentinde 55 civarında cami ve çok sayıda Müslüman barındırıyor.
Dünyada turizmin en cazip merkezlerinden, Güney Asya ülkesi Tayland, kendine has tarihi, kültürü ve yaygın Budist inancının dışında büyük bir Müslüman nüfusa evsahipliği de yapıyor.

Tayland’ın başkenti Bangkok’ta 55 civarında cami olduğu kaydediliyor. Kentteki camilerin birinde ise bir Osmanlı izi var.

Bangkok’un varoşlarının bulunduğu Caran Kurun bölgesinde ara bir sokakta bulunan cami 1916 senesinde inşa edilmiş.

Tarihi kayıtlara göre doğrudan bir Osmanlı etkisi görülmese de başkent Bangkok’taki neredeyse yüz yıllık Bang Uthit Camisinin girişinde dev bir Osmanlı Arması işlenmiş.

-Sultan Abdülhamid’in hatırası-
Camide bulunan Osmanlı arması dikkatli incelendiğinde armanın üzerinde Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası dikkati çekiyor.

Osmanlı’nın yıkılış dönemine denk gelen ve Sultan II. Abdülhamid’in hal’inden 7 sene sonra inşa edilen camideki Devleti Aliyye armasının ilginç bir hikayesi bulunuyor.
Osmanlı Devletinin son hükümdarlarından Sultan II. Abdülhamid Osmanlı’nın uyguladığı İttihad-ı İslam siyaseti çerçevesinde (dünya Müslümanlarını Hilafet çatısı altında birleştirme, Pan-İslamizm) tüm dünyadaki Müslümanlara ya ilim adamları göndermiş, ya da kurduğu Hafiye Teşkilatının mensuplarını göndererek Osmanlıyı ve Hilafeti anlatmıştı. Bu siyaset sayesinde dünya Müslümanları Osmanlı halifesine biat etmiş, Çin’den Afrika’nın birçok noktasına kadar camilerde hutbeler Osmanlı halifesine okunmaya başlamıştı.

Cami cemaati ve çevredeki Müslümanlar o dönem, bugünkü Tayland olan Siam Krallığında yaşayan Müslümanlar olarak İslam’a ve hilafete bağlılıklarını yinelemek için 20. yüzyılın başlarında Sultan ve Halife II. Abdülhamid’den bir nişane talep edildiğini ve bu taleplerinin kabul gördüğünü ifade ediyor.

-Hilafete bağlılık ifadesi-

Bu talebin ardından Osmanlı’nın Siam krallığı Müslümanlarına kendilerine numune olacak bir Osmanlı arması gönderdiği kaydediliyor.
Armanın ellerine ulaşmasının ardından ülkedeki Müslümanların yeni yapılan camilerinin giriş kapılarının üzerine bu armanın aynısını yapmaya başlayarak Hilafete olan bağlılıklarını ifade etmeye çalıştıkları ifade ediliyor.
Osmanlı’nın yıkılışı ve hilafetin ilgasının ardından ise Taylandlı Müslümanların bu uygulamaya son verdiği kaydediliyor.

Bangkok’ta Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgede bulunan cami bugüne kadar yıkılmadan ve önemli bir tahribat görmeden sade mimarisi ve girişte bulunan Osmanlı Arması ile hala ayakta.
Caminin avlusunda bulunan külliyesinde bulunan okulda halen eğitim verilirken, okulda armanın tarihçesi ve anlamını da anlatan bir pano bulunuyor.

-Tayland’da İslamın tarihi-

Uzmanlar Tayland’da İslamiyetin 700 yıllık geçmişi olduğunu kaydediyor.
İslamiyetin ülkede Sukothai Krallığı döneminde yayılmaya başladığı ve günümüze kadar artarak devam ettiği belirtiliyor.
Ülkede Müslülmanların sayıları hakkında net bir bilgi verilmiyor. 2009’da Tayland’da bulunan Pew Araştırma Merkezi adlı bağımsız bir kuruluş araştırmasında ülkede 4 milyon Müslüman bulunduğu belirtilirken, bazı bilim adamları da bu sayının 8 ila 10 milyon arasında olduğunu iddia ediyor.
Ülkede yaşayan Müslümanların yüzde 90’ının Sünni olduğu belirtilirken, halkın inancını özgür bir şekilde yaşadığı söyleniyor.
Bangkok ve Tayland’da bütün camilerden kralın tanıdığı yetkiyle ezanlar cehri (sesli) olarak okunuyor.
Tayland’da helal gıdanın yaygın olduğu gözlenirken, bölgede bulunan Müslüman tüccarlar ve yerel Müslümanlar sayesinde helal gıdaya ulaşmanın kolay olduğu belirtiliyor.
Tayland’da ağırlıklı olarak çevresindeki ülkelerden ve Arap tüccarlar sayesinde İslamiyetin yayıldığı kaydedilirken, ülkede müslümanların büyük çoğunluğunun güneyde yaşadığı kaydediliyor.
Ülkenin güneyindeki Yala, Pattani and Narathiwat bölgelerinde Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı belirtilirken, o bölgelerdeki nüfusun merkezi hükümetle birçok konudaki anlaşmazlıkları istikrarı olumsuz etkiliyor.
(AA)

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Göynem`de Ayşe Ebe 28 Aralık 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2012

Göynem`de Ayşe Ebe 28 Aralık 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Video icin Nail Özkan Bey`e teşekkür ederiz.Mekanı Cennet olur inşaallah.

Posted in Diger Konular, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Güncel, Genel, Türkiye | 1 Comment »

Âdem Aleyhisselâm’in Kâbeyi İnşâ Etmesi

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2012

Adem a.s kabeyi nezaman yapti,insa etti,Âdem Aleyhisselâm'in Kâbeyi İnşâ Etmesi

Âdem Aleyhisselâm’in Kâbeyi İnşâ Etmesi

Ibni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Allahü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâmi cennetten yeryüzüne indirdiği zaman ona şöyle buyurdu:
-“Ey Âdemi Git bana bir beyt (Kabe) bina et. Orayı tavaf et. Melekler arşımın çevresini tavaf ettiklerini gördüğün gibi sen de Kâbeyi tavaf et ve orada beni zikret.” Adem Aleyhisselâm, döndü. Yürümeye başladı. Yer ayaklarının altında adetâ dürüldü. Ayakları sanki yeryüzünde hiçbir şeye basmıyordu. Adem Aleyhisselâm’ın ayak bastığı her yer mâmur oluyordu. Bu şekilde, Adem Aleyhisselâm, beyt-i haram’ın olduğu yere geldi. Cebrail aleyhisselâm, kanatlarıyla yeryüzüne vurdu. Yerin altında sabit olan temel, bariz bir şekilde göründü. Her birini ancak otuz kişinin taşıyabileceği taşları melekler taşıdılar. Adem Aleyhisselâm, Beyt-i Haram’ın binasını beş dağdan getirilen taşlar ile bina etti. (O beş dağ:)
1 -Tûr-i sinâ,
2-Tûr-i ziytâ. Bu Şam’da bir dağdır,
3-Cûdiy dağı. Cûdîy dağı Cezîrede bir dağdır,
4-Lübnân dağı,
5-Hırâ dağı. Hıra, Mekke’de bir dağdır. Kâbenin temelleri, Hıra dağından getirilen yuvarlak kaya ve taşlar ile örüldü. Adem Aleyhisselâm’in binası budur.
Rivayet olundu: Allahü Teâlâ hazretleri, dünyâyı yaratmadan binlerce sene önce, Beyt-i Haram’ın yerini yarattı. Beyti haramın yeri suyun üzerinde beyaz bir köpük gibi duruyordu. Yer yüzü oradan hayat buldu. Allahü Teâlâ, Adem Aleyhisselâmi yeryüzüne indirdiğinde, Adem Aleyhisselâm yalnızlık çekti ve yalnızlıktan Allah’a şikâyet etti. Allahü Teâlâ beyt-i mâmuru indirdi. Beyti mâmur, cennet yakutlarından bir yakuttan yapılmıştı. Yeşil zümrüdden iki kapısı vardı. Kapının biri doğuya diğeri batıya bakıyordu. Allahü Teâlâ beyti mâmuru, Kâbenin bu gün bulunduğu yere indirdi. Ve Adem Aleyhisselâm’a şöyle buyurdu:
-“Ey Âdem! Senin için bir beyt indirdim. Melekler, arşımı tavaf ettikleri gibi sen de orayı tavaf et. Melekler arşımın yanında namaz kıldıkları gibi sen de orada namaz kıl.” Allahü Teâlâ Hacer-i esvedi indirdi. Hacer-i esved o zaman bembeyazdı. Câhiliyet döneminde hayızlıların ellemesiyle siyahlaştı. Adem Aleyhisselâm, Hind toprağından yürüyerek, beyti tavaf etmeye yöneldi. Allahü Teâlâ bir melek gönderdi. Melek, beytin bulunduğu yeri, delâlet edip Adem Aleyhisselâm’a gösterdi.
Mücâhid (r.h.) hazretlerine:

-“Adem Aleyhisselâm neden binekli olarak tavafa gitmedi? Neden yayan yürüdü?” diye soruldu. Mücâhid hazretleri buyurdular:
-“O gün için Adem Aleyhisselâmı yükleyebilecek bir şey yoktu. Ve Adem Aleyhisselâm’ın buna ihtiyacı da yoktu. Zira Adem Aleyhisselâm’ın her adımı, üç günlük yol kadardı.
Adem Aleyhisselâm, Mekkeye geldi. Beyti hacc etti. Haccın diğer menâsiklerini yerine getirdi. Adem Aleyhisselâm, haccın ibâdetlerini de tamamlayınca melekler, onunla karşılaştılar. Ve ona şöyle dediler:
-“Ey Âdem! Haccın değerini bil, haccına iyilik yap. Biz senden binlerce sene önce bu beyti haccettik, dediler.

Kaynak :  İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi Fatih Yayınevi:2/53-54.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Kabe, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Feridüddin Attar Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2011

20Feridüddin Attar Kimdir  (5)

Feridüddin Attar Kimdir ?

Şeyh Attar (k.s.) hazretlerinin asıl adı. Muhammed bin İbrahim el-Attar’dır. Feridüddin Attar diye meşhur oldu. Şeyh Attar hazretleri, 513 (M. 1119) tarihinde Nişâbur’da doğdu. İyi bir tahsil gördü. Maddî ve manevî ilimlerde ilerledi. Bir çok eserler yazdı. Mantıkü’t-tayr ve tezkiretü’I-Evliyâ isimli kitablan çok meşhurdur. 627 (M. 1229) yılında Cengiz han’in Harzemşâh devletini istilâ etmesi üzerine moğullann eline esir döştü. 114 yaşında iken Moğul askeri tarafından hunharca şehid edildi.    Şehid edildiği zaman bile kesik başını ellerinin arasına alıp bir fersahlık (3 km) bir yol yürüdü ve orada düşüp ruhunu teslim etti.

Hz.Allah şefeatlerine mazhar eylesin. Amin.

Kaynak :  İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

KÜFRE GÖTÜREN HALLER

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2011

KÜFRE GÖTÜREN HALLER

Ömer Nesefi, İslam inancının Temelleri AKAİD adlı eserinde insanı küfre götüren haller başlığı altında şunları sıralamıştır:

1- Ayet ve hadislerin açık manalarını bırakıp gizli manalar çıkarmak, “Kur’an-ın ve Sünnetin manaları gizlidir. O gizli manayı ancak üstad bilir” demek.

2- Kur’an ve sünneti reddetmek, yalanlamak.

3- Büyük veya küçük haramı, günahı helal saymak,

4- Dinle, dinin hükümleri ile alay etmek,

5- ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmek. Kur’an-da “Kafirlerden başkası ALLAH’tan ümidini kesmez” buyrulmuştur. (Yusuf: 87)

6- ALLAH’ın azabından emin olmak. (Araf: 99)

7- Gaybtan haber verdiğini iddia edeni ve haberini tasdik etmek. Hz. Peygamber (AS): “Kim kahine gelir, söylediğini tasdik ederse ALLAH’ın Muhammed’e indirdiğini inkar etmek olur” buyurur. (Müslim, 39/35)

A- ALLAH’a iman konusunda insanı küfre götüren haller:

1. ALLAH’a yakışmayan şey isnat etmek, isimlerinden emirlerinden biri ile alay etmek “ALLAH bize zulmediyor. Ben ALLAH mallah tanımam, beni ALLAH bile göremez” gibi sözler söylemek.

2- ALLAH’ın cennete mükafatlandırılacağı-nı, cehennemde cezalandıracağını kabul etmemek,

3- “ALLAH’ın ortağı vardır, eşi vardır, oğlu kızı vardır” demek.

4- Şuna ALLAH’ın gücü yetmez demek.

5- “ALLAH’ın eli uzundur” demek. (El isnat etmek)

6- “Eğer ALLAH bana şunu emretseydi yapmazdım” demek.

7- ALLAH’ın yarattıklarından şunun ne hikmeti var, demek.

8- ALLAH yukarıdadır, aşağıdadır diyerek ALLAH’a yer isnat etmek.

9- ALLAH’tan korkmaz mısın? denilince “korkmuyorum” demek.

10- Hasta olmayan birine “Seni ALLAH unuttu” demek.

11- “Ben ALLAH’ın takdiri olmadan yaparım” demek.

12- Hanımına: “Sen bana ALLAH’tan daha sevgilisin” demek.

13 – Bir kimsenin yaptığı iş için “bu işi ben yaptıysam kafir olayım” demesi. (Kafir olmaya rıza gösterdiği için kafir olur.)

14. Yalan olduğunu bile bile “ALLAH biliyor seni oğlumdan çok seviyorum” demek.

15. Gaybı bildiğini iddia etmek.

16. Biri için “Onun hakkından ALLAH bile gelemez, ben nasıl geleyim” demek.

17. “ALLAH’ım bana rahmetini vermek hususunda cimrilik etme” demek.

19. “ALLAH’ın hiç işi kalmadı da bunu mu yarattı” demek.

20. “ALLAH filana çok veriyor, bana az veriyor, böyle adalet mi olur” demek.

21. “Falancanın ruhu burada hazırdır” demek.

22. ALLAH izin verirse yaparsın diyene “verse de vermese de yaparım” demek.

23. “Eğer ahirette ALLAH adaletini gösterirse senden hakkımı alırım” demek.

24. Ölenin ruhunu başka birine geçtiğini söylemek.

25. ALLAH’ın ruhunun bir kimseye geçtiğini söylemek.

26. “Ben ALLAH’ı gördüm, ondan emir aldım veya emir alıyorum” demek.

27. Bir kuşun ötmesinden birinin öleceği manasını çıkarmak. Kuşun ötüşünü veya bir hayvanın önünden geçmesini uğursuz sayıp işinden, yolundan dönmek.

B- Peygambere iman konusunda küfre götüren haller:

1. Bir peygamberi inkar etmek,

2. Peygamber (AS) ın bir sünnetine rıza göstermemek,

3. Hz. Muhammed (AS) ın son peygamber olduğunu kabul etmemek.

4. Peygamberlere çirkin suç iftirasında bulunmak.

5. “Falan peygamber olsaydı, ben inanmazdım” demek.

6. “Eğer peygamber doğru söylüyorsa biz kurtulduk” demek.

7. Peygamberlik iddiasında bulunmak. “Nebiyim, Resulüm” demek.

8. “Peygamberler insan mı, cin mi bilmiyorum” demek.

9. Peygamberlerin sünnetlerinden biri ile alay etmek, bir hadisi reddetmek, “çok dinledik bunları” demek.

10. Peygambere delilik veya sihirbazlık isnat etmek.

11. “Peygamber bile olsa falana inanmam” demek

12. “Peygamber gelse, şunu yapma dese, yaparım” demek.

13. “Peygamberden bize bir fayda gelmedi” demek.

14. Peygamberlere sövmek. (Bunu yapanın tevbesi kabul olmaz.)

15. Peygamber (AS) için “Arapların Peygamberi” demek.

16. Peygamberi hafife almak, alay etmek, küçümsemek.

17. “Peygamberlerden bize fayda gelmedi” demek.

C- Kur’an, Namaz ve Zikir konusunda insanı küfre götüren haller:

1. Kur’an-dan bir ayeti inkar etmek.

2. Dinde kutsal olan bir şeyle alay etmek,

3. Kur’an’ın bir emrinin yanlış olduğunu söylemek.

4. Kur’an’ı def dümbelek çalarak okumak.

5. Kur’an’ı pis yerlere atmak, çiğnemek.

6. Kur’an’ın açıkladığı bir şeyi kabul etmemek.

7. Kur’an’a insan sözüdür, demek.

8. Kur’an’ın başka dilde olduğunu iddia etmek.

9. Kur’an’a ilave yapmak, değiştirmek.

10. Kendi konuşmasının yerine şaka oldun diye ayet okumak.

11. “Çok Kur’an okudum, bana faydası olmadı” demek.

12. zikirlerle alay etmek.

13. Haram yerken besmele çekmek,

14. Namaz kıl diyene “Kılmayacağım” demek, namaz da neymiş demek, namazla alay etmek.

15. “Hayat boyu namaz biter mi, kim yapabilir” demek.

Şerife Şevval Kardelen

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Yılbaşı kutlamaları (!) üzerine bir çeşitleme

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2011

Yılbaşı kutlamaları (!) üzerine bir çeşitleme

KUTLANACAK NE VAR?

Peyami Safa’dan yılbaşı değerlendirmesi:

“… Şu yılbaşı gecelerinin mânâsını bir türlü anlamıyorum.

“Sevinecek ne var? Evvelâ her şey tersine: Küre-i arz ve insan bir yaş daha ihtiyarlıyor, kâinat bir yıl daha eskiyor, buna, ‘yeni sene’ diyorlar.

“Herkes ölüme bir yıl daha yaklaşıyor, buna seviniyorlar. Hayatın bir parçasını kaybetmek hoş bir şeymiş gibi, hep birbirlerini tebrik ediyorlar…

“… İnsanla ölüm arasındaki mesafeyi aydınlatan, bugünden başka bir gün bulamazlar mıydı?”

“GERÇİ KÂFİR İŞİ…”

1829’un yılbaşı gecesinde, İstanbul’daki İngiliz elçisinin Haliç’te bulunan bir gemide büyük bir balo verdiğini… Baloya Osmanlı devlet adamlarının da çağrıldığını…

Dâvetlilerin yatsı namazını Tersane Divanhanesi’nde kıldıktan sonra, sandallarla gemiye gittiklerini…

Ertesi gün Kazasker Yahya Bey, Serasker Hüsrev Paşa’ya, katıldığı balonun ne menem bir şey olduğunu sorduğunda, onun;

Az vakitte çok hazırlık yapmışlar. Biz baloda yapılanları bir ayda düzenleyemeyiz. Gerçi kâfir işi, fakat ne çare? Devletçe bir şey oldu, katılmak lüzum etti” dediğini…

Biliyor muydunuz?

NOEL ŞENLİKLERİ (!) VE İSTANBUL

New York Times gazetesinin, geçmiş yıllara ait bir nüshasından bir başlık:

İstanbul’da Müslümanlar’ın çoğu Noel Baba’yı heyecanla bekliyor…
İmza: Stephen Kinzer. Haber şöyle devam ediyor:

Kırmızı yanaklı Noel Babalar, dükkan vitrinlerinden, gelip geçenlere gülücükler dağıtmakta… Caddeler Noel ağaçları ile süslenmiş. ‘Kafe’ ve dükkanlardan ‘Jingle Bells’ ve ‘Silent Nights’ nağmeleri (Amerikalılar’ın meşhur Noel gecesi ilâhileri) duyuluyor. Çocuklar kendilerine verilen hediyelerin paketlerini açacakları ânı sabırsızlıkla bekliyorlar…

İşte böyle, muhterem okuyucularımız… Hz. Fâtih (k.s.)’in 1453’te alıp kubbelerle süslediği, İslâm’ın ilim-irfan, sanat ve medeniyet merkezi hâline getirdiği güzel İstanbul’umuzu bir Amerikan gazetesi, hem de pek haklı olarak, böyle tasvir ediyor. Bakın, bu içler acısı vaziyeti aynı yazar makalesinde nasıl değerlendirmekte:

Kim ne derse desin, İstanbul, dünyanın en büyük İslâm şehirlerinden biridir. Asırlar boyu İslâm âleminin merkezi, pâyitahtı olmuş ve orada oturan Osmanlı Sultanları’nın emirlerine bütün İslâm âlemi itaat etmiştir. Ne var ki, modern Türkiye’nin doğuşundan beri, son yetmiş sene içinde, Batı örf ve âdetlerine bir uyum bahis mevzuu olmuştur.

Gazetenin yazdığına göre, Noel Baba resimleri ile süslü kurdeleler ve etiketler satan bir dükkanın sahibi, “İslâm’a bağlı halk, bunları uygun bulmamaktadır; ama bunlar, sadece ufak bir azınlıktır” diyormuş. Değerlendirmeye bakın: Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkede, Müslümanlar azınlıkmış. Yüzde bir ne ola ki?.. Herhalde çoğunluk!.. Enflasyonun bu türlüsünü görmemiştik. Artık rakamlar da değer kaybediyor galiba…

Yazar, İstanbul’u diğer Hıristiyan şehirlerinden ayırt etmenin mümkün olmadığını, tek farkın belki de sokaklarda Hazret-i Îsâ tasvirlerinin görülmemesinden ibaret bulunduğunu; ama her yıl, daha da artan bir coşku ile Noel kutlamalarının yapıldığını yazarak haberini sona erdiriyor. (Ocak’ 97)

Peki; bizi i‘tikâden, amelen, ahlâken, iktisâden istismar eden; bizimle ne dînî, ne millî, ne de insanî bakımlardan hiçbir alâkası bulunmayan; hatta ebedî hayatımızı bile husrâna uğratabilecek olan bu gayr-i müslimlere benzeme çılgınlıklarına, biz ne zaman son vereceğiz? Uyanmak için İsrâfil (a.s.)’in Sûr’a üflemesini mi beklememiz lâzım?!.

BİR RÂHİBİN İTİRAFLARI…

Râhip Samuel Zwemmer şöyle diyor:

“Müslümanlar’ı vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslâm memleketlerinde girişeceğimiz faâliyetlerde; onlara, önce Hıristiyan âdet ve an‘ânelerini, Hıristiyan bayramlarını, Hıristiyan kültürünü, Hıristiyan ahlâkını aşılayalım…”

Demek ki Hıristiyanlık, bazılarının dediği gibi, dinî motiflerden arındırılmış sadece sevgi ve “hoşgörü”ye dayalı bir inanç sistemi değilmiş. Bilakis bu sözler, İslâm âleminin benliğini tahrîbe yönelik, ahlâkî ve dinî dejenerasyon faâliyetlerinin itici gücü olup, saf insanları kandırmak için anlatılan masaldan ibâretmiş. Bu sebeple, dünya ve âhiret yıkımına uğramamamız için, akıllıca hareket edip, sözde yılbaşı kutlamalarını, Noel babaları, Noel anneleri, baba hindileri, çam ağaçlarını biraz daha dikkatlice incelememiz gerekiyor herhalde…

Bakınız; Ayasofya yıllardır mahzûn ve mazlûm beklerken, eloğlu torun “vaftiz ettirmek” için, taa nerelerden Fener Rum Patrikhaneleri’ne geliyor. Aynı zihniyet İstanbul’u Kostantinopolis olarak görüyor ve hâlâ da başkenti kabul ediyor…

O bakımdan, “Aman dikkat!” diyoruz…

Batı taklitçiliğinin topuzunu kaçırmayalım. Aksi takdirde maddî ve mânevî geleceğimizi ipotek altına sokmuş oluruz.

Halis Ece

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

‘Noel Baba dürüst birisi olsa…’

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2011

noel-baba-durust-birisi-olsayilbasi-kutlamak-caiz-miyilbasi-kutlamak-gunah-midirgayr-i-muslimlerin-orf-ve-adetlerine-uymanin-vebalicam-susu-stiker-noel-baba-bacadan-giren-32x25_500

‘Noel Baba dürüst birisi olsa…’

Keşan Müftüsü Süleyman Yeniçeri, ‘Noel Baba‘yı yerden yere vurdu.

KEŞAN Müftüsü Süleyman Yeniçeri, “Noel baba diye birisi yoktur. Aziz Nicholaos diye biri var ama bu uyduruk bir kişidir. Noel Baba baca ve pencereden giriyor. Ama doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi” dedi.

Yılbaşı eğlencesinin kültürümüzde bulunmadığı görüşünü savunan Müftü Yeniçeri, ‘Kim kime benzemeye çalışırsa, o onlardandır‘ hadisini hatırlattı. Yılbaşında geçen günlerin muhasebesinin yapılması gerektiğini belirten Keşan Müftüsü Süleyman Yeniçeri, şunyları söyledi:

Hıristiyanlık’tan gelen bir etkinliği kutlarsak, onlara benzemeye çalışmış oluruz. Dolayısıyla onlar gibi bir yaşantı ortaya çıkar. Biz, neden onlar gibi yaşayalım ki? Onlar bizim gibi yaşıyorlar mı? Biz Noel’i Hıristiyan aleminden ithal etmişiz. Noel, bizim bayramımız değil. Kişi, ‘Hıristiyan gibi yaşayayım’ derse, bu tehlikeli olur. Ama ‘Millet eğleniyor, ben de eğleneyim’ diyorsa, eğlencenin mahiyetine göre değişir. Eğer içkili, şaraplı eğlence yapılıyorsa, günahkar olur.”

Müftü Süleyman Yeniçeri, ‘Noel Baba’ diye birisinin olmadığını, Aziz Nicholaos’ın da uyduruk, bir kişi olduğunu efsane haline geldiğini söyledi. Yenişeri, şöyle dedi:

Noel baba yaşamış mı, yaşamamış mı belli değil. Bir yer söyleniyor ve orada yaşadığı ifade ediliyor. Ama Hıristiyan aleminin çıkardığı bir şahsiyettir. Noel Baba baca ve pencereden giriyor. Ama doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi. Biz de kapıdan giriliyor. Kuran-ı Kerim’de; ‘Evlere kapıdan girin’ diyor. Neden bacadan giriyor ki?

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Yılbaşı Kutlamaları Küfürmü ? | Leave a Comment »

“Yılbaşı kutlamaları!” ve İslâmî kimliğin muhafazası

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2011

“Yılbaşı kutlamaları!” ve İslâmî kimliğin muhafazası

İslâmiyet; iman, ibadet-amel ve ahlâk esaslarıyla bir bütündür… Özellikle inanç mevzuunda parça-buçuk kabul etmez… İnanılması gereken esaslara bütün hâlinde inanmak zarûridir.

İslâm dîninin inanç, ibâdet ve muamelelerle alâkalı emir ve yasaklarına uyulmasının yanı sıra, tatbik edilmesi gereken bazı temel ahlâkî düsturları da vardır. Meselâ bunların en önde gelenlerinden biri; Müslüman’ın ferdî, âilevî ve ictimâî hayatın her safhasında bâtıl ve muharref (hükmü kalkmış, aslından uzaklaştırılmış) dinlerin mensuplarının, kısacası gayr-i müslimlerin örf, âdet ve an’ânelerine benzemekten şiddetle sakınıp uzak durmasıdır.

İslâmiyet, ferdî-âilevî ve ictimâî hayatın hiçbir safhasında çizdiği çerçevenin dışına çıkılmasına müsâade etmemiş… Kur’ân-ı Kerim’de, bizlere bütün yönleriyle tanıttığı ehl-i kitâba, diğer bâtıl ve muharref dinlerin mensuplarına, müşriklere, budistlere, ateistlere benzenilmesine ruhsat vermemiştir. Onun içindir ki Müslümanlar’ın; Yahûdi, Hıristiyan, Budist ve dinsizlerle kaynaşmalarına sebep olacak taklitlerden, benzeşmelerden kaçınmaları ve her hâlükârda İslâmî hüviyetlerini muhâfaza etmeleri emredilmiştir. Zira en basitinden en mühimmine; âdetlerden, ibâdet ve i’tikat esaslarına kadar herhangi bir noktada benzeşme, daha büyük benzeşmelere vesîle olmaktadır.

Gayr-i müslimlere benzemenin sebep olacağı tehlikeli neticelere dikkatimizi çekmek içindir ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “(Tasvip ederek) bir kavme (bir topluluğa) benzemeye çalışan kişi, o (benzemeye çalıştığı) kavimdendir.”(1) “(İnanç ve amelde) bizden başkasına benzeyenler, bizden değildir.”(2)

Başka bir hadîs-i şerifte de, “Siz karış karış, adım adım sizden öncekilerin (Yahûdi ve Hıristiyanlar’ın) yoluna uyacaksınız. O kadar ki; onlar bir keler deliğine girecek olsalar, siz de (modadır düşüncesiyle) onları tâkip edeceksiniz...”(3) buyurularak Müslümanlar’ın, başta Yahûdiler ve Hıristiyanlar olmak üzere gayr-i müslimleri taklit etmek, onlara benzemek felâketine düşecekleri mu’cizevî bir şekilde bildirilmiştir.

Yine Efendimiz (s.a.v.), kişinin iman, amel ve ahlâk za’fını olanca çıplaklığıyla ortaya koyan bu örf-âdet ve an’ânelerde gayr-i müslimlere benzeme şaşkınlığının, ne kadar hayâsızca ve çirkin hadlere ulaşacağını da, şu mübârek sözleriyle haber vermişlerdir:

Onlardan biri hanımıyla yolda cinsî yakınlıkta bulunsa, siz de aynısını yapacaksınız!”(4)

Bugün, Batı’dan ithal edilmiş âdet, merâsim ve kutlamaları ile; içki, kumar ve fuhuş gibi şeytânî tuzakları ile; bâtıl mesajlarla yüklü basını-medyası ve gayr-i İslâmî kılık-kıyâfetleri ile Müslüman cemiyetler –maalesef– Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.), tehlikesine işâret buyurduğu ölçülerde yabancılara benzeme felâketiyle karşı karşıyadır. Ancak bütün bu menfî gelişmelere rağmen biz mü’minler, İslâmî usûl ve esaslara dönerek gayr-i müslimlere benzeme akımına reaksiyon göstermeye mecburuz. Bu kudsî mükellefiyetimiz sebebiyledir ki; öncelikle bâtıl ve muharref din mensuplarına benzemenin, onları taklit etmenin dinimiz açısından hükmünün ne olduğunu bilmemiz lâzımdır. Bunu da iki grupta inceleyebiliriz:

1. Mubah olan yani mes’ûliyeti gerektirmeyen benzemeler…

2. Mekruh veya haram olan, dolayısıyla mes’ûliyeti de beraberinde getiren benzemeler…

Meselâ ilim ve teknikte kullanılan metodlardaki taklitler-benzeşmeler… O alandaki gelişme ve değişmeleri tâkip etmek… Bunlar günah değil mubahtır, hatta teşvik edilmiştir.

Canlı resimler ihtivâ eden duvar halıları, süs yastıkları ve tablolarla evlerin tefrîş edilmesi veya canlı varlıkların resimleri ile motifli elbiseler giyilmesi mekruhtur, günahtır. Zira bunlarda putperestlere benzeme durumu vardır.(5)

İbn-i Hibbân’ın (rh.) rivâyetine göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, duvarların kumaşlarla örtülmesini yasaklamıştır.

Âlimlerimiz de; duvarların ipekli kumaşlarla örtülmesi tahrîmen, ipeksiz kumaşlarla meselâ yün halılarla örtülmesi ise tenzîhen mekruhtur; zira gösterişten ibârettir, demişlerdir.

Birtakım âdet ve an’ânelerde Yahûdi ve Hıristiyanlar gibi ehl-i kitâbın mensuplarına uymak… Yahut diğer gayr-i müslimlere hâs olup İslâm’ın emir ve yasakları ile çatışan hususlarda onlara benzemek ise haramdır. Bu gibi günahlar, kendisinde küfür sıfatı bulunan günahlardır ki, şiddetle kaçınılması gerekir. Zira bunun temizliği, ancak cehennem ateşiyle mümkündür.

Bu sebeple Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, Müslüman olmayan milletlerin bayramlarının ve kutsal kabul ettikleri günlerin onlar gibi kutlanmasını yasaklamıştır. Binâenaleyh gayr-i müslimlerce değer verilen Milâdi yılbaşı gecesini çamlarla, hindilerle, içkilerle (ki zaten haramdır) veya âile toplantılarıyla kutlamak… Yahut bu maksatla televizyonlardaki sözüm ona kutlama proğramlarını seyretmek… Ya da bu yapılanları kabul ve tasvip ederek Müslüman kardeşleriyle “yeni yıl kutlamaları”nda bulunmak, hediyeleşmek dînî ölçülerimize göre son derece tehlikelidir!
Hüküm bakımından haram olan bu amelî-ahlâkî taklit ve benzemeler, fâilini günahkâr kılar. Muvakkat da olsa onu âhirette azâba dûçâr eder… Şayet bu benzeme i’tikatla alâkalı hususlarda ise, sahibi cehennemin ebedî azâbına müstehak olur. Çünkü Rabbimiz buyuruyor ki, “Kim (meşru’ görerek) Allâh’a ve Resûlü’ne karşı gelir, Allâh’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî olarak kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.”(6)

Hulâsa, İslâm’ın bir vicdan meselesi olduğunu söylemek, Müslüman’ın hayatının onun ölçülerine göre düzenlenmesi gerektiğine inanmamak ve böylece gayr-i müslimlerin örf, âdet ve an’ânelerini, bayram ve merâsimlerini, töre ve törenlerini paylaşmak –Allah korusun– mü’mini mânevî uçurumlara sürükler!..

O bakımdan Müslüman olarak doğan bizler, Müslüman olarak yaşamaya ve Müslüman olarak ruhumuzu teslim etmeye gayret göstermeliyiz.

Rabb’imizin lûtuf ve ihsânı olan bu İslâm nimeti ve Ümmet-i Muhammed’den olma nimetinin kıymetini bilmeliyiz ki, Müslüman olmayanlara benzemekten sakınarak dünyamızı izzetle, âhiretimizi de saâdetle yaşayabilelim.

Bunun için de İslâm’ı iyi öğrenmeli, sünnetlere tâbi olup bid’atlerden kaçınmalıyız… Her türlü haram, mekruh ve şüphelilerden, hele de “yılbaşı kutlamaları”ndan mutlaka uzak durmalıyız. Aksi takdirde âkıbet husrân olur!

Yazımızı, Cenâb-ı Mevlâmız’ın mübârek kelâmından iki âyet meâli ile noktalayalım:

Rabb’imiz Allah’tırdeyip sonra da (bütün hâl ve hareketlerinde Allâh’ın emirlerini, Resûlü’nün sünnetini esas alarak) dosdoğru yaşayanlara; (evet) onlara (kıyâmet gününde) hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de. (Çünkü) onlar, cennet ehlidirler. Yapmakta oldukları (güzel amel ve hareketlerine) mükâfat olmak üzere, orada ebedî kalacaklardır.”(7)

DİPNOTLAR
(1) Mişkâtü’l-Mesâbîh, 4347.
(2) Tirmizî, Sünen, H. No: 2696.
(3) Mişkâtü’l-Mesâbîh, 5361.
(4) Câmiu’s-Sağîr, 2, 122.
(5) Bedâiu’s-Senâi‘ fî Tertîbi’ş-Şerâi‘, Kitâbü’l-İstihsân, 5, 226.
(6) Kur’ân-ı Kerim, Nisâ sûresi, 14.
(7) Kur’ân-ı Kerim, Ahkaf, 13-14.

Halis Ece

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tavsiyeler | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: