Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

MEVLİD KANDİLİ DUASI

Posted by Site - Yönetici Şubat 3, 2012

10-mevlid-kandilimevlit-kandili-duasi-kandiller-copy

MEVLİD KANDİLİ DUASI

EÛZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM

Ya ilahel alemin !
İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;  akıl nefse yenik,  ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi düşünceye kapılar açıp  insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü  sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!

Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım!
Mahlûkatın adedince, Zatının rızası, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi’de el açıp yakarıyoruz

Ey her şeye hayat bahşeden Allah’ım bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan  mübarek günleri vardır.
Bir gün daha vardır ki,  o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak  tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.
Bizler şimdi o anı yaşıyoruz.
Rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız  bu kutlu zaman diliminde,
Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle, ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından  bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak, sen den yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz ya rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allah’ım
Efendimizi düşünmekle hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız.
Duyarız imanın yenilmez gücünü,
Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu,
Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini,
Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.
N’olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince
Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi!

Ya Rabbel alemin
Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin imanları iz’ân ufkuna erişiyor, muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor.
efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle her an daha da şahlanıyor ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor.
Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı  ve gül devri yaşat ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allah’ım
Yüzümüz yok, hicap içindeyiz;
Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam.
Keşke ne seviyede olursa olsun  efendimizden hiç uzaklaşmasaydık;  ondan gelen ışıklardan  ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan  hiç mahrum kalmasaydık..
ve onu o inandırıcı çehresiyle  içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!.. sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi!

Ya ilahel alemin
O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle.. tahtını sinelerimize kur gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi

İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’ım her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver
herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver. her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver
sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allah’ım!
şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun  ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız.
Biliyoruz ki o rahmet nebisi  incinse de küsmedi
Vefasızlık görsede alakayı kesmedi
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya “âmin” de demedi.
Sinesini, Ebû Cehil’leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı.
Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden  ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N’olur bizi bir kere daha sevindir.  Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla  adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor.
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle,  yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun, ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâh’ım
Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;
Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,
Darda kalanlara icabet edersin,
Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın
Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin
Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin
Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâh’ım
Acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden, Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.
Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!
Bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,  bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat  ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!
Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!
Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri senin rızan yolunda kullanmayı bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allahım
Cümlemize vicdan genişliği lutfet, Kalplerimize inşirah bahşet, Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl, Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi olan Allahım, Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider, Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver, Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle..

Kalplerimizi birbirene ısındır ve Bizleri birbirimize sevdir. Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh’ım!
Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen’den istediği  her türlü hayrı Sen’den istiyor,  yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı  her türlü şerden de
sana sığınıyoruz.

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!
Bizim, anne-baba ve ecdadımızın Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin, Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin, Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların, Milletimiz fertlerinin, Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın, Dostlarımızın, kardeşlerimizin.. Bize karşı hep civanmertçe davrananların.. Hayır dualarında unutmayıp Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin.. Kıymetli nasihatleriyle Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin… Ve bütün ümmet-i Muhammed’in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allahım!
Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi Bir kere daha tekrarlıyor, Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz. Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

Amin ve selamün alel murselin vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

MEVLİD GECESİ – Mevlid Kandili – Veladet Kandili

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2012

MEVLİD GECESİ:

Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyadaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir.
Âlemlerin sultânı sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm, hicretten 53 sene evvel Rebî’ul-evvel ayının onikinci Pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin Hâşimoğulları mahallesinde, Safâ tepesi yakınında bir evde doğdu. Bugün, mîlâdî 571 yılına ve Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu geceye, Peygamber efendimizin doğum zamanı manâsına Mevlid Gecesi adı verildi.
Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum zamanını bayram yapmıştır. Müslümanlar da Muhammed aleyhisselâmın doğum zamanını bayram yaptılar. Dünyanın dört bir tarafındaki müslümanlar, her sene bu geceyi Mevlid kandili olarak kutlamaktadır. Her yerde Mevlid kasîdeleri okunarak, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem hatırlanmaktadır.

**************

İslâm âlimlerinden İmâm-ı Celâlüddîn Abdurrahmân bin Abdülmelik Kettânî buyurdu ki: “Mevlid günü ve gecesi mübecceldir, yâni şerefi, kıymeti çoktur. Kendisine tâbi olanlar için kurtuluş vesîlesi olan Resûlullah efendimizin doğumu için sevinmek, Cehennem azâbının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fâzileti Cum’a günü gibidir. Cum’a günü, Cehennem azâbının durdurulduğu hadîs-i şerîf ile bildirilmiştir. Bunun gibi, Mevlid gününde de azâb yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka vermeli, da’vet olunan ziyâfetlere gitmelidir.
Ayrıca bu gece kazâ namazları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, duâ, tevbe etmeli, hayır hasenat yapmalı, müslümanları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek günâh işlememekle olur.
Hazret-i Ebû Bekr; “Resûlullah efendimizin doğumuna dâir yazılanların okunması için bir dirhem harcayan, Cennette bana arkadaş olur.” buyurmuştur.
Hazret-i Ömer; “Resûlullah efendimizin doğum zamanına kıymet veren, islâma kıymet vermiştir.” buyurdu.
Hazret-i Osman; “Peygamber efendimizin Mevlid-i şerîfi için bir dirhem harcayan, sanki Bedir ve Huneyn gazâlarına iştirak etmiş gibi sevâb kazanır.” buyurdu.
Hazret-i Ali; “Resûlullah efendimizin doğum zamanına kıymet verip, Mevlid-i şerîf okunmasına sebep olan, dünyadan îmânla gider.” buyurdu.

*************

Hâfız bin Cezerî hazretleri buyurdu ki:
Ebû Leheb, rü’yâda görülüp ne hâlde olduğu sorulunca, “Kabir azâbı çekiyorum. Ancak her sene Rebî’ul-evvel ayının onikinci gecesi âzâbım hafifliyor. İki parmağım arasından çıkan serin suyu emerek ferâhlıyorum. Bu gece Resûlullah dünyaya gelince, Süveybe ismindeki câriyem bana müjdelemişti. Ben de sevincimden onu âzad etmiş ve ona süt annelik yapmasını emretmiştim. Bunun için azâbım hafifliyor.” dedi.
Âyet-i kerîme ile kötülenmiş olan Ebû Leheb gibi azgın bir kâfirin azâbı hafifleyince, o yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mü’min, bu gece sevinir ve fakirleri sevindirirse, böylece Peygamberine (sallallahü aleyhi ve sellem) olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ ihsân ederek onu Cennetine sokar

***************

Doğduğu gece;
Yeryüzündeki bütün putlar yüzüstü yere düştü.
Şam’da bin seneden bu yana akmayan Sâve nehrinin kuru yatağı su ile doldu, taştı.
İran’da ateşperestlerin İstahrâbâd şehrindeki tapınağında on asırdır fâsılasız yanan ocağın ateşi söndü.
Ocağın söndüğü gece İran hükümdarı Kisra’nın eşsiz güzellikteki sarayının ondört kulesi yıkıldı.
Doğduğu gece Kisra’nın sarayının kulelerinden başka Dicle kıyısındaki nefis köşkü de sular altında kalıp çöktü; tamir ettirdi yine sulara battı ve Kisra, canını zor kurtardı.
Devrin ileri gelenleri garip garip rü’yâlar gördüler.
Rü’yâları, Şam’ın, Irak’ın, İran’ın, Dicle’nin, Fırat’ın İslâmın mülkü olacağını haber verdiğine dair en namlı kâhinler yorumlar yaptı. Büyücüler gelecekten haber veremez oldular.

****************

Mevlid Merâsimleri
Mevlid gecesi Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir.
Asırlardır dünyanın her tarafındaki müslümanlar, her sene mevlid kandilini kutlamışlardır. Peygamber efendimizin doğum gününde ilk defa resmi toplantılar düzenleyen hükümdâr, Selâhaddin-i Eyyûbî’nin eniştesi Erbil sultânı, Ebû Sa’îd el-Muzaffer Kökbörî’dir.
Merâsim başlamadan önce hazırlıklar yapılır. İslâm ülkelerinden bir çok âlim davet edilir, herkes Muharrem ayının başından, Rebî’ul-evvel ayının başlarına kadar Erbil’e akın ederdi. Şehrin sokakları süslenir, her taraftan gelenlerle şehir dolup taşardı. Herkese günlerce sultan tarafından yemekler yedirilir, fakirlere sadakalar dağıtılır, öksüzler, yetimler evlendirilirdi. Mevlid gecesi, akşam namazından sonra sultanın da bulunduğu büyük fener alayları düzenlenir, büyük bir kürsünün önünde toplanırlar, zamânın en büyük âlimleri vâz-ü nasîhat eder ve Resûlullah efendimizi anlatırlardı.

**************

Osmanlılarda da mevlid gecesine çok hürmet gösterilir, kıymet verilirdi. O gün Sultanahmed Câmiî’nde okunacak mevlid-i şerîfe, başta pâdişah, sadr-ı a’zam, vezîrler, şeyh-ül-islâm, İstanbul kadısı, devletin ileri gelen erkânı, âlimler, evliyâ davet edilirdi. Mevlid gününde devlet erkânı, resmî kıyâfetlerle câmide toplanırlar ve kendileri için ayrılan yerlere otururlardı. Diğer vazîfeli devlet erkânı da atlarına binerek, sarayın büyük kapısında bir düzen içinde bekleyip, pâdişahı karşılarlar ve câmiye kadar refâkat ederlerdi. Şeyh-ül-islâm ve sadr-ı a’zamın önlerine, teşrifatçıbaşı ve kesedâr, getirdikleri buhûrdanlıkları koyarlar, bu sırada câmide Kur’ân-ı kerîm tilâvet edilirdi.
Pâdişâh gelirken, hünkâr mahfilinin penceresi açılır, bunu gören herkes hürmetle ayağa kalkardı. Herkes yerine oturduktan sonra âlimler kürsüye çıkıp vâ’z ve nasîhat ederler, bu arada buhûrlar yakılır, cemâ’atin önüne şekerler bırakılırdı. Vâ’z bitince, vâiz efendiye kıymetli elbiseler giydirilir, sonra bir mevlidhân kürsüye çıkardı. O da bir miktar okuyup iner ve ona da hil’atlar, kıymetli elbiseler ihsân edilir, ikinci mevlidhân da bir miktar okurdu. Sonra Hicâz’dan Resûlullah efendimizin torunlarından gelen mektup, müjdecibaşı tarafından sadr-ı a’zama takdîm edilir, o da reîs-ül küttâba verir ve pâdişâha arzedilirdi. Mektup huzûrda okunur ve müjdecibaşına, reîs-ül-küttâba hil’atlar giydirilirdi. Sonra Medîne-i münevvereden gelen hurmalar dağıtılır, hurmayı getiren ağaya ihsânlarda bulunulurdu. Üçüncü mevlidhân da kürsüye çıkınca, sadr-ı a’zamın, şeyh-ül-islâmın, vezîrlerin, ulemânın önlerine şeker dolu tabaklar konur, mevlid bittikten sonra tabaklar kaldırılır, pâdişâh saraya dönerdi. Bunun arkasından cemâ’at de önlerine bırakılan şekerleri alarak dağılırdı.
Mevlid şekerlerinin, mevlid boyunca, açıkta bırakılması, bereketlenmesi içindi.
Mevlid merâsimleri ekseriyâ Sultanahmed Câmiî’nde yapılırken, sonraları Bâyezîd, Nusretiye, Beylerbeyi câmilerinde de tertîp edildi. Sultan İkinci Abdülhamîd Hân zamânında mevlîd merâsimleri muhteşem törenlerle Yıldız’da Hamidiye Câmiî’nde kutlandı.
Mevlid merâsimlerine haram karıştırılmaz, islâmiyetin emir ve yasaklarına riâyet etmiyen, sırf para için mevlid okuyan hâfızlara okutulmazdı. Ayrıca, tegannî etmemeye yâni kelimeleri bozmadan ve müzik perdelerine uydurmadan okumaya dikkat edilirdi. İslâm âlimleri, mevlid-i şerîf okuma usûllerini ve faydalarını bildirmek için her dilde eserler yazdılar.

*************

Mevlidin faydaları
İmâm-ı Celâlüddîn Abdurrahmân bin Abdülmelik Kettânî buyurdu ki: Haram ve bid’at karıştırmadan mevlid okutmak, mevlid dinlemek çok faydalıdır. Bu faydalardan bazıları şunlardır:
1- Mevlid için toplanmak, Resûlullah efendimizin dünyaya teşrif etmeleri sebebiyle sürûr ve sevincin ifâdesidir. Bu sevinç, çok kıymetlidir. Hadîs-i şerîfte, “Kişi sevdiğiyle berâberdir.” buyuruldu.
2- Resûlullah efendimiz, doğduğu zamana kendileri de kıymet verir, Allahü teâlânın, kendilerini yaratıp var etmesi ni’metine şükrederlerdi. Resûlullah efendimiz, bugüne kıymet vermelerinin ifâdesi olarak oruç tutarlardı. Nitekim,
Resûlullah efendimize pazartesi gününde tutulan oruç hakkında sorulunca şöyle buyurdu: “O gün doğdum. (Kur’ân-ı kerîm) o gün bana indirildi.
Bu günde oruç tutmak, fakîrleri doyurmak, ziyâfet vermek, bir yere toplanmak, Peygamber efendimize salât-ü selâm okumak, hayâtlarını ve yüksek ahlâklarını dinlemek sevâbdır.
3- Resûlullah efendimizin doğumu sebebiyle sevinmek, Allahü teâlânın emridir. Nitekim Enbiyâ sûresi 107’nci âyet-i kerîmesinde meâlen; “Ey Habîbim! Biz seni âlemlere (Başka bir şey için değil) ancak rahmet için gönderdik” buyurdu.
4- Mevlid okunması sebebiyle Resûlullah efendimize salât ve selâm okunur. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Her kim günde yüz defâ salevât-ı şerîfe okursa, kıyâmet gününde güneşin sıcaklığından kurtulup, Arş’ın gölgesi altında benimle berâber olur. Ve her kim benim için bir salevât-ı şerîfe getirirse, rahmet melekleri onun günâhlarının affolması için duâ ve istiğfâr ederler.”
5- Mevlid kasîdelerinde; Peygamber efendimizin nûru, dünyaya teşrîfleri (doğumu) mu’cizeleri mübârek hayâtı ve başka kıymetli hâlleri anlatılmaktadır. Bunlar ise, bir müslümanın bilmesi îcâbeden husûslardır. Mevlid kitapları bunları öğrenmeye vesîle olmaktadır.
6- Resûlullah efendimiz, asr-ı saâdetlerinde zât-ı âlîlerini şiirle medheden şâirleri mükâfâtlandırırlardı. Resûlullah efendimiz bundan râzı olunca, şemâil-i şerîflerini, güzel ahlâkını, mu’cizelerini, mübârek hayâtını yazanlardan, okuyanlardan elbette râzı olurlar. Çünkü bunların hepsinden maksat, Peygamber efendimizin rızâsını ve sevgisini kazanarak O’na yakın olmaya çalışmaktır.
7- Resûlullah efendimizin şemâil-i şerîflerini mu’cizelerini, irhâsâtını (Peygamberliği bildirilmezden önce, kendisinden meydana gelen hârikulâde hâlleri) bilmek, bunları dinlemek ve okumak, Resûlullaha (sallallahü aleyhi ve sellem) olan îmânı ve muhabbeti fazlalaştırır. Çünkü insan yaratılış ve huyu i’tibâriyle güzel ve iyi şeyleri sever. Resûlullah efendimizin güzel ahlâkından ve şemâil-i şerîflerinden daha güzel ve üstün bir ahlâk elbette yoktur. Resûlullahı çok sevmek; kâmil bir îmânla O’na inanmak emredilmiştir. Mevlid-i şerîf, bu emrin de yerine getirilmesine sebep olmaktadır.
8- Resûlullah efendimize ta’zîm ve hürmet, dinimizin emridir. Mevlid zamânı bu sevinci göstermek, ziyâfetler vermek, bir yere toplanmak, fakîrlere ikrâm etmek sevinip neş’elenmek, Resûlullaha en güzel ta’zîm ve hürmet olup, Allahü teâlâya şükür ifâdesidir.
9- Mevlid toplantılarını, bütün İslâm âlimleri, müslümanlar güzel görmüş, her yerde, mevlid-i şerîf toplantıları yapılmıştır. Mevlid-i şerîf okumak ve bu sebeple toplanmak çok kıymetlidir. Nitekim İbni Mes’ûd’un rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Müslümanların güzel gördüğü şey, Allahü teâlâ indinde de güzel, onların çirkin gördükleri Allahü teâlâ indinde de çirkindir.” ( Bu bölüm “Fâideli Bilgiler” kitabından derlenmiştir:

***************

Bu gece yapılacak işler
Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zamânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.
Bu geceyi, Kur’an-ı kerim okuyarak, kaza namazı kılarak, hayır hasenat yapıp sevabını Resulullaha göndererek en iyi şekilde değerlendirmelidir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Tevhid hatmi’nin adedi ve manevi tesiri

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2012

Tevhid hatmi’nin adedi ve manevi tesiri

Kelime-i tevhid, “Lâ ilâhe illallah(Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur)” mübarek cümlesidir.

***

Tevhîd; ‘vahdet’ mastarından muştak/türemiş bir kelimedir. Vahdet; cinsin içinde teklik, benzersizlik, sayı olarak tek’lik, bütün olmak, parçalardan meydana gelmemek ve parçalara da ayrılmamak… kısacası birlemek, bir şeyin bir ve tek olduğuna hükmetmek ve böylece inanmak manalarına gelir.

***

İslâmî ilimler, özellikle de tasavvuf ıstılahında ‘tevhîd‘, Allah’ın varlığını-birliğini, eşi-dengi ve ortağı bulunmadığını tasdik etmek suretiyle O’nun zatını, aklın ve zihnin tasavvur edebileceği her şeyden uzak ve yüce tutmak yani tenzih etmektir. [Ta’rifat-ı Cürcanî] Zira Cenab-ı Hakk’ı zihninizde dilediğiniz gibi tasavvur edin, ama bilin ki hiçbir tasavvur Allah değildir.

***

Her dinde ‘inanç’ temeldir/esastır. Hak din İslâmiyette de durum aynıdır. İslâm’ın temeli; Allah’tan başka ilah kabul etmemek, Allah’a eş ve ortak koşmamaktır. O bakımdan “Lâ ilahe illallah” kelime-i tevhîdi, İslâm’ın temeli sayılmıştır.

Yunus Emre’miz ne güzel söylemiş:

Tevhîd edenler mest olur
Allah’a erer mest olur
Dirliği hem dürüst olur
Gel bile tevhîd edelim.

Tevhid inancına sahip bulunanlara, ‘ehl-i tevhîd’ veya ‘muvahhid’ denir. Her iki kavram da ynı manaya gelmektedirler.

***

Kelime-i Tevhîd hatmi“, Kelime-i Tevhîdi 70 bin kere okumaktır. Nitekim hadis-i şerifte buyruldu ki:

Kim 70 bin ‘Lâ ilâhe illallah’ derse, ölmeden önce Cennet ile müjdelenir.” [Kelime-i Tevhidin Fazileti S. 47]

Tasavvuf ehlinin/eviliyâullah’ın ileri gelenlerinden birçoklarının Kelime-i Tevhid hatmini bu miktar okumalarının müstenidatı/dayanağı, bu hadis-i şerif olsa gerektir.

Bu okunan 70 bin adet Kelime-i Tevhid‘in tesiri, ecri-sevabı-mükafâtı okuyan için olduğu ve kendisi cennetle müjdelendiği gibi, aynı hatmin başkaları için de okunması halinde onlar için de aynı neticeyi verir.

***

 S H T (k.s.) hazretleri de, Kelime-i Tevhîd hatminin adedi hususunda,

70 bin Tevhid de olsa, olabilir… Amma 72 bin olsa daha iyi ve daha müessir olur” buyurmuşlardır.

***

Şeyh Ebu’r-Rebi’ (k.s.) hazretleri, keşfi/basîreti/manevi gözü ve görüşü açılmış bir genç ile yemek yiyordu. Yemekten evvel de, 70 bin Kelime-i Tevhîd okumuştu.

Keşfi açılmış genç yemeğe uzanırken bir anda gözünün önünden perdeler kaldırıldı ve annnesinin cehennemde azap edildiğini görünce, üzüntü ile elini yemekten çekti, ağlamaya başladı…

Yanındakiler, ‘neden yemediğini ve ağladığını’ sorunca da, gözyaşları içinde gördüklerini anlattı!..

Şeyh Ebu’r-Rebi’ hazretleri içinden,

Ya Rabbi! Bilirsin ki, yemeğe oturmadan senin rızan için 70 bin Tevhîd okumuştum; onları bu gencin annesine bağışlıyorum” diyerek içinden niyazda bulundu.

Genç hemen tebessüm etmeye-gülümsemeye başladı!..

– ‘Niye tebessüm ettin, gülümsedin? denildiğinde,

– “Annem şu anda cehennemden kurtulup cennetlik oldu da ondan… Ama sebebini bilemiyorum” dedi.

Tabii bilemezdi… Zira onun keşfi ve himmeti o kadardı. Ama Şeyh Ebu’r-Rebi’ hazretleri sebebini çok iyi biliyordu ve o sebep; okunan 70 bin ‘Kelime-i Tevhîd’ idi.

Halis Ece

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

KALBİN HASTALIĞI

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2012

KALBİN HASTALIĞI

Nefsini bırak! Ve ondan uzaklaş!.. Nisbî olarak kendine izafe ettiğin mülkten ayrıl!.. Hepsini Allah’a (CC) teslim et!.. Ve kalbin kapısında bekçi ol!.. Allah’ın (CC) “gönlüne sakla” dediklerini içeri al ve “alma” dediklerini kalbine sokma!.. Kötü istekleri kalbinden çıkardıktan sonra bir daha yaklaştırma!.. Bu şeytani arzuları kalbten çıkarmak, her halde ona uymamak ve daima muhalefet etmekle olur.
Allah’ın (CC) iradesi dışında bir şey isteme!.. O’ndan (CC) başka bir şey istemek boş bir temennidir. Akılsızlıktır. Sakın böyle bir hevese düşme!.. Telef olursun.. Helak olursun!.. Hakk’ın (CC) merhametinden uzak kalırsın.
Sonuna kadar Allah’ın (CC) emirlerini tut!.. Sonuna kadar yasak ettiği şeylerden kaç!..

Sonuna kadar O’nun (CC) kaderine teslim ol!.. Yarattığı şeylerden hiç birini O’na (CC) ortak yapma. Şirk koşma!..
İsteğin, arzun, şehvetin, hepsi O’nun (CC) yarattıklarıdır…
İsteme! Kötü arzularına kapılma! Şehvete düşkün olma!.. Ta ki müşrik olmayasın!..
Ayetten: “Bir kimse Rabbına (CC) kavuşmayı istiyorsa, yarar iş yapsın. Rabbı (CC) için yaptığı ibadetlere şirk katmasın.
Şirk, yalnız putlara tapmak değildir. Kendi şahsi arzu ve isteklerinde tesir görerek, uyman da bir nevi şirk ve putperestliktir. Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni Yaratanın (CC) sevgisini değil, bunlardan her hangi birinin sevgisini üstün tutarsan, şirk etmiş olursun…
Bunlardan herhangi birine kapılman, gizli şirktir. Bunun için, daima sakın, onlara yanaşma, kork, emniyet etme. Gafil olma!…
Her şeyi iyice tahkik et! Ancak bu halle rahata kavuşursun. Kendini hiçbir hal ve makama sahip yapma. Ama bir makama sahip bulunuyorsan bırakıp da kaçma! Sana manevi bir vazife verilirse ve bir makama çıkarılırsan herhangi birini seçme! Çünkü Allah-ü Teala (CC) her an bir iş yapar! Tağyir eder, tebdil eder…

Ayetten: “Kişi ile kalbi arasında gelip geçeni O (CC) idare eder.”
Uçsuz bucaksız bir varlık bul, kendini muayyen ölçülere kaptırma. Muayyen bir çerçeve içersinde kalırsan, doğruluğunu haber verdiğin yanlış olabilir. Kalacağını haber verdiğin nesne, bakarsın ki kaybolmuş… Hakk’ın (CC) iradesine tabi ol ve hiçbir şeye karışma!.. Keşif ve keramet nevinden sayarak, bir şeyler söylersin, ama aksi olunca utanır, rüsvay olursun… Sana bu halde yine bir vazife düşer; halini saklamak… Ve senden başkasına bunları duyurmamak… İşte bu, tam sebat ve beka halidir. Bunların Allah (CC) tarafından, sana bir hediye olarak verildiğini bil. Bu hale şükür etmek için O’ndan (CC) yardım iste. Başkasına göstermemek için ört.
Eğer bu haller gider de, yerine başka bir hal gelirse, üzülme; onda da çeşitli bilmediğin nimetler gizlidir… İlim vardır… İrfan, marifet vardır; ayıklığını arttırır ve edep terbiye öğretir sana… Bir Ayet-i Kerime de şöyle buyurulur:
– “Biz hiçbir ayeti, ondan daha iyisini veya benzerini getirmemek şartı ile değiştirmeyiz… Allah’ın (CC) her şeye kadir olduğunu bilmiyor musun?
Allah’ın (CC) kudretini küçük görme!.. Takdir ve tedbirde, O’nu (CC) itham etme…
O’nun (CC) vaadinin doğruluğunda şüpheye düşme… Hz. Peygamberi (SAV) kendineörnek al…

O büyük insana (SAV) inen ve mushaflarda yazılan, dillerde okunan bazı ayetler kaldırıldı… Bazısı değişti, yerine başka ayet geldi… Biraz önce haber verdiğinin aksini az sonra söyledi. Ama bu hal zahirde böyle oldu. Öbür yönünü, ancak, Allah’la (CC) kendi arasında bir iş olarak kabul ederiz…
İşte yukarıda anlatılan hale işaret ederek Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyurur:
– “Kalbimde değişik haller olur, bu yüzden her gün yetmiş defa istiğfar ederim.
Diğer rivayette “Yüz defa.”
Peygamber (SAV) Efendimiz, daima hal değiştirirdi. Bir halden diğer hale geçer ve olgunluğa doğru ilerlerdi. Gayb aleminin hazinelerine ererdi. Çeşitli manevi süslerle süslendi.

İşte efendimiz böyle yükselirdi. Her yükseldikçe de evvelkinin noksanlığını anlar; mahdut bir halde kalmayı noksan sayar, istiğfar ederdi. Kendisi yaptığı gibi Ashabına (RA) da istiğfar telkin ederdi. Çünkü istiğfar ve tevbe halinde bulunmak kulun vazifesidir. İnsana en çok yakışan şey, istiğfar ve tevbe etmektir.
Bütün kötülükleri, bir daha yapmamak şartı ile bırakmak babası Hz. Adem’den
(AS), Hz. Rasulallah’a (SAV), O’ndan da (SAV) bizlere veraset yolu ile geldi…Ki Adem aleyhisselam’ın her yanını zulmet kaplamıştı; işte o zaman istiğfar etti, sonra karanlık açıldı, her yanı nur kapladı; kurtuldu. Çünkü O (AS) bir zamanlar ahdi unuttu.

Dar-ı Selam’da daimi kalacağını, Rahmân ve Mennân olan Allah (CC), kendisini Cennetten çıkarmayacağını sandı… Melekler kendisini daima selamlar,
övmelerle geleceğini tahmin etti. Böylece nefsine uydu ve her şeyi unuttu… İş değişti. O güzel süslerden soyundu, saltanat gitti. Derecesi düştü… O nurlu alem, aniden karanlığa gömüldü. Önceki safiyet bozuldu.
Böylece her şey elinden alındıktan sonra işin nereden geldiğini anladı. İçinde bulunduğu büyük safiyeti düşündü… İtiraf yolunu tuttu. Unuttuğunu, hata işlediğini itiraf etti. Kendi kendine istiğfar telkin etti:
– “Ya Rabbi (CC)! Biz nefsimizi kötüledik, kirlettik, bizden mağfiretini, merhametini esirgersen, sonumuz fena olur.
Bu tevbe ve itirafa karşı kendisine hidayet yolları göründü. Nasıl işler yapacağı bildirildi. Ve O (AS), o tevbedeki gizli marifet nurları ve bundan evvel kendisine keşfolunmayan iyilikleri öğretildi. Ve neticede şuna kani oldu:
– “Bütün kaybettiğim haller bana tevbe yolu ile açılacaktır.” Her şey değişti… İstek şimdi başka oldu. Hal başka hal oldu. Büyük bir saltanat geldi. İlk önce dünyada bir velayet-i Kübra; sonrası da ahirette… Dünya kendine ve evladına yer oldu. Ahiret ise ebedi bir yuva… Ve sonsuz bir sığınak…Ey mümin!
Senin için Hz. Adem (AS) ve Hz. Muhammed de (SAV) dostluk ve muhabbet için iyi adetler var… Herhalde hatanı bil, tevbe et!

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

.

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Kafeste Kuş Beslemek

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Kafeste Kuş Beslemek,kafestekusbeslemek

Kafeste Kuş Beslemek

Ben evde kafeste muhabbet kuşu besliyorum. Bunun bir sakıncası olur mu? Dinimizce caiz midir, değil midir?
Kuşlar, hayvanlar içerisinde dünyası en geniş, sahası âdeta sınırsız olan yaratıklardır. Gökyüzünün bütün derinlikleri, yeryüzünün bütün enginlikleri onlarındır. Hürriyetleri, yiyecek-içecek bakımından istifâde alanları hudutsuz gibidir.

İşte böylesine geniş ve derin dünyalı bir varlığı alıp da, avuç içi kadar dar bir kafese hapsetmek… Onu kendi sınırsız dünyasından koparıp, burada can çekişir gibi bir hayata mahkûm etmek… Herhalde insan akıl ve mantığıyla da bağdaşmamakta, beşer şefkat ve merhameti dahi bunu mâkul görmemektedir.

Ayrıca böylesine geniş hayat alanı olan bir kuşu, daracık bir kafese hapsetmenin insan için de belli bir faydası, meşrû bir sebebi de yoktur. Sonuç, sadece sahibinin şahsen duyduğu hazdır, zevktir.

Enteresandır ki bu zevk de, özgür dünyasından koparılıp hapse atılan zavallı kuşcağızın feryâd u figânından (bağırıp çağırıp sızlanmasından) alınmakta… Onun âdeta firaklı (üzüntülü-dokunaklı-iniltili-hüzün verici-şikâyetçi ötüşünden) ağlamasından duyulmaktadır.

***

Bir canlıların ıztırabından, çektiği sıkıntıdan haz duymak gibi zâlimce bir zevktir bu… Bir bakıma kişilik bozukluğu olarak da nitelenebilir.

Bu yüzdendir ki; İmam Birgivî, Muhammed Hâdimî (rahımehumellah) gibi zevât, kafeste kuş hapsedip, onunla oyanmayı-oyalanmayı, gönül eğlendirmeyi günahlardan saymış, mânevi âfetlar arasında zikretmişlerdir. Ancak, sâdece kafeste yaşayabilen, kafes dışında yaşama alışkanlığı bulunmayan dar sahalı kuşların, kafeste beslenip bakılmasında mahzur/sakınca görmemiştir…

Belli bir fayda elde etmek için beslenen kuşların kafeslerde tutulmasının ise caiz olduğu, bunda bir mahzurun bulunmadığı izah edilmiştir. Av avlamak için beslenen kuşlar gibi… Mesela bazı avcılar, keklik veya ördek avında, avlanacakları hayvanı çağırması, avı bulundukları tarafa doğru getirmesi için, kafesin içindeki kekliğin erkeğini, avlandıkları yere bırakırlar… Ördeği de avlanacakları bir suyun yakınına koyarlar. O öttükçe yaban ördekleri veya keklikler gelmeye başlar…

İşte bu maksatla keklik veya ördek beslemek caiz görülmüştür.

Kimilerinin bir hastalık hâline getirerek besledikleri güvercinler ise, faydasız bir işle iştigalden başka bir şey olmadığından mekruh sayılmıştır. [Bkz. Muhammed Hâdimî (v. 1176/1762), el-Berîkatü’l-Mahmûdiyye fî Şerhi Tarîkati’l-Muhammediyye, 4, 241]

***

Bâzı eserlerde sâdece eğlence olsun için güvercin besleyip kuşla oynamanın, fakirliğe yol açacağı da kaydedilmiştir.

Halifeliği döneminde Hz. Osman zî’n-Nûreyn’e (r.a.), Medine’de güvercin merakı alıp yürüdüğünden bahsedilince, durumu tahkik ettirmiş / araştırıp soruşturmuş… Ardından da, derhal yasak koymuş! ‘Güvercinle uğraşmak, faydasız işle faydalı zamanı imha etmektir’ diyerek, zaman israfçılarını cezalandırmıştır.

***

Küçük çocukların kısa bir zaman kuşla eğlenip oynamaları bu yasaktan ayrı tutulmuş… Henüz kuş denen bu hayvan türünün özelliklerini-güzelliklerini ilk defa görüp onu hayretle seyreden, eğlenip oynayan, konuşma devresi çocuklarının bu hâli, onlar için bir zaman israfı sayılmamış… Çocuklar için bu durum, o mahlûku tanıma fırsatı olarak görülmüştür.

Bunun şartı da çocuğun kuşa eziyet etmesine meydan ve fırsat memek, hayvanın ıztırap çekmesine sebep olmamaktır.

Kafeste beslenen kuşun, sahibine ciddi bir yarar sağlamadığından dolayı mekruh oluşundan olacak ki; yumurta yapan tavuğu hapsedip, bekletmenin câiz ve uygun olduğu da aynı bahiste kaydedilmiştir. Zira bunda bir fayda vardır.

Nitekim ev dışında av köpeği beslemek, bağ ve bahçeyi bekleyen köpeklere bakmak da câiz görülmüş; ancak, hiçbir faydası olmayan süs köpekleriyle meşgul olup ev içine almak ise, haram kılınmıştır.

Halis Ece

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

Canlar nasıl alınır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Canlar nasıl alınır?

Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAP
Azrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam`a teslim olup, Allah`ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.

Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez almaktadır.

İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
– Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
– Allah`ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.

Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
– İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?
Ölüm meleği dedi ki:
– Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.

Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
– Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
– Ölüm meleğiydi.
– Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgara emret, beni Hindistan`a götürsün!

O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
– Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
– Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan`da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada bulunduğu için öyle bakmıştım.

(Mesnevi)

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Yâkûb Aleyhisselâm’in Doğumu

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

2Yâkûb Aleyhisselâm'in Doğumu

Yâkûb Aleyhisselâm’in Doğumu

Yakûb Aleyhisselâm’a Yakûb diye isim verilmesinin sebebi: Yâkûb Aleyhisselâm kardeşi, İsû ile beraber ikiz doğdular. îsû, Yâkûb Aleyhisselâm’dan önce annesinin karnından çıktı. Yakûb Aleyhisselâm, ondan sonra onun ayaklarının topuklarından tutmuş bir halde doğdu. İşte bundan dolayı kendisine Yakûb denildi. Bu (yani Yâkûb Aleyhisselâm’ın kardeşinin ayak topuklarından tutarak doğması şöyle olmuştu:) Yâkûb Aleyhisselâm’ın annesi bir batında iki çocuğa hamile kalmıştı. Hamli ikizdi. Ayların süresi tamam olup, hamilelik müddeti tam olunca, anne karnındaki iki kardeş konuşmaya başladılar. Anneleri onların sesini işitiyordu. Biri:
-“Bana yol ver senden önce çıkayım,” dedi. Diğeri: -“Eğer sen benden önce çikarsan, bende annemizin batnını deler ve bende bu şekilde karnından çıkarım,” dedi. Bunun üzerine diğeri;
-“Benden önce çık. Annemi öldürme?” dedi. Bunun üzerine ilk çıkan  çocuğa adını verdiler.  Çünkü  o  daha annesinin karnında iken isyan etti.

Sonra ikinci çocuk doğdu. O da birincisinin   ayak   topuklarını   tutmuş   bir   halde   doğdu.   Bu durumdan   dolayı   ona   da:  Yakûb   adını   verdiler. Büyüdüklerinde lys, sertlik, düşmanlık, vurmak, kırmak ve katılık gibi şeylerle uğraştı. lys’m mesleği avdı. Hep av hayvanları ile uğraştı. Yâkûb ise, rahmet, şefkat, sevgi ve saygılı bir kişiydi. Yufka yürekliydi. Yumuşak huyluydu. Ziraat ve hayvancılık ile uğraştı.

Rivayet olundu: Yâkûb Aleyhisselâm ile kardeşi İsû bir günde vefat ettiler. Aynı kabre defnedildiler.
(Bâzı rivayetlerde) buyuruldu: Yâkûb Aleyhisselâm, yüz kırk yedi (147) sene yaşadı. Mısır’da vefat etti. Arzı mukaddese taşınmasını ve orada babası İshâk aleyhisselâm’ın yanma defnedilmesini vasiyet etti. Yâkûb Aleyhisselâm’ın vefatı üzerine, oğlu Yusuf Aleyhisselâm, onu yükleyip arzı mukaddeseye götürdü. Orada İshâk Aleyhisselâm’ın yanına defnetti.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/88-89.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yakub, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

DÜNYALIĞI SEVMEK

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2012

DÜNYALIĞI SEVMEK

Allah-ü Taala sana mal verir; sen de Allah’ı unutur malla uğraşırsın, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı , ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok kerre de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen, asıl nimeti vereni unuttun, nimetle meşgul oldun…

Eğer, o mülk seni meşgul etmez de, ibadetinle de uğraşırsan, sana hediye olarak verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez. Mal sana hizmetçi olur. Sen de yaratana ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette ise sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber olursun…

Kaynak : Fütuhu’l Gayb – Gizliden Sesler – Gavs’ül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Gecenin Bir yarısında Uyanmak için Dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2012

11gecenin-bir-yarisinda-uyanmak-icin-duagunduz-ve-gecenin-insanogluna-seslenisi

Gecenin Bir yarısında Uyanmak için Dua

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle nakledilmiştir: “Allah Resulü (s.a.a) buyurmuştur ki, her kim gecenin sonunda (sabah namazından önce) uyanm ak isterse, yata ğa gittiğinde şunu söylesin:

اَلّلهُمَّ لا تؤمِنّی مَکرَکَ وَلا تَنسِنی ذِکرَکَ وَلا تَجعَلنی مِنَ الغافِلینَ اَقُومُ ساعَ ۀ َ کَذا وَکَذا .

Allahumme la tuminni mekreke ve la tensini zikreke ve la tec’elni min-el ğafiline egumu saete keza ve keza.”

Yani, filan saatte uyanacağım ; bu duay ı okuduğunda hak Teala onu o saatte uyandırması için bir meleği görevlendirir.

İmam Cafer Sadık (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim uyuyaca ğı zaman bu ayeti okursa, gecenin hangi vaktinde isterse uyanır:

قُل اِنَّما اَنَا بَشَرٌ مِثلُکُم یُوحی اِلَیَّ اِنَّما اِلهُکُم اِلهٌ واحِدٌ فَمَن کانَ یَرجُو الِقاءَ ربِّهِ فَلیَعمَل عَمَلاً صالِحاً وَلا یُشرِک بِعبادَ ۀ ِ رَبِّهِ اَحَدَاً .

Gul innema ene be şerun mislukum yuha ileyye innema ilahukum ilahun vahidun femen kane yercu ligae rabbihi felye’mel emelen salihen ve la yuşrik biibadeti rabbihi eheden .”

Yine, İmam Musa Kazım (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim gece uyanmak isterse, uyuyaca ğı zaman şunu söylesin:

اَلّلهُمَّ لا تَنسِنی ذِکرَکَ وَلا تُؤمِنّی مَکرَکَ وَلا تَجعَلنی مِنَ الغافِلینَ وَاَنبِهنی لاَحَبّ السّاعاتِ اِلَیکَ اَدعوکَ فیها فَتَسجیبَ لی وَاَساَلُکَ فَتُعطینی وَاستَغفِرُکَ فَتَغفِرَلی اِنَّهُ لایَغفِرُ الذُّنُوبَ اِلاّ اَنتَ یا اَرحَمَ الرّاحِمینَ .

Allahumme la tensini zikreke ve la tuminni mekreke ve la tec’elni min-el ğafilin ve enbihni liehebbes saati ileyke ed’uke fiha fetescibe li ve es’eluke fetu’tini veste ğfiruke feteğfiruli innehu la yeğfir-uz zunube illa ente, ya erhem-er rahimin.”

Bu duay ı okuduğunda Hak Teala onu u yand ırmaları için iki melek gönderir,. e ğer uyanmazsa, o ik i mele ğe onun için istiğfar etmelerini emreder. Eğer o gece ölürse, şehit olarak ölmüş olur. Eğer uyanırsa, her iste di ği dileği Allah ona verir.

İmam Muhammed Bakır (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her kim gecenin bir saatinde uyan ıp ibadet etmeye azmeder ve Allah onun bu iste ğinde samimi olduğunu bilirse, o saatte onu uyandırıncaya kadar hareket ettirmeleri için elbette iki meleği gönderir.”

İmam Cafer Sadık (a.s) muteber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Bir kimse uykusuzlukla kar şı karşıya kalır ve uyuyamazsa, şu duayı okusun:

سُبحانَ اللهِ ذی الشَّأنِ دآئِمُ السُّلطانِ کُلِّ یَومٍ هُوَ فی شَأنٍ .

Subhanallahi zi ş şe-ni daim-us sultani kulli yevmin huve fi şe-nin.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2012

imam malik kimdir,maliki mezhebi,maliki mezhebinin kurucusu,Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir

Mâlik bin Enes (r.h.) Kimdir ?

Mâlik bin Enes (r.h.): 712`de Medine’de doğdu. 795 de vefat etti. Babası Hazreti Enes’tir (r.a.).    Mâliki Mezhebi’nin kurucusudur. Muvatta isimli meşhur hadis kitabının  yazarıdır, imam Nafi ve Abdullah ibni Mes’ud {r.a.) hazretleri tariki ile peygamberimizden ilim almıştır. Çok ibadet eder çok az konuşurdu.

Kaynak:İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/62-63.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: