Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Şeytanın en sevdiği şey, insanı Kur’ân-ı Kerim ve ilimden alıkoymaktır

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2010

Şeytanın en sevdiği şey

Şeytanın en sevdiği şey

Şeytanın en sevdiği şey, insanı Kur’ân-ı Kerim ve ilimden alıkoymaktır

İbnü Abbas (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular ki: Her akşam şeytanın aveneleri (ona tâbi olanları) efendilerinin yanına dönerler. Her biri şeytanın önünde konuşup ona yaptıklarını rapor verip anlatırlar. Şöyle yaptım, böyle yaptım, Falanca zahidi aldattım, derler. Hatta en küçükleri,Ben falanca sabiyyi (çocuğu) Kur’ân-ı Kerimi okumaktan alıkoydum,der. Hemen şeytan yerinden kalkar. Onu alıp yanına oturtur ve onun yaptığıyla neşelenip sevinir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | Etiketler: | Leave a Comment »

Cehennem Yılanları

Posted by Site - Yönetici Nisan 17, 2010

Cehennem Yılanları

Cehennem Yılanları

Cehennem Yılanları:

Onlardan Allah’a sığınırız.

Harmele… Abdullah b. Haris b. Cüz ez-Zebidî’den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cehennemde buhtî (horasan) develerinin boynu gibi (uzun ve kalın) yı­lanlar vardır. Onlardan birinin ısırdığı adam, onun zehirinin tesirini kırk ba­har (yıl) boyunca hisseder.

Taberanî… Berâ’ b. Azib’den rivayet etti ki; “Onlara azâb üstüne azâb veririz.” (Nahi, 16/88) âyetinin tefsirini kendisine sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Uzun hurma ağaçları gibi akrepler, cehennemde  onları ısırır.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bedevînin Köpeği

Posted by Site - Yönetici Nisan 17, 2010

Bedevînin Köpeği

Bedevînin Köpeği

Bedevînin Köpeği

Bedevînin biri, yağmur gibi göz yaşı dökerek bir yandan ağlıyor, diğer yandan da ”vay başıma gelenler” diyerek dövünüyordu. Oradan geçmekte olan bir dilenci sordu:

Neden ağlıyorsun? Feryadının sebebi nedir?” Bedevî,

İyi huylu ve değerli köpeğim hastalandı, can çekişiyor.

Onsuz ne yapacağımı bilemiyorum. Gündüzleri avcılık, geceleri bekçilik ederdi. Keskin gözleri ile avını yakalar, keskin dişleriyle hırsızı kovalardı” dedi. Dilenci,

Hastalığı nedir? Tedavisi yok mu?” deyince, bedevî cevap verdi:

Zavallı açlıktan iyice zayıfladı, hastalandı.”

Dilenci,

Bu hastalığa sabır gerekir. Allah sabredenlere karşılığını verir” dedi. Bedevînin elindeki torba, dilencinin dikkatini çekti.

Elindeki torbada ne var?” diye sordu. Bedevî,

Dün akşamdan kalan ekmeğim ve azığım var. Açlıktan hastalanmamak için bugün de onu yiyeceğim” diyerek cevapladı sorusunu.

Dilenci,

Köpeği niçin aç bırakıyorsun da bir parça ekmek vermiyorsun?” diye sorunca, bedevî,

Ekmek parayla alınır, ama göz yaşı bedavadır” deyince dilenci sinirlendi.

Ey akılsız adam! Toprak altında kalasın. Göz yaşı hiç değersiz olur mu?” diyerek bedevîden uzaklaştı.

***

Göz yaşının aslı kandır. Üzüntüyle su olur. Topraktan yaratılmış ekmek için, hiç yere kan dökülür mü? Fakat bedevînin kendisi değersiz olduğu gibi, göz yaşı da değersizdir.

Göz yaşının değeri; varlığını Allah’a adamış, gerçek kullar ağladığında ortaya çıkar. Çünkü, onlar ağladığında gökyüzü de ağlar. Feryat ettiğinde, gökyüzü de feryat eder.

Kaynak: Mesnevide geçen hikayeler

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

Alem-i Emr

Posted by Site - Yönetici Nisan 17, 2010

Alem-i Emr

Alem-i Emr

Alem-i Emr

Alem-i Emr, Alemleri anlatırken beyan edildiği gibi, “Alem-i Emr” Arş-ı Âlâ’dan sonra gelip, bütün âlemleri içine alan emir âlemidir. Alemi emir beş tabakadır. En son tabakası “daire-i ahfâ“dır. Kâinat dediğimiz “Alem-i Kebirin hududu da dâire-i Ahfa ile nihayet bulur. Bütün âlemler onun yanında bir hardel tanesi kadar bile değildir. Feyzi ilâhî`nin merkezidir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi –cilt 1

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Amerika ve Avrupa Hizmetleri ve Regaip Kandili – Vaaz – Seyfettin Alkan Hocaefendi

Posted by Site - Yönetici Nisan 17, 2010

Amerika ve Avrupa Hizmetleri ve Regaip Kandili – Vaaz –  Seyfettin Alkan Hocaefendi

Bu vaaz`ı gönderen Betül hoca’dan Allah razı olsun,emegi geçen ben acize’de bir dua edin lütfen.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Regaib Kandili, Tavsiyeler, Video, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

SÜHEYL İBN AMR

Posted by Site - Yönetici Nisan 16, 2010

SÜHEYL İBN AMR

SÜHEYL İBN AMR

SÜHEYL İBN AMR

Tuleka’dan [1]  şühedaya…

Bedir savaşında bir esir, müslümanların eline düştüğünde, Ömer

İbnu’l-Hattab Resûlüllah’a (s.a.v.) yaklaşıp:

Ya Resûlellah! Bırak, Süheyl İbn Amr’ın ön dişlerinden iki­sini sökeyim de, bir daha senin karşına dikilen bir hatip olamasın…» dedi.

Yüce peygamber [s.a.v.) ona şöyle cevap verdi:

«— Hayır, ya Ömer!

Ben hiç kimsenin vücudunu ayıplı hale getiremem. Peygamber de (s.a.v.) olsam, Allah beni aynı hale getiriverir!.»

Resûlüllah (s.a.v.) sözüne şunu da ilâve etti:

«— Ömer!

Umulur ki Süheyl, yarın seni memnun edecek bir duruma gelir!.

Günler geçti…

Peygamber’in (s.a.v.) verdiği haber doğru çıktı..,

Kureyş’in en büyük hatibi Süheyl İbn Amr İslâm hatipleri arasın­da büyük bir hatip haline geldi…

İnatçı müşrik, Allah korkusuyla ağlamaktan gözleri görmez hale gelen tövbekar bir mü’mine dönüştü!…

Kureyş’in önemli liderlerinden ve ordu komutanlarından olan bi­risi Allah yolunda savaşan iyi bir savaşçıya, belki Allah, geçmiş gü­nâhlarını bağışlar diye, ölünceye kadar cihada devam etmek üzere, kendi kendine söz veren bir savaşçıya dönüştü!,..

Bu inatçı müşrikle muttaki ve sehîd mü’min kimdi acaba?.

İşte bu Süheyl İbn Amr’dı…

O, Kureyş’in ileri gelenlerinden hakimlerinden (hikmet sahibi), akıl ve görüş sahiplerinden birisiydi…

Kureyş’in Hudeybiye yılında Peygamber’i (s.a.v.) Mekke’ye gir­mekten vazgeçmeye ikna.etmesi için görevlendirdiği kimse de o idi

Hicretin 6. yılının sonlarında Resûlüllah (s.a.v.) ashabıyla birlikte Ka’be’yi ziyaret etmek —savaşmak niyetiyle değil  herhangi bir sa­vaşa hazırlanmaksızın bir umre yapmak için Mekke’ye doğru yola çık­tılar…

Kureyş onların Mekke’ye doğru hareket ettiklerini öğrenince yol­larını  kesmek ve yönlerini değiştirmek  için yola çıktı…

Durum  gerginleşti, sinirler bozuldu… Peygamber  {s.a.v.)   ashabına:

«— Kureyş bugün beni sıla-i rahim (akrabaya ilgi göstermek) is­tedikleri bir plânı uygulamaya çağırmıyor ki, ben onlara bu imkânı verebileyim...»  dedi.

Kureyş elçi ve delegelerini Peygamber’e (s.a.v.) gönderiyorlar, Peygamber (s.a.v.) de onlara savaş için gelmediğini, sadece Ka’be’yi ziyarete geldiğini  söylüyordu…

Delegelerden birisi Kureyş’e dönüyor, ama arkasından daha inat­çı ve ikna gücü daha fazla birisini gönderiyorlardı. Nihayet Urve İbn Mes’ûd es-Sekafîyi seçtiler. Urve onların en güçlüsü ve en akıllısıydı… Kureyş, Urve’nin Peygamber’i (s.a.v.) geri dönmeye ikna edebilece­ğini zannediyordu.

Fakat o da hemen dönüp onlara şunu söylüyordu.

«— Ey Kureyş topluluğu!

Ben Kisra’mn, Kayser’in ve Necâşî’nin saraylarına gittim…

Ben nice hükümdarlar gördüm. Muhammed’e (s.a.v.) ashabının hürmet ettiği gibi, milleti tarafından hürmet edilen hiçbir hükümdar görmedim. Ben onun etrafında Muhammed’î (s.a.v.) asla teslim etme­yecek bir topluluk gördüm…

Bu konuda düşünseniz iyi olur!…»

O zaman Kureyş, çabalarının fayda vermediğine kanaat getirip durumu karşılıklı olarak görüşmeye ve anlaşma yapmaya karar verdi. Bu önemli mesele için en uygun liderlerinden birini seçti. Bu Süheyl İbn Amr’dı…

Müslümanlar, Süheyl’in geldiğini görüp onu tanıdılar. En sonun­da Süheyl’i gönderdiklerine göre, Kureyş’in anlaşma ve barış yolunu tercih ettiğini anladılar…

Süheyl Resûlüllah’ın (s.a.v.) önüne oturdu. Barışla son bulan uzun bir konuşma cereyan etti…

Süheyl Kureyş lehine çok şey kazanmaya çalıştı… Bu konuda ona, Resûfüllah’ın (s.a.v.) karşılıklı görüşme ve barışı sağlayan asîl ve şe­refli toleransı yardımcı oldu…

Günler geçip gitti.,. Nihayet hicretin sekizinci senesi geldi… Ku­reyş Resûlüllah’la (s.a.v.) olan anlaşmasını bozduktan sonra Peygam­ber (s.a.v.) ve müslümanlar Mekke’yi fethetmek için çıktılar.

Muhacirler dün zorla çıkarıldıkları yurtlarına geri dönmüşlerdi…

Hem de onları Medine’de bağırlarına basan ve kendilerine tercih eden Ensar’la birlikte dönmüşlerdi…

Gökyüzünde muzaffer bayrakları dalgalanarak İslâm’ın tümü dön­müştü…

Mekke bütün kapılarını açmıştı… Müşrikler şaşkın şaşkın  bekliyorlardı…

Daha önce, öldürmek, yakmak, işkence etmek ve aç bırakmak suretiyle müslümanlara her türlü zulmü reva gören kişiler olarak, on­ların sonlari acaba bugün nasıl olacaktı?!..

Merhametli Peygamber (s.a.v.) onları, bu küçük düşürücü duy­guların baskısı altında uzun süre bırakamazdı.

Müsamahakâr ve yumuşak bir şekilde onların yüzlerine baktı. Merhametli sesinin tonundan şefkat ve yumuşaklık saçarak onlara:

«—  Ey Kureyş topluluğu:

Benden ne umarsınız, size nasıl davranacağımı tahmin edersi­niz?» dedi. .

Bunun üzerine dün İslâm’ın düşmanı olan Süheyl İbn Amr iler­ledi ve cevap  verdi:

«— Hayır umarız, kerem  sahibi kardeş ve kerem  sahibi  kardeş oğlu!»

Allah’ın sevgilisinin dudaklarından nurdan bir gülümseme par­ladı ve onlara:

«— Gidiniz…

Siz tulekasımz [serbestsiniz)!…

Muzaffer Peygamber’in [s.a.v,) bu sözleri, duyguları canlı bir in­sanı itaat, utanma ve pişmanlıktan eritmemesi mümkün değildi…

Aynı anda, asalet ve yücelik doîu bu tavır Süheyl İbn Amr’ın bütün duygularını   harekete geçirdi  ve âlemlerin Rabbi   Allah’a  teslim oldu.

Onun o andaki ınüslümanhği kadere teslim olan yenik bir adamın müslümanlığı değildi…

Aksine—’daha sonra geleceğinin onu açıklayacağı gibi Muham-med’in (s.a.v.) büyüklüğünün ve onun prensiplerine uygun olarak, ha­reket ettiği, bayrağını ve sancağını müthiş bir sevgiyle taşıdığı dinin büyüklüğünün üstün gelip esir ettiği bir kişinin müslümanlığıydı!…

Mekke’nin fethi günü müslüman olanlara «Tuleka» adı verilmiş­tir. Yani Peygamber’in [s.a.v.) affının onları müşriklikten İslâm’a nak­lettiği kimselere bu ad verilmiştir. Çünkü Peygamber [s.a.v.) onlar hakkında şöyle demişti:

«— Gidiniz, siz Tulekasıniz [serbestsiniz).»

Ancak bu Tuleka’dan bir grup sağlam ihlâslarıyla bu çizgiyi aşıp onları Peygamber’in ashabı arasındaki ilk saflara yerleştiren fedakâr­lık, ibâdet ve temizliğin en son noktasına çıktılar. İşte bunlardan bîri Süheyl İbn Amr’di…

İslâm onu yeniden işledi…

Allah’ın verdiği  ilk özelliklerini  parlattı ve  onlara  ilâvelerde’bu­lundu. Sonra onların hepsini hakkın, iyiliğin ve imanın hizmetine verdi…

Onu birkaç  kelimeyle tarif ettiler:

«—- Cömert, namazı, orucu, sadakası, Kur’ân, okuması ve Allah korkusundan ağlaması çok olan!.»

İşte bunlar Süheyl’in yüce vasıflarıydı…

Onun daha önce değil de, Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olmasına rağmen, müslümanlığında ve imanında bütün ruhunu saran bir derecede samimi olduğunu, bir âbid, zahid, Allah ve İslâm yolun­da cihâd eden bir fedaiye dönüştüğünü görüyoruz…

Peygamber [s.a.v.) Rafîk-i A’lâ’ya kavuştuğunda, haber Mekke’ye ulaşır ulaşmaz —o gün Süheyl oradaydı— Medine’deki müslümanları saran karışıklık ve şaşkınlık oradaki müslümanları da sarmıştı.

Medine’nin şaşkınlığını Ebü Bekir (r.a.) hemen şu kesin sözleriy­le dağıtmıştı:

«— Kim Muhammed’e (s.a.v.) tapıyorsa,  şüphesiz   Muhammed [s.a.v.) ölmüştür.

Kim Allah’a tapıyorsa, şüphesiz Allah Hâyy’dır diridir. O, ölmez..

Süheyl’in, Mekke’de, Hz. Ebû Bekir’in Medine’de takındığı tavrın aynısını aldığını görünce bizi bir hayret alacaktır.

Orada bütün müslümanSarı toplayıp etkili sözleriyle onları şa­şırttı. Onlara diyordu ki: Muhammed [s.a.v.) Allah’ın gerçek elçisiydi. O emaneti yerine getirmeden ve risâleti tebliğ etmeden ölmemiştir. Mü’minlerin ona karşı vazifeleri onun yolunda yürümeleridir.

Süheyl bu tavrı, doğru sözleri ve sağlam imanıyla, Peygamber’in (s.a.v.) vefat haberi gelince Mekke’deki bazı kimselerin imanını sök­mek üzere olan fitne- ortadan kalktı.

O gün, daha önce Peygamber’in (s.a.v.) verdiği haber tam manâ­sıyla ortaya çıkmıştı.

Bedir’de esir olduğunda Süheyl’in ön dişlerinden ikisini sökmek için izin isteyen Ömer’e:

«— Bırak onu, belki o bir gün seni memnun edecek hale gelir…» demişti.

O gün, Süheyl’in Mekke’de takındığı tavır ve kalplerdeki imanı sağlamlaştıran güzel konuşması Medîne’deki müslümanlara ulaşınca, Ömer İbnu’l-Hattâb Resûlüllah’ın (s.a.v.) verdiği, haberi hatırladı ve uzun süre güldü. İşte şimdi, İslâm’ın, Ömer’in (r.a.) sökmek istediği Süheyl’in dişlerinden faydalandığı gün gelmişti!…

Süheyl, Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olup imanın tadını alınca kendi kendine şu sözü verdi: _

“—Vallahi, müşriklerle birlikte yaptıklarımın aynısını müslüman-larla da yapacağım…-Müşriklerle birlikteyken yaptığım harcamaların aynısını müslümanlarla birlikteyken de yapacağım. Umulur.ki, bu du­rumum birbirini takip eder!…

O, müşriklerle birlikte uzun zaman putlarının önünde durmuştu…

Şimdi de mü’minlerle birlikte tek oian Allah’ın huzurunda saatler­ce duruyordu.

Böylece namaz üstüne namaz kılıyordu.

Oruç üstüne oruç tutuyordu…

Ruhunu yücelten, Rabbînden gelen bütün ibadetlerden tam bir haz duyuyordu…

Dün İslâm’a karşı düşmanlık ve savaş yerlerinde müşriklerle bir­likle böyle duruyordu.

O, şimdi, Allah’tan başkasına ibadet eden Acem’in ateşini Hakkın birlikleriyle söndüren ve orada ateşe tapan milletlerin sonlarını ya­kan, yine Hakk’m birlikleriyle Bizanslıların ve Acemlerin zulmünü so­na erdiren keiimei tevhidi her yerde yayan yiğit bir asker olarak İs­lâm ordusundaki yerini alıyordu…

Öyleyse, müslüman ordularıyla birlikte, savaşlara katılmak üze­re Suriye’ye gitti.

Yermûk müsiümanların katıldığı şiddetli ve.tehlikeli bir savaştı…

Süheyl İbn Amr sevinçten nerdeyse kanatlanıp uçacaktı. Günkü, o şiddetli günde cahiliye ve müşriktik hatalarını, kendileriyle sileceği şeyleri bizzat yapabilmek için bu fırsatı  bulmuştu

O vatanını kendini unutturacak bir sevgiyle severdi…

Buna rağmen, Suriye’de müslümanlar galip geldikten sonra vata­nına dönmek istemedi. Şöyle dedi:

«— Resûlüllah’in (s.a.v.) şöyle dediğini duydum: Sizden birinizin Allah yolunda bir saat durması, onun için ömrü boyunca amel etme­sinden daha hayırlıdır».

Ben ölünceye kadar Allah rızası için sınırlarda bekçilik yapaca­ğım. Mekke’ye asla dönmiyeceğim..

Süheyl sözünü yerine getirdi…

Hayatının geri kalanını, göç zamanı gelinceye kadar sınır bekçi si oiarak geçirdi. Ruhu Allah’ın rahmetine hızla uçup gitti… [2]

Kaynak :  SAHABELERİN HAYATINDAN TABLOLAR


Dipnotlar:

[1] Tulekâ»  kelimesinin   açıklaması   ilerdeki   sayfalarda   gelecektir.  «Şühedâ» ise  anlamına gelir

[2] Halil Muhammed Halil, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/93-98.

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sahabeler - Ashab-ı Kram, Yorumlar | 1 Comment »

Yahûdî alimleri, imandan alıkoyan maddi düşünce.

Posted by Site - Yönetici Nisan 16, 2010

Yahûdî alimleri, imandan alıkoyan maddi düşünce.

Yahûdî alimleri, imandan alıkoyan maddi düşünce.

Yahûdî alimleri, imandan alıkoyan maddi düşünce.

Denildi ki: Yahûdîlerin avam (cahil) tabakası, âlimlerine, ziraatlerinden, ekinlerinden, bağ ve bahçelerin meyvelerinden onlara hediye ediyorlardı ve şeriatte onlara zor gelen hükümleri değiştirmeleri ve tahrif etmeleri için âlimlere rüşvet veriyorlardı. Yahûdîlerin Melikleri ve idarecileri de, hakkı gizlemeleri, Tevrâtı tahrif etmeleri için âlimlere bol bol mal veriyordu. Yahûdî bilginlerin bu şekilde bütün Yahûdîlerin üzerine bir üstünlükleri vardı. Onların reisleri gibiydiler. Alimlerin geçimleri, halka bağlıydı. Onlar, Müslüman olmakla bunun ellerinden gitmelerinden korktular. Ahbâr, yani Yahûdî bilginler, doğruluğunu ve sıfatlarını bilip tanıdıkları Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine iman etseler, bu maddi imkanların ellerinden gitmelerinden ve rant kapılarının kapanmasından çekindiler. Kelimeleri yerinden değiş­tirmeye devam ettiler. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Tevratta bulunan sıfatlarını değiştirdiler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

Nefs

Posted by Site - Yönetici Nisan 16, 2010

Nefs

Nefs

Nefs

Bazı meşâyihe (âlim ve evliyâ’ya) İslâm’dan sordular. O’da: Muhalefet kılıcıyla nefsi emmâreyi kesmektir. Nefse muhalefet ise, nefsin şehvetlerini terketmektir. Sırrı Sakatî hazretleri buyurdular: Nefsim otuz veya kırk sene benden, cevizi pekmeze batırıp yememi istedi. Tam otuz sene buna dayandım. Ona itaat etmedim.

Hava’da oturan bir adam gördüler. Ona:

-“Sen bu mertebeye ne ile nail oldun?” diye soruldu. O kişi:

-“Heva ve hevesi terkettiğim için hava benim emrime müsahhar oldu,” dedi.

Bazı evliya ve âlimlere:

-“Ben dünyadan tecrid olmuş bir halde haccetmek istiyorum,” denildi. Onlar:

-“Önce kalbini yanılmaktan, nefsini hevâ ve hevesten ve dilini boş sözlerden tecrid et (soyutlandır) sonra istediğin yola istediğin şekilde gir,” dediler.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Kimlere Şefaat Edecektir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2010

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Kimlere Şefaat Edecektir ?

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Kimlere Şefaat Edecektir ?

Kıyamet Gününde Rasûlullah (S.A.V.) Nefsinin Yularını Salıveren Ve Günah Yükünü Ağırlaştıran  :

Hafız el-Beyhakî… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyen kimse­leredir.”

Bu hadisi Câbir’den rivayet eden Muhammed diyor ki: Ben, “Ey Câbir bu nedir?” diye sordum. Câbir şöyle cevap verdi: Evet ey Muhammed. Bir kimsenin iyilikleri kötülüklerinden fazla olursa, o kimse hesaba çekilmeksi-zin cennete girer. Bir kimsenin iyilikleriyle kötülükleri eşit sayıda olarsa, o kimse kolay bir hesaba çekilir, sonra da cennete girer. Rasûlullah (s.a.v.)’in şefaati, nefsinin yularını salıverip sırtının günah yükünü ağırlaştıran kimse­leredir.

Beyhakî… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerîme­yi okudu:

Onlar Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. O’nun korkusundan titrerler.” (Enbiyâ, 21/28) Bu âyeti okuduktan sonra Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şefaatim; ümmetimden büyük günah işleyen­leredir.

Beyhakî dedi ki: Bu âyet ve hadisin zahirinden anlaşılıyor ki, büyük gü­nah işleyenlere şefaat etmek, Rasûlullah (s.a.v.)’e özgüdür. Melekler, ancak küçük günah işleyenlere şefaat edeceklerdir. Âyetten anlaşılıyor ki, kendisi­ne şefaat edilecek olan kimse; her ne kadar şirkten aşağı derecede büyük gü­nahları olsa da, imânı nedeniyle Allah’ın kendisinden hoşnud olduğu kimse­dir. Şu halde âyetten anlaşılıyor ki; kâfirlere şefaat edilmeyecektir. Zira Ce­nab-ı Allah buna izin vermemiştir. Kâfire şefaatin caizliğine inanmaya da ra­zı olmamıştır.

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Her peygamberin kendi ümmeti için yaptığı müstecab bir duası vardır. Ben de duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur:

Cennetliklerle cehennemlikler birbirlerinden ayrılıp da cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdiklerinde, peygamberler kalkıp Şefaat ederler. Onlara: “Haydi gidin bakalım. Kalbinde zerre kadar bir kırat kadar imân bulduğunuz kimseyi cehennemden çıkarın” denir. O denilen va­sıftaki kimseleri cehennemden çabucak çıkarırlar. Sonra yine şefaat ederler. Kendilerine:Haydi gidin bakalım. Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulduğunuz kimseleri cehennemden çıkarın” denir.

Sonra Cenab-ı Allah: “Şimdi de ben kendi ilim ve rahmetimle bazıları­nı cehennemden çıkaracağım.” der. Peygamberlerin cehennemden çıkardıklarından kat kat fazlasını çıkarır. Çıkardıklarının boyunlarına “Allah’ın azat ettikleri” ibaresi yazılır. Sonra onlar cennete girerler. Orada onlara “Cehen­nemlikler” adı verilir.”

İbn Ebi’d-Dünyâ… Saîd b. Mühelleb’den rivayet etti ki; Talk b. Habib şöyle demiştir:

Ben önceleri şefaati şiddetle inkâr edenlerdendim. Derken Câbir b. Ab­dullah’la karşılaştım. Cehennemliklerin cehennemde ebedi kalacaklarını ifa­de eden âyetlerden bildiğim kadarını ona okudum. Bana dedi ki: “Ey Talk! Kendini Allah’ın kitabım benden daha çok okuyan ve Rasûlünün sünnetini de benden daha iyi bilen biri mi sanıyorsun? Okuduğun âyetlerde kastedilen­ler, müşriklerdir. Ama şefaate mazhar olacak olanlar; bazı günahlar işleyen­ler ve bu günahlar nedeniyle azâb görenler, sonra da cehennemden çıkarılan­lardır.” Böyle dedikten sonra Câbir, eliyle kulaklarını göstererek,Eğer şim­di okumakta olduğumuz bu âyetleri de o zaman da okumakta olduğumuz hal­de Rasûlullah (s.a.v.)’in şefaatten bahsettiğini duymamış isem bu kulaklarım sağır olsunlar!

İmam Ahmed b. Hanbel… Ali b. Zeyd b. Ebi Nadre’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: İbn Abbas, Basra Camiinin minberinde bize bir hutbe irâd etti. Hutbede bize Rasûlullah (s.a.v.)’in şu hadisini aktardı:

Her peygamberin mutlaka dünyada karşılığını aldığı bir duası olmuş­tur. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım. Kıya­met gününde ben Âdemoğullannın efendisiyim. Bunu övünmek kastıyla söy­lemiyorum. Mezarı açılıp yerden ilk çıkacak olan benim. Bunu da övünmek kastıyla söylemiyorum. Livâül hamd (hamd sancağı) o zaman elimde olacak­tır. Bunu da övünmek kastıyla söyemiyorum. Âdem (a.s.) ve ondan sonraki­ler, sancağımın altında duracaklardır. Bunu da övünmek kastıyla söylemiyo­rum. Kıyamet gününde insanların (haşir yerinde) bekleyişi uzayacaktır. Bir­birlerine,Beşeriyetin babası Adem’e gidelim de aramızda hüküm vermesi için Rabbimiz katında bize şefaatçi olsun.” derler. Yanına gidip ona derler ki:

Ey Adem! Sen Allah’ın kendi eliyle yarattığı, Cennetine yerleştirdiği, me­leklerini de secde ettirdiği bir kimsesin. Rabbinin katında bize şefaatçi ol da hakkımızda hüküm versin.Âdem (a.s.) onlara şöyle cevap verir:Ben bu is­tediğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben, işlediğim bir günah nede­niyle cennetten çıkarıldım.” Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünmekteyim. Ama siz İbrahim Halil (a.s.)’e gidin.” İbrahim (a.s.)’a gider ve: “Ey İb­rahim! Rabbin katında bizim için şefaat et de aramızda hüküm versin.” der­ler. İbrahim (a.s.) onlara şöyle der:

Ben bu istediğinizi yapacak durumda de­ğilim. Çünkü ben İslâm için üç kez yalan söyledim.” Vallahi o bunları söy­lerken sadece dini savunmaya çabalamıştı.Ben rahatsızım” (Saffat, 37/89) de­mişti. Oysa rahatsız değildi. Putları kimin kırdığını soranlara demişti ki:Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun.” (Enbiya, 21/ 63). Hükümdarın huzuruna getirildiğinde karısı için, “Bu benim kardeşim­dir” demişti. “Bugün ben sadece kendi nefsimi düşünüyorum. Ama siz, Allah’ın elçi yaparak ve dünyada kendisiyle konuşarak seçtiği Musa’ya gi­din.” Hz. Musa’nın yanına gidip şöyle derler: “Rabbin katında bizim için şe­faat et de aramızda hüküm versin.” Hz. Musa onlara der ki:

Ben bu istedi­ğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben hiç kimseyi öldürmemiş bir adamı öldürdüm.Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünüyorum. Ama siz: Allah’ın ruhu ve kelimesi İsa’ya gidin.” Hz. İsa’ya gider ve ona: “Rabbin ka­tında bizim için şefaat et de aramızda hüküm versin.” derler. İsâ (a.s.) onla­ra cevaben der ki: “Ben bu istediğinizi yapacak durumda değilim. Çünkü ben, Allah’tan başka bir tanrı edinildim. Bugün ben ancak kendi nefsimi düşünüyorum. Bakın hele siz şu işe ne dersiniz? Ağzı mühürlü bir kabın için­deki şeyi, mührü kırmadan ele geçirmek mümkün müdür?” İnsanlar “Hayır” deyince, sözüne şöyle devam eder:Doğrusu Muhammed (s.a.v.) peygam­berlerin hatemi(mührü)dir. Bugün o burada hazırdır. Onun önceki ve sonra­ki günahları bağışlanmıştır.” İnsanlar yanıma gelir veYa Muhammed! Rab­bin katında bizim için şefaat et de hakkımızda hüküm versin.” derler. Onla­ra: “Ben buna varım” derim. Nihayet Cenab-ı Allah, dilediği ve Razı olduğu kimselere şefaat etmeme izin verir.

Yaratıkları arasında hüküm vermek iste­diğinde, bir seslenici şöyle ünler: “Muhammed ve ümmeti nerede?” Biz hem sonrakileriz hem de öncekileriz..Son gelen ümmetiz, ama ilk hesaba çekilecek ümmetiz. Ümmetler, geçmemiz için bize yol açarlar. Yüzümüz, el ve ayak­larımız abdestin etkisiyle parıldar vaziyette yolumuza devam ederiz. Bizim için ‘Neredeyse bu ümmetin hepsi peygamber olacaktı.’ denilir. Cennetin ka­pısına gelir, kapının halkasını tutar, kapıyı çalarım. Sen kimsin? derler. “Ben Muhammedim” derim. Kapı açılır. Aziz ve Celil olan Rabbimi, kürsüsünün (ya da tahtının) üstünde görürüm. Huzurunda hemen secdeye kapanırım. O’nu benden önce hiç kimsenin söyleyemediği sözlerle överim. Benden son­ra da hiç kimse O’nu bu şekilde övemeyecektir. “Ey Muhammed! Başını sec­deden kaldır. Dile, ne dilersen verilecektir. Konuş, sözün dinlenecektir. Şe­faat et, şefaatin kabul edilecektir.” denir. Ben: “Ey Rabbim! Ümmetim, üm­metim…” derim. Cenab-ı Allah: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (neyin ağırlığında olacağını Rasûlullah bildirmiş, ama Ravi Hammad, o kelimeyi aklında tutamamıştır.) imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar.” diye emreder. Tekrar secdeye kapanır ve diyeceklerimi derim. Cenab-ı Allah: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Dile, ne dilersen veri­lecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben: “Ey Rabbim! Ümme­tim, ümmetim…” derim. Cenab-ı Allah: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (bu defa öncekinden küçük bir şeyin adını verir) imân bulunan kimseleri ce­hennemden çıkar.” diye emreder. Tekrar dönüp Rabbimin huzurunda secde­ye kapanır ve aynı şeyleri söylerim. Cenab-ı Allah bana: “Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben: “Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim...” derim. Cenab-ı Allah buyurur: “Kalbinde şöyle ve şöyle ağırlıkta (bu defa öncekinden daha küçük bir şeyin adını verir) imân bulunan kimseleri cehennemden çıkar.

Taberanî… İbn Abbas’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Şefaatim, ümmetimin büyük günah işleyenleri içindir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Ömer’den rivayet etti ki; Pey­gamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Şefaat etmek ve ümmetimin yarısının cennete konulması ikilemi ara­sında bir seçim yapmak durumunda bırakıldım. Ben şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaat daha genel ve daha yeterlidir. Siz şefaatin takvalar için yapı­lacağını mı sanıyorsunuz? Hayır, o Allaha dönen günahkârlar içindir.”

Müslim… Abdullah b. Amr b. Âs’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Hz. İbrahim’in sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu:

Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi sana bırakırım; sen bağışlarsın, merhamet edersin.” (İbra­him, 14/36}

Sonra, Hz. isa’nın sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu: “Onlara azâb edersen, doğrusu onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak sensin.” (Mâide, 5/118)

Sonra da Hz. Nuh’un sözlerini nakleden şu âyet-i kerimeyi okudu: “Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma.” (Nûh, 71/26)

Bu âyetleri okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) ellerini kaldırıp “Alla-hım! Ümmetim, ümmetim...” dedi ve ağladı. Bunun üzerine Cenab-ı Allah buyurdu ki: “Ey Cibril! Muhammed’e git. Niçin ağladığını (onun niçin ağla­dığını Rabbini daha iyi bilir.) ona sor.” Cebrail ona gelip niçin ağladığını sor­du. Rasûlullah (s.a.v.),.ağlamasının nedenini ona bildirdi. Cebrail de gidip bu nedeni Rabbine bildirdi (oysa o nedeni? Rabbin -kendisine anlatılmasa da-çok iyi biliyordu.) Bunun üzerine yüce Allah buyurdu:Ey Cibril! Muham­med’e git ve ona de ki: Doğrusu biz seni ümmetin konusunda memnun ede­cek ve Üzmeyeceğiz.”

Beyhakî… Abdurrahman b. Ebi Ukayl’ın şöyle dediğim rivayet etmiştir: Bir heyetle birlikte Peygamber (s.a.v.)’in yanına gittik. Kapıda oturup bekledik. Yanına varıp kendisiyle görüşeceğimiz adam (yani Hz. Peygam­ber) kadar kendisine kızdığımız hiç kimse yoktu. Görüşüp yanından ayrıldı­ğımızda, kendisiyle görüştüğümüz adam kadar sevdiğimiz hiç bir kimse yok­tu.

Heyettekilerden biri, “Ya Rasûlallah! Rabbinden, Süleyman Peygambe­rin mülkü gibi bir mülk istedin mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) güldü. Sonra şöyle buyurdu: “Belki de ihtiyaçlarınıza yetecek kadarının size veril­mesi, Allah katında Süleyman’ın mülkünden daha üstün ve iyidir. Şüphesiz, Allah göndermiş olduğu her peygambere bir duâ vermiştir. Kimi bu duâsıy-la dünyalık istedi. Kendisine dünyalık verildi. Kimi bu hakkını kendisine is­yan ettiklerinde kavmine karşı beddua olarak kullandı ve kavmi de bu yüz­den helak oldu. Allah bana bir duâ verdi. Ben bunu kıyamet gününde ümme­time şefaat etmek üzere Rabbimin katında gizledim.”

Ben derim ki; bu hadis de, senedi de gariptir.

Kaynak: Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Yorumlar | Leave a Comment »

İş bulmanın altı basit yolu…

Posted by Site - Yönetici Nisan 14, 2010

İş bulmanın altı basit yolu...

İş bulmanın altı basit yolu...

İş bulmanın altı basit yolu…

İster kriz dönemi olsun ister refah, iş bulmak kolay değil. Hele ki hangi yolu izlemeniz gerektiği tam bir muamma. Ancak doğru yönlendirmelerle kariyerinizi parlatmanız mümkün. İşte uzmanından altı adımda doğru işi bulma yoları…

1- Satış Taktiklerini Dene: Telefon mülakatına veya ilk yüz yüze iş görüşmenize hazırlanırken, kendinizi kısa zamanda en iyi nasıl ifade edeceğinizi bulmuş olmanız gerekir. Çünkü işi alıp alamayacağınız görüşmenin ilk 60 saniyesinde belli olur. “60-second sell”, “60 saniyede satış” kitabının editörü Robin Ryan’a göre ise mülakata girmeden önce deneyimlerinizi dört veya beş cümleyi geçmeyecek şekilde özetlemelisiniz. ‘Seni neden işe almalıyım’ sorusuna ise yine öz ancak gerçekçi bir yanıt vermelisiniz…

2- Çevreni Kullan: Kişisel bağlantılar ve çevre asla iş arkadaşları veya iş ortaklarıyla sınırlanmamalı. Ancak çalıştığınız şirketlerin iletişim ağı çoğu zaman sizin kurtarıcınız olabilir. Örneğin, şirketin veri tabanına işten ayrılsanız bile güncel iletişim bilgilerinizi bırakın. Yeni projeler ya da rotasyonlarda tekrar aranabilirsiniz… Network sistemine çok önem veren Microsoft, bu sayede havuzuna ayda 100 bin yeni özgeçmiş topluyor.

3-ufgunu Genişlet:Ne İstediğimi Bilmiyorum Ama Bu İşi İstemediğimi Biliyorum” adlı kitabın yazarı ve kariyer koçu Julie Jansen’a göre ise kişinin ufgunu geniş tutarak yeniliklere açık olması çok önemli. Tabii tüm bunların yanında kariyerine yön vermek isteyen adayın kendini tanıması da gerekiyor. Kişinin kariyerini deneyimli olduğu alana dikkat ederek şekillendirse de farklı sektörlere açık olmak ve yetenekleriyle bu alanlarda neler yapabileceğini görmek büyük önem taşıyor. Julie Jansen kariyerinizde her zaman bir B planınız olmalı diyor…

4- Yeteneklerini Kontrol Et: Lisans ve lisansüstü eğitim programlarına katılmak için zaman ve finanssal kaynağınız olmayabilir. Ancak derneklerin ve bazı okulların düzenlediği ücretsiz kurslar kendinizi geliştirmeniz için karşınıza çıkan önemli faırsatlardan. Lisans seviyesinde olmasa dahi katılacağınız kurslarla proje yönetimi veya organizasyonel planlama gibi alanlara yeteneğiniz olup olmadığını anlayabilirsiniz.

5- Servetini Bil: Kriz zamanlarında iş değiştirmek herkes için biraz risklidir. Ancak kişi iş değiştirme kararı almadan önce iş arayacağı süre zarfınca kullanacağı bütçeyi iyi ayarlayabilmişse, işveren karşısında daha güçlü bir tutum çizebilir.

6- Günlük Çalış: İş aradığınız süre boyunca takipçi olun. Her gün kariyeriniz için küçük de olsa bir şeyler yapın. İş alanlarını hergün tarayın. Ayrıca çevrenizdeki insanları iş aradığınız ve yetenekleriniz konusunda bilgilendirin. Fırsatların ne zaman ortaya çıkacağını bilemezsiniz.

Ben de nacizane birşeyler eklemek istiyorum

A-Kesinlikle yapmacikli degil dogal olun,Erkekseniz erkek gibi giyinin,Bayansaniz bayan gibi giyinin.

B-Giyiminiz ve temizliginiz en ust duzeyde olsun,

C-Cok fazla konuşmayin,

D-Dik oturun,kendine guvenir bir goruntunuz olsun.

sonucta yardim istemeye degil,alninizin teriyle ekmek parasini kazanmak icin iş istemeye gitmişsiniz.Allah yardimciniz olsun…

Maaş pazarlığı yaparken dikkat!

İtiraf edelim, çoğumuz maaş pazarlığında iyi değilizdir. Kabul, bu bir yetenek ancak yine de bazı ipuçları iş görüşmesinde veya zam talep ederken işinize yarayabilir

Türkiye’nin en ünlü televizyoncularından biri, her transferde yeni bir ekip kurarken insan seçimini nasıl yaptığı yönündeki bir soruya “İlk şartım benimle para pazarlığı yapılmaması” diye cevap vermişti… Gerekçesi ise yetenekli ve hevesli muhabirin hak ettiği ücretin zaten kendisi tarafından takdir edileceği idi.

Bu ünlü televizyoncunun bahsettiği durumlar artık pek az yaşanıyor. İnsan kaynakları uzmanları, adaya hak ettiği ücreti vermeye kendiliğinden gönüllü şirketlerin neslinin bir süre önce tükendiğine dikkat çekiyor ve maaş pazarlığı yapmanın adayın avantajına olacağını vurguluyor. Ayrıca ücret konusundaki taleplerini etkili ve doğru bir dille ifade etmeyen adayın pek de profesyonel bir izlenim vermeyeceğini ileri sürüyor.

Maaş tek başına kazanç değildir

Uzmanlar böyle söylüyor ancak pazarlık etme konusunda deneyimli ve yetenekli olan mutlu azınlığın dışında kalan geniş bir kesim için ücret pazarlığı, iş görüşmelerinin en sıkıntı verici anlarını oluşturuyor. Görüşme esnasında veya başvuru formu doldururken en çok tereddüt edilen veya boş bırakılan bölüm ‘talep edilen ücret’ başlıklı kısımdır. Şirketin verebileceğinden daha az bir maaş isteyip ve daha çok para kazanma fırsatını kaçırma, çok yüksek bir maaş talep edildiği için iyi bir işi kaçırma veya çok ilgisiz bir rakam söyleme korkusu birbirine karışır.

Uzmanlardan tavsiyeler

Ancak pazarlık konusunda dünyanın en yetenekli insanı olmasanız da yapabilecekleriniz var. İşin uzmanları bir iş görüşmesinde maaş konusunun kimin tarafından gündeme getirilmesi gerektiğinden alacağınız ücreti nasıl maksimize edeceğinize kadar bir dizi konuda öneri bulunuyor…

Size teklif edilen ücreti hiç karşı çıkmadan hemen kabul etmek zorunda olmamalısınız. Maaş konusunu tartışmaktan çekinmeyin.

Uzmanlara göre eğer bir ücret belirtmek zorundaysanız, genellikle eski maaşınızdan yüzde 10 fazlası ile başlayabilirsiniz.

Kesin bir rakam söylemeniz gerekirse veya her ihtimalde, iş görüşmesinden önce aynı sektörde başvurduğunuz pozisyon veya benzer pozisyonlar ile ilgili en güncel ücret bilgilerine sahip olmak için bir araştırma yapmanızda fayda var.

Aylık olarak elinize geçen net maaşın yanı sıra brüt maaş, ikramiye, sigorta, alacağınız zam, kariyer olanakları, tatiller, edinebileceğiniz bilgi ve beceriler, özlük haklarınızı da kazancınızın bir parçası olarak düşünmelisiniz.

Pazarlığa başlamadan önce; görüştüğünüz şirketin size önerebileceği toplam paketin en yüksek ve en düşük değerlerini öğrenmeye çalışmak en etkili yöntem.

Yılda bir veya iki kez yapılan ücret araştırmalarını incelemenin size büyük yardımı dokunabilir.

Pazarlık yapacağınız şirketin önem verdiği konuları veya aday olduğunuz pozisyonla ilgili kritik özellikleri tespit etmeye çalışın. Bunu iş görüşmesinde söz maaş konusuna gelinceye kadar öğrenebilirsiniz. Bu pozisyona bir an evvel bir atama ihtiyacı duyulması gibi özel durumlar, size vermeye hazırlandıkları maaşı belirlenen skalaların ötesine taşır.

Pazarlık doğası gereği karşılıklı taviz verilerek noktalanır. İstediğiniz rakam üzerinde aşırı ısrardan kaçmalısınız. Size sunulan artılar karşılığında siz de küçük indirimlere yanaşabilirsiniz.

Karşınızdaki kişi bir an önce bu maaş diyalogunu bitirme yönünde sinyallerle sizi yıldırmaya çalışabilir, sükunetinizi muhafaza edin. Maaş pazarlığı aynı zamanda kişiliğinizin en çok deşifre olduğu anlardır. Sizi en çok bu andaki tavırlarınızla hatırlayacaklardır.

Her iki tarafın da sonuçtan memnun olmasını istediğinizi belli edin.

Kaçınmanız gereken bir başka şey de almakta olduğunuz maaşla ilgili yalan söylememek. Kimin, nereden işin doğrusunu öğrenebileceğini asla bilemezsiniz.

KAÇINILMASI GEREKEN HATALAR

Maaş pazarlığına çok çabuk başlamak

Karşı tarafı görüşmeyi bitirmekle tehdit etmek

Sadece maaş konusunda pazarlık etmek

Eğitim düzeyinizin daha yüksek bir başlangıç maaşını garantileyeceğinizi düşünmek

Büyük bir indirimi itirazsız kabul etmek

Maaş konusunu gereğinden fazla uzatmak

Görüşmenin sonunda maaş talebinizi yineleyip altını çizmek.

İYİ BİR SONUÇ İÇİN İPUÇLARI

Hedefinizi yüksek tutun ama gerçekçi olun

İsteklerinizi açıkça belirtin

Karşınızdaki kişinin bir adım atmasına siz de bir adımla karşılık verin

Karşınızdaki kişinin isteklerini tahmin edin

Birkaç seçenek oluşturun

Nesnel kriterlere odaklanın

Mutlaka hazırlık yapın

Satis metodu

1.Adım hoş bir karşılama

2.Adım siparriş alma.

3.Adım öneili satış.

4.Adım pazarlığın yapılması.

5.Adım sipariş tekrarı.Başka isdeginiz varmi?

6.Adım siparişin hazırlasnması

7.Adım hoş bir uğurlama.

8.cümleyi güzel bir örnekle bitir.

9.iş verenlerin reddemeyeceği tek kişi satışları arttırma vadinde bulunanlardır.

10 Pazarlama dan korkma ve üstüne git hangi departmanda çalıştığını önemi yok ben sunum ve satış ta çok iddialıyım de

11.deneme süresi olarak onlara bir hafta sun bir haftada hiçbir şey ıspatlaman gerekmiyor seni hal hareket ve gülüşünle değerlendireceklerdir

12. Kendini  sektörüne uyarla emin ol mutlaka başarırsın mutlaka…

Gerisi  >>> TEVEKKELTU ALLELLAH

Bu yazıyı gönderen  M.Emin Özler bey’e teşekkürler.

….



Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 509 takipçiye katılın