Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2010

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala, Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki; mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber, kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip, liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. Halen o Liva-yı hamd, cennetin en yüksek yerinde, sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Gönderi beyaz gümüştendir, yeşil zebercettendir; alemi kırmızı yakuttandır. Onun üç köşesi vardır ki, her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Birinci satır: “Bismillahirrahmanirrahim,” ikinci satır: “La ilahe illallah Muhammedün resulüllah“, üçüncü satır: “Elhamdü lillahi Rabbilalemin.” büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. Her bir safta yetmişbin melek durup, Hak Tealaya tesbih ederler.

Beyt-i mamur, firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Hak Taala, Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde, tevbesini kabul eylemişti. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip, Kâbe’nin yerine koymuştu. Ta ki bu, Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup, onu tavaf ve ziyaret kıla. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. Biri doğuya, biri batıya açılmıştı. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Onların ışığı, ne kadar yeri aydınlatmışsa, o arazi halen Kabenin haremi olmuştur. Hak’kın emriyle, yedi gökte sakin melekler, nöbetle inip, hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. Beyt-i mamur, hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. Buradan, tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Kıyamete kadar orada kalıp, sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir.

Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında, hazreti İbrahim aleyhisselam, Hak’kın emriyle Kâbe’yi bina etmiştir. Eğer Beyt-i mamur, gökten düşse, Kabe’nin üzerine iner. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. Halen Kabe’nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es’ad, beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. Bu taş, kırmızı yakut iken, tufanda Hak’kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki; her gün ona yetmiş bin melek girip, onda namaz kılarlar. Onlar bir sınıf melektir ki, onlara “cin” dahi derler, zira ki “iblis) onlardandır. Onların sayıları o kadar çoktur ki, onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Osmanlı üç kıtaya nasıl hakim oldu?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2010

Osmanlı üç kıtaya nasıl hakim oldu?

Osmanlı üç kıtaya nasıl hakim oldu?

Osmanlı üç kıtaya nasıl hakim oldu?

Atalarımız, Osmanlı Üç Kıta’ya nasıl hâkim oldu? O memleketler de fetihten sonra devamlılığı nasıl sürdü? Hâkim derken küçük düşünmemek lazım, sadece bir memleketi fethetmek manasında değil, o yoldaki olağanüstü sırları da düşünmek lazım.

Sadakat, yüksek anlayış ve kulun kuldan ayrı tutulmadığı bir medeniyet oluşturmaktan ibaretti. Diğer medeniyetlerinde bu anlayış ve sadakatten faydalanması Osmanlı Devleti’nin mevcut sınırları içerisinde olmasını da gerektirmiyordu. Hedef bütün cihana ulaşmak ve Kelamullah’ı en uzak sınırlara götürmek olurdu da ayrımcılık olur muydu hiç?

Osmanlı Ordusu Damat İbrahim Paşa komutasında Avustralya üzerine sefere çıkmıştı. Viyana yakınlarına varılmasına rağmen düşman devamlı geriye çekilmekte idi. Bu sefere iştirak eden tarihçi İbrahim Peçevi başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:

Bir akşamüzeri Serdar’ın Otağ’ının yakınından geçiyordum ki; bir tarafta Tuna Nehri, bir tarafta ise ekili tarlalar vardı. Otağ’a rastlamamak için tarla kenarından gidiyordum. Aniden bir Otağ çavuşunun gür sesi yükseldi:

Bre hey adam! Tarlaya girme!

Ve diğer nöbetçilerde gelip beni yakaladılar.

Serdar-ı Ekrem’in emri vardır. Sen ne cesaret ile ekili araziye girersin? Biz seni huzuruna götüreceğiz. Canına acımadın mı? Serdar’ın ayaklarına kapan “dediler.”Ekin olduğunu bilmezdim de, belki kurtulursun.”

Meğer çavuşlar böyle tembih ederek birçok kimsenin hayatını kurtarmışlar. Beni de affettirmek istemişler. Onlar benim Serdar’ı tanıdığımı bilmiyorlardı. Serdar’ın Otağ’ına girip

Yanına yaklaşınca kendisini defterdar ile konuşurken buldum. Beni görünce yüzünde bir tebessüm belirdi:

Vay sen misin? Nasıl oldu da ekin tarlasına girersin?”dedi.

Sultanım, kulun buralıdır. Ekin olduğunu bilirim amma, ekin içinde astaze vardır, oradan giderim dedim.”

Merakla sordu:

Ya astaze dediğün nedir?

Ekin içindeki yaya yoludur Sultan’ım. Buranın halkı ekin içindeki yaya için yol bırakır…”Paşa Efendimiz defterdara döndü:

Hele bak… İçim rahat eyledi. Cümle askere söyleyin. Zorda kalır ise ancak astazelerden geçsinler. Sakın ekili yere basılmaya. Allah indinde mes’ul oluruz.”buyurdu.

Ecdadı ecdad yapan buydu. Ecdadı bu günlere getiren ve her daim dua ile anımsatan da bu ince davranışlardı. Daha ekili olan tarlaya bile girilmesine müsaade etmeyen, Allah indinde mes’ul olarak çıkmaktan korkan bir ecdadımız vardı. Mevlam cümlesinden razı olsun ve mekânlarını cennet eylesin. Bizleride torunları olarak onların güzel yolundan ayırmasın.

Adem İlhan

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Cennet Ehlinin Kadınları

Posted by Site - Yönetici Mayıs 8, 2010

Cennet Ehlinin Kadınları

Cennet Ehlinin Kadınları

Cennet Ehlinin Kadınları Hakkında Ümmü Seleme’nin Sorduğu Sorulara Rasûlullâh (s.a.v.)’in Verdiği Cevaplar:

Taberânî… Ümmü Seleme’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben de­dim ki:

Ya Rasûlallah, âyette geçen ‘Hûr-ı în’ ne demektir? Bana anlatır mı­sın?

Hûr-ı în, iri özlü demektir. Onların kiprikleri, kartal kanadı gibidir.

— “Sedefteki inciler gibi” sözünü biraz açıklar mısın?, .

Henüz sedeflerinden çıkarılmamış ve el değmemiş inciler gibi saf ve temizdirler.

— “Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır” ne demek?

Yani cennette huyu iyi, yüzü güzel kadınlar vardır. ,

—  “Onlar (huriler) Örtülü yumurta gibidirler” âyetini bana açıklar mı sın?

—- Derileri yumurta akının üzerindeki zar kadar incedir.

— “Onları eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır” âyetini açık­lar mısın?

—  Yani onlar dünyada gözü çapaklı acuzeler olduktan sonra cennette kocalarına düşkün ve aynı yaşta (genç) kadınlar olurlar.

— Ya Rasûlallah! Dünya kadınları mı yoksa huriler mi daha üstündürler?

Elbisenin yüzünün astarından üstün oluşu gibi dünya kadınları da hu­rilerden üstündürler.

— Neden ya Rasûlallah?

Namaz kılmalarından, oruç tutmalarından ve Allah’a ibadet etmele­rinden dolayı… Cenab-ı Allah onların yüzlerine nûr, bedenlerine ipek giydirmiştir. Tenleri beyaz, elbiseleri yeşil, zinetleri san, buhurdanlıkları inci, ta­rakları altındır, Şöyle derler: “Biz ebedi yaşayacaklarız; ölmeyiz. Nimete gark olmuşlarız; asla yoksul düşmeyiz. Biz mukim kimseleriz; göçmeyiz. Razı olanlarız; asla darılmayız. Bize koca olarak verilenlere, zevce olarak kendilerine verildiğimiz kimselere ne mutlu!”

—  Ya Rasulallah! Bir kadın bu dünyada (bir), iki, üç veya dört evlilik yapar, sonra ölür, cennete girer. Kocaları da kendisiyle birlikte cennete girer­ler. Orada kocası hangisi olur?”

Ey Ümmü Seleme! O kadın seçim yapar. Onları en güze ahlâklısını seçer ve: “Ya Rab! Bu, dünyadayken de benimle en iyi geçinen kocamdı. Bu­rada da ona eş olarak beni ver” der. Ey Ümmü Seleme! Güzel ahlak(lı kim­se) dünyanın da ahiretin de iyiliklerini elde eder.

Ebubekir b. Ebi Şeybe… Saîd b. Müseyyeb’den rivayet etti ki; Âişe (r.a.) şöyle demiştir: Ensarilerden bir kocakarı Hz. Peygambere gelip: “Ya Rasu­lallah! Allaha duâ et de beni cennete koysun” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona: “Cennete kocakarı girmez” diye cevap verdi. Ve gidip namaz kıldı. Sonra Âişe (r.a.)’nin yanına döndü. Âişe (r.a.) ona: ‘”Kadıncağız senin sözünden çok rahatsız oldu” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

Evet tıpkı dediğim gibidir. Cenab-ı Allah yaşlı kadınları cennete koyar­ken onu bakirelere dönüştürür.”

Önceki sayfalarda geçen sûr hadisinde müminlerin cennete girişinin ni­teliği anlatılırken şöyle buyurulmuştu:

Erkek, Allah’ın yarattığı (hurilerden) yetmiş iki zevceyle cinsel ilişki­de bulunur. Âdem neslinden gelen iki kadınla da temas kurar. Ancak bunlar dünyadayken ibadet ettiklerinden dolayı, Allah’ın dilediği kimselerden üstün olurlar. Yakuttan bir odada, inciyle taçlanmış altın karyola üzerinde bu ka­dınlardan biriyle yatar. O odada atlas ve ibrişim giysilerle dolu yetmiş dolap vardır. Adam elini o kadının omuzlan arasına koyar, sonra dönüp göğsünden bakınca kendi elini o kadının etinin, cildinin ve elbisesinin içinden görür (çünkü o kadının her tarafı saydamdır). Kadının bacaklarına bakar. Kemiklerindeki iliği görür. Tıpkı yakuta geçirilen gümüş tel bacaklarındaki iliği gö­rür. O bu haldeyken kendisine şöyle seslenilir: Senin bıkmayacağını ve bıktırmayacağını anladık. Ancak senin bundan başka zevcelerin de vardır.” Adam o karısının yanından çıkar. Diğer eşleriyle de birer birer ilişkide bulu­nur. Onlardan her birine uğradığında şöyle der: “Vallahi cennette senden da­ha güzel bir şey yoktur. Cennette senden daha çok sevdiğim bir şey yoktur.

Önceki sayfalarda da nakledildiği gibi İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kişinin dünyadaki zevcelerinden ayrı olarak hurilerden de yetmiş iki eşi olacaktır. Onlardan birinin makadının kapladığı yer, bir mil kadardır. “

Harmele… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Cennetliklerin mertebece en düşük olanının seksen bin hizmetçisi ve yetmiş iki zevcesi olacaktır. Onun için Câbiye ile San’a arasındaki mesafe büyüklüğünce inci, zeberced ve yakuttan bir kubbe kurulur.”

İmam Ahmed b. Hanbel, Tirmizî ve İbn Mâce… Mikdam b. Madike-rib’den rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu Allah katında şehid için altı şey vardır: Kanının ilk damlası yere düştüğünde Allah onu bağışlar. O da cennetteki yerini görür. Kendisine imân elbisesi giydirilir. Kabir azabından emin kılınır. (Kıyametteki) büyük korkudan emin olur. Başına vakar tacı konulur. O tâcdaki bir yakut parçası, dünyâdan ve içindeki her şeyden daha iyidir. Şehid yetmişiki tane ceylan gözlü huri ile evlenir. Akrabalarından da yetmiş kişiye şefaatçi olur.

Sahih adlı eserinde Müslim… İbn Aliyye’den rivayet etti ki; Eyyub b. Muhammed şöyle demiştir: “Cennette erkeklerin mi, yoksa kadınların mı çok olduğu konusunu niye övünerek müzakere etmiyorsunuz?” Eyyub’un bu sözü üzerine söze giren Ebû Hüreyre dedi ki: Ebü’l-Kasım (s.a.v.) şöyle buyurmadı mı:

Cennete giren ilk zümre, dolunay gecesindeki ay suretindedirler. Bun­ların ardından gelen zümrenin suretleri, semadaki en parlak yıldız gibi ışık saçar. Onlardan her birinin yetmiş iki eşi vardır. Eşlerinin bacaklarındaki (kemiklerin) ilikleri, etlerinin dışından görünür. Cennette bekâr kimse olma­yacaktır.” Bu eşlerden ikisi, dünya kadınlarındandır. Beraberlerinde Aziz ve Celil olan Allahın dilediği sayıda ceylan gözlü huriler vardır. Nitekim bununla il­gili açıklama, az önce geçti. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennet ehlinden (her) bir adamın ceylan gözlü hurilerden iki zevcesi olur. Bu hurilerden her birinin üzerinde yetmiş güzel elbise olur. Bacakların­daki (kemiklerin) ilikleri, elbiselerinin üstünden görünür.”

(Ahmed b. Hanbel, Bu hadisler, Buharı ve Müslim’in sahihlerinde yer alan şu hadisle çeliş­memektedir:

Cehenneme baktım; oradakilerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.

Cennet ehlinin, cehennem ehlinin veya sadece cehennem ehlinin çoğun­luğunu kadınlar teşkil edebilirler. Ama bu kadınların bir kısmı şefaat saye­sinde cehennemden çıkıp cennete gider ve oranın sâkinlerinin sayısını artırır. Doğrusunu Allah bilir.

Derâc… merfu olarak Ebû Saîd’den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Adam cennette yetmiş sene müddetle hiç bir tarafa dönmeden (yastığa) dayanıp oturur. Sonra bir kadın gelip omuzlarına vurur. Kadının yüzüne, ya­nağına bakar. Yüzünün aynadan daha saf olduğunu görür. Kadının üzerinde­ki en basit inci bile doğuyla batı (ufkunun) arasını aydınlatır. Kadın ona se­lâm verir. Selâmını alır ve kadına: “Sen kimsin?” diye sorar. Kadın da: “Ben, yüce Allah’ın bol lutfundan ve ihsanındanım.diye cevap verir. Üzerinde de yetmiş elbise vardır. O elbiselerin en basiti, kan kırmızısı rengindedir. Ada­mın gözü, kadının iç kısımlarını görebilir. Öyle ki onun bacak (kemik)lerin-deki iliği  elbisesinin dışından görür.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûİullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Öğleden Önce veya sonra Allah yolunda yola çıkış, dünyadan ve için­deki şeylerden daha hayırlıdır. Sizden birinin yayı ve kamçısı kadar cennet­te bir yer, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır. Cennet ehlinin ka­dınlarından biri arza görünecek olsa gök ile yerin arasını güzel kokuyla dol­durur. İkisinin arası hoş kokar. O kadının baş örtüsü, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır.

Buharî… Enes’den bu hadisin bir benzerini rivayet etmektedir. Bunun tamamını sifatu’l-cennet babının başında nakletmiştir:

Cennet ehlinin kadınlarından biri arza görünecek olsa gök ile yerin ara­sını güzel kokuyla doldurur. İkisinin arası hoş kokar. O kadının baş örtüsü, dünyadan ve içindeki şeylerden daha hayırlıdır.

Ebubekir b. Ebi’d-Dtinyâ… Saîd b. Cübeyr’den rivayet etti ki; İbn Ab-bas şöyle demiştir:

Hurilerden biri elini semâ ile arzın arasında çıkaracak olsaydı onun gü­zelliği nedeniyle halkın tümü fitneye düşerdi. Baş Örtüsünü çıkarıp göstere­cek olsaydı, onun güzelliğinin yanında güneş, ışıksız bir fitil gibi kalırdı. Yü­zünü gösterecek olsaydı, güzelliği yerle göğün arasını aydınlatırdı.”

İbn Vehb, Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî’nin şöyle dediğini rivayet et­miştir:

Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’a yemin ederim ki; ceylân gözlü hurilerden biri, Arf’ın yanından bileziğini gösterecek olsaydı, bileziği­nin ışıltısı, ay ile güneşin ışığını söndürürdü. Ya yüzünü gösterseydi acaba nasıl olurdu? Giyenlerin giydiği Allah yaratığı elbiseler, hurilerin giydikleri elbise ve zinetli giysilerden daha iyi ve daha güzel değildir.

Ebû Hüreyre dedi ki: “Cennette kendisine ‘Ceylan gözlü’ denen bir hu­ri vardır ki; yürürken etrafında yetmiş bin hizmetçi de yürür ve kendisi:İyi­liği emredip kötülüğü yasaklayanlar nerede?” der.”

Kurtubî… Mücahid b. Ebi Üsâme’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Huriler zaferandan yaratılmışlardır.” Bu hadis, garip bir hadistir.

İkrime’nin mürsel rivayetlerinden biri şudur:

Ceylan gözlü huriler, henüz dünyada bulunan eşleri için şöyle dua ederler: ‘Allahım! Ona, senin dinine bağlı kalması hususunda yardım et. Kal­bini, sana itaate yönelt. Kendi gücünle onu bize ulaştır ey merhametlilerin en merhametlisi!”

İmam Ahmed b. Hanbel*in Müsned’inde Kesir b. Mürre, merfu olarak Muaz’dan şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Dünyadayken bir kadın, kocasına eziyet ederse, o kocanın huri eşi mut­laka o kadına şöyle beddua eder: ‘Allah seni kahretsin! O misafirdir. Yakın­da senden ayrılıp yanımıza gelecektir!

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Nasuh Tövbesi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 7, 2010

Nasuh Tövbesi

Nasuh Tövbesi

Nasuh Tövbesi

Bir zamanlar, Nasuh adında bir adam vardı. Erkekliğini gizleyerek, kadınlar hamamında tellallıkla geçinirdi. Yüzü kadın yüzüne benzerdi. Köse olduğu için tüyleri de yoktu.

Fakat şehveti çok güçlüydü. Nasuh yıllarca tellallık yaptı, kimse onun erkek olduğunun farkına varmadı. Çarşaf giyer, yüzüne peçe takardı.Şehvetinin azgınlığından hamamdaki işinden ayrılmazdı. Padişahların kızlarını bile keseler, yıkardı.Yaptığı işin yanlış olduğunun farkındaydı. Zaman zaman tövbe eder, bu işten ayağını çekmek isterdi. Fakat kâfir nefsinin kadına olan düşkünlüğünden tövbesini tutamazdı.

Bir gün bir Allah dostunun huzuruna vardı. Ona, ”Dualarınızda beni de hatırla” diye yalvardı. Ârif zat onun durumuna vâkıf oldu. Sırrını açığa vurmadı. Tuhaf bir şekilde gülerek içinden,

Kötü huylu ve kötü yaratılışlı kişi, yaptığın şeyden Allah sana tövbe nasip etsin” diye dua etti.

Nasuh, bir gün hamamda tasla su dökerken, padişahın kızlarından birinin kıymetli bir mücevheri kayboldu. Küpesindeki halkalardan biri olan bu mücevher, çok kıymetliydi. Hamamın kapıları sıkı sıkıya kapatıldı. Hamamdaki kadınlar, bohçaları, elbiseleri aranmaya başlandı. Bütün eşyalar aranmasına rağmen mücevher bulunamadı. Bunun üzerine üstün körü aramayı bıraktılar, herkesin ağzını, kulağını, bedeninin her yerini aramaya başladılar.

Biri, ”Genç, ihtiyar kim varsa anadan doğma soyunsun” diye bağırdı.

Padişahın kızının hizmetçileri, değerli mücevheri bulmak için herkesi tek tek sırayla arıyorlardı. Nasuh korkudan tenha bir yere çekildi. Yüzü sararmıştı. Dudakları titriyordu. Sırrının ortaya çıkması ölümü demekti. Ölüm korkusu her yanını sarmıştı. Kendi kendine,

Ey Allahım! Birçok defa tövbe ettim, söz verdim, hepsini bozdum. Tövbemi tutamadım. Eğer beni bu belâdan, rezil olmaktan kurtarırsan, sana söz veriyorum bir daha yapmayacağım” dedi.

Hamamda herkes aranmıştı. Aranma sırası Nasuh’a geld.Hizmetçinin,

Ey Nasuh! Herkesi aradık. Sıra sende. Buraya gel” demesi üzerine, Nasuh kendinden geçti. Âdeta ruhu bedeninden uçtu. Aklı fikri gitti. Eli ayağı boşaldı. Varlığı boşalınca,Allah’ın yardımı yetişti.

Mücevher bulundu diye bir ses geldi. Nasuh’u aramaktan vazgeçtiler. Mücevher bulunduğu için herkes bayram ederken, sevinç nâraları hamamın kubbesini çınlattı.

Nasuh tekrar kendine geldi. Bazıları yanına gelip,

Padişahın kızlarına hepimizden çok yakın olduğun için, en çok senden şüphelendik, zanda bulunduk, hakkını helâl et”dediler. Nasuh,

Benden helâllik almanıza, özür dilemenize gerek yok. Çünkü ben dünyada yaşayan insanların en günahkârıyım” dedi.

Sonra Cenâb-ı Hakk’a yönelerek,

Yâ rabbi! Sana şükürler olsun. Ansızın beni gamdan kurtardın. Vücudumdaki her kılın bir dili olsa da şükretse,yine şükrünü yerine getiremez” diyerek şükrünü ifade etti.

Az sonra bir hizmetçi gelerek Nasuh’a,

Padişahımızın kızı iltifat buyuruyor, seni çağırıyor.Biliyorsun senden başka bir tellağı, gönlü kabul etmez” dedi.Nasuh,

Elimi kaldıracak halim yok. Hasta olduğumu söyle. Koş bir başkasını bul” dedi.

Nasuh kendi kendine,

Ben bir defa öldüm, tekrar dirildim ve dünyaya yeniden geldim. Gönlümdeki o korku, o acıyı nasıl unuturum? Artık canım tenimden ayrılmadıkça, tövbemi bozmam” dedi.

Hamamdan çıkıp gitti. Bir daha tövbesinden dönmedi.

***

Ey insanlar Cenâb-ı Hakk’a Nasuh tövbesiyle tövbe edin (Tahrîm 66/8).

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

..

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

OSLO KERMES – Video – 4. Ve SON BÖLÜM – 2010

Posted by Site - Yönetici Mayıs 6, 2010

OSLO KERMES – Video – 4. Ve SON BÖLÜM – 2010

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Video | 3 Comments »

OSLO KERMES 4. ve SON BÖLÜM

Posted by Site - Yönetici Mayıs 6, 2010

OSLO KERMES 4. ve SON  BÖLÜM

NOT: Resimleri büyük boy görebilmek için resimlerin üzerine tıklayın.

1

1

2

2

3

3

4

4

5

5

6

6

7

7

8

8

9

9

10

10

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Etiketler: | 2 Comments »

Dr.Aidin Salih Sıradışı Programında

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010

Dr.Aidin Salih Sıradışı Programında

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar, İlginç | 1 Comment »

Arş-ı azamı , kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil’in suru ve ruhların berzahını bildirir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010

Arş-ı azamı bildirir

Arş-ı azamı bildirir

Arş-ı azamı , kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha, tuba ağacı, İsrafil’in suru ve ruhların berzahını bildirir.

Ey aziz, malim olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında, kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. Gökler, yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda, çölde bir sofra misalidir. Ama bu tür benzetmelerden muart, miktarları sınırlamak değildir, büyüklüklerini anlatmaktır. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Arştan murat, taht mülküdür, kürsüden murat da Allah’ın ilmidir, diye itikat edenler, hata etmişlerdir; âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir.

Hak Taala, arş-ı azamın altında, onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki, uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Çünkü Hak Taala, ona: “Ey kalem yaz!” diye nida kılmıştır. O an, bu heybetten kalem, ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip, Hak’kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. Ondan sonra akan aktı kalem kurudu) tabirince, kalem kuruyup kalmıştır. iyi olan iyi, kötü olan kötü olmuştur. Lakin Hak taala, her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip, her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. Murat ettiğini işler. Nitekim: “Allah dilediği hükmü kaldırır, dilediğii de yerinde bırakır. Bütün kitapların esası onun katındadır.” (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki, göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. O halde, levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır.

Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan, kürsü karşısında, cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki, bu, sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. cebrail’in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki, ona tuba ağacı derler. Onun aslı sarı altındandır. Dalları kırmızı mercandandır. Yaprakları yeşil zümrüttendir. Çeşitli meyveleri şekerdendir. Sonsuz dalları, cennet köşklerine sartmıştır. Sayısız meyvelerinden, cennettekiler zevkle toplarlar. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır; ta ki, sidrede olan melekler, arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik, kırmızı mercan renginde, boynuz ve kovan şeklinde, oldukça büyük ve uzun, içi boş bir nesne yaratmıştır. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp, yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup, göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp, o, onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Bu kuşatıcı boşluk, İsrafil’in surudur. Onun iç düzeyi, bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup, ilk berzah aleminde, bedenlere gidecek ruhlar için, ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Ruhlar, o çukurcuklarda, mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup, her biri kendi makamında ikamet kılmıştır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | 1 Comment »

OSLO KERMES – Video – 3. BÖLÜM – 2010

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010

OSLO KERMES – Video – 3. BÖLÜM – 2010

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Etiketler: | 1 Comment »

OSLO KERMES 3. BÖLÜM

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2010

OSLO KERMES 3. BÖLÜM

NOT: Resimleri büyük boy görebilmek için resimlerin üzerine tıklayın.

1

1

2

2

3

3

4

4

5

5

6

6

7

7

8

8

9

9

10

10

11

11

12

12

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Etiketler: | 1 Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 522 takipçiye katılın