Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kiş

Posted by Site - Yönetici Haziran 21, 2010

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kiş

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kiş

Cennete Girecek İlk Üç Kişi İle Cehenneme Girecek İlk Üç Kişi:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete girecek ilk üç kişi ile cehenneme girecek ilk üç kişi bana arze-dildi. Cennete girecek ilk üç kişi şunlardır: Şehid. Dünya köleliği kendisini Rabbine taatte bulunmaktan alıkoymayan köle. Çoluk çocuk sahibi olan (di­lenmekten utanan) iffetli fakir. Cehenneme girecek ilk üç kişi de şunlardır: (Halkına) musallat olan emir. Malındaki Allah hakkını ödemeyen servet sa­hibi. Böbürlenen fakir.

Sahih-i Müslim’de İyaz b. Muharhmed el-Mücaşiî’den rivayet olundu­ğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennet ehli şu üç kişidir: Sadaka veren, adaletli, başarılı sultan. Tüm yakınlarına karşı kalbi merhametli olan adam. Çoluk çocuk sahibi, dilenme­yen, iffetli müslüman. Cehennem ehli de şu beş kişidir: Her hususta size uyan, mal ve aile talebinde bulunmayan, yakışıksız işlerde bulunmasını en­gel olucu aklı olmayan zayıf (iradeli) kimse. Tamahkârlığı gizli olmayan, az bir şey için dahi hıyanette bulunan hâin kimse. (Geceleyin) sabaha varma­dan, (gündüzleyin de) akşama ermeden ailende veya malında sana mutlaka tuzak kuran adam. Cimri (ya da yalancı) adam. Hayadan uzak olan çok utan­maz adam.

Buharı ve Müslim’in sahihlerinde… Harise b. Vehb’den rivayet olundu ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Size cennetlikleri haber vereyim mi? (Onlar, şu kimselerdir): Horlanan her zayıf kimse ki, Allah’a yemin verse, Allah onun yemininin gereğini mut­laka yerine getirir. Cehennemlikleri size haber vereyim mi? (Onlar da şu kimselerdir): Her kaba tabiatlı, büyüklük taslayan mütekebbir kimse.

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cehennemlikler; kötü huylu, kaba tabiatlı, büyüklük taslayan, mal top­layan, iyiliği meneden kimselerdir. Cennetliklerse zayıf ve mağluplardır.

Taberanî… İbn Abbas’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Cennetlik kişi o kimsedir ki; Allah, kulağım hakkında halkın hayırlı övgüleriyle doldurmuştur. Kendisi de hayırla yâd edildiğini işitir. Cehen­nemlik olan da, kendi kulakları, halkın hakkındaki kötü anmalarıyla duyan ve bunu bizzat işiten kimsedir.

Kadı Ebû Ubeyd Ali b. Hüseyin… İbn Abbas’tan rivayet etti ki; Peygam­ber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete girecek adamlarınızı size haber vereyim: Peygamber cennette­dir. Sıddık cennettedir. Şehid cennettedir. Şehrin en uç noktasındaki kardeşi­ni sırf Allah rızası için ziyaret eden adam cennettedir. Cennetlik kadınlarınız da şunlardır: Şefkati doğurgan, kocası kendisine darıldığında gelip elini ko­casının üzerine koyan. Sonra da: ‘Sen benden hoşnud olmadıkça Allah’a ye­min ederim ki, uykuyu tadmayacağım’ diyen kadındır.

Önceki kısımlarda geçen sahih hadislerden birinde Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu görmüştük:

Cennete baktım. Oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Ce­henneme baktım. Oradakilerin çoğunun zenginler olduğunu gördüm.”

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

MÜZİK – Teganni, Raks ve Semâ caizmi ?

Posted by Site - Yönetici Haziran 20, 2010

MÜZİK – Teganni, Raks ve Semâ caizmi,tasavvuf muzigi caizmi,muzik haram

MÜZİK – Teganni, Raks ve Semâ caizmi ?

İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmedel-Fârûkî es-Serhendî (k.s.) hazretlerinden:

Raks, (mûsıkî refâkatinde yapılan düzenli hareket) ve semâ (dönmek), hakîkatte oyun ve eğlenceden ibârettir. Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeyi tegannîden men için inzâl buyurmuştur:

İnsanlar arasında, (bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve bir eğlence için)boş lafa müşteri çıkan adam vardır. (S. Lokman, 6)

“İbn-İ Abbas (r.a.)’ın talebesi ve tabiînin büyüklerinden Mücâhid (r.a.) şöyle dedi:

Bu âyetİ- kerîmede geçen lehve’l-hadîs’ yani boş laf, tegannî(şarkı, türkü söylemek)dir. Medârikte ise, Lehve’l-hadis; kıssa, hikâye, yatsıdan sonraki konuşma ve şarkı-türkü söylemektir’ denilmektedir. İbn-İ Abbas ve İbn-i Mes’ûd (r.anhüm), bunun mânâsının tegannî olduğuna dâir yemin etmişlerdir.

O kimseler ki, yalancı şâhidlik etmezler.” (S.Furkân, 72)âyetİ- kerîmesini îzah ederken Mücâhid(r.a.) şöyle demiştir:Yani şarkı ve türkü söylenen yerlerde bulunmazlar.’

“İmam-ı Hüdâ Ebû Mansûr-i Mâtürîdî (r.a.)’den nakledildiğine göre, şöyle demiştir: Zamanımız kurrâlarından birine, tegannî ile Kur’an okurken, güzel okudun diyen kimse kâfir olur… Karısı kendisinden boş olur… Allah Teâlâ, onun hasenâtını iptal eder!

“Ebû Nariddebbûsî’nin bildirdiğine göre, Kaadı Zahîreddîn-i Harzemî (r.a.) şöyle buyurmuştur:“Bir şarkıcıdan veya başka bir yerden şarkı veya benzerî bir şey dinleyen, veya başka bir haram iş gören kimse; bunu inanarak veya inanmayarak güzel kabul etse, derhal mürted olur. Zira, dînin hükmünü bâtıl saymış olur. Dînin hükmünü bâtıl sayan bir kimsenin mü’min olmadığında bütün müctehidler ittifak etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk, bu gibi şeylerden bizleri muhâfaza eylesin!

Tegannînin haram olduğuna dâir âyetler, hadîsler ve fıkhî rivâyetler o kadar çoktur ki, saymak zordur. Vaziyet anlatıldığı gibi olunca, bir şahsın, tegannînin mübah olduğuna dâir nakledeceği mensuh (hükmü kalkmış) bir hadîs veya şâz (hükümsüz)bir rivâyete îtibâr edilmez. Zira hiçbir fakîh, hiçbir vakit tegannînin mübah olduğu hakkında fetvâ vermemiştir. Raksedip ayakları vurmayı câiz görmemiştir. Nitekim bunlar, İmâm-ı Hümâm Ziyâeddîn-i Şâmî’nin, Mülkayıt isimli risâlesinde anlatılmıştır.

Sofiyyenin (tasavvuf erbâbının)amelleri, helâl ve haram mevzuunda senet değildir. Fakat onları ayıplayamayız da; mâzur görürüz. İşlerini Allah’a bırakınız.

Helâl ve haramı anlamakta, İmâm Ebû Hanîfe, İmâm Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed (rahimehullah)’in kavilleri mûteberdir. Şiblînin ve Ebû Hüseyin Nûrî(k.s.)’nin amellerine bakılmaz.

Bugün, şeyhlerinin amellerinden başka bir şeye bakmayan ve kulak asmayan sofiyye, raks ve semâ’ı dinleri ve şerîatleri hâline getirmişlerdir. Şeyhlerinin amellerine istinad edip, onu, tâatları ve ibâdetleri olarak kabûl etmişlerdir. Onlar öyle kimselerdir ki, dinlerini bir oyun bir eğlence haline getirmişlerdir…(S.A’râf, 51)

Yukarıdaki rivâyetlerden anlaşılmış oluyor ki; bir kimse, haram bir fiili güzel kabul ederse, İslâm zümresinden çıkar, mürted olur. Bunun üzerine, semâ ve raksmeclisine tâ’zim etmenin; hatta, onu ibâdet ve tâat hâline getirmenin şenâetini (fenalığını) düşünmek lâzımdır!..” (Mektûbât, 1, 266)


Kaynak : 17-18 Ekim 1997 Fazilet takvimi

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını bildirir

Posted by Site - Yönetici Haziran 19, 2010

Kıyametin şartlarını bildirir.

Kıyametin şartlarını bildirir.

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.

Gizli alâmetler: İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, haya, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.

Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.

1- Deccalın çıkışı.

2- Üç gece üstüste ay tutulması.

3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.

4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.

5- İsa aleyhisselamın Şam’daki beyaz minare üzerine inip, Deccal’ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.

6- Resul-ü Ekrem’in soyundan Mehdi çıkıp, kırk yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.

7- Dâbbe-tül-Arz’ın vücuda gelmesi.

8- Ye’cüc ve Me’cüc’ün İskender seddinden çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.

9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme’ye gelip, buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe’nin yıkılması.

10- Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.

Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kur’an-ı Kerim’in hükümleri yeryüzünden kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.

Müfessirler dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte olan meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp, kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp, yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup, insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. Bundan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar. Ancak Allah’a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail, Mikail, Rıdvan ve Azrail’dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki, birisi İsrafildir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.

Şu halde her can, ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. Ve kimse olmadığından yine kendisi: “Her şeye galip olan tek Allah’ın!” (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İslâm’da İnsana Secde Etmek Yoktur

Posted by Site - Yönetici Haziran 18, 2010

Ataturke secde

İslâm’da İnsana Secde Etmek Yoktur

Selmân-ı Fârisî Hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine secde etmek istediği zaman, Efendimiz (s.a.v.) Hazetlerinin:

-“Mahlûk’a Allah’dan başkasına secde etmesi yakışmaz. Eğer ben bir kişinin bir kişiye secde etmesini emretseydim; elbette kadının kocasına secde etmesini emrederdim,buyurmalarıyla mahlûka secde etmenin hükmü nesh oldu (yürürlükten kalkı, haram oldu.) Bu ümmetin iyi dilek ve saygı belirtme hareketi selâm’dır. Lâkin selâm verirken eğilmek mekruhtur. Çünkü se­lam verirken eğilmek, Yahudilerin işlerine benzemektedir. Dürer’de olduğu gibi.

Bu güzel söz, (yani meleklere Âdem Aleyhisselâma secde etme emri) Âdem Aleyhisselâm’ın meleklere eşyanın isimlerini haber vermesinden sonraydı.

Denildi ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, Âdem Aleyhisselâm’ı yarat­tığında, meleklere kendilerinin mi daha bilgili yoksa Âdem Aley-hisselâm mı meselesi müşkil geldi (çözemediler). Allahü Teâlâ Hazretleri, meleklere eşyanın isimlerini sordu, melekler bileme­diler. Âdem Aleyhisselâm’a sordu. O bildi. Âdem Aleyhisselâm, eşyanın isimlerini bilince melekler, onun kendilerinden daha âlim olduğunu kabul ettiler.

Allahü Teâlâ Hazretlerinin lütfü ve keremindendir ki, melek­lere babamız Âdem Aleyhisselâm’a secde etmesini emretti; bize de kendisinden başkasına secde etmeyi yasakladı.

Güneşe ve aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin.Mukarrabîn melekler, Âdem Aleyhisselâm’a secde etmeye emrolundular. Biz de Allahü Teâlâ Hazretlerine hizmet ve secde ile emrolunduk.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Darbecilerin ecdad saygısızlığı‏

Posted by Site - Yönetici Haziran 18, 2010

Darbecilerin ecdad saygısızlığı‏

Darbecilerin ecdad saygısızlığı‏

Darbecilerin ecdad saygısızlığı‏

27 Mayıs darbecilerinin Süleymaniye Camii’ndeki 453 yıl önce yapılmış orijinal İznik çinilerinin üstünü Horasan harcı yerine çimentoyla kapattıkları ortaya çıktı.

İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü İbrahim Özekinci, Süleymaniye Camii’nin restorasyonu sırasında, 27 Mayıs ihtilalinin ardından 1960’lı yıllarda caminin içinin tamamen çimentoyla sıvandığını gördüklerini belirterek, “Çimentodan arındırma işlemleri sırasında da Süleymaniye Camii’nin bize bir sürpriz hazırladığını gördük. O da fil ayaklarında 453 yıl önce yapılmış orijinal İznik çinileri olduğuydu” dedi. Uzun yıllardır Süleymaniye sevdasıyla cami için ne yapabileceklerini düşündüklerini belirten Özekinci, 2007 yılında çok kapsamlı bir restorasyon çalışmasına başladıklarını hatırlattı.

Caminin statik yapısının araştırıldığını, yapının maketlerinin yapılıp simülasyon tekniği ile 7 ve 8 şiddetinde depremler uygulandığını anlatan Özekinci, caminin ve özellikle kubbesinin çok sağlam olduğunun görüldüğünü söyledi.

DARBECİLER YÜZLERCE YILLIK YAPININ ÜSTÜNE ÇİMENTO DÖKMÜŞ!

Özekinci, yapılan restorasyon çalışmalarıyla ilgili olarak “1960’lı yıllarda caminin içinin tamamen çimentoyla sıvandığını gördük. En büyük çalışmalarımızdan biri Süleymaniye’nin bu çimentodan arındırma işlemleri oldu. Çimentodan arındırma işlemleri sırasında da Süleymaniye Camii’nin bize bir sürpriz hazırladığını gördük. O da fil ayaklarında 453 yıl önce yapılmış orijinal İznik çinileri olduğunu tesbit ettik. Bu raspa çalışmaları ile ortaya çıktı. Fakat bu çinilerimizin üzerinde ise 19. yüzyılda hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazılmış hat levhalarımız da var. Şimdi bilim kurulumuz buradaki işlemi nasıl çözeceği noktasında karar aşamasında. Hem çinileri, hem de o hat levhayı korumak durumundayız” şeklinde konuştu.

Özekinci, Süleymaniye Camii’nin bu yıl içinde ibadete açmaya çalışacaklarını da kaydetti.

Kaynak : VAKİT

Bu yazıyı bize gönderen M.Emin Çzler bey’e teşekkür ederiz

..

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

SEYFETTİN ALKAN – VAAZ – REGAİP KANDİLİ.

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

SEYFETTİN ALKAN – VAAZ – REGAİP KANDİLİ.

Başta degerli ziyaretçilerimiz olmak üzere bütün alem-i islam’in mubarek kandilini kutlar hayırlara vesile olmasını Hz.Allah’tan temenni ve niyaz ederiz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN

KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı

Cennetin Kapısındaki Barık Irmağı:

İsrâ hadisinde Rasûlullah (s.a.v.) Sidre-i Müntehadan bahsederken şöy­le buyurmuştur:

Baktım ki oranın dibinden ikisi açık, ikisi de gizli (olmak üzere dört) ırmak çıkıyor. Gizli olanlar cennettedir. Açık olanlarsa Nil ile Fırat’tır.”

İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde ve Müslim’in Sahih’inde… Ebû Berire’den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil. Bütün bunlar Cennet ırmaklarındandır.

İbn Abbas, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Cenab-ı Allah, cennetten şu beş ırmağı (dünyaya) indirdi: Seyhun… Bu, Hindistan’daki bir ırmaktır. Ceyhun. Bu, Belh’teki bir ırmaktır. Dicle ve Fırat… Bunlar, Irak ırmaklarıdır. . Bu da Mısır’daki bir ırmaktır. Ce­nab-ı Allah bunları cennetin en alt derecelerinden Cebrail’in iki kanadı üze­rinde (dünyaya) indirmiş, dağlara bırakmış ve sonra da yeryüzüne akıtmıştır. Maişetlerinin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere o ırmaklarda çeşitli fayda­lar meydana getirmiştir.

Şu ayette kastedilen manâ da budur: “Gökten suyu ölçü ile indirdik de onu yerde durdurduk.” (Müminûn, 23/18)

Ye’cuc ve Me’cuc ortaya çıktığında Cenab-ı Allah Cibril’i dünyaya gönderir. O da yeryüzünden Kur’ân-ı Azim’i, bütün ilimleri, Makam-ı İbra­him’den taraf Beytin köşesindeki Hacer-i Esved’i, içindekilerle birlikte Mu­sa’nın tabutunu ve bu beş ırmağın hepsini kaldıracaktır. Şu âyete anlatılmak istenen de budur: “Şüphesiz onu gidermeğe de kadiriz.” (Müminûn, 23/18)

Bu eşyalar yeryüzünden kaldırılınca, yeryüzü halkı dünyâ ve ahiret ha­yırlarından yoksun kalmış Olur.”

Bu, cidden garip, hatta münker bir hadistir. Bunun râvilerinden Mesle-me b. Ali, hadis imamları nazarında zayıf bir râvidir.

Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, cennet ırmaklarını çok akan ırmaklar olarak nitelemiş ve cennetliklerin o ırmakları diledikleri tara­fa çekebildiklerini bildirmiştir. Onlara bu ırmaklar vesilesiyle çeşitli pınarlar ve otlaklar yaratır. İbn Mes’ud bu hususta şöyle demiştir: “Cennetteki her pı­nar mutlaka bir misk dağının altından kaynayıp çıkar.”

Müstedrek adlı eserinde Hâkim… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ahirette Cenab-ı Allah’ın kendisine şarâb içirmesinden hoşlanan kimse, onu dünyada içmeyi bıraksın. Ahirette Cenab-ı Allah’ın kendisine ipek (elbise) giydirmesinden hoşlanan kimse, dünyada onu giymesin. Cennetin ır­makları, misk tepelerinin (veya dağlarının) altından kaynayıp çıkar. Cennet­liklerin en kıymetsiz elbiselisinin elbisesiyle dünyalıların tümünün elbiseleri mukayese edilecek olsa, ahirette Cenab-ı Allah’ın o cennetliğe giydirmiş ola­cağı elbise, dünyalıların tümünün elbiselerine   üstün gelir.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi -İbn-i Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

MEZHEP

Posted by Site - Yönetici Haziran 17, 2010

MEZHEP

MEZHEP

MEZHEP

Mezhep nedir?

<<Zehab – zan ve tahmin>>den gelen bu kelime, bellibaşlı bir noktaya giden yolun nerelerden ve nasıl geçtiği ve ne gibi kısımlar ve şekiller çizdiği üzerinde bilgiler ve ölçüler manzumesi demek…

Peygamber, doğru yolun doğrudan doğruya açıcısıdır. Onun <<Zehab-zan ve tahmin>> ve mezhep kuruculuğu ile alakası olamaz. Peygamberde her şey berrak ve mutlak… Açık havada güneş… Gösterdiği her şey, namutenahi ince çizgilerle işlenmiş bir elmas… Ne <<Acaba?>>sı var, ne <<belki>>si…güneş öyle bir tepe noktasından vuruyor ki, hiçbir şeye gölge hakkı bırakmıyor; gölge, yani şüphe, ayaklar altında… Ne cemiyette en küçük hiza yanlışı var, ne fertler arasında en basit çekişme… Ne de anlayış ve sezişlerde en hafif çelişme… Çünkü insanlara hükmedici kıstas, her ölçüyü zatında toplayan vecd ve aşk…

Hazret-i Ali’nin <<bütün>> ve <<parça>> meselesinde:

– Parça <<bütün>>ün habercisidir.

Hikmetine eş, en ulvi ve esas <<bütün>>den ve <<süfli ve cüz’i parça>>ya kadar her şey, merkezde düğümlü bir nakış gibi içiçe, çelişkisiz ve eksiksiz…

Allahın Resulü, delikanlılık çağındaki Üsame Hazretlerini orduya Başbuğ tayin buyurdukları zaman, bata Hazret-i Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali, hiçbir olgun Sahabinin yüzünde herhangi bir buruşma ve dilinde bir memnuniyetsizlik ifadesi yoktur…

Sahabilerin hepsi müctehid. Fakat, uzaklaşan, gölgelenen ve sislere bürünen bir hakikati heceleme, sökmeye çalışma, <<zan ve tahmin>> etme manasına değil, ölçüleri bilme, ruhuna sindirmiş bulunma, her işe tatbik gücüne ermiş olma manasına…

Kuduz İslam düşmanı (Leone Kaytano)nun:

O ne kuvvettir ki, çevrelediği insanlardan tek kişi bile gevşemedi, kopmadı, dönmedi!…

Dediği, buna rağmen <<çünkü Resuldü!>> diyemediği, böylece tezatların en yırtıcısına düştüğü o cazibe merkezi, işte bu yekpareliğin sancağını getirmişti.

Kainatın Efendisi, sonsuzluk tahtına geçmek üzere hücrelerindeki yatakta gözlerini kaparken hızla gelip başbuğluk sancağını Peygamber kapısının önüne diken delikanlı Üsame işte bu bayrağın temsilcisi….

İLK ALAMETLER

Hazret-i Osman devrinde başladı ve Üçüncü Halifenin, herhangi bir ferdi ve itikadi davranış değil; hissi ve infiali planda bir toplulukça şehid edilmesiyle ortaya çıktı.

Bu topluluk, kelimenin hem <<dışta kalan>> ve hem <<karşı çıkan>> manasiyle, henüz adını almamış olarak <<Harici>>zümresinin ilk filizleridir. Ağaçlarını ve dallarını Hazret-i Ali devrinde yetiştireceklerdir ve davranışları mezhebi olmaktan ziyade siyasidir.

Fakat öyle bir siyasi mahiyet ki, artık kitle halindeki vecd ve aşk perçininin çatlak vermeye başladığını ihtar edecek ve ondan sonraki sapıklıklara ilk istidat zeminini kuracaktır.

İnsanlar arasında <<İhtilaf-fikir ayrılığı>> denilen, çok defa aziz ve erdirici, çok defa da sefil ve kaybettirici (fakülte)nin kurtarıcılıktan öldürücülüğe sürüklenmesine mani ferdi ruh ve içtimai nizam… işte bütün mesele!….

İhtilaf…

<<Ümmetimin ihtilafı rahmettir.>>

Buyuran Kainatın Efendisi, ruhi kıvam ve içtimai nizamın en üstün ahengi içinde, müspet cephesiyle ihtilafı ne güzel abideleştirmişlerdi.

Orta yere bir çiçek vazosu koysalar, etrafındaki herkes onu başka başka noktalardan göreceğine ve hiç kimsenin gözbebeği içinden bakılamayacağına göre, ihtilaf, insan yapısının zaruri neticesi… Elverir ki, bellibaşlı bir sınırı çatlattığı hissini vermesin ve herkesçe makbul ihtimaller çerçevesinde kalsın… Ayrı ayrı uzuvlarından fili muayene eden körler gibi, toplayıcı ve hakikati kaybetmesin…

Nurun merkezinde her Sahabi bir nur olduğu mevkiindeyken yalnız lügatta ve ihtimal aleminde bilinen ihtilaf, ilk filizlenmesini Hazret-i Osman’ın halifeliğe seçilmesi sırasından gösterir gibi oldu; Haşimi ve Emeviler arasında küçük bir burkuntuya yol açtı; fakat nur oluklarından en büyüklerinin suladığı cemiyet bahçesinde ve Hazret-i Ebubekir ile Ömer’in temsil ettikleri birlik ve bütünlük zemininde hiçbir karışıklığa yer kalmaksızın ukdeler bastırıldı.

Fakat yumuşaklık, edep ve haya madeni Hazret-i Osman devri, kısa zamandan kendisinden önceki sütbeyaz iki devrin ulvi rengine hiçbir leke sürdürmediği halde:

Bu da beyaz ama acaba o beyaz mı? Arada, esası asla bozmayacak şekilde bir (ton) farkı  var mı, yok mu?

Diye düşündürecek şekilde birtakım vehimlerin türemesine mani olamadı.

Buna sebep, rikkat ve hassasiyette Hazret-i Osman’ın, kendi aile kadrosuna duyduğu zaaf ve menfi temayülleri tepeleyici bir şiddet seciyesinden uzaklığı…

O, hiçbir isteği kırmayan bir melekti. Ve kullarını imtihan için kötülüklere yol veren Allah’ın takdiri böylesini gerektiriyordu.

MANZARA Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Necio Fazıl, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennet Atları

Posted by Site - Yönetici Haziran 16, 2010

Cennet Atları:

Cennet Atları:

Cennet Atları:

Tirmizî…  Ebû  Büreyde’den  rivayet etti ki;  adamın  biri Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle bir suâl sordu:

Ya Rasûlulah! Cennette at var mıdır?

—  Cenab-i Allah seni cennete koyduğunda ata binmek isteyecek olur­san seni mutlaka kızıl yakuttan bir ata bindirir. O at da cennette seni dile­diğin yere uçurur.

Adamın biri, Rasûlullah (s.a.v.)’e şöyle bir suâl sordu:

Ey Allah’ın Rasûlü! Ben, at seven bir adamım. Cennette at var mı­dır?

—  Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; Cennette hızlı koşan, ince karınlı, sık eyerli at ve develer vardır. Cennet (ağaçların)ın yap­rakları arasında yürürler. Cennetlikler onlara binerek birbirlerini ziyarete gi­derler.

İbn Ebi’d-Dünyâ… Ali (r.a.)’den rivayet etti ki; RasüluIIah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

Cennette bir ağaç vardır. O ağacın üstünden ve altından inci eğerli, ya­kut gemli altun atlar çıkar. Bunlar dışkı yapmaz ve işemezler. Kanatlıdırlar. Adımlarını, göz alabildiğince uzak mesafelere atarlar. Cennet ehli bunlara bi­nerler ve bunlar, cennetlikleri diledikleri yerlere uçururlar. Derece bakımın­dan kendilerinden aşağıda olanlar:Ey Rabbimiz! Şu kulların neyle bütün bu ikramlara nail oldular?diye sorarlar. Onlara şu cevap verilir:Siz uyurken onlar geceleyin namaz kılıyorlardı. Siz yerken onlar oruç tutuyorlardı. Siz cimrilik yaparken onlar mallarını Allah yolunda harcıyorlardı. Siz korkuyor-ken onlar savaşıyorlardı.”

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 553 takipçiye katılın