Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan Bir Kısım Nimetler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 6, 2010

Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan Bir Kısım Nimetler

Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan Bir Kısım Nimetler

Cennetliklerin Bazı Nitelikleri Ve Onlar İçin Hazırlanan Bir Kısım Nimetler:

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete girecek olan ilk zümrenin suretleri, dolunay gecesindeki ay gi­bi (parlak)dır. Cennetin içinde yere tükürmez, sümkürmez, dışkı yapmazlar. Tarakları altın ve gümüşten, buhurdanlıkları da öd ağacından olup kokuları da misktir. Her birinin iki zevcesi vardır. Bu zevceleri o kadar güzeldir ki, bacak kemiklerindeki ilikler, etin üstünden görünür. Aralarında anlaşmazlık ve düşmanlık yoktur. Gönül birliği vardır. Sabah akşam Allah’ı teşbih ederler.

Ebû Ya’lâ… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete ilk girecek olan zümrenin suretleri, dolunay gecesindeki ay gi­bi (parlak)dır. Onların peşi sıra gelenlerin suretleriyse gökteki en parlak yıl­dız gibi parlaktır. Orada küçük-büyük abdest bozmaz, tükürmez ve sümkür-niezer. Tarakları altından olup kokuları misk, buhurdanlıkları ise öd ağacındandır. Zevceleri, iri gözlü hurilerdir. Yaratılışları tek tip olup babaları Adem’in suretinde ve altmış zira’ boyundadırlar.

Cennetlikler Kaç Yaşında Olacaklar?

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetlikler cennete tüysüz, kılsız, beyaz tenli, kıvırcık saçlı, gözleri sürmeli, yaşları otuz üç, tıpkı Adem (a.s.)’in yaratılışında, yani altmış zira boyunda ve altı zira eninde olarak gireceklerdir.

Taberanî… Muaz b. Cebel’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetlikler cennete tüysüz, kılsız, gözleri sürmeli ve hepsi de otuz üç yaşında olarak gireceklerdir.

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:^

Cennetlikler cennete Âdem (a.s.)’ın boyunda yani melik zirâıyla altmış zira boyunda, Yusuf (a.s.)’ın güzelliğinde ve Muhammed (s.a.v.)’in lisanın­da (anlatıldığı gibi) tüysüz, kılsız ve gözleri sürmeli olarak gireceklerdir.”

Ebubekir b. Ebi Dâvud… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetlikler Adem (a.s.)‘in suretinde, onun yaşında yani otuz üç yaşın­da, tüysüz, kılsız, gözleri sürmeli olarak diriltilir, sonra cennetteki bir ağacın yanına götürülür, orada kendilerine giysi giydirilir. Elbiseleri pörsümez, gençlikleri de tükenmez.

Ebubekir b. Ebi Davud… Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Büyük veya küçük, cennetliklerden biri ölünce yaşı otuz üçe getirilir, öylece cennete girer. Yaşları asla fazlalaşmaz artık. Cehennemlikler de böye olacaklardır.”

Kaynak: Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Sultan Abdülhamid Han Hz. Ruhaniyetinden İstimdat !..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 5, 2010

Sultan Abdülhamid Han Hz. Ruhaniyetinden İstimdat !..

Sultan Abdülhamid Han Hz. Ruhaniyetinden İstimdat !..

Sultan Abdülhamid Han Hz. Ruhaniyetinden İstimdat !..

Nerdesin şevketlim, sultan hamid han?

Feryâdım varır mı bârigâhına?

Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,

Şu nankör milletin bak günâhına.

Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,

Denedi bu millet kara bahtını;

Sınad-ı sillenin nerm ve sahtını,

Rahmet et sultanım suz-i âhına.

Târihler ismini andığı zaman,

Sana hak verecek, ey koca sultan;

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyâsî padişâhına.

“Pâdişah hem zâlim, hem deli’ dedik,

İhtilâle kıyam etmeli dedik;

Şeytan ne dediyse, biz ‘belî’ dedik;

Çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.

Sade deli değil, edepsizmişiz.

Tükürdük atalar kıblegâhına.

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,

Bir sürü türedi, girdi meydana.

Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?

Yuh olsun bunların ham ervâhına!

Bunlar halkı didik didik ettiler,

Katliâma kadar sürüp gittiler.

Saçak öpmeyenler, secde ettiler.

Bir asi zabitin pis külâhına.

Bugün varsa yoksa Mustafa Kemal,

Şöhretinde herkes fuzuli dellal;

Âlem-i mânâ’dan bak da ibret al,

Uğursuz taliin şu gümrâhına.

Haddi yok, açlıkla derde girenin,

Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.

Lânetle anılan cebâbirenin

Bu, rahmet okuttu en küstâhına.

Çok kişiye şimdi vatan mezardır,

Herkesin belâdan nasîbi vardır,

Selâmetle eren pek bahtiyardır,

Bu şeb-i yeldânın şen sabahına.

Milliyet dâvâsı fıska büründü,

Ridâ-yı diyânet yerde süründü,

Türkün ruhu zorla âsi göründü,

Hem peygamberine, hem Allâh’ına.

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,

Bunlar her tarafa kurdu salıncak;

Eli,yüzü kanlı bir sürü alçak,

Kemend attı dehrin mihr-u mahına.

Bu itler nedense bana salmadı,

Bahalıydı başım kimse almadı,

Seyrandan başkaca iş de kalmadı;

Gurbet ellerinin bu seyyahına.

Hoş oldu cilvesi Cumhuriyetin,

Tadı kalmamıştı Meşrutiyetin,

Deccal’a dil çalan böyle milletin,

Bundan başka çare yok ıslahına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin

Âhiretten bile himmet eylersin,

Çok çekti şu millet murada ersin

Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

>>>>>>>>><<<<<<<<<

Rıza Tevfik Bölükbaşı‘nın Sultan Abdülhamid Han Hazretlerine yazmış olduğu Şiiri !..

Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI m.kemalin doktoru idi

Bu şiir’i gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şiir | 3 Comments »

Âşık Öldüren Mescid

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2010

Âşık Öldüren Mescid

Âşık Öldüren Mescid

Âşık Öldüren Mescid

Rey şehrinin yakınlarında bir mescid vardı. Bu mescidde kim gecelediyse sabahleyin ölüsü bulunuyordu. Bu yüzden o civarda yaşayanlar geleni gideni uyararak, ”Sakın bu mescidde konaklamayın. Kuvvetli bir büyü veya tılsım mı var? Yoksa güçlü perileri mi var? Bilemiyoruz. Bildiğimiz, burada yatanın sabaha canını teslim etmiş olarak çıkması. Canını seven, bu mescidde yatmasın” diyorlardı. Hatta, tedbir olarak gece olunca mescidin kapısına kilit vurmayı düşündüler.

Günler böyle geçerken, bu mescidin şöhretini duyan bir misafir geldi. Gelen misafir, aşk ehli bir dervişti. Mescidde kalmak istediğini söyledi. Bunu duyan halk başına toplandı. Herkes onu uyararak bu isteğinden vazgeçirmeye çalıştı.

Ey misafir! Bizim sana söylediklerimiz bir efsane veya uydurma değil. Buraya canlı girip de ölü çıkanlara biz şahidiz. Gel, akıl ve insaftan ayrılma.” Misafir onlara,

‘Ben, yaşamak istemiyorum. Bu hayata doydum. Yaptığımdan pişman olmam. Çünkü bir kuşa, kafesi bırakıp uçmak nasıl hoş ve tatlı gelirse, bana da ölüm öyle güzel ve tatlı gelir” dedi.

Misafir bunları söyledikten sonra mescide girip yattı. Fakat ona uyku gelir mi? Hakk’ın aşk deryasına batmış bir kişi, bir ırmakta nasıl uyuyabilir? Gam ve keder suyuna batmış âşıkların uykusu, kuşların ve balıkların uykusu gibidir.

Misafir gece yarısı korkunç bir ses işitti.

Ey fayda arayan kişi! Geleyim mi?”Bu korkunç ses beş kere tekrarlandı. Misafir korkudan yüreği kopuyor, ödü patlıyordu. Kendi kendine, ”Ey gönül, aklını başına al, titreme. Bu sesten ancak gerçek imanı olmayanlar korkar. Hz. Ali gibi ya ülkeyi alırız ya canımız gider’‘ diyerek yattığı yerden sıçrayıp ayağa kalktı.

Ey yiğit er!” diye bağırdı. ‘‘Ben buradayım, gerçekten yiğit isen gel. Seni bekliyorum.”

Misafir, bu meydan okumasından dolayı, o mesciddeki büyü bozuldu. Her taraftan altınlar akmaya başladı. O kadar çok altın yağdı ki, yiğit derviş kapının açılmayacağından korktu.

Yiğit derviş cesaret ve kararlılığı karşısında elde ettiği altınları torbalara doldurup dışarıya gömdü.

***

Bu hikâyede bahsedilen altın, Hakk’ın darphanesinde basılmış mâna altınıdır. Mâna altını gönlü zenginleştirir. Aydan aydınlık yapar.

Ey oğul! Sen Allah adamı velîyi gördüğünde, kendinle kıyaslayarak onu beşerî sıfatlarıyla değerlendiriyorsun. Onda beşeriyet ateşi var sanıyorsun. Sen onda parlayana ateş deme, nur de. Velîler, ilâhî nur sahibidir. Korkma, o nâra atıl. O nur, dostlara gül bahçesi gibidir. Yaklaşanlar gönlünü mâna altını ile zenginleştirir.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah kendi İslâm’ını başka İslâm’lardan korusun

Posted by Site - Yönetici Ağustos 3, 2010

Allah kendi İslâm’ını başka İslâm’lardan korusun

Allah kendi İslâm’ını başka İslâm’lardan korusun

Allah kendi İslâm’ını başka İslâm’lardan korusun

Günümüz insanı ve Müslümanı, ilimleriyle cahiliyyeyi kutsayanlarca Allah’ın gönderdiği İslâm’a mukabil uydurulmuş bir sürü sahte İslâm’la karşı karşıyadır. Resmi İslâm, irsi İslâm, geleneksel İslâm, modern İslâm, radikal İslâm, sivil İslâm, askeri İslâm vb. Bütün bunlar, Allahû Teâlâ’nın gönderdiği İslâm’dan berî olan İslâm’lardır. İslâm, İslâm’dır; başkası olamaz. İslâm’ı başkasıyla karıştırmak, ilahlık iddiasında bulunan sahte rablerle barışmaktır. Sahte rablerle barışanlar, Allah’ın gönderdiği İslâm’ı yanlış anlamaya mahkûmdurlar. Tabii ki, İslâm’ın yanlış anlaşılması, hayatın yanlış yaşanmasıdır. Hayatın yanlış yaşanması demek, hayatın Allahû Teâlâ’dan gayrısına bağışlanması demektir. Bu nedenle diyoruz ki; Allah’ın arzında Müslüman insanın en mühim meselesinden birisi de, “İslâm’ı Allahû Teâlâ’dan geldiği gibi anlamak ve olduğu gibi yaşamak meselesi” dir. Allah’ın arzında zorba güçleri en çok rahatsız eden mesele, işte Müslüman insanın bu meselesidir. Yani zorba güçleri en çok rahatsız eden şey, İslâm’ın geldiği gibi anlaşılması ve olduğu gibi de yaşanmasıdır. Allah’ın arzında İslâm’ın geldiği gibi anlaşılmasından ve olduğu gibi yaşanmasından rahatsızlık duyanlar, şeksiz ve şüphesiz bu asrın Ebu Cehil ve Ebu Leheb’leridir. Bunların işleri güçleri, ilimleriyle cahiliyyeyi kutsayanlar vasıtasıyla Allahû Teâlâ’nın gönderdiği İslâm’a mukabil birtakım kul patentli yeni İslâm’lar uydurmaktır. Zorbalara karşı İslâmî diriliş ve direnişi bizzat Kur’an’la engellemek, Allah’ın gönderdiği İslâm’a mukabil sahte bir İslâm’ın uydurulmasına katkıda bulunmaktır.

Altını çizerek diyoruz ki; aklın putlaştırılmasına dayanan rasyonalizm cenderesinde terbiye edilen İslâm, Allah’ın gönderdiği İslâm’a muhalif olan İslâm’dır. Böyle bir İslâm’dan Allahû Teâlâ’ya sığınmak gerekir. Allah’ın gönderdiği İslâm’ın yükselişini sahte İslâm’larla engellemek, dünyanın en büyük cinayetini işlemektir. Şunu bilelim ki; Allah’ın İslâm’ını kullanarak sahte İslâm’larla insanları aldatmak, hevalarını kendilerine ilah edinen zorbaların kadim geleneklerindendir. Allahû Teâlâ buyuruyor: “Bir de zarar vermek, inkâr etmek, mü’minler arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah ve Resûlü’ne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve ‘Bununla iyilikten başka bir şey istemedik’ diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah, onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.” (Tevbe/107) Dikkat edilirse, Allahû Teâlâ’ya secde edilmek üzere yapılan camilere, mescidlere karşı aynı cinsten camiler, mescidler vasıtasıyla savaş veriliyor. Zarar, küfür, nifak ve tefrikaya hizmet eden mescidler, camiler bir terör karargâhı sayılırlar. Böyle mescidlerden, camilerden de Allahû Teâlâ’ya sığınmak gerekir. Allah’ın İslâm’ına karşı yeni bir İslâm uyduranlar, elbetteki insanlara ve Müslümanlara “Sizi yeni bir dine, Allah dışında sahte bir ilaha davet ediyoruz” diyerek konuya girişmezler. Onların karakteri, Hz. Musa (as)’nın döneminde yaşayan Samiri’nin karakteridir. Allahû Teâlâ (cc) buyuruyor: “Bu adam (Samiri) onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli yaptı. Bunun üzerine (Samiri ve ona uyanlar) işte dediler, bu sizin de, Musa’nın da ilahıdır. Fakat o unuttu.” (Taha/88) Şimdi bu âyet-i kerimenin ışığında düşünelim.

Günümüzde Ezherlerde, Zeytuniyyelerde, İlahiyatlarda kitabı, sünneti, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukahayı dışlayan, devre dışı bırakan bir İslâm’ı gündeme getirenlerle, yaptığı buzağı heykeline;İşte bu buzağı, Musa (as)’nın ilahıdırdiyen Samiri arasında ne fark vardır? Samiri’nin buzağısı aramızda dolaşıyor. Resûlullah (sav)’ın sünnet ve siretini devre dışı bırakan İslâm tarifleri, anlayışları, yorumları, Samiri’nin günümüze kadar gelen buzağı heykelinin temsilcileridir.

Günümüzde genelde dünyada, özelde ise İslâm coğrafyasında Allah’ın İslâm’ı dışında bir hayli sahte İslâm ortalıkta dolaşıyor. “Çağdaş Samiriler” vasıtasıyla Kur’an ve sünnetin tarihselliği ispat edilmeye çalışılarak, Allah’ın İslâm’ı tarihin belli bir dönemine münhasır kılınıp hapsedilmek isteniyor. Müsteşriklerin teşviki ile yeni sahte İslâm’lar oluşturuluyor. Müsteşriklerin, “Allah’ın indirdiğini bırak, sen kendi dinini kendin yaz” kampanyasına katılanlar, “Allahû Teâlâ bugün Kur’an-ı Kerim’i inzal etseydi, bence şu hususta böyle değil de şöyle buyururdu” diyerek, beşer patentli bir İslâm’ı Allahû Teâlâ’ya nispet etmeye çalışıyorlar. Elbetteki bunların bu sahte İslâm’larına karşı mücadele edeceğiz. Ama şu duayı da etmeden geçmeyeceğiz: “Allah kendi İslâm’ını başka İslâm’lardan korusun.” Şunu unutmayalım ki; kişi, İslâm’ın İslâm’dan başka bir şey olmadığına inanmakla Müslümanlaşır. Aksi halde Müslüman olmaz. (Vakit, 30.3.2004, Mustafa Çelik)

Kaynak : Dinler arası diyalog tuzagı – Mehmet Oruc

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ey dilberi rana!

Posted by Site - Yönetici Ağustos 2, 2010

osmanlitokadi,Ey Dilberi Rana!,copy

Ey Dilberi Rana!

Osmanlı zamanında bir beyefendi bir hanımefendinin karşısına geçer der ki; ”-Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım. Niyetim acizane-i taciz etmek değildir. Bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir. Sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet, zevc-i izdivacınıza talibim!

Hanımefendi de cevaben der ki; ”-O mahrem suratınıza bir sille-i osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz…..”

..

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Mizah, Muhabbet, Türkiye, Yorumlar | 4 Comments »

HAC HAKKINDA BİR KAÇ MESELE

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2010

HAC HAKKINDA BİR KAÇ MESELE

HAC HAKKINDA BİR KAÇ MESELE

HAC HAKKINDA BİR KAÇ MESELE

H.Ş: “CUMA’ya rastlayan Arefe’nin sevabı, Cuma’ya rastlamayan yetmiş

Hac’dan efdaldir.

Tevbe Sûresi’nin 3. Âyetinde geçen (Büyük hac günü) kavl-i kerimini bu hadis-i

şerif izah eder.

* * *

H.Ş.’de: “Haccettiğiniz vakit, umre; umre ettiğiniz vakit de haccederek birbirini

tâkip ediniz. İkisi arasındaki bu beraberlik, demirci ocağı demirin kirini giderdiği gibi günâhları ve fakirliği giderir.

*  *  *

Bir kimse Ana-babası adına onların emirleri olmadan hac edebilir. Çünkü bu velâyet

ve niyâbet değil, yapılan ibâdetin sevâbını onlara bağışlamaktır.

*  *  *

Adam ölür de vârisi veya oğlu, sonra vârislere mürâcaat etmek üzere, kendi

malından babası için haccederse; meyyit vasiyet etmişse câizdir.

Eğer terekeye mürâcaat etmemek üzere kendi malından babası için

haccederse, meyyitin emri olsa da câiz olmaz.

* * *

Meyyitin malından sülüsü (üçte biri) kifâyet ederse memleketinden vekil gider.

Değilse müsâit olduğu yerden hac olunur (vekil tutulur).

* * *

Hac ile mükellef olan kimse, mükellef olduğu sene haccetmek için çıkıp, yolda

ölse; niyetinin ecrini alır, hac için vasiyet etmesi lâzım gelmez…

* * *

Bir kimse vârislerinden birine “Terekemden şu kadar masrafla nâmıma bedel

olarak haccet” diye vasiyet etse, vefatından sonra o vâris diğer vârislerin izni olmadıkça haccedemez. Vasiyet edilen mal, mirasa dahil olur.

* * *

Hac için bedel gönderilecek kişinin daha önce kendi nâmına haccetmiş olması

Şafiî’ye göre şart, Hanefî indinde şart değildir. Bu ihtilâfa binâen kendi adına haccetmiş, hac işlerini iyi bilen birinin gönderilmesi evlâdır.

Kaynak : HACC REHBERİ  – 33 Risale Ankara Fazilet

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Hac Rehberi, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Türk- İslam Birliği Yolunda

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2010

Türk- İslam Birliği Yolunda

Türk- İslam Birliği Yolunda

Türk- İslam Birliği Yolunda

Tüm dünyada yaşanan sorunların çözülmesi için demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanacak bu birliğin kurulması acildir. Dünya, bugün bu birliğe muhtaçtır. Bu birliğin kurulması, tüm dünyada güzelliklere vesile olacaktır.”

Kur’an, gelecekte gerçekleşecek olan bazı olayları haber verir. Bu olayların zaman içinde gerçekleşmesi, Kur’an’ın mucizelerindendir. Kur’an ayetlerinde bildirilen haberlerden biri de Kur’an ahlakının yeryüzünde hakim olacağıdır.

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Samimi iman sahiplerinin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kur’an’da haber verilen İlahi bir buyruktur. Bu konudaki Kur’an ayetlerinden bazıları şöyledir:

Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas Suresi, 5)

Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, her şeye güç yetirendir. (Ahzab Suresi, 27)

Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele. (Saff Suresi, 13)

Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 1-3)

Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır).” (peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Peygamberimiz’e (sav) Kur’an’ın vahyedilmesinden yaşadığımız döneme kadar, ayetlerde belirtildiği anlamda dünya çapında İslam ahlakı hakim olmamıştır. İslam ahlakı çok geniş topraklara yayılmış ancak yeryüzünün tamamında bir hakimiyet gerçekleşmemiştir. Allah’ın bu vaadinin ilerleyen yıllarda gerçekleşmesi beklenmektedir. Peygamberimiz’in (sav) hadisleri incelendiğinde de İslam ahlakının dünyada hakim olacağı dönemin oldukça yaklaştığı anlaşılır. (Kuşkusuz doğrusunu Rabb’im bilir.)

Bu dönem, barışın, adaletin, özverinin, yardımseverliğin en yoğun yaşandığı, kutlu bir dönem olacaktır. Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi sorunlar çözüm bulacaktır.

Bugün İslam dünyasının çarpık akımlardan, hurafe ve aşırılıklardan arındırılarak, Kuran’a dayalı bir İslam anlayışı ile yeniden eğitilmesi, Gazali’nin ifadesiyle “ihya edilmesi” gerekmektedir. Tüm dünyada yaşanan sorunların çözülmesi için demokratik esaslara ve hukukun üstünlüğü prensibine dayanan bir birliğin, Türk – İslam Birliği‘nin kurulması acildir. Dünya, bugün bu birliğe muhtaçtır. Türk – İslam Birliği’nin kurulması, tüm dünyada güzelliklere vesile olacaktır.

Söz edilen birlik konusunda, bugüne kadar neredeyse hiç seslendirilmemiş hatta düşünülmesi garip karşılanmış fikirler ortaya atılmakta, Türk İslam dünyasında çeşitli yetkililer, İslam ülkelerinin birlik olması gerektiği konusunda daha önce kendilerinden duyulmamış açıklamalar yapmaktadırlar. Son zamanlarda Türk – İslam Birliği, İslam dünyasında diplomatik düzeyde yapılan tüm toplantılarda temel konu olarak işlenmekte, Müslüman aleminin dört bir yanından birlik sesleri yükselmektedir.

60 dan fazla ülkeyle aramızdaki vize uygulamasının kaldırılmış olması, toplantı ve konferanslarda birlik ve beraberlik mesajları verilmesi Türk İslam Birliği’nin ütopya değil, beklenen bir oluşum olduğunun kanıtıdır. Son dönemde Türk İslam Birliği ve bu birliğin liderinin Türkiye olması gerektiği konusunda en çarpıcı açıklamalar ise, Arap dünyasından gelmektedir. Arap dünyasının en etkili gazetelerinden Londra merkezli El Kuds El Arabi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atwan’ın, Haber Vaktim Dış Haberler Müdürü M. Nedim Aslan’a yaptığı açıklama şöyledir:

Türkiye, Avrupalı olmadığını anladı. Türkiye bir Ortadoğu ülkesi. Ortadoğulu olmak suç değil, utanç duyulacak bir şey değil. Siz 600 yıl boyunca dünyayı yönettiniz. Türkiye tüm Avrupa’dan daha büyük. Avrupa Türkiye’den korkuyor. Türkiye köklerine geri döndüğünde daha güçlü olacak. Bugün Türkiye’de işleyen bir demokrasi var. Güçlü ekonomisi, özgür medyası, demokratik bir hükümet ve farklı düşünceden partilerin yanı sıra güçlü bir ordusu var. Türkiye bu şekilde Müslüman dünyasına liderlik yapabilir…. Neden Türkler de Araplara demokrasi, insan haklarını öğretmesin ki! Ben bir Arap olarak Türkiye’nin Arapları yönetmesinden gocunmam. Bugün mesela Norveç, İsveç neden “Almanya ve Fransa bizi koloni haline getiriyor?” demiyor. Türkiye’nin liderliğinde kurulacak bir birlik, hem Türkiye’nin hem Arapların hem de tüm Müslüman dünyasının lehine olur. Eğer Müslümanların ezilen onurunu, gururunu koruyacaksa neden böyle bir birlik olmasın? Bunun Türk, Arap ya da başka biri olması önemli değil. Ben özgürlük, barış, demokrasi, gelişmişlik getirecekse Türkiye’nin liderliğini şimdiden kabul ediyorum.

Son olarak Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’ın imza attığı Nahcıvan Anlaşması uyarınca kurulacak Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin, Türk dünyasının Birleşmiş Milletler’i konumunda olacağı, genel sekreterliğinin İstanbul’da bulunacağı ve ilk genel sekreterin de Türkiye’den olacağı açıklanmıştır.

Türk – İslam Birliği’nin ve Kur’an ahlakının yeryüzü hakimiyeti adım adım yaklaşmaktadır; bu Allah’ın Kur’an’da haber verdiği bir vaadidir. Ve hiç kuşkusuz Allah vaadinden asla dönmez. Bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı refah ve huzur dolu ortamıyla her Müslüman’ın kavuşmayı arzu ettiği bu yaşam, iman eden insanlar için dünya hayatında çok üstün bir ödüldür. Bu güzel dönemle müjdelenmek, kuşkusuz tüm Müslümanlar için üstün bir şereftir. Bizlere düşen, gerçekleşmesi yönünde çaba göstermek ve içten dua etmektir. Bu, Allah’ın dilemesiyle zaten gerçekleşecek olan bir olaydır; o halde buna vesile olma yönünde ne kadar çaba gösterdiğimiz konusunda kendimizi samimiyetle gözden geçirmeliyiz.

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Türk – İslam Birliği, Türk ve İslam dünyasının büyük heyecanla beklediği bir birliktir. Kaydedilen gelişmeler, bu müjdeli döneme hızla yaklaştığımızın önemli bir müjdesidir. Bu Birliğin kurulması yalnızca İslam dünyasının değil, dini, milliyeti ve düşüncesi ne olursa olsun her insanın kurtuluşu olacaktır. Türkiye’nin liderliğinde kurulacak olan birlik, bolluk ve bereketin artmasına, sanat ve bilimin daha fazla gelişmesine, çok güçlü ve köklü bir uygarlığın kuruluşuna vesile olacaktır. Allah’ın dilemesiyle Türk – İslam Birliği kurulacaktır; bu, Allah’ın takdir ettiği bir kaderdir. (Doğrusunu Rabb’im bilir)

Habervaktim Yazarı Fuat Türker

Bu makaleyi gønderen sayin M.Emin Øzler bey`e tesekkur ederiz.

..

OSMANLI’NIN HÜKMETTİĞİ ÜLKELER‏ – Video

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlı Tarihi, Osmanlılar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sandalyede Namaz`ın arkasındaki plan ne?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 31, 2010

Sandalyede Namaz”ın arkasındaki plan ne?

Sandalyede Namaz”ın arkasındaki plan ne?

Sandalyede Namaz`ın arkasındaki plan ne?

Asla basite alınmaması icap eden mühim bir meseleyi üçüncü defadır ele alıyoruz.

İbâdetlerini yerine getirmek için tamamen iyi niyetle tabure ve sandalyede namaz kılanların bilgisi olmasa da, bu memlekette câmilerin sandalyeyle dolması için çırpınan art niyetli kimseler varolageldi.

Planları şu: Cemaat sandalye ve tabureleri görmeye alışıp tepki göstermez hale geldikten sonra, sandalye ve tabureleri de kaldırıp câmilere sabit koltuklar yerleştirmek. O zaman hiç itiraz olmayacaktır, çünkü sandalye yerine yumuşak koltukta oturmak daha rahat…

Hasrettin Hoca’nın, gaga ve bacaklarını kestiği leyleğe, “Şimdi bir kuşa benzedin” dediği gibi, bu kimseler de câmileri sandalyeyle doldurup, “Şimdi kiliseye benzedin” diyecekleri günü bekliyorlar.
Hiç kimse, “Yok daha neler! O zaman câmilerin câmiliği mi kalır? O zaman câmiler tamamen kilise gibi olmaz mı!” demesin.
Evet tabii ki olur. Olmaya olur da, olur demeye bile lüzum yok. Çünkü zaten oldu. Bazıları büyük paralar harcayarak bu planı gerçekleştirdiler bile. Hem de gençlere yönelik ve başkentin göbeğinde.
Milletin tepkisini ölçmek için, adı câmi olan, şimdiye kadar görülmemiş acâip bir şey yaptılar. İçine de -sandalyeyi bırakın- sabit koltuklar koydular. Bununla da yetinmeyip, aynı çatı altında kilise ve havra (sinagog) bölümü bile yaptılar. Yani câmi, kilise ve havra aynı çatı altında…

Değerli okuyucular, bu ilk değil ikinci. Birincisini hatırlatıp tekrar buna döneyim. Birincisi, 2004’te câmi, kilise ve havra olarak, birbirlerine 3-5 metre mesafede yan yana Antalya Belek’de yapılmış, açılışını da Sayın Başbakanımız yapmıştı.
Çok Dinli” bu ikincisini, YÖK’ün kurucusu ve ilk defa başörtüsü yasağını başlatmak hizmetinin sahibi(!) olan büyük Müslüman dostu İhsan Doğramacı, 2008’de Ankara Bilkent Üniversitesi’nde yaptırdı.
Ne tepki olacağını görmek için ise, içinde kilise ve havra olan ve câmi kısmında koltuklar bulunan bu yapı tamamlanıp açılışı için hükümet erkânı ve bürokratlar davet edildi…
Edilirse edilsin, ne olacak ki?” mi diyorsunuz? “Böyle bir kimsenin yaptırdığı câmi-kilise-havra karışımlı bir yerin açılışına kim gider? Diye mi düşünüyorsunuz?..
Siz öyle düşünseniz de açılışta katılım patlaması yaşandı. Gelenler bu yapıyı övdüler de.

İşte haberi:
DOĞRAMACIZÂDE ALİ PAŞA CÂMİİ İBÂDETE AÇILDI! CÂMİDE ÖZEL KOLTUKLU BÖLÜM DİKKAT ÇEKTİ.
Câmide düzenlenen Kadir Gecesi programına İhsan Doğramacı’nın yanı sıra Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, AK Parti İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu, Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ile RTÜK Başkanı Zahid Akman da katıldı.
Caminin mimarı Erkut Şahinbaş’ı da tebrik eden Bardakoğlu, 21. yüzyılda yeni yeni mimari tarzlara ihtiyaç olduğunu ifade etti. Bardakoğlu, “Buranın mimarisine uygun şekilde din hizmeti vermeyi arzu ederiz. Elbirliğiyle aksamadan din hizmeti sunarız” dedi.”
Haberle ilgili geniş bilgi için bazı adresler:
http://www.netgazete.com/NewsDetail.aspx?nID=531639
http://h7.kanal7.com/foto-galeri.php?s=9&cID=470-
http://www.turktime.com/haber/Bilkent-te-BEYAZ-MUSLUMAN-Camisi/33535
http://www.cnnturk.com/2008/turkiye/09/27/bilkentte.cok.dinli.cami/495017.0/index.html
http://www.salom.com.tr/news/detail/9717-Dogramacizade-Ali-Sami-Pasa-Camiinde-ibadet.aspx

Değerli okuyucular! Sandalyede kılınan namazın câiz olup olmaması sadece namaz kılan kişiyi ilgilendirir. Ama câmilere sandalye ve tabure doldurulması, daha ileride koltuk konulma planı hepimizi ve İslamı ilgilendiryor.
a- Tabure, sandalye ve koltuk konulan câmiler açıkça kiliseye benzetilmiş oluyor. Bazılarının hedefleri de zaten bu.
b- Câmi ile kilise arasında fark kalmayınca da, İslam ile Hıristiyanlık arasında da fark kalmamış olacaktır. Bazılarının planı da zaten Müslümanları bu düşünceye çekmek. Peki mesele onların söyledikleri gibi mi? Bir Allah inancına dayalı İslam dini ile üç yaratıcı inancına dayanan Hıristiyanlık bir mi?
c- Câmi, kilise ve havrayı yan yana yapmaktaki hedef, Müslümanların zihinlerini diğer dinlere karşı yumuşatmak ve onları hak birer dinmiş gibi göstermektir.

Kimse çıkıp da “Hazreti Musa ve Hazreti İsa da peygamberdir. Onların tebliğ ettiği dinler niçin hak olmasın!” demeye kalkışmasın.
Asılları hak olan bu iki dinin, o iki mübârek peygamberle hiç bir alâkası kalmamıştır. Meselâ, Hazreti İsa’yı ilah kabul eden Hıristiyanlara Hazreti İsa –hâşâ- “Beni ve annemi ilah kabul edin” mi dedi!..

Sandalyede namazın câiz olup olmadığına gelince...

Her ne şartta ve ne şekilde olursa olsun, sandalyede namaz câiz olmaz” denilemez.

Meselâ tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş bir kardeşimiz kendi durumunu soruyor. Onun hayatı o tekerlekli sandalyede. İnemiyor-kalkamıyor, indireni yok-bindireni yok. Bu kardeşimiz namazını o tekerlekli sandalyede kılar.

Yerine göre koltukta da namaz câizdir. Şöyle ki: Otobüs, tren ve uçak gibi şehirlerarası vasıtalarda, koltukta namaz kılınabilir. Ama vapurda değil. Vapurda, baş dönmesi veya başka bir engel yoksa ayakta kılınmalıdır…

Zaten ibadet ayı olan mübârek Ramazan da yaklaştı. İbâdetle ilgili bu meseleye gerekirse biraz daha devam edebiliriz…

Kaynak : Ali Eren – Vakit

Bu makaleyi gønderen M.Emin Øzler bey`e tesekkur ederiz.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

HAYIRLI CUMALAR

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2010

HAYIRLI CUMALAR

HAYIRLI CUMALAR

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2010

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları

Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı ve Trafik Kazaları


Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in 27 sır kâtibi vardı. Âyetü’l-Kürsî Hicret’ten sonra bir gece yarısı nâzil olduğunda onu, Resûlullah’ın sır kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit r.a. yazmıştır.

Âyetü’l-Kürsî’ye ta’zim ve tebcîl için, bir rivâyete göre 40 bin, diğer bir rivâyete göre 80 bin melek nâzil olmuştur. Âyetü’l-Kürsî’ye çok muazzam ve muhterem bir melek hâdimdir.

Bugün bütün vâsıtalar tehlike hâlindedir. Ancak Ta’limât-ı İlâhiye ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir. [Hava], deniz ve kara vâsıtalarına binerken «Bismillâhi mecrâhê ve mürsêhê inne Rabbî le Ğafûru’r-Rahıym [Meâli: Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allâh’ın ismiyledir. Muhakkak ki Rabbim, çok mağfiret edici ve çok rahmet edicidir]» (Sûre-i Hûd, 41) diye okuyan kimse, her türlü tehlikeden muhâfaza olunur.

Sokağa çıkarken 7 Âyetü’l-Kürsî okuyup, her defasında 6 cihete üflemeli. Yedincide, “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve’l-aliyyü’l-azıym diye 3 defa okuyup “Huu” ile içine “Huu”lamak lâzım.

Bu ta’limat ile vesâite binenleri, Cenâb-ı Hakk her türlü felâketten korur. Bunu söylemezdik ama, tehlikelerin umûmiyeti bizi bu esrârı söylemeye mecbur etti. Hakikaten muazzam bir esrâr-ı İlâhîdir. Ne akıl, ne mantık, ne san’at, hiç biri ona tahammül edemez. Bunun adına “Kerâmetü’n-Nebî” derler.

Bu insanlar, isyanları ile kok kömürü hâline gelmişlerdir. Kuruların yanında yaşlar da yandığından, o yaşları kurtaralım diye bu esrârı ifşâ ediyoruz.”

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 563 takipçiye katılın