Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Diger Konular’ Category

MUSİBETLERİ DEFETMEK İÇİN OKUNACAK DUA

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2011

MUSİBETLERİ DEFETMEK İÇİN OKUNACAK DUA

MUSİBETLERİ DEFETMEK İÇİN OKUNACAK DUA

MUSİBETLERİ DEFETMEK İÇİN OKUNACAK DUA


OKUNUŞU:
Mâ şâallâhü lâ kuvvete illâ billâh“.

MA’NASI:
Allah Teâlâ’nın dilediği olur. Kuvvet ancak Allah’ındır.”


Duayı gönderen F.A kardeşimize teşekkür eder sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 2 Comments »

Kabir Suali ertelenenler

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2011

Kabir Suali ertelenenler,kabirsualiertelenenler

Kabir Suali ertelenenler

Mü‘minlerden,

1- Cuma günü vefat edenler,

2- Cuma gecesi ölenler,

3- Recep ayında ölenler,

4- Şa‘ban ayında ölenler,

5- Ramazan-i Şerif ayında ölenler suale çekilmezler.

Bunlarin sualleri, bayramdan sonra Allahü Teala hazretlerinin dilemesine kalmıştır.

Allahü Teala hazretleri kerimdir, rahimdir. İkramını geri almaz. Bu kişiler  İnşallah bayramdan sonra da sual görmezler.

Kaynak : Ruhulbeyan cild 13 sahife 757

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

100 kere okuyanın günahı affolur

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2011

100 kere okuyanın günahı affolur

100 kere okuyanın günahı affolur

100 kere okuyanın günahı affolur.

Subhânallâhi ve bihamdihi

Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:kim ki her gün 100 kere subhânallâhi ve bihamdihi tesbihini okursa günahları deniz köpüğü kadar dahi olsa affolunur.

Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Hakiki Kul Olmak ve Salih Amel Yapmak

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2011

Tövbe İçin Pişmanlık Gerekir.

Hakiki Kul Olmak ve Salih Amel Yapmak

ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Kim ALLAH’a ve Peygamber’e itaat ederse işte onlar ALLAH’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerle sıddıklarla şehitlerle ve iyi kimselerle beraberdirler.” (Nisa: 69) Demek ki ALLAH-u Zülcelal insanın ahirette ne şekilde olacağını bu dünyada bildirmiştir. İnsan ALLAH ve Resulünün emir ve nehiylerine riayet ederse kıyamet günü Peygamberler şehitler ve sıddıklarla beraber olacaktır.

Bizim bu zamanımız öyle bir zamandır ki insan ALLAH-u Zülcelal’in nimetlerine karşı nasıl cevap vereceğini şaşırıyor. ALLAH-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Sonra and olsun ki kıyamet günü (dünyada) sizlere verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür; 8 ,)

Biz görüyoruz ki soframızda nice nimetler vardır. Nice çeşitli yemekler yiyoruz. Peki bu nimetlere karşı ALLAH-u Zülcelal’e hangi dil ile cevap vereceğiz hangi amel ile O’na cevap vereceğiz? Bizler gece gündüz affolunmak için ağlasak yine de azdır. ALLAH-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey Habibim! Onları kendi hallerine bırak doyuncaya kadar yesinler dünya lezzetleri ile lezzetlensinler. Emel onları gaflete düşürsün. Onlar gelecek zamanda başlarına gelecekleri bileceklerdir.” (Hicr; 3)

Az yemek yiyenin nefsi zayıf olur. Nefsi zayıf olunca vücudun bütün azalarında nefsin tasarrufu da o derece azalır kesilip gider. Nefsin tasarrufu gidince aklın tasarrufu gelir. Akıl nuru göz nuru gibi değildir. Duvarların ardındakini göz göremez ama akıl görür. Yemek çok yendiğinde bedende aklın tasarrufu kesilir. Tasarruf nefsin eline geçer. Nefsin tasarrufu ile olan işler hep hatadır. Hatalı olduğu gibi dine muhaliftir. Öyle ise çok yemek gönlü karartır ve basiret gözünü kör eder.

Ebu Talib el-Mekki şöyle demiştir: “Bu karın dedikleri kamış gibidir. İçi boş olduğunda güzel ses verir; içi dolu olduğunda asla ses seda vermez.” İnsan karnı söyleyicidir. İçi boş olsa hep hikmetten söyler her söylediği hoş olur. Uykuyu az uyur. Seherde uyanıktır. Çok yiyen kimseler kuşluğa kadar uyurlar. Niçin uyumasın ki midesinde yemeklerin buharı vardır. Böyle olunca nefs-i emmarelik sıfatı galip ve hükümran olur. Hz. Aişe (R.A) anha şöyle buyurmuştur: “Bu ümmet arasında ilk çıkan bid’at çok yemek oldu. Ondan sonra diğer bid’atlar yüz gösterdi. Resulullah zamanında ümmet çok yemekten korkardı. Aksi halde imanın lezzetini İslam’ın tadını bulamayız derlerdi.” Şeytan nefsin istek ve arzularını kullanarak yaklaşır baskı kurar. Nefs aşırı emellerle ve boşuna kuruntularla insanı avutur. Zira vurdum duymazlık gaflet rahata düşkünlük tembellik ve miskinlik nefsin özelliğidir. İnsan dünyada neyi sever ve neye aşık olursa daima ondan bahseder. Bir tüccar malını sevdiği için nerede oturursa otursun malından bahseder.ALLAH-u Zülcelal’e aşık olan kimse de nerede oturursa otursun ALLAH-u Zülcelal’den bahseder. Böyle davranmadığımız takdirde ALLAH-u Zülcelal kural ve kaideye göre bizi yalancı çıkaracaktır. İnsan bir gün tek başına kabre girecektir. Orada ne mal ne de aile efradı hiç biri olmayacak tek başına kalacaktır. Fakat yanında iman nuru ve salih amel götüren kimseye ne mutlu!..

ALLAH-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) İnsanları azabın geleceği gün ile korkut. O gün zalimler şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve Peygamberlere tâbi olalım.” (İbrahim; 44)

Bizler ALLAH-u Zülcelal’in ayetlerinden gafil olmamalıyız. ALLAH-u Zülcelal çok şefkat ve merhamet sahibidir. O kıyamet gününde bizleri azabı ile azablandırmayı istemiyor. Daima bizleri ayet-i kerimelerle ikaz ediyor. Bizim de bu durumdan gafil olmamamız gerekir.Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığı gibi insan kıyamet gününde böyle diyecek ve tekrar dünyaya dönerek amel yapmak isteyecektir. Fakat bu durum ALLAH-u Zülcelal’in koymuş olduğu kural ve kaide dışındadır. Onun için biz ölmüş ve ALLAH-u Zülcelal bizlere müsaade etmiş ve tekrar dünyaya gelmişiz gibi kendimizi ayarlamamız gerekir.

İsa aleyhisselam şöyle buyurmuştur: “Dünyayı üç gün olarak kabul et: Birincisi; dün gelip gitmiştir ondan yana elinde bir şey yoktur. İkincisi; yarına kavuşacak mısın kavuşmayacak mısın bilemezsin. Üçüncüsü; içinde bulunduğun gün bu günün kıymetini bil ve değerlendir.” Hatta dünya üç saatten ibarettir. Birincisi; geçip giden saat. İkincisi; kavuşup kavuşamayacağın bilemediğin saat. Üçüncüsü; içinde bulunduğun saattir. O halde bu saatin kıymetini bil ve değerlendir. Hatta dünya üç nefesten ibarettir. Birincisi; geçip giden nefes. İkincisi; kavuşup kavuşamayacağını bilemediğin nefes. Üçüncüsü; almakta olduğun nefestir. Zira senin sahip olacağın tek nefesten ibarettir. O halde bu tek nefes içinde taat işlerine koş ki asi gitmeyesin. Ölmeden o nefesi tevbeye ver. Bilemezsin belki de ikinci nefese geçmeden ölmüş olursun.

Anlatıldığına göre adamın biri çölde yürüyordu. Bir gün şeytan onunla arkadaş oldu. O adam; sabah öğlen ikindi akşam ve yatsı namazını kılmadı. Akşam olunca o adam uyumak istedi. Hemen şeytan onu bırakıp kaçtı. Şeytan kaçarken o adam: “Neden benden kaçıyorsun?” diye seslendi. Şeytan: “Nasıl kaçmam ki? Ben ömrümde Yüce ALLAH’a bir kere asi geldim onun için ebedi lanete uğradım. Sana gelince bir günde beş kere Yüce ALLAH’a asi geldin. ALLAH’tan korkarım ki; sana gazab eder senin sebebinle beni de kahreder!” diye cevap verdi.

İşte namazımıza tam dikkat edip kıyamet gününü sanki bugün olacakmış gibi bilmemiz gerekir. Bakın bizden öncekiler gittiler. Biz de nöbetimizi bekliyoruz ve bizim nöbetimiz de bir gün bitecektir.

Bakın Ebu Derda (R.A)’dan rivayetle Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Elinizden geldikçe kendinizi dünya işlerine fazla kaptırmayınız. Biraz da ibadet için vakit ayırınız. Zira kimin gailesi sırf dünya olursa ALLAH işlerini dağıtır. Fakirliği iki gözünün arasına getirir. Hep fakir olduğunu sanır. Kimin de gailesi daha çok ahiret olursa ALLAH işlerini toparlar huzurunu arttırır. Zenginliği kalbine yerleştirir. Gönül zenginliğinde huzur bulur. Kim kalbini ALLAH’a bağlarsa ALLAH mü’minlerin kalbinde ona sevgi ve merhamet yaratır meydana getirir. Herkes onu sever. Hakkında hayırlı olan herşeyi ona hızla yaklaştırır.” (Taberani Beyhaki)

Hz. Peygamber (S.A.V) diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz şöyle buyurur: EyAdemoğlu! (Kulum) Kendini ibadetime ver ki kalbini kanaatle elini malla doldurayım. Ey Ademoğlu! Benden uzaklaşırsan (ibadeti terkedersen) kalbini fakirlikle (aç gözlülükle) doldurur elini de faydasız şeylerle oyalarım.” (Hakim)

Bunun için bizlerde dünyada devamlı olarak ALLAH-u Zülcelal’in zikri ile meşgul olmaya çalışırsak ve ALLAH-u Zülcelal’in istediği emrettiği şekilde kulluk vazifelerimizi yapmaya gayret edersek kabre girdiğimizde ve mahşer yerine vardığımızda da Allahu Zülcelal bize rahmeti ile muamele edecektir inşALLAH. Unutmayalım ALLAH-u Zülcelal bizden hakiki ve samimi bir şekilde kulluk istemektedir. Bunun yoluda O’nun emrettiği Hz. Peygamber (S.A.V)’in gösterdiği ve sadatların yaşadığı yoldan gitmekle mümkündür.

ALLAH-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin…Amin.

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

İSTİHARE DUASI

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

İstihare duâsı

İstihare duâsı

İSTİHARE DUASI

Yapılacak her işin iyi veya kötü olduğunu, yahut hemen yapmanın mı, yoksa ertelemenin mi daha uygun olduğunu anlamak için iki rek’at namaz kılınıp Allah’a duâ ederek işin sonunu kalbine ilham etmesini niyazda bulunmak sünnetir. 

İstihare Duâsı Şudur;

Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih. ” 

Allah’ım! Senin ilmine göre hayrını diliyorum, kudretinden güç istiyorum, senin büyük fazlını diliyorum. Zira sen kadirsin, ben kadir değilim, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlileri bilirsin. Allah’ım eğer sen bu işin benim dinim, geçmişim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır. Eğer bu işim benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla hoşnud eyle.”

Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hamdım, piştim, yandım.

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2011

Mevlana,mevlana,hamdim,yandim,pistim,Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Mevlanada Sevgi : Hamdım, piştim, yandım

1. Cömertlik veya yardım etmede akarsu gibi ol!

2. Şefkat ve merhamette, güneş gibi ol!

3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol!

4. Hiddet ve asabiyette,ölü gibi ol!

5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol!

6. Hoşgörülükte deniz gibi ol!

7. Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!

Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” düşüncesi sevginin en belirgin özelliğidir.

Mevlana’nın büyük bir hayranlıkla okuduğunuz bu yedi öğüdü,gerçek dostluğa, gerçek barışa, gerçek sevgiye bir davetiyedir.

Sevgi konusunu, gerek öz, gerekse biçim bakımından en güzel dile getiren düşünürlerden biri, belki de birincisi, Mevlana’dır.

Mevlana için sevgisiz insan, kanatsız bir kuş gibidir. Sevgi, insanı insan yapan, hırstan, kibirden, bencillikten kurtarabilen biricik ilaçtır.

Yaşamanın asıl amacının sevgiye ulaşmak olduğunu Mevlana şu dizelerle dile getiriyor: Seviyoruz; Yaşamımızın iyiliği bu yüzden İnanıyoruz; Yaşamımızın güzelliği bu yüzden. Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil. Diyen Mevlâna, bu yüce duyguya verdiği değeri dile getiriyor.

Mevlana, sözlerinde sevgiyi, dostluğu ve kardeşliği gündeme getirmiş, alçak gönüllüğü, hoşgörülü olmayı, başkalarına yardım etmeyi, paylaşmayı, insanların dürüst olmaları gerektiğini, karşılıksız yardımı öğütlemiştir. İnsanların dış görünümüne göre karar verilmemesini, iç dünyasının güzelliğinin fark edilmesini vurgulamıştır. İnsan kusurunu ortaya dökmek yerine, kendisinde saklaması gerektiğini söylemiştir.

Mevlana’nın şu sözlerini de duymayanımız yok gibidir. “Nice insanlar gördüm,üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm,içinde insan yok.”

Şefkatli ve merhametli davranılması gerektiğini, imkan dahilinde elinden geldiğince yardım edilmesini, hiddet ve şiddete yer verilmemesini, insanın şiddet duygularını kontrol altına almasını, hoşgörülü olmasını tavsiye etmiştir.

Mevlana, sadece halka mesaj vermemiş, zamanın devlet yöneticilerini de yazıları ile uyarmak istemiştir. Bu konuda da şunları yazmıştır.”Balık baştan kokar!.. Yöneticilerin huyu halkına da tesir eder… Yönetici bir havuza benzer; halk da bu havuza bağlı su boruları gibidir. Eğer havuzdaki su pis olursa, borulardan da aynı bu su akar. Sen bu sözün mânasına dal, adamakıllı dikkat et, iyice düşün bakalım!..”

Ne ekerseniz onu biçersiniz. Tasavvufa göre dünya bir aynalar ALEMİDİr. Siz kendinizde dürüstlüğü ve samimiyeti yaşarsanız size diğer insanlardan gelen yansımalarda dürüstlük ve samimiyet olacaktır. Ayna size, sizden başkasını gösteremez.

Bütün mesele insanoğlunun dürüst olmamasından kaynaklanır. Çünkü insan kutsal kitaplarda anlatılan nefsinin etkisi altındadır ve uyumaktadır. Nefs insanı hayatı boyu çıkmaz sokakların karanlıklarında dolaştıran, acıyla kederle mücadeleyle, düşmanlıkla, nefretle, kinle beslenen, ayıran, bölen bir benlikler topluluğudur. İsteklerinin ardı arkası gelmez. Bütün dünyayı verseniz yine de mutlu olmaz.

Kendiniz olmanın temel şartı da dürüst olmaktır. Dürüstlük insan olmanın en büyük erdemidir.

Yaşadığımız yüzyılda herkes, her şeyi kendi gözlüklerinin ardından ve kendi egosal dürüstlüğüne göre değerlendirmekte ve dürüstlük kendi çıkarlarımıza ve arzularımızın tatmin edilmesine uygun olarak şekil değiştirmektedir. Ve bin bir kılığa girmekte. Neden, nasıl dürüst olmamız gerektiği ise çoktan unutulmuş durumdadır. Gerçek insan olmak için, İnsanoğlu olmak için dürüst olmalıyız.

Aşk ve sevgi anlatılamaz olandır. Tanımlanamaz olandır. Yaşanması gerekir. Hissedilmesi gerekir. Sevgi Ruhun Duruşudur.

Mevlana der ki: “Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, Diken düşünürsen, dikenlik olursun.”

Ne düşünürseniz O’sunuz.

Binlerce yıldır yeryüzünde meydana gelen  şiddetin, acımasızlığın, sefilliğin, savaşların ve her birimizin kalabalıklar içinde yalnız olmamızın ve bu dünyada artık gidecek bir yer bulamayışımızın nedeni sevgiden ayrılmamızdır.

Birbirimizi,  kardeşlerimizi sevmeyi unuttuk. Yaşamın gerçek özünü ve manasını unuttuk.

Mevlana der ki “Sevgiden acılar tatlılaşır; sevgi yüzünden bakırlar, altın olur; sevgi yüzünden tortular durulur, arınır; sevgiden dertler şifa bulur; sevgi yüzünden padişah kul kesilir.

Çünkü hepimiz Mevlana’nın dediği gibi İlahi güzelliğin aynasıyız.

Mevlana’nın insanı gönül dergahına sevgiye çağırışında ki aşk öyle bir aşktır ki, ham iken pişmeyi ve yanmayı gerektirir.

Sevgiyi,aşkı bilmeyen gönül hamdır. Aşk ateştir. Eriyiştir. Erimek, şimdiye kadar bildiğimiz her şeye ölmek demektir. Yeni olmak,yenilenmek, yeniden doğmak demektir.

Sevgi, bütün insanlığı ve alemi sevmektir. Sevgi olayında, başka insanların düşüncelerine, inançlarına gelenek ve göreneklerine, yaşam biçimlerine saygılı olunması gereklidir. Samimiyet ise sevgi yoğunluğu ve dağılımı olan bir toplumda, içtenliğin yaygın hale gelmesidir. Bunların doğal bir sonucu olan toplum, içten bir bağlılık içerisinde olacak ve güçlü bir dostluk zinciri tesis edebilecektir. Bu aşama çıkarsız bir beraberliğin ve dayanışmanın son halkasıdır.

Mevlana “Ben ayırmak için değil birleştirmek için geldim“ diyor. “Beri gel, beri gel daha da beri gel ama sevgiyle gel“ diyor. İşte bu durum koşulsuz, alemi ve tüm insanları kucaklayan bir sevgidir.

Bu sevgi için Mevlana şöyle diyor:

Aşk Geldi , damarımda derimde Kan kesildi .Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Asl olan sevmedir. İnsan mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve ayıklamalıdır. Bedenimiz tıpkı bir arı kovanı gibidir. Bu kovanın balı ve mumu da ilahi aşk’tır. İşte sevginin insana egemen olması dünya  barışınıda  da, dünya kardeşliğini de yaratacaktır. Dostluğun da, barışın da temeli sevgidir. Her şeyi ve her yaratılanı  sevmek ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir.

Mevlana yüzyıllar öncesinden “Sevgi ve merhamet insanlığın; hiddet ve şehvet ise hayvanlığın vasıflarındandır” der ve savaşı, çocukların kavgasına benzeterek; hepsinin de anlamsız ve saçma olduğunu söyler. Savaş yeryüzüne ve yüreklerimize kederden acıdan ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir. İnsanlığın kendini bilmekten, bildikten sonra değişmekten başka çaresi yoktur. Ve dünyamızın barışa, huzura ve sevgiye ihtiyacı var. Yani her birinizin içindeki sevgiyi açığa çıkarmanıza ihtiyacı var.

Siz sevgi olduğunuzda nihayet insan kardeşlerinizle insan tadında huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz. Ve yaşadığınız gezegenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.

Mevlana gibi herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, hoş görebilecekseniz,dünya  kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz.

Hatırlanması gereken şey ise insanın sevgi olduğu ve sevginin her şeyin çaresi olduğudur.

Bu konuda Mevlana şöyle der:

Senin canının içinde bir can var, o canı ara!

Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

Gelmiş geçmiş onca alim , sayısız veli ve Hak aşığı içinde Mevlana kadar insanı yücelten ve insanın Allah katında ne kadar yüce bir varlık olduğundan bu kadar açık bahseden en önemli şahsiyetlerden birir.

Sevgiyi ve aşkı onun kadar derin anlatan ve tüm insanlığa armağan eden başka birine daha rastlamak mümkün değildir.

Mevlana baştan aşağı bir tevazu abidesi ve sadece yaşadığı devrin değil tüm devirlerin aydınlık ışığıdır. Tüm insanlığın düşünen başı, duyan gönlü olan Mevlana’nın yolu sevgi ve barıştır.

Mevlana’ya göre sevgi “İnsanı hayata bağlayan zincirin en güçlü halkası ve insanı yaratanına ulaştıracak merdiven”dir.

Allah ve insan sevgisi ile yanıp kavrulan Mevlana, son nefesine kadar insanın etrafına faydalı olmasını ve hizmet etmesini ister.

Bu konuda şöyle seslenir: “Bir mum dahi eriyip gideceğini bildiği halde etrafına ışık saçmaktan geri durmaz, ey insan sen ki Yaradanın kudretiyle dopdolu iken neden geri durasın?

Mevlana’nın ağzından çıkan her sözü ve davranışı birlik, kardeşlik ile doludur. Seslenişi bütün insanlara ve insanlığadır.

Mevlana insanların arasındaki dayanışmaya çok büyük önem verir ve yardımlaşmanın ancak olgun insanlarda görülen güzel bir davranış olduğunu açıklarken: “Eğer insan birbirine yardım etmiyor, birbirinin mutluluğunu istemiyorsa ve olgun değilse o insan değildir,” diyor.

Mevlana en büyük işlerden en küçük ayrıntıya kadar her hususta başkalarını düşünen, kayıran, severken aynı zamanda insanların gönüllerini tamir eden, insanlardaki ıstırapları yumuşatan, fenalıkları eriten, ihtirasları, kirleri yok edip temizleyen gönüller sultanıydı.

Mevlana’ya göre mala ve mülke tapanların dostluğu dünyevidir.

Ona göre dostluğun şartı kendini dostuna feda etmek, dost için icabında kendini kavgalara atmaktır. Mevlana sevdiklerini herşeyi ile severdi. O’nun sevgi anlayışı basit maddi çıkarlarla kuşatılmış menfi aldatmacalar değil, mert gönüllerin coşkusu ve karşılıksız sevgiydi.

Her şeyin ilacının sevgi olduğunu söylerken şöyle diyor: “Sevgiden bakırlar altın kesilir,dertler sevgiye derman olur ve ölüler sevgiden dirilir.”

Hayatı, sevginin müşahhaslaştığı bir şâheser olmuş olan Mevlana, sevgiye, üstün ve yüceltici bir değer atfederken, ayrıca, ona, en üst dereceden dönüştürme gücü ve kudretini de nispet etmektedir.

Yaşadığı sürece insanı olgunlaştırıp kâmil yapan sevgiyi, insanlık sevgisini esas tutan Mevlana, hudutsuz tolerans ile iyiliği, hayrı, sabrı, sakinliği, hazımlı olmayı, şiddet ve öfkeye esir olmamayı, merhamet ve affetmeyi öğreten Mesnevi’sinde şöyle sesleniyor: ”Sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden bulanık sular arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Padişahlar kul olur.

Mevlana hayat sevgisini ve o muhteşem aşkı ölümsüzlük manasıyla yoğurup, kendinden sonraki nesillere bir iksir hassasiyetiyle içinde sunan bir gönül eridir. İnsanlar üzüntülerine dermanı onda bulmuş, fazilet ve hakikati onun sözlerinde aramıştır. O, inanç ve sevgi olmuştur.

Mevlana’nın bu sevgisi sabah rüzgârı kadar serin, dosttan ayrı kalmış gönüllere arkadaş olacak kadar yücedir. Mevlana’nın görüşünde aşk duyulan ve insanı var eden sevgili Hakk’ın kendisidir.

Mevlana’daki insan sevgisinin temelinde ‘aşk’ın çok önemli bir yeri vardır. O, ‘aşk’ın mahiyetini ve insan hayatındaki yerini dikkatli bir şekilde açıklar. Ona göre, insanın Sonsuz Olan’la irtibat kurabilmesi ancak aşk ile olur.

Mevlana’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir.

Mevlana, Mesnevî’de “İlâhî takdirin insanlar arasında aşkı yarattığını” söyler. Ona göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı. Hayatın bir safhadan ötekine yükseltilmesine ve cansızdan canlının çıkarılmasına hep aşk vesile olmuştur. Aşk, yaratılışın, büyümenin ve gelişmenin ana prensibidir.

Mevlana’ya göre, insanın ideal mahiyetini bulan ve onun idrakinde olan kişi hem “âşık” hem de “mâşuk”, yani hem Allah’ı seven hem de Allah’ın sevdiği kişi olur. Mevlana burada âdeta bir “aşk felsefesi” yapar. Kamil insan bu aşkı bütün benliğinde bulan ve yaşayan kişidir. Dolayısıyla insan kendi canında O’nu bulacak ve orada Gerçek Dostun’a kavuşacak bir varlıktır. O, bu hususu şöyle dile getirir: Her şeyi aramadıkça bulamazsın; Ancak bu Dost başka; O’nu bulmadan arayamazsın.

Mevlana, eserlerinde insanın faziletlerinden bahseder. İnsan ancak kendisindeki bu cevheri keşfettiği zaman insan olma vasfını taşır:

Canının içinde bir can var, o canı ara!

Dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!

A yürüyüp giden sûfî, gücün yeterse ara;

Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara!

Mevlana’ya göre insanın en önemli görevi kimliğini bulması ve Allah’ın hakikatine vakıf olmasıdır. Ancak bu şekilde insanlık sıfatına layık olabileceğini söylerken şöyle diyor: ”Eğer sevgilini görmediysen, bulmadıysan neden aramıyorsun? Yok eğer bulduysan, neden coşmuyorsun?

Mevlana sadece kendi asrında  değil, temsil ettiği geniş hoşgörü, neşe, umut meşalesiyle kendinden sonraki asırlarda  da ışık tutmuştur. O’nun fikirleri her asırda taze, yeni ve öncüdür. O Allah’ın bağışlayıcı ilhamı ile günah ve kusurları hoş görebilmiştir.

Mevlana, tüm olumsuzluklara rağmen içi sevgi ile dolu olan insanları bakınız, ne de güzel tasvir ediyor:

Diken içindeler,

Ama gül gibiler.

Hapisteler,

Ama süt  gibiler.

Balçık içindeler,

Ama gönül gibiler.

Gece içindeler,

Ama sabah gibiler.

Şöyle diyor Mevlana, “ Düşmanının Seni Sevmesini istiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönülle yol vardır”.

Bir cümleyle toplamaya çalışırsak, Sevmeyi başarabilen insanlar içtenlikle bir arada olabilecekler ve birbirlerine bağlı kalacaklardır.

Mevlana sevgiyi, aşkı kısaca şöyle anlatır. “Hamdım, Piştim, Yandım”.

 

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

 

 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

99 derde deva dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2011

99 derde deva dua

99 derde deva dua

99 derde deva dua

La havle ve la kuvvete illa billâhil aliyyil aziym

Manası: Güç ve kuvvet yalnız ve yalnız Allahü Tealanındır

Ebu Hureyre den rivayet


Allah’ın sevdiği iki kelime

Sübhânallâhi ve bihamdihi,sübhanallahil aziym

Manası: Allah ü Tealayı tesbih ederim hamd O’na mahsustur azim olan Allah I tesbih ederim

Hadis-I şerifle sabit


Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2011

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Musafaha Nedir?Nasıl Olmalıdır?

Gerek erkek erkekle , gerekse kadın kadınnla , karşılaştıkları zaman selâmlaşmaları, hal-hatır sormaları, tokalaşmaları, kucaklaşmaları, birbirlerine güleryüz göstermeleri Musafaha demektir ve bu İslâmî kardeşliğin bir icabıdır.

Bir hadiste Peygamberimiz musafahanın faziletini şöyle anlatırlar:

İki Müslüman karşılaşıp musafaha yaparlarsa, Cenâb-ı Hak, onlar ayrılmadan her ikisinin de günahını bağışlar. (1)

Peygamberimizin bu hususta nasıl hareket ettiğini de Hazret-i Ebû Zer ra;den öğreniyoruz. Müslümanlar kendisine sorarlar:

Resul-i Ekremle (a.s.m.) karşılaştığımz vakit sizinle musafaha yapar mıydı?

Bu sual üzerine Hz. Ebû Zer (r.a.) kendi başından geçen nurlu bir hatırayı şöyle anlatır:

Resul-i Ekrem Efendimizle (a.s.m.) karşılaşıp da musafaha etmediğimiz hiç vaki değildir. Her karşılaşmada musafaha ederdi. Beni bir gün evden çağırtmıştı. O gün evde yoktum. Eve geldiğimde haber verdiler. Hemen huzuruna vardım, divanın üzerinde oturuyorlardı. Beni görünce ayağa kalktı ve kucakladı. Bu manzara benim için çok, hem çok güzel bir şeydi.” (2)

Karsılaşınca musafaha yapmak, kucaklaşmak Peygamberimizin hem sözlü, hem de fiilî bir sünnetidir. Peygamberimizin sünnet olan bu hareketini mutlaka erkekler tatbik edecek diye bir kaide yoktur. Bu sünneti mü;min erkekler yapabildikleri gibi, mü;min kadınlar da yaparlar yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, kadınlarin kendilerine nikâhı düşebilecek erkeklerle musafaha yapmamalarıdır, bu caiz değildir.haramdır.

Karşılaşınca Peygamber Efendimizin üzerine salavat-ı şerife getirme meselesine gelince; bu mevzuda da yine bir hadis-i şerifin mealini okuyalım:

Birbirlerinii seven iki kul karşılaştıkları zaman Resulullaha (a.s.m.) salavat getirirse, ayrılmadan önce Allah c.c ;nın affına ermiş olurlar.” (3)

Meallerini verdiğimiz bu hadisi şeriflerden, bizim de tabiî olarak tatbik ettiğimiz şu sıralama çıkıyor. İki Müslüman karşılaştıkları zaman önce “Esselâmü Aleyküm” “Ve aleykümüsselam” diyerek selâmlaşırlar, musafaha yaparlar ve “Allahümme salli âlâ seyyidinâ Muhammed” diyerek Peygamberimizin üzerine salavat getirirler. Bunlann hepsi de sünnettir. Hiçbir zaman bidat ve uydurma olamaz. Gerek erkekler, gerekse kadınlar kendi aralarında bu sünneti yaşamaya, yaşatmaya gayret ederler.

Yalnız, kadınlar musafaha ve kucaklaşma sünnetini cadde ve sokak gibi yabancı erkeklerin görebileceği bir yerde yapmamaya dikkat ederlerse daha isabetli olur. Zaten takvaya riayet eden mümin kadınlar her vakit İslâmî edep ve erkâna riayet ederler.

Erkeklerin karşılaştıklarında birbirlerinin yüzünü öpmesi İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed rahımehüllahe göre mekruh ise de, İmam-ı Ebu Yusufa göre mekruh değildir.bu hususta imamı azam ve imamı muhammedin fetvası muteberdir.

Bazı alimler bu hususta şöyle derler: Eğer yüzünü öptüğü bir kimse bir din alimi ve takva sahibi bir kimse ise, bunda bir mahzur yoktur. Çünkü, bunda dinin şerefini korumak vardır.

Kadınların ise karşılaştıkları zaman ve ayrılacakları zaman birbirlerinin yanaklarını öpmeleri mekruhtur. (4)

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Dipnotlar:

1- Ebu Davud, Edeb: 143

2- Müsned, 5:168.

3- el-Ezkar Trc. s.480

4- el- Fetava’l- Hindiye, 5:369

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Eve girerken okunacak dua

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2011

Eve girerken okunacak dua

Eve girerken okunacak dua

Eve girerken okunacak dua


Allahümme inni es’elüke hayrel-mevleci ve hayrel-mahrici, bismillahi velecna ve bismillahi haracna ve alellahi, Rabbine tevekkelna

Manası: Ey Allah’im! Evime her giris ve cikisimda senden hayir ve iyilik dilerim. Allah’im senin mubarek ismini anarak evimize girdik, Allah’im, senin mubarek adini anarak evimizden ciktik. Rabbimiz Allah’a dayandik. Ey Rabbimiz sana tevekkül ettik.

Müslim ve Ebu Davud dan rivayet


Duayi gønderen F.A kardesimize tesekkur eder sizlerinde dualarini bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HADİSLERDE KUR’ÂN-I KERİM’İN FAZÎLETİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2011

HADİSLERDE KUR'ÂN-I KERİM'İN FAZÎLETİ

HADİSLERDE KUR'ÂN-I KERİM'İN FAZÎLETİ

HADİSLERDE KUR’ÂN-I KERİM’İN FAZÎLETİ

1- Müslim’de rivayet edilen bir hadiste; Ebu Umame (r.a)’den, Resulullah

(s.a.v)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kur’an’ı öğreniniz. Şüphesiz o, kıyamet günü ehlin için çok iyi bir şefaatçı olacaktır.”

2- En-Nevvas b. Sem’an (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber’i şöyle derken duydum.

Kıyamet günü Kur’an-ı Kerim ve bu dünyada onunla amel edenler getirilirler. Önlerinde de kendilerini arkadaş edinenleri savunan Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri bulunur” (Müslim).

3- Buhârî’de rivayet edilen bir hadiste; Osman İbn Affan (r.a)’dan,

Resûlullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Aranızda en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.

4- Hz. Aişe (r.anha) anlatıyor: Hz Peygamber (s.a.v): “Kur’an’ı okumak kendisine zor geldiği halde onu takılarak okuyana iki sevap vardır” buyurmuştur (Buhârî, Müslim).

5- Ebu Musa el-Eş’arî ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü’minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir.

Kur’an okumayan, ancak onunla amel eden mü’minin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan ham hurma gibidir.

Kur’an’ı okuyan münâfığın durumu ise kokusu güzel tadı buruk reyhâne otu gibidir.

Kur’an’ı okumayan münâfığın durumu ise kokusu olmyan, tadı da buruk olan acı yaban keleği gibidir“( Buhârî, Müslim ).

6- Hz. Ömer (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah Teâlâ bu Kur’an’la bazı kavimleri yüceltir bazılarını da batırır” buyurmaktadır (Buhârî, Müslim).

7- Müttefakun aleyh olan bir hadiste, İbn Ömer (r.a)’den Allah Rasûlü’nün şöyle dedi i rivayet olunmuştur. “Haset (gıpta veya imrenme) sadece iki yerde olur. Biri Allah’ın kendisine Kur’an öğrenmeyi nasip etti i kimsedir

ki, onu gece gündüz okur, kendisini işiten komşusu:Keşke komşuma verilen Kur’an nimeti bana da verilseydi de, gere i ile amel etti i gibi ben de etseydim!” der. Diğeri de, Allahın kendisine mal verdi i kimsedir ki, onu

hak yolda sarfeder. Bunu gören diğer biri: “Keşke şu hayırsever kişiye verilen mal gibi bana da verilseydi de, onun yaptığı gibi ben de hayır yapabilseydim!” diye imrenir.

8- el-Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Sahabilerden biri atı yanında iple bağlı olduğu halde Kehf Sûresi’ni okumaya başlar. Derken bir bulut çıkar ve sahabinin üzerine çökmeye yönelir. Hatta atı bu buluttan ürkmeye başlar.

Sahabi sabah olunca Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelip durumu anlatır. Hz.Peygamber (s.a.v): “O Kur’an için inmiş huzur bulutudur” buyurur (Buhârî, Müslim).

9- İbni Abbas (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber ( s.a.v): “İçinde Kur’an’dan bir şey bulunmayan kişi harabe ev gibidir” buyurmuştur (Hadis hasen-sahîhtir; ( Tirmizî).

10- Tirmizî’nin hasen ve sahih diye vasıflandırdı ı, Ebu Davud’un da rivayet ettiği bir hadiste Abdullah b. Amr b. el-Âs ( r.a)’ın nakline göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kur’an ehline; Kur’an’ı oku ve

yüksel, Kur’an’ı tıpkı dünyada okuduğun gibi tane tane tertil üzere oku, zira senin rütben, okuyaca ğn son âyetin yakınındadır” denilecektir.

11- Sahîh-i Müslim’de, Ukbe b. Âmir (r.a)’den şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Biz, Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v) dışarı çıkıp: “Günah işlemeksizin ve akrabalık bağını koparmaksızın Buthan’a yahut Akik’a kadar

gidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi hanginiz ister?” diye sordu. “Ya Resûlallah! Biz bunu isteriz” dedik. “Öyle ise sizden herhangi biri mescide gider de celil ve aziz olan Allah’ın kitabından iki âyet öğrenir

yahut okursa bunlar onun için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu âyetlerin sayıları arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.”

12- İbn Mes’ud (r.a) Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Bir kavme, Allah’ın kitabını en iyi okuyanları imamlık eder” (Müslim).

13- Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber, Uhud’da öldürülenlerden iki kişiyi biraraya getirdikten sonra: “Bunlardan hangisi Kur’an’la daha fazla haşır neşirdi?” diye sorar; birine işaret edilldiği takdirde, önce

onun defin işlemini yapardı (Buhârî-Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce).

14- İmrân İbn Husayn (r.a) anlatıyor: Bana Kur’an okuyan bir kadın uğradı, okudu sonra karşılık istedi ardından da bu isteğini geri alarak şöyle dedi: Hz.Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Kur’an okursa karşılığını Allah’dan istesin. Bir zaman gelecek insanlar Kur’an okuyacaklar da karşılığını insanlardan isteyecekler” (Hadis hasendir, Tirmizî)

15- İbn-i Mes’ud ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v) “Allah’ın kitabından bir harf okuyanın, okuduğu harfe karşılık sevabı vardır. Bir iyilik on katıyla değerlendirilir. Elif, Lâm, Mîm bir harftir demiyorum. Elif de harftir,

lâm da harftir, mim de harftir” buyurmaktadır (Hadis hasen-sahîhtir, Tirmizî ).

Bu güzel yazıyı bize gönderen degerli ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 626 takipçiye katılın