Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ashab-ı Kram’ Category

Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2008

Eshab-ı Kiram'ın Örnek Hayatı

Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı

ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin amcası

ABBAS BİN UBÂDE Ensarın muhaciri diye tanınan sahabî

ABDULLAH BİN ABBÂS Tefsîr âlimlerinin şâhı

ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî

ABDULLAH BİN ATİK Medîneli ilk Müslümanlardan

ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTÛM Peygamberimizin müezzinlerinden

ABDULLAH BİN CAHŞ Uhud şehitlerinden

ABDULLAH BİN EBÎ BEKR-İ SİDDÎK Hz. Ebu Bekir’in oğlu

ABDULLAH BİN HANZALA Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu

ABDULLAH BİN HUZÂFE Resûlullahın elçilerinden

ABDULLAH BİN MES’ÛD Kur’ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî

ABDULLAH BİN ÖMER En çok hadîs bilen sahâbîlerden

ABDULLAH BİN REVÂHA Resûlullahın şâiri

ABDULLAH BİN SELÂM Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî

ABDULLAH BİN SÜHEYL Bedir’de babasına karşı savaşan sahâbî

ABDULLAH BİN ZEYD Sâhib-ül ezân

ABDULLAH BİN ZÜBEYR Medîne’de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî

ABDURRAHMAN BİN AVF Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri

ADİ BİN HÂTİM TÂİ Âilece cömert olan sahâbî

ÂMİR BİN FÜHEYRE Meleklerin defnettiği sahâbî

AİŞE-İ SIDDIKA Peygamberimizin hanımlarından

ALİ BİN EBÎ TÂLİB Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı

AMMÂR BİN YÂSER Şehîd oğlu şehîd

AMR BİN ÂS Meşhûr Arab dâhîlerinden

ÂSIM BİN SÂBİT Arıların koruduğu sahâbî

BERÂ BİN ÂZİB Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî

BEŞİR BİN SA’D Hz. Ebû Bekir’e ilk bîât eden sahabî

BİLÂL-İ HABEŞİ Peygamber efendimizin müezzini Yazının devamını oku »

Posted in Ashab-ı Kram, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennete Uçarak Giden Sahâbî: CA’FER-İ TAYYÂR

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2008

6,Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin Hayatı - Biyografi.

Cennete uçarak giden sahâbî: CA’FER-İ TAYYÂR

Peygamber efendimiz, 36 yaşlarında bulundukları sırada Hicaz topraklarında şiddetli bir kuraklık ve açlık hüküm sürüyordu. Hemen herkes her geçen gün bunun ağırlığını daha çok, daha derinden hissediyordu. Peygamber efendimizin amcası Ebû Tâlib, kalabalık bir ailenin reisiydi. Ailesini geçindirecek bir servete sahip değildi. Bunun için geçinmekte herkesten daha çok sıkıntı çekiyordu.

Yükünü biraz hafifletelim

Peygamber efendimiz, küçük yaşından beri yanında büyüdüğü ve iyiliğini gördüğü amcasına bu sıkıntılı zamanında bir yardım yapmak, onun geçim yükünü hafifletmek istiyordu. Bu sebeple, amcalarının en zengini olan Hz. Abbâs’a bir gün şöyle teklifte bulundular:

– Ey Amcam, biliyorsun ki, kadeşin Ebû Tâlib’in çok çocuğu vardır. İnsanların uğradığı şu kıtlık ve açlığı da görüyorsun. Haydi, Ebû Talib’e gidelim, onun aile yükünü biraz hafifletelim. Bakıp, büyütmek üzere oğullarından birini ben yanıma alayım, birisini de sen alırsın. Evlâtlarından iki tanesini onun üzerinden almak kâfi gelir.

Hz. Abbâs, “olur” deyince, kalktılar, Ebû Tâlib’in yanına vardılar. Ona dediler ki:

– Halkın, içinde bulunduğu kıtlık ve darlık kalkıncaya kadar, senin çocuklarından bir kısmını yanımıza alıp yükünü hafifletmek istiyoruz.

Ebû Tâlib de onlara dedi ki:

– Oğullarımdan Ukayl ve Tâlib’i bana bırakıp, istediğinizi alabilirsiniz.

Böylece Peygamber efendimiz Hz. Ali’yi, Hz. Abbâs da Hz. Ca’fer’i yanına aldı.

Birgün Ebû Tâlib, oğlu Ca’fer ile şehrin dışında yürürken Peygamber efendimizi gördü. Hz. Ali ile beraber namaz kılıyorlardı. Ebû Tâlib, oğlu Ca’fer’e:

– Git, sen de kardeşinin yanına dur, namaza başla, dedi.

Ca’fer gidip, Hz. Ali’nin yanında namaza durdu. Namazdan sonra, Peygamber efendimiz, Ona duâ ederek buyurdu ki:

– Hak teâlâ, sana iki kanat versin. Cennette onlar ile uçarsın.

Allahü teâlâ bu duâyı kabûl etti. Hz. Ca’fer, Mûte gazâsında, şehîd olmakla şereflendi. Allahü teâlâ, ona iki kanat verdi. Firdevs Cennetinde uçmaktadır. Bunun için Ca’fer-i Tayyâr diye meşhûrdur.

Kureyş müşriklerinin Eshâb-ı kirâma karşı revâ gördükleri zulüm ve işkenceden sonra, Peygamber efendimiz, bir kısım Eshâbın Habeşistan’a hicret etmelerine müsaade etti. Kâfile, Hz. Ca’fer’in başkanlığında hareket etti. Habeşistan’da çok iyi karşılandılar.

Teslim edilmesini isteyiniz Yazının devamını oku »

Posted in Ashab-ı Kram, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ben, senin önüne nasıl geçerim

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2008

h.z..Ebubekir

Ben, senin önüne nasıl geçerim

Bir gün Ebû Bekir Sıddîk (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Ali bin Ebî Tâlib (Radiyallahu anhu) de geldi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– (Geri çekilip) Yâ Ali! Sen, buyur, gir dedi. O da cevâb verip aralarında aşağıdaki uzun konuşma oldu:

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Yâ Ebû Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Sen önce gir yâ Ali! Resûlullah’a daha yakın sensin. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resûlullah’tan işittim. Ümmetimden, Ebû Bekir’den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Ben senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kızı Fâtımatü’z-Zehrâ’yı sana verdiği gün kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Ben senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): İbrahim (Aleyhis-selâm)’i görmek isteyen, Ebû Bekir’in yüzüne baksın, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Adem (Aleyhis-selâm)’ın hilm sıfatını ve Yusuf (Aleyhis-selâm)’un güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza’ya baksın, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Senin önünden giremem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Yâ Rabbi! Beni en çok seven ve Ashâbımın en iyisi kimdir? dedi. Cenâb-ı Hak: Ya Muhammed Ebû Bekir Sıddıktir, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

– Ben, senin önüne geçemem! Resûl (Aleyhis-selâm) Hayber’de: Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allah’u Teâlâ onu sever. Ben de, onu çok severim, buyurdu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

– Senin önünden giremem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) cennetin kapıları üzerinde «Ebû Bekir Habîbullah» yazılıdır, buyurdu.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu): Yazının devamını oku »

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, H.z Ebu Bekir, Takva, Türkiye, Tevazu, İbretlik | 5 Comments »

Bu Yüz Çiğnemeye Değil Öpülmeye Layıktır

Posted by Site - Yönetici Eylül 21, 2007

1509092_353353428194086_1997751896257965010_n copy

Bu Yüz Çiğnemeye Değil Öpülmeye Layıktır

Ebû Zerr Hazretleri anlatıyor:
Bir gün Bilal-i Habeşi ile sohbet ederken, bir mesele hakkında anlaşamayarak işi münakaşaya döktük. Bilal Hazretlerine:
Sen bundan ne anlarsın siyah kadının oğlu, diyerek hakaret ettim.
Hazreti Bilal bunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine söylemiş, Resulüllah beni huzuruna çağırdı. Hemen Efendimizin huzuruna koştum.
Peygamberimiz bana:
– Sen rengi siyah diye Bilal’i küçük görmüş ona hakaret etmişsin. Doğru mu?
Ben çok maçup olmuştum, utancımdan hiç bir şey söyleyemedim. Resulüllah devamla:
– Demek sende hala cahiliyyet devrinin adetlerinden eser var. Halbuki islamiyette insanın derisinin hiç bir ehemniyeti yok. İslamiyet ırk, renk, ve soy – sop farkını ortadan kaldırmıştır. Müslümanlıkta Allah’tan kim daha fazla korkarsa o öbüründen daha üstündür. Sen bu hali nasıl işledin? Buyurdular.
Ben Resulüllah (s.a.s) efendimizin bu sözleri karşısında ziyadesiyle üzülmüş ve ne yapacağımı şaşırmıştım. Resulüllah’ın huzurundan ayrıldıktan sonra doğru Bilal-i Habeşi Hazretlerinin evine gidip başımı evin eşiğine koydum:
– Ey Bilal, mübarek ayakların bu kaba başın üzerine basarak geçmedikçe kendimi affetmeyeceğim ve buradan ayrılmayacağım, dedim.
Biraz sonra Hazreti Bilal içeriden çıktı, beni tutarak kaldırdı ve bana :
– Ey kıymetli kardeşim ben seni affettim, Allah da affetsin. Bu yüz çiğnemeye değil öpülmeye layıktır dedi ve beni kucaklayarak içeri aldı.
Ben Bilal Hazretlerinin bu hareketine çok sevinmiştim. Bilal’in iki gözlerinden öptüm. Sevincimden gözlerim yaşarmıştı.

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Takva, Tevazu, İbretlik | Leave a Comment »

Hazret-i Ebu Hüreyre

Posted by Site - Yönetici Ağustos 12, 2007

Hazret-i Ebu Hüreyre kimdir,

Hazret-i Ebu Hüreyre

Hazret-i Ebu Hüreyre (radıyallahü teâlâ anh), eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Adı Abdurrahman’dır. Eshab-ı kiram arasında Abdullah bin Ömer’den sonra, en çok hadis bilen budur. Yemen’in Devs kabilesindendir. Künyesi Ebu Hüreyre’dir. Resulullah efendimiz, bir gün eteğinde kedi yavrusunu severken görünce kedi yavrusunu seven anlamında Ebu Hüreyre ismini verdi.

Yemen’deki Devs kabilesinin ileri gelenlerinden ve meşhur şair olan Tufeyl bin Amr’ın İslam’a davet etmesiyle Müslüman oldu. Hicretin yedinci yılında, Tufeyl bin Amr ve diğer iman edenlerle birlikte, Hayber’in fethi esnasında, Medine’ye geldi. Bir daha, Yemen’e dönmeyip Medine’de kaldı.

Hazret-i Ebu Hüreyre, müslüman olduktan sonra, annesinin de müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu. Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu hususta şöyle anlatmıştır:

Bir gün Resulullahın huzuruna gidip, ya Resulallah, annemi İslam’a davet ediyorum, kabul etmiyor. Bugün de müslüman olması için ısrar ettim. Bana hoş olmayan sözlerle karşılık verdi, kabul etmedi. Hidayete kavuşması için dua buyurunuz dedim. Bunun üzerine Resulullah, (Allah’ım, Ebu Hüreyre’nin annesine hidayet ver) diye dua buyurdu. Duayı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca annem, ya Eba Hüreyre, ben müslüman oldum dedi ve kelime-i şehadeti söyledi. Ben sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resulullahın huzuruna koştum, sevincimden ağlayarak annemin müslüman olduğunu müjdeledim. Dedim ki, ya Resulallah, annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de müminleri sevmemiz için dua ediniz. Resulullah, (Allah’ım, şu kulunu ve annesini mümin kullarına, müminleri de onlara sevdir) buyurarak dua etti. Artık beni bilen ve gören her mümin sevdi.
[Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, Ebu Hüreyre hazretlerini ancak mümin sever, ona ancak İbni Sebeci buğzeder.]

Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin yanına geldikten sonra, Ondan hiç ayrılmadı. Ticaret, mal, servet gibi hiçbir meşgalesi yoktu. Bunlarla hiç uğraşmadı. Eshab-ı kiramın en fakiri olduğu için, Eshab-ı Suffa arasına katıldı. Eshab-ı Suffa, Mescid-i Nebi’de kalır, hep ilimle meşgul olurdu. Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda bulunduğu için, pekçok hadis-i şerif işitmiş ve rivayet etmiştir.

Hadis-i şerif öğrenme hususundaki gayreti çok fazlaydı. Bir defasında Hazret-i Âişe validemizden, Resulullahın sözlerini ve hallerini kim çok bilir diye sordular. Şöyle cevap verdi:
(Resulullahın hâl ve sözlerini en iyi Ebu Hüreyre bilir. Yemin ederim ki, Ebu Hüreyre bütün vaktini Resulullahın huzurunda geçirmiştir.)

Hazret-i Ebu Hüreyre, dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resulullahın huzurundan ayrılmamış, bütün işini, gücünü bırakmış, hep Peygamber efendimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir. Hatta günlerce aç kaldığı halde, dini öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır.

Bu hususta kendisi şöyle anlatır:
Bir gün açlığa dayanamayarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey yememiştim. Oraya varınca, bir grup Eshabın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına varınca, bu saatte niçin geldin ya Eba Hüreyre dediler. Açlık beni buraya getirdi dedim. Biz de açlığa dayanamayarak buraya geldik dediler. Bunun üzerine hep birlikte Resulullahın huzuruna gittik. Huzuruna varınca, buyurdu ki:
(Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir?)
Açlık ya Resulallah dedik. Peygamber efendimiz bir tabak hurma getirdi. Hepimize ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resulullah bana buyurdu ki:
(Niçin onu da yemedin?)
Birini anneme ayırdım dedim.
(Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz) buyurdu.
Sonra annem için iki tane daha verdiler.

Yine Hazret-i Ebu Hüreyre anlatıyor:
Bir gün Resulullah efendimize bir kase süt hediye getirildi. Ben o gün de çok açtım. Resulullah bana buyurdu ki:
(Git Eshab-ı Suffayı çağır!)
Çağırmaya giderken, bu sütün hepsi bana ancak yeter diye hatırımdan geçti. Eshab-ı Suffayı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resulullahın emri üzerine, o süt kasesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. Resulullahın mucizesi olarak süt hiç eksilmiyordu. Sonra Resulullah buyurdu ki:
(Ben ve sen kaldık, sen de iç!)
Ben de biraz içtim. Tekrar, (İç) buyurdular. Tekrar içtim. İçtikçe, (İç) buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek hâlim kalmadı. Sonra da kaseyi alıp, Resulullah efendimiz de içti.

Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizden bizzat işiterek ve Eshab-ı kiramdan, bilhassa Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Âişe’den hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Enes bin Malik, Vasile bin Eska, Cabir bin Abdullah başta olmak üzere 800’den fazla Eshab ve Tâbiin, hadis-i şerif rivayet etmiştir. Rivayetleri toplanıp yazılmıştır. Hazret-i Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği hadis-i şeriflere, bütün hadis kitapları yer vermiştir.

Hazret-i Ebu Hüreyre’nin, Peygamber efendimizin vefatından sonra en çok sevdiği ve meşgul olduğu iş, hadis-i şerif rivayet edip yaymak olmuştur. Hazret-i Ebu Bekir’in halifeliği sırasında idari işlerle meşgul olmayan Hazret-i Ebu Hüreyre, Hazret-i Ömer devrinde Bahreyn valiliğine tayin edildi. Hazret-i Osman’ın halifeliği zamanında Mekke kadılığı yaptı. Hazret-i Muaviye zamanında da Medine valisi oldu.

Hazret-i Ebu Hüreyre, fazileti ve İslamı yaşamasıyla mükemmel bir numune idi. Geceleri çoğu kere ibadetle geçirir, sabaha kadar namaz kılar, Kur’an-ı kerim okurdu. Her ayın başında üç gün oruç tutardı. İbadetlerde çok ihtiyatlı hareket ederdi. Hep abdestli bulunur, Resulullah, (Abdestli olan vücud a’zasına Cehennem ateşi dokunmaz) buyurdu derdi.

Ömrünün son günlerinde hastalandı. Hastalığını duyup gelenler, büyük bir kalabalık meydana getirdiler. Bu sırada o, Allah’ım sana kavuşmayı seviyorum. Bunu bana nasip eyle diye yalvarıyordu. 676 (H.57) senesinde 78 yaşında iken, Medine-i münevverede vefat etti.

En büyük hadis âlimi
Hazret-i Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet ettiği için İbni Sebeciler tarafından kötülenmektedir. Hazret-i Ebu Hüreyre kötülenince, ahkam-ı şeriyyenin yarısı kötülenmiş olur. Çünkü, ahkam-ı şeriyyeyi bildiren üç bin hadis-i şerif vardır. Yani üç bin ahkam-ı şeriyye, sünnet ile belli olmuştur. Bu üç binin yarısını haber veren Hazret-i Ebu Hüreyre’dir. Onu kötülemek, ahkam-ı şeriyyenin yarısını kötülemek olur.

Hazret-i Ebu Hüreyre, savaşta ve barışta Resulullahın yanından ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği Buhari’de yazılıdır.

Hazret-i Ebu Hüreyre, (Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadisinin râvisidir. Hadis rivayet etmek istediğinde bu hadisi zikrederdi. Birçok sahabi, onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip, ondan hadis naklettiler. (Hakim Nişaburi, III, 513)

Hazret-i Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddisler nazarında son derece güvenilir, yüce bir şahsiyettir. (İmam-ı Buhari)

O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah ibni Ömer)
Elbette o, Resulullahtan bizim duymadığımız hadisleri işitmiştir. (Hazret-i Talha) (H. Nişaburi,III, 511)

İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, (Hazret-i Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis râvileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır) buyurmuştur. (İbni Hacer, el-İsabe fi Temyizis-Sahabe, IV, 205)

Hazret-i Ebu Hüreyre, Resulullahın vefatından sonra 46 yıl yaşamıştır. Hazret-i Ebu Bekir gibi yaşlı ilk sahabilerin çoğu, Peygamber efendimizden sonra fazla yaşamadıkları için, çok hadis rivayet edememiştir. Hazret-i Ebu Hüreyre’nin bildirdiği hadis sayısı 5374 değildir. İmam-ı Ahmed’in Müsnedinde Hazret-i Ebu Hüreyre’den alınmış 3848 hadis yer almaktadır. Bu hadislerin yarısından fazlası (2269) mükerrer olup, hakikatte bütün Müsnedde, onun rivayetinde ancak 1579 hadis vardır.

Çok hadis rivayet etmesinin sebeplerinden bazıları:
1- Peygamber efendimiz ile çok beraber olmuş ve ona hiç çekinmeden her çeşit soruyu sormuştur. Hazret-i Ebu Hüreyre, (Çok hadis rivayet etmemin sebebi şudur: Muhacirler, alış-verişle, ensar da kendi mal ve mülkleriyle uğraşırken, ben Resulullahın meclislerindeydim) demiştir. (Müslim, Fedailüs-sahabe, Buhari, İlim)

2- İlme çok tutkundu. Resulullah ona bildiğini unutmaması için dua buyurmuştu. Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır: Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurdu. Paltomu çıkarıp yaydım. Resulullah efendimiz dilediğini söyledi. Paltomu giydim. Göğsümü kapadım. Bundan sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım. (Buhari, İlim 42)

Hakim Nişaburi, şu haberi vermektedir:
Bir zat, Zeyd bin Sabite bir mesele sordu. O da Ebu Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve şöyle devam etti: Çünkü bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir arkadaşla Mescitte oturuyorduk. O sırada Resulullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allah’tan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkadaşım, Ebu Hüreyre’den önce dua ettik, Resulullah da bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebu Hüreyre’ye gelince, (Ya Rabbi, senden iki arkadaşımın isteği ile unutulmayan bir ilim dilerim) dedi. Resulullah efendimiz bu duaya da âmin dedi. Biz de, (Ya Resulallah, biz de, Allah’tan, unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebu Hüreyre] sizden önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesai, III, 440)

Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır:
(Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesud kişi kim) dedim. Bana, (Ya Eba Hüreyre, senin hadise olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet günü şefaatime nail olacak en mesud kişi, La ilahe illallah diyen müslümandır) buyurdu. (Buhari, ilim 339)

3- Büyük sahabilerle görüşüp onlardan birçok hadis almış ve böylece ilmi artmıştır.

4- Resulullahın vefatından sonra 46 yıl yaşamış ve hadisleri yaymakla meşgul olmuştur. Dört büyük halife ise devlet işleri ile meşgul olduğu için az hadis bildirmiştir.

5- Hazret-i Ebu Hüreyre, Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, kendine vazife kabul ediyordu. (Buhari)

Bütün bunların neticesinde Hazret-i Ebu Hüreyre, sahabe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis alma ve rivayet etme hususunda diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmiştir. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza eden) demiş ve ona rahmet dilemiştir. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır) derdi. (Tirmizi, Menakıb, 46)

Ebu Hüreyre hazretleri buyurdu ki:
(Bekara 159, Al-i imran 187. âyetleri olmasa idi, hiç bir hadis rivayet etmezdim.) (Buhari)

(İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159]

(Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!) [Al-i İmran 187]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İlmini başkasına bildirmeyen, hazineyi gömüp kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani]
(İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi]
(İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.)[İbni Mace, Taberani]

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Hureyre, Kim Kimdir ?, Türkiye | Leave a Comment »

Eshabım Gökteki Yıldızlar Gibidir

Posted by Site - Yönetici Ağustos 12, 2007

Yedi Kat Sema ve Özellikleri.Yedi Kat Semâ ve Özellikleri.

Eshabım Gökteki Yıldızlar Gibidir

İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Eshab-ı kiramı sevmek, onlara bağlı olmak, insanlar içinden beğenilmiş, süzülüp ayrılmış olan bu çok kıymetli tabakanın hayat tarzlarına imrenip onlar gibi olmaya özenmek, Allahü teâlânın en büyük nimetidir. Hadis-i şerifte, (Kişi sevdiği ile beraberdir) buyurulduğundan onları sevenler, onlar iledir. Cennette onların makamlarında, yakınlarındadır.) (Eshab-ı Kiram)
İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:
(Ey kalbi Allahü teâlânın sevgisi ile ve Resulullahın sevgisi ile dolu olan müslüman! Birinci vazifen Peygamber efendimizin eshabının sevgisini, ehl-i beytinin sevgisi ile kalbinde cem etmektir. Ehl-i beyti, Resulullahın evladı oldukları için sevdiğimiz gibi, diğerlerini de, Onun eshabı oldukları için sevmeliyiz! Çünkü, Eshab-ı kiramın nail oldukları şeref pek yüksektir. O şerefe başkaları kavuşamaz. O şereften birisi, Resulullahın mübarek nazarları onlara işlemiş ve hepsine manevi imdat ile yardım etmiştir. Bu hassa, bunlardan başkasında bulunmuyor. Bunların kemalatına, geniş ilimlerine, Peygamber efendimizden aldıkları hakikat mirasına, sonra gelenlerden hiç biri kavuşamadı. Her müslümanın bunların hepsini adil, salih ve veli ve âlim ve müctehid bilmesi lazımdır. Kendilerinden bir hata çıksa da cenab-ı Hak hepsini af ve mağfiret ile müjdeledi. Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah, Onların hepsinden razıdır. Onlar da, Allah’tan razıdırlar) buyurdu. Sahabe-i kiramdan birini kusurlu bilmek ve kötülemek, bu âyet-i kerimeye inanmamak olur.) [Sava’ik-ul-muhrika]

Bunun için bu mübarek insanlardan bahsederken sıradan bir insandan bahseder gibi konuşmamalıdır. Her zaman edepli, terbiyeli olmalıdır. Her birinin ismini hürmetle, saygı ile söylemelidir. Birinin adı söylenince “radıyallahü anh [Allah ondan razı olsun]” denir. İkisi için “radıyallahü anhüma [Allah o ikisinden razı olsun]” Birkaçı veya hepsi söylenince “rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmain” veya kısaca “radıyallahü anhüm [Allah onların hepsinden razı olsun]” denir.

Peygamberlerden sonra insanların en iyileri
Peygamberlerden sonra, insanların en iyileri Eshab-ı kiramdır (radıyallahü teâlâ anhüm). Onların üstünlüklerini bildiren âyet-i kerimelerden bazılarının mealleri şöyledir:

(Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın Peygamberidir, Onunla birlikte bulunanların [Eshabın] hepsi, kâfirlere karşı çetin ve birbirlerine karşı merhametlidir. Onları rükuya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah, inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat vaad etmiştir.) [Feth 29]

(Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır.) [Tevbe 100]

(Müminlerden, oturanlarla malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etmiştir; ama cihad edenleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.) [Nisa 95]

(Allah [Eshabın] hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etmiştir.) [Hadid 10]

(Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun [Eshab-ı kiramın] babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk etmez. İşte onların [Eshab-ı kiramın] kalbine Allah, iman yazıp katından bir ruh ile onları destekledi. Onları içlerinden ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razıdır.) [Mücadele 22]

([Resulullahın eshabı olan] sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.) [Âl-i İmran 110]

(Resulüm sana Allah yetişir ve seni müminlerle [Eshabınla] destekler.) [Enfal 62]

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimüşşan, onların kalblerindeki gıl ve gışşı nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve düşmanlık gibi şeyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, başka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakin mertebesine ulaşmışlardır. Aralarındaki savaşlar ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan)

Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Eshab-ı kiramdan razı olması da sonsuzdur. Artık bir daha sözünden dönmez, hep razıdır.
İki âyet-i kerime meali:
(Allah asla sözünden dönmez.) [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31]
(Allah vaadinden dönmez.) [Rum 6]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Sahabe-i kiramın hepsi, sonra gelen Müslümanların hepsinden daha üstündür. Çünkü insanların en iyisinin sohbetinin üstünlüğüne benzeyen hiçbir üstünlük olamaz. Eshab-ı kiramın, İslamiyet’in zayıf olduğu ve Müslümanların az olduğu o zamanda, dini kuvvetlendirmek için ve Peygamberlerin efendisine yardım etmek için yaptığı ufak bir hareketine, o kadar sevap verilir ki, başkaları, bütün ömrünü, sıkı riyazetle ve ağır mücahedelerle ve ibadetlerle geçirse, o kadar sevap alamaz. (c.2, m.99)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her şeyin temeli vardır. Müslümanlığın temeli eshab ve ehl-i beytimi sevmektir.) [İ.Neccar]

(Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın. Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyin! Allah’a yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç arpası kadar sevap alamaz.) [Buhari, Ebu Davud, Begavi]

(Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari]

(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz.) [Darimi, Beyheki, İbni Adiy, Münavi]

(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allah’ın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]

(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez. Ensarı seveni Allah da sever, onlara buğzedene Allah da buğzeder.) [Buhari]

(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha üstündür.) [Bezzar]
(Beni gören Müslüman [Eshabım], Cehenneme girmez.) [Taberani]
(Eshabım gibi hiç kimse İslamiyet’e hizmet edemez.) [İ. Süyuti]

(Kimi çıkıp, Eshabımı kötüleyecek. Bunlar, Müslümanlıktan ayrılacaklardır.) [Beyheki]
(Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.) [Taberani, Beyheki, Hakim]

(Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara karşı değişir. Eshabımı iyilikle anın ki, kalbleriniz ülfet etsin!) [Deylemi]

(İnsanların en hayırlısı asrımdaki müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin] dir. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin] dir. Artık bunlardan sonra yalan yayılır. Bunların [Eshabımın yolunda olmayanların] sözlerine ve işlerine inanmayınız!) [Buhari]

(Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz]

(Eshabımı kötüleyen hariç, Kıyamette, herkesin kurtulma ümidi vardır.) [Hakim]

(Eshabım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine af ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler, bu fitnelere karışan Eshabıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.) [Müslim]

.

Posted in Ashab-ı Kram, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

———MUAViYE KiMDiR ?————-

Posted by Site - Yönetici Temmuz 22, 2007

Hazret-i Muaviye,kimdir,ashabi-kiram-1-e1497841914935-1200x675

H.Z MUAViYE KiMDiR ?

Hazret-i Muaviye

Hazret-i Muaviye (radiyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayinbiraderi ve vahiy kâtibi idi. Resulullahin zevcelerinden Habibe validemizin kardesidir. Eshab-i kiramin büyüklerindendir. Ölecegi zaman, Resulullahin kendisine hediye ettigi bir gömlege sarilip, hazinesinde saklamis oldugu, Resulullahin mübarek saç ve tirnak kesintilerinin de gözlerine ve agzina konularak defnedilmesini vasiyet etmisti. Kabri Sam’dadir.

Mekke fethedildigi gün babasi ile beraber, Resulullahin önünde Müslüman oldu.

Hazret-i Muaviye, Peygamber efendimizin kâtiplerinden idi. Yazisi güzel idi. Fasih, halim, vakur idi.
Zeyd ibni Sabit diyor ki:
Muaviye, Cebrailin getirdigi vahyi ve Peygamber efendimizin mektuplarini yazardi.

Fahr-i âlemin emniyetlisi idi. Bu yüksek rütbe, derecesinin ne kadar yukari oldugunu gösterir. Bu büyük zata dil uzatanlar, Server-i âlemin Kur’an-i kerimi yazmakta emniyet ettigine dil uzatmis olurlar.

Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir Müslüman yoktur. Din imami idi. Her ilimde ileri, her isi ilmine uygun idi. Peygamber efendimizin ilmine tam vâris idi. Iste bu büyük âlim buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye, Resulullahin yaninda giderken, bindigi atin burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere efdaldir.)

Ikinci binin müceddidi imam-i Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye’nin yanilmasi, Resulullahin sohbeti bereketi ile, Veysel Karani’nin ve Ömer bin Abdülaziz’in dogru islerinden daha hayirli oldu. Bunun gibi, Amr ibni As’in yanlis bir isi, o ikisinin suurlu isinden daha üstün oldu.) [c.1, m.120]

Din-i Islamin en büyük âlimlerinden Ibni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:
(Süphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramin nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakin ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasini meth ve sena buyurdu. Onda Islamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalik serefleri toplanmistir ki, bunlarin her biri, Cennette Resulullahin yaninda bulunmaya sebep olan sereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik serefleri de katilinca, kalbinde az bir safa ve sidki ve salahi ve imani ve izani olan kimse için artik bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz.) [Sava’ik-ul-muhrika]

Hazret-i Muaviye, Huneyn Gazasinda Resulullahin önünde babasi ile birlikte kahramanca çarpisti. Tebük Gazvesine katildi. Veda Haccinda bulundu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer zamanlarinda Suriye taraflarindaki savaslara katildi. Hazret-i Ömer, onu Sam valisi yapti. Hazret-i Ömer zamaninda 4 yil, Hazret-i Osman zamaninda 12 yil, Hazret-i Ali zamaninda 5 yil, Hazret-i Hasan zamaninda alti ay Sam’da 21.5 sene vali oldu. [41.] senede, Kufe’de halife seçildi. 19 sene, dört ay halifelik yapti.

Akli, zekasi, fesahati, sabri, yumusakligi, ikrami, cömertligi fevkalade çok idi. Müslümanlarin basina geçecegi, hadis-i serifte bildirildi. Kendisinden çok hadis-i serif alindi, kitaplara yazildi. Bu da, büyüklügünü ve kendisine güvenildigini göstermektedir.

Islamiyet’in yayilmasinda kiymetli ve pek çok hizmetlerde bulundu. Miladi 662’de Sicistan’i, 663’de Sudan’i, bir sene sonra Afganistan’i, Kâbil sehrini ve Hindistan’in kuzey kismini, 665’te Tunus’u (Afrikiyye’yi) aldi. 668’de gemilerle gittigi Kibris’i ve iki sene sonra da Iran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine ayni sene Bizans Imparatoru Dördüncü Kostantin zamaninda, oglu Yezid’i büyük bir ordu ile Istanbul’un fethi için gönderdi ve sehir kusatildi. Kostantin, her sene büyük miktarda vergi vermek sartiyla baris yapmak zorunda kaldi.

673’de Ubeydullah bin Ziyad’i Horasan’daki orduya kumandan yapip, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yi aldi. Hazret-i Ömer tarafindan fethedilen Kudüs hiristiyanlara geçince, Hazret-i Muaviye sehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Misir, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehire hakim oldu. Müslümanlar tarafindan çok sevildi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaviye’ye, (Ey Muaviye! Memleketlere hakim oldugun zaman, iyilik et!) buyurmustur. Resulullahin sohbeti ve hayir dualarinin bereketiyle, Islamiyet’in tesir sahasini çok genisletti ve Islamiyet’ten hiç ayrilmadi.

Hazret-i Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetliydi. Güzel konusur, adaletli davranirdi. Çaliskan, gayretli, azimliydi. Arabistan’da meshur olmus dört dâhi Sahabiden birisidir. Sanki her bakimdan devlet baskani olmak için yaratilmisti. Hatta Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaviye’ye her bakista; Bu, ne güzel bir Arap sultanidir derdi. Cins atlara biner, kiymetli elbiseler giyerdi. Resulullahin sohbetinin bereketiyle seriattan hiç ayrilmazdi. Hazret-i Ali onun hakkinda; Muaviye’nin idaresini kötülemeyiniz! Zira onu kaybederseniz baslarin koptugunu ve düstügünü görürsünüz buyurmustur. (Kisas-i Enbiya, Mirat-i Kâinat, Medaric-ün-nübüvve)

Hazret-i Ali ile birbirlerine beddua ettikleri asla dogru degildir, bunu ibni Sebecilerin uydurmus oldugu kiymetli kitaplarda yazilidir. Yalan oldugunu su âyet-i kerime de açikça bildiriyor:
(Muhammed aleyhisselam, Allah’in Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanlarin [Eshab-i kiramin] hepsi, kâfirlere karsi çetin, fakat, birbirlerine karsi merhametli, yumusaktir.) [Feth 29]

Birbirlerine karsi merhametli olan, birbirini seven insanlar birbirlerine beddua eder mi hiç? Hâsâ Allahü teâlâ yalan mi söylüyor?

Peygamber efendimizin kayinbiraderi olan Hazret-i Muaviye, Peygamberimizden hayir dua aldi ve övüldü. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Islerinizde Muaviye’yi bulundurunuz. Çünkü, o kavi ve emindir.) [Tathir-ül-cenân]
(Ümmetimin en halimi ve cömerdi Muaviye bin Ebu Süfyan’dir.) [I.Süyuti]
(Muaviye’nin mülk sahibi olmasina fazla zaman geçmez.) [Deylemi]

Hazret-i Hasan diyor ki:
Resulullah, (Bir gün gelir, Muaviye devlet baskani olur) buyurdu. (Deylemi)

(Ya Rabbi, onu [Muaviye’yi] hâdi ve muhdi eyle) [Tirmizi] (Yani, Onu dogru yola ulastir ve dogru yola ulastirici eyle!)

(Ya Rabbi, ona [Muaviye’ye] kitap ögret, ülkelere sahip et ve azaptan koru.) [I.Ahmed, Taberani, Ebu Nuaym, Ebu Ya’la, I.Asakir]

Ebu Idris el-Havlani anlatir:
Hazret-i Ömer, Umeyr Ibnu Sad’i Humus valiliginden azledince yerine Muaviye’yi tayin etti. Halk, “Umeyri azledip Muaviye’yi mi tayin etti” diye mirildandi. Umeyr; “Muaviye’yi hayirla yâd edin. Zira ben Resulullahin, (Allah’im, onunla (insanlara) hidayetini ulastir!) dedigini duydum dedi. (Tirmizi)

Ibnu Meryem el-Ezdi anlatir:

Muaviye’nin yanina girmistim. Bana, seni hangi rüzgar atti diyerek ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti. Ben de, Resulullahtan isitmis oldugum su hadisi size hatirlatmayi düsündüm dedim:
(Allah kime Müslümanlarin islerinden bir seyler tevdi eder, o da onlarin ihtiyaçlarini, isteklerini, darliklarini giderirse, kiyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darliklarini giderir.) Râvi der ki, bunun üzerine Hazret-i Muaviye insanlarin ihtiyaçlariyla ilgilenmek üzere görevliler tayin etti. (Tirmizi, Ebu Davud)

Âmir Ibnu Sa’d babasindan naklen anlatir:
Resulullah Beni Muaviye Mescidine girdi. Orada iki rekat namaz kildi, biz de onunla beraber kildik. Sonra uzun uzun dua etti. Sonra yanimiza döndü. Buyurdu ki:
(Rabbimden üç sey talep ettim. Ikisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kitlikla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümmetimi suda bogulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarinda savasmamalarini da talep etmistim, bu geri çevrildi.) [Müslim]

Resulullahin torunlarindan seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
(Imam-i Ali sehid olunca, imam-i Hasan Müslüman kani dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti birakmak istedi. Muaviye’ye teslim eyledi. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Muaviye’nin hilafeti hak ve sahih oldu. Böylece, (Bu oglum seyyiddir. Allahü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük firka arasini bulur, baristirir) hadis-i serifinin manasi meydana çikti. Muaviye de, imam-i Hasan’in tâbi olmasi ile, dine uygun halife oldu. Böylece, Müslümanlar arasindaki bütün anlasmazlik sona erdi.) [Gunye]

Hazret-i Hasan, hilafeti kendi arzusu ile Hazret-i Muaviye’ye birakti. Onu halife olmaya layik görmeseydi, hilafeti birakmazdi. Onunla harp ederdi. Hazret-i Hasan, layik olmayan birine hilafeti birakti, demek, Hazret-i Hasan’i kötülemek olur. (H.S. Vesikalari)

Hadis imamlarindan Ibni Asakir bildiriyor ki:
Resulullah, Muaviye’ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et, kötüleri de affet!) buyurdu.

Hazret-i Ali, (Muaviye, hiç maglup olmaz) hadis-i serifini hatirlasaydim, Muaviye ile savasmazdim buyurdu. Imam-i Beyheki de diyor ki: Hazret-i Ali buyurdu ki, Resulullahtan isittim, (Ümmetimden bazilari, Eshabimi kötüleyecekler. Bunlar, Müslümanliktan ayrilacaklardir) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

Imam-i a’zam hazretleri, (Eshab-i kiramin hepsini hayirla anariz) buyurdu. Imam-i Safii ve Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-i kiram arasindaki savaslar hakkinda (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulasmaktan korudugu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulastirmayalim!) buyurdu. (M.Rabbani c.2, m.96)

Imam-i Gazali hazretleri de (Dinimizi bize ulastiran Eshab-i kiramdir. Onlardan birini kötülemek, dini yikmak olur) buyurdu. Ibni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbas buyuruyor ki: Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize geldi (Ya Resulallah! Muaviye’yi sana tavsiye ederim. Kur’an-i kerimi yazdirmakta ona emniyet et, güven) dedi. Yine ayni sayfada yaziyor ki, Resul-i ekrem, bir gün mübarek zevcesi Ümm-i Habibe’nin odasina geldi. O esnada Hazret-i Muaviye basini, kiz kardesi Ümm-i Habibe’nin kucagina koymus uyuyordu. Resul-i ekrem bu hâli görünce, (Ya Habibe! Kardesini bu kadar çok mu seviyorsun?) buyurdu. O da evet deyince, Peygamberimiz buyurdu ki, (Onu Allah ve Resulü de seviyor.) [Tathir-ül-cenân s. 27]

Imam-i Malik’in ictihadina göre, Hazret-i Muaviye dalalette idi diye kötüleyenin katline fetva verdigi birçok kitaplarda yazilidir. (Mesela Eshab-i kiram Ö.N. Bilmen s. 84)

Ebussuud Efendi, Muaviye’ye lanet eden kimseye tazir-i belig ve hapis lazim oldugu fetvasini vermistir. (488. Mesele sayfa 112)

Hazret-i Ali, Hazret-i Muaviye ve arkadaslari için, “Onlar bizim kardesimizdir, fasik ve kâfir degildirler” buyurdu. (Serh-i Mekasid)

Ibni Teymiye bile, Hazret-i Muaviye’yi kötüleyenler hakkinda kitap yazdi.
Hazret-i Muaviye’yi sevmeyen mezhepsiz Mevdudi bile, sahabe-i kiramdan oldugu için Hazret-i Muaviye’nin suçlanamayacagini bildirmektedir. (Hilâfet ve Saltanat tercümesi s. 326)

Ali bin Ahmed hazretleri, Fedâilüs-Sahabe adli risalesinde, diyor ki:
Ibni Abbas söyle anlatir:
Biz mescitte sohbet ederken içeriye, uzun boylu ve yüzü örtülü bir zat girip selam verdi. Selamini aldik. Bize, ne konusuyordunuz diye sorunca, biz de, Resulullah zamanindaki kendimizle ilgili faziletlerden konusuyoruz diye cevap verdik. O zat yüzünü açti. Bu zatin Muaviye bin Ebu Süfyan oldugunu gördük Ona, sen de kendi hakkinda neler gördüysen bize anlat dedik. O da anlatmaya basladi:

“Ben su hasletlerle bazilarinizdan faziletli oldum:
1- Resulullah efendimiz ile birlikte bir seferde idik. Beni bindigi hayvanin terkisine alip; (Neren bana temas ediyor) diye sordu. Ben de, “Karnim, ya Resulallah!” dedim. O zaman, (Allahü teâlâ karnini ilim ve yumusak huy ile doldursun) buyurdu.

2- Resulullaha bir tabak ayva hediye edilmisti. Herkese bir tane verdi. En sonunda bir ayva kalmisti. Sadece Resul-i ekrem ve ben almamistik. Kalan bir ayva, Resulullah efendimizin mübarek elinden düstü. Yerden alip kendisine vermek istedigimde, (Onu sen al ya Muaviye! Yarin kiyamette, o ayva elinde olarak bana kavusursun) buyurdu.

3- Resul-i ekremle Tebük gazvesinden dönerken, Hudeybiye’ye geldik. Çok susamistik. Resul-i ekreme; “Ya Resulallah! Musa aleyhisselamin kavmi için istedigi gibi, sen de Rabbinden bizlere su talep etmez misin!” dedim. Bana, (Ya Muaviye! Bak surada bir kaya var) buyurup elime, bir çubuk verdi. (Ya Muaviye! O kayanin yanina git ve ona bu çubukla vur) buyurdu. Gidip tasa vurunca, çok tatli, buz gibi bir su fiskirdi. Tam içecegim sirada sevgili Peygamberimizi ve susuzluktan yanan Eshabini hatirlayip geri çekildim. Arkama bakinca, onlarin da gelmis oldugunu gördüm. Resul-i ekrem, (Ya Muaviye, iç! Allahü teâlâ bu suyu senin için yaratti) buyurdu.

4- Resulullah mescidde iken Cebrail aleyhisselam gelir, selamdan sonra, “Rabbin sana ve ümmetine ikram olarak, Âyet-el-kürsi’yi ihsan etti” deyince, Resulullah; (Bu âyeti kim yazacak?) diye sorar. Cebrail aleyhisselam da, “Su kapidan içeriye ilk giren kisi” der. O kapidan giren ilk sahis ben olmusum. Resulullah bana, (Ya Muaviye! Cenab-i Hak bugünkü fazileti sana nasip etti, sana, Âyet-el-kürsi’yi tahsis kildi. Ya Muaviye! Âyet-el-kürsi’ yi yaz!) buyurdu. Ben de, “Eve gidip hokka ve mürekkep getireyim mi?” dedim. (Yâ Muaviye yaz! Zira Allahü teâlâ kalemi de Âyet-el-kürsi’den yaratmistir) buyurdu. Bunun üzerine yazmaya basladim.

5- Bir gün Peygamber efendimizin arkasinda namaz kiliyorduk. Resul-i ekrem, Fatiha suresini okuyup “Veladdâllin” dediklerinde, pesinden; “Âmin” dedim. Namazdan sonra Eshab-i kirama, (Hanginiz âmin dedi) buyurunca, herkes sustu. Ben de sustum. Resul-i ekrem ayni soruyu iki üç defa tekrarladi. Fakat yine kimseden bir ses çikmayinca, “Ya Resulallah! Âmin diyene ne yapacaksin?” dedigimde; (Onu ve ona tâbi olanlari Cennetle müjdelemek istiyorum) buyurdu.

Ibni Abbas hazretleri, “Muaviye bin Ebu Süfyan’in bu anlattiklarini biz de biliyorduk” buyurarak onu tasdik etmistir. (Fedâilüs-Sahabe)

Server-i âlem namaz kildirirken rükuda (semi Allahü limen hamideh) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye de, (Rabbena lekel-hamd) dedi. Böyle söylemesi, takdir ve tahsin buyurularak, bunu söylemek kiyamete kadar sünnet olarak kaldi. (Eshab-i kiram)

Sii kaynaklarina göre Hazret-i Muaviye
Pakistan’in büyük Tarih âlimi mevlana Abdüssekur Ilahi Mirzapuri, Sehadet-i Hüseyin isminde kitap yazmistir. Urdu dilinden, farisiye de tercüme edilmistir. Islam düsmanlarinin, Islamiyet’i içerden yikmak için, Müslüman ismi altinda ortaya çiktiklarini, (Ehl-i beytin dostuyuz) diyerek, Ehl-i beyte düsmanlik ettiklerini yazmaktadir. Kitabin her yerinde, Sii kitaplarindan vesikalar vererek, bunu ispat etmektedir. Onbirinci sayfasinda diyor ki:
Sii âlimlerinden Muhammed Bakir Horasani, [m. 1679 senesinde vefat etti.] Cila-ül-uyun kitabinin 321. sayfasinda diyor ki:
(Muaviye vefat edecegi zaman, oglu Yezide söyle vasiyet etti: Imam-i Hüseyin’in Resulullaha yakinligini, Onun mübarek kanindan oldugunu biliyorsun. Irak halki Onu kendi yanlarina çagirirlar. Sana yardim edecegiz, derler. Yardim etmezler. Onu yalniz birakirlar. Ona galip olursan, kendisine hürmet et. Sana yaptiklarina karsilik, Onu hiç incitme! Benim Ona olan iyiliklerimi sen de yap!)

Sii tarihçilerinden Muhammed Taki han, [m. 1879 senesinde vefat etti.] Farisi, Nasih-üt-tevarih kitabinda diyor ki:
(Nasihatinde sunlari da söyledi: Oglum, nefsine uyma! Allahü teâlânin huzuruna, Hüseyin bin Ali’nin kanina bulanmis olarak çikma! Yoksa sonsuz azaba yakalanirsin! (Hüseyin’e hürmette kusuru olana, Allahü teâlâ bereket vermez!) hadis-i serifini unutma!)
Bu Sii tarihinin 38. sayfasinda diyor ki:
(Imam-i Ali’nin yaninda olanlar, yani Siiler, Sam’a gelirler, Muaviye’yi kötülerlerdi. Muaviye, böyle söyleyenlere bir sey yapmaz, kendilerine (Beyt-ül-mal)dan bol ihsanda bulunurdu.)

Cila-ül-uyun Sii kitabinin 323. sayfasinda diyor ki:
(Imam-i Hasan bin Ali dedi ki, Muaviye, etrafimdaki yardimcilarimdan, vallahi daha iyidir. Çünkü bunlar, bir yandan Sii olduklarini söylüyorlar. Bir yandan da, beni öldürmek, mallarimi almak istiyorlar.)

Yezide gelince, babasinin nasihatlerini unutmadi. Bunun için, imam-i Hüseyin’i Kufe’ye çagirmadi. Onu öldürmek için emir vermedi. Ölümüne sevinmedi. Hatta, isitince agladi. Ehl-i beyte hürmet etti.

Cila-ül-uyun Sii kitabinin 322. sayfasinda diyor ki:
(Yezid, Ehl-i beyte sevgisi ile meshur olan Velid bin Akabeyi Medine’ye vali yapti. Ehl-i beyte düsman olan Mervani valilikten ayirdi. Velid, gece, imam-i Hüseyin’i çagirip Muaviye’nin öldügünü ve Yezide biat edildigini bildirdi. Imam-i Hüseyin (Benim Ona gizli biat etmeme razi olmazsin. Herkesin yaninda biat etmemi istersin) dedi.)

Sii kitabinin bu yazisindan anlasiliyor ki, imam-i Hüseyin Yezid için, fasik, facir veya kâfir demiyordu. Öyle bilseydi, gizli biat etmeye razi olmazdi. Açikça biat etmemesi de, Siilerin kendisine düsmanlik etmelerine sebep olmamak içindi. Nitekim, Muaviye ile sulh yaptigi için babasindan ayrilip harici olmuslardi. Babasi ile savas etmislerdi. Hilafeti Muaviye’ye biraktigi için de, kardesi Hazret-i Hasan’a düsmanlik yapmislardi.

Yine bu acem tarihinde diyor ki:

(Zecr bin Kays, Hazret-i Hüseynin ölüm haberini Yezide getirince, basini egip, bir zaman durdu. Sonra, (Onu öldüreceginize, Ona itaat etseydiniz, iyi olurdu. Ben orada olsaydim Onu af ederdim) dedi. Mahdar bin Salebe Imam-i Hüseyin’i kötülemeye baslayinca, Yezid yüzünü asip, (Mahdarin anasi böyle zalim ve alçak çocuk dogurmasaydi. Allah, Mercanenin oglunu [Ibni Ziyadi] kahr eylesin) dedi. Semmer, imam-i Hüseyin’in mübarek basini Yezide getirip, (Insanlarin en iyisinin çocugunu öldürdüm. Bunun için, atimin heybelerini altinla, gümüsle doldurmalisin) deyince, Yezid çok kizdi ve (Allah heybelerini atesle doldursun! Insanlarin en iyisini niçin öldürdün? Def ol. Git karsimdan. Sana hiçbir sey verilmez) dedi.)

Siilerin Hulasat-ül-mesaib kitabinin 393. sayfasinda diyor ki:
(Yezid, herkesin yaninda agladigi gibi, yalniz kaldigi zamanlarda da çok agladi. Kizlari ve hemsireleri de beraber agladilar. Imam-i Hüseyin’in mübarek basini altin tasa koyup, (Ey Hüseyin! Allah sana rahmet etsin! Ne hos gülüyorsun) dedi.

Sii kitabinin bu yazisindan anlasiliyor ki, bazi kimselerin, (Yezid, Imam-i Hüseyin’in mübarek dislerine sopa ile vurdu) demeleri tamamen yalandir.
Cila-ül-uyunda diyor ki:
(Yezid, imam-i Hüseyin’in Ehl-i beytini kendi sarayina yerlestirdi. Çok ikram etti. Sabah, aksam yemeklerini imam-i Zeynelabidin ile beraber yerdi.)

Hulasat-ül-mesaibde diyor ki:
(Yezid, imam-i Hüseyin’in Ehl-i beytine, (Sam’da benim misafirim olarak kalmak mi, yoksa Medine’ye gitmek mi istersiniz?) dedi. Ümmi Gülsüm, tenha bir yerde matem yapmak istiyoruz) dedi. Yezid, sarayinda genis bir odayi bunlara verdi. Burada bir hafta matem yaptilar. Yezid, sekizinci gün, Ehl-i beyti çagirip, arzularini sordu. Medine’ye gitmek istediler. Çok mal ve süslü hayvanlar ve ikiyüz altin verdi. Her ihtiyacinizi her zaman bildirin, hemen gönderirim, dedi. Numan bin Besiri, besyüz süvari ile bunlarin emrine verdi. Izzet ve hürmetle Medine’ye gönderdi.)

Yukaridaki yazilar ve bunlar gibi, taassuba kapilmadan yazan insafli Sii âlimlerinin kitaplari açikça gösteriyor ki, Hazret-i Muaviye, imam-i Hüseyin’e asla düsman degildi. Yezid, imam-i Hüseyin’in öldürülmesini emretmemis ve istememistir. Ehl-i beytin düsmani ve imam-i Hüseyin’i sehid edenler, bu düsmanliklarini gizlemek için, bu iki halifeye iftira etmislerdir.

Abdurrahman ibni Mülcem Sii idi. Sonra harici oldu. Sonra imam-i Ali’yi sehid etti.
Kerbela’da imam-i Hüseyin’i sehid edenler arasinda Sam askeri yoktu. Kufe sehrinden gelmislerdi. Sii âlimlerinden kadi Nurullah Süsteri, bunu açikça yazmistir. Imam-i Zeynelabidin’in Kufe sehrine getirilince, katillerimiz Siilerdir, dedigi Cila-ül-uyunda da yazilidir.

Islam düsmanlari, Islamiyet’i içerden yikmak için Ehl-i beyti nebeviyi facia ve felaketlere sürüklemisler. Bu cinayetlerini Ehl-i sünnete mal ederek, bu bahane ile Islamiyet’in bekçisi olan Eshab-i kirama ve bunlarin yolunda olan Ehl-i sünnet âlimlerine saldirmislardir. Müslümanlarin, bu tuzaklara düsmemek için, çok uyanik olmalari lazimdir. (H.S. Vesikalari)-

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Kim Kimdir ? | 8 Comments »

AMR B. AS’IN HİDAYETİ

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

AMR B. AS ( r.a.)'IN HİDAYETİ

AMR B. AS ( r.a.)’IN HİDAYETİ

Amr b. As r.a. anlatıyor:
Hendek savaşından Mekke’ye döndüğümüzde, Kureyş’ten benim gibi düşünen bazı kimseleri bir araya getirdim. Onlar beni dinlerlerdi. Onlara:
– Biliyorsunuz, Muhammed gittikçe kuvvetleniyor, hem de korkunç bir şekilde güçlenmektedir. Ben bu konuda birşey düşünüyorum. Acaba siz ne dersiniz? diye sordum. ‘Görüşün nedir?’ dediler. Ben de:
– Beraberce gidelim Habeş Kralı Necaşi’ye sığınalım, onun yanında olalım. Eğer Muhammed bizim kavmimize galip gelirse, biz Necaşi’nin yanında kalırız. Onun elinin altında olmamız, Muhammed’in elinin altında olmaktan daha iyidir. Eğer bizimkiler galip gelirse, zaten bizi biliyorlar. Onlardan bize sadece iyilik gelebilir, dedim.
Arkadaşlarım bunun tek yol olduğunu söylediler. Bunun üzerine ben: ‘O halde, Necaşi’ye vereceğimiz hediyeleri hazırlayınız.’ dedim.
Necaşi’nin hoşuna gidecek hediyelerin başında tabaklanmış deri vardı. Biz de ona çokça deri topladık. Sonra Mekke’den yola çıkıp, Necaşi’ye vardık. Biz orada iken, Amr b. Ümeyye de geldi. Hz. Peygamber, Amr’ı Necaşi’ye Cafer ve arkadaşları için göndermişti. Amr, Necaşi’nin yanına girdi, sonra da çıktı. Arkadaşlarıma dedim ki:
– Bu zat Amr b. Ümeyye’dir. Eğer Necaşi’nin yanına girip de onu bana teslim etmesini istesem, o da onu bana verse de onun boynunu vursam, Kureyşliler bunu bir mükâfat gibi kabul ederler. Çünkü böylece Muhammed’in elçisini öldürmüş olurum.
Bu fikirle Necaşi’nin huzuruna girdim. Daha önce yaptığım gibi secde ettim. O da:
– Dostum Amr’a merhaba, dedi. Bana memleketinden bir hediye getirdin mi?
– Evet ey kral! Sana birçok deri getirdim.
Sonra derileri Necaşi’ye takdim ettim, hoşuna gitti. Dedim ki:
– Ey kral! Ben yanından çıkan bir kişi gördüm. O, bize düşman bir kişinin elçisidir. Onu bana ver ki öldüreyim. Çünkü o bizim ileri gelenlerimizden birçok genci öldürdü.
Necaşi müthiş öfkelendi. Sonra eliyle burnuma vurdu. Zannettim ki burnum kırıldı. Eğer yer açılsaydı korkudan girerdim. Dedim ki:
– Ey kral! Eğer hoşuna gitmeyeceğini bilseydim, bunu senden istemezdim. Necaşi:
– Kendisine, Musa’ya gelen en büyük Namus’un (Cebrail’in) geldiği bir kişinin elçisini sana vermemi nasıl isteyebilirsin?
– Ey kral! Gerçekten böyle midir?
– Behey azaba uğrayasıca, beni dinle de ona tabi ol! Çünkü o, Allah’a yemin ediyorum, Hak üzeredir ve kendisine karşı gelenlere, tıpkı Hz. Musa’nın Firavun ordusuna galip geldiği gibi galip gelecektir.
– O halde, onun namı hesabına İslâm üzerine benimle biat eder misin? dedim. Necaşi evet dedi ve elini uzattı. İslâm üzerine Necaşi’ye biat ettim.
Sonra arkadaşlarımın yanına vardım. Müslüman olduğumu gizledim. Daha sonra Hz. Peygamber’e gitmek üzere yola çıktım. Yolda Halid b. Velid’e rastladım. Bu hadise Mekke’nin fethinin biraz öncesindeydi. O da Mekke’den geliyordu. Ona:
– Ey Eba Süleyman, nereye gidiyorsun? dedim.
– Andolsun, iş açığa çıkmış ve başarıya ulaşmıştır. Kesinlikle o kişi peygamberdir. Gideceğim ve müslüman olacağım. Sen daha ne zamana kadar inat edeceksin? dedi. Ben de ona:
– Andolsun ki ben de müslüman olmak için geldim, dedim.
Halid’le beraber Medine’ye, Peygamber s.a.v.’e vardık. Halid benden önce müslüman oldu, biat etti. Sonra ben:
– Ey Allah’ın Rasulü! Ben geçmiş günahlarımın affedilmesi üzerine -ki gelecektekileri de bilmiyorum- seninle biat ediyorum, dedim. Hz. Peygamber s.a.v.:
– Ey Amr! Biat et ki, İslâm, İslâm’dan önceki bütün günahları silip süpürür. Hicretten önceki herşeyi hicretin sildiği gibi, dedi.
Rasulullah s.a.v.’e biat ettikten sonra geri döndüm

Yusuf Yavuz
Semerkand

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Genel | Leave a Comment »

Kefendeki Mektup

Posted by Site - Yönetici Haziran 23, 2007

Kefendeki Mektup,kefen copy

Kefendeki Mektup

Abdürrahmân bin Avf (r.a) buyurdu.
Hazret-i Ömer bir gece bir tulumu su ile doldurup, arkasına almış, Medîne-i Münevvere köylerine giderken yorulmuş.
Ben dedim ki,
-Ey emîr-el mü’minîn, yorulmuşsunuz! Bana ver, biraz da ben götüreyim.
Buyurdu ki,
-Eğer bugün sen benim tulumumun yükünü götürür isen, yarın benim günâhımın yükünü kim götürür.
Dedim,
-Senin ne yükün var ki, sen Resûlullahın (sav) yolu üzerine yürüyorsun.
Buyurdu ki,
-Ben Resûlullah hazretlerinin dostu o zemân olurum ki, bu hilâfetden başabaş kurtulayım. Oğulları Abdüllah babasının vefâtlarından bir sene sonra onu rüyâda görmüş. Sabâhleyin başı açık dışarı gelip, Resûlullah (sav) hazretlerinin mescid-i şerîflerine vardı. Seslenip, dedi ki,
-Ey Sahâbîler, toplanın. Babamın selâmını size getirdim. Hepsi toplandılar.
Orada Abdüllah hazretleri buyurdu.
-Dün gece babamı rü’yâda gördüm. Dün geceye kadar, babamın âhırete göç edişi bir sene oldu. Resûlullah (sav) hazretlerine babamı rüyâda göreyim niyyeti ile salevât getirirdim. Fekat, göremezdim. Tâ dün gece gördüm. Babamın yüzü değişmiş.
Dedim,
-Ey baba! Bu ne hâldir. Senin yüzünün rengi kırmızı idi.
Dedi,
-Ey oğul, şimdi kurtuldum. Şimdiye kadar muhâsebede idim.
Dedim.
-Ey baba nasıl hesâb olundun.
-Hesâbın biri bitmeden biri başlıyordu. Hâl bir yere erişdi ki, beyt-ül-mâla âid sadaka develerinin bir yuları var idi. Birçok yerden bağlamışdım. Artık deveye takacak yeri kalmamışdı. Dışarı atmışdım. Cenâb-ı Rabbil âlemînden azarlayıcı hitâb geldi ki, niçin o yuları atdın. Müslimânların malını zâyi etdin.
-Ey baba, bu itâbdan ne sebeble kurtuldun.
Dedi ki,
-Ey oğul! O mektûb sebebi ile ki, sana demişdim. Bu mektûbu benim kefenim arasına koy.

O mektûb şu idi.

Bir gün Hasen ve Hüseyn (r.anhüma) hazretleri babamın yanına geldiler. Selâm verdiler. Oturdular. Babam, müslimânların işi ile meşgûl idi. Selâmlarını işitmedi. Sonra işi bitdi.
-Buraya gelin.
Onlar dediler,
-Biz selâm verdik.
Babam dedi,
-İşitmedim.
Babam kalkdı. Onların yanına vardı. Onların ikisi de ayağa kalkdılar. Babam ikisinin de elini öpdü. Hazîne ile meşgûl olan hizmetkâra buyurdu ki,
-İki kaftan getir.
Her birini birine giydir. Onlardan sonra özr dileyip, dedi ki,
-Bizden râzı olun ki, bilmedik, kusûr etdik.
Hasen ve Hüseyn (r.anhüma), babalarının huzûrlarına vardılar.
Dediler ki,
-Emîr-ül mü’minîn Ömer bize elbise verdi.
Hazret-i Alî (k.v) çok memnûn oldu ve buyurdu ki,
-Geri Emîr-ül mü’minîn huzûruna gidiniz. Söyleyin ki, bizim babamız der ki, Resûlullah (sav) hazretlerinden işitdim. Resûlullah buyurdu ki, (Ömer hayâtda iken, İslâmın nûrudur. Dünyâdan gidince de Cennet ehlinin çirâğıdır.)
Hasen ve Hüseyn (r.anhüma) geldiler, haber verdiler.
Hazret-i Ömer (r.a) dedi ki,
-Siz ikiniz de onu babanızdan işitdiniz mi?
Dediler,
-Evet.
Hazret-i Ömer oğluna dedi ki,
-Yâ Abdüllah! Divit ve kalem ve kâğıd getir. Hasen ve Hüseynin (r.anhüma) babaları Alîden (ra) işitdikleri ve onun Resûlullahdan (sav) (Ömer hayâtda iken islâmın nûru, dünyâdan gidince de Cennet ehlinin çirâğıdır) buyurduğunu ve üçünün şehâdetlerini yaz.
Üçünün de şehâdetlerini yazdılar.
Sonra, oğluna:
-Ey Abdüllah! Bunu, ben vefât edince, kefenim arasına, göğsüm üzerine koy ki, zor durumda kalınca imdâdıma yetişsin, buyurdu.

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Sahabeler - Ashab-ı Kram, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

KİMLER ALLAH YOLUNDADIR?

Posted by Site - Yönetici Haziran 6, 2007

Allah muhammed,

KİMLER ALLAH YOLUNDADIR?

Ka’b ibn-i Ucre radıyallâhü anh anlatıyor:

‘Bir adam Nebiyy-i Muhterem sallallâhü aleyhi vesellem’e uğramıştı. Resûlüllah (s.a.v.)’ın ashâbı, bu adamın kuvvet ve kabiliyetini görünce,

‘ Yâ Resûlellah, bu adam Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler.

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

‘ ‘Bu adam, küçük çocuklarının geçimini temin etmek için çıktı ise, Allah yolundadır.

‘Yaşlı anne ve babasına hizmet için evinden çıkmışsa, Allah yolundadır.

‘Çalışıp nefsini dilencilikten korumak için çıkmışsa, Allah yolundadır.

‘Âilesinin geçimini temin etmek için çıkmışsa, Allah yolundadır.

(Çalışıp kazandığının) çokluğuyla övünmek, (zenginliğiyle gururlanmak) için çıkmışsa, tâğutun (şeytanın) yolundadır.’

Hadîs-i şerîfin bir başka rivâyetinde, sahâbîlerin yukarıda zikri geçen temennileri üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz sözlerine, ‘Allah yolunda olmak, sadece ölmekle mi olur sanıyorsunuz?’ buyurarak başlamıştır.

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: