Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2019

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2019

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem):
Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz.”
İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.
Tatmayan bilmez.” buyurmuşlardır.

Her ferdin her şeyi bilmesi mümkün olmadığı gibi hatâdan kurtulması da mümkün değildir. Şu hâlde, ilim ehlini dinlemek mecburiyeti vardır. Dinlemeyen kimse hatada ısrar etmiş, fikrini düzeltmekten kaçınmış olur. Birinin görmediği ve bilmediğini diğeri görür ve bilir.

Yetişen zekâları (genç nesli) feyizli kitaplarla beslemeyen millet, hüsrâna uğrar. Kitaplar, deniz fenerleri gibi en karanlık devirlerde dahî maddî ve mânevî hakîkatleri insanlara işâret ederler.

Güneş dünyaya, kitaplar insanlara ziyâ verir; karanlık gönülleri aydınlatır. Bizim kitabımız Kur’ân-ı Kerim, kâinâtı ihâta eden nurları ile gönüllere akan irfân denizidir. Allâh’ın ma’bûd, insanın kul olduğunu önce kitabımız (Kur’ân-ı Kerîm) öğretir.

İnsan için en mühim sermaye zamandır. Boş vaktinde ruhlu (faydalı) bir kitap okuyan, çok şey kazanır. İyi kılıç, kötü demirden olmaz. Çorak yerde sümbül çıkmaz. Bu sebeple okunacak eserde asâlet aramak zarûreti vardır. Hayvanlar dahi otu seçmeden yemezler. Basîretli mümin mûteber olan eserlerle ünsiyet eder. Hasır dokuyucu da dokuma bilir fakat ipek dokuyamaz. Zehir, yağlı şeyler içinde gizlidir. Dikkat etmeyen mahvolduğu gibi bu devran içinde okuyacağı eseri güzelce seçmeyen kimse de mahvolur.

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku” değil, seçerek okumak gerek. Okumanın zevkine, kitap sizinle konuşmaya başladığında varırsınız. Okumak bambaşka bir şeydir. Okuma ve araştırma kâbiliyeti yirmili yaşlarda kazanılır. Yaşı ilerlemiş olanlara nispetle, gençlerin okuma ve araştırmayla meşgul olması daha zordur. Zîra hareketli oldukları için yerlerinde duramazlar, ama gençlerin de okuma ve araştırma kâbiliyetini kazanmaları gerekir. Eskiden o şartlarda, mum ışığında, otuz sene, kırk sene, elli sene kitapla meşgul olan ulemâyı düşünmek lazım. Çok okumaktan maksadımız gazete okumak değil, ciddi eserler tetkik etmektir.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Annenin Şefkati

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2019

Annenin Şefkati

(Efendimiz s.a.v. hazretlerinin ashabından) gencin biri ölmek üzereyken dili tutuldu. Şehâdet kelimesini getiremedi.
Bunu Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine haber verdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri geldiler.
O gencin evine şeref verdiler.
Ona şehâdeti arzetti. (Telkinde bulundu…)
Genç, deprendi.
Fakat dili amel etmedi. (Dili Şehâdet kelimesini getiremedi.). Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu kişi, namaz kılar mıydı? Zekatını verir miydi? Oruç tutar mıydı?” (Bütün bu sorulara):
-“Evet!” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu genç anne ve babasına âsî oldu mu?” Onlar:
-“Evet!” dediler. (Kime âsî olduğunu sordu. Onlar da, yaşlı bir annesine âsî olup haksızlık ettiğini söylediler…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Onun yaşlı annesini buraya çağırın!” buyurdu.
O gencin annesi geldi. Çok yaşlı ve gözü kör idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri o yaşlı kadına;
-“O (oğlunu) affetmez misin?” diye sordu. Kadın:
-“Hayır!
Ben affetmem Çünkü o beni tokatladı. Ve gözümü çıkarttı. (Onun yüzünden kör oldum)” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, (kadının oğlunu affetmeye yanaşmadığını gördü.
Bir Müslüman gencin imansız gitmesine mani olmak için bir çâre düşündü ve ashabına);
-“Bana odun ve ateş getirin!” buyurdular.
Yaşlı anne sordu:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.) odun ve ateşi ne yapacaksınız?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-“Oğlunun yaptıklarından dolayı, onu senin gözlerinin önünde yakacağım!” buyurdu.
Kadın (hemen büyük bir heyecan ile);
-“Ben onu affettim! Onu affettim! Oğlumu, ateşte yanması için mi dokuz ay karnımda taşıdım! Onu taş için mi iki yıl emzirdim? Anne şefkat ve rahmeti nerede?” diye bağırdı.
O anda, o gencin dili çözüldü.
Şehâdet kelimesini getirdi…”

Rahmet

Bu hadis-i şerifteki nükte, anne rahimdir. Ama rahman değildir. Onun az bir rahmeti, (oğlunun dövmesi ve kendisini tokatlaması yüzünden gözlerini kaybettiği halde, Allâhü Teâlâ hazretlerinin onun içinde yaratmış olduğu az bir merhamet ve şefkat ile) oğlunun ateşte yanmasını uygun görmedi.

Kulların cinayet ve günahlarından dolayı asla zarar görmeyen, Allâhü Teâlâ hazretleri, yetmiş yıl şehâdet kelimesine devam eden bir mü’min kulun ateşte yanmasını nasıl geçerli görür.

Allâhü Teâlâ hazretleri, rahmet edicilerin en merhametlisidir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/273-274.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2019

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Şiddetli bir kıtlık hüküm sürmekte idi. Açlıktan kıvranan halk dilenciliğe başlamak zorunda kalmıştı, İşte bu sırada zengin bir adamın bir üvey kızı vardı. Zengin adam bu üvey kızını evinde bir esir gibi çalıştırır ve ona etmedik eziyet bırakmazdı.

Bir gün kızcağız evde ekmek pişirirken eve bir dilenci geldi, kendisinden bir miktar ekmek istedi. Üvey babasından haddinden fazla korkan kız, Allah’tan daha fazla korkuyordu ki adama iki parça ekmek verdi. Dilenci sevinçle ekmeği alıp giderken kızın babalığı da eve geldi. Kıza:
-Ekmeği sen mi verdin ?, diye sordu.
Kız kendisinn verdiğini söyleyince de, adam kıza Öyle eziyetler etti ki, ne yaptı ise tatmin olmayıp elini kesip sokağa attı.
Kızı tanıyanlar, ona bir iki sene baktılarsa da, olacak gibi değildi. Kız millete yük olmaktan bıkmıştı. Çalışacak bir iş de bulamadığından dilenmeye karar verdi. Kendisini tanımayan bir diyara gidip ıkına – sıkına bir evin kapıcını çaldı. Evi açan bir erkekti. Kız, gayet mahcup bir vaziyette:
-Allah rızası için bana yardım eder misiniz? dedi. Adam o yaşta dilenen kıza acımıştı. Dikkatli dikkatli kızın yüzüne bakmaya başlayınca kız gerisin geriye döndü. Kız bu zamana kadar nereye gitse, herkes hırsızlık yapmış da eli kesilmiş sanarak bir işi güvenmedikleri gibi iyilik de yapmak istemiyorlardı. Kızcağız o adamı da aynı fikirde sanmıştı. Fakat kız daha kapıdan uzaklaşmadan adam arkasından seslendi. Çaresiz kalan kızcağız ne diyecek diye geri dönmüştü. Adam ona kimsesi olup olmadığını sordu. Kız yaşlı gözlerle kimsesinin olmadığını söyleyince de, adam kıza evlenmek teklif etti. Adam kızın elinin kesik olduğunun farkına varmamıştı. Yaşı kemâle ermiş olan kız hemen evliliği kabul etti.

Düğün merasimi yapıldı, nikâhları kıyıldı, zifaf gecesi beraber yemek yiyorlardı. Adam iyice dikkat ettiğinde anladı ki, kız hep bir eliyle yemek yiyor. Ekmeği de aynı eliyle koparıyor yemeği de aynı eliyle yiyor, Kızın sıkıldığından bunu yaptığını sanan adam:
-Neden iki elinle yemiyorsun? diye sordu.
Kız o zamana kadar elinin kesik olduğunu belli etmemişti. Çünkü bıkmıştı el arasında dolaşıp durmaktan. Ne yapacağını şaşırdı. Elinin kesik olduğunu söylese belki de adam hırsızlık yaptığını sanarak evliliği terk edecek, meseleyi anlatsa belki de inandıramıyacak. Çok müşkül bir durumda kan- ter içinde kalan kıza Allah tarafından bir ilham geldi:

Kesik olan elini çıkar! Korkma, biz senin elini iade ettik»

deniyordu. Mütereddid bir halde eline bakan kız hakikaten elinin yerinde olduğunu görünce çok sevindi ve kendisini mahcup olmaktan kurtardığı için Allaha şükürler etti.

Evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu. Kadın, başından geçen hâdiseyi münasip bir şekilde kocasına anlatıp, o zamana kadar elinin çolak olduğunu ve o anda elinin Allah tarafından iade edildiğini söyleyerek, bunun da bir dilenciye ekmek verdiği için başına geldiğini söyledi.
Meseleyi hatırlayan adam:
-Senden o ekmeği alan fakir bendim, fakat Allaha hamdolsun ki, şimdi o fakirlikten kurtuldum, diyerek o da kendisini tanıttı.

İki kader arkadaşı, hayatlarını böyle sürdürürken bir gün yemek yiyecekleri bir sırada kapıları çalındı. Baktılar ki, üstü – başı perişan bir adam kapıya gelmiş bir parça ekmek istiyor. Kız onun kendisinin elini kesen babalığı olduğunu tanıyıp, kocasına da söyledi. Fakat onlar, hiç belli etmediler, ellerinden geldiği kadar ona iyilik ettiler ve mümkün mertebe gönlünü alıp gönderdiler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/285-286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hangi Tarikata Girilmelidir?

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2019

Hangi Tarikata Girilmelidir?

Akıllı kişiye düşen, en salim olan tarikati tercih etmelidir.
Kıy-u kâl’dan (sözlerden- dedi kodu ve benzerî düşüncelerden) kaçınmalıdır.
Onların (gerçek tasavvuf ehlinin) şu sözlerinin üzerine bak ve üzerinde düşün:

-“Her zamanın bir takım adamları vardır. Ve her adamın makam ve hâli vardır!”

Yahûdî Meşrepli Sahte Şeyhler

Şeyh Ebû’l-Abbâs (k.s.) hazretleri buyurdular: Bu zamanın tasavvuf ehli sofu ve şeyhlerinden kim. zâlimlerin malını yer ve semâ (def çalıp söylemeye) tesir eder {ve bu işten tevbe etmezse) işte onda (o şeyh ve sofu’da) Yahudilikten bir dürtme (meşrep ve ahlak) vardır .

Semâ Ehli Şeyhler

Hâtemî (r.h.) buyurdular:
Bu zamanda semâ (okunan şeyleri dinlemek ve o tür meclislere gitmenin caiz olduğunu) Müslüman söyleyemez.
Sema işini yapan şeyhlere uyulmaz ve tabi olunmaz.
Sen bu zamanda müşahede ettin, gördün ve biliyorsun ki, dönme meclislerine (dönerek zikir yapanların meclislerine),
1-Tüysüz oğlanlar,
2- Eğlence ehli,
3- Dünya ehli,
4- Kadınlar,
5-Câhiller ve
6- Çocuklar hazır olmaktadırlar.

Dini Helak Eden Sahte Şeyhler

Bu (def çalıp söyleyen) şeyhlerin meclisinde hazır olmak gerçekten büyük bir âfettir. Muhakkak ki,
1- Onların kendileri (def çalıp söyleyen şeyhler),
2- Onlara karışmak,
3- Onların meclislerine gelenler,
4- O şeyhlerle sohbet etmek Öldürücü bir zehirdir.
Bu tür şeyhlerin meclislerinde hazır olmak kadar, sür’atlice insanın dinini helak edici hiçbir şey yoktur.

Şeytanın Tuzakları Şeyhler

Muhakkak ki semâ ehli olan şeyhler (def çalıp, dönen ve müritlerini ayağa kaldırıp raks ettiren şeyhler) şeytanın hile ve tuzaklarıdırlar.

Tarikat arayan bir Müslüman kardeşim şunlara dikkat etmelidir.

1. En sağlam,
2. En sahih,
3. En faydalı,
4. Dünyevî ve şahsî çıkarlardan uzak,
5. Kİtab ve sünnete en uygun,
6. Ehl-i sünne’t ve’l-cemaat’e en bağlı,
7. İlim ile irfanı birleştiren,
8. İslâm ve Kur’ân-t kerime hizmeti vazife edinen,
9. Şerîat-i Garra-i Ahmediyye’nin reşv ü neması için çalışan,
10. Şeyhi mürşid-İ kâmil olan,
11. Mürşid-i zamanın müceddidi olan,
12. Varisi Muhammedi olan,
13. İnkıta’a uğramamış olan tarikat-İ âliye-yi Muhammeddiyye’yi),Ara bul ve tercih et.

Allâhü Teâlâ hazretlerinin sana zamanın mürşid-i kâmilini bulmayı nasip etmesi için her gün beş vakit namazdan sonra dua et!

İlim ve Kur”ân talebelerine sadakalar ver.Çünkü bu sırf aramakla bulunmaz.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/259.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hanımlar Nankörlük Etmeyin

Posted by beysehirliyiz Ocak 23, 2019

Hanımlar Nankörlük Etmeyin

Son yıllarda kadınlardan kocaları hakkında en çok duyduğum şikayet şu: “Kocam bana hediye almıyor, çiçek almıyor, sürpriz yapmıyor“.. “Demek ki bana değer vermiyor.!”

Ya Allah aşkına kim soktu kadınların kafasına bu fikri?! Aynı evde yaşadığın, sen ve ben’den çıkıp “BİZ” olduğun eşinden ne hediyesi bekliyorsun?

Eşin istediklerini alıyorsa, almana müsaade ediyorsa, ihtiyaçlarını karşılıyorsa, aldatmıyor, zulmetmiyor, küfretmiyor, evine, eşine ve çocuklarına sahip çıkıyorsa, senin haberin olmadan Rabbimize senin hakkında hayır dua ediyorsa hediye beklentisi ne içindir?

Ara sıra eşlere sürpriz yapmak, gönlünü almak elbette güzel bir haslettir.. Herkes bundan hoşlanır fakat demek istediğim: Eşiniz bunu yapmıyorsa, alışkanlık edinmemişse bu bir kavga veya küslük sebebi olmamalı…!

Bana ister katılın, ister katılmayın ama sosyal medyada binlerce beğeni alan sevgili modundaki karı-koca fotoğrafları, herşeyin güllük gülistanlık gösterilmesi, evdeki mahremiyetin abartılarak sergilenmesi, makyajlı hayatlar ve pek çok yalan paylaşım kadınları mutsuzluğa itiyor… Dizilerden, bu tür paylaşımlardan etkilenip eşini haksız yere üzen kardeşlerime ALLAH’TAN KORKUN! diyorum…

Zirâ huzur ve mutluluk ne tek taş bir yüzükte, ne de pahalı bir bukette saklı.. Bakın şu hadis-i şerif ne çok şey anlatır… Kocanın (Yaptığı İyiliklere Karşı) Nankörlük Etmek..

Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ra) Allah Râsûlü sallallahu aleyhi ve sellem’ den rivayet ettiği bir hadis-i şerif vardır…
Şöyle buyurmuştur:
Bana ateş (cehennem) gösterildi…
Cehennemliklerin çoğunluğu­nun kadınlar olduğunu gördüm.. Zira onlar inkâr edenlerdir…
Allah Râsûlü’ne soruldu: “Allah’ı mı inkâr ederler?
Allah Rasulü şöyle buyurdu:
Kocalarını(n hakkını) inkâr ederler, iyiliği inkâr ederler.. Onlardan birine uzun zaman iyilikte bulunsan, sonra senden (sevmediği) bir şey görse hemen ‘ zaten senden hiçbir iyilik görmedim’ der..

(Sahih-i Buhari )

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Ömer bin el-Farid Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2019

Ömer bin el-Farid Kimdir ?

Ömer bin el-Farid: Asıl ismi Ömer bin Ali’dir.
Künyesi Ebû Hafs olup, Sultân-ül-âşikîn (âşıkların sultânı) ve Şerefüddîn lakabları vardır. İbn-i Fârid diye meşhur oldu.

Resûlullah efendimizin süt annesi Halîme’nin mensup olduğu Benî-Sa’d kabilesine mensuptur. 1180 (H.576) senesinde Mısır’da doğdu, İbn-i Fârid, aslen Suriye’nin Hama şehrindendir. Babası, buradan Mısır’a gelip yerleşmiştir. İbn-i Fârid’in babası, devlet kademelerinde, haksızlığa uğrayanların haklarını kazanmalarında yardımcı olduğu için kendisine “Fârid” denmiştir. Daha sonra, kadılık işi ile meşgul olmuştur. Fârid ailesi, ilim yanında, haramlardan ve şüphelilerden sakınma hususunda örnek olmaları ile tanınır.

Bu ailenin mensupları dînin emir ve yasaklarına uymakta ziyadesiyle gayret gösterirlerdi. İbn-i Fârid, böyle bir ailede yetişti. Biraz büyüyünce, Şafiî fıkhı ile meşgul oldu. ibn-i Asâkir’den hadîs-i şerîf ilmini aldı. Büyük hadîs âlimi Münzirî ve başkaları kendisinden hadîs-i şerîf rivayet etti. Sonra tasavvuf yoluna ve yalnızlığa meyletti. Dünyâ sevgisinden ve bağlarından sıyrılmaya çalıştı. Babasından izin alır, Mukattam Dağı taraflarına, vadilere, Kâhire’deki Karafe harâbelerindeki terk edilmiş bir vaziyette bulunan mescidlerden birine gider, bir müddet oralarda kalırdı.

Babasının hakkına riâyet edip gönlünü almak için, günde bir-iki kere yanına giderdi. İbn-i Fârid, bundan sonrasını şöyle anlatır:
Babam vefat edince, her şeyden uzaklaşıp, tamamen kendimi bu yola verdim. Fakat bu şekilde bana hiçbir şey hâsıl olmadı. Nihayet bir gün, Mısır medreselerinden birisine girmek istedim. Bu sırada medrese kapısında, bakkal olan yaşlı bir zâtın abdest aldığını gördüm. Fakat, din kitaplarında, bildirilen şekilde abdest almıyordu. Önce kollarını, sonra ayaklarını yıkayıp, sonra başını mesh edip, daha sonra yüzünü yıkamıştı. Gönlümden; “Bu ihtiyar ne acayiptir. Bu yaşta, bir müslüman memleketinde, medrese kapısında, müslümanların âlimleri arasında bulunuyor da, şöyle usûlüne uygun bir abdest alamıyor.” düşüncesi geçti.

Bunun üzerine o yaşlı zât bana bakıp:
“Ey Ömer!
Sana Mısır’da perdeler açılmaz, istediğini burada bulamazsın. Senin perdelerinin açılması ve istediğin Hicaz’da, Mekke-i mükerremede olsa gerek.
Oraya git!
İstediğin şeyin hâsıl olması yakındır.” dedi.

Ben, onun evliyâullahtan olduğunu bilememiştim.
Meğer o, böyle usûlüne uygun olmayan abdest almakla hâlini setredip gizlermiş.
Bu durumları anlayınca, huzurunda oturup: ‘Efendim, ben nerede, Mekke-i mükerreme nerede? Hac mevsimi değildir ki, bana arkadaş olacak birisini bulayım.” dedim!
Bunun üzerine eli ile işaret ederek; “İşte Mekke-i mükerreme önündedir.” dedi. Baktığımda, Mekke-i mükerremeyi gördüm. Sonra o ihtiyardan ayrılıp, Mekke-i mükerremeye doğru yöneldim. Mekke-i mükerreme benim gözümün önünden kaybolmadı. Nihayet Mekke-i mükerremeye vardım. Artık manevî perdeler bir bir açılıyordu. Bundan sonra, Mekke-İ mükerremenin dağlarında ve vadilerinde dolaşmaya başladım. Öyle ki, kendimi hiç bilmediğim bir vadide bulmuştum, Oradan Mekke-i mükerremenin uzaklığı, on günlük yoldu. Her gün Harem-i şerîfte beş vakit cemâatle namazda hazır bulunurdum.
Bu yere gelip giderken, bir yırtıcı hayvan bana arkadaş olurdu. Deve gibi dizi üzerine çöküp: “Efendim! Bin, bin!” derdi. Her zaman binerdim. On beş yılım böyle geçti.

Bir ara, ansızın o ihtiyar bakkalın sesi kulağıma geldi.
“Ey Ömer!
Kahire’ye gel. Vefatımda hazır bulun.” dedi.
Bu söz üzerine Kâhire’ye gittim.
O zâtın vefatı yakın bir vaziyetteydi. Selâm verdim. Selâmımı aldı. Bana birkaç dînâr verdi. Bunlarla teçhiz ve tekfinimi yap. Bir dînâr daha verip, bunu da tâbutumu taşıyanlara ver. Karâfe’de falanca yere tabutumu koy, dedi.

Sonra şunları söyledi: “Bu sırada dağdan aşağıya bir kimse iner. Onunla namazımı kıl. Sonra Allahü teâlânın dilediği şeyin olmasını bekle.” Onun tavsiyesi üzerine hareket ettim. Tâbutunu dediği yere koydum. Dağdan bir kişinin aşağıya doğru indiğini gördüm. Kuş gibi süratliydi. Ayağının yere dokunduğunu görmedim. Fakat ben o şahsı tanıyordum. O, çarşıda dolaşır, herkes kendisiyle alay ederdi. Ensesine vururlardı. Yanıma gelince; “Ey Ömer, gel cenaze namazını birlikte kılalım.” dedi. Biraz ileri varınca, yerle gök arasında, yeşil ve beyaz kuşların bizimle birlikte namaz kıldıklarını gördüm.

Namazı bitirdikten sonra, büyük bir yeşil kuş, o kuşlar arasından aşağıya indi. Tabutun alt yanına kondu. O, tabutu tutup, diğer kuşların arasına karıştı. Hepsi tesbîh ederek uçtular ve gözlerimizin önünden kayboldular. Ben bu hâle çok hayret ettim.
Sonra yanımdaki o zât bana;
“Ey Ömer!
İşitmedin mi ki, şehidlerin ruhları yeşil kuşların kursakları içindedir. Cennet’ten çıkıp, istedikleri yerde uçarlar. Bunlar kılıç şehidleridir. Muhabbet ve İlâhî sevgi şehidlerinin hem cesedleri ve hem de ruhları yeşil kuşların kursakları içindedir. Bu zât da onlardan birisidir.” dedi,

İbn-i Fârid, Mekke-i mükerremeden Mısır’a dönünce, Ezher’de hatiplikle meşgul oldu.
İbn-i Fârid’in bir Dîvan’ı vardır. Bu Dîvân çok derin mânâları ihtiva etmektedir. İbn-i Fârid, şiirlerinin çoğunu Mekke-i mükerreme vadilerinde yazdı.
Dİvân’daki kasîdelerden birisi de, Kasîde-i Tâiyye’dir. 750 beyittir.

İbn-i Fârid şöyle der: Kasîde-i Tâiyye’yi tamamladıktan sonra, rüyamda Resûlullah efendimizi gördüm.
Buyurdular ki; “Kasîdene ne isim koydun?”
Ben de: “Yâ Resûlallah! Levâîh-ül-Cinân (Revâîc-ül-cinân)
İsmini verdim.” dedim. O zaman Resûlullah; “Hayır, ona Nazm-üs-sülûk adını ver.” buyurdu. Ben de, Kasîde-i Tâiyye’ye bu adı verdim.

1238 (H.636) senesinde yine burada vefat etti.
Mısır’da Karâfe denilen yere defnedildi.

Kaynak : Evliyalar Ansiklopedisi…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: