Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa.

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2017

Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa.

Haziran 1916’da İngiliz müfsitlerin telkinleriyle ayaklanan Şerif Hüseyin’e bütün İslâm âlemi tepki göstermiş; ama o, ihanetinden dönmemişti. Kendince bahaneler bulmuştu bu menfî hareketine… Osmanlı’yı İngilizlerin yanında savaşa girmemesi dolayısıyla yargılıyor ve kendi kurduğu mahkemede mahkûm ediyordu. İngilizler’in büyük Arap krallığı vaadine inanan Şerif Hüseyin’in, isyana hazırlandığı haberinin alınması üzerine Fahreddin Paşa Medine-i münevvere’ye gönderildi.

Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine-i münevvere dışındaki hemen bütün büyük merkezler âsilerin eline geçti. Fahreddin Paşa elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine-i münevvere’yi iki yıl yedi ay boyunca kahramanca müdafaa etti.

Osmanlı birlikleri, isyan başladığında Yemen’de âdeta bir ölüm kalım savaşı veriyordu. Hava sıcaktı, hem düşmanla hem de salgın hastalıklarla mücadele ediyorlardı. Dahası diğer cephelerden gelen kötü haberler iyice zorlaştırıyordu işlerini. Asker yorgundu, asker yılgındı. Fakat Şerif Hüseyin’in isyanı başkaydı.

Alınan haberlere göre isyancılar, 7 Temmuz 1916’da Mekke-i mükerreme’ye ulaşmışlardı. Sıra, Hazreti Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kabr-i şerifinin bulunduğu Medine-i münevvere’ye gelmişti. Osmanlı birlikleri Medine-i münevvere önlerine ulaştığında şehir tam bir muhasara altında idi. Bir yanda düşman askeri, diğer yanda çöl, burayı dış dünyadan âdeta tecrit emişti. İsyancıların çemberi kısa zamanda yarıldı ve şehir Osmanlı kontrolüne alındı. Ama asıl çile şimdi başlıyordu. Şerif Hüseyin’in oğlu kararlıydı, Medine alınacaktı.

Nihayet Medine-i münevvere kuşatıldı. Sıkıntı dolu günler başlamıştı. Halk tahliye edildiği için Ravza-i Mutahhara’yı asker temizliyor, ezanları okuyor, siperlerde nöbeti yine onlar bekliyordu.

Kuşatma Haziran 1916’dan Ocak 1919’a kadar tam 2 yıl 7 ay sürdü. Askerlerin bir kısmı firar etti, yiyecek bitti, su tükendi. Ama o kararlıydı. Yapamazdı, Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrini terk edemezdi. Ama ümitsizlik artık askerlerinin damarlarına iyice işlemişti. Bazılarına göre her şey bitmişti. İşte tam bu sırada Fahreddin Paşa’nın, Çaldıran Seferi’nde ümitsizliğin pençesine düşmüş askerlerini birer kaplana çeviren Yavuz gibi yaptığı konuşma, yeniden diriltmişti bu yorgun ruhları:

“Ey İnsanlar!
Mâlûmunuz olsun ki, yiğit ve kahraman askerlerim; bütün İslâm’ın sırtını dayadığı yer, mânevî gücün desteği, Hilâfet’in gözbebeği olan Medine-i münevvere’yi son kurşununa, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur. Buna Müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine-i münevvere’nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allahu Tealâ bizimle beraberdir! Şefaatçimiz O’nun Resulü, Peygamber Efendimiz’dir (sallallahü aleyhi ve sellem). Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlar; şan ve şerefle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zâbitleri! Ey her cenkte (savaşta) cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek dâima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş yiğit Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlâtlarım! Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki; Ya Resulallah, biz Sen’i bırakmayız!”

Çırpınıyordu. Görünen düşmandan çok görünmeyen düşmanla, ümitsizlikle mücadele ediyordu. Askerlerinin onu, dik görmesi gerektiğini düşünüyor, bunun için canla başla çalışıyordu.

Mahiyetindeki subay ve erleriyle birlikte bir sabah namazını Mescid-i Nebevi’de edâ ettikten sonra Peygamberimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrine geldi ve mübarek huzurunda yemin etti, şeref sözü verdi: “Yâ Resulallah! Son neferimize varıncaya dek şehit olmadıkça Sen’in mübarek bedenini düşman eline teslim etmeyeceğiz.”

Ravza-i Mutahhara’da asırlar boyu gelen hediyelerden birikmiş muazzam ‘emânet hazinesi’ni trene yükledi ve İngilizlerin eline düşmesin diye İstanbul’a gönderdi.

Askerleri yiyeceklerinin tükendiğini söyleyince, onlara çekirge yemelerini emretti, “Çekirgenin serçeden ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Serçe gibi huysuz ve serçe gibi asabi. Yediği şeyleri itina ile seçiyor ve temiz şeyler yiyor.” ▫️Gündüzleri askerinin zihnine âbidevî bir duruş nakşeden Fahreddin Paşa, geceleri Mescid-i Nebevî’ye gidiyor ve orada sabaha kadar gözyaşı döküyordu: “Ya Resulallah, Sen’i nasıl bırakırım…”

Sabaha karşı uyuyakalmış olmalıydı, zîrâ uyandığında üniforması üzerinde idi. Kendine gelmeye çalışırken, diğer taraftan da özel odasında silâh arkadaşlarının ne aradığını anlamaya çalışıyordu. “Bitti paşam!” diyebildi biri. Anlayamadı. Sonra ellerinde silâhlarıyla İngiliz askerlerini gördü. “Buraya kadar paşam, teslim olunuz!” Beyninden vurulmuşa döndü. Gözünden büyük birkaç damla yaş düştü. Hiddetle kalkmak istedi, silâhına uzandı bir yandan, ama ne mümkün, derhal engellendi. Konuşmadı; ama gözleri onun yerine yalvardı âdeta; “Bırakın, Allah aşkına bırakın!” Bırakmadılar. Zîrâ İngilizler zaten böyle bir hamle bekliyorlardı. Çöl Aslanı’nı feda edemezlerdi. Çaresiz mâni oldular komutanlarına…Dışarı çıktığında yüzlerinde hay­â­sız bir zaferin nişanesi hükmünde ukalâ tebessümleri ile diğer İngiliz subaylarını gördü. Biri yanaştı ve bu büyük kahramana elini uzattı, sıkmak istedi. Paşa ağlıyordu. Görmedi veya görmezden geldi. Bir diğeri yanaştı bu sefer, göz işareti ile kılıcını istedi. Kaşları çatıldı. Kılıcının kabzasını sıkı sıkı tuttu. Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu yöne döndü yüzünü. Kılıcını çekti ve secdeye kapanıp kılıcını yere bıraktı.

Medine-i münevvere’ye bir ölüm sessizliği çöktü, artık hep birlikte ağlayan askerlerin gözyaşları insanın içine işleyen kumlu rüzgâra karıştı. Ayağa kalktı. Arkasını döndü, iki adım atmıştı ki âniden: “Affet beni, ya Resulallah!“ dedi ve hıçkırıklara boğuldu.

Şimdi artık Medine-i münevvere iyice gözden kayboldu. Onu Yenbu Limanı’na ulaştıracak cipe binerken kum fırtınası iyice ağırlaştı. Başını öne eğdi. İngiliz askerleri, pürdikkat onu izliyorlardı. Ellerini kaldırdı göğe ve Medine-i münevvere gözden kaybolurken dilinden şunlar döküldü: “Allah’ım, ben sözümü tutamadım. Sen beni affet!”

Ey Medine müdafii kahraman komutan! Üzülme. İnşaAllah Rabbimiz senin ruhunu şad etsin.. Peygamberin (sav) şefaatçin olsun. Nice kahraman aslanlarımıza, nice şehitlerimize, yüz aklarımızdan Rabbim RAZI olsun, cennetinde ağırlasın. Allah’ın (cc) yolundaki cümle ecdadımıza El-Fatiha…

İngilizlerin “Çöl Kaplanı” dediği Fahreddin Paşa, dünyada eşi olmayan bir ibret belgesidir. İngilizlerle para uğruna işbirliği yapan müslüman Arapların ihanetine uğrayan, kendi çoğu askeri teslim olduğu halde Peygamberimizin (sav) kabr-i serifini yabancılara kaptırmamak için kelle koltukta direnen, açlıktan çekirge ile beslenen, o karmaşada gerçek bir Müslüman komutandır.

Nasib olur ise Medine-i münevvere’ye varmak, ikindi gölgesi çöktükten sonra Mescid-i Nebevi’nin etrafında yavaş yavaş lambalar yanmaya başlar iken, o güzel ikindi gölgesinde Mescid-i Nebevi’nin mermerlerinin üzerine düşen küçük küçük çekirgelere bakıp, peygamber(sav) sevdalısı bir çöl kaplanı hatra gelsin . . O değerli müdafaa ki, hayali cihana değer. .

‘Medine kahramanı ‘… Rumelihisarı yanındaki Âşiyan Mezarlığında metfundur.
El-Fatiha

Şerife Şevval Kardelen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: