Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2017

Peygamber Efendimizin Bir Mucizesi

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2017

Peygamber Efendimizin Bir Mucizesi

Bedevîlerde müsafirden hoşlanmayan bulunsa bile âdab ve örfe riâyet edip fikrini açığa vuramazdı. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri böyle bir bedevînin çadırına müsafir olmuştu.

Bedevînin hanımı, müsafirin teşrifine çok sevinip kocası için hazırlamış olduğu mercimek çorbasını getirerek yemesini rica etti. Gelenin kim olduğunu bilmeyen bedevî, çorbasının müsafire verilmesine fena halde canı sıkıldı. Lakin sesini çıkaramadı. O anda çadırın önündeki hayvanı hastalanıverdi. Bu işe şaşıran bedevî, içinden Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm Efendimizden yardım istedi. Âlemlere rahmet olan Efendimiz, bedevinin zevcesinden memnûniyetini ve bedevinin müsafir sevmediğini ifade buyurup onu ıslah etmek için:

“Güler yüzlü kadın, ekşi yüzlü adam, pişen mercimek, müsafir Muhammed Mustafa’dır. Ey sancı bu hayvandan çık” buyurup nefes etmesiyle hayvanın sancısı kesildi ve bedevî müsafirinin kim olduğunu anlayıp kendisini affetmesini istedi.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SAĞLIĞIMIZ: Gribe karşı tedbirler

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2017

SAĞLIĞIMIZ: Gribe karşı tedbirler

Suyun vücudumuza birçok faydaları vardır.
Kış günlerinde de su içmeyi ihmal etmemelidir.

C vitamini bulunan kuşburnu, limon ve zencefil çayı; nane ve limon çayı; bal, karabiber, limon ve zencefil çayı gribe karşı iyi gelir.

Kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak ve muafiyet (bağışıklık) sistemini güçlendirmek için sebze ve meyve yenilerek vücuda gerekli vitamin ve mineral alınmalıdır.

Kış sebzeleri: Kereviz, brokoli, brüksel lahanası, ıspanak, şalgam, soğan, sarımsak, turp, havuç, lahana ve bal kabağı.

Meyveleri ise portakal, kivi, elma, ayva, nar ve armuttur.

Çiğ yenilmeyen sebzeler vitamin kaybı olmaması için çok az pişirilmelidir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2017

DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar. Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor. Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller.
Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi. Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz. Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz. Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar. Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize. Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli. Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı. Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli. Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…

Doğan CEYLAN
Maarif Müfettişi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

CÜNÜP KİMSEYE BEŞ ŞEY HARAMDIR.

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2017

CÜNÜP KİMSEYE BEŞ ŞEY HARAMDIR.

1- Namaz kılmak. Tilâvet ve şükür secdesi yapmak da haramdır.

2- Kur’an okumak niyetiyle bir âyet bile olsa Kur’ân-ı Kerîm okumak. (Duâ niyetiyle olursa caizdir. Mesela Fâtiha-i Şerîfe’yi duâ niyetiyle okuyabilir.)

3- Kur’ân-ı Kerîm’e -bir âyet veya yarım âyet bile olsa-el sürmek, dokunmak. Üzerinde âyet-i kerime yazılı bir levhayı, kâğıdı el ile tutmak.

4- Kâbe-i Muazzama’yı tavaf etmek.

5- Bir zaruret olmadığı halde bir mescide, bir câmi-i şerife girmek ve içinden geçmek haramdır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa.

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2017

Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa.

Haziran 1916’da İngiliz müfsitlerin telkinleriyle ayaklanan Şerif Hüseyin’e bütün İslâm âlemi tepki göstermiş; ama o, ihanetinden dönmemişti. Kendince bahaneler bulmuştu bu menfî hareketine… Osmanlı’yı İngilizlerin yanında savaşa girmemesi dolayısıyla yargılıyor ve kendi kurduğu mahkemede mahkûm ediyordu. İngilizler’in büyük Arap krallığı vaadine inanan Şerif Hüseyin’in, isyana hazırlandığı haberinin alınması üzerine Fahreddin Paşa Medine-i münevvere’ye gönderildi.

Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine-i münevvere dışındaki hemen bütün büyük merkezler âsilerin eline geçti. Fahreddin Paşa elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine-i münevvere’yi iki yıl yedi ay boyunca kahramanca müdafaa etti.

Osmanlı birlikleri, isyan başladığında Yemen’de âdeta bir ölüm kalım savaşı veriyordu. Hava sıcaktı, hem düşmanla hem de salgın hastalıklarla mücadele ediyorlardı. Dahası diğer cephelerden gelen kötü haberler iyice zorlaştırıyordu işlerini. Asker yorgundu, asker yılgındı. Fakat Şerif Hüseyin’in isyanı başkaydı.

Alınan haberlere göre isyancılar, 7 Temmuz 1916’da Mekke-i mükerreme’ye ulaşmışlardı. Sıra, Hazreti Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kabr-i şerifinin bulunduğu Medine-i münevvere’ye gelmişti. Osmanlı birlikleri Medine-i münevvere önlerine ulaştığında şehir tam bir muhasara altında idi. Bir yanda düşman askeri, diğer yanda çöl, burayı dış dünyadan âdeta tecrit emişti. İsyancıların çemberi kısa zamanda yarıldı ve şehir Osmanlı kontrolüne alındı. Ama asıl çile şimdi başlıyordu. Şerif Hüseyin’in oğlu kararlıydı, Medine alınacaktı.

Nihayet Medine-i münevvere kuşatıldı. Sıkıntı dolu günler başlamıştı. Halk tahliye edildiği için Ravza-i Mutahhara’yı asker temizliyor, ezanları okuyor, siperlerde nöbeti yine onlar bekliyordu.

Kuşatma Haziran 1916’dan Ocak 1919’a kadar tam 2 yıl 7 ay sürdü. Askerlerin bir kısmı firar etti, yiyecek bitti, su tükendi. Ama o kararlıydı. Yapamazdı, Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrini terk edemezdi. Ama ümitsizlik artık askerlerinin damarlarına iyice işlemişti. Bazılarına göre her şey bitmişti. İşte tam bu sırada Fahreddin Paşa’nın, Çaldıran Seferi’nde ümitsizliğin pençesine düşmüş askerlerini birer kaplana çeviren Yavuz gibi yaptığı konuşma, yeniden diriltmişti bu yorgun ruhları:

“Ey İnsanlar!
Mâlûmunuz olsun ki, yiğit ve kahraman askerlerim; bütün İslâm’ın sırtını dayadığı yer, mânevî gücün desteği, Hilâfet’in gözbebeği olan Medine-i münevvere’yi son kurşununa, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur. Buna Müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine-i münevvere’nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara’nın yeşil türbesi altında, kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allahu Tealâ bizimle beraberdir! Şefaatçimiz O’nun Resulü, Peygamber Efendimiz’dir (sallallahü aleyhi ve sellem). Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlar; şan ve şerefle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zâbitleri! Ey her cenkte (savaşta) cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek dâima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş yiğit Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlâtlarım! Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki; Ya Resulallah, biz Sen’i bırakmayız!”

Çırpınıyordu. Görünen düşmandan çok görünmeyen düşmanla, ümitsizlikle mücadele ediyordu. Askerlerinin onu, dik görmesi gerektiğini düşünüyor, bunun için canla başla çalışıyordu.

Mahiyetindeki subay ve erleriyle birlikte bir sabah namazını Mescid-i Nebevi’de edâ ettikten sonra Peygamberimiz’in (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrine geldi ve mübarek huzurunda yemin etti, şeref sözü verdi: “Yâ Resulallah! Son neferimize varıncaya dek şehit olmadıkça Sen’in mübarek bedenini düşman eline teslim etmeyeceğiz.”

Ravza-i Mutahhara’da asırlar boyu gelen hediyelerden birikmiş muazzam ‘emânet hazinesi’ni trene yükledi ve İngilizlerin eline düşmesin diye İstanbul’a gönderdi.

Askerleri yiyeceklerinin tükendiğini söyleyince, onlara çekirge yemelerini emretti, “Çekirgenin serçeden ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Serçe gibi huysuz ve serçe gibi asabi. Yediği şeyleri itina ile seçiyor ve temiz şeyler yiyor.” ▫️Gündüzleri askerinin zihnine âbidevî bir duruş nakşeden Fahreddin Paşa, geceleri Mescid-i Nebevî’ye gidiyor ve orada sabaha kadar gözyaşı döküyordu: “Ya Resulallah, Sen’i nasıl bırakırım…”

Sabaha karşı uyuyakalmış olmalıydı, zîrâ uyandığında üniforması üzerinde idi. Kendine gelmeye çalışırken, diğer taraftan da özel odasında silâh arkadaşlarının ne aradığını anlamaya çalışıyordu. “Bitti paşam!” diyebildi biri. Anlayamadı. Sonra ellerinde silâhlarıyla İngiliz askerlerini gördü. “Buraya kadar paşam, teslim olunuz!” Beyninden vurulmuşa döndü. Gözünden büyük birkaç damla yaş düştü. Hiddetle kalkmak istedi, silâhına uzandı bir yandan, ama ne mümkün, derhal engellendi. Konuşmadı; ama gözleri onun yerine yalvardı âdeta; “Bırakın, Allah aşkına bırakın!” Bırakmadılar. Zîrâ İngilizler zaten böyle bir hamle bekliyorlardı. Çöl Aslanı’nı feda edemezlerdi. Çaresiz mâni oldular komutanlarına…Dışarı çıktığında yüzlerinde hay­â­sız bir zaferin nişanesi hükmünde ukalâ tebessümleri ile diğer İngiliz subaylarını gördü. Biri yanaştı ve bu büyük kahramana elini uzattı, sıkmak istedi. Paşa ağlıyordu. Görmedi veya görmezden geldi. Bir diğeri yanaştı bu sefer, göz işareti ile kılıcını istedi. Kaşları çatıldı. Kılıcının kabzasını sıkı sıkı tuttu. Ravza-i Mutahhara’nın bulunduğu yöne döndü yüzünü. Kılıcını çekti ve secdeye kapanıp kılıcını yere bıraktı.

Medine-i münevvere’ye bir ölüm sessizliği çöktü, artık hep birlikte ağlayan askerlerin gözyaşları insanın içine işleyen kumlu rüzgâra karıştı. Ayağa kalktı. Arkasını döndü, iki adım atmıştı ki âniden: “Affet beni, ya Resulallah!“ dedi ve hıçkırıklara boğuldu.

Şimdi artık Medine-i münevvere iyice gözden kayboldu. Onu Yenbu Limanı’na ulaştıracak cipe binerken kum fırtınası iyice ağırlaştı. Başını öne eğdi. İngiliz askerleri, pürdikkat onu izliyorlardı. Ellerini kaldırdı göğe ve Medine-i münevvere gözden kaybolurken dilinden şunlar döküldü: “Allah’ım, ben sözümü tutamadım. Sen beni affet!”

Ey Medine müdafii kahraman komutan! Üzülme. İnşaAllah Rabbimiz senin ruhunu şad etsin.. Peygamberin (sav) şefaatçin olsun. Nice kahraman aslanlarımıza, nice şehitlerimize, yüz aklarımızdan Rabbim RAZI olsun, cennetinde ağırlasın. Allah’ın (cc) yolundaki cümle ecdadımıza El-Fatiha…

İngilizlerin “Çöl Kaplanı” dediği Fahreddin Paşa, dünyada eşi olmayan bir ibret belgesidir. İngilizlerle para uğruna işbirliği yapan müslüman Arapların ihanetine uğrayan, kendi çoğu askeri teslim olduğu halde Peygamberimizin (sav) kabr-i serifini yabancılara kaptırmamak için kelle koltukta direnen, açlıktan çekirge ile beslenen, o karmaşada gerçek bir Müslüman komutandır.

Nasib olur ise Medine-i münevvere’ye varmak, ikindi gölgesi çöktükten sonra Mescid-i Nebevi’nin etrafında yavaş yavaş lambalar yanmaya başlar iken, o güzel ikindi gölgesinde Mescid-i Nebevi’nin mermerlerinin üzerine düşen küçük küçük çekirgelere bakıp, peygamber(sav) sevdalısı bir çöl kaplanı hatra gelsin . . O değerli müdafaa ki, hayali cihana değer. .

‘Medine kahramanı ‘… Rumelihisarı yanındaki Âşiyan Mezarlığında metfundur.
El-Fatiha

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Temiz Dil Ve Kalbten Daha Güzel Bir Şey Yoktur…

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2017

Temiz Dil Ve Kalbten Daha Güzel Bir Şey Yoktur…

Lokman Hakîm marangozluk yapan Habeşli bir köle iken efendisi:

“Bana bir koyun kes ve koyunun en temiz iki âzâsını getir.” dedi.

Lokman Hakîm bir koyun kesti ve koyunun diliyle kalbini getirdi.

“Bundan daha temizi yok muydu?” diye sordu.

“Hayır” diye cevap verip sustu. Bir zaman sonra: “Bana bir koyun daha kes ve en kötü iki azasını getir.” dedi.

Bir koyun daha kesti ve önceki gibi dilini ve kalbini getirdi. “Ben sana en temiz iki azasını getir dedim. Dilini ve kalbini getirdin. Sonra en kötü iki azasını getir, dedim. Yine dilini ve kalbini getirdin.” deyince Lokman Hakîm şöyle cevap verdi:

“Bu ikisi temiz olduğu zaman bunlardan daha güzel hiçbir şey yoktur, kötü olduğu zaman da bunlardan daha kötü hiçbir şey yoktur.”

Kaynek ; Musarreî-i İbr-i Ebî Şeybe

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Konuşmada Sakınılacak Şeyler.

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2017

Konuşmada Sakınılacak Şeyler.

Müslüman, konuşurken şunlara dikkat eder:

1- Münâkaşa ve mücâdeleden uzak durur. Çünkü bunlar düşmanlığın anahtarıdır.

2- Din kardeşini kötülemez. Zîrâ kötülemek kişinin kalbini Müslüman kardeşinden nefret ettirir.

3- Gıybet etmez. Müslüman, gıybet etmediği gibi gıybet edenleri de dinlemez.

4- Koğuculuk yapmaz. (Koğuculuk bir kimsenin sırrını, duyulmasını istemediği şeyi başka birine götürmektir.) Ancak anlatmakta dînî bir fayda varsa veya bir günahın işlenmesine mâni olacaksa anlatılabilir.

5- Sövmez ve çirkin söz söylemez.

6- Allâh’ın yarattıklarından -canlı, cansız- hiçbir şeye lânet etmez, lânet etmeyi alışkanlık hâline getirmez.

7- Müslüman kardeşini, küfürle veya fâsıklık ile suçlamaz. Eğer o kardeşi bunlardan uzak ise suçlama kendine döner.

8- Bir Müslümanı işlediği günah sebebiyle ayıplamaz.

9- Çok yemin etmez. Çünkü çok yemin Allâh’ın ismini hafîfe almaktır.

10- İnsanları yüzüne karşı medhetmekten, çok şaka yapmaktan uzak durur, sözlerinden yanlış mânâların anlaşılmaması için dikkat eder.

11- Büyüklerin karşısında sesini yükseltmez.

Kaynak : Şerhu Şir’atü’l-İslâm

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Peygamber efendimizin peygamberliğini kabul eden, fakat ona uymayan Cennete gider mi?

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2017

Peygamber efendimizin peygamberliğini kabul eden, fakat ona uymayan Cennete gider mi?

M. Masum hazretleri buyuruyor ki:
(En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselama tâbi olmaktır.
Cehennem azabından kurtulmak için, Allahü teâlânın seçtiği sevdiği insanların reisine uymak gerekir. Cennet nimetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur.
Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır.
Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duaları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir.
Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir.
Evliya, Onun sonsuz bahrinden bir yudum içmekle muradlarına ermişlerdir.
Yer yüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, aşıklarıdır. Her şey, bütün varlıklar, Onun şerefine yaratılmış, bütün varlıklar, Onun mübarek ruhundan feyz almışlardır. Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. Ona ve Onun Âline ve Eshabına bizden dualar olsun. O yüce Peygamber, hepimizden razı olsun!) [c.1, m.10]

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

En Çok Zikreden Mahlûkat? Kadının Hamile Kalmaması için… İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Posted by Site - Yönetici Aralık 19, 2017

En Çok Zikreden Mahlûkat?
Kadının Hamile Kalmaması için…
İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Süryân-ı Servî (r.h.) buyurdular: Kurbağa için şöyle denilir:
-“Hiçbir şey kurbağadan daha çok Allâhü Teâlâ hazretlerini zikir etmiyor*”

Kurbağanın Zikri?

İmam Zemahşerî (r.h.) buyurdular:
-“Kurbağa, ötmesinde; “Subhân’allâh’il-Melikil-Kuddûs! AlIâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ederim, 0 Meliktir (her şeyin hakiki sahibidir ve) 0 Kuddûs (bütün kusurlardan münezzehtir)… “der.

Kurbağanın Teşbihi

Rivayet olundu:
Davud Aleyhisselâm (bir keresinde);
-“Bu gece Allâhü Teâlâ hazretlerini öyle teşbih edeceğim ki; mahlûkatından hiçbiri onu öyle teşbih etmemiştir!” dedi.
0 anda, evinin sulağında bulunan bir kurbağa kendisine şöyle seslendi:
-“Ey Davud! Sen Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı teşbihinle övünüyor musun? Muhakkak ki doksan yıldır , Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ediyorum! Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih etmekten dilim kurudu. Allâhü Teâlâ hazretlerinin zikrinden şu iki kelimeyle meşgul olmaktan gerçekten on gecedir, ne bir yeşillik yedim ve nede bir yudum su içtim!” dedi.
Davud Aleyhisselâm sordu:
-“O iki kelime nedir?” Kurbağa;
-Ey her dil ile teşbih olunan ve her mekânda zikir olunan…” (kelimelerdir…)
Bunun üzerine Davud Aleyhisselâm kendi içinden;
-“Benim daha çok zikretme derecesine ulaşmam umulmaz!” dedi.

Kurbağa ve Nemrudun Ateşi

Enes (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: -“Kurbağaları öldürmeyin!
Zira İbrahim aleyhisselâm’ın ateşine uğradı. (Ve hemen gidip) ağzıyla su taşıyarak getirdi (İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için) yakılan ateşin üzerine döktü…”

Kurbağa ve Veba

İbni Sînâ buyurdu:
-“Bir senede (diğer senelerden farklı olarak eğer) kurbağa çoğalırsa, adetlere göre, o senenin ardında veba hastalığı ziyâde olacaktır…”

Kadının Hamile Kalmaması için…

Kurbağanın özelliklerinden biri de, şudur: Bir kadın, su kurbağasını tutar; ağzını açar ve kurbağanın ağzına üç kere tükürür ve sonra o kurbağayı geri suya bırakırsa; o kadın bir daha asla hamile kalmaz..

İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Kurbağanın kanı/ kılları yolunan (ve kıl çıkması*, istenmeyen) yerlere sürülürse bir daha orada kıl çıkmaz.

Ağrısız Diş Çekmek İçin

İcâmiyye kurbağasının iç yağı bir dişin üzerine konulursa; hiç ağrı hissedilmeden o diş çekilir.

Kurbağaların Seslerini Kesmek

Kazvînî (r.n.) buyurdular:
Ben Musul şehrindeydim. Bir arkadaşımız vardı. Bostan ve bahçesinin içinde bir meclis ve bereket yeri bina etti. (Orada ilim ve irfanın müzâkeresi için meclisler kurulurdu.) Fakat orada kurbağalar türedi. 0 mekanda iskân edenlere (ve oraya misafirliğe gelenlere) Ötmeleriyle kurbağalar, eziyet vermeye başladı. Bunu iptal etmekten (kurbağaların ötmelerinin önüne geçmekten) aciz kaldılar. (Neden sonra) bir adam geldi. 0 adam;
-“Ters çevirilmiş bir halde bir leğeni (testiyi) suyun üzerine koyun!” dedi. Öyle yaptılar. O andan itibaren kurbağa ötme seslerini hiç işitmediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/128-130.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Çekirge Yenilir mi?

Posted by Site - Yönetici Aralık 18, 2017

Çekirge Yenilir mi?

Müslümanlar, Çekirge’nin yenilmesinin mubah olduğunda icmâ ettiler. Dört (mezhebin imamları) buyurdular:
1 – Çekirgenin etinin yenilmesi helâl’dir.
2- İster burnu sürtünerek (kendiliğinden) ölse,
3- Veya kesilse,
4- Mecûsînin avlamasıyla öldürülse,
5- Müslamanın avlamasıyla öldürülse,
6- İster (avlama anında) ondan bir şey kesilsin;
7- Veya kesilmesin… (Bütün durumlarda çekirgenin yenilmesi helâldir…)
Umûmî olarak Çekirgenin etinin yenilmesinin helâl olduğuna dâir şu hadis-i şeriftir:
-“Bize İki meyte (ölü hayvan) ve iki kan helâl kılındı:
1- Ciğer,
2- Dalak,
3- Balık,
4- Çekirge…” ( Kenzu’l-Ummâl: 40972,)

Çekirgenin Bazı Havâssı

İnsan, kara çekirgesiyle buhurlandığı zaman, bevil zorluğu (küçük abdest çıkarmakta sıkıntı) çekenlere çok faydalıdır.

Karın Şişmesi ve Midenin Su Almasına Karşı

İbni Sînâ buyurdular:
On iki çekirge alınır, başlan ve tarafları (iki kanat ve kuyrukları) kesilip atılır ve onunla beraber az bir Mersin ağacının kurutulmuş (yaprağı) ile beraber içilirse, istiskâ (karın şişmesi, midenin su almasına) karşı çok faydalıdır…

Cüzzâm Hastalığına Karşı

Ama deniz çekirgesi ise, Sedef çeşidindendir. Batı ülkelerinde deniz sahillerinde çok olur. Onu çoğu kere, kızartarak veya haşlayarak yerler. Deniz çekirgesinin eti, Cüzzâm hastalığına şifâ ve faydalıdır…
.
Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/120.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: