Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

YEMEK CİNSLERİNİN DERECELERİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2017

kimya-i-saadet-imam-gazali

YEMEK CİNSLERİNİN DERECELERİ

Ekmeklerin en üstünü pişmiş buğday ekmeği, en aşağısı ise çiğ veya az pişmiş arpa ekmeğidir. Katıkların en üstünü et ve tatlılar, en aşağısı ise acı ve ekşilerdir. Orta yemek yağlı çorbalardır.
Allah yolunda olanların adeti, ekmekle beraber başka bir şey yemekten kaçınmaktır.

Din büyükleri arzularına karşı gelmişler ve şöyle demişler: “Nefis arzu ettiği şeye kavuşunca gururlanır ve gaflete düşer. Dünyada yaşamaktan zevk alır, ölümü düşman bilir. Dünyayı ona dar etmeli ki, ölümü bu zindandan kurtuluş çaresi olarak bilsin.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin en kötüsü, buğdayın özünü yiyenlerdir.”
Ama buğday özü haram değildir. Zira arasıra yemek iyidir. Fakat adet haline getirilirse insan iyi yemeklere alışır. Bu durumun da gaflet ve serkeşliğe düşürmesinden korkulur.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin en fenası, daima rahat ve nimetler içinde yaşayan, renk renk elbiseler giyen, nefis yemeklerle uğraşıp diline geleni söyleyen kimselerdir.”

Musa’ya (A.S.) şöyle vahiy geldi:
“Ey Musa, bil ki duracağın yer tor-toprak içinde dar bir mezardır. Öyle ise nefsin arzularını yerine getirmekten uzak ol. Zira nefsinin bütün isteklerini yerine getirebilecek kadar geniş imkanlara sahip olmak hayır alameti değildir.”

Veheb bin Münebbih diyor ki:
“Göğün dördüncü katında iki melek karşılaştılar. Biri: Filan yahudi
hastaymış , gönlü balık istemiş Yüce Allah’ın emriyle balığı balıkçının ağına sokmağa gidiyorum. Diğeri de: Filan abidin canı yağ istedi. Yanına bir bardak yağ getirmişler. O yağı dökmeğe gidiyorum, dedi.”

Hz. Ömer’e (R.A.) bir bardak bal şerbeti getirdiler içmedi ve “Bunun hesabını benden uzak tutunuz” buyurdu.

Nafi diyor ki:
“Hasta olan İbn Ömer kızartılmış balık istedi. Medine’de balık yok denecek kadar azdı. Bir hayli aramadan sonra bir dirhem gümüşe bir balık buldum kızarttım ve Hz. Ömer’in oğluna getirdim. Tesadüfen o anda kapıya bir fakir geldi. İbni Ömer: “Ey Nafi, bu balığı o fakire ver” dedi. Ben “Nasıl olur, sen istedin diye çok zor bulabildim. Fakire parasını verelim” dedim. “Yok, balığı ver” dedi. Ben de emrine uyup balığı fakire verdim. Sonra fakirin arkasından gidip para verdim. Balığı yine alıp İbn-i Ömer’e get irdim:
“Balığın parasını verip balığı geri getirdim” dedim. “Yürü git balığı fakire ver ve parasını da alma. Zira peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurduğunu duydum:
“Bir kimse arzu ettiği şeyi elde ettikten sonra Allah rızası için ondan el çekerse, Yüce Allah O’nun günahlarını affeder.”

Utbet -ül Gülam ateşte pişip lezzetli olmasını ve nefsi zevk duymasın diye hamuru ateşte pişirmez güneşte pişirip yerdi.

Mâlim bin Dinar’ın canı süt istedi. Kırk yıl sabredip içmedi. Birisi ona hurma verdi. Hurmayı evirdi çevirdi yine sahibine verdi ve şöyle dedi:
“Buyurun, siz yiyin. Ben kırk yıldan beri yemedim.”

Ebu Süleyman-i Darrani’nin müridi olan Muhammed bin El Cevari diyor ki:
“Ebu Süleyman sıcak ekmekle tuz yemek istedi. yanına götürdüm. Bir lokma aldı ve yerine koyup ağlamağa başladı: “Ya Rabbi, benim isteğimi verdin.Yoksa bana cezamı vereceksin? Tevbe ettim beni affet” dedi.

Malik b. Daygam diyor ki:
“Basra’da pazardan geçerken tere otu gördüm. Yemek için büyük arzu duydum. Fakat yemin ettim kırk yıl tere yemedim.”

Malik b. Dinar elli yıl Basra’da yaşadı. Bu sürede ne koruk yedi ne de taze hurma. Basralılara şöyle dedi: “Elli yıldır bir hurma bile yemedim. Buna rağmen ne benden bir şey eksildi ne de sizde bir şey arttı. Tam elli yıldır dünyayı terk ettim. Kırk yıldır canım süt istiyor, fakat ölünceye kadar yemeyeceğim.”

Hammad diyor ki:
“Davud-i Tai’nin ziyaretine gittim, kapısı kapalıydı. İçerden bir ses duydum. Şöyle diyordu: “Bir defa havuç istedin verdim. Şimdi de hurma istiyorsun. Sana asla hurma vermiyeceğim.” İçeri girdim. Davud’un yanında kimse yoktu. Meğer nefsine hitab ediyormuş .”

Bir gün Ebu Hazim pazara çıkar orada elma görür. Canı çeker oğluna: “Şu elmadan bana biraz satın al. Umarım helal elmalardır.” der. Oğlu elmaları alıp kendisine getirdiği zaman kendi kendine şöyle söylenir: “Ey nefsim, nasıl da beni aldattın, elmaya baktırıp heveslendirdin. Satın aldım. Fakat yemin olsun ki sana bu elmaları tattırmam.” Ve elmaları fakirlere gönderir.

Ut bet -ül Gülam diyor ki:
“Yedi yıl canım istediği halde et almadım. Nihayet utanarak bir parça et aldım, kızarttım ekmeğin içine koyup getirirken bir çocuğa rastladım.
Çocuğa “Babası ölen sen değilmisin?” dedim. “Evet” dedi. Eti kendisine verdim.” Bu olayı görenler diyor ki: Eti çocuğa verince,
“Yoksullara, öksüzlere ve esirlere de severek yemek verirler.” İNSÂN SURESİ, Ayet : 8 ayeti celilesini okudu ve bir daha et yemedi.”
Yine aynı zat yıllarca canı çektiği halde hurma yememişti. Bir gün az bir miktar hurma aldı ve akşam iftar sofrasına koydu. O gün insanları paniğe kaptıran bir fırtına koptu. Ubte kendi kendine şöyle dedi. “Sanırım bu durum, hurma aldığım için oldu. Onun için hurma yemem.”

Cafer b. Nasr diyor ki:
“Cüneyd bana zeytin almamı emretti, bende aldım. İftar vakti ağzına bir zeytin aldı ve çıkarıp attı. Sonra ağlayıp “Bu zeytini kaldır.” dedi. Ben de kendisine bu hususla ilgili bazı şeyler söyledim. Cüneyd bana şöyle dedi:
“Bana hafiften bir ses geldi: “Utanmıyor musun? Benim için vazgeçtin şeyemi döndün?” dedi. İşte bunun için zeytin yemekten vazgeçt im.”

Rivayete göre abidlerden biri ahbabını davet edip önüne çörek parçaları doğradı. Adam çöreklerin altına bakıp iyisini seçmeğe kalkışınca abid şöyle dedi: “Beğenmediğin ekmekte kaç kişinin emeği olduğunu ve nice hikmetler bulunduğunu biliyor musun? Yağmuru taşıyan buluttan hasadına kadar çalışanları hes ap et de kaç kişinin elinden geçtiğini düşün. Bunca elden sonra önüne pişmiş olarak gelmiş . Böyle olduğu halde hala ekmeği alt -üst ediyor, beğenmemezlikten geliyorsun.”
Biri anlatıyor:
“Kasım – el Cüi’ye gittim. “Zühd neye denir?” diye sordum. Bana “Bu hususta neler biliyorsun?” dedi. Bildiklerimi anlattım. O da dinledi, birşey demedi. Bunun üzerine “Siz bu hususta ne diyorsunuz?” dedim. Şunları söyledi: “Dikkat et. Mide insanın dünyalığıdır. Kişi midesine sahip olduğu oranda zahiddir. Midesine düşkün olduğu oranda da dünya kendisine sahiptir.”

Görülüyor ki din büyükleri şehvetlerine hakim olmuş ve doyuncaya kadar yemekten kaçınmış lardır. Bunu, yukarıda saydığımız faydaları elde etmek için yapmışlardı. Bazan da yiyicek maddelerinin helal olduğundan kesin olarak emin olmadıklarından zaruret miktarından fazlasını yememişlerdir.

Şehevi arzuların tatmini, zaruri ihtiyaç değildir. Hatta Ebu Süleyman tuzu bile fantezi saymış “Tuz ekmekten değildir. Ekmekten başka her şey şehevidir” demiştir. Bu en üstün derecedir. Bu kadarını yapmaya gücü yetmeyenler, kendilerini tamamen başıboş bırakıp şehvetlerine dalmamalıdırlar. Bir insanın her arzu ettiğini, yiyip, her istediğini yapması müsrifliktir. Devamlı olarak et yemeği yememek gerekir.

Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
“Ben oğluma bir gün et , bir gün yağ, bir gün süt ve bir gün de yalnız sirke veririm.”
Müridin yemekten sonra hemen uyumaması müstehaptır. Zira yemekten sonra hemen uyursa iki gafleti bir araya toplamış olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Yediğiniz yemeği namaz ve zikirle hazmedip eritin. Yemeği hazmetmeden yatmayın. Aksi takdirde kalbiniz kararır ve vaktiniz boşa gitmiş olur.”
Yemek yedikten sonra en az iki rekat namaz kılmalı, yüz tesbih çekmeli, sonra da Kur’an okumalıdır.

Süfyan-ı Sevri yemek yiyip karnını doyurduğu geceyi ibadetle geçirirdi.
Gündüzleri de tok olsa gününü zikir ve namazla geçirir, şöyle derdi: “Karnı doyurulan köle veya merkebin işi çoğalır.”
Büyük velilerden biri müridlerine şöyle derdi:
“Arzuladığınız şeyleri yemeyin. Yerseniz peşine düşüp aramayın. Şayet ararsanız da sevmemeğe gayret edin.”

Az yemekten gaye nefsin kırılması, söz dinler hale getirilmesi ve terbiye edilmesidir. Nefis bu özellikleri kazanınca çok yemek hevesinden ve şiddetli arzulardan kurtulur. Onun için bazen üstad müridine kendisinin bile yapamadığı şeyleri teklif eder. Gaye yalnız açlık zahmetini çekmek değil, mideyi az yemeğe alıştırmaktır. Zira midenin ağırlığı gibi hiçbir şey yememenin sıkıntısı da kalbi meşgul eder ve ibadetten alıkor. Onun için nefis alıştırılmadan birden bire sıkıntılara katlanamaz.
Bu hususta en yüksek derece itidal üzere bulunmaktır. Bunun delili de Peygamber (S.A.S.) efendimizin takip ettiği yoldur. O bazen öyle oruç tutardı ki, bundan sonra hiç iftar etmez. Bazan da o kadar iftar ederdi ki, bundan sonra hiç oruç tutmaz sanırlardı. Evinden yemek istediğinde bulursa yer, bulamazsa “oruç tutayım” derdi. Balı ve eti severdi.

Maruf-i Kerhi de kendisine getirilen güzel yemekleri yerdi. Ama Bişri Hafi yemezdi. Maruf’a bu durumu sordular. Şöyle dedi: ” Bişri Hafi ziyaret yoluna gitmiştir. Bana marifet kapısı açılmıştır. Ben mevlanın sarayında misafirim. İhsan edip bir şeyler verirse yerim. Vermezse sabrederim. Benim ara yerde tasarrufum kalmamıştır.”
Ahmaklar bu makam hususunda çok yanılırlar. Zira nefsine karşı
koyamayan kimse “Ben de Maruf-u Kerhi gibi arifim” diyerek çalışma ve mücahedeyi bırakırlar. Oysa riyazeti iki kimse bırakabilir. Biri sıddık makamına kavuşan sıddıklar. Diğeri de sağlam zannedip ayaklarının kaymayacağına güvenenler. Maruf-u Kerhi nice uzun zamanlar riyazetle uğraştıktan sonra o mevkiye gelebilmiştir. Kendisine ne yapılırsa yapılsın kızmaz, her şeyi Allah’tan bilirdi. O halde söylediği söz de ancak onun gibi kimseler için doğru olabilir. O halde söylediği söz de ancak onun gibi
kimseler için doğru olabilir, herkes için değil. Bişr-i Hafi ve diğer bazı büyükler kendi nefislerinden emin olmadıkları için riyazet yolunu elden bırakmamışlardır. O halde başkaları hayale kapılmamalıdırlar.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: