Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2017

Sen Müslümansın Rastgele Yaşayamazsın

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2017

20120603_v194237-copy

Sen Müslümansın Rastgele Yaşayamazsın

Sanki Allah (cc) emretmiyor da, rica ediyor gibi yaşıyoruz.
Kur’an-ı Kerim okumuyor, Rabbimizin emirlerinden habersiz yaşıyoruz. Canım isterse yaparım, istemezse yapmam modundayız.

Bahaneler hep aynı: “Önemli olan kalp temizliği. Kul hakkı yemedim, kimseye zulmetmedim. Namaz kılmıyorum, tesettürlü değilim diye Allah beni yakacak değil ya!” Ne kadar rahatız! Cahil cesaretiyle azaba doğru koşuyoruz.

Beni “Hud suresi ihtiyarlattı” buyuruyor Allah Rasulü. Allah Hud suresinde “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” diye buyuruyordu. Allah ve Resûlünü hesaba katmadan, Kur’an ve sünneti umursamadan nasıl dosdoğru Müslüman olacağız kardeşlerim?
Bir insan Müslümanım dediği halde namaz kılmıyorsa, tesettür emrini yerini getirmiyorsa, içki içip zina ediyorsa, kul hakkı yiyor, akrabayı, yoksulu gözetmiyorsa, “Rasûlullah başka kavimlere benzemeyin” buyurduğu halde,neden bu batı özentisi firenk özentisi kendine dur deme vakti gelmedimi ..giyinik çıplak gezenler için, “cennetin kokusunu dahi alamayacaklar” ikazında bulunduğu halde tesettürü modaya kurban ediyorsa ve tüm bunlardan hiç bir rahatsızlık duymuyorsa; “Ben nasıl Müslümanım” diye durup düşünmesi gerekmez mi?

Allah (cc) rica etmiyor kardeşlerim, emrediyor!
Müslümanlık iddiasındaysak emre itaat etmek zorundayız. Cenneti hayal ediyorsak, Rabbimizi razı etmek zorundayız. Vallahi başka türlü huzur bulamayız. İslami bir yaşamı benimsemedikçe evlerimizde saadet olamaz. Kuran ve sünnete itaat etmeden hem dünyamız, hem ukbamız rezil rüsva olur. “(Ey müslümanlar!)
Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56) De ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)
Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. Ahzab:36

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İlahi – Daim Söyler – Selman Yılmaz – İsveç

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2017

İlahi – Daim Söyler – Selman Yılmaz – İsveç

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Leave a Comment »

İlahi – Öyle bir sevdaki farklı bir yorum – Mustafa Koçkara

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2017

İlahi – Öyle bir sevdaki farklı bir yorum – Mustafa Koçkara

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Leave a Comment »

İlahi – Kursundan Ayrılmak Çok Zor Geliyor

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2017

İlahi – Kursundan Ayrılmak Çok Zor Geliyor

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Leave a Comment »

Unutulan Bir Sünnet – Dua`da Elleri Birleştirmek.

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2017

duaunutulan-bir-sunnet-duada-elleri-birlestirmek

Unutulan Bir Sünnet – Dua`da Elleri Birleştirmek.

“Hz. Âişe’den (r.anhâ) rivayet olunmuştur:
Nebî (s.a.v.) her gece yatağına geldiği zaman iki elini birleştirir, bunlara nefes eder (avuç içlerine huuu diyerek üfler) ve Kul hüvallâhü ehad, Kul eûzü birabbil felak ve Kul eûzü birabbinnâs (sûrelerini) okurdu. Sonra iki eliyle vücudundan eli yetiştiği yerleri sıvazlardı. Elleriyle başını, yüzünü, vücudunun ön kısmını meshetmeğe başlardı. (Sonra da vücudunun arka kısmını meshederdi.) Ve böyle okuyup üfleyerek vücudunu meshetmeyi üç defa tekrarlardı.” [Buharî, c, 11, s. 272, Hadis no: 1772]

İbn Abbas (r.anhümâ) buyurdu ki, ‘Rasûlüllah (s.a.v.) duâ ettiği zaman avuçlarını birleştirir ve iç kısmını yüzüne doğru çevirirdi.”

Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa ( s.a.v.) buyuruyorki: “Kim benim bir sünnetimi ihya ederse, beni sevmiş olur. Kim de beni severse, cennette benimle beraberdir” [Tirmizî, Sünen, Kitabu’l-İlm, Bâb: 16, H. No: 2818]

Tahtâvî merhum : duâda elleri bitiştirmek ve parmakları kıbleye karşı tevcih etmek (yönlendirmek), şüphesiz ki, duânın âdâbındandır’ buyruluyor.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İlahi – Al Beni Yanına Ya Rasulallah

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2017

İlahi – Al Beni Yanına Ya Rasulallah

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Leave a Comment »

YEMEK CİNSLERİNİN DERECELERİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2017

kimya-i-saadet-imam-gazali

YEMEK CİNSLERİNİN DERECELERİ

Ekmeklerin en üstünü pişmiş buğday ekmeği, en aşağısı ise çiğ veya az pişmiş arpa ekmeğidir. Katıkların en üstünü et ve tatlılar, en aşağısı ise acı ve ekşilerdir. Orta yemek yağlı çorbalardır.
Allah yolunda olanların adeti, ekmekle beraber başka bir şey yemekten kaçınmaktır.

Din büyükleri arzularına karşı gelmişler ve şöyle demişler: “Nefis arzu ettiği şeye kavuşunca gururlanır ve gaflete düşer. Dünyada yaşamaktan zevk alır, ölümü düşman bilir. Dünyayı ona dar etmeli ki, ölümü bu zindandan kurtuluş çaresi olarak bilsin.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin en kötüsü, buğdayın özünü yiyenlerdir.”
Ama buğday özü haram değildir. Zira arasıra yemek iyidir. Fakat adet haline getirilirse insan iyi yemeklere alışır. Bu durumun da gaflet ve serkeşliğe düşürmesinden korkulur.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ümmetimin en fenası, daima rahat ve nimetler içinde yaşayan, renk renk elbiseler giyen, nefis yemeklerle uğraşıp diline geleni söyleyen kimselerdir.”

Musa’ya (A.S.) şöyle vahiy geldi:
“Ey Musa, bil ki duracağın yer tor-toprak içinde dar bir mezardır. Öyle ise nefsin arzularını yerine getirmekten uzak ol. Zira nefsinin bütün isteklerini yerine getirebilecek kadar geniş imkanlara sahip olmak hayır alameti değildir.”

Veheb bin Münebbih diyor ki:
“Göğün dördüncü katında iki melek karşılaştılar. Biri: Filan yahudi
hastaymış , gönlü balık istemiş Yüce Allah’ın emriyle balığı balıkçının ağına sokmağa gidiyorum. Diğeri de: Filan abidin canı yağ istedi. Yanına bir bardak yağ getirmişler. O yağı dökmeğe gidiyorum, dedi.”

Hz. Ömer’e (R.A.) bir bardak bal şerbeti getirdiler içmedi ve “Bunun hesabını benden uzak tutunuz” buyurdu.

Nafi diyor ki:
“Hasta olan İbn Ömer kızartılmış balık istedi. Medine’de balık yok denecek kadar azdı. Bir hayli aramadan sonra bir dirhem gümüşe bir balık buldum kızarttım ve Hz. Ömer’in oğluna getirdim. Tesadüfen o anda kapıya bir fakir geldi. İbni Ömer: “Ey Nafi, bu balığı o fakire ver” dedi. Ben “Nasıl olur, sen istedin diye çok zor bulabildim. Fakire parasını verelim” dedim. “Yok, balığı ver” dedi. Ben de emrine uyup balığı fakire verdim. Sonra fakirin arkasından gidip para verdim. Balığı yine alıp İbn-i Ömer’e get irdim:
“Balığın parasını verip balığı geri getirdim” dedim. “Yürü git balığı fakire ver ve parasını da alma. Zira peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurduğunu duydum:
“Bir kimse arzu ettiği şeyi elde ettikten sonra Allah rızası için ondan el çekerse, Yüce Allah O’nun günahlarını affeder.”

Utbet -ül Gülam ateşte pişip lezzetli olmasını ve nefsi zevk duymasın diye hamuru ateşte pişirmez güneşte pişirip yerdi.

Mâlim bin Dinar’ın canı süt istedi. Kırk yıl sabredip içmedi. Birisi ona hurma verdi. Hurmayı evirdi çevirdi yine sahibine verdi ve şöyle dedi:
“Buyurun, siz yiyin. Ben kırk yıldan beri yemedim.”

Ebu Süleyman-i Darrani’nin müridi olan Muhammed bin El Cevari diyor ki:
“Ebu Süleyman sıcak ekmekle tuz yemek istedi. yanına götürdüm. Bir lokma aldı ve yerine koyup ağlamağa başladı: “Ya Rabbi, benim isteğimi verdin.Yoksa bana cezamı vereceksin? Tevbe ettim beni affet” dedi.

Malik b. Daygam diyor ki:
“Basra’da pazardan geçerken tere otu gördüm. Yemek için büyük arzu duydum. Fakat yemin ettim kırk yıl tere yemedim.”

Malik b. Dinar elli yıl Basra’da yaşadı. Bu sürede ne koruk yedi ne de taze hurma. Basralılara şöyle dedi: “Elli yıldır bir hurma bile yemedim. Buna rağmen ne benden bir şey eksildi ne de sizde bir şey arttı. Tam elli yıldır dünyayı terk ettim. Kırk yıldır canım süt istiyor, fakat ölünceye kadar yemeyeceğim.”

Hammad diyor ki:
“Davud-i Tai’nin ziyaretine gittim, kapısı kapalıydı. İçerden bir ses duydum. Şöyle diyordu: “Bir defa havuç istedin verdim. Şimdi de hurma istiyorsun. Sana asla hurma vermiyeceğim.” İçeri girdim. Davud’un yanında kimse yoktu. Meğer nefsine hitab ediyormuş .”

Bir gün Ebu Hazim pazara çıkar orada elma görür. Canı çeker oğluna: “Şu elmadan bana biraz satın al. Umarım helal elmalardır.” der. Oğlu elmaları alıp kendisine getirdiği zaman kendi kendine şöyle söylenir: “Ey nefsim, nasıl da beni aldattın, elmaya baktırıp heveslendirdin. Satın aldım. Fakat yemin olsun ki sana bu elmaları tattırmam.” Ve elmaları fakirlere gönderir.

Ut bet -ül Gülam diyor ki:
“Yedi yıl canım istediği halde et almadım. Nihayet utanarak bir parça et aldım, kızarttım ekmeğin içine koyup getirirken bir çocuğa rastladım.
Çocuğa “Babası ölen sen değilmisin?” dedim. “Evet” dedi. Eti kendisine verdim.” Bu olayı görenler diyor ki: Eti çocuğa verince,
“Yoksullara, öksüzlere ve esirlere de severek yemek verirler.” İNSÂN SURESİ, Ayet : 8 ayeti celilesini okudu ve bir daha et yemedi.”
Yine aynı zat yıllarca canı çektiği halde hurma yememişti. Bir gün az bir miktar hurma aldı ve akşam iftar sofrasına koydu. O gün insanları paniğe kaptıran bir fırtına koptu. Ubte kendi kendine şöyle dedi. “Sanırım bu durum, hurma aldığım için oldu. Onun için hurma yemem.”

Cafer b. Nasr diyor ki:
“Cüneyd bana zeytin almamı emretti, bende aldım. İftar vakti ağzına bir zeytin aldı ve çıkarıp attı. Sonra ağlayıp “Bu zeytini kaldır.” dedi. Ben de kendisine bu hususla ilgili bazı şeyler söyledim. Cüneyd bana şöyle dedi:
“Bana hafiften bir ses geldi: “Utanmıyor musun? Benim için vazgeçtin şeyemi döndün?” dedi. İşte bunun için zeytin yemekten vazgeçt im.”

Rivayete göre abidlerden biri ahbabını davet edip önüne çörek parçaları doğradı. Adam çöreklerin altına bakıp iyisini seçmeğe kalkışınca abid şöyle dedi: “Beğenmediğin ekmekte kaç kişinin emeği olduğunu ve nice hikmetler bulunduğunu biliyor musun? Yağmuru taşıyan buluttan hasadına kadar çalışanları hes ap et de kaç kişinin elinden geçtiğini düşün. Bunca elden sonra önüne pişmiş olarak gelmiş . Böyle olduğu halde hala ekmeği alt -üst ediyor, beğenmemezlikten geliyorsun.”
Biri anlatıyor:
“Kasım – el Cüi’ye gittim. “Zühd neye denir?” diye sordum. Bana “Bu hususta neler biliyorsun?” dedi. Bildiklerimi anlattım. O da dinledi, birşey demedi. Bunun üzerine “Siz bu hususta ne diyorsunuz?” dedim. Şunları söyledi: “Dikkat et. Mide insanın dünyalığıdır. Kişi midesine sahip olduğu oranda zahiddir. Midesine düşkün olduğu oranda da dünya kendisine sahiptir.”

Görülüyor ki din büyükleri şehvetlerine hakim olmuş ve doyuncaya kadar yemekten kaçınmış lardır. Bunu, yukarıda saydığımız faydaları elde etmek için yapmışlardı. Bazan da yiyicek maddelerinin helal olduğundan kesin olarak emin olmadıklarından zaruret miktarından fazlasını yememişlerdir.

Şehevi arzuların tatmini, zaruri ihtiyaç değildir. Hatta Ebu Süleyman tuzu bile fantezi saymış “Tuz ekmekten değildir. Ekmekten başka her şey şehevidir” demiştir. Bu en üstün derecedir. Bu kadarını yapmaya gücü yetmeyenler, kendilerini tamamen başıboş bırakıp şehvetlerine dalmamalıdırlar. Bir insanın her arzu ettiğini, yiyip, her istediğini yapması müsrifliktir. Devamlı olarak et yemeği yememek gerekir.

Hz. Ali (R.A.) diyor ki:
“Ben oğluma bir gün et , bir gün yağ, bir gün süt ve bir gün de yalnız sirke veririm.”
Müridin yemekten sonra hemen uyumaması müstehaptır. Zira yemekten sonra hemen uyursa iki gafleti bir araya toplamış olur.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Yediğiniz yemeği namaz ve zikirle hazmedip eritin. Yemeği hazmetmeden yatmayın. Aksi takdirde kalbiniz kararır ve vaktiniz boşa gitmiş olur.”
Yemek yedikten sonra en az iki rekat namaz kılmalı, yüz tesbih çekmeli, sonra da Kur’an okumalıdır.

Süfyan-ı Sevri yemek yiyip karnını doyurduğu geceyi ibadetle geçirirdi.
Gündüzleri de tok olsa gününü zikir ve namazla geçirir, şöyle derdi: “Karnı doyurulan köle veya merkebin işi çoğalır.”
Büyük velilerden biri müridlerine şöyle derdi:
“Arzuladığınız şeyleri yemeyin. Yerseniz peşine düşüp aramayın. Şayet ararsanız da sevmemeğe gayret edin.”

Az yemekten gaye nefsin kırılması, söz dinler hale getirilmesi ve terbiye edilmesidir. Nefis bu özellikleri kazanınca çok yemek hevesinden ve şiddetli arzulardan kurtulur. Onun için bazen üstad müridine kendisinin bile yapamadığı şeyleri teklif eder. Gaye yalnız açlık zahmetini çekmek değil, mideyi az yemeğe alıştırmaktır. Zira midenin ağırlığı gibi hiçbir şey yememenin sıkıntısı da kalbi meşgul eder ve ibadetten alıkor. Onun için nefis alıştırılmadan birden bire sıkıntılara katlanamaz.
Bu hususta en yüksek derece itidal üzere bulunmaktır. Bunun delili de Peygamber (S.A.S.) efendimizin takip ettiği yoldur. O bazen öyle oruç tutardı ki, bundan sonra hiç iftar etmez. Bazan da o kadar iftar ederdi ki, bundan sonra hiç oruç tutmaz sanırlardı. Evinden yemek istediğinde bulursa yer, bulamazsa “oruç tutayım” derdi. Balı ve eti severdi.

Maruf-i Kerhi de kendisine getirilen güzel yemekleri yerdi. Ama Bişri Hafi yemezdi. Maruf’a bu durumu sordular. Şöyle dedi: ” Bişri Hafi ziyaret yoluna gitmiştir. Bana marifet kapısı açılmıştır. Ben mevlanın sarayında misafirim. İhsan edip bir şeyler verirse yerim. Vermezse sabrederim. Benim ara yerde tasarrufum kalmamıştır.”
Ahmaklar bu makam hususunda çok yanılırlar. Zira nefsine karşı
koyamayan kimse “Ben de Maruf-u Kerhi gibi arifim” diyerek çalışma ve mücahedeyi bırakırlar. Oysa riyazeti iki kimse bırakabilir. Biri sıddık makamına kavuşan sıddıklar. Diğeri de sağlam zannedip ayaklarının kaymayacağına güvenenler. Maruf-u Kerhi nice uzun zamanlar riyazetle uğraştıktan sonra o mevkiye gelebilmiştir. Kendisine ne yapılırsa yapılsın kızmaz, her şeyi Allah’tan bilirdi. O halde söylediği söz de ancak onun gibi kimseler için doğru olabilir. O halde söylediği söz de ancak onun gibi
kimseler için doğru olabilir, herkes için değil. Bişr-i Hafi ve diğer bazı büyükler kendi nefislerinden emin olmadıkları için riyazet yolunu elden bırakmamışlardır. O halde başkaları hayale kapılmamalıdırlar.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Flört Kişileri Şeytanın Oyuncagı Yapar.

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2017

flort-kisileri-seytanin-oyuncagi-yapar

Flört Kişileri Şeytanın Oyuncagı Yapar.

Flört ederek aslında ALLAH ‘ın en güzel nimetlerinden olan AŞK ve SEVGİ duyguları su-i istimal edilir…

Helal olmayan bu tarzda sevgi , size birbirinizi ebediyen kaybettirir ve sizi birbirinize düşman eder.

Zehirli bir balı yiyen, tattığı zevkten çok fazla elem ve ızdırap çekeceği gibi haram aşklarda böyle pişmanlıklarla neticelenecektir.

Hz. Mevlana; “kızı isteyen babasından istemeli dedikten sonra babası onun sahibi değildir gerçek sahibi onu yaratandır” diyor.
Öyleyse yaratanın onaylamadığı yani nikahsız her türlü beraberlik gayr-i meşrudur haramdır..

Hz. Mevlana; “ey özden habersiz kimse ! Sen şehvet ve arzularına , aşk adını takmışsın. Halbuki şehvetten aşka giden yol çok uzundur ve uzaktır“. diyor.
Yani , Uluorta sergilenen uygunsuz davranışlar, aşk gibi yüce bir duyguyu kirletiyor. aşkı sokağa ve ayağa düşürenler gerçek aşka ihanet etmektedirler..

ŞUNU HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYIN HUZURU VE MUTLULUĞU HARAM YOLLARDAN ARARSAN HUZURDA, MUTLULUKDA İKİ CİHANDA SANA HARAM OLUR..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

İNSANLARIN EN ŞERLİSİ: KÖTÜ ÂLİMLER

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2017

kotu-alimler-din-iman-hirsizlaridir-dinimiz-islamcehennem-atesi-nasil-bir-atestircehennem-vv2-copy

İNSANLARIN EN ŞERLİSİ: KÖTÜ ÂLİMLER

İlmiyle amel etmeyen âlimlerin fenâ âkıbetleri hakkında birçok hadîs-i şerîf vardır:

Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki:

• “Allâhü Teâlâ ilmi, kullardan soymak suretiyle almaz. Lâkin âlimlerin ruhlarını alarak ilmi kaldırır. Hiç bir âlim bırakmayınca da insanlar bir takım câhil başlar edinirler. Onlara sorulur, onlar da ilimsiz fetva verirler, hem doğru yoldan saparlar hem de saptırırlar.”

• “Âhir zamanda bir kavim çıkar, câhiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler, hem sapar, hem saptırırlar.”

• “Kötü âlimler kıyâmet günü getirilir, cehennem ateşine atılır, her biri cehennemde değirmen döndüren merkeb gibi döner. Ona: ‘Vay sana, biz senin(öğrettiklerin)le yolumuzu düzeltmiştik. Bu hâlin ne?’ denilir. O da:

‘Ben size yapmayın dediğim şeyleri yapardım.” der.

• “Dînin âfeti üçtür: Fâcir (günahkâr) âlim, zâlim idâreci, câhil müctehid.”

• “Âlimler dünyaya (dünya sevgisine) dalmadıkları ve saltanat uyuntusu olmadıkları müddetçe peygamberlerin eminleridir. Fakat onu yaptılar mı o zaman onlardan sakının.”

• “Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimse ilmi (sadece) dilinde olan (îtikâdı bozuk, ilmiyle amel etmeyen) münafıklardır.”

• “Allahü Teâlâ, her hangi bir adama bir ilim vermiş de o ilmi gizlemiş (ehline öğretmemiş) ise kıyâmet günü Allahü Teâlâ da ona ateşten bir gem vurur.”

• “Kıyâmet günü insanların en çok azâb çekecek olanı, ilmi kendisine fayda vermeyen ve ilmiyle amel etmeyen âlimdir.”

• “Kim Allâh(ın rızasın)dan başka bir şey için bir ilim öğrenirse veya onunla Allâh(ın rızasın)dan başka birşey isterse cehennemdeki yerine hazırlansın.”

Ahnef ibn-i Kays demiştir ki: “İlim ile takviye edilmeyen izzet, nihâyet bir zillet olur.”

(Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Asr-ı Saadetten Bir Yıldız – Amr İbni Âs (Radıyallahü Anh)

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2017

asr-i-saadetten-bir-yildiz-amr-ibni-as-radiyallahu-anh

ASR-I SAADETTEN BİR YILDIZ

Siyasette Dahi İmanlı Bir Devlet Adamı

AMR İBNİ ÂS (RADIYALLAHÜ ANH)
Amr İbni Âs radıyallahu anh akıllı, bilgili ve siyasette dâhî İmanlı irfanlı peygamber aşığı bir devlet adamı… “Mısır fâtihi ” ünvanıyla meşhur bir sahâbî… Atak bir kişiliğe sahip zekî, fedakâr ve yiğit bir komutan…

O, Kureyş kabilesinin Sehm koluna mensuptur. Müslüman olmadan önce Mekke-i Mükerreme’nin ticaret ve siyaset hayatında önemli bir yeri vardı. Habeşistan Hükümdarı Necâşî ile dost idi. Mekke’li müşrikler Habeşistan’a göç eden müslümanların iâdesi için onu Necâşi’ye elçi olarak gönderdi.

Onun İslâm’la şereflenişi Mekke-i Mükerremeni fethinden önce oldu.
Şöyle ki:

“Hendek savaşından sonra İslâmiyet üzerinde düşünmeğe başladı. Ailesi, kabilesi hep müslümanların aleyhinde idi. Fakat o eskisi gibi müslümanlara karşı durmuyordu. Hatta kendisini kınayanlara: “Aldanıyorsunuz.” diye cevap veriyordu.

Birgün çarşıda gezerken Halid İbni Velid ile karşılaştı. Fikrini ona açtı. Halid de aynı düşünce içerisinde olduğunu söyledi. Birlikte Medine-i Münevvere’ye Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin huzuruna geldiler.
İki Cihan Güneşi efendimiz onları görünce sevinçten gözleri parıldadı. Ashabına dönerek: “Mekke size ciğerpârelerini attı…” buyurdu. Birlikte kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendiler. Amr ibni Âs (ra) Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize, önceki yaptıkları günahların af edilip edilmeyeceğini sordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz de: “İslâm öncekileri saymaz…” buyurdu.

Amr ibni Âs (r.a.) biat ettikten sonra aklını, dehâsını, becerisini ve cesaretini İslâm’ın hizmetine verdi. Ömrünü hep savaş meydanlarında geçirdi. Fetih üstüne fetihler gerçekleştirdi.
Birgün İki Cihan Güneşi efendimize; “Yâ Rasûlallah! Bunca zaman İslâm’ın aleyhinde çalıştım. 🌱Bundan sonra İslâm’a girdiğim belli ola…” dedi. Efendimiz de: “Yakında, yakında..” buyurdu.
Kısa bir zaman sonra Amr İbni Âs (ra)’a:”Ey Amr! Silâhını kuşan, elbiseni giy, hemen yanıma gel” diye haber gönderdi. Huzura geldiğinde Efendimiz ona: “Ey Amr! Seni askeri birliğin başında bir yere göndermek isterim. Senin için zenginlik dilerim. Allah sana selâmet versin, çok sâlih mal ile dön.” buyurdu. O da: “Ya Resûlallah! Ben mal için değil, cihada katılmak, yanınızda bulunmak için, müslüman oldum.” dedi. Bunun üzerine efendimiz: “Ey Amr! sâlih mal, sâlih kimsede ne güzeldir.” buyurdu.
Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz onu babasının dayıları olan Beliy kabilesi üzerine üçyüz kişilik bir kuvvetle gönderdi. Zâtüsselâsil denilen yerde konaklayıp dinlendiler. Burada diğer kabilelerin birlik olup kendilerine karşı büyük hazırlık yaptıklarını öğrendi. Medine-i Münevvere’den yardımcı kuvvet istedi. Efendimiz, Ebû Ubeyde İbni Cerrah (r.a.) komutasında Hz. Ebû Bekir ve Ömer (r.anhüm)’in de bulunduğu ikiyüz kişilik bir kuvvet sevketti. İki Cihan Güneşi efendimiz Ebû Ubeyde (ra)’ya anlaşmazlığa düşmemelerini, birlikte hareket etmelerini tenbih etti. Beşyüz kişilik kuvvetle Amr İbni Âs (ra) Beliy kabilesinin yurtlarını bastı. Düşmanlar dağılıp kaçışmaya başladı. Mallarını alarak selâmet ve ganimet içerisinde Medine_i münevvere’ye döndüler.

Zâtüsselâsil seriyyesinden sonra Amr İbni As (r.a.)kendi kendine: “Rasûlullah’ın yanında benim yerim daha üstün olmasa herhalde beni Ebû Bekir ve Ömer’in (ra) başına kumandan yapmazdı…” diye bir duyguya kapıldı. Bunu test etmek istedi. Rasûlullah (s.a.) efendimizin huzuruna vardı ve: “Yâ Rasûlallah! Halkın, sana en sevgilisi kimdir?” diye sordu. Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimiz: “Âişe’dir” buyurdu. “Erkeklerden kimdir?” dedi. “Âişe’nin babası” buyurdu. “Ondan sonra kimdir?” dedi. “Ömer” buyurdu. Bir kaç kez soru ve cevap şeklinde karşılıklı konuşma devam etti. Nihayet kendi isminin en sonraya bırakılmasından korkarak sustu.

Amr İbni Âs (r.a.) Mekke-i Mükemmenin fethine iştirak etti. Huneyn’de bulundu. Suva ve Benî Hüzeyl kabilelerinin putlarını parçaladı. İki Cihan Güneşi efendimiz onu bir mektupla Umman hükümdarına elçi gönderdi. İslâm’ı tebliğ neticesinde Umman hükümdarı müslüman oldu. Umman’a valî tayin edildi. Rasûlullah (s.a.) efendimizin vefatına kadar bu vazifede kaldı. Sonra Medine-i Münevvere’ye döndü. Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e biat merasiminde bir konuşma yaptı. Hz. Ebû Bekir (r.a.) onu küçük bir birliğin başında Filistin bölgesine gönderdi. Ecnadin ve Yermük savaşlarına katıldı. Hz. Ömer (r.a.) devrinde Filistin’i tam hâkimiyeti altına aldı. Kudüs’ü fethetti.
O, Mısır fethinin stratejik açıdan zarûrî olduğunu, Filistin ve Suriye bölgesinde mağlub olan Bizans kumandan ve askerlerinden bir kısmının Mısır’a kaçtıklarını ve her an o taraftan bir tehlike gelebileceğini Hz. Ömer (r.a.)’a anlattı. Mısır’ın fethine halifeyi ikna etti. 640 M. tarihinde dört bin kişilik bir kuvvetle sınır kasabası Feremâyı aldı. Zübeyr İbni Avvam (r.a.)’ın kumandasında 5000 kişilik takviye kuvvetin yardımıyla Aynişems’te güçlü Bizans ordusunu imha etti. Daha sonra İskenderiye’yi alarak Mısır’a hâkim oldu. Bu başarılarından dolayı “Mısır fâtihi” ünvanı verildi. Mısır’a vâli oldu.
O, Mısır’da idârî ve iktisâdî düzenlemeler yaptı. Fustat şehrini kurdu. Kendi adıyla anılan camiyi inşa etti. İlk defa bu camiye minare yaptırdı. Firavunların yaptırdığı eski kanalı yeniden açtırarak Nil nehri ile Kızıldeniz’i birbirine bağladı. Hicaz’a yirmi gemi yükü erzak gönderdi. Hz. Osman (r.a.) zamanında Mısır valiliğinden alınarak Medine-i Münevvere’ye getirildi. . Daha sonra hata ettiğini ifade ettiği Hz. Ali (r.a.) zamanında vukû bulan Sıffîn ve Hakem olaylarında halife ile birlikte hareket edemedi. Muâviye’nin vâlisi sıfatıyla tekrar Mısır’a döndü..

Hz. Ömer (r.a.) onun devlet idaresindeki kabiliyetini takdir ederek “Amr dünyada kaldıkça hep idareci olmalıdır” derdi.
40 küsur hadis-i şerif rivayet eden Amr İbni Âs (r.a.) son hastalığında ziyaretine gelip hatırını soranlara şöyle derdi:”Ben İslâm’dan önce büyük hatalar işledim. Rasûlullah (s.a.)’a en sert kişilerden oldum. Eğer müslüman olup Resûlullah (s.a.)’in affına mazhar olmasa idim mutlak cehennemliktim. Allah’a hamdolsun ki ona biat edip, teslim oldum. İslâm eski yaptıklarıma bakmadı.” Hz. Ali (r.a.)’a yaptıklarından da nâdim olarak:”Ya Rabbi Senin rahmetin olmazsa halim nice olur?” diye sızlanırdı. 658 m. tarihinde tevbe istiğfar ederek, kelime-i tevhidi söyleyerek ruhunu teslim etti.

Cenab-ı Hak şefaatlerine nâil eylesin.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: