Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2016

Altı Öğüt !

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2016

20120603_194237-copy-jpgt7-2

Altı Öğüt !

Ebû Cafer El-Bağdâdî (r.h.) buyurdular: Altı şey altı kişide asla güzel olmaz:
1- Âlimlerde tama’ güzel olmaz.
2- İdarecilerde acele, güzel olmaz.
3- Zenginlerde cimrilik, güzel olmaz.
4- Fakirlerde (tasavvuf ehlinde) kibir, güzel olmaz.
5- Meşâyih (ve ihtiyarlarda) sefahat, güzel olmaz.
6- Hasep sahiplerinde (asil insanlarda) alçaklık güzel olmaz. (asla yakışmaz)…”

Tevhid

Sana tevhidi tavsiye ederim (sen tevhide sarıl). Çünkü tevhid, her kötü huyun damarını (kökten) kesen bir kılıçtır.

Kaynak;İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/379.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

DİNLERARASI DİYALOĞUN GAYESİ – Türkiye pilot bölge

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2016

dinlerarasi-diyalog

DİNLERARASI DİYALOĞUN GAYESİ

DİYALOG VE ULUSAL GÜVENLİĞİMİZ

Son yıllarda tatsız gelişmeler oluyor. Avrupalı parlamenterler açıkça Ayasofya’nın Kilise olmasını, İstanbul’un adının değiştirilmesini istiyorlar. Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal yıllar evvel “Ayasofya’yı ortodoks ibadetine açacaklar” dediğinde gülmüş geçmiştik. Ama zaman onu haklı çıkaracak herhalde. Altındal bıkmadan aynı cümleleri tekrar tekrar söylüyor: Bazıları misyonerleri anlamamakta ısrar ediyor “Efendim bunda ne var” diyorlar, “üç beş Hiristiyan gelmiş, dinlerini tebliğ ediyor. Eh, biz de Almanya’da aynı şeyi yapıyoruz. Bu herkesin hakkı, kaldı ki AB’nin din ve vicdan hürriyeti ile ilgili kriterlerine uyuyor.”
– Öyle mi Sayın Altındal?
– Öyle değil işte. Avrupa’da İslâm dinini tebliğ eden hangi Türk, yaşadığı ülkenin bölünmesi için çalışıyor? İslâmiyeti Almanya’yı parçalamak için kullanan biri duyulmuş, işitilmiş mi? Resmen yabancılaştırma projesi. Misyonerler, insanımızı sadece dininden değil dilinden, kültüründen, devletinden, bayrağından, örfünden, adetinden soğutmayı amaçlıyor ve beşinci kol faaliyetlerinde bulunuyorlar. Bu, Türkiye’yi ve Avrasya’daki Türki cumhuriyetleri hedef alan ve “yurt dışı uzantıları olan siyasi bir harekettir” ki elbette dinimizi ilgilendirdiği gibi “ulusal güvenliğimizi” de ilgilendirir.

Dinlerarası diyalog

– Peki, misyonerler hangi kılıklara giriyor, faaliyetlerini nasıl maskeliyorlar?
– Misyonerler insanımıza şirin görünmek için çalışmalarına “albenili” isimler takıyorlar. Meselâ “dinlerarası diyalog” gibi. Ben dindarlararası diyalogu, medeniyetler arası diyalogu anlarım, ki zaten 1400 yıldır var. Şimdi birilerinin kalkıp, “Hıristiyanlarla Müslümanlar diyalog yapsınlar” demesi abesle iştigaldir. Gelelim “bahsi geçen” diyalogun kurallarına. Burada kimse bizim fikrimizi sormuyor. Çerçeveyi Vatikan ve Dünya Kiliseler birliği çiziyor. Yani “Bak seninle diyalog kuracağız ancak sen İslâmiyetin tek ve son din olduğunda, Hazret-i Muhammed’in peygamber, Kur’an-ı Kerim’in Allah’ın kitabı olduğunda ısrar etmeyeceksin” diyorlar.
Vatikan yayınladığı Kateşizm kitabında, “Bu diyalogun tek amacı İncil’i tanıtmaktır. Muhatapların ikinci Adem’i (Hazret-i İsa’yı) Tanrı olarak kabul etmek zorundadırlar ki (haşa) Birinci Adem’i de (Hazret-i Adem’i de) yaratan odur” yazıyor.

Diyalog” değil monolog

Eğer bunları kabul edersek, diyalog başlayabilirmiş. Yani adamlar göstere göstere “monolog” yapıyor ve “teslimiyet” istiyorlar. Lâkin “Dinlerarası diyalog” tabiri bazı safların kulağına hoş geliyor.
– Peki diyalogun böylesini Yahudilerle kurabildiler mi ?
– Nerdee. Yanlarına bile yaklaşamadılar. Gelelim ikinci tehlikeye: “Ekümenizm!” Bu oyuna ilk defa 1963’de Prof. Niyazi Berkes dikkat çekti. “Laik bir devlette nasıl olur da bir din adamı kendini evrensel patrik ilan edebilir?” dedi. Öyle ya bir başkası da çıkar kendini “Halife” ilan edebilir. Ekümene “Hıristiyan medeniyeti” demek. Yani tam “Dar-ül İslâm”ın karşısına oturan bir kavram. SSCB çökünce ABD ve AB ısrarla bu konuyu işlemeye başladılar. Patrik devlet içinde devlet olmak istiyor.
– Halbuki Fener patriğinin muhatabı dünya devletleri değil Fatih Kaymakamlığı’dır öyle değil mi?
– Elbette. Yine dikkat ederseniz son yıllarda sık sık “Hoşgörü ve tolerans toplantıları” düzenleniyor, bazı vatandaşlarımız da bu oyuna alet oluyorlar. Şimdi bizim müsamahadan anladığımız şeyle, onların tolare (katlanma) kökünden türettikleri kelime aynı şey değil. Onlara “tahammül” edeceğiz, yoksa görüşlerimizi “empoze” edemeyiz, diyorlar.

İbrahimi dinler masalı

– Bu günlerde “İbrahimi dinler” kavramı da çok dile geliyor..
-İstersen ona “İbrahimi dinler masalı” diyelim. Adamlar İslâm ülkelerinde halkı diline, dinine, kültürüne, yabancılaştırmak için maksatlarına “kalkan” olacak bir “ibare” aradılar ve İbrahimi dinler kavramında karar kıldılar. Kateşizm kitabında “Müslümanlar da İsa tarafından kurtarılmaya lâyıktırlar. Çünkü onlar da İbrahim’in Allah’ına inanmaktadırlar” yazıyor. Hepsi bu kadar.
Burada Hazret-i Muhammed’in peygamber olduğuna ve Kuran-ı kerim’in ona vahyedildiğine dair tek satır yok. Biz niçin kurtarılmaya lâyık mışız? Bakın Yahudiler ve Hıristiyanlar Hazret-i İbrahim’i bir kabile şefi olarak tanıyor, hatta zaman zaman hakaret ediyorlar. (Protestan Kiliselerinin teknik ilahiyat kitaplarında onlarca örneğini gösterebilirim). Hasılı bizim peygamber olarak sayıp sevdiğimiz İbrahim aleyhisselam ile onların kabile reisi olarak takdim ettikleri İbrahim arasında dağlar kadar fark var. Bir ufak misal vereyim. Biz Hazret-i İbrahimin oğlu İsmail’i kurban etmeye niyetlendiğini ve Allahü teâla’nın bir koç gönderdiğini iyi biliriz. Halbuki onlara göre kurban edilen İsmail aleyhisselam değil İzak’tır (Hazret-i İshak). Muharref İncillerde Kuran-ı kerimde yazanların tam tersi var. Demek ki onlarla, İbrahimi dinler potası altında da buluşmamız kabil değil.

Türkiye pilot bölge

– Peki ya protestanlar ? Görünen o ki son yıllarda atağa kalktılar.
– Aslında adamlar 1831’den beri çalışıyor. Her on yılda bir Lambeth konferansları düzenliyor, alınan kararları titizlikle uyguluyorlar. Bunların sonuncusu 1998’de yapıldı ve Türkiye ile Avrasya pilot bölge seçildi. Nitekim ABD’liler o tarihten sonra Kilise evler kurmaya hız verdiler. Lütfen şu kelimeyi bir yere yazar mısın? “Collegiality!”
– “Collegiality!” Bu kelime ne mânâya geliyor ?
– İşte Protestan Kilisesinin siyaseti bu kelimede gizli. Kişi, hayatına yön verirken devletin kurallarına itibar etmemelidir biiir. Dil, cins ve ırk “benzerliklerinden” değil, “benzemezliklerinden” yola çıkmalıdır ikiii. Protestanlar bu prensibi özellikle Güneydoğu’da uyguladılar. Yöre insanına “siz zaten Kürtsünüz” dediler, “Türklerden dil ve ırk olarak ayrısınız. Eğer devletten de ayrılmak istiyorsanız gelin bize katılın. Katılın ki batı dünyası sizi arasına alsın”.

Patrikhane niçin atağa kalktı?

– Türkiye’de ne değişti de Patrikhane böyle atağa kalktı?
– Aslında atağa kalkan patrikhane değil Amerika. Baba Bush 6 Kasım 1987’de ABD Ankara büyükelçisi Hupe’ye gizli bir mektup gönderdi ve “Ermeni soykırımı ile ilgili belgeleri bulup çıkarın ve Türk hükümetini de bunları yayınlamaya zorlayın” dedi. Benzer bir mektubu Fener Patriğine yolladı ve olay hız kazandı. Bartelemo, Heybeliada Ruhban Okulu’nu gündeme getirmeye başladı. Bakın kelimesi kelimesine okuyorum: Patrik “Türk devletinin iradesi varsa bu okul açılır” diyor. Bu okulun nasıl bir okul olduğu herkesin mâlumu. Patrik buna rağmen “Heybeliada TC’nin denetimi dışında tutulacak” (yani YÖK ya da MEB müdahale edemeyecek) diye diretiyor. Böyle bir okulun açılabilmesi için tam 18 tane kanunun değişmesi gerek. Bunlardan ikisi Anayasamızın değişmez maddeleri. Bunun mümkün olmadığını Patrik de biliyor ama o “başka birşeyi ima ediyor”. “Bu okulun üstünde TC’nin denetimi olmayacak demekle, ben senin kanunlarını, meclisini, kısacası devletini tanımadığımı söylüyorum. Eğer iraden varsa (AB ve ABD arkamda, gücün yetiyorsa) mani ol da göreyim” diyor.
Lozan anlaşmasının 12. maddesinde “Gayrimüslimler Müslümanlarla eşittir” deniyor. Evet eşittir ama imtiyazlı değildir. Devletin denetimi dışında bir okul imtiyaz istemektir. Yani Patrik, Türkiye’yi Lozan’ı ihlale zorluyor.

-ABD- patrikhane dostluğu nereden kaynaklanıyor?

– Patrikhane eski bir casus yuvası ve bu faaliyetini hiç bırakmadı. (1964 yılında casusluktan yakalanan 4 papaz askeri istihbarat elemanıydılar). Bunlar özellikle soğuk savaş döneminde Rusya’ya karşı kullanıldı. Bu müessese yıllar evvel uhrevi işleri bırakıp siyasete soyundu. ABD ne derse onu yaptı. Şimdi mahsul toplama zamanı.

Ağaları aradık

27 Mayıs Devrimi’nden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da nüfuz sahibi olan 55 ağa toplandı. Bunlar Bursa, Edirne, Çanakkale ve Kırklareli’ne sürüldüler. Ağaların boşalttığı bölgelere 1900 Amerikalı misyoner yerleştirildi. Bunlar “barış gönüllüsü” adı altında halkın arasına girdiler. Beş yıl boyunca insanımızı ifsat edip, kin tohumları ektiler.

Peki sonra niye gittiler?

– Gerek kalmadı. Çünkü onların yerini AFS bursunu kazanıp yurdışında okuyan Türk çocukları aldı. Ne iştir bilinmez, bunlardan bazıları Amerika’ya gidip Maocu oldular. Bürokraside önleri açıldı, kilit noktaları ellerinde tuttular. İşte bugün AB lehinde propaganda yapan en güçlü lobi bunlardır ve ABD’nin ortadoğu hakimiyeti için çalışıyorlar. İçlerinden hakikatleri görenler de oldu, onlar kendilerini kullandırmadılar.

Suç duyurusunda bulunun!

Türkiye’deki misyonerler açık açık siyaset yapıyorlar. Mesele Türkiye’de bin, binbeşyüz kişinin Hıristiyanlığı seçmesi meselesi değildir. Zaten bu milleti kitleler halinde Hıristiyan yapmak ham hayaldir. Burada altı çizilen hadise bölücülüktür. Adamlar “Yeter ki siz ayrı devlet kurun, arkanızda biz varız” demekten çekinmiyorlar.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün 304592 sayılı resmi yazısına göre: 1998 yılında 104, 1999 yılında 137, 2000 yılında ise 47 şahıs misyonerlik yaptığı için yakalanarak adli makamlara teslim edildi.
2001 ve 2002’de ise sadece ve sadece 3 şahıs hakkında takibat yapıldı. Halbuki mahalle aralarında Kiliselerin açılması ve çoğalması son iki yılda hız kazandı.
Türk Ceza Kanununun 529. maddesine göre bu faaliyet suçtur. Herkes (mahalle muhtarı, sade vatandaş, bakkal, kasap, ev hanımı) İl Savcılığına müracaat ederek suç duyurusunda bulunduğu takdirde “adli işlem” yapılır. 529. madde çok sarihtir. Emniyet güçleri bu kiliseyi “derhal” kapatmak zorundadır.
Amerikalıların yıllar evvel çizdikleri bir Anadolu haritası var. Trabzon, Ermenistan hudutları içinde, Güneydoğuda Kürt ve Marmara’da Rum devleti yer alıyor. Yankiler Sinop’a kadar uzanan nefis sahilleri kendilerine ayırıyorlar.
Ortodoksların Ayasofya üzerindeki emelleri mâlum. Ancak padişah türbesini bile “vaftizhane” gösteren yöneticilerin neye hizmet ettikleri anlaşılamıyor.
Fener Patriği “Kanunlarınızı da bakanlarınızı da devletinizi de tanımıyorum. Haydi Heybeliada Ruhban Okulunu açtırmayın da göreyim” deme cüretini kimden alıyor?
(İrfan Özfatura’nın, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan röportajı)

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Fatiha-i şerifeden sonra “ÂMİN” demek !

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2016

fatiha-i-serifeden-sonra-amin-demek-asker-namaz-kilarkencemeat-ile-namaz-duaasker-mehmetcik-namazcemaatle-namaz-kilan-turk-askeri-i277971-copy

Fatiha-i şerifeden sonra “ÂMİN” demek !

Hz. Peygamber (s.a.v.), namaz’da Fatiha Suresi’nin okunması bittikten sonra “âmin” denmesini özellikle emretmiştir.

Şöyle ki: “İmam, Fatiha’yı tamamlayıp âmin dedikten sonra siz de .”âmin” deyiniz. Kimin bu sırada “âmin” demesi meleklerin o anda “âmin” deyişi ile aynı ana rastlarsa geçmiş günahları affolunur. ”
(Müslim, K. Salat, 72; Ebû Dâvud, Salat, 167-168; Tirmizî, Mevâkîttü’s-Salat, 116).

Bu hadislere göre namaz’da Fatiha’dan sonra “âmin” demek sünnettir. İmam-ı A’zam hazretlerine göre “âmin” gerek imam ve gerekse cemaat tarafından hafiyyen (sessizce); imam-ı Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre açık ve imamla birlikte söylenmesi sünnettir.
(Sünen-i Ebû Dâvud Tercüme ve Şerhi, , 470-474).

Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
«İmam (namazda Fatiha okurken): «Gayril mağdubi aley him vele’d-dallin» dediği zaman siz de “Amin” deyiniz. Her kimin amin demesi meleklerin amin demelerine uyarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur.» (Buhari, Müslim)

Vail İbn Hucr (r.a) şöyle demiştir:
«Rasulullah (s.a.v)’ın, «vele’d-dallin» dedikten sonra amin dediğini duydum. Sesini yükseltirken elifi çekerdi.»
(Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed)

Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
«Rasulullah (s.a.v) namazda «veleddallin» dedikten sonra yüksek sesle amin derdi. Öyleki, birinci saftakiler bunu duyardı.»
(Ebu Davud, İbni Mace)

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kimler Kur`an-ı Kerim Tefsiri Yazabilir ? KURÂN TEFSİRİNE DÂİR

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2016

kimler-kuran-i-kerim-tefsiri-yazabilir-kuran-tefsirine-dair

Kimler Kur`an-ı Kerim Tefsiri Yazabilir ? KURÂN TEFSİRİNE DÂİR

Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri için, şu on beş ilmi mükemmel bilmek şarttır: Lugat, Nahiv, Sarf, İştikâk, Meânî, Beyân, Bedî‘, Kırâet, Akâid, Usûlü Fıkıh, Esbâb-ı Nüzûl, Nâsih-Mensûh, Fıkıh, Hadîs ve bunlara ilâveten Allâhü Teâlâ tarafından ihsân olunan ilm-i ledünnî.

Cenâb-ı Hakk’ın vergisi olan ilm-i ledünnî, “Kim bildiği ile amel ederse Allâhü Teâlâ ona bilmediklerini öğretir” hadîs-i şerifinde haber verilen ilimdir. Kurân-ı Kerîm ilimleri sâhili olmayan okyanus gibidir. Günahda ısrar eden kalbinde bid‘at, kibir, hevâ, dünyâ sevgisi olan, îmânı tahkîk mertebesine ermemiş kimseye Kur’ân-ı Kerîm’in esrârı aslâ keşfolmaz, verilmez.

Bu sayılan âlet ilimleri ve âlî (yüce) ilimler, müfessirler için birer âlet mesâbesindedir. Bu ilimlere muttali olmayan kimselerin yazmaya cür’et edecekleri tefsîrler, kendi görüşüne göre tefsîr kabîlinden olacağı cihetle mutâlaası asla câiz değildir.

Kendi bozuk kanaatlerini yaymak istediklerinden kötü itikad sahiplerinin yazdıkları tefsirler itimada ve mütâlaaya asla lâyık değildir. Resûlullâh’ın (s.a.v.) sünnetine sarılmayanların tefsirleri de itimaddan mahrum ve manevî feyizden nasipsiz olacağından yine okunması tavsiye edilmez. Hele Bâtınıyye, Râfizıyye gibi sapıkların tefsirleri İslam bünyesini tahrip gibi hâince bir maksada dayandığından bunları ele almak bile câiz değildir.

Bid‘at sâhiplerinin tefsirleri de kendi bâtıl, boş itikadlarını te’yîd düşüncesiyle yazılmış şeylerdir. Bunlardan bir takımı, kendilerini gizleyerek haktan yana görünmüş, halkı ehl-i sünnet yolundan ayırmak gayesi gütmüşlerdir. Bunun için tefsirlerinde kalplere şüphe bırakacak meseleleri yazmışlar, yazıları arasına saf zihinleri tereddüde düşürecek, muhâkemesiz kimseleri yanlış kanâatlere saptıracak ibâreler sokuşturmuşlardır.

Bu sebeplerle Ehl-i Sünnet âlimlerinin mutemed tefsirlerinden başka tefsîr ve meâlleri okumak aslâ câiz olamaz.

Kaynak : Ömer Nasuhi Bilmen, Tefsîr Tarihi

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylaştıran sebepler

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2016

hafizayi-kuvvetlendiren-ve-ezberlemeyi-kolaylastiran-sebepler

Hafızayı kuvvetlendiren ve ezberlemeyi kolaylaştıran sebepler

1- Az yemek,
2- Çok tekrar etmek,
3- Geceleri namaz kılmak ve ibadet etmek,
4- Salat-ü selam-ı çokca okumak,
5-Kur’an-ı Kerim’i çok okumak,
6- Bütün günahlardan el çekmek,
7- Misvak kullanmak,
8- Her sabah aç karnina Bal yemek,
9- Her gün aç karnina besmeleyle yirmibir tane üzüm yemek.

( Marifetnameden…)

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2016

cennet-ve-cehennemin-munakasalaricennet-ve-cehenneme-girecek-ilk-uc-sinif-insan-ve-ozellikleri-h1478367619-84934f-copy

Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Cennet ve cehennem çekiştiler. Cehennem;
Bana, mütekebbir (kibirli) ve cebbarlar (zorbalar) girecektir,” dedi. Cennet de:
Bana zayıflar ve miskinler, girerler,” dedi.
Allâhü Teâlâ hazretleri cehennem ateşine;
Sen, benim azabımsin! Seninle dilediğime azap ederim!” buyurdu. Ve cennete de buyurdu:
Sen benim rahmetimsin! Seninle dilediğime rahmet ederim!… Sizden her birinizin dolma (hakkı) vardır.

Şeytana Tabî Olanlar

Şeytana tabi olanlar ise, şeytanın şu zikredilen dört cihetten kendilerine geldiği kimselerdir.
Onlar şeytanın kendilerine emrettiği şeyleri hemen kabul ederler. Akıllı kişi, şeytana tabi olmaktan kaçınmalı ve korunmalıdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin ibâdet ve taati için cidden çalışmalı… Tâ ki cehennem ateşine girenlerle beraber girmesin!

Mümine Fidye

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Kıyamet günü olduğu zaman, her mü’mine diğer dinlerde
olan kâfirlerden bir adam verilir ve ona;
Bu, senin ateşten kurtulman için bir fidyendir!” denilir. Bu hadis-i şerifte Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarına lütfunun
kemâline ve kulların da Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı kerametli olduklarına delil vardır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri, düşmanlarını evliya kullarına fidye etti…

Fidye’nin Manâsı

İhtimal ki fidyenin manâsı (şu) olabilir: Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine, onu insanlardan ve cinlerden dolduracağını vaat etti.
O da Allâhü Teâlâ hazretlerinin, müşrikler (kâfirler) ve mü’minlerin âsî olanlarıyla vaadini gerçekleştirecektir. Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine takdim edeceği kâfirlerle onları râzî eder. îşte bu (müşrik ve kâfirlerle cehennemin dolması) mü’minlerden fidye olması gibidir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/392.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mehmet Akif Ersoy’dan yeni yıl mesajı !!!

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2016

yeniceri-noel-babayi-kovaladi

Mehmet Akif Ersoy’dan yeni yıl mesajı !!!

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı,
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şiir | Etiketler: , | Leave a Comment »

VATİKAN DOĞU’YA YÖNELDİ

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2016

dinlerarasi-diyalog-ve-hosgoru-tuzagi

VATİKAN DOĞU’YA YÖNELDİ

Vatikan zor durumda. Çünkü, son yüz yıldır Hıristiyan inançlarının ilme, fenne uymadığını gören Hıristiyanlar hızlı bir şekilde dinden uzaklaşıp ateist olmaktadırlar. Ateist olanların oranı her gün biraz daha artmakta; %70’in üzerine çoktan çıkmış bulunmaktadır.

Hıristiyanlık, mensuplarını manevi yönden tatmin edemeyince, halk maddeye yöneldi. Bu yöneliş insanları maddeye tapma noktasına getirdi. Herşey madde olarak görülmeye başlanınca da her türlü sapıklıklar ve gizli ateistlik hareketleri başladı.

Siz resmi rakamlara bakmayın. Kağıt üzerinde de olsa Hıristiyan görünmeyip, Kilise vergisini vermeyenlerin cenazelerini Kilise kaldırmadığı için cenazeleri ortada kalmasın diye halk Hıristiyan görünmektedir.

Halkın artık Kiliseye itimadı hızla azalmaktadır. Bırakın sıradan halkı papazların bile inancı zayıflamıştır. Bunun için, papazlar, rahibeler arasında fuhuş, sapık ilişkiler sıradan olaylar haline gelmiştir. Bu tür haberleri önceleri devamlı yalanlayan Vatikan, bugün mecburen kabullenmek zorunda kalmıştır.

“AA” ve “AFP” haber ajanslarının 29.03.2002 tarihli, “Papa’nın paskalyası sübyancı rahibeler yüzünden zehir oldu” başlığı ile verilen habere göre, Papa yaptığı paskalya konuşmasında, 5 bin piskopos ve 400 bin rahibi ihanetle suçlayıp, imansızlıklarını kamuoyuna açıklamaya davet etmiştir. Haber şöyle devam ediyor:
“Katolik din adamlarının son haftalarda ortaya çıkan sübyancı ve eşcinsel skandalları Avrupa`yı sarsarken, özellikle ABD`de din adamlarının, çocukları cinsel taciz haberleri Kiliseyi iyice zor duruma soktu. Son olarak ABD`nin Boston kentinde 66 yaşında eski bir papaz, bir çocuğa tecavüz etmekten 10 yıl hapis cezasına çarptırılınca, Kardinal Bernard Law da 80 rahibin ismini adalete vermeyi kabul etti. Palm Beach piskoposu, 25 yıl önce bir papaz okulu öğrencisine cinsel saldırıda bulunduğunu kabul ettikten sonra görevinden istifa etti. New York`ta da Kardinal Edward Egan benzer suçlamayla sanık sandalyesine oturdu.”

Yine AA’nın 14.06.2002 tarihli “Kilise özür diliyor” haberine göre, “ABD Katolik Kilisesini sarsan çocuklara tecavüz skandallarının ardından tarihi bir toplantı yapan piskoposlar, rahiplerin tecavüzüne uğrayanlardan özür dileyerek, çocuklara sarkıntılık eden tüm din adamlarının aforoz edileceğini bildirdiler.Çok sayıda rahibin uzun yıllar, kilisede günah çıkarmaya gelen, Kilise korosunda çalışan veya kimsesiz olduğu için kiliseye sığınan erkek çocuklara tecavüz ettiği medya tarafından ortaya çıkarıldı. ABD`de Katolik Kilisesi`ni sarsan skandalın patlak vermesiyle şimdiye kadar 16 rahip intihar ederken, hakkında soruşturma açılan başka rahiplerin de intiharından endişe ediliyor.”
Bunun gibi yıllarca gizli tutulan insanlık dışı olaylar bir bir ortaya çıkmaya başlayınca, Vatikan geleceğinden endişe etmeye başladı. Bu olup bitenlerden sonra, Batı‘da daha uzun süre ayakta kalamayacağını anladı. Çünkü, bunca olumsuzlukları yok edip, itibar kazanması artık mümkün görünmüyordu.
Gelişen bu olaylar karşısında Vatikan’ın yeni bir politika geliştirmesi gerekiyordu. Derhal bunun çalışmasını başlatarak Doğu’ya yönelmeye karar verdi. Başsız, kimsesiz, fakir Müslüman halkları çeşitli entrikalarla Hıristiyanlığa özendirip dinlerinden döndürme çalışmalarına başladılar.

Bu iş için akıl almaz bütçe ayırdılar. Sözde yardım teşkilatları kullanılarak Müslüman fakir halka para dağıtmaya başladılar. Sadece Adapazarı depreminden sonra 13 milyon dolar yardım yaptıklarını Vatikan yardım teşkilatı temsilcisi ifade etti. Depremzedelere içine 50-100 dolar konularak İncil dağıtıldığı, pek çok gencin Hıristiyan olduğu basında yer aldı. (22.5.2002-Hürriyet)
Doğuda, misyonerlik faaliyetlerinde, Hıristiyanlığı yaymada en büyük ümitleri de “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” projesi.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2016

ab-i-hayat-suyu-ve-suleyman-aleyhisselam-ab-c4b1-hayat-suyuab-i-hayat-copy

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Cenab-ı Allah, Süleyman Aleyhisselâm’ı “Âb-ı Hayat‘ı içip, tâ kıyamete kadar yaşamak ile içmemek arasında serbest bıraktı.

Süleyman Aleyhisselâm, kendisine bu güzel haberi getiren melekten biraz müsaade istedi.

Süleyman Aleyhisselâm bu meseleyi danışmak için bütün canlıları topladı. Onlara danıştı. Canlılar: -“Âb-ı Hayattan İçmeniz sizin için hayırlı olur.” Dediler. O sordu: -“Neden?
Hayat suyundan içerek, tâ kıyamete kadar yaşar ve sürekli Cenab-ı Allah’a ibâdet edersiniz. Bu ele geçmez bir nimettir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm Hüdhüd kuşunun toplantıda bulunmadığını fark etti. Emir verdi:
Hüdhüd kuşlarından bir heyet gelsin.”
Birazdan Hüdhüd kuşları geldiler. Süleyman Aleyhisselâm onların fikirlerini sordu. Hüdhüd kuşu:
Âb-ı Hayatı içmeyip, zamanı geldiği zaman ölmeniz sizin için daha hayırlıdır.” Süleyman Aleyhisselâm sordu: Neden?
-“Eğer hayat suyunu içip, tâ kıyamete kadar yaşayacak olursanız, bütün sevdiklerinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın hep öldüklerini görecek, üzülecek ve hatta onların ölüm acısını içinizde hissedeceksiniz. Evlât acısı yürekleri yakar. Ayrılık acısı çok zordur. Allah’ın sizin için âhirette hazırladığı nimete kısa bir zamanda kavuşmak daha iyidir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm, bu fikri beğendi. Âb-ı Hayattan içmekten vazgeçti. “

Kaynaklar : Hızır Aleyhisselâm, s. 174, Ömer Faruk Hilmi,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/-382-383..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Sadece Kur’an Bize Yeter mi?

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2016

sadece-kuran-bize-yeter-mi

Sadece Kur’an Bize Yeter mi?

Bize Kur’ân yeter!” diyerek zâhiren sûret-i haktan görünen bir sloganla, Kur’ân’ın tafsîli, tefsîri ve hayata tatbiki demek olan “Sünnet”i dışlayan din tahrifçilerine karşı Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin şu îkazlarını aslâ unutmamalıyız:

“Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size; «Bu Kur’ân’a uymanız gerekir. Onda helâl bulduklarınız helâl, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur!)» demesi yakındır. Dikkat edin! Allâh’ın Elçisi’nin haram kıldıkları, Allâh’ın haram kıldıkları gibidir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 6; İbn-i Mâce, Mukaddime 2; Tirmizî, İlim 10; Ahmed b. Hanbel, 6/8)

Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok ilâhî emrin hayata nasıl tatbik edileceği de bildirilmemiştir. Onları ancak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in tatbikâtından öğrenmekteyiz.

Meselâ Kur’ân-ı Kerîm’de “ölü eti” yemenin haram olduğu bildirilmiştir. Bu hususta, canlı yakalandıktan sonra kendi kendine ölen balığın müstesnâ olduğunu ve onun yenilebileceğini ise Sünnet’ten öğrenmekteyiz.

Yine Kur’ân’da namaz ibadeti emredilmekte, fakat onun nasıl kılınacağının tafsîlâtı; yani rekât sayıları, içinde okunacak sûre ve duâları, tâdil-i erkânı gibi hususlar, hep Sünnet’ten öğrenilmektedir.

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Vedâ Hutbesi’nde:

“Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allâh’ın kitabı Kur’ân-ı Kerîm ve O’nun Peygamber’inin Sünnet’idir.” buyuruyor. (Hâkim, I, 171/318; Muvatta, Kader, 3)

Yani “size yalnız Kur’ân-ı Kerîm’i emanet bırakıyorum, o size yeter” buyurmuyor. Zira Kur’ân-ı Kerîm’i, Sünnet-i Seniyye şerh ve îzah ediyor. Dolayısıyla Sünnet olmadan İslâm yaşanamaz.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: