Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Kasım 2016

YENİ BİR “HAÇLI SEFERİ” Mİ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2016

hacli-seferi

YENİ BİR “HAÇLI SEFERİ” Mİ?

Hiç dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum. Hıristiyan âlemi son seneler birden bire değişti. Dinlerarası diyalog, barış, sevgi, tolerans devri başladı. Haçlı Seferleri’nde Müslümanlara akıl almaz işkenceler yapıp katledenler; bununla da kalmayıp kendi dininden olan milyonlarca insanı bile mezhep farkından dolayı yok edenler, birden kuzu gibi oldular. İnsan haklarından, insan sevgisinden, kardeşlikten bahsetmeye başladılar.

İnsanın ister istemez aklına geliyor: Gerçekten bunlar kuzu gibi oldular mı, yoksa, halen kuzu postuna bürünmüş kurt mudurlar? Merak ettiğimiz bu sorunun cevabını yine kendileri verdiler: Vatikan’ın 1999 yılında yayınladığı; “Towards a pastoral approach to culture” adlı bir kitapta esas maksatlarını açıkca şöyle ifade etmekteler. “Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihaî maksadımız“.
Demek ki, bütün bunlar; yeni taktikler, yeni metodlar…

Şimdi, bu tür faaliyetlerin tarihi seyrine bir göz atalım. Hıristiyan misyonerliğini yedi aşamada ele alabiliriz. Bu aşamaların her birinde, döneme ve şartlara göre farklı metotlar takip edilmiş. 1965’den sonra, “Diyalog Dönemi” başlatılmış.

Eski dönemlerde, Haçlı Seferleri sırasında, çok acımasız, çok zalimane, çok kanlı usullerle Hıristiyanlığı yayma, Müslümanlığı yeryüzünden silme faaliyetlerine girişilmişti. İşte bu yeni ”Diyalog” döneminde, bunları unutturmak için; Hıristiyan olmayan bütün insanlarla konuşarak, her türlü din mensubunu muhatap kabul ediyor görünerek, onlara şirin görünmeye çalışarak, onların inançlarını da tenkit etmeden, Hıristiyanlığı anlatma, insanlara sevdirme ve bütün dünyayı Hıristiyanlaştırma hedeflenmiştir.
Bu maksatla, Ülkemizde, Ortasya Türk Devletlerinde, diğer İslâm Ülkelerinde ve Hıristiyan olmayan diğer ülkelerde, o ülkelerin dilleriyle ve lehçeleriyle yazılmış pek çok kitap, kitapçık, broşür, mektup, yerine göre para dağıtılmakta. Örneğin, Azerbaycan’da Hıristiyanlığı seçene, kişi başına 100 dolar verilmekte; aylık maaşların 20-30 dolar olduğu düşünülürse, büyük rakam! Tek Hıristiyan Türk topluluğu olan Gagavuzlara İslamiyetten uzak kalmaları için ödenen para ise kişi başına 200 dolar.
Kendi dini hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanlara, bu yayınlar, paralar cazip görünmektedir. İslâm dinini bilen, Peygamberimizin hayatını öğrenen insanlar, bu yayınlardan ve masallarından etkilenmez. Ama çeşitli maddî sıkıntılar içinde zorlanan, birtakım boş, gerçekleşmeyecek vaadlerle, aldatılarak kandırılan insanlar bulunabilir.

Bedava sirkenin baldan tatlı olduğuna inanan insanlar her asırda bulunmuştur. Bundan sonraki asırlarda da bulunacaktır. Ama bu bedava sirkenin onun midesine zarar vereceği, kendisini zehirleyeceği , dünya ve ahıretini perişan edeceği anlatılırsa,
insanlar onu kabul etmeyecektir. Bedava sirkenin yanında, insanlara bedava bal da takdim edilse, insanlar balı tercih edeceklerdir.

Araştırmacılara göre, bu faaliyetin arkasında ABD’nin desteği de var. “ABD, kıtalararası imparatorluğunu sürdürmek için, her üç semavi din içinde, kendisine bağlı birer tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi aynı: Dinlerarası Diyalog!
Mesela, ABD, Güney Kore’yi sömürgeleştirirken, bir de Hıristiyan Tarikatı kurdu ve Güney Kore nüfusunun yüzde 40’ı Budistlik’ten vazgeçip Hıristiyan oldu; bu başarıdaki en büyük pay, “ Moon tarikatı”nındır. Scientology tarikatı da bu maksatla kurulmuştur. Bu tarikatların dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri arasında normalin üzerinde uyum var…”

Bütün bunlardan sonra şu söylenebilir: Komünizmin yıkılmasından sonra, Batı, gücünü İslamiyeti yok etmeye yöneltti. Müslüman alemi, yeni bir Haçlı Seferleri ile karşı karşıya. Fakat bu defa çok dikkatliler. Müslümanları uyandırmamak için her türlü hileye başvuruyorlar. Nihai hedefe varmayı üç safhada gerçekleştirmeyi planlıyorlar:
Önce dinlerarası diyalog. Sonra, dinlerin birleştirilmesi. Son olarak da, dinlerin birleştirilmesi kılıfında kendi ifadeleri ile, “Kilisede toplamak!

Bu defaki Seferler, orta çağdakilere benzemiyor. Sefere katılan sadece Avrupa değil, zamanımızın süper devleti olan ABD’ de var işin içinde. O bakımdan Müslümanların işi zor görünüyor. Ne diyelim; sebeplere yapışıp, oyuna gelmemek için Allah’a sığınmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok. Allah yardımcımız olsun!
.
Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ÇOCUKLARA VERİLEN SÖZLERİ TUTUNUZ

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2016

cocuklara-verilen-sozleri-tutunuz

ÇOCUKLARA VERİLEN SÖZLERİ TUTUNUZ

İnsan, bir çocuğa ‘Sus, sana şunu alacağım’ der de sonra söz verdiği şeyi almazsa bu onun üzerine yalan olarak yazılır. Eğer tevbe etmemişse kıyâmet gününde bu yalan sebebiyle azâb ile cezâlandırılır. (Şir’atü’l-islam)

Abdullah bin Âmir (r.a.) anlatıyor: Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) evimize geldi. Ben küçük bir çocuktum. Oynamaya gidecektim. Annem bana,

Ey Abdullâh, gel, sana bir şey vereceğim.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.)

Ona ne vermek istemiştin?’ dedi. Annem,

Hurma verecektim.’ deyince, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

Şâyet dediğini yapmayacak olsaydın sana bir yalan günahı yazılırdı.’ buyurdular. (Müsned-i Ahmed)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BUNU OKUMAK SİZE İYİ GELECEK..

Posted by Site - Yönetici Kasım 16, 2016

iki-fincan-kahvekalplikahve-nasil-yapilircoffee-cup-heart-grain-foam-beverage-copy

BUNU OKUMAK SİZE İYİ GELECEK..

Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…

İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi

Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…

Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.

Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler.

Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.

Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar… Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;

‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.

Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.

Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi.

Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.

Çocuklarınızla oynayın.

Sağlığınıza dikkat edin.

Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.

Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.

Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.

Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.

Gerisi hep kumdur…’

Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar; ‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’ Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun; Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ne Çok Bayramımız Varmış ..

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2016

Ne Çok Bayramımız Varmış ..

Elbette müminin en büyük bayramı günahlarının af olunduğu gündür, son nefeste imanla öldüğü gündür, hesapta mizanda sevaplarının çok, günahlarının yok olduğu gündür.

Elbette müminin bayramı sırat köprüsünden geçtiği gündür.
Elbette müminin bayramı Cennette Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) görmek ve ondan sonra rüyet-i ilahiyeye mazhar olmaktır.

Bayram! Kaç tane bayram. Müslüman olmak bir bayram. Ehli sünnet olmak bir bayram. Büyükleri tanımak bir bayram. Hayırlı işte istihdam edilmek bir bayram. Dostlarla beraber olmak bir bayram.

Müslümanların yüzüne bakmak bir bayram. Cenab-ı Hak, bir mümini bir müminin yüzüne muhabbetle bakarsa, onu affeder.

Bir Müslüman bir Müslümanı sevindirirse Allahü teâlâ ona nafile hac ve umre sevabı veriyor. Yani Allahü teâlâ kullarına çok kazansınlar çok kâr etsinler, çok kârlı çıksınlar diye ufak bahaneler yaratıyor. Allah’ın dergahında ehil naehil beraberdir. Bir tanesi Cenab-ı Hak tarafından kabul edilse o kulların içerisinden, bir tanesini sevse Cenab-ı Hak, onunla beraber olanların hepsi içeriye, tasnif yok çünkü orada. Sen cahilsin çık dışarı olmaz.

Allahü teâlânın varlığına, birliğine, Peygamber efendimizin Onun Resulü ve kulu olduğuna görür gibi inanmak lazımdır. Zaten kelime-i şehadette bu bildiriliyor, görmüş gibi şehadet ederim deniliyor. Bu iman elde edildi mi, diğer tarafların hepsi kolay hallolur. İmanın elde edilmesi için elhamdülillah imkan var. Peki onun güçlendirilmesi, onun kuvvetlendirilmesi onun sağlamlaştırılması nasıl olur? Onun da kolayı var. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Dinül mer-i dinül ahihi), insanın dini arkadaşının dini gibidir. İmanını güçlendirmek isteyen, imanı güçlü olanlarla beraber olmalı. Çok ibadet yapmak isteyen, en güzel ibadet yapanla, en güzel ihlasla çalışanla beraber olmalı. Bu sefer o da, onun gibi olur. Gerek imanın güçlenmesi, gerek ihlasın artması, gerek ibadetlerin artması veyahut felaketlerin artması günahların artması, küfre varması hep insanın vereceği kararına bağlıdır. Tercih meselesidir. Ne olmak istiyorsa, o taraftaki insanları bulacak, onlarla arkadaşlık kuracak. İyi olmak istiyorsa iyilerle beraber, kötü olmak istiyorsa kötülerle beraber olacak. Gayet tabii bir şey bu. Dünya ve ahiret saadeti için, iyilerle beraber olmayı tercih etmeli.

Müminin Bayramı.!

Enes bin Malik Hazretleri,müslümanın bayramı beştir,buyurmuştur…
1-) Bir mümin, sabahtan akşama kadar günah işlemezse işte o gün onun bayramıdır.

2-) Dünyadan iman ve şehadet kelimeyisle gitmek bir mümin için yine büyük bir bayramdır.

3-) Sırattan salimen geçip, kıyametin şiddetinden emin olanlar için de aynı şekilde yine büyük bir bayramdır..

4-) Cehennemden emin olup,cennete girenler için de o gün bayramdır…

5-)Beşincisi ve en büyüğü ise müminlerin en büyük arzusu ve nihai maksadı olan, cemali ilahi ile müşerref olma bayramıdır ki, bunun haz ve zevkinin yanında dünyevi ve uhrevi bayramların lezzeti hiç kalır.

Allahım Bu beş bayram ile bizleri zinetlendir hususi ile de son bayramı bizlerden esirgeme…Bizleri cemali ilahinden mahrum etme..

Behlül-i Dânâ hazretleri de şu beytleri sık sık okurlarmış:
“Bayram, yeni elbiseler giyenler için değildir.
Ancak ilâhi azâptan emin olanlar içindir.
Bayram bineklere binenler için de değildir.
Ancak hata ve isyânı bırakanlar içindir.”

CÜMLE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİMN BAYRAMI HAYIRLI MÜBAREK OLSUN NİCE BAYRAMLARA SAĞLILIKLI MUTLU VE SEVDİKLERİYLE BERABER GEÇİRMEK VE YUKARIDAKİ BAYRAMLARADA ERİŞMEK DUASIYLA HAYIRLI BAYRAMLAR CENABI HAK KESMİŞ OLDUĞUNUZ KURBANINI DERGAHI İZZETİNDE KABUL BUYURSUN İLK AKAN KANLA BİRLİKTE GÜNAHLARIMIZIDA AKITIVERSİN İNŞALLAH*

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Cennet Bahçesi Nerdedir ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2016

ravza-i-mutahharacennet-bahcesi-nerdedirmescid-i-nebeviriadhul-jannah-in-masjid-e-nabwi-copy

Cennet Bahçesi Nerdedir ?

Medine’de bulunan Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram’dan sonra, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir.

Mescid-i Nebevî içinde Hz. Peygamber (asm)’in kabri ile minberi arasındaki bölüme “Ravza-i Mutahhara” denilir. Sözlükte “tertemiz bahçe” anlamına gelen ravza-i mutahhara adlandırması, Hz. Peygamber (asm)’in eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden (ravza) bir bahçe olduğunu bildiren hadisine dayanır.

Resulullah (s.a.s), bu mescitte minberin üzerine çıktığı zaman şöyle demişti:

Evimle minberimin arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim de Cennet bahçelerinin üzerindedir.

Diğer bir hadis de şu şekildedir:

Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir.” (bk. Buhârî, Fadlı Salati Mescidi Mekke, 5; Müslim, Hac, 92; Müsned, 2/36, 236, 450, 534; 4/41)

Minber hakkındaki başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

Minberimin ayakları Cennet üzerindedir.” (Ahmed, b. Hanbel, VI 289, 292, 318; Nesaî, Mesâcid, 8).

Bu hadisler, Mescid-i Nebevî’nin, Resulullah (asv)’ın minberi de dahil olmak üzere, minberi ile evi arasında kalan bölümün Cennet bahçelerinden birisi hükmünde olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre, burada bilinçli bir şekilde bulunan, namaz kılan veya başka bir ibadette bulunan, yaptığı şeyleri Cennet bahçelerinden birinde yapmış gibidir.

Ravza-ı Mutahhara’nın, nasıl bir cennet bahçesi olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmıştır:

– İmam Malik gibi bazı alimler, bu bahçe gerçek bir cennet bahçesidir ve ahirette cennete nakledilecektir, demişlerdir. [Semhûdî, Vefâ’ü’l-vefâ’ bi-ahbâri dâri’l-Muştafâ (nşr. Kasım es-Sâmerrâî), Beyrut, 1422/2001, 2/162].

– Bazı alimlere göre ise yapılan ibadetler sebebiyle burası rahmetin inmesi, insana mutluluk vermesi açısından cennete benzer. Dolayısıyla Resûl-i Ekrem (asv)’in cennetin anaların ayakları altında, kılıçların gölgesinde bulunduğuna ve hasta ziyaret eden kimsenin cennet bahçelerinden bir bahçede olduğuna dair sözleri veya güzel geçen bir gün için, “Bugün cennet günlerinden biriydi” denilmesi gibi mecazi bir anlam ifade eder. (İbnü’l-Esîr, en-Nihaye, 1/493; Semhûdî, 2/164, 165).

– Bir diğer yoruma göre, burada yapılan ibadetler, cennetin yolunu açtığı için, -mecazi manada- bu alana cennet denilmiştir.

Hz. Peygamber (asv)’in evinden maksadın Hz. Aişe (r.anha)’nin odası mı (hücre-i saadet), yoksa mescidin doğu duvarı boyunca sıralanan hanımlarına ait odaların tamamı mı, minberden maksadın bulunduğu yer mi, yoksa hücre-i saadet hizasındaki batı duvarı mı olduğu konusunda da farklı görüşler nakledilir. Eyüp Sabri Paşa bu konudaki görüşleri dikkate alarak Ravza-i Mutahhara planıyla ilgili üç değişik çizim yapmıştır. (bk. Mir’âtü’l-Haremeyn, II/154-156).

Bazı âlimler Ravza-i Mutahhara’nın alanının bütün mescidi kapsadığını söylemiş, ravzanın Mescid-i Nebevî ile musalla arasında olduğunu bildiren bir rivayete dayanarak, Mescid-i Nebevî ile bayram musallası (Mescid-i Gamâme) arasında kalan alanı buna dahil edenler de olmuştur. (İbn Şebbe, Târihu’l-Medîneti’l-münevvere, 1/138) Ancak Ravza-i Mutahhara’yı hücre-i saadet ve minber arası olarak ifade eden rivayetler daha güçlüdür.

Günümüzde Ravza-i Mutahhara’nın güneyi mihrabın hemen kıble tarafındaki demir korkuluk ve kitap raflarıyla sınırlanmış olup doğudan batıya 22 m., kuzeyden güneye 15 m. olmak üzere yaklaşık 330 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.

Mescid-i Nebevî’de kılınan namaz, diğer mescitlerde kılınan namazlardan çok daha faziletlidir.

Sa’d ibn Ebi Vakkas (r.a)’dan Resulullah (a.s.m.)’ın şöyle söylediği rivayet edilmektedir:

Mescidimde kılınan namaz, Mescid-i Haram hariç, diğer mescitlerde kılınan bin rekât namazdan daha hayırlıdır.“(Müsned, 1/184); Başka bir rivayette “daha faziletlidir” (Müsned, 1/16; Nesai, Mescid,4) buyrulur.

Bunun içindir ki, hac farizasını ifa etmek için bu topraklara yönelen insanlar, bir müddet Medine’de kalarak Mescid-i Nebî’de ibadet etmenin güzelliklerinden faydalanmaya çalışırlar.

Namazın dışında, diğer hayırlı ameller için de Mescid-i Nebevî üstün bir mahaldir. Orada yapılan her ibadet kat kat fazlasıyla mükafatlandırılır. Bunun böyle olduğunu vurgulamak için Resulullah (asm) bir hadisinde, Allah yolunda cihat ile kıyas yaparak şöyle buyurmaktadır:

Mescidime bir hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelen, Allah yolunda cihat eden kimse gibidir. Bunun dışında gelen, başkasının kazancını seyreden kimseye benzer.” (Müsned, 2/418).

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi?

Posted by Site - Yönetici Kasım 14, 2016

subhanellahi-ve-bihamdihisubhanellahi-ve-bihamidihi-subhanellahilazim

Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi?

Kabîsa b. Muharik anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber (a.s.m)’e gittim. “Ey Kabîsa! Seni buraya getiren sebep nedir?” diye sordu. Ben de: “Yaşım ilerledi, kemiklerim inceldi, bu sebeple Allah’ın beni faydalandıracağı bir şeyi bana öğretmen için sana geldim” dedim. (Şöyle buyurdu):

“Ey Kabîsa! (şu dediklerimi yaparsan), yanından geçtiğin her bir taş, ağaç ve toprak parçası mutlaka senin için Allah’tan bağışlamanı dilerler. Ey Kabîsa! Sabah namazını kıldıktan sonra, üç defa ‘Subhanellahi’l-azîm ve bi hamdihi’ duasını okuduğun zaman, körlükten, cüzamdan ve felçten muaf olacaksın. Ey Kabîsa! De ki: ‘Allah’ım! Ben senin nezdinde bulunan(lütfun)dan isterim. Üzerime ikramlarından akıt, rahmetinden üstüme yay ve üzerime bereketlerinden indir.”(Mecmaatu’l-Ahzab, 1/132).

Ebû Hüreyre’den: Peygamber Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“İki söz vardır ki onlar dile hafiftir­ler, terazide ağırdırlar; Rahman olan Allah’a sevimlidirler, bunlar: Sübhânellâhi ve bihamdihî, Sübhânellâhil’azîmi. (“Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim, Yüce Al­lah’ı tenzih ederim”). (Buhari, Kitâbu’d-Daavât, 65)

Ebü Zer’den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:

“Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah’a en sevimli olan söz: “Sübhânellâhi ve bihamdihî”dir.”

Ve bir rivayette de: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e soruldu, hangi söz daha faziletli­dir? Peygamber buyurdu: “Allah Tealâ’nın melekleri için yahud kulları için seçtiği şu sözdür: Sübhânellâhi ve bihamdihî” (Allah’a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim). (Müslim, Mesacid, 17)

Cabir’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim Sübhânellâhi ve bihamdihî (Allah’a hamd eder olduğum halde O’nıı noksanlıklardan tenzih ede­rim) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir.’’ (Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavat, 60)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kim, Allah’ı hamdiyle tesbih ederim” derse denizin köpükleri kadar bile günahı olsa bağışlanır.” (Buhârî, Deavat: 27; Müslim, Zikr: 17)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İlim Öğrenme`nin Fazileti

Posted by Site - Yönetici Kasım 13, 2016

ilim-ogrenmenin-fazileti

İlim Öğrenme`nin Fazileti

Ayetler;

Her kabileden bir cemâatın dini iyice öğrenmeleri gerekmez miydi? (Tevbe/122)

Eğer bilmiyorsanız, ehl-i zikre sorunuz! (Nahl / 43)

Hadîsler;

İlim tahsil etmek maksadıyla yollara düşen kimseye Allah Teâlâ cennete giden yolu gösterir.

Melekler ilim yolcusunun hâlinden râzı oldukları için ka natlarını onun ayakları altına sererler.

İlimden bir bölüm öğrenmen, yüz rek`at namaz kılmandan daha hayırlıdır.

Kişinin ilimden öğrendiği bir bölüm, onun için dünya ve dünyadakilerin tümünden daha hayırlıdır.

İlim Çin`de de olsa bulup öğrenin!

İlim öğrenmek her müslümana farzdır.

İlim hazinedir. Bu hazinenin anahtarı soru sormaktır. Sormaktan çekinmeyin; zira ilmin sorulmasından dört kişi birden mükâfat kazanır: Soran, cevap veren, onları dinleyen, onları seven!
Câhil, cehaletine razı olup durmasın. Âlim de ilmini sus mak suretiyle saklamasın!

Bir âlimin (ilim okuttuğu) meclisinde, (ilim tahsil etmek veya dinlemek için) hazır bulunmak, bin rek`at namaz kılmaktan, bin hastayı ziyaret etmekten ve bin cenaze na mazında hazır bulunmaktan daha faziletlidir!

Hz. Peygamber ( s.a.v.) bu sözleri söylediğinde, ashab kendisine şöyle sordu: `Ey Allah`ın Rasûlü! Âlimin meclisinde bu lunmak, tek başına Kur`an okumaktan da mı üstündür?

Hz. Peygamber ( s.a.v.) `Hiç ilimsiz Kur`an okumak insana fayda sağlar mı?` diye karşılık verdi.

İslâm dinini ihyâ etmek maksadıyla ilimle uğraşırken ölen kimseyle peygamberler arasında, cennette sadece bir derece lik fark vardır.

Ashab`ın ve Âlimlerin Sözleri

İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: İlim talep ederken büyük zor luklara göğüs gerdim, fakat ilmi elde ettikten sonra aziz oldum`. Gerçekten de İbn Ebî Müleyke şöyle der: `İbn Abbas`ı gördüğümde, ondan daha güzel yüzlü ve muntazam endamlı bir kimseyi gördüğümü ve görebileceğimi tasavvur edemedim.
Muhterem pederleri Hz. Abbas (r.a) gibi güzel bir insandı. Konuştuğu zaman herkesten daha açık ve daha beliğ konuşur, fetva verdiği zaman insanların en âlimi olduğunu gösterirdi`.

İbn Mübârek şöyle der: İlme talip olmadan bir kimsenin ken disinde az da olsa şeref aramasına ve kendisini şereflilerden say masına şaşarım!`

Filozoflardan biri şöyle demiştir: `İlim öğrenmek istediği halde öğrenemeyen veya öğrenebileceği halde öğrenmeyen kimselere acıdığım kadar kimseye acımam`.

Ebu Derdâ der ki: İlimden küçük bir mesele öğrenmem, benim için bütün bir geceyi ibadetle ihya etmekten daha mühimdir`.

Yine Ebu Derdâ şöyle buyurur: `Hoca ile talebesi hayırda or taktırlar. Onların dışındakilerin sivrisinek kanadı kadar hayırları yoktur. Yâ âlim, ya talebe, ya da dinleyici ol. Bunların dışında dör düncü bir sınıfa dahil olma; yoksa helâk olup gidersin`.

Atâ şöyle demiştir: `Bir kere ilim meclisinde hazır bulunmak, yetmiş lehviyat meclisinde bulunmanın kefareti olur.

İmam Şâfiî de şöyle demiştir: İlim tahsil etmek, bütün nafile ibadetlerden daha faziletlidir`.

Fakih Ebu Muhammed Abdullah b. Abdilhakem şöyle anlatır: Bir gün İmam Mâlik`in önünde ders okurken öğle ezanı okundu. Nafilelerimi kılmak üzere ders kitabımı kapattım. Hocam (İmam Mâlik) yüzüme bakarak şöyle haykırdı: `Ey genç! Burada okuduğun ders, kalkıp kılacağın nafile namazlardan fersah fersah daha hayırlıdır`.

Ebu Derdâ şöyle demiştir: `Sabahları kalkıp ilim tahsiline git meyi cihad olarak kabullenmeyen ve böyle olduğuna tüm samimi yetiyle inanmayan kimsenin ne aklı var, ne de bir fikri`.

Kaynak; İhya-i Ulumiddin – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cennet Nimetleri..

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2016

cennet-nimetleri

Cennet Nimetleri..

Cennet ehlinin erkekleri cennete sakalsız ve kılsız, Yûsuf aleyhisselâm güzelliğinde, Âdem aleyhisselâm boyunda, Îsâ aleyhisselâm yaşında; yani 33 yaşında olarak girerler. Cennete girdiklerinde şöyle derler (meâli): “Hamd o Allah’a ki bize va‘dini doğru çıkardı ve bizi arza (cennete) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz’ dedikleri vakit… Bak artık o amel edenlerin ecri ne güzeldir” (Zümer suresi, âyet 74)

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) “Cennete giren kimse nimetlere gark olur, fakirlik ve sıkıntı çekmez. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.” buyurdular. (Sahîh-i Müslim)

Cennet ehlinden bir adamın yanına bir melek elinde altın işlemeli rengârenk elbiselerle gelir. Onların her birinin üzerinde Allâhü Teâlâ’nın isimlerinden bir isim yazılıdır. Melek:

Ey Allâh’ın velî kulu! Şu elbiselere bak, beğendiğini al, beğenmezsen onlar beğendiğin şekle gireceklerdir” der.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (s.a.v.) soruldu: Cennette gündüz mü gece mi olur?

Buyurdular ki: Cennette ebediyen zulmet olmaz. Ancak nur içinde nur vardır. Orada gece gündüz Arş-ı A‘lâ’nın nuru vardır. Muhakkak gök nasıl arzın çatısı ise Arş-ı A‘lâ da cennet-i a‘lânın çatısıdır. Arş-ı A‘lâ devamlı nurlar saçar.

Arş-ı A‘lâ yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz nurlardan yaratılmıştır. Dünyadaki ve âhiretteki bütün renkler onun renginden gelmiştir. Hak Teâlâ güneşe Arş-ı A‘lâ’nın nurundan hardal (zerre) mikdarı nur koymuştur da onunla dünyayı aydınlatır.

Cennet-i a‘lâda gece olduğunun alameti köşklerin kapılarının kapanması, örtü ve perdelerin çekilmesi ve kuşların Allâhü Teâlâ’yı tesbîhe başlamasıdır.

Melekler, cennet ehline Allâhü Teâlâ’nın selâmı ve ellerinde hediyelerle gelirler. Cennetlikleri, beraber cennete girdikleri ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâsı için sevdikleri din kardeşleri, evlâd ve akrabaları ziyârete gelir.

Kaynak : Düreru’l-Hisân fi’l-ba‘s ve’l-cinân, İmam Suyûtî

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Türk Kafası…

Posted by Site - Yönetici Kasım 11, 2016

turk-kafasi-sultan-abdulaziz-hanturk_kafasi_h5002_3d975

Türk Kafası...

Sultan Abdülaziz Hân ve beraberindekiler, 1867’de Paris’te yeni imal edilmiş makinelerin görücüye çıktığı sergiyi gezmektedirler. Padişah, çember şeklinde bir cetvel ve önünde asılı kadife kaplı bir toptan meydana gelen makinenin önünde durur.

Bu makine, günümüz lunaparklarında da görülen, topa atılan yumrukla kol kuvvetinin ölçüldüğü ilkel bir makinedir. Osmanlı sultanı topun aldığı darbeye göre ibrenin cetvel üstünde hareket ettiği dinamometrenin adını sorar. Kısa süren bir kararsızlığın ardından bir Fransız yetkili yutkunarak cevap verir:

Tete Turkue” Mevsim yazdır ama buz gibi bir hava eser ortalıkta… Fransız kaşif, “Türk Kafası” adını verdiği makinenin önünde Osmanlı Padişahının duracağını nereden bilebilirdi ki? Demek Avrupa için Türklerin kafası yumruk atmaya yarıyordu.

Sessizliği yine Sultan Abdülaziz Hân bozar: “Halil Paşa, göster bakalım şunlara Türk kolunun kuvvetini!” Kayserili Halil Paşa, Abdülaziz Hân gibi heybetli birisidir. “Emriniz başım üstüne hünkârım!” dedikten sonra ceketini çıkarır ve gömleğinin kollarını sıvar. Herkes nefesini tutmuş olacakları beklemektedir. Halil Paşa yaradana sığınıp öyle bir yumruk savurur ki, dinamometrenin dağılan yuvarlak ibresi bir Fransız’ın, kopan topu başka bir Fransız’ın, yayları da etrafta toplanan öteki diğer Fransızların ayaklarının dibine savrulur. Dağılan makinenin karşısındaki Halil Paşa alaycı bir dille şunları söyler: “Bu Türk kafası değildir Sultanım! Bu olsa olsa, Avrupa kafası olmalı ki bir vuruşta dağıldı.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hatm-i Enbiya’nın Tarifi – Hatm-i Enbiya Nasıl Yapılır ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 10, 2016

hatm-i-enbiyanin-tarifi-hatm-i-enbiya-nasil-yapilirhatm-i-enbiyaselahudd-copy

Hatm-i Enbiya’nın Tarifi – Hatm-i Enbiya Nasıl Yapılır ?

1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf okuduktan sonra: “Eûzü billâhis-semî’ıl-alîmi mineş-şeytânir-racîm, Rabbi eûzü bike min hemezâtiş-şeyâtîn ve eûzu bike rabbi en yahdurûn” okunur.

Sonra da şu âyet-i celîle okunur ve buna göre hareket edilir: “Bismillâhir-rahmânir-rahîm. Yâ eyyühellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe lealleküm tüflihûn. Sadekallâhül-azîm.”

Bundan sonra şu sıra takip edilir:

Bismillâhir-rahmânir-rahîm. İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-nebiy, yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. Sadekallâhül-azîm.

100 defa Salevât-ı şerîfe, 500 defa,

Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lenâ ve terhamnâ lenekûnenne minel-hâsirîn

100 defa Salevât-ı şerîfe, 100 defa Salevât-ı şerîfe, 500 defa,

Rabbi ennî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn

100 defa Salevât-ı şerîfe, 100 defa Salevât-ı şerîfe, 500 defa,

Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn

100 defa Salevât-ı şerîfe, 100 defa Salevât-ı şerîfe, 500 defa,

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm.

100 defa Salevât-ı şerîfe, okunur ve duâ yapılır.

Hatm-i Enbiyâ’da 4 duâ 500’er defa okunmaktadır. Bu duâların birincisi Hz. Âdem’in (a.s.), ikincisi Hz. Eyyûb’ün (a.s.), üçüncüsü Hz. Yûnus’un (a.s.), dördüncüsü ise bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ’nın (s.a.v.) duâsıdır.

Kaynak : Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat – Fazilet Takvimi : 08.10.2016

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: