Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Kur’ân-ı Kerim’e Hürmetsizlikte Israr

Posted by Site - Yönetici Ekim 25, 2016

mustafa-islamoglunun-babasi-benim-oglan-sapitti

Kur’ân-ı Kerim’e Hürmetsizlikte Israr

Eğer Ehl-i sünnete ait tefsir ve fıkıh kitaplarını elinizin tersiyle iter ve bilinen İslâmî değerlere değer vermez de Mustafa İslamoğlu isimli yazarı dinlerseniz, Kur’an’a dokunmak için abdestli olmaya falan lüzum görmezsiniz.

Çünkü bu zatın Müslümanlara empoze etmeye çalıştığı ehl-i sünnete zıt meselelerden biri de, “Kur’an’a dokunmak için abdestli olmanın şart olmadığı”dır.

Faaliyetlerinden görüp bildiğimize göre, görünen o ki, İslamoğlu ehl-i sünnet ulemânın söylediklerini çürütmeye çalışmayı kendisine vazife edinmiş. Onun içindir ki, İslam âlimlerinin kitaplarında “Abdestsiz olarak Kur’an’a dokunmak câiz değildir” denildiği halde, o bunun tersini Müslümanlara kabul ettirmek için uğraşıp duruyor…

Yalnız, kendi düşüncesini kabul ettirebilmek için kurnaz davranmanın şart olduğunun da farkında. Bunu biliyor ve gereğini yapmakta ihmalkâr davranmıyor. Hali, tavrı, niyet ve düşüncesi belli olduğu halde kendisini gizlemek için şöyle demeyi ilham etmiyor:

“Hayır hayır. Kimsenin abdestiyle falan uğraştığımız yok. Kur’an bir yana, ben abdestsiz kitap-gazete okumam. Çünkü yetişme tarzım sayesinde abdest bende bir meleke (alışkanlık) halini aldı. Herkese tavsiyem de budur. Fakat bu başka, farzdır demek başka.” (2/10/2000 Akit)

Gördünüz mü lafı?

Şimdi siz bu sözlerin sahibinin art niyetli olduğunu söyleyebilir misiniz? Tabii ki hayır…
O da işte size zaten bunu söyletmek istiyordu. Siz hayır dediğiniz zaman o gayesine ulaşmış olacak…

İyi ama, İslamoğlu artniyetli değilse niçin böyle bir açıklamaya ihtiyaç duyuyor? Meselâ Ali Eren olarak bendeniz, “Kimsenin abdestiyle falan uğraştığım yok” demeye hiç ihtiyaç duymam. Çünkü Ehl-i sünnete göre Kur’an’ı abdestsiz tutmak ve dokunmak câiz değildir, benim de buna bir itirazım olamaz. Beni bilen, tanıyan hiç bir kimse de beni böyle bir suçla suçlamaz. Suçlanmayacağım için de, “Kimsenin abdestiyle falan uğraştığım yok” diyerek kendimi müdafaaya ihtiyacım hissetmem.

İslamoğlu niçin böyle söylemeye ihtiyaç duyuyor?

Duyuyor, çünkü kendisinin bu husustaki tavrı bellidir; bu hususta sicili vardır ve bu konuda suçlanmaktadır; onun için mecbur kalıyor, “Kimsenin abdestiyle falan uğraştığım yok” demeye.

Onun bu sözü aslında, tam da milletin abdestiyle uğraştığının ve bu konuda suçluluk duyduğunun itirafıdır…

Ama hakkını yememek lâzım, bayağı da kurnaz hani. Şu kurnazlığa bakın. “Hiçbir İslâmî eserde Kur’an’ı tutmak için abdestli olmak icap eder diye bir kayıt yok” diyen İslamoğlu, kendisinin adeta abdestsiz yere basmadığını anlatmayı ihmal etmiyor.

Diyor ki: “Kur’an bir yana, ben abdestsiz kitap-gazete okumam.”
Şimdi siz “Vay be, adamcağız meğer abdest hususunda ne kadar hassasmış ki, abdestsiz kitap-gazete bile okumuyormuş” demez misiniz?
Abdest ve kitap deyince insanın aklına ilk önce dinî kitaplar gelir. İslamoğlu dinî kitapları abdestsiz okumasın, tamam. Peki gazeteyi abdestsiz okumamak ne demek oluyor?

Bu ne tevazu(!) böyle? Abdestsiz gazete bile okumadığını söylemek tevazuda israf değil mi?

Yeryüzünde böyle kaç tane zâhit kul bulunur dostlar? Adamcağız sanki kibrît-i ahmer..

Neredeyse “Ben abdestsiz yere basmam” diyecek. Öyle deseydi kim hayır diyebilirdi ki?
Şimdi siz, “Böyle bir zat hiç müslümanların abdestiyle uğraşır mı!” demez misiniz?
Yukarıda söylediğim gibi, o da işte tam da bunu dedirtmek için uğraşıyor ya…
Sizi o düşünceye getirdiği zaman gayesine ulaştı demektir…

“Abdestsiz olarak Kur’an’a dokunmamak da nereden çıktı?” diyen İslamoğlu’nun, “Kur’an bir yana, ben abdestsiz kitap-gazete okumam” demesi ne kadar da inandırıcı değil mi?

SEBEBİ NEYMİŞ?..

Niçin kitap ve gazeteyi bile abdestsiz okumadığının cevabını şöyle açıklıyor:
“Çünkü yetişme tarzım sayesinde abdest bende bir meleke (alışkanlık) halini aldı. Herkese tavsiyem de budur.”

Sayın İslamoğlu kusura bakmasın ama, diğer sözleri gibi bu söylediği de doğru değil. Eğer bu sözünde küçük bir değişiklik yapıp, “Yetişme tarzım sayesinde abdest bende bir meleke (alışkanlık) halini aldı” yerine “Meleke halini almıştı” deseydi o zaman doğru konuşmuş olurdu. Çünkü bizzat babasının anlatmasıyla biliyoruz ki eskiden böyle bir alışkanlığı var idiyse de artık yok.
Böyle bir alışkanlığının olmaması bir yana, “Kur’an’a abdestsiz dokunmanın câiz olmadığını” kabul bile etmiyor. Bir de kalkmış, “Ben abdestsiz kitap-gazete okumam” diyor. Deyedursun, biz de sanki inandık…

“Ben abdestsiz kitap-gazete okumam” diyen bir şahsın sözünde samimi olduğunu kabul etmemiz için, o kimsenin “Kur’anı’ı tutmak için abdestli olmak şartı da nereden çıktı” dememesi lâzım değil midir? Ama diyor ve Bay İslamoğlu bu itirazını gücünü yettiği kadar ve her vesileyle dile getiriyor.

TENÂKUZ/ÇELİŞKİ…

Şu tenakuza, şu çelişkiye, şu tutarsızlığa ve şu gülünçlüğe bakın siz!
Bir taraftan, mecbur bile olmadığın halde abdestsiz olarak kitap ve gazete bile okumadığını söyleyeceksin, diğer taraftan “Kur’an’a dokunmak ve tutmak için abdestli olmak şart değildir” diyeceksin…

İnanan buyursun inansın, bu sözü ciddi bulan da buyursun ciddi kabul etsin.
İslamoğlu, madem yetişme tarzından dolayı kitap ve gazeteyi bile abdestsiz okumadığını söylüyor, öyleyse biz de sözü uzatmadan onun yetişme tarzının nasıl olduğuna gelelim.

Mustafa Bey’in babasını biliyoruz. Âlim bir insan. Oğlunu da iyi yetiştirmiş. Ancak ne var ki, oğul babasıyla da babasının değerleriyle de babasının kendisine aktardığı değerlerle de ters düşmüş. Seneler önce babasıyla küsüşmüş. Ondan sonra da o muhterem babadan aldığı tesirler artık kendisinde kalmamış. Babasını kıran, darıltan bu kişi şimdi kalkmış Müslümanların yol göstericiliğine soyunuyor…

2000 senesinde babasıyla yaptığım bir telefon görüşmesinde, babası bendenize oğlu hakkında göz yaşlarıyla şöyle söylemişti:
“Hocam, ben onu zikir meclislerinde büyüttüm. Zikreder, hem ağlar hem ağlatırdı. Bunu askerde bozdular. Askerde bozuldu bu.”

Değerli okuyucu!

Bir zamanlar Mustafa İslamoğlu ile bendeniz ikimiz de AKİT Gazetesi’nde yazıyorduk. 2000 senesi Eylül ayında Mustafa İslamoğlu “Kur’an’ı tutmak ve dokunmak için abdestli olmak şartı da nereden çıktı?” diye bir yazı yazdı. Kendisine itiraz sadedinde cevâbî bir yazı yazdım.

Mustafa Bey büyük âlim ya, yazım çok ağırına gitmiş. Yazımın gazetede yayınlandığı günün sabahı hemen telefon etti; konuştuk. Galiba karşısında “Özür dilerim efendim” diyecek birini bekliyor olmalı ki ilk önce üst perdeden konuşmaya başladı. Umduğunu bulamayınca da konuşmanın dozajını indirip 6-7 dakika sonra konuşmayı bitirip telefonu kapattı.

Telefonu kapattı ama yazı kavgasını kapatamadı. Ali Eren kim oluyordu da kendisine cevap verme cür’etinde bulunuyordu. Bu kabul edilebilir miydi?

HIRSLA KALKAN…

Hemen, her zaman yazdığı yazının bir buçuk misli uzun bir yazı döşenmiş. Cevap vermeye yeltenmiş ama “Hırsla kalkan zararla oturur” kabilinden becerememiş.

Beceremez, çünkü ilmî hiçbir tutanağı yok. Meseleyi başka mecrâlara çekmekten başka çaresi olmadığı için mecbûren öyle yapmış. Ama dediğim gibi onu da becerememiş.

Yazdığına bakın, şu perişanlığına bakın hele:
“Ben Allah buyurdu, Resûlü buyurdu diyorum; siz de bana karşı kalkmış falanca buyurdu, feşmekanca buyurdu diyorsunuz.”
Görüyor musunuz İslamoğlu’ndaki demagojiyi? Aklınca okuyucuları kandıracak.

O, “Allah şöyle buyurdu, Resûlü şöyle buyurdu” diyerek âyet ve hadislere kendi isteğine göre mânâ verecek, siz ona karşı meselâ “İmam Gazâlî senin söylediğinin tersine bu hususta şöyle diyor” deyince siz hâşâ İmam Gazâlî’nin sözünü ileri sürüp Allah ve Resûlüne itiraz etmiş olacaksınız.

Halbuki Akit Gazetesi’nde bana cevap verirken, kendisi de başkalarını tenkit ettiği usulle cevap vermeye kalkışmıştı. Cevap vermişti demiyorum, cevap vermeye kalkışmıştı.

Yani “Kur’an’a abdestsiz dokunulup dokunulamayacağı hakkında Allah şöyle buyuruyor, resûlü şöyle buyuruyor” dememişti.

Kendisini tenkit edenleri “bana karşı kalkmış falanca buyurdu, feşmekanca buyurdu diyorsunuz” diye suçluyordu. Oysa aramızdaki “Kur’an’a abdestsiz dokunulup dokunulamayacağı” meselesinde kendisi de bana karşı İmam Süyûtî’nin El-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân isimli eserini delil getirerek Peygamberimiz’in abdestsiz olarak Kur’an okuduğunu söylüyordu.
Kaldı ki, İmam Süyûtî de onun söylediğinin tersini söylüyordu, o da ayrı mesele ya.

Biz o zaman kendisine, onun dediği gibi yapmamış, “Ben Resûlüllah böyle buyuruyor diyorum, sen de falanca şöyle buyurdu feşmekanca böyle buyurdu diyorsun” dememiştik.

Gerçi o zaman bize ihtiyaç kalmadan, kendi okuyucuları, meselenin “Okumak değil dokunmak olduğunu” yazmışlardı. Güya buna köşesinde cevap verecekti, onu da veremeyip ibretlik bir şekilde mahcup olmuştu.

ÂLİM BABANIN ÜZÜNTÜSÜ…

İslamoğlu’yla karşılıklı yazışmamızdan haberdar olan değerli babası Ahmet İslamoğlu Hocamız, o zaman bendenize el yazısıyla yazdığı bir mektup gönderdi. Orijinalini aşağıda göreceğiniz mektubunda şöyle diyordu:

Muhterem Ali Eren Beyefendiye!..
Selamlar, sevgiler, duâlar, hürmetler…
Allah hidâyet ve salah veresice oğlum Mustafa İslamoğlu’na, köşenizde verdiğiniz Kur’an-ı Kerim’e el sürme mevzûunda âlimâne, ârifâne, vâkıfâne cevabınızdan dolayı sizi cân u gönülden tebrik eder ve hâlisâne şükranlarımı arz ederim.
Hürmet ve duâlarımla…

Âciz Ahmet İslamoğlu, mutekait (emekli) İmam-Hatip ve fahrî vâiz.
Develi/Kayseri, 2/10/2000

NOT: Muhterem Hocam!.. Mustafa’nın dâl ve mudilliği (hem sapkınlığı hem başkalarını saptırıcılığı) baba olarak bizi çok huzursuz etmektedir. Salâhına duâ etmekteyiz. İcap ederse bu kısa tebrik ve teşekkürrnâmemi köşenizde dipnot olarak neşredersiniz…

Milyonları ifsat ve idlal etmesin (bozup saptırmasın).
Cevabınız, fakiri pek memnun ve mesrur etti. Hak razı olsun…
Ahmet İslamoğlu, Fenese Yukarı Mahalle, No. 29, Develi/Kayseri”

Mustafa İslamoğlu’nun babasının bendenize gönderdiği mektup

Kayseri ve Develi civarında tanınan ve herkes tarafından sevilip sayılan âlim bir babanın, kendi oğlu hakkında yazdıkları işte böyle. İsterseniz buyurun ibret için bir defa daha okuyun…

Ne yazık ki, muhterem babanın üzüntüsü 2000 yılından sonra daha da artmış olmalı. Çünkü oğlu Mustafa İslamoğlu işi daha da ileri götürdü…
Bir hanım doktor anlatıyor. Oğlumu, dinini daha iyi öğrensin diye onun vakfına gönderdim diyor. Oğluma, “Kader diye bir şey yok” demişler. Halbuki kadere îman, îmanın şartlarından biri.

Doktor Hanım, “Bunu öğrendikten sonra oğlumu bir daha oraya göndermedim” diyor.

İslamoğlu, abdestte ayağın yıkanmayıp meshedilebileceğini de söylüyor. Daha başka meseleler de var.

Bir insanın ayağı kaymaya başladı mı artık durması kolay kolay mümkün olmadığı gibi, bir insanın kalbi de bâtıl tarafına kayınca onun da nerede duracağı belli olmuyor. Bu işin sınırı olmuyor…
Böyle bir durumda âlim bir baba üzülmez de ne yapar…

Ali EREN | 09 Nisan 2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: