Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Temmuz 2016

Helal Lokma

Posted by Site - Yönetici Temmuz 31, 2016

Helal Lokma

Helal Lokma

Ağız, insan bedeninin kapısıdır. Başta kendi evlerimiz olmak üzere her önemli binanın emniyet ve selameti büyük oranda kapı güvenliğine bağlı olduğu malumdur. Bunun gibi insanın maddi manevi yükselmesi veya düşüşü de ağız emniyetine bağlıdır. İnsan o kapıdan girene de çıkana da dikkat etmelidir.

İnsanı iman dairesine sokan kelime-i şehadet veya onu iman dairesinden çıkaran inkâr sözü sadece ağzımızdan çıkan bir söz değil midir? Aynı şekilde ağzımızdan giren her rızık da bizi ya ebedi saadete veya ebedi hüsrana götürür. Çünkü insanın yiyip içtikleri onun maddi varlığını etkilediği gibi manevi âlemini ve ruh dünyasını da mutlak ve doğrudan etkiler. Boğazımızdan geçirdiğimiz her şey sadece karnımızı doyurmaz ruhumuzu da besler.

Kur’an-ı Kerim özellikle ve ısrarla insanın yediğine dikkat etmesi gerektiği üzerinde durmuştur. ; “Size rızık olarak verdiklerimizin helal olanlarından yiyiniz.” [Bakara, 87] diye emreder. Yine bazı müfessirler peygamberimize Alak suresinin ilk ayetlerinin hemen ardından gelen “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve (insanları) uyar. Rabbini yücelt. Elbiseni temizle” [Müddessir, 1-4] ayetindeki “Elbiseni temiz tut” emrinin, Hz. Peygamber’in maddî ola­rak elbisesini necaset vb. pisliklerden temiz tutması, manevî olarak da güzel ah­lâkla bağdaşmayan davranışlardan ve günahlardan ruhun elbisesi olan bedenini ve nefsini arındırması anlamında yorumlanmıştır.

Yine bir başka ayet-i kerimede; “Ey peygamberler, helal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın; çünkü Ben, bütün yaptıklarınızı bilirim.” [Mü’minun, 51] buyurulmuştur. Bu ayet mucibince Peygamberimiz de daima sahabesine ve onlar vasıtasıyla bizleri helal lokma yemek konusunda uyarmış ve bu konuda hassas olmayı tavsiye etmiştir.

Ayet-i kerimede dikkat çeken bir diğer nokta da sıralamadır. Helal yemek ile salih amel işlemenin peş peşe zikredilmesi Allah’ın rızasına uygun amellerin ancak helal lokma ile mümkün olacağı vurgulanmak istenmiştir.

Yiyip içtiklerimiz dinen helal ve meşru ise onlar adeta içimizde zikrederler, onlardan Allah aşkı, Allah sevgisi meydana gelir. Helal rızık, bedenimize şifa, ruhumuza huzur, soframıza bereket olur. Helal rızıkla beslenen bedenlerden hayırlı nesiller ortaya çıkar.

Haram lokma ile beslenen vücuttan Allah’ın rızasına uygun amel ortaya çıkmaz.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur;

Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.” [Buhari, Büyu’ 7, 23] Hadis-i şerifi bazı rivayetlerinde: “Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez” ilavesi de vardır.

Belki böyle bir devirdeyiz. Bir çok insan, çok kazanmak, daha çok kazanmak arzusu ile ömür tüketmekte. İnsanların değer ve itibarları aylık gelirleri ile ölçülür hale geldi. Her şeyin en fazlasına, en pahalısına sahip olmak, bir ihtiyaçtan öte sosyal itibar için istenir oldu. Neticede insanı frenleyen, nefsini dizginleyen onu terbiye eden haram helal duygusu, kul hakkına dikkat etme hassasiyeti kayboldu. Vücuda haram lokma girince insanın ayarı bozuldu. Yoksulluk, yolsuzluk, terör, anarşi, küçüklere sevgi, büyüklere hürmet ve saygının olmaması, ahlaki yozlaşma ve daha nice sorunlar hep bu ayar bozukluğunun neticesidir. Harama helale olan hassasiyetimizi kaybettiğimiz ölçüde ve onun paralelinde tüm bu sorunlar ortaya çıktı, büyüdü, baş edilemez bir hal aldı.

Ümmet-i Muhammedi ve tüm insanlığı ahir zamanda bekleyen tehlikeye karşı Kur’an-ı kerim bizi şöyle uyarıyor: “Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.” [Tekasür, 1-2]

Çoklukla övünmek, çok kazanma, çok harcama, lüks yaşama arzusu insanı da dünyayı da helake götürecek. Maalesef modern hayat diye bize dayatılan şey, haram helal çizgisi olmayan, sadece kazanmayı ve istediği her şeyi elde etmeyi hedefleyen bir tüketim toplumu olmaktır. O toplumda insan sadece ekonomik bir değerdir. Bu yüzden maalesef insanın adı modern toplumlarda “tüketici” olmuştur.

Bundan daha kötüsü bir toplumda haram helal duygusu kalmayınca hadis-i şerifin de işaret ettiği gibi o toplumun dualarına, taleplerine rahman olan Allah’ın icabet etmemesidir. Toplumun manevi damarlarının kuruması o toplumun asıl felaketidir.

Yaşadığımız toplumdan şikâyetimiz varsa, yetişen gençlikten memnun değilsek, çoluk çocuğumuzun davranışları hoşumuza gitmiyorsa, tüm cemiyet için bir dönüşüm, iyiye doğru bir değişim istiyorsak yapılacak olan öncelikle toplumsal bir tövbedir. Kur’an’-ı Kerimde; “Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” [Nur, 31] buyurulmaktadır. Evet, en başta bu toplumu yöneten ve topluma yön veren önderler, liderler olmak üzere hep beraber tövbe etmeli, hatamızı kabul etmeli ve bizi biz yapan manevi değerlere geri dönmeliyiz. Atalarımız “küpün içinde ne varsa dışına da o sızar” demişler. Dolayısıyla geleceğimizi emanet edeceğimiz nesillerimizin yetiştiği okullardaki eğitim sisteminden başlamak üzere insanların manevi dünyasını zenginleştirecek, dinle diyanetle bağını güçlendirecek, Allah korkusu olan, haram ve helal çizgisi bulunan, kul hakkı kavramına inanan bir insan modeli yetiştirmeliyiz.

İkinci olarak bizler de anne babalar olarak ferdi sorumluluklarımızın farkında olmalıyız. Allah bizi çoluk çocuğumuzun üzerinde bekçi tayin etmiştir. Bu bakımdan aile reislerinin birinci görevi evine haram lokma getirmemek, çoluk çocuğuna haram lokma yedirmemektir. Evin hanımları da beyinin getirdiği helal lokmaları helal yolda sunmaya azami gayret etmelidir.

Burada hazreti Ömer’in başından geçen bir olayı hatırlatmakta fayda var. Hz. Ömer halife ve devlet başkanı olarak bir gece vakti tek başına şehri dolaşmaktadır. Bir kapının önünden geçerken içeride anne kız olduğu anlaşılan iki kişinin konuşmalarına şahit olur. Anne-kız arasındaki konuşma şöyle cereyan eder;

– Kızım süte biraz su kat.

– Anne, halife Ömer’in süte su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun?

-Kızım gecenin bu vaktinde Ömer nereden bilecek?

-Anne, Ömer bilmiyorsa da Allah biliyor ya!

Konuşulanları dinleyen Hazreti Ömer sessizce oradan ayrılır. Öbür gün gecenin bir yarısı annesini Allah korkusu ve haram lokma yememe konusunda uyaran o kızı kendi oğluna eş olarak istemek üzere ailenin kapısını çalar. Gençler evlenir. İşte bu iki gencin neslinden daha sonra beşinci halife, mübarek insan Ömer b. Abdülaziz dünyaya gelir.

Eskiler gelin ararken gençler de kendisine eş seçerken ev, araba, kariyer vb. öncelikleri değildi. Herkesin evvelemirde dikkat ettiği şey “helal süt emmiş” biri olsun, “sütü bozuk” olmasındı. Önceliklerimiz değişince insanımız da değişti, ayarımız bozuldu. Mesele budur vesselam.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

HIRİSTİYANLARA VERGİ İADESİ – Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2016

Lailaheillallah Muhammeden resulullah 4

HIRİSTİYANLARA VERGİ İADESİ – Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Dinlerarası diyalogtan, hoşgörüden bahseden Hıristiyan devletler, geçmişte pek çok defa olduğu gibi bugün de, acımasızca Müslümanların üzerine saldırmakta, kadın, çocuk, sivil demeden önüne geleni katletmektedir. Geçmişte yaptıkları Haçlı zulümlerine bir yenisini daha ekleme zilletindedirler.

İnsanlık tarihi boyunca, zalim diktatörler, ellerini kana boyayıp, memleketlere hâkim olmuş, zulüm ile insanları inleterek,sömürerek, üstün silâhlar yapmış, dünyâyı korkutmuş iseler de, çabuk yıkılmışlar ve târîh boyunca, la’netle anılmışlardır.

Örümcek yuvası gibi çabuk kurulan tuzakları, sabâh rüzgârı gibi hafîf bir kuvvetle uçmuş, insanlığa yarar birşey bırakmamışlardır. Şimdi de, zulme dayanan devletler, ne kadar büyük ve kuvvetli görünseler de, elbette yıkılacak, zulüm pâyidâr olamayacaktır.
Böyle zalimler, bir anda parlıyan kibrite benzer ki, etrafındaki saman, talaş gibi hafîf şeyleri tutuşturur, eli yakar, evleri harâb edebilir. Kendi ise, hemen söner, biter.

Adâlete dayanan devletler ise, kaloriferlerin radyatörü gibidir. Radyatör, birşeyi yakmaz, odaları ısıtarak, insanlara rahatlık verir. Sıcaklığı aşırı, zararlı değildir. Fakat ısı, enerji kaynağına mâliktir. İslâmiyet te, böyle faydalı bir enerji kaynağı olup, kendisine bağlanan fertleri, âileleri ve cemiyetleri besler, kuvvetlendirir. Böyle hareket eden devletler tarihte az da olsa vardır.

İslam tarihini inceleyenler bilir. Hz. Ömer on yıllık Halifeliği zamanında devrin iki süper devleti olan Bizans ve Sasani imparatorluğunun toprakları içinde bulunan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı devletinin sınırları içine aldı. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbeycan’dan Yemen’e kadar uzanan iki milyon kilometre kareden büyük bir İslam Devletini kurdu ve mükemmel müesseselerle, gayet muntazam bir şekilde yönetti. Herkes can ve mal güvenliği içinde idi. Tahakkümleri zulme değil, adalete, merhamete dayanıyordu.

Rum İmparatoru Herakliyus’un büyük ordularını perişan eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri zafer kazandığı her şehirde tellallar dolaştırarak, Rumlara halîfe hazret-i Ömer’in emirlerini bildirirdi:
Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve halîfemiz Ömer’in emrine uyarak, bu şehri de aldık. Hepiniz ticâretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmıyacaktır. İslâmiyetin adâleti aynen size de tatbîk edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı, müslümanları koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşur aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye dediğimiz vergiyi vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.
Cizye de rastgele alınmazdı. Fakîrlerden kırk, orta hallilerden seksen, zenginlerden yüzaltmış gram gümüş veya bu değerde mal yahut tahıldır. Kadınlardan, çocuklardan, hastalardan, yoksullardan, ihtiyârlardan ve din adamlarından cizye alınmazdı.
Humus Rumları, vergilerini seve seve getirip, Beytülmâl emîni Habîb bin Müslim’e teslîm ettiler. Bir müddet sonra, Herakliyus’un, bütün memleketinden asker toplıyarak Antakya’ya hücûma hâzırlandığı haber alındı. Bunun üzerine, Humus şehrindeki askerlerin de, Yermük’teki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebû Ubeyde, şehirde tellallar dolaştırdı:
“Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeğe, sizi korumağa, söz vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye almıştım. Şimdi ise, halîfeden aldığım emir üzerine, Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramıyacağım. Bunun için hepiniz Beytülmâla gelip, vergilerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır.”
Böyle bir olay dünyanın neresinde görülmüş? Sömürme, gelirlerine el koymayı bırakın, hiçbir zorlama olmadan, zorlamayı bırakın normal istek bile olmadan alınan paralar iâde ediliyor.
Hıristiyanlar, müslümanların bu adâletini, bu şefkatini görünce, senelerden beri Rûm İmparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Çoğu seve seve müslüman oldu.
Hatta çoğu, kendi arzûları ile, Rum ordularına karşı İslâm askerine câsusluk yaptılar. Ebû Ubeyde böylece, Herakliyus’un ordularının her hareketini günü gününe haber alırdı.
Büyük Yermük zaferinde bu Rum câsuslarının büyük yardımı oldu. İslâm devletlerinin meydana gelmesi, yayılması, asla, saldırmakla, öldürmekle olmadı.

İslam devletlerini ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet, îmân kuvveti idi ve İslâm dîninde, çok kuvvetli bulunan adâlet, iyilik, doğruluk ve fedâkârlık kudreti idi. Bunu için zulümleri ile değil, adaletleri ile anılıyor. Bundan sonra da anılacak!..

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

MECUSİNİN HAKKINI ARAMASI

Posted by Site - Yönetici Temmuz 28, 2016

gul,rosa (2)

MECUSİNİN HAKKINI ARAMASI

İnsanın, yaratılışında, mayasında iyilik etmek vardır. Bunun için kişiler iyilik yapamasa bile iyilik edeni sever ve onu unutmaz, hayırla yad eder. İnsanlara zulmedenleri ise sevmez, onları lanetle anar. Geçmişte yaşamış olan, Firavunlar, Nemrudlar, Şeddatlar, Hülagular, Haccaclar ile çağımızda yaşamış olan, Lenin, Stalin, Hitler gibi zalimler lanetlenmekte ve nefretle anılmaktadırlar. Günümüz zalimlerinin akibeti de böyle olacaktır. Bundan şüpheniz olmasın.

İnsanların iyiliği için çalışan, adaleti, merhameti ile meşhur Nuşirevan, Hz.Ömer, Ömer bin Abdülaziz ve Osmanlı sultanları iyilikleri ile anılmakta ve adaletleri, merhametleri dillerde dolaşmaktadır. Bugün Hz.Ömer ile ilgili dillerde dolaşan menkıbelerinden bir örnek sunmak istiyorum sizlere. Bütün insanlara hoşgörü, inançlarına bakmadan adaletle davranmak işte budur.

Hazret-i Ömer zamanında, O’nun doğu cephesi kumandanı olan Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Kûfe şehrinde bir köşk yaptırmak istedi. Arsaya bitişik bir mecûsînin evini satın almak îcâp etti. Mecûsî ise, satmak istemedi. Satması için ısrar edildi. Fakat o satmamakta kararlıydı. Ancak, yine de korku içindeydi.
Mecûsî, satmaz isem acaba başıma bir iş gelir mi, bana bir kötülükleri dokunur mu diye endişeleniyordu. Evine gidip hanımına danıştı. Hanımı, “Onların Medîne’de bir Emîr-ül-mü’minînleri var. O’na gidip şikâyet et” dedi. Mecûsî, netice alacağından pek emin değildi. Koskoca Devlet başkanı benim arsam ile mi ilgilenecek, diyordu kendi kendine. Belki bir ümit, diyerek yola koyuldu.
Medîne’ye varıp Halîfenin sarayını sordu: “Onun sarayı, köşkü yok. Kendisi şehir dışına çıktı” dediler. Gidip aradı. Askerleri, muhâfızları göremedi. Toprak üstünde uyumuş birini gördü. Buna, “Halîfe Ömer’i arıyorum, gördün mü?” diye sordu. Hâlbuki bu zât, hazret-i Ömer idi. Hazret-i Ömer sordu: “ O’nu niçin arıyorsun?” “O’nun kumandanı, benim evimi zor ile satın almak istiyor. Onu kendisine şikâyet etmeğe geldim.” “Ben Ömer’im benimle beraber gel” dedi.
Bu nasıl hükümdar, böyle hükümdar mı olur diye, mecûsî çok şaşırdı. Hazret-i Ömer , mecûsî ile evine geldi. Kâğıt istedi. Evde kâğıt bulamadı. Bir kürek kemiği gördü. Bunu istedi. Kemik üzerine şöyle yazdı: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Ey Sa’d, bu mecûsînin kalbini kırma! Yoksa, hemen yanıma gel!.. “
Mecûsî, kemiği alıp evine geldi. Hanımına dert yandı: “Hanım, boşuna yoruldum. Bu kemik parçasını kumandana verirsem, alay ediliyor sanıp, çok kızar. Bana bir zarar verir.” Hanımı ısrar etti: “Hayır o sana bir zarar veremez. Git mutlaka bu kemiği ona götür!”
Kadının ısrâr etmesi üzerine Sa’da gitti. Sa’d, askerleri arasında oturmuş, neş’e ile konuşuyordu. Sa’dın gözü, uzakta duran mecûsînin elindeki kemiğin üzerindeki yazıya ilişti. Emîr-ül-mü’minîn hazret-i Ömer’in yazısını tanıyıp ansızın rengi soldu. Bu âni değişikliğe herkes şaşırdı. Sa’d, mecûsînin yanına gelip, “Her ne istersen yapayım. Aman beni Ömer’in karşısına çıkarma! Zîrâ O’nun cezâsına tâkat getiremem” dedi.
Mecûsî, adaletli kimselerin dinleri batıl olamaz deyip hemen müslüman oldu. Böyle birden bire nasıl müslüman oldun, diyenlere, şöyle cevap veriyordu: “Bunların Emîrlerini gördüm. Yamalı hırkasını örtünmüş, toprak üstünde uyuyordu. Büyük kumandanların bundan titrediklerini de gördüm. Bunların hak dinde olduklarını anladım. Benim gibi, ateşe tapan bir kimseye böyle adâlet yapılması, ancak hak olan bu dîne inananlara mahsustur “
Kur’ân-ı kerîmde, meâlen, “Allahı inkâr edenleri ve zâlimleri hiçbir zaman affetmem” (Nisâ- 168) buyurmuştur. Allahü teâlâ, insanlara dâimâ merhamet, şefkat ve af ile mu’âmele etmeği, kendilerine fenâlık yapanları affetmeği, dâimâ güler yüzlü ve tatlı sözlü olmağı, sabırlı hareket etmeği, işlerinde dâimâ dostlukla anlaşmayı emretmektedir. Peygamberimizin dâimâ barış tavsiye ettiğini, kendisine karşı çıkanlara bile şefkat elini uzattığını, bütün dünya tarihleri yazmaktadır.

Bunun için, hakîkî müslümanlar, gerçek din rehberleri, diğer bütün dinlere karşı büyük bir müsâmaha göstermişler, değil Hıristiyan ve yahûdîleri zorla müslüman yapmak ve onların ibâdethânelerini tahrip etmek, aksine, onlara yardım, hattâ Kiliselerini tamir etmişlerdir. Gayrı müslimlere iyi muâmele etmiyenler olmuş ise de bunlar, hem sayıca çok az, hem de dînimizin emirlerini bilmiyen câhiller idi. Bunlar, nefislerine uyarak hareket etmişler ve cezâları bizzât müslümanlar tarafından verilmiştir.

Zulümle kimse bir yere varamamıştır. Eden bulur. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allahı vardır. Zalimlerin Müslümanları yok etmek için hesapları varsa, Allahın da bir hesabı var.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Rafizîler Kimlerdir? Rafizi Mezhebi Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2016

Büyük islam ilmihali,Rafizîler Kimlerdir

Rafizîler Kimlerdir?

Râfîzîler, Hazret-i Ebû Bekir ile Hazret-i Ömer (r.a.)’dan yüz çevirmediği için; Zeyd bin Ali bin Hasan bin Ali (r.a.) hazretlerinden ayrılanlardır.
Bu lakap, (Rafızî kelimesi) mezhebinde taşkınlık eden ve sahabelere dil uzatan herkes için kullanılması lazımdır…

Rafızîliğin Çıkışı

Bunun aslı şudur:
Zeyd (r.h.) Küfe’den çıktı.
Halkı kendisine bîat etmeye davet etti. Halktan büyük bir cemaat kendisine bîat etti.
Küfe’den bir taife (insan topluluğu) kendisine geldiler. Ona;
Ebû Bekir ve Ömer’den yüz çevir sana bîat edelim!” dediler. Zeyd (r.h.) onlardan yüz çevirdi. Sahabelere dil uzatmadı, bunun üzerine onlar;
Öyleyse bu takdirde biz seni terk ederiz!” dediler.
İşte bundan dolayı kendilerine “Râfızîler” (terk edenler) ismi verildi.

Rafızîlerin tarihçesi ve Hazret-i Zeyd’i terk etmeleri hakkında mezhepler tarihi kitablarında şöyle anlatılır: Bilindiği üzere, Emevilere karşı Ehli Beyt adına ilk ayaklanmayı yapan Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali (80-122/699-740) dir.

Zeyd b. Ali, Ehl-i Beyt içinde gerçekten bilgili ve fakîh bir zât idi. Devrin ileri gelen müslümanları gibi o da, Emeviler’in kötü idaresinden ve zulümlerinden şikayetçi idi. Sadece şikayetçi olmaktan öte, aynı zamanda bu durumu devrin hükümdarı olan Hişam b. Abdilmelik’e açıkça söyleyen birisiydi. Fakat ne yazık ki bu ikazları fazla etkili olmuyordu.

Bu ikazlarının etkili olmaması üzerine Zeyd b. Ali, Kûfe’ye geçer ve Emevî hükümdarına isyan için zemin hazırlamaya başlar. Halkın nabzını yoklar, kardeşi Ebû Cafer Muhammed el-Bakır ile istişare eder. O kendisine, Kûfelilerc güvenilemeyeceğini söylerse de, onu dinlemez. Kûfe’de kendisine bey’at eden onbeş bin kişi ile birlikte zamanın Kûfe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi (127/744) ye karşı H. 122/M. 740 yılında ayaklanır. Savaş devam ederken ve Zeyd b, Ali’nin üstünlüğü söz konusu iken, Hişam’ın casusları, Zeyd b. Ali’nin taraftarlarını o gün İçin güncel ve hassas olan bazı konularda tereddüde düşürürler. Bir taraftan eğer bu hareket devam ederse Hişam’ın Küfe halkının bütün mallarına el koyacağı sözünü yayarken, diğer taraftan da Zeyd b. Ali’den Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, Zeyd’e gelerek, -“Gerçek şu ki, biz düşmanlarına karşı, sana, atan Ali b. Ebî Talib’e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz” derler. Bu som karşısında Zeyd, -“Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin’i öldüren ve el-Harra gününde Medine’ye saldıran, sonra da Allah’ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım” der. Bu cevap üzerine onlar, Zeyd’İ terkederler. O da, onlara, -“Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz” der. Bunun Arapçasında “Râfaztumunî” i-fadesi geçmektedir. İşte bundan dolayı bunlara o günden beri “Rafızî” denmiştir. Sonuç olarak Zeyd’in yanında çok az sayıda insan kalmıştır….

Burada dikkat edilmesi gereken bir konu da, Zeyd (r.h.) hazretleri, mağlûbiyet ve hatta canına mal olsa bile kendisine bir şey danışıldığında, doğruyu söylemiş olması ve asla sahabelere dil uzatmamasıdır…
Zeyd ve çok az sayıdaki arkadaşları son nefeslerine kadar çarpışırlar. Zeyd şehit edilir. Sonra cesedi kabrinden çıkarılarak asılır ve daha sonra da yakılır… (E. Ruhi Fiğlalı, Çağımızda İtikadı İslam Mezhebleri, Ankara 1980, s. 92; Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Çev. E.Ruhİ Fiğlah, s. 36-37).

Zeyd (r.h.) kendisine sadık ikiyüz kadar kişi ile savaşıp öldürülmesinden (122/70) sonra oğlu Yahya da bir müddet mücadele ettikten sonra Cürcan’da yakalanarak 125/743’de öldürüldü. İşte bu hadiselerde Zeyd ve oğlu Yahya’nın tarafını tutanlara, onların düşüncelerini paylaşanlara daha sonra “Zeydİye” denmiştir. Başlangıçta siyâsî bir hareket olan bu baş kaldırma daha sonra bir Zeyd (r.h.)’ın ve oğlunun öldürülmesinden sonra onların taraftarlarını bir araya toplayan “Zeydiyye mezhebi” olarak ortaya çıktı. Bazı sapık düşüncelerin içine karışmasıyla Zeydiye mezhebi üç kola ayrılır:
a) Cârûdiye,
b) Süleymaniye veya Ceririye,
c) Ebteriye ve Butriye yahut Sâlihiye. Zeydiye’nin ana görüşleri şöyle özetlenebilir:

1- İmam (devlet başkanı yani halife)
a) Hz. Fatıma’nın soyundan
b) zahit,
c) âlim,
d) cesur,
e) cömert olan kimse olmalıdır. İmamet davasında bulunan kimsede eğer bu beş şart kendisinde bulunuyorsa o kimse imam olmaya layıktır. Ve buna itaat edilmelidir.

2-Zeydîlere göre, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sonra en faziletli kişi Hz. Ali’dir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, sadece onun hilafetini tayin etmiştir. Ancak bu isim olarak değil vasıf olarak yapılmıştır. Yani Hz. Ali hakkında Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onun kemali, fazileti vs. hakkında çok şeyler söylemiştir. Bunlar onun hilafete tayini için yeter sebeptir. Ancak, ashabı kiram bunları dikkate almamış ve başkasına bey’at etmekle hata etmiştir. Bununla birlikte ashaba sebbedilmemelidir.

3-Hz. Ali halife olduktan sonra giriştiği mücadelede, yaptığı savaşlarda ve hakem olayında haklı olup, muhalifleri haksızdır.

4-Büyük günah işleyenlerin arkasında namaz kılmak caiz değildir. Bu kimse tevbe etmeden ölürse ebedî olarak cehennemde kalır.

5-Zeydiye, usûlu’d-dinde Mutezileyi takib eder. Furuda ise Hanefi mezhebi üzerindedir Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut,1975,

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Amellerin Dereceleri

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2016

Kur'an-ı Kerim okurken yapılan büyük hata.

Amellerin Dereceleri

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ameller, altıdır:

İkisi vacip olanlardır:

Misli, misline,

Hasene, haseneye

Bir hasene on katına,

Bir hasene yetmiş katına…

Amma vacip olanlar ise;
1- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşmadan vefat ederse, cennette girer…

2- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşarak (müşrik bir halde) ölürse, o kişi cehennemliktir.

3- Misli misline olanlar: Kim bir kötülük yaparsa, o kişi kötülüğün misliyle cezalandırılır.

4- Hasene haseneye karşılık olanlar: Kim bir iyilik yapmayı düşünür (tasarlar ve niyetlenir) ve bunu nefsine hissettirir; ve Allâhü Teâlâ hazretleri, onun kalbinde olanları bilir (o kişi hayal ettiği hayırları yapmazsa bile iyilik yapmayı düşündüğü için ona) bir hasene verilir.

5-Bir haseneye on kat: Kim bir iyilik işlerse, o kişiye on kat sevabı verilir.

6-Bir hasene yedi yüz kat olanı ise; kişinin Allah yolunda yapmış olduğu nafaka ve harcamalardır.

Şu anda el çek, her ne varsa elinde
Zira yarın hepsi olur elin arasında ve belinde,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/293-294.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2016

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Muhannes: İşlerini, sözlerini, hareketlerini ve şeklini kadınlara benzeten erkek.
Muhanneslik yapanlar mel’ûndur.

Bunlar için, hadîs-i şerifte; “Kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve erkeklere benzeten kadınlara, Allah lanet eylesin!” buyruldu.

İslâm hukukuna göre bir erkeğe hakaret etmek kastıyla; “Ey Muhannes!” diyen, ta’zîr olunur (cezalandırılır). (Ibn-i Âbidîn)

Tenbîh ve malûmat babında şunu siz sevgili okuyucularımın bilmesinde büyük bir fayda vardır:

( İmam Celâleddin es-Suyûtî (r.h.) hazretleri; “Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân” isimli kitabında buyurdular. ” İbni Abbâs (r.a.) buyurdu:
Muhannesler cinlerin evlâtlarıdır.” Sordular:
Bu nasıl olur?
İbni Abbas (r.a.) buyurdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri ve onun Resulü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hâiz halinde ki hanıma gelmeyi (yaklaşmayı) haram kıldı.

Hâiz halinde hanıma cinsel ilişkide bulunmak haram olduğu halde, herhangi bir kişi, haiz halindeki hanımına cinsel ilişkide bulunursa. Şeytan ondan önce davranır. 0 kadın hamile kalırsa; muhannes çocuk doğurur…” Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân, s. 53,54;

Sağlıklı bir evlâda sahip olmak için; Müslümanlar, mutlaka Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetlerine göre hayatlarını tanzim etmelidirler. Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri

Kaynak :Dip Not – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ZEKERÎYA ve YAHYA ALEYHİSSELÂMLAR

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2016

zekeriya aleyhisselam, yahya a.s,Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleki,zekeriya-ve-yahya-a-s-660x440 copy

ZEKERÎYA ve YAHYA ALEYHİSSELÂMLAR

 

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleki:

Zekeriyyâ b.Berahyâ[1] Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b.Dâvûd Aleyhisse-lâmlara[2],

Süleyman b.Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b.Yâkub Aleyhisselâ-ma dayanır. [3]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, böyle Enbiyâ oğullarından olduğu için, Beytülmakdis’-te, vahiy yazardı.

Zâten, Enbiyâ oğullarından[4] veya İsrail oğullarıyla onların bilginlerinden[5] olup ta[6], kendisin[7] veya neslini Beytülmakdisin hizmetine vakf ve habs etmeyen bir kimse yoktu ki. [8]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm; İsrail oğullarının hem Peygamberi, hem de, Din Bil­ginleri ve Danışmanları Başkanı idi.[9] Kendisi, marangozdu da.[10]

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Peygamberliği:

İsrail oğullarına en son gönderilen Peygamberler: Dâvûd Aleyhisselâm Hane­danından:

Zekeriyyâ,

Yahya b.Zekeriyyâ,

İsâ b.Meryem Aleyhisselâmlardı. [11]

Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

“Biz, ona (İbrahim’e) İshak ile Yâkub’u ihsan ettik, ve her birini, Hidâyete (Nü­büvvete) erdirdik.

Daha önce de, Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyûb’u, Yûsuf’u, Musa’yı ve Harun’u da, Hidayete (Nübüvvete) kavuşturduk.

Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.

Zekeriyyâ’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da (böyle Hidayet, Nübüvvet) verdik.

Onların hepsi, Sâlihlerdendi. [12]”

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Allâh’dan Bir Oğul Dileyişi Ve Yahya Aleyhisselâmla Müjdelenişi:

Zekeriyyâ Aleyhisselâm; 92[13] veya 99[14], ya da, 120 yaşında, zevcesi de, 98 yaşında bulunduğu sırada[15] idi ki, ne zaman Hz.Meryem’in Mesciddeki odası­na uğrasa, onun yanında, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış mey-vası bulur[16], ona:

“Ey Meryem! [17] Bu, sana, nereden geliyor?” diye sorar, o da: “Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi. [18]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Hz. Meryem’e, böyle, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası ihsan edildiğini görünce:

“Meryem’e, bunu, yapan, benim zevcemi de, doğum yapmağa elverişli yap­mağa kadirdir!” diyerek kendisine bir oğul ihsan buyurması için Yüce Allah’a dua etti. [19]

Bu husus, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

“Zekeriyyâ’yı da (an!):

Hani, o, Rabb’ine:

Rabbim! Beni, yalnız başıma bırakma!

Sen, Vârislerin, en hayırlısısın! diye niyaz etmişti.

Biz, onu(n)da, (bu duasını) kabul ve kendisine, Yahya’yı, ihsan ettik.

Zevcesini, (doğurmaya) sâlih (elverişli) kıldık.

Hakikat, (bütün) bunlar (bu Peygamberler) hayr işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize düa ederlerdi.

Onlar, bizim için, derin saygı gösterenlerdendi[20]”

“(Bu) Kulu Zekeriyyâ’ya, Rabbinin rahmetini anışıdır:

O, Rabbine, gizlice niyaz ettiği zaman:

Ey Rabb’im! Hakîkatan. ben… Benim, kemiğim yıpradı.

Başımın saçı, tutuştu (saçlarım ağardı, ihtiyarladım)

Rabb’im! Ben, Sana, ne düa etmişsem, bedbaht (ve mahrum) olmadım.

Hakikatan, ben, kendimden sonra, yerime gelecek akrabamdan endişeye düştüm. Zevcem de, kısırdır.

Binâen aleyh, bana, tarafından (ve kendi sulbümden) bir oğul ihsan et! ki, bana da, mirasçı olsun, Yâkub Hanedanına da, mirasçı olsun.

Rabbim! Sen, onu rızana kavuştur! demiştir. [21]

Orada, Zekeriyyâ, Rabb’ına:

Rabb’im! Bana, Senin tarafından, çok temiz bir zürriyet ihsan et!

Muhakkak, Sen, duayı hakkıyle işitensin! diye dua etti.

O, Mihrabda durup namaz kılarken, Melekler, ona (şöyle) seslendi:

“Gerçekten, Allah, sana, Kendisinden bir Kelime’yi (Kün emrile yaratılan İsa’yı) tasdik edici bir Efendi, nefsine hâkim ve Şilinlerden bir Peygamber olmak üzre Yahya’yı, müjdeler!'[22]

“(Allah):

Ey Zekeriyyâ! Hakikatan, sana, Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki, bundan önce, biz, ona, hiç bir (kimseyi) adaş yapmamıştık!” buyurdu. [23] (Zekeriyyâ):

Rabb’im! Benim nasıl bir oğlum olabilir ki? Zevcem, bir kısırdır. Ben ise, ihtiyarlığın son haddine varmışım! dedi. [24] “…(Allah):

Öyledir. (Fakat), Allah, ne dilerse, yapar!” buyurdu. [25] (Zekeriyyâ):

Ey Rabb’im! Bana (bu hususta) bir nişan ver! dedi. (Allah): senin nişan ‘ır[26]: sapa sağlam olduğun hald[27], sâde bir işaretten başka[28], üç gece, insanlarla konuşamaman[29], insanlara, üç gün söz söyleme-mendir.

Bununla beraber, Rabb’ini, çok an ve akşam, sabah, onu, Teşbih et!” buyurdu. [30]

Derken (Zekeriyyâ), Mescidinden, kavminin karşısına çıkıp onlara:

“Sabah, akşam Tesbihde bulununuz!” diye işaret verdi. [31]

Yahya Aleyhisselâmın Doğuşu:

Yahya Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmdan altı ay önce doğdu. [32]

İsâ Aleyhisselâmdan altı ay büyüktü. [33]

Yahya Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:

Yahya Aleyhisselâm:

Güzel yüzlü, Çatık kaşlı, Seyrek saçlı[34], Uzunca burunlu[35], İnce sesli, Kısa parmaklı idi. [36]

Yahya Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:

Yüce Allah; Yahya Aleyhisselâm hakkında Kur’ân-ı kerimde şöyle buyurur:

“(Ona, çocukluğunda):

Ey Yahya! Kitabı, kuvvetle tut! (dedik)

Henüz sabi iken, ona, Hikmet verdik (Tevratı, öğrettik)

Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik)

O, çok Müttakî idi.

Anasına, Babasına da, itaatli idi, bir serkeş ve âsî değildi.

Dünyaya getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de, ona, Selâm olsun!” [37]

Yahya Aleyhisselâma[38] yaşıtı olan çocuklar:

“Ey Yahyâ! [39] Bizimle gel de, oynayalım?” dedikleri zaman[40]

“Biz, oyun için, yaratılmadık![41] Ben, oyun için, yaratılmadım! derdi. [42]

Sekiz yaşında Beytülmakdis’in hizmetine girip on beş yaşına kadar orada, gün­düzleri hizmet, geceleri de feryad ederek ağlardı. [43]

Yahya Aleyhisselam, çocukluğundan beri[44], Yüce Allah’a tâatta[45] çok gay-retli[46], güçlü[47], Allah’a’ibâdet ve tâatta insanların ulusu idi[48]

Kıldan dokunmuş elbise giyer, arpa ekmeği yerdi.

Yahya Aleyhisselâmın; ne bir dinarı, ne bir dirhemi, ne de barınacak bir mes­keni vardı[49].

Gece, kendisini, nerede bürürse, orada kalırdı. Ne bir kölesi, ne de bir cariyesi vardı.

Allah’a, çok ibâdet eder, Cehennem korkusuyla, ağlar dururdu. Zekeriyyâ Aleyhisselam; halk’a va’z edeceği zaman cemâat arasında Yahya Aleyhisselam, bulunursa, ne cennetten, ne de, cehennemden bahsederdi. [50]

İsâ Aleyhisselam; Yahya Aleyhisselâmla karşılaştıkça,o nu, hep hüzünlü ve ta­salı bulurdu. Bir gün ona:

“Ey Yahya! Ben, seni hep, hüzünlü ve tasalı görüyorum? Yoksa, sen, Yüce Allah’ın Rahmetinden ümid mi kestin?” dedi. Yahya Aleyhisselam: “Ben de, seni, hep sevinçli görüyorum!?

Yoksa, sen Yüce Allah’ın Mekrinden (ibtilâ ve imtihanından) emin mi oldun?” dedi.

Bu hususta inen Vahy ile İsâ Aleyhisselâmın sözü doğrulandı[51].

Yahya Aleyhisselam; İsrail oğullarının Bayramlarında ve toplantı yerlerinde du­rup va’z eder, onları Yüce Allah’a ibâdete davet ederdi. [52]

Hârisül’eş’arî’nin, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmdan rivayetine göre:

Yüce Allah; Yahya b. Zekeriyyâ Aleyhisselâma, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzre, beş kelime emretmişti.

Kendisi, bu hususta, biraz ağır ve yavaş davranmca, İsâ Aleyhisselâm, ona:

“Sen, hem kendin amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzere, beş kelime ile emrolunmuştun.

Bunu, İsrail oğullarına, ya sen tebliğ edersin, ya da, ben tebliğ ederim!” deyince Yahya Aleyhisselâm:

“Ey Kardeşim, Sen, bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azaba uğra­mamdan veya yere batırılmamdan korkarım!” dedi ve hemen İsrail oğullarını, Beytül-maktis’de topladı.

Beytülmakdis, İsrail oğullan ile doldu.

Yahya Aleyhisselâm, yüksek bir yere oturup Allah’a hamd’ü sena ettikten sonra şöyle dedi:

“Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emrede­yim diye beş Kelime emretti.

Onların ilki:

Kendisine, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, Allah’a ibâdet etmenizdir.

Bunun misâli:

Öz malı olan altun veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki köle, çalışmasının kazancını, Efendisinden başkasına ödeyordur.

Hanginiz, kölesinin böyle davranmasına sevinir, razı olur? Hiç kuşkusuz, sizi Yüce Allah, yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah’a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, ibâdet ediniz! Allah, namaz kılmanızı, size emretti. Namaza durduğunuzda, yüzünüzü, sağa sola çevirmeyiniz.

Şüphe yok ki, Yüce Allah, kulu, yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöne­liktir.

Allah, size, orucu, emretti. Bunun misâli:

Yanında misk kesesi olduğu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer.

Hiç şüphesiz, oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında, misk kokusundan daha gü­zeldir.

Allah, size Sadakayı, emretti.

Bunun misâli:

Düşmanın esir edip ellerini, boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki, o

“Canımı, elinizden kurtarmak için, size bir fidye, kurtulmalık versem olmaz mı?” diyerek kendisini, onlardan kurtarıncaya kadar, az çok kurtulmalık akçesi öder durur.

Allah, size Allah’ı, çok zikretmenizi, anmanızı da, emretti. Bunun misâli:

Düşmanın, kendisini, sür’atle tâkıb ettiği bir kimseye benzer ki, sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır.

İşte, kul da, Allah’ı zikir ile meşgul oldukça, şeytandan böyle korunur.” [53]

İsrail Oğullarının Yahya Aleyhisselâma Kimliğini Ve Görevini Sormaları:

Yuhanna’ya göre:

İsrail oğulları; üç Peygamberin gelmesini beklemekte idiler.

İlki: tekrar geleceğini sandıkları İlya,

İkincisi: Mesîh İsâ Aleyhisselâm,

Üçüncüsü de, herkesin bildiği ve kendisinden, sâdece (O Peygamber) diye bahs ettiği Peygamberdi.

Bunun için, İsrail oğulları, Yahya Aleyhisselâma: “Sen kim’sin ?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Ben, Mesîh değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“Öyle ise, nesin?

Sen, İlya mısın?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“Yoksa sen, O Peygamber’misin?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Hayır! Değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“O halde, sen kim’sin?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Ben, İşa’yâ Peygamber’in dediği gibi: (Rabb’ın yolunu, düzeltiniz! diye çölde çağıran’ın sesiyim!”

“Aranızda, biri duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz.

Benden sonra gelen, O’dur.

Ben, O’nun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!” dedi.[54]

Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm, otuz yaşında iken, Ürdün ırmağında İsâ Aleyhisselâmla buluştu. [55]

Şam’a gidip İsâ Aleyhisselâmla orada buluştuğu zaman da halkı, Allah’a iba­dete davetten geri durmadı.[56]

İsâ Aleyhisselâmın, Yahya Aleyhisselâmı, on iki Havarisinin başında, halka, Al­lah’ın emir ve nehiylerini bildirmek üzere, gönderdiği de, rivayet edilir. [57]

İsrail Oğullarının Yahya Ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları Şehid Etmeleri: Başa Dön

İsrail oğulları; Bâbil esaretinden, Beytülmakdis’e döndükten sonra, [58] Beytül-makdis’i, imar ettiler. [59]

İşlerini, düzelttiler. [60]

Oldukça da, çoğaldılar. [61]

Fakat, bir takım kötülükler ihdas etmekten de, geri durmadılar.

Bununla beraber, Yüce Allah, onlara[62], onların üzerlerine, fazlu rahmetini[63], tekrarlıyor, Peygamberler gönderiyordu.

İsrail oğulları ise, gönderilen Peygamberlerden bir kısmını, yalanlıyor, bir kıs­mını da, öldürüyorlardı.

İsrail oğullarına, en son gönderilen Peygamberler de, Dâvûd Aleyhisselâm Ha­nedanından Zekeriyyâ, Yahya ve İsâ Aleyhisselâmlardı. [64]

İsrail oğulları, en sonunda, Yahya ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları da şehid ettiler. [65]

Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm Şehid edilişi, İsâ Aleyhisselâmın otuz üç yaşında semâya kaldırılışından[66] bir buçuk bir yıl önce olduğuna[67], o zaman, İsâ Aleyhisselâm, otuz bir bucuk yaşında olup Yahya Aleyhisselâm da, ondan, altı ay büyük olduğuna göre [68] otuz iki yaşında şehid edilmişti.

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!

İsrail oğulları, Zekeriyyâ Aleyhisselâm hakkında da:

“Onu (Hz.Meryem’i), Zekeriyyâ’dan başka, kimse hâmile bırakmış olamaz!

Onun yanına, hep o, girer[69], onun yanından da, o, çıkar dururdu!” dediler.

Zekeriyyâ Aleyhisselâmı öldürmek için[70], aramağa başladılar.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlardan kaçtı, [71] ise de, sonunda, kendisini yaka­ladılar [72] ve şehid ettiler. [73]

Gerek Yahya Aleyhisselâmın, dînen yasak olan bir evliliğe ve ilişkiye rıza gös­termemesi [74];

Gerek Yahya Aleyhisselâmın doğumuyla müjdelenen ve ihtiyarlığın son had­dine varmış bulunan ve:

“Benim nasıl bir oğlum olabilir?” diye hayretini ve aczini dile getiren ve kendisi­nin, böyle olduğu, Allah tarafından da, doğrulanıp kendisine bir Mucize olarak ih­san edileceği açıklanan[75] Zekeriyyâ Aleyhisselâma zina isnad edilmesi, kendi­lerinin şehid edilmeleri için, birer bahane idi.[76]

Kaynak : Peygamberler Tarihi – ASIM KÖKSAL
——————————————————————————– Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yahya, H.z Zekeriyya, Peygamberler Tarihi - Asım Köksal, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kâfirlerin İyilikleri….

Posted by Site - Yönetici Temmuz 17, 2016

Havas Ve Fazilet,bakara suresi,ali imran suresi,amenerrasulu,ayetel kursi

Kâfirlerin İyilikleri

Kâdî İyâz (r.h.) buyurdular:
Âlimlerin icmâı vardır ki;
1- Kâfirlere amelleri fayda vermez.
2- Kâfirler, amellerinden dolayı sevap alamazlar.
3- Kâfirler nimetlerle (cennetle) mükâfatlandırılmazlar.
4- Azabları hafifletilmez.
5- Lakin kâfirleri cürümleri (kabahat ve İslâm’a saldırmaları) bakımından bazılarının azabı diğer bazılarından daha şiddetlidir…

Kâfirlerin Haseneleri

kâfirler kesinlikle cennete giremezler…)
Lakin kâfirler, Müslüman oldukları zaman, geçmiş olan hayır ve hasenata karşılık sevap alırlar.
Hadis-i Şerifte vârid olduğu üzere;
Kâfirlerin, haseneleri (iyilikleri) Müslümanlıklarından sonra makbuldür.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/289

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ya Rabbi Birlik Beraberlik İçinde Yaşamamızı Nasip et .

Posted by Site - Yönetici Temmuz 16, 2016

turkbayragi-forumgazel-2-1024x768

Ya Rabbi Birlik Beraberlik İçinde Yaşamamızı Nasip et .
Dünya Döndükçe Bu Ülkeye Sinsi Planlar Kuranların Oyunlarını Başlarına Çevir Ya Rabbim .
Sen Vatanımızı Milletimizi Dinimizi Zalimlerden Koru Ya Rabb,
Bizi Şerr Cephesinin Eline Düşürme AMİN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 15, 2016

Zeydiyye Mezhebi Nedir - Kimler Tarafından Kurulmuştur

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Küfelilerden bir taifede;
Biz Ebû Bekir ve Ömer (r.a.)’ı halife olarak tanırız. İkisinden yüz çevirenlerden yüz çeviririz,” dediler ve Zeyd (r.h.) ile beraber huruç ettiler. Bundan dolayı kendilerine “Zeydiyye” ismi verildi.

Sahabelere Dil Uzatanlar

Onların (Zeydiyyenin) bazıları sahabelere dil uzattılar.
Uhud savaşında hezimet vaki olduğunda; şeytan bağırdı:
Muhammed öldü!
O gün Hazret-i Ali (r.a.)’dan başka bütün sahabeler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin öldürüldüğüne inandılar.
Hatta sahabelerin arasında çekişmeler oldu. Hazret-i Ali;
Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri öldürülmemiş ise ben sizi öldüreyim mi?” dedi.
Onlar da;
Evet!” dediler.
Sonra şeytanın bağırmasının tersine Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin öldürülmediği ortaya çıktı. Hazret-i Ali de onları affetti.

İşte bundan dolayı, Hazret-i Ali (r.a.)’ı sevdiler; diğer sahabeleri terk ettiler ve diğer sahabelere buğz ettiler.

Büyüklere Dil Uzatanlar

Ne güzel buyurmuşlar:
Allâhü Teâlâ hazretleri, eğer bir kişinin haya perdelerini yırtmak isterse;
0 kişi, temiz insanlara dil uzatmaya meyleder….”

Akıllı kişiye düşen vazife, sâlihleri büyük sevgi ve şiddetli bir muhabbetle sevmektir. Kıyamet gününde onların şefaatlerine nail olmak için…
Şefaatini umduğu kişilerin hasımları olduğu insanlara yazıklar olsun!!!

Allâhım! Bizleri koru!
Kalblerimizi bozma!
Bizleri hidâyet üzere kıl!
Bizleri doğrulardan eyle!
Hakikat tarikatına suluk etmeye muvaffakiyet Sen’dendir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/288-289.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: