Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Kur’an-ı Kerim Hayatın Taa Kendisidir

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2016

Kur'an-ı Kerim Hayatın Taa Kendisidir

Kur’an-ı Kerim Hayatın Taa Kendisidir

Hangi evde Kur’ân-ı Kerîm okunursa, orada bolluk ve bereket çoğalır. Şeytanlar uzaklaşır. Ve melekler oraya dolarlar.
Hangi evde Kur’ân-ı Kerim okunmazsa o evde darlık, sıkıntı, huzursuzluk başgösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ ederler.

Hz.Allah katında Kur’ân-ı Kerimden daha üstün şefaatçi yoktur. Bir Müslüman Allah rızası için Kur’ân-ı Kerîm’i okuduğu zaman melekler onun etrafında toplanırlar, onun alnından öperler. O kul için Hz.Allah’tan af ve mağfiret dilerler.

Kur’ân-ı Kerim kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifâdır. Onu tekrar tekrar okumaya ihtiyacımız vardır. Gıdanın tekrarı kuvveti artırdığı gibi Kur’ân-ı Kerîm’i tekrar okumak da manevî gıdamızın kaynağıdır.

Evet, “Kur’ân-ı Kerim hem zikirdir, hem fikirdir. Hem hikmettir, hem ilimdir. Hem hakikattir, hem şeriattır. Hem sadırlara şifa, mü’minlere hüdâ ve rahmettir.”

Şerife Şevval Kardelen

4 Yanıt to “Kur’an-ı Kerim Hayatın Taa Kendisidir”

  1. Abdurrahim Koğacı said

    Selamünaleyküm,
    Şefaat konusu ile ilgili bir yazıyı da yayınlarsanız memnun olurum. Dün cuma vaazında bayraktar bayraklı hoca şefaat diye bir şeyin olmadığını söyledi.
    Allah’a CC emanet olun.
    Selamünaleyküm.

    Beğen

  2. Şefaat Haktır
    Zira ehl-i sünnet ve’l-cemaat mezhebine göre, kıyamet gününde;
    1 – Peygamberler
    2- (Âlimler)
    3- Evliya
    4- Ve şehidler) şefaat edeceklerdir .
    (Bütün bunların) şefaat etmeleri, ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin izniyle olur. Şefaat Allâhü Teâlâ hazretlerinin izniyle olduğuna göre hakikatte şefaat eden de Allâhü Teâlâ hazretleridir, demek olur…

    Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/406-407.

    Beğen

  3. Şefaat Nedir ? Kimler Kimlere Şefaat Edecektir ?

    Mü’minlerden cehenneme girmeyi hak eden kimseler hakkında, Hz. Allah, fazl ve keremi ile peygamberlerin, sıddıkların, âlimlerin, salihlerin ve kendi katında değeri olan her zatın şefaatini kabul eder. Bu gibi kimselerde,kendi ailelerine, yakınlarına ve dostlarına şefaat ederler. Hz. Allah sevdiklerini, kulları arasında gizlemiştir. Belki senin hor ve hakir gördüğün kimse, Allah ‘ın katında üstün mevki sahibidir. Hiç olmazsa onların şefaatine nail olmak için çalış .
    Bu yüzden kimseyi küçük görme. Allah-ü Teâlâ, velilerini kullarının arasında gizlediği gibi, gadabını da günahlar arasında gizlemiştir. Onun içinde hiçbir günahı küçük görme. Belki,
    Allah ‘ın gadabı, senin küçük gördüğün o günahta saklıdır.
    İbadet leride küçük görme. Olur ki, Allah ‘ın rızası, senin o önemsemediğin ibadettedir.
    Çünkü Allah ‘ın rızasıda ibadet ler içinde gizlidir. Bunun için güzel bir söz, bir lokma, iyi bir niyet ve benzeri şeyleride küçümseme.

    Şefaat hakkında ayet ve hadislerde pek çok deliller vardır.
    Kur’an-ı Kerim’de:
    “Muhakkak Rabbin sana verecek. Ve sen hoşnut olacaksın.”
    (Duha Sûres i, ayet: 5) diye buyrulur.

    Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    “Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar, benden önce kimseye verilmemiştir:
    a) Bir aylık mesafeden düşmanlarıma korkum verilerek bana yardım edildi.
    b) Ganimet malı, benden önce hiç kimseye helal edilmemişken, bana helal kılındı.
    c) Bütün yeryüzü benim için mescit kılınıp her tarafı temiz olundu. Böylece herkes bulunduğu yerde namazını kılabilir.
    d) (Dilediğime) Şefaat etme yetkisi yalnız bana verildi.
    e) Her peygamber sadece kendi milletine peygamber olarak gönderilirken,
    ben bütün insanlara peygamber olarak gönderildim.”

    Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    “Her peygamberin makbul bir duası vardır. Ben duamı, ahirette ümmetime şefaat için b ırakt ım.”

    Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    “Kıyamet günü, peygamberler için altından kürsüler kurulur. Bütün peygamberler, kürsülerine otururlar. Ancak benim kürsüm boş kalır. Ben, dimdik olarak ayakta Rabbimin huzurunda dururum. Benim korktuğum tek şey, kendimin cennete girip, ümmetimin geride kalmasıdır. Bu arada ben: “Yâ Rab! Ümmetim.” derim. Allah-ü Teâlâ: “Ümmetin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sual buyurur. Bende: “Ey Rabbim! Senden istediğim, ümmetimin bir an önce hesaplarını görmendir.” derim. Ta ki, cehenneme
    gönderilen ümmetimden bazı kimseler hakkında Rabbimden bana hüccet verilinceye kadar. Öyle ki, cehennemin bekçisi olan Hazin: “Ey Muhammed! Rabbinin gadabından, cehennem kendisinde ümmetinden olan kimseyi bırakmamış . Ümmetinden kimse orada kalmamıştır.” der.”

    Sevgili Peygamber Efendimize bir parça et ikram edildi. But tarafını kendisine vermiş lerdi. Peygamber Efendimizin en fazla hoşuna giden tarafda, hayvanın but kısımlarıydı. Et ten bir kez ısırdıktan sonra Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdular:
    “Kıyamet günü, ben peygamberlerin efendisiyim. Bunun nedenini biliyor musunuz? Allah-ü Teâlâ gelmiş geçmiş tüm insanları ve canlıları bir araya toplar. Güneş , beyinlerine yaklaşır. İnsanlar tahammül edemeyecekleri bir üzüntü, eziyet ve ızdırap içinde girerler. (Böyle uzun süre bekledikten sonra) birbirlerine:
    “Görüyorsunuz çektiğimizi. Rabbinize karşı bize bir şefaatçi arasanıza.” derler.
    Birbirlerine:
    “O halde (İlk pey gamber ve babamız olan) Adem (A.S.)’a gidelim.” derler ve Adem (A.S.)’ın yanına giderler. Ona:
    “Sen ey insanların babası! Allah-ü Teâlâ seni kudret eli ile yarattı. Kendi katında malum olan ruhtan sana nefhetti ve melekleride sana secde ettirdi.
    (Aynı zamanda Allah’ın sevgili kulu olup peygamberisin) Çektiğimiz ızdırap ve sıkıntıyı görüyorsunuz. Bize şefaatçi ol.” derler.
    Adem peygamber, onlara der ki:
    “Rabbim bugün öylesine gadaplıdır ki, bundan önce böyle gadaplanmadığı gibi, bundan sonra da böyle gadablanmaz. Ben ise, yasak kıldığı ağacın meyvesini yediğim için, O’na karşı suçluyum. Ancak kendim ile meşgulüm. Bu ş efaate gücüm yetmez. Başkalarına gidin siz.”
    Bunun üzerine mahşer halkı, Nuh (A.S.)’ın yanına giderler. Nuh (A.S.)’a derler ki:
    “Sen ki şükrünle Rabbinin iltifatına nail olan peygambersin. Allah-ü Teâlâ sana “şükreden” kul” diye hitap etmiştir. Çekt iğimiz ızdırabı görüyorsun.Rabbinin katında bizim için ş efaatçı ol.”
    Nuh (A.S.):
    “Rabbimiz bugün çok kızgındır. Bundan önce böyle öfkelenmediği gibi, bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Benim, kavmim hakkında “Bu Kâfirlerden bir tanesini bile yeryüzünde bırakma” diye bir bedduam vardır.Bu ise, benim için bir kusurdur. (Bu yüzden ş efaate yet kili olamam.) Ben, ancak kendi nefsimle meşgulüm. Başka birine gidin.” der.
    Bunun üzerine onlarda İbrahim (A.S.)’ın yanına giderler. Durumlarını anlatırlar. Ona: “Sen Allah ‘ın hem peygamberi, hemde halil’isin (dos tusun). Allah ‘ın dostu olarak bizim için Rabbinden şefaat dile.” derler.
    İbrahim (A.S.) onlara der ki:
    “Ben üç yerde yalan konuş tum. Bundan dolayı, bu şefaate yetkili değilim. Ancak kendimle meşgulüm. Siz başkasına (Mus a peygambere) gidin.”
    Böylece mahş er halkı, Mus a (A.S.)’ın yanına giderler. Ona: “Sen ki, Allah ‘ın kelimisin. Aynı zamanda Allah ‘ın peygamberisin. Ne durumda olduğumuzu görüyorsun. Rabbinden bizim için şefaat dile.” derler. Mus a (A.S.) da:
    “Bugün Rabbim öylesine öfkelidir ki, bundan önce böyle öfkelenmediği gibi bundan sonra da böyle öfkelenmeyecektir. Ben emrolunmadığım halde adam öldürdüm. Bu bakımdan Rabbime karşı suçluyum. Ben ancak kendi nefsimle meşgulüm. Bu ş efaate yetkili değilim. Siz varın İsa (A.S.)’a gidin.” der.

    Bunun üzerine insanlar İsa (A.S.)’ın yanına giderler. Onada diğer peygamberlere arz et tikleri gibi durumlarını arz ederler. Kendis ine:
    “Senki, Allah-ü Teâlâ’nın resulü, ruhu’sun. Sen ki, daha doğarken konuştun. Görüyorsun bizim içinde bulunduğumuz durumu. Bize rabbinden şefaat dile.” derler.
    İsa (A.S.) da:
    “Bugün Rabbim öylesine kızgın ki, daha önce böyle öfkelenmediği gibi bundan sonra da böyle öfkelenmeyecektir. Ben bu şefaate yetkili değilim.
    Siz, Hz. Muhammed’in yanına gidin. Size şefaat ederse ancak o edebilir.” der.
    Bunun üzerine insanlar son bir ümitle Hz. Muhammed’in yanına giderler.
    Kendisine derler ki:
    “Ey Allah’ın resulü! Sen ki, peygamberlerin sonuncusu, geçmiş ve gelecek tüm günahları bağışlanansın. Çektiğimiz ızdırap ve eziyetleri görüyorsun.
    Bizim için Rabbinden şefaat dile.” derler.
    Bunun üzerine ben Arş -ı Ala’nın altına gidip Rabbime secde ederim. Bu sırada Rabbim kimseye yapmadığı bir övgü ve sena ile söze başlayarak:
    “Ya Muhammed! Başını secdeden kaldır! Dilediğin gibi şefaat etme yetkisini sana verdim. Şefaatin makbuldür.” buyurdu. Bunun üzerine ben: “Ümmet im… Ümmetim… Ya Rabbi!…” derim. Rabbim de:
    “Ya Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayanları, cennetin sağ kapısından içeri koy. Diğerlerinide öteki kapılarından girdirtebilirsin.” diye buyurdular.

    (Sevgili Peygamberimiz bundan sonra devamla şöyle buyurdular: ) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının kanatlarının genişliği, Mekke ile Basra arası kadardır.”
    Sevgili Peygamber Efendimizin ümmetinden gerçek âlimlerle salih olanlarında şefaat etme yetkileri vardır. Nitekim bir hadis -i ş erifte şöyle buyrulmaktadır.
    “Ümmetimden yalnız bir kişinin şefaatiyle. Rebia ve Mudar kabilelerinden daha çok kişi cennete girer.”
    Diğer bir hadis -i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
    “Kıyamet günü adama: “Ey falan, kalk şefaat et .” denir. O da kalkar ailesine ve amelindeki kuvveti nisbetinde bir veya iki kişiye şefaat eder.”

    Yine sevgili Peygamberimiz bir hadis -i şerifte şöyle buyurmaktadır:
    “Bir cennetlik, cehenneme doğru bakar. Gözü birisine ilişir. Cehennemdeki o kimse, bunu çağırarak: “Beni tanıdınmı?” diye sorar.
    Adam:
    “Hayır, tanımadım. Sen kimsin?” diye sorar.
    O kimse de:
    “Falan vakitte sen benden su istemiştin de, ben sana vermiştim. İşte ben, o kimseyim.” der.
    Bunun üzerine cennetlik:
    “Evet , hatırladım.” der.
    Cehennemlik:
    “Ne olur, sende benim için şefaat et .” der.
    Cennetlik, durumu aynen Rabbine bildirir ve Allah’tan kendisini o cehennemdeki kişi için şefaatçi kılmasını diler. Allah-ü Teâlâ da, cennetlik kulunun şefaatini kabul eder ve adamın cehennemden çıkmasını emir buyurur. Böylece adamda, cehennemden çıkar.”

    Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:
    ” İnsanlar dirilecekleri zaman, kabrinden ilk çıkacak olan benim. Bir araya toplandıkları vakit de ilk hatibleri ben olacağım. Ümitlerini kestikleri zaman,
    ilk müjdecileri de benim. Ve o gün, Hamd sancağı benim elimde olacak.
    Ben, Allah ‘ın katında Ademoğlunun en keremlisiyim. Bunu böbürlenmek için söylemiyorum.”

    Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

    Beğen

  4. Efendimizin (S.A.V.) Şefaati

    Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

    “Bana Rabbimin katında gelen biri (bir melek), ümmetimin yansının cennete girmesiyle şefaatin arasında beni muhayyer bıraktı. Ben şefaat etmeyi seçtim. Şefaat, Allah’a şirk koşmadan ölenler için olacaktır.

    Rivayet olundu.

    Peygamberler kıyamet gününde şefaat için Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tayin ederler. (Yâni kendilerinden şefaat isteyen insanları Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gönderirler.)

    Böylece insanlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gelirler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:

    -“Şefaat etmek için ben varım!” diyecektir.

    İşte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin kıyamet gününde kendisine vaat ettiği “Makâm-ı Mahmûd“tur.

    Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, gelir, secdeye kapanır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin bu vakitte kendisine ilham ettiği hamdlerle Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd-ü senalar eder. 0 daha önce bunları (yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine ilham ettiği bu hamd şekillerini) bilmiyordu.

    Sonra Rabbinden insanlara şefaat etmek için şefaat kapısının açılmasını isteyecektir. Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine bu kapıyı açar. Ve böylece, meleklere, resullere, nebilere müminlere şefaat etmek için izin çıkacaktır.

    İşte Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, böylece kıyamet gününde bütün insanların efendisi olur.

    Çünkü o, meleklerin ve peygamberlerin şefaat etmesi için Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında şefaatçi oldu. Onun şefaati kabul edildi.

    Fakat bununla beraber o çok edepli bir şekilde şöyle buyurdular:

    “Kıyamet gününde ben insanların efendisiyim.”

    Ama “Ben bütün mahlûkatın efendisiyim” buyurmadılar. Böyle demiş olsaydı melekler de içine girerdi. Halbuki Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kıyamet gününde bütün mahlûkatın sultanı olduğu aşikâr olduğu halde (tevazu edip) böyle buyurmadılar.

    Bu şundandır. Bütün peygamberlerin makamları Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önündeydi. Âdem Aleyhisselâm’ın eşyanın ismini bilmesi hususundan dolayı ona zahir olan şeyler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine zahir olmadı.

    Ama bu gün (kıyamet günü) olduğu zaman ise, bütün mahlûkât, melekler, Âdem Aleyhisselâm’dan bu yana gelen bütün insanlar, şefaat kapısının açılması konusunda Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine muhtaç oldular.

    Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin Allâhü Teâlâ hazretlerinin katındaki yerinin (ve makamının) yüceliği bu şekilde izhâr edilmiş oldu.

    Kahr-i ilâhî ve ceberût-i azam, bütün mahlûkât ahras . (dilsiz etti). (Efendimiz s.a.v. hazretlerinden başka kimse onunla konuşamadı.) Bütün bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kadr-u kıymetinin yüceliğine delâlet etmektedir. Bu ilâhî gadab sıfatıyla beraber. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri münâcât etmekte herkesten önce davrandı. Allah’a münacâtta bulundu. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hak Teâlâ hazretleri, onun mütâcânını kabul buyurdu.

    Bârî olan Allâhü Teâlâ kendisine rahmet etsin Molla Fenârî hazretlerinin “Tefsîrü’l-Fatiha” isimli kitabında da bu böyledir.

    Bil ki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, şefaat kapısını ilk olarak açacak olandır.

    Halka şefaat eder.

    Sonra peygamberler şefaat edeceklerdir.

    Sonra evliya şefaat edecektir.

    Sonra da müminler şefaat edeceklerdir.

    En son şefaat edecek (rahmetiyle muamele edecek olan) Erhamu’r-rahimîn {merhamet edenlerin en merhametlisi) olan Allâhü Teâlâ hazretleridir.

    Çünkü Rahman olan Allâhü Teâlâ hazretleri, belâ ehlinden muntekim (intikam alanlara) ancak şefaat edenlerin şefaat etmelerinden sonra şefaat eder. Bunlar, ancak. Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kendilerine şefaat etmeleri için şefaat etmesinden sonra şefaatleri zahir olup ortaya çıktı

    Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâhü Teâlâ hazretlerinin şefaatinin manâsı, cehennemde bir müminin kalmaması demektir.

    Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Ömer Faruk Hilmi, Fatih Yayınevi: 3/50-52.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: