Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mart 2016

Çiğ Köfte Halalmı ?

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2016

Çiğ köfte Halalmı

Çiğ Köfte Halalmı ?

Et’e karışan (ve etin içinde) olan kan ise, eti ondan kurtarmak özür ve çok zor olduğu için, (bu kan) af olunup, mubahtır. Zira bu kan da (ciğer ve dalak kanı gibidir) akmamaktadir

Etin içinde olup akmayan kandan eti arındırmak mümkün olmadığı ve özürlü olduğundan dolayı, “Çiğ köfte“nin içine etin konulması mubahtır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/203-204.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2016

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ,kuyruk sokumu kemiği

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Denildi ki, kuyruk sokumu (insandan) ilk yaratılan ve en son çürüyendir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/211-212

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

BATI GENÇLİĞİ BUNALIMDA

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2016

Gençlik Bunalımda,işsiz gençler bunalımda

BATI GENÇLİĞİ BUNALIMDA

Satanist” lerle ilgili bir tartışma programında konuşmacının birinin çok güzel ve yerinde bir tespiti oldu. O da şuydu: “ Batı’daki bütün isyan hareketlerinin altında Hıristiyanlığa tepki yatar. Satanistlik olsun, diğer, akla ve mantığa aykırı, bütün vahşetler aslında Hıristiyanlığa bir başkaldırıdır. Dine isyan hareketidir. Bu isyan o dereceye varmış ki, bu düşmanlıktan dolayı diğer bütün dinlerden, özellikle de İslamiyetten nefret ediyorlar. Kısacası, inancın her türlüsüne düşman olmuş Batı gençliği… ”

Bizde görülen, “Batı’dan ithal” satanist vb. akımların temelinde işte bu nefret yatar. Avrupa’da okullar, çok ciddi ve yoğun bir din eğitimi vermesine rağmen, entelektüel çevreler, özellikle gençler bununla tatmin olmamakta, Hıristiyanlığa bir ideoloji heyecanı içinde sarılmamakta, kendine yeni ideolojiler aramaktalar. Artık, Hıristiyanlık, Avrupalı aydına yetmemekte.

Şimdi Avrupa’da boşluktaki gençler, tam bir kararsızlık içinde bunalmakta. Hıristiyanlık karşısındaki olumsuz tavrını akıl almaz bir şekilde genelleştirerek bütün dinlere karşı cephe almaya çalışan Avrupalı aydınlar ve gençler çaresizlikten kıvranmaktalar.

Hıristiyanlıktan kopan genç kitleler, şimdi ya filozofların ve ideologların etrafında dolaşmakta, yahut boşluk duygusundan kurtulmak için, düşünmeksizin kendini olur olmaz hareketlere terketmektedir. Bundan dolayı da, manasız bir öfke ve kin duygusu içinde herşeyi kırıp dökmeye yok etmeye yönelmektedir.

Bu yüzdendir ki, Batı, kanlı ideolojilerin ve doyumsuz ihtirasların bir arenası haline gelmiştir. Gençlik, Kilisenin bıraktığı boşluğu önce, pozitivizm, materyalizm, marksizm, sosyalizm, komünizm, faşizm, nazizm ve benzeri akımlarla doldurmak istedi.

Bunlarla mümkün olmayınca da, tepkisini, akla hayale gelmeyen ve cinnet ölçülerine varan, satanistlik gibi vahşice davranışlarla ifade etmektedir. İsyan, terör, anarşi, kin, kan ve gözyaşı… hep bu ifadenin eseridir.

Şu bir gerçek ki, Hıristiyanlık bitmiştir. Nitekim, Papalık, şimdi, Afrika’da, Güney Amerika’da ve Hindistan’da misyonerlik faaliyetleri ile tutunacak bir dal aramaktadır. Ama Hıristiyanlık, büyük mali gücüne, müthiş teşkilatına rağmen, artık başarılı olamıyor. Çünkü insan, fıtratında olan gerçek bir dinin özlemini taşımaktadır.

O, bütün tarihi boyunca, kendini sahte dinlerden ve sahte tanrılardan kurtarma mücadelesi vermiş ve verecek. İnsanlık, hangi kılıkta ortaya çıkarsa çıksın, putperestliği uzun müddet benimsememekte. Kültür ve medeniyet çalışmaları başarıya ulaştıkça, bütün sahte tanrıları kırıp atmaktadır.

İşin aslı şu ki, insanlar sahte tanrılar yerine, varlığı ile bütün varlığı ayakta tutan ve mutlak varlık olan Allah’a muhtaçtırlar. Allah’tan başka ilah yoktur diyerek insanın Allah’tan başkasına kul olmasını reddeden bir dine muhtaçtırlar.

Yine insanoğlu, bütün insanlığı, renk, ırk, soy sop ayırımı yapmaksızın kardeş olmaya davet eden bir anlayışa muhtaçtır. İnsanın insana tahakkümünü önleyen ve yalnız Allah’ın yüce hükümranlığını kabul eden bir iman ve ahlaka muhtaçtır. Kısacası, İslam ahlâkına muhtaçtır.

Bütün mesele şurada düğümleniyor: Kiliseden uzaklaşan, yeni bir din ihtiyacı içinde kıvranan Avrupa’lı aydınlara, gençlere aradığı mutluluğun İslam ahlâkında, islam kardeşliğinde olduğunu kim ve nasıl anlatacaktır?

Gerçek dinden habersiz, Hıristiyanlıktan uzaklaşmış, peygamberlerin yerine filozoflardan medet uman, felsefi ideolojilere kapılan, aradığını bir türlü bulamayan, bunun neticesinde büyük boşluk duygusuna düşen ve bundan kurtulmak için, hiç düşünmeksizin kendini nefsani bir hayata mahkûm eden kitlelere kimler ve nasıl rehberlik edeceklerdir?

İşin bir zorluğu da, Batı’da, kitlelerin içine düştüğü bu buhranı istismar ederek paraya tahvil etmek isteyen veya kendi hırslarına alet etmek için çırpınan muhteris pek çok çevrenin ortaya çıkmış olmasıdır.

Bu çevreler asla boş durmamakta, yeraltı ve yerüstü teşkilatları, Batı’daki buhrandan istifade etmeye ve bu buhranı dünyanın dört bir yanına bulaştırmaya çalışmaktadırlar. Bizdeki zararlı satanistlik vb. akımların gün geçtikçe çoğalması bunun bir sonucudur.

Gerçeği görüp uyanmaması için, uyuşturucu madde tüccarları, silah kaçakçıları, ırz ve namus tacirleri, beşinci kol elemanları ve daha niceleri bu tertip ve tekniklerle şeytanla ortaklık kurup harıl harıl çalışmaktadırlar.

Batı kendisini bütün bu şer kuvvetlerden kurtaracak yeni bir dine, ahlâka muhtaç. Çünkü, felsefi ideolojiler din ihtiyacını karşılamaktan, inanç boşluğunu doldurmaktan uzaktır. Batı eninde sonunda Bernard Shaw’ın sözüne gelecek.

Ne diyordu, meşhur İngiliz yazarı Bernard Shaw: “Hiç şüphesiz gelecekte Avrupa’nın dini İslâm olacaktır.

Ama ne zaman ve nasıl; Allah bilir!..

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

BAŞKASININ SÖZÜNE İTİRAZ VE MÜCADELE ETMEK

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2016

imam gazali

BAŞKASININ SÖZÜNE İTİRAZ VE MÜCADELE ETMEK

Kimisi doğru olsun olmasın söylenen her sözü itiraz etmeyi adet haline getirmişler. Bu dinimizde yasaktır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kardeşine itiraz etme. Onunla çirkin konuşma ve şaka yapma, ona söz hakkı verip de sonradan cayma.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
İtiraz etmeyi terkedin. Zira onun hikmeti anlaşılmaz ve fitnesinden emin olunmaz.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Haklı olduğu halde mücadeleyi terkeden kimse için cennetin ortasında bir köşk yapılır. Haksız olduğu halde mücadeleyi terkeden için de cennetin kenarından bir ev yapılır.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Putperestlik ve içkiden sonra Rabbimin bana yasakladığı ve benden söz aldığı ilk şey dedikodu ve mücadeleden kaçınmaktır.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Allah’ın hidayetinden sonraki sapıtanlar ve mücadele edenlerden başka hiçbir kavim yoldan çıkmamıştır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kul, haklı da olsa mücadeleyi terk etmedikçe, imanını olgunluğa kavuşturmuş olamaz.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Şu altı hasleti kendisinde bulunduran kimse imanın hakikatine ermiştir:
a) Yaz aylarında oruç tutmak.
b) Düşmanla savaşmak.
c) Bulutlu günde akşam namazını vaktinde ve erken kılmak.
d) Belalara karşı sabretmek.
e) Sıkışık zamanlarda abdesti tam olarak almak.
f) Haklı olduğu halde itiraz ve münakaşayı terk etmek.”

Müslim b. Yesar diyor ki:
Mücadeleden sakının. Zira mücadele, âlimin cahilleştiği, şeytanın onun dil sürçmesini beklediği andır.

Malik b. Dinar diyor ki:
Mücadelenin dibinde yeri yoktur.” Diğer bir sözünde de şöyle diyor:
Mücadele kalbi katılaştırır ve kini uyandırır.

Süfyan-i Sevri diyor ki:
Dilediğin kadar samimi olduğun birisiyle birkaç defa mücadele et , senin aleyhinde öyle konuşur ki, bir daha geçinemezsiniz.

İbn-i Ebi Leyla diyor ki:
Ben arkadaşımla mücadele etmem. Zira mücadelede ya o beni yalancı çıkaracak veya ben onu kızdırmış olacağım.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Her mücadelenin kefareti iki rekât namazdır.”

Hz. ömer (R.A.) diyor ki:
Üç şey için ilim öğrenmeyin: Mücadele, övünmek ve gösteriş .
Üç şey için de ilmi terk etmeyin: Öğrenmekten utanmak, lüzumsuz görmek ve bilmesem olur demek.”

İsa (A.S.) diyor ki:
Çok yalan söyleyenin güzelliği, insanlarla mücadele edenin de cana yakınlığı kalmaz. Fazla şeyle uğraşan hastalanır. Kötü ahlaklı olan da daima sıkıntılı olur.”

İnsanlara mücadele etmekten başka bir de söylenen her şeyde bir kusur bulma ve ona itiraz etme hastalığı var ki buna Mira denir. Böyle huyu olan kimseler, cümlenin tarzında, anlamında veya gayesinde “şu kusur var, bu öyle değil, böyledir” şeklinde itiraz ederler. Bu huy, her çeşit itirazı ve inkar etmeyi terk etmekle düzelebilir. Duyulan söz doğru ise kabul edilir, doğru değilse sorulur.

Başkasının sözüne bazen gramer ve edebiyat yönünden de itiraz olabilir.
Ne bakımdan olursa olsun başkasının kusurunu ortaya çıkarmaya dinimiz müsaade etmiyor. İster gramerine, ister anlamına olsun.
İlmi konularda olan itirazlara ve tartışmalara cedel denir. Bu da kötülenmiştir. Bir konu açıklığa kavuşturulmak istenirse inkar veya inat yoluna gidilmez. Aydınlatmak gayesi taşıyormuş gibi nezaket le sual sorulup açıklanması istenir.

Mücadele ise başkasını susturmak veya haksız düşürmek gayesini taşır.
Belirtisi de gerçeği ortaya çıkarmak isteniyormuş gibi davranırken karşıdakinin kusurunu ortaya çıkarmak kendi üstünlüğünü
göstermektir.
Bundan kurtuluş , susmakla günaha girilmeyen her yerde susmaktır. İnsanın bu tip mücadelelere sevk eden şey, ilmini ortaya koyma, üstünlük kazanma ve başkasının kusurunu ortaya çıkarma duygusudur ki, bunlar nefsin böbürlenme ve üstünlük iddiasında bulunma şehvetleridir. Başkasını küçük düşürme arzusu da yırtıcılık tabiatının gereksinmesidir. Zira insandaki
yırtıcılık vasfı, başkasını ezmeği, kırmayı ve üzmeyi gerektirir.

Bu iki sıfat da tehlikeli sıfatlardandır. Silahları itiraz ve mücadeledir. İtiraz ve mücadeleye devam eden kimse, bu tehlikeli sıfatları kuvvetlendirmiş olur.
Bu hastalığın tedavisi üstünlük gösterisine sebep olan kibir ve baş kasını küçük görmeğe sebep olan yırtıcılık vasıflarını kırmakla mümkün olur.

İmam-ı Azam, sohbetine devam eden Davud-i Tai’ye sordu: ” Niçin inzivaya çekildin;” Davud: “Mücadeleyi terketmek için, tenhalara kaçmak değil, toplantılara katılmak, söylenenleri dinlemek ve konuşmamak gerekir. Ancak bu şekilde mücadeleyi kazanırsın.” dedi. Davud-i Tai’ye şu kaşılığı verdi:
“Bende böyle yaptım. Kendimi zorladım ve şiddetli mücadeleyi burada buldum. Sizin dediğiniz gibi oldu. Zira düzelteceği bir sözü duyan kimsenin bir şey demeyip susması kadar zor bir şey yoktur. Bunun için Peygamberimiz buyuruyor ki: “Haklı olduğu halde mücadeleyi terkeden kimseye Yüce Allah cennetin ortasında bir saray yapar.”
Münakaşa ve cedelin en şiddetlisi itikat ve mezhep konularında görülür.
Zira mücadele tutkusu doğuştandır. Bir de bunda sevap olduğu sanısı, mücadele hırsını artırır. Böylece hem yaratılışı, hem de inancı onu tahrik eder. Oysa bu baştanbaşa bir hatadır. Bir şeyi anlatırken mücadele yolunu değil, öğüt ve ikaz yolunu seçmek gerekir. Ancak fayda vermezse, bu işten vazgeçilmelidir.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Dilini Müslümanlardan çekip, onlar için gücünün yettiği en güzel şekilde çalışan kimseye Allah rahmet etsin.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

MOON TARİKATI

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2016

Moon  tarikatı

MOON TARİKATI

Son yıllarda medyanın gündeminden düşmeyen, “Moon” tarikatını halkımız merak etmeye başladı. Bu merakı bir nebze de olsa gidermek maksadıyla, NOKTA dergisinin bu konuda yaptığı geniş bir araştırmayı özetleyerek sizlere sunmak istiyorum:

“Moon Tarikatı’nın lideri, Sun Myung Moon Kuzey Koreli bir köylü ailenin çocuğudur. Daha 16 yaşındayken kendisine vahiy geldiğini söyleyen Moon, 1954’de Seul’de Birleşik Kiliseyi kurdu. 1959’da Amerika günleri başladı. Kiliseleri birleştirme çalışmalarında 1989’a kadar anti-komünist mesajlar ağırlıklıydı. (Komünizmin çöküşünden sonra da, Batı’nın Komünizmden sonra en büyük tehlike gördüğü İslamiyete yöneldi.)

Moon Tarikatı, 80’li yıllarda Türk kamuoyunda ABD güdümlü olarak düzenlenen Dini Araştırmalar Konferansları ile tanınmaya başlandı. Aslen Kuzey Koreli olan ve Amerika’da yaşayan tekstil ve otomotiv sanayii yatırımcısı Myung Moon liderliğindeki tarikat, Kiliseleri birleştirmek (Unification Church) felsefesini yaymak amacıyla bu toplantılarda çeşitli ülkelerin tanınmış isimlerini biraraya getiriyor ve bu ülkelerde örgütlenmeye çalışıyordu.

Tarikat, Hıristiyanları birleştirmenin yanısıra, Müslümanlarla
Hıristiyanları da birleştirmeği gaye edindiği için İslami kesimi de hedef kitle seçti. Türkiye’deki ilk girişimleri de bu amaca uygun olarak başladı. “Dini Araştırmalar” “ Hoşgörü” “Diyalog” görüşmeleri ile Türkiye’den özellikle dini çevreden çok aşina isimler tarikata, tarikatın toplantılarına katılmaya başladı. ( ABD’de, “Dinlerarası ilişkiler” toplantısından izinsiz gittiği gerekçesiyle kovulan Türkiye Gazetesi yazarı A.G.Tunceroğlu yazısında, toplantıya,Türkiye’den 40 kadar ilahiyatçının katıldığını yazdı. Hürriyet’in haberine göre, tarikatın editörlüğünü ve danışmanlığını yapan Prof.Yaşar Nuri Öztürk olmak üzere, Prof. Zekeriya Beyaz, Prof. Mehmet Aydın, Prof. Mehmet Erkal gibi akademisyenlerle, Kasım Gülek ve Deniz Baykal gibi siyatsetçiler de tarikat toplantılarına katılmışlardır. )

Moon Tarikatı’nın 80’li yıllarda başlayan Türkiye serüveninde siyasi ve medya çevrelerindeki isimlerden sonra şimdi de dini çevrelerin tanınmış isimlerinin eklenmesi ile faaliyet alanı genişledi. Bu yüzden Türkiye, Moon için ideal bir çalışma alanı haline geldi. Bu tarikatın ilişki kurduğu isimler arasında kimler yok ki?

Müslüman olmamasına rağmen İslami kesime neden bu kadar yatırım yaptığı konusunda bir takım soru işaretlerine yol açmaya başladı. Hadisleri inkar eden, Moon Tarikatı, peygamberin herkes gibi bir insan olduğunu, sözlerinin Kur’an-ı kerimle çeliştiğini ve inkar edilebileceğini ileri sürüyordu.

Toplu nikah törenleri ile tanınan tarikat, Hz. İsa’nın evlenmediği için cennete giremeyeceğini, ancak Moon’un takdisi ile girebileceği inancında. Tarikat lideri olarak sınırsız derecede zenginleşen Moon’un lideri Sun Myung Türkiye’de ve İslam dünyasında ne yapmak istiyor? Moon’un amaçları ne? Türkiye’nin en ünlü simaları, ilahiyatçıları bu “tuhaf” tarikatın içinde ne arıyor? Soruları tartışma konusu olmaya başladı.

Tarikatın Türkiye’deki en önemli etkinliklerinden biri de 1991 yılında İstanbul’da gerçekleşti. President Otel’de düzenlenen bu toplantıya katılan Hıristiyan din adamları, Müslüman din adamları, basın ve medyaya kapalı üç günlük bir seminer gerçekleştirdiler.

Tam üç yıl aradan sonra bu defa İstanbul The Marmara Oteli’nde yine medyaya kapalı olarak gerçekleştirilen bir başka toplantıda Türk kamuoyu için şok isimler katılımcı oluyordu.

Ancak toplantı bitiminde bu konuda katılımcıların ağızlarından tek kelime bile alınamıyordu. Söylenenler ne olursa olsun bazı teorileri ortaya atanların ilişkili oldukları organizasyonların nitelikleri bazı şüpheleri ister istemez gündeme getiriyordu.

Bir ayakları ABD’de öteki ayakları İsrail’de olan ve ‘Moon tarikatı’yla sıkı ilişki içinde bulunanların, Japonya’dan Güney Kore’ye, Suudi Arabistan’dan Mısır’a. Hindistan’a kadar uzanan geniş coğrafyada hedeflerinin neler olduğu gerçekten merak uyandırıyor. Ülkemiz, ekonomik kriz ile meşgulken İslami çevrelerde sessizce yeni bir örgütlenme ya da yeni bir oluşum (yeni bir din) tırmanışı mı sürdürülüyor?”

Bu alıntıdan sonra kısa bir anektod ile konuyu bitirmek istiyorum. Rahmetli Prof. Dr. Orhan Karmış hocayla bir görüşmemizde, “Moon tarikatı ilahiyat camiasında hızla yayılıyor. Yüklü bir maaş ve birçok imkan vaadinde bulunarak bana da teklif ettiler. Ben, ‘Yanlış kapı çaldınız beni paraya boğsanız bile asla kabul etmem’ diyerek tekliflerini şiddetle red ettim, demişti.”

İşte böyle, meydan boş kalınca, bin yıllık İslam ülkesinde, Hıristiyan tarikatı da ilgi görüyor; Müslüman mahallesinde salyangoz da satılıyor! Hedefleri; üçüncü bin yılda bütün dünyanın silme Hıristiyan yapılması!

Zaten sinsi din düşmanları hergün, “Müslüman Hıristiyan olmak fark etmez; Hıristiyanlar ve Yahudiler de Cennete gidecek” propagandasını yapıyorlar. Maksatları halkı, “Madem ki öyle, namaz kılmaya, oruç tutmaya, harama helala dikkat etmeye ne gereği var, her istediğimi yapar, haftada bir Kiliseye gider, tertemiz(!) olurum” noktasına getirmek!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz

Posted by Site - Yönetici Mart 24, 2016

Religion confusion

Religion confusion

Müslüman mahallesinde salgangaz satılmaz.

İthal tarikatlar furyası
Biliyorsunuz, boş gördüğümüz bardak boş değildir. Hava ile doludur. İçine su konunca, hava çıkar su girer. Su çıkınca hava girer. Bu bir fizik konunudur; hiçbir zaman değişmez.

Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz, diye bir söz vardır. Artık bu sözün geçerliliği kalmadı. Müslüman mahallesinde salgangaz satılıyor ve alıcı da buluyor. Çünkü, son yıllarda ülkemizde Hıristiyan tarikatlar hızla yayılmakta, mensupları da hızla artmaktadır. Bunun su bardağı ile ne ilgisi var? diye aklınıza takılmasın; gerçekten çok ilgisi var: Bir Müslüman ülkesinde İslamiyet doğru olarak anlatılmazsa; anlatılmadığı gibi her fırsatta reformist akademisyenler tarafından kötülenp dinini yaşamaya çalışan mütedeyyin insanlar gericilikle, ortaçağ zihniyetçiliği ile suçlanırsa; bundan dolayı da insanlar dinden uzaklaşmışsa meydana gelen boşluk ne ile dolacak? Tabii ki böyle saçma sapapan tarikatlarla. Ülkemizde kendilerine zemin bulacaklar. Taraftar bulacaklar. Nitekim de buldular.

Hıristiyan kökenli Moon tarikatı ve benzerlerinden sonra şimdi de “Prisma” tarikatı karşımıza çıktı. Eski manken ve TV dizi oyuncusu Pınar Altuğ’un boşanma kararında önemli bir etken olduğu iddia edilen “Prisma Organizasyonu“nu basında geniş yer aldı. Tabii ki bu bir vesile ile ortaya çıkan. Daha ortaya çıkmamış, toplumun haberdar olmadığı yerli yabancı nice Hıristiyan, Yahudi kökenli tarikatlar ülkemizde faaliyet göstermekte.

Önceleri bir çok gazetenin magazin sayfalarında bu tarikatların ne kadar çok faydalı olduğu yazılırkan; gerçekler ortaya çıkınca, mızrak çuvala sığmadı, Prisma’nın ne kadar tehlikeli bir tarikat olduğunu yazılmaya başlandı.

Mesela, Akşam Gazetesinde Güler Kömürcü “Çok tehlikeli bir tarikat” başlığıyla yazdığı yazısınra “Prisma Organizasyonu“nu hakkında şu bilgileri veriyor:
“Tehlike hiç sanmadığınız kadar yakın. Son birkaç yıldır tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ‘inanılmaz artışla mürit bulan’ bir tarikatımsı yapıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Kimilerine göre adı ‘din’ olamayan, kimilerine göre mutluluğun altın anahtarına sizi sahip kılan bir ‘öğreti’ bu; değişik isimler altında faaliyet gösteriyorlar; ‘PRİSMA GRUBU, Bülent Hanım ve kardeşlik derneği-SİRUS’a inananlar..

Hepsinin felsefesi ortak; deizm. Tanrı var ama DİN yok. Ya da bütün dinlere aynı oranda yakınlık. ‘Biz İslam-Müslümanlık ve Yahudiliği sentezledik, hepsine eşit oranda inanıyoruz veya hiçbir dine inanmıyoruz sadece Tanrı’ya inanıyoruz’ diyorlar. İstanbul-Ankara-Antalya-Bursa ve İZMİR’de inanılmaz bir yapılanma içindeler, çoğu para almıyor seminerler için, maksat sevgi kardeşliği! “

Dikkat ederseniz, bu tarikatın ve diğerlerinin ortak özelliği; sevgi kardeşlik, diyalog, ortak din vs. maksatları, diyalog, hoşgörü, sentez diyerek son ve tek doğru din olduğu inancını yıkmak, bilahare de insanları Hıristiyanlığa yönlendirmek. Bu neticesi hemen alınacak bir çalışma değil. Fakat uzun vadede hedef, bu.
Reformcu, tasavvuf düşmanı profesörler yıllardır, TV’lerde, gazetelerde, toplantılarda ondört asırlık bilinen yaşanan İslamiyeti kötülediler, tasavvufun İslam dışı olduğunu devamlı vurguladılar. Böylece halk dinden ve İslam ahlakını aşılayan tasavvuftan uzaklaştırıldı.

Her nedense yıllardır, İslamiyeti ve tasavvufu kötüleyen medyatik reforcu proflar bu ithal Hıristiyan tarikatları ile ilgili hiçbir kötüleme kampanyasına girmiyorlar. Ülkemizde inanç hürriyeti var, herkes istediği dine ve istediği tarikata girebilir, diyorlar. İslamiyeti ve İslam tasavvufunu anlatmaya gelince, buna mani olmak için hakın önüne akıl almaz engeller çıkartıyorlar. Demek ki, inanç hürriyeti sadece yabancılar için.

Bütün bunlar gizli bir Hıristiyanlaştırma faaliyetinin tezahürü olmuyor mu? Gazate haberlerinden ve kendi itiraflarından, reformcu profların çoğunun bu tür ithal tarikatların ya sempatizanı ya da üyesi olduğu öğrenilince, işin ciddiyeti, vahameti ortaya çıkıyor.

Hıristiyan Batı alemi asırlardır İslamı güç kullanarak yok etmek istedi. Bunda netice alamayınca işte böyle sinsi bir şekilde, içeriden çökerterek İslamı yok etmek istiyor. Sonra da, meydana gelen boşluğu Hıristiyanlıkla doldurmak istiyorlar. Böylece Hıristiyan alemi ve Papalık ondört asırlık intikamını almış olacak! Aslında bu durum sadece dini yönden değil, milli birlik ve bütünlüğümüz ve Devletimizin varlığı, güvenliği açısından da büyük tehlike teşkil ediyor.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

PEYGAMBER EFENDİMİZİN BİR HUTBESİ

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2016

kim kimdir,ebu hafs,ashab,

PEYGAMBER EFENDİMİZİN BİR HUTBESİ

(sallallâhü aleyhi ve sellem)

Ey insanlar!
Sanki bu dünyada ölüm bize değil de başkasına yazılmıştır.
Sanki bu dünyada hak(kı yerine getirmek) bize değil de başkasına vâciptir.
Defnettiğimiz ölüler sanki az bir zaman sonra tekrar geri dönecekler. Biz onlardan sonra dünyada ebedî kalacakmış gibi mîraslarını yiyoruz. (Bize âhireti hatırlatan) bütün vâizlerin nasîhatini unuttuk, bütün belâ ve âfetlerden emin olduk.

Kendi ayıpları başkasının ayıplarını görmekten alıkoyan kimseye ne mutlu.
Helalden kazanan, îmânı ve niyeti sağlam, ameli sâlih olan ve bu yolda (iman ve amelde) devam eden kimselere ne mutlu.

Kendini küçük düşürmeden tevâzu gösteren, günaha düşmeden kazandığından (zekât ve sadaka vererek) harcayan, âlimler ve hikmet ehli ile beraber olan, zelil düşmüşlere ve fakirlere merhamet eden kimselere ne mutlu.

Malının fazlasını infak eden, fazla (ve boş) sözden dilini tutan, sünnetlere sarılıp bid’atlere düşmeyen kimselere ne mutlu.”

(Fazilet Takvimi 22 Mart 2016)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ŞEHİTLERİMİZ İÇİN DUA

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2016

Şehitlerimiz için Dua.-eylul-sehitlerimizin-isimleri-daglica-sehitlerinin-isimleri-sehitlerimizin-memleketi-7-eylul-sehit-olanlar14fc6e0f8bc2da2ba2f2 copy

ŞEHİTLERİMİZ İÇİN DUA

Allah rızası için Ellerimizi kaldırıp Rabbimize içtenlik ve samimiyetle dua edelim inşallah

Euzu Billahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim
Varlığına Birliğine Yücelerin En Yücesi Olduğuna İnandığımız…
Altımızda Yağız Yerin, Üstümüzde Yedi Göğün Sahibi Olduğuna İman Edip, inandığımız Ol Deyince Olduran Gönüllerimizi İman Nuru kardeşlik Şuuru ile Dolduran Yücelerin En Yücesi Şimdi Yapacağımız Duamızı Mekke-i Münevverede Medine-i Münevverede ve Ravza-i Münevverede Kabul Ettiğin Dualarla Kabul Eyle Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Zel Celal

Ya Rabbil Alemin;
Sen Ülkemizi, Milletimizi, Devletimizi Her Türlü İç ve Dış Tehditlerden Muhafaza Eyle,
Sen Bölünmez Bütünlüğümüzü Bozmaya Çalışanları El-KAHHAR İsminle Kahret.. Birlik ve Beraberlik İçerisinde Yaşamı Bizlere Vasıl Eyle,

Yalnız ve Yalnız Sana Kulluk Eder Senden Yardım Dileriz yüclerin En yücesi Hz. Allah (c.c) İslamın Bayraktarlığını Yapmış Yüzlerce yıldır Diyardan Diyara Göç Etmiş , Şerefi, Bayrağı, Namusu için Can Vermiş Atalarımızdan, Dedelerimizden, Ninelerimizden Razı Ol Ya Rabbi,

Ülkemizi Bölmeye Yönelik Her Türlü Terör Belasından, Anarşist, Kominist, Emperyalist Güçlere Karşı Sen Türk Milletini Koru Ya Rabb..

Şuan Dağda, Sınırda, Ovada, Çamurda, Karda, Kışda, Zemheride, Ayazda Bu Vatan İçin Nöbet Bekleyen Askerlerimize, Polisimize ve Bütün Güvenlik Güçlerimize Yardım Et Allah’ım… Onları Koru Ya Rabbim…

Senin Katında Peygamberlerden Sonra Gelen En Güzel Makam Şehitlik Mertebesine de Bizleri Ulaştır Allah’ım…

Şehitlerimizden ve Geride Kalan Gazilerimizden Razı Ol Allah’ım…
Gözü Yaşlı, Başı Dik, Onurlu Gururlu Şehit Annelerine Minnettarız Onların Evlatları Bu Vatan için Şehit Düştü Onların Gönüllerine Huzur Ver Ya Rabbim….

Euzu Bi Kelimatillahattammati Min Şerri Ma Halâk asakirittürk ( Allah Türk Askerini Bütün Yaratıkların Şerrinden Korusun…

Subhane Rabbike Rabbil İzzeti Amma Yasufun Vesselamun Alel Mürselin Vel Hamdülillahi Rabbil Alemin Tüm Şehitlerimizin Ruhu için EL-FATİHA

Selam ve dua ile
Şehitlerimizin Mekanları Cennet Olsun Allah Gani Gani Rahmet Eylesin.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Bugün Müslümanlar belkide tarihlerinin en zor günlerini yaşıyorlar.

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2016

Bugün Müslümanlar belkide tarihlerinin en zor günlerini yaşıyorlar,Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç.

Bugün Müslümanlar belkide tarihlerinin en zor günlerini yaşıyorlar.

Mormonculuk” tarikatı ve Hıristiyan tarikatların taraftar bulabilmesi

Aslında bu tarikatları Yerleşik Hıristiyanlar da” Sapık” kabul edip red ediyorlar. Dinimize göre, bugünkü Hıristiyanlar da sapık olduğundan, bu tarikatlara “sapık dinin sapık kolları” diyebiliriz.
Son günlerde gündemde olan sapık tarikat, Jon Smith tarafından kurulan 1831 “Mormonculuk” tarikatı. Gazete haberlerine göre; “Türkiye’de Mormonluk hızlı bir şekilde büyümektedir. 1998 yılından bu yana Türkiye’de Mormon sayısı binin üzerine çıkmış durumda. Temel felsefelerini anlatan Mormon Kitabının tümü Türkçe olarak yayınlandı. Kürtçe tercümesi üzerinde de çalışılıyor. Türkiye’de biri Anadolu yakasıda diğeri ise Avrupa yakasında olmak üzere iki Mormon din görevlisi Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Mormon kilisesine ait olan Birgham Yougn Üniversitesi Türkiye’den yabancı dil öðrenmek için ABD’ye gitmek isteyen gençlere birtakım mali imkânlar sunuyor.”

Latin Amerika veya Afrika’daki Mormonlar genelde fakir kimseler. FakatTürkiye’deki Mormonlar, varlıklı ve entel kimseler. Bunlar en az iki yabancı dil bilen ve üniversite öğrenimi görmüş insanlar.
Peki anne babası ecdadı Müslüman olan bu insanlar nasıl oluyor da böyle bir sapık bir inanca ilgi duyabiliyorlar? Biraz da bunun üzerinde duralım:
Bu ithal tarikatların tuzağına düşülmesinin birinci sebebi; altyapısı olmayan, temel dinî bilgilerden mahrum cahil ve arayış içinde olan kimselerin varlığı. Bunlar, kandırılmaya, yönlendirilmeye, istismara müsait insanlardır. Demagoji ve mantık oyunlarını ilim zannederler; Böyle olduğu için de, tuzağa yakalanmaları kolay olur.
İkincisi sebebi inanç boşluğu: Hiçbir şeyden haberi olmayan “entel” tabir edilen, sanatçı, tiyatrocu gibi kimselerin inanç boşluğu içinde olmaları. İnsan, yaratılıştan bir şeye inanma ihtiyacını hisseder. İnsan, doğru veya yanlış bir şeye inanmazsa, huzursuz olur. Bu tür inançsızlık boşluğuna düşmüş kimselerin, genelde, dinle pek ilgisi yoktur.
Bu tür insanlar derler ki: “Biz iyi kötü bir şeye inanalım, fakat bu inandığımız şey, bizi bazı şeylere zorlamasın. Biz özgürce istediğimiz gibi yaşayalım, bunlar bizim inancımıza zarar vermesin.
Dikkat edilecek olursa, bu tür tarikat mensupları tam bunların istediği gibi konuşan, onların nabzına göre şerbet veren kimselerdir. Ayrıca son yıllarda yapılan şu tür propagandalar da Hıristiyanlığı özendirdi: “Hıristiyanlık da bir dindir, onlar da Cennete gidecek. Bunun için bunları düşman bilmemek gerekir. Geçmişteki olanları bir tarafa atıp, bunlarla dost, kardeş olmalıyız
Böyle bir inancın Müslümanı dinden çıkartacağını bilmeyen enteller, “ Madem ki, onlar da Cennete girecek, ha Müslüman olmuşsun ha Hıristiyan ne farkeder” düşüncesine kapıldılar. Hıristiyanlığın belli başlı bir kuralı da olmadığından, “Haftada bir kiliseye gider ayine katılır” sonra da her istediğimi yaparım. İçki de içer, zina da yapar, istediğim gibi yaşarım” anlayışı Hıristiyanlığı cazip hale getirdi.

Aslında, İslam tarihi boyunca, dinini bilen şuurlu bir müslümanın din değiştirip Hıristiyan olduğu görülmemiştir. Bütün baskılara, her türlü maddi vaadlere rağmen bunun mümkün olmadı. Fakat son yıllarda, sağlam bir din eğitimi almayan bunun için de dininden haberi olmayan, dinini yaşamayan, sadece ismi Müslüman bir halk meydana geldi. Bu tarikatlara girenler, aslında müslüman iken Hıristiyan olmuş değillerdir. Zaten Müslüman değillerdi. Çünkü “Dinini bilmeyenin dini olmaz.

Bugün Müslümanlar belkide tarihlerinin en zor günlerini yaşıyorlar. Eskiden de, maddi manevi saldırılara hedef oluyorlardı. Fakat İslam devletleri maddi saldırılara, yetişmiş âlimler manevi saldırılara karşı koyup zararsız hale getiriyorlardı. Bugün Müslümanlar bu iki güçten de mahrumlar. Üstelik Batı alemi eskiye mukayeseyle tartışılmaz bir siyasi ve maddi güce sahip. Bunun için ferdi savunmaya ağırlık verip, dinimizi en iyi, en doğru şekilde öğrenip, çoluk çocuğumuza öğretip; öğrendiklerimizi de eksiksiz yaşamak zorundayız. Ayakta kalmak için buna mecburuz; hatta mahkumuz!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Zamanın Sahibini Bulma Yolunda …

Posted by Site - Yönetici Mart 21, 2016

Süleyman Efendi,Süleyman Hilmi Silistrevî,Süleyman Hilmi Tunahan,Zamanın Sahibini Bulma Yolunda

Zamanın Sahibini Bulma Yolunda …

Ey iman edenler! Allahtan korkun ve ona yaklaşıp vasıl olmak için vesile arayın…”(Maide 35); “Kim ki zamanın sahibini bilmeden ölürse cahiliyet üzerine ölmüştür” h.ş. ve “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” gibi bir çok nass ve delaleti nass, mürşid-i kamile temessükün elzemliğinden bahsetmektedir. Ayette geçen vesileden muradı Fahreddini Razi Hazretleri tefsirinde, “mürşidi kamil” olarak tefsir etmiştir.

Emr-i ilahi olan bu muazzam devlete müracat etmek akıllı bir müminin ilk yapacağı iştir. Yavuz Sultan Selim in de dediği gibi:
Cihana (dünyaya) sahip olmak kuru bir kavgadan ibaretmiş, bir mürşidi kamile bent olmak(onun müridi olmak onun terbiyesi altında yetişerek nefsini tezkiye etmek ) her şeyden evla imiş.

Bu mukayese ve bent olmak aklın tartıp anlayacağı bir şey değildir. Akıl ne kadar zorlarsa zorlasın müritlik mürşitlik rabıta tasavvuf vs. kavramların özünü tartamaz. Başka bir ifade ile maneviyat aklın bittiği yerde başlar.Bu ifadelerle kalbimizi tenevvür ederek gönlümüzü neş’elendirdikten sonra ibtida-i kelam yapalım;

Yukarıdaki uyarılar hak olunca şer’i emirleri kusursuz bir şekilde yerine getiren her müminin yapmakla yükümlü olduğu husus, zamanın sahibinin emrinde hareket ederek ona mürid olarak nefsini tezkiye etmektir. Fakat hikmet-i ilahidir ki; zamanın sahibi ve mürşidi kamil olan zatları bulmak herkese nasip olmamaktadır.

Hatta bir kimseye nasip olmayınca demir ayakkabı giyerek ve Nuh a.s. kadar yaşayarak bu zatı bulmak için gayret sarfetse bile onu emeline ulaştıramaz. Fakat nasip derken tesadüfen bulunması, ya da şansa bağlı olmak anlamında düşünülmemelidir.

Bu kapıya adım atan her mürid bunu ya akıttığı göz yaşı ırmaklarına ya bir hayır duaya ya ecdadına ya da başka Rıza-i İlahiyi celb eden durumlara borçludur. Madem ki nasip işi, o halde nasibim varsa zaten ulaşırım o zata diye kenarda oturmakta çok yanlış bir harekettir. Zira o uğurda gayret sarf etmek bile ne yüce bir saadettir. Asıl nasipsizlik hiç umursamadan bu zatları arama peşinde olmayan tembel ve cahillerdir.

Her şeyin sahtesi olduğu gibi bu yüce zatları da taklit edip halkı kandıranların olduğu da unutulmamalı ve bu zatların alametlerini çok iyi bilerek hakikisi sahtesinden ayırt edilmelidir. Bu zatlar kimlerdir? Efradını câmî ağyarını mani şekilde nasıl izah edilmelidir?

Zamanın sahibi, aynı zamanda mürşid-i kamillerdir. Malum olduğu gibi Peygamberler hidayeti beşer ile vazifeli olup bu makam kesb ile yani gayretle elde edilen bir makam değildir.Hazreti Allahın tensibi ve takdiri ile ezelden muayyendir.

Hatem-ül Enbiya olan Efendimiz s.a.v’den sonra yüzyıllar geçeceği ve bunun neticesinde de insanların dinden soğuyacakları göz önünde bulundurulduğu zaman, insanları İslamiyet’e tekrar ısındırmak ve zayıflayan dini celili İslamı kıyamete kadar canlı tutacak müceddidler, Peygamber varisleri, zamanın sahipleri, mürşidi kamiller geleceği haber verilmektedir.

Bu makam da kesbi değil vehbidir.Yani bu makamlarda ezelden belirli olup çalışmakla gayretle binlerce kitap yazmakla, gece gündüz ibadet etmekle, zikirle, ulaşılacak makam değildir.Mürşidi kamillerdeki ezelden muayyenlik evsafı, kesbi sonucu velayet yolunda mesafe kat eden evliyaullah ile Mürşid-i kamilleri birbirinden ayırır.Yani mürşidi kamillik ezelden belirli olup kişinin kendi isteği ile ulaşacağı makam değilken evliyalık makamı ise kişinin kendi gayreti ile elde edeceği bir makamdır.

Mesela İmam-ı Gazali hazretleri iman hakikatleri ile ilgili başta olmak üzere yüzlerce mevzuda harika eserleri olmasına rağmen, unutulması mümkün olmayan gönül sultanlarımızın başında olmasına rağmen, bütün ilimleri yutmasına rağmen, tüm bunlar mürşid-i kamil olması için yeterli olmamış ve hiç bir zaman da böyle iddiada bulunmamıştır.Hiç bir zaman ben şu kadar kitap yazdım o halde ben müceddidim dememiştir.

Hatta o müstesna zatları ve müntesiplerini övgü için, velilik ve velayet sırları hakkında “el munkızu mineddalal” isimli eserinde şu izahatı yapmaktadır:
“Zahiri ilimleri bırakıp, çalışma ve gayretimi tasavvuf üzerine verdim.Yakinen anladım ki, hak yolunda olanlar ancak tasavvuf erbabı olan sofilerdir.Onların iç alemleri (kalpleri ), yolları ve ahlakları en güzel şekildedir.

Eğer akıl, ilim ve hikmet sahipleri bir araya toplanıpda sofilerin tarikatini değiştirip ondan daha yüksek ve daha güzel bir yol bulalım diye birleşseler, mümkün değil bulamazlar.” Hatta tasavvufa sonradan da olsa girmesi neticesinde geçmiş hayatı ile ilgili şu itirafları yapmıştır. “Anladım ki hakiki kurtuluş Rasülüllah’ın ruh ceryanına bağlanmaktan ibaretmiş.

Gerisi (binlerce kitap yazmak vs.) hayal ve vehimden ibaret.”Aynı şekilde amelde mezhep İmamımız İmam-ı Azam hazretleri de mezhep kurmak kadar maddi ve ledünni ilme mazhar olmasına rağmen “(tasavvufa girdiğim) son iki senem de olmasaydı helak olmuştum” diyerek mürşid-i kamillik makamının müstesnalığını ifade etmişlerdir.

.Bu zatlar o kadar geniş yetkilere sahiptirler ki hadisi şeriflerde de zikredildiği gibi yağmur onlar sebebi ile yağar, yardım olunanlar onlar sebebi ile yardım olunur hatta yeryüzü onlar sayesinde ayakta durur.Yeryüzünün gerçek çivileridir, harcının demirleridir en yüksek tepeleridir.

Mektubat-ı Rabbanide de buyrulduğu gibi; Onların irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese; rüşd hidayet iman ve marifet onların yoluyla gelir.

Bu mübarek zatlar her devirde mutlaka bulunurlar.Veliliğin en üst derecesindeki bu zatlara kutbul aktab, gavsül azam ve kutbul üla denir.Bunların en büyüğü de kutb-ul aktabtır.İşte bu zat Peygamber efendimizin tam varisidir.Peygamberimizin tam varisive her biri tasavvuf müntesibi olan bu zatlar bölük bölük parça parça değil bir bütün halinde Hz Ebubekr r.a. dan itibaren kopmadan, tasarrufu sona eren diğerine görevini devrederek bir silsile halinde aynı meşrebten ve aynı menbağdan feyizlenerek, aynı doğrultuda aynı metodlarla görevlerini devam ettirmişlerdir.

İşte bu tasarruf sahibi zatlara silsile-i sadat (seyyidler zinciri) denmektedir.Kendi aralarında derece olan bu zatların en alt derecesindeki makamda olan birisiyle bu silsileden olmayan en büyük evliyanın arasında bile mukayese edilemeyecek kadar fark olduğu büyüklerimizden haber verilmektedir.

Bulundukları zaman içerisinde tasarruf sahibi olan bu mürşidi kamiller, silsilei sadatın bu müstesna şahsiyetleri, tam varis olmaları hasebiyle zamanlarının sahibidirler.

Bu tür halis muhlis bir niyetle, zamanın sahibi zata bağlanıyorum niyetiyle başka birisine intisap etse bile bir kişi, zamanının sahibinden feyz alacağını İmam-ı Rabbani hz’leri Mektubatında haber vermektedir.

Yeter ki tasarruf sahibi zat incitilmesin.Beyazid-i Bestami hazretlerinin de söylediği gibi “Hakikat yolu aramakla bulunmaz ama bulanlarda arayanlardır” sözünü de unutmayarak bu aşkından şevkinden hiçbir zaman sapmamalıdır.Ne mutlu tasarruf sahibi zatı bulup o devletten istifade edenlere, müjdeler olsun Peygamberimizin sünnetinden zerre miktarı sapmadan İslamı yaşayabilenlere….

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: