Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

DİNLERARASI DİYALOĞA ALT YAPI OLUŞTURULMASI

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2016

dinler arasi diyalog

DİNLERARASI DİYALOĞA ALT YAPI OLUŞTURULMASI

GÜNCEL DİNİ MESELELER İSTİŞARE TOPLANTISI

Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” projesinin alt yapısını oluşturmak gayesiyle tertiplenen, “Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantıları” na geçmeden önce bir hatıramı anlatayım:
Cağaloğlu’da iken, “Mezhepler” konusunu tartışmak üzere ilahiyat talebesi bir genç ziyaretime gelmişti. Bu konuları konuşurken ikindi vakti geldi. Beraber Sultanahmed Camiine gittik. Şadırvanda abdest alıp, cemaate dahil olduk.

Namazdan sonra, caminin bahçesinde de bu konuları konuşmaya devam ettik. Kendisine dedim ki, “Bak, sen hiçbir mezhebe bağlı olmadığını söylüyorsun fakat, dikkat ettim, abdestini tamamen Hanefi mezhebine göre aldın. Mesela, Maliki mezhebinde başın tamamı mesh edilir, sen Hanefi mezhebinin bildirdiği şekilde dörtte birini mesh ettin. Yine namazda dikkat ettim, imamın arkasında Fatiha okumadın, diğer mezheplerde Fatiha okumak gerekir, Hanefide okunmaz… Bu nasıl iştir, hem Hanefi değilim diyorsun hem de ibadetlerini Hanefiye göre yapıyorsun. Tabiri caiz ise sen, İmam-ı azam hazretlerinin arabasına binip yol alıyorsun fakat bunu inkar ediyorsun. Madem ki mezhepleri kabul etmiyorsun, otur kendine göre bir ibadet şekli koy ortaya. Buna lüzüm yok diyemezsin, çünkü Kur’an-ı kerimde, Hadis-i şeriflerde net olarak bunlar bildirilmemiştir.”
Bu anekdottan sonra, Diyanetin ““Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantıları” yani “Dinde reform” toplantısına gelmek istiyorum. Toplantıda alınan kararlara bakıldığında, mezheplerin tamamen devre dışı bırakıldığı, mezheplerin yok farzedildiği açık şekilde görülüyor. Halbuki, mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür. Şimdi bu toplantıya katılanlara yukarıdaki soruyu sormak istiyorum;
Siz namazınızı nasıl kılıyorsunuz, kendi tespitlerinize göre mi yoksa ana babanızdan öğrendiğiniz Hanefi mezhebine göre mi? Tabii ki bu sorum namaz kılanlar içindir. Pek çoğunun namaz kılmadığını biliyorum.

Alınan kararlar kendi içinde çelişiyor. Bir taraftan, Kur’an- sünnet ölçü alınmıştır, deniliyor, diğer taraftan beşinci maddede “ Doğrudan Kur’an’dan ve hadislerden çözüm üretilmesi de teorik ve pratik açıdan bazı olumsuzluklar taşıyacaktır” ifadesine yer veriliyor.
Kararların, hadislerin ve âyetlerin zorlama yorumlarıyla alındığı belli. Bilhassa, açık âyet-i kerimelere rağmen, kadın-erkek eşitliği; kadının şahidliği, mirasın bölünmesi, kadının özürlü iken ibadet edebileceği gibi hususlar zamana uydurulmaya çalışılmıştır. Açıkca ifade edilmese de bazı ayetlerin bugün geçerliliğini yitirdiği ima edilmektedir.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Son birkaç yıldır, değişik kesimlerden çıkan çatlak seslere resmiyet, meşruiyet kazandırıldı. Mezheplerin yok farzedilmesiyle, dinsizliğe köprü kuruldu. Refom için mücadele edenlere gün doğdu.
Katılımcılardan Yaşar Nuri Öztürk, “Alınan kararlar devrim niteliğindendir” diye memnuniyetlerini bildirdi. Devrim bir şeyi yıkmak, yerine başka bir şey koymak demektir. Bundan da anlaşılıyor ki, 1400 yıldır devam ede gelen, milyonlarca alimin, evliyanın, asıl kaynaktan; Resulullahtan, Eshabı kiramdan alarak bize ulaştırdıkları, İslamiyeti bir tarafa bırakıp, ortaya yeni bir inanış biçimi, “yeni bir din” ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
Aslında bu tür çalışmalar yeni değildir. Bugünkü reformcuların fikir babaları olan, her fırsatta övgülerle göklere çıkardıkları Kursevî, Ş. Mercani, Musa Carullah… gibi kimseler tarafından Türkistan’da da dinde reform hareketi başlatılmıştı. 1917’de Moskova’da yaptıkları toplantıda açıkca,“ Unutmayınız ki, Kur’anın bazı kuralları eskimiştir. Bunları tarihin malı saymak lazım…” denilmişti. ( Rusya’da Birinci Müslümanlar Kongresi Tutanakları- Kültür Bakanlığı yayınları sh.394)
Bizde de, 1928’de ilahiyatçıların öncülüğünde bugünkü gibi bir rapor hazırlanarak, Reform hareketi başlatılmıştı. Müslüman halkın tepkisi ile karşılaştığı için bu hareket tutunamamıştı. Osmanlı ilmi ve terbiyesi ile yetişmiş âlimlerin ve halkın olması sebebi ile reform hareketleri kabul görmedi. Şuna inanıyorum ki, bugün de, halkımız 15 asırlık geçmişi, birikimi bir çırpıda çöpe atıp bu reform hareketine destek vermeyecektir. Reformcular kendileri çalıp kendileri oynayacaktır.

İSTİŞARE TOPLANTISINDA ALINAN KARARLAR

Başta toplantıya katılanlar olmak üzere herkesin, farklı farklı yorumladığı, Diyanetin “Dini Meseleleri İstişare” yani “Dinde reform” toplantısının kısa bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.

1- Mezheplerin, âlimlerin, fıkıh, kelam ve tasavvuf kitaplarının saf dışı edildiği kararlar burada kalmayacak, daha ileri noktalara götürülecektir. Sünnet de saf dışı edilecektir. Nitekim, bir katılımcı toplantıda bu konunun gündeme geldiğini ifade etmiştir. Arkasından Kur’an-ı kerim tartışılacak. Reform devam edecek. Katılımcıların, “ Alınan kararlar yeterli değildir, daha devrimci, radikal kararlar alınmalıydı. Fakat bu bir başlangıçtır, devamı gelecektir.” sözleri bunu doğrulamaktadır.

2- Bildiride, kararların, akademik disiplin içinde, bilgi ve tecrübe birikimi ile diğer ülkelere örneklik edebilecek kimseler tarafından alındığı bildirilmektedir. Halbuki kişinin gerçek manada örnek olabilmesi savunduğu şeyi yaşayıp yaşamaması ile anlaşılır. Yine katılımcıların kendi ifadelerine göre, basına kapalı olan toplantıda, bir kısım katılımcılar, diğer bir kısmı namaz kılmamakla, dini yaşamamakla itham etmişler, namaz kılan kılmayan tartışması yapılmış. Hadis-i şerifte dinin direği olarak bildirilen namazı kılmayan kimselerin din hakkındaki sözleri ne derece sağlıklı olur, ne derece güvenilir?

3- Toplantının gayesi birlik beraberliğin sağlanması, farklı görüşlerin önlenmesi olarak ifade edildi. Fıkıh kitapları, mezhepler bir tarafa bırakıldığına göre, müftüler, din adamları kendilerine sorulan meseleleri cevaplandırırken neyi ölçü alacaklar. Herkes Kur’an-ı kerimden, Hadis-i şeriflerden anladığına göre cevap verirse her kafadan bir ses çıkmayacak mı? Bu durumda birlik beraberlik nasıl sağlanacak?

4- Oturup her meseleyi karara bağlayacağız denirse, o zaman yeni bir mezhep kurulmuş olmuyor mu? Eğer yeni bir mezhep, yeni bir yol tutulacaksa, 14 asırdır devam ede gelen, milyonlarca Müslümanın tabi olduğu aralarında en ufak bir tartışmanın bile olmadığı mezheplerin kaldırılmasının mantığı ne? Bunun kime ne faydası var? Bu durum, dinde kargaşaya, kaosa sebebiyet vermeyecek mi? Maksat bu ise, mezheplerin kaldırılması mantığını anlamak kolay olur. Eğer maksat bu değil ise kararların mantıki bir izahı olması lazım değil mi?

5- Alınan kararlar çok muğlak ve çeşitli yönlere çekilmeye müsaittir. Birçok madde birbiri ile çeliştiği gibi, bazı maddeler kendi içinde de çelişmektedir. Mesela, kadınların hayz dönemlerinde ibadet yapmamaları psikolojik ve fizyolojik sebeplere bağlanmıştır.
Bu hükümden kadının bu hallerinde ibadet yapamayacakları hükmü çıktığı gibi, eğer psikolojik ve fizyolojik yönden bir rahatsızlık duymuyorlarsa ibadet yapabilecekleri; namaz kılıp oruç tutabilecekleri anlaşılır. Bunun hangisi doğrudur?
Nitekim katılımcılardan bazıları, ikinci hükmü doğru kabul ediyor. Kur’an-ı kerim okuyabildiğine göre, namaz da kılabilir, oruç ta tutabilir, diyor. Yine kararda, namaz surelerini öğrenene kadar ayetin manasını okuyabilir deniyor. Aslında bu da yanlış fakat toplantıya katılanlar, bununla da yetinmeyip sınırlamasız her zaman manası okunabilir, diyor. Hani toplantının gayesi birliği sağlamaktı? Bu nasıl birlik?

6- Bir muğlak ifade de kadınların camiye gitme meselesindedir. Camide kadının nasıl, nerede namaz kılacağı, kıyafetinin ne olacağı hususunda niçin açıklık yok? Feminist şov meraklısı mini etekli bir kadın camiye gelip erkeklerin arasında saf tutmakta ısrar ederse, “Ben toplantı kararlarına uyuyorum. Kararlarda, ayrı yerde durur denilmiyor, kıyafet şartı da yok” derse, bundan dolayı camide olay çıksa sorumlusu kim olacak?

7- Namazlar cem edilebilir yani üç vakitte beş namaz kılınabilir deniyor. Mukim iken cem Hanbeli mezhebinde yapılır. Hanefi mezhebinde mükim iken namazlar cem edilmez. Hanefiye göre namaz kıldıracaksın, Hanbeli mezhebine göre cem ettireceksin. Bu nasıl anlayış? Mukim olanın meşakkati varsa, Hanbeli mezhebi taklit edilerek namazını cem edebilir dese mesele kökünden hallolacak. Fakat mezhepsizlik taassubu, mezhep düşmanlığı buna mani oluyor.

8- Peki bundan sonra mütedeyyin Müslümanlar nasıl bir yol takip edecek? 14 asırdır nasıl bir yol takip edildiyse aynı yola devam edecek. Yani, nakle dayalı dört kaynak esas alınarak hazırlanmış fıkıh ve ilmihal kitaplarından dinimizi öğreneceğiz, öğrendiklerimizle amel edeceğiz. Birlik ancak böyle sağlanır. Zaten asırlardır böyle sağlanmadı mı?

BİREBİR ÖRTÜŞEN KARARLAR!

Tarabya otelinde düzenlenen “Güncel Dini Meseleler İştişare Toplantısı” nda alınan kararlara destek veren “Dinde reform” yanlısı Yaşar Nuri Öztürk gibi kimseler neticeden o kadar memnunlar ki, sevinçlerinden bir zil takıp oynamadıkları kaldı.” Dinde yeni dönem” ” On asırdır kapalı olan içtihad kapısı açıldı” “İslamda devrim yapıldı” “Asırlardır bu çapta bir toplantı yapılmamıştı” “ Mezheplerden, âlimlerden kurtulduk” gibi ifadelerle toplantının gerçek gayesi ortaya konuluyordu.
Gerçekten de bu toplantı önemli bir toplantıydı. Reformistler açısından önemlidir çünkü; yıllardır hasretle bekledikleri İslamda reform için kapı resmen aralanmıştı artık. Bizim gibi Ehli sünnet, mütedeyyin Müslümanlar için de önemli çünkü; bu toplantı ile, 14 asırlık geçmişin; bütün mezheplerin, fıkıh, kelam, tasavvuf ilminin ve kitaplarının saf dışı edilerek, dinde reformun yani dini bozma yok etme safhasına resmen geçilmiş oldu.

Bu safhaya nasıl gelindi? Bunun üzerinde durmak istiyorum bugün. Bu sonuç, 150-200 yıllık bir çalışmanın mahsülüdür. Bu çalışmanın başlangıcını psikoloji doktoru sayın Mithat Enç şöyle anlatıyor:
“Osmanlı orduları Viyana’ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korktu. “Hıristiyanlık yok oluyor” diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için asırlarca çareler aradılar. Bunun için herkes seferber olmuştu. Bir gece yarısı, İstanbul’daki İngiliz sefîri şifre yolladı ülkesine… Avrupa’ya müjde vermek için sabahı bekliyememişti .Gece yarısı; “Buldum, buldum..” diye bağırdı. “Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çaresini buldum, “diyerek şifresinde: ” Osmanlı akınlarını durdurmak için, ilk başta Enderûn mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri bozmak sonra yıkmak lazım. Bu da ancak, kaba kuvveti bırakıp İslamın kalesi olan, mezhepleri, âlimleri yıkarak kaleyi içeriden fethetmekle olur. İlk çâre budur!..” diyordu.

İngiliz sefîrinin bu teklîfi çok önemli görülerek, Avrupa’daki şer güçler harıl harıl çalışmaya başladı. Çünkü, asırlardır yaptıkları İslâm dinini yok etme çalışmalarında, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını çok iyi anlamışlardı. İslâm âlimleri, hak mezhepler, fıkıh kitapları olduğu müddetçe, kısmen zarar verebilseler de ciddî bir zarar veremediklerini gördüler. Çünkü, İslâm âlimleri, mezhepler, fıkıh kitapları, İslâmiyeti koruyan sağlam birer kaledir. Bu kale sağlam olduğu müddetçe, İslâmiyete zarar vermeleri mümkün değildir…
Bunun için, 18. asırdan itibaren, hücumlarını bu yöne çevirdiler. Âlimleri, kitapları kötülemek ve müslümanların gözünden düşürmek için ne lazımsa yaptılar.
Mesela bunlardan biri olan İngiliz Casusu Hempher, bakınız hatıralarında bu konuyu nasıl anlatıyor:
Beş bin kişi müslüman kılığında İslam ülkelerine dağılmıştık. Birkaç sene sonra, çalışmalarımdan bir netice alamayınca bir ara ümitsizliğe düştüm. Görevi bırakmak istedim. İsteğimi bakana bildirdim. Müstemlekeler Bakanı bana şunları söyledi:
“ Sen bu işlerin, birkaç senelik çalışma ile neticeleneceğini mi zannediyorsun? Bırak birkaç seneyi, bu ektiğimiz tohumların meyvelerini, ben de sen de göremeyeceğiz, belki de senin, benim torunlarımız bile göremeyecek. Şu darbımesel ne kadar da güzeldir, “Başkasının ektiğini yedim. Öyleyse, ben de başkaları için ekiyorum”. Bu tohumların meyvelerini en az yüz senede, belki de 150-200 senede ancak alabileceğiz. Çünkü işimiz zor. Bugüne kadar İslâmiyeti ayakta tutan, din bilgileri olmuştur. Âlimleri, fıkıh ilmini yok edip, halkı cahil bırakmadıkça, onların dinlerini bozmak mümkün değildir. Bunun için, âlimleri, mezhepleri hissettirmeden kötüleyeceğiz. Bir müddet sonra da, peygamber sözleri (hadis-i şerifler) hakkında, “Uydurmaydı, değildi” diyerek şüpheye düşüreceğiz. Ayetleri istediğimiz gibi yorumlayacağız… Ancak bunlar kabul görmeye başladığı zaman meyveleri toplamaya başlayacağız. Bir kültürü, hele asırların birikimi olan din kültürünü yıkmak, kısa zamanda olacak şey değildir. Sizler, bunu yaptığınız zaman, bütün Hıristiyan âlemini memnun etmiş ve onları oniki asırlık felâketten kurtarmış olacaksınız!” (Bu konuda daha geniş bilgi için, “İngiliz Casusunun itirafları” kitabına müracaat edilebilir.)
Bu toplantı, asırlar önce verilen kararların bir neticesidir. Bu kararları alanlar, bilerek veya bilmeyerek yukarıda bildirdiğim çalışmalara katkıda bulunmuşlardır. Alınan kararların bire bir örtüşmesi de düşündürücüdür. Bütün bu olup bitenler, hedefe iyice yaklaşıldığını göstermektedir. Bundan sonra sıra, “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” ile içi boşaltılacak olan İslamiyetin yerini “Hıristiyanlık” ile doldurmaya geliyor.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: