Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Şubat 2016

Zemzem içerken okunacak dua.

Posted by Site - Yönetici Şubat 29, 2016

Zemzem içerken okunacak dua.,Zemzem,zam zam water,, zem zem suyu içerken okunacak dua.

Zemzem içerken okunacak dua.

Zemzem suyu ikrâm edildiğinde, güzel kokuda olduğu gibi geri çevirmemeli, almalıdır.

Su içtikten sonra Resûlullah’ın yaptığı gibi: “Elhamdü lillâhillezî ce’alehü azben fürâten birahmetihî ve lem yec’alhü milhen ücâcen bizünûbî” düâsını okumalıdır.

Düâda, rahmeti ile suyu tatlı yapıp günahların sebebi ile acı bir tuz hâline getirmeyen Allahü teâlâ’ya hamd olsun denilmektedir.

Zemzem ne niyetle içilirse ona faydası olur. Bunun için, şifa için, sıkıntıdan kurtulmak için, son nefeste iman ile olmek için… Onun için niye çok ihtiyacımız varsa ona niyyet edip içmeli. Birden fazla şeye de niyyet edilebilir.

Zemzem içmeyi bir nimet bilmelidir.Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Zemzem, doyurucu ve hastaya şifa vericidir.
Zemzemi, belalardan korunmak niyeti ile içeni Allah korur.

Abdullah ibni Mübarek hazretleri, (Resulullah “Zemzem, içildiği niyete göre faydalı olur” buyurduğu için, ben de kıyamette susuzluktan kurtulmak için zemzemi içiyorum) derdi.

İbni Abbas hazretleri de, zemzem içerken, (Ya Rabbi, senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü hastalıktan şifa istiyorum) diye duâ ederdi.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İşte Zina Yapanın Mutlaka Yakalanacağı Hastalık…

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2016

zina-yapaniniste-zina-yapanin-mutlaka-yakalanacagi-hastalik-h1477401520-c50ecb-copy

İşte Zina Yapanın Mutlaka Yakalanacağı Hastalık…

Zina yapanın başına 6 şey gelir. Bu hastalıklar o kişide mutlaka görülür.

Bu hastalıklar o kişide mutlaka görülür.

Bunlardan 3’ü dünyada, 3’ü de ahirette gelir…

Dünyada başına gelecekler;

1- Yüzünün nuru gider. Yüzünden nerdeyse anlaşılacak hale gelir. Allah’ın verdiği o güzellik ve nur artık görünmez olur

2- Fakirlik getirir. Geçimini bozar, huzurunu bozar, ömrünün bereketini giderir. Dünyadan nasıl gittiğinin farkında bile omazsın.

3- Allah’ın rahmeti ,şefaati gider. Rabbimiz lanetlediği için ömrü kısalır, yani bereketsiz hale gelir.

Ahirette başına gelecekler;

1- Direk Allah’ın gazabı ile karşılaşır. Kabirden kalkıp mahşer meydanına giderken Allah’ın gazabı ile karşılaşır.

2- Cehennemde de kalmayı gerektirir. Cehennemde büyük azaplara düçar olur . (İbnu’l Cevzi)

3- Kötü bir şekilde hesaba çekilir. Ahiretin o çetin gününde yaptığı bu günahın cezasının hesabı çok çetin sorulur.

Haram ilişkiler meleklerin lanetine sebeptir

Her sabah iki melek:

Kadınlar yüzünden erkeklere, erkekler yüzünden de kadınlara yazık!” diye nida eder. (İbn-i Mace)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

GÖZLERİMİZİ HARAMDAN MUHAFAZA ETMEK

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2016

göz zinası,elmali-m-hamdi-yazir-goz-zinasi copy

GÖZLERİMİZİ HARAMDAN MUHAFAZA ETMEK

Cenâb-ı Hak, peygamberleri ve kitapları vâsıtasıyla insanın bu dünyaya başıboş ve gayesiz gönderilmediğini beyan etmiş, her şeyi en ince teferruâtına varıncaya kadar bir nizama, bir sisteme bağlamıştır. Bu itibarla akl-ı selim sahibi her mü’minin, Allah’ın kendisine bahşettiği bütün nimetleri, Allah’ın razı olacağı şekilde kullanması icab etmektedir.

Rabbimizin bizlere bahşettiği en büyük nimetlerden biri de göz nimetidir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Allahü Teâlâ buyuruyor ki; Kulumu iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, o kuluma gözlerine karşılık olarak cenneti veririm”[1] Başka bir hadis-i şerifte de “Hiçbir kul, dininden dönmesi hariç, gözlerini kaybetmekten daha ağır bir belaya uğramış değildir.”[2 ]buyurulmaktadır.
Böylesine değerli olan bu uzvumuzu ve sair uzuvlarımızı, onları bize ihsan eden Hz. Allâh’ın rızasına uygun olarak kullanmalıyız. Gözlerimizi nasıl kullanacağımızı bize öğreten birçok Âyet-i Kerîme ve Hadîs-i Şerîf vardır. Cenab-ı Hak Nur Suresi’nin otuzuncu Âyet-i Kerimesi’nde “Habibim, Mümin erkeklere söyle gözlerini indirsinler, ırzlarını da muhafaza etsinler. Çünkü bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz ki Hz. Allâh yapmakta olduklarınızdan haberdardır.” Yani “Gerek dışarıda, gerek içeride ve gerek başkalarının evlerine girerken- çıkarken, otururken-kalkarken gözlerini dikmesinler, harama bakmaktan, ayıp bir şey görmekten sakınsınlar.”[3]buyurmaktadır. Bu sebeple, eğer bizim isteğimiz ve kasdımız olmadan münasip olmayan bir manzara karşımıza çıkarsa hemen gözümüzü çevirmeliyiz. Bu, mes’ûliyeti olmayan ve bize sevap kazandıran doğru bir hareket olur. Ancak bu bakışı devam ettirir veya tekrarlarsak işte o zaman günaha dalmış oluruz. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali (r.a.) Efendimiz’e “Bir bakışı diğer bir bakış takip etmesin. Çünkü birinci bakış lehine, ikincisi aleyhine olur.”[4] buyurmuşlardır. Yine, harama bakmanın nasıl bir günah olduğunu “Gözlerin zinası bakmaktır”5 hadis-i şerifi ile ifade etmişlerdir.
Bilhâssa her türlü kötülüğün teşvik edildiği ve rağbet gördüğü bu asırda gönüllerimizi kirletmemek ve manevi hayatımızı mahvetmemek için çok daha fazla dikkat etmemiz icab etmektedir. Üstazım Ebu’l-Faruk Silistrevi Hz.leri bu hususu vaazlarında hep dile getirmiş ve üzerine basa basa şu hadisi şerifi çokca anlatırlardı….. Evinizden çıktığınız zaman unutmayın çok reca ederim. La ilahe illAllahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-Mülkü ve lehü’l-Hamdü… okuyun. Bunu okuyan kimse için bir milyon sevap, bir milyon günahtan af vardır.
Acaba Rasülullah (s.a.v) bunu niye böyle buyurdu diye bütün hadis alimleri dehşete düşmüşler, hayran kalmışlar. Nihâyet şuna kâil olmuşlar: İnsanlar evinden çıktığı zaman çarşı ve pazarda çok fena halleri müşahede edecek ve günaha düçar olacaklar. Şefaat-ı azim olarak, o gün akşama kadar işlediği günahların hepsini, bu duayı okumaları sebebiyle Hz. Allah affedecektir. Bunu ezberleyin, çoluğunuza çocuğunuza öğretiniz efendiler!

Şerife Şevval Kardelen.

Dipnotlar :
1 Sahih-i Buharî, Merdâ 7 2 Tuhfetü’l-Ahvezî, cild 7, sayfa 81
2, Hadis 2788 5 Sahih-i Buharî, İsti’zan 12, Kader 9
3 Hak Dini, Kur’ân Dili, cil
4 El-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, Cild

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

ALLAH-Ü TEÂLA’NIN İSLAM’A HİZMET EDENLERE YARDIMI

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2016

Allah yolunda hizmet edenler, suleyman hilmi tunahan hazretleri,kuran hizmeti afrika,

ALLAH-Ü TEÂLA’NIN İSLAM’A HİZMET EDENLERE YARDIMI

Saff Suresi’nin 14. Ayet-i kerimesi’nde meâlen şöyle buyruluyor: “Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsâ da havarilerine ‘Allah’a giden yolda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?’ diye sorduğunda havariler, ‘Allah’ın yardımcıları biziz’ demişlerdi. Sonra İsrâiloğulları’ndan bir kısmı iman etmiş, diğer bir kısmı da inkârcılık etmişti. Biz inananları düşmanlarına karşı des¬tekledik, böylece üstün geldiler.
Cenab-ı Hak bu ayet-i kerime’de ve daha başka ayet-i kerimelerde mü’minlere “Allah’a yardım edin” şeklinde emir buyurmakta; bazı ayet-i kerimelerde de mü’minler Allah’ın Rasülü’ne yardım hususunda teşvik edilerek, bu fiilin neticesinde kurtuluş vaad edilmektedir. Şüphesiz ki Allah-ü Teala’nın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Bil-akis herkes O’nun yardımına, rahmetine, af ve mağfiretine şiddetle muhtaçtır. Kullarına yardım eden O’dur. O halde “Allah’a yardım etmek” tabirini nasıl anlamamız lazımdır?
Buradaki nükte, tefsir kitaplarımızda şu şekilde ifade edilmiştir: “Dini fiiller cebr ile değil, kulların iradeleriyle yapılması istenen, ihtiyârî fiillerdir. Bu sebeple kulun irade-i cüz’iyyesi olmadan elde edilmek istenen sevap ve semere hâsıl olmaz. O hususta Allah’ın iradesi, kulların niyet ve iradelerine bağlıdır. İşte bu suretle Allah’ın emirlerini ifa etmek için kulların irade-i cüz’iyyelerini sarf ile hizmet etmeleri ‘Allah’a yardım’ tabiri ile ifade edilmiştir.
Yukarıda meâlini verdiğimiz ayet-i kerime şu şekilde tefsir olunuyor: “Onun için Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olunuz, yani bu müjdelere ermek için iradelerinizi Allah yolunda sarf ederek Allah için, O’nun rızasına kavuşmak için, Allah’ın dinine ve Rasülüne yardımcı olunuz. Meryem oğlu İsa’nın Havarilere dediği gibi: “Benim Allah’a doğru, yardımcılarım kimdir?” Yani ben Allah’a doğru giderken Allah’ın nusretine kavuşmak için bana yardım edecek, benimle beraber ona kavuşmak isteyecek yardımcılarım kimlerdir? Buna cevaben Havariler “O Allah yardımcıları biziz” dediler. İşte siz de ey müminler! İsa’nın Havarileri gibi Allah’ın yardımcıları olunuz. Peygamber’in davetini kabul ederek Allah’a tam bir iman ile yardım ediniz.”
Evet, Allah’a ve Rasülü’ne yardım etmek, Din-i Celili İslam’a, İslam’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim’e, o kitabı bize tebliğ edip Sünnet-i Seniyyesi ile tefsir eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yardım etmek, O’nun sünnetine tabi olup, O‘nun yolundan gitmek, bu uğurda hizmet etmek demektir. Burada ferdi ve ictimâi olmak üzere iki cihet vardır. Yani evvela her Müslüman ferdi olarak irade-i cüz’iyyesini Allah’ın rızasına muvafık amellerde kullanmalı, kendisi Din-i İslam’ı yaşamaya çalışmalı, sonra da başkalarının da bu nimete erebilmesi için gayret göstermeli, bu uğurda hizmet edenlere yardımcı olmaya çalışmalıdır. Bu o kadar kıymetli bir vazifedir ki; Mevlamız, Allah’ın dinine, kitabına hizmet ve yardım etmenin kıymet ve değerini “Allah’a yardım” tabiri ile beyan buyurmuştur.
Cenab-ı Hak, bunun neticesinde, yani Allah yolunda hizmet ederek Allah’a yardım’ın neticesinde ne elde edileceğini Hac Suresi’nin 40. Ayet-i Kerimesi’nde meâlen şöyle ifade buyuruyor “…Allah kendisine yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah güçlüdür, galiptir.
Yine Muhammed Suresi’nin 7. Ayet-i Kerimesi’nde: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar” buyuruluyor.
Yani, imandan sonra siz hz.Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve rızasına ermek için size şart kılmış olduğu niyet ve gayretlerinizi sarf etmek suretiyle O’nun dinine hizmet ederseniz,HZ. Allah da size yardım eder; sizi galip ve muzaffer kılar. Ve ayaklarınızı sıkı bastırır, kaydırmaz. Sebat ve metanetle sizi payidar eyler demektir
Görüldüğü üzere HZ. Allah’a yardım, HZ.Allah’ın yardımını celb etmekte, HZ.Allah, dinine ve Rasülüne hizmet edenlere yardımıyla, onları dünya ve ahirette muvaffak kılarak mukabele etmektedir.

Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: “Allah size yardım ederse, artık size galip gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.
Niyet ve iradelerini HZ.Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve dinine hizmet etmek istikametinde kullananların ve bunun neticesinde Allah’ın yardımına mazhar olanların elde edecekleri mükafatlar da beyan olunmuştur.

A’raf Suresi’nin 157. Ayet-i Kerimesinde; “…O peygambere inanıp O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla birlikte gönderilen nûra tabi olanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” buyuruluyor. Bu ayet-i kerimenin tefsirinde şu ifadelere yer verilmiştir: “O nebiyy-i Ümmî’ye iman edenler ve onu düşmanlarına karşı müdafaa ile kuvvetlendirenler, O’na yardımcı olanlar, neşr-i din ve tatbik-i ahkamda hizmet ve yardım etmeyi haslet edinenler ve onunla birlikte indirilmiş bulunan nura tabi olup arkasından gidenler, yani hem onun nübüvvetiyle beraber getirdiği nur-i Kur’ân’a hem de sünnet ve siretine, emir ve nehiylerine cidden itaat edip arkasından gidenler, ancak onlar felah bulanlardır. Dünya ve Ahiret hasenesine kat’iyyen erecek ve azaptan muhakkak surette kurtulacak olanlar, yine onlardır.

Hz.Allah’ın dinine hizmet ederek HZ.Allah’ın yardımına nail olanların, dünyadaki mükafatları ile alakalı olarak da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Ümmetimden bir topluluk Allah’ın emri ile kaim olmaya devam edecekler. O topluluğu terk edip onlara muhalefet edenler, o topluluğa zarar veremezler. O topluluk kıyamete kadar Hz.Allah’ın emri üzere olacaktır.

Ne mutlu böyle bir şerefe mazhar olanlara.

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

KUR’AN-I KERİM OKUMAK BEREKETTİR…

Posted by Site - Yönetici Şubat 26, 2016

Kur’an’ı kerimi okuyunuz,kuran okumak,kuran oku,kuran ogren,hadis,kiyamet,alametleri,learn quran,teacher,

KUR’AN-I KERİM OKUMAK BEREKETTİR…

Kur’an’ı kerimi okuyunuz, zira Kur’an,ı kerim Kıyamet Günü Kur’an ehline şefaatçi olarak gelir.” buyuran Sevgili Peygamberimiz (sav), Kur’an-ı kerim okumanın bir bereket olduğunu; Kur’an-ı kerim okumayı terk etmenin ise zarar ve ziyan vesilesi olduğunu bildirmiştir.

Ebu Umame el–Bahili (ra) Rasulullah (sav)’i şöyle derken işittiğini rivayet etmiştir: ”Kur’an’ı kerimi okuyunuz, zira Kur’an-ı kerim Kıyamet Günü Kur’an ehline şefaatçi olarak gelir. İki çiçek olan Bakara ve Al–i İmran Sureleri’ni de okuyunuz, zira bu ikisi Kıyamet Günü bulut gibi veya saf halinde iki kuş fırkası olarak Ashabını savunmak için gelir. Bakara Suresi’ni okuyunuz, zira bunun elde edilmesi berekettir, terkedilmesi zarardır. O’na sihirbazlar da güç yetiremez.“ (Müslim).

Abdullah b. Amr b. el–As (ra) Rasulullah(sav)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: ”Kur’an-ı kerim Ashabına “Oku yüksel, dünyada düzgünce okuduğun gibi oku, senin makamın en son okuduğun ayete kadardır denilir. “ (Tirmizi, Ebu Davud, İbn–i Mace, İbn–i Hibban).

Peygamberimiz mübarek hadisi seriflerinde söyle buyururlar.
Kur’an-ı kerim Allah’ın bir ziyafetidir.O’nun ziyafetine gücünüz yettiği kadar yönelin.” (hadis-i şerif)
İnsanların ibadette en ileri olanı, Kur’an’ı kerim,i en çok okuyanıdır.” (hadis-i şerif)
Deva’nın hayırlısı Kur’an-ı kerimi okumaktır.” (hadis-i şerif)
Kim Kur’an’ı kerimi irabıyla(TECVİTLİ) okursa kendisine şehid sevabı vardır.” (hadis-i şerif)
Menzillerinizi (evlerinizi, bulunduğunuz mahalleri) namaz kılmak ve Kur’an-I KERİM okumakla nurlandırınız.” (hadis-i şerif)
Halkın en zengini Kur’an-ı Kerim’i yüklenen (ezberlemiş bulunan ) kimselerdir.” (hadis-i şerif)
Kelam’ın ulusu Kur’an-ı kerim’dir.” (hadis-i şerif)
Size şifa kaynağı bulunan iki şey, bal ve Kur’an-ı kerim (e devam etmek lazım)’dır.” (hadis-i şerif)
Kur’an-ı kerim , Allahü Teala’ya göre göklerden ve yerden daha sevimlidir.” (hadis-i şerif)
Kim Allah ve Rasulu’nun kendisini sevmesinden sevinç duyarsa Mushaf’ı okusun” (hadis-i şerif)

Kalbe, kalplere giden yolun harita ve pusulası yerine vahyi almalı, Kur’an’ı kerimi almalı. Satırdaki âyetlerle sadırdakileri, tohumla toprağı, etle tırnağı, anayla evladı, bülbülle gülü buluşturur gibi buluşturmalı. İş budur, eylem budur, yol budur.

Tıpkı şair Akif’in dediği gibi:
Allah’a dayan saye sarıl hikmete râm ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol
Allah’a dayan gâyene tevfikini versin
Kur’an’a sarılmazsan eğer yese düşersin….

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Çocuk ve çocuk yetiştirilmesi üzerine hadis-i Şerifler …….

Posted by Site - Yönetici Şubat 25, 2016

çocuk namaz,Çocuk ve çocuk yetiştirilmesi üzerine hadis-i Şerifler,namazdinislamcocukibadetoruczekathacumre

Çocuk ve çocuk yetiştirilmesi üzerine hadis-i Şerifler …….

“- Kimin çocuğu varsa onunla çocuklaşsın.” (İbn Mahled, Ahbaru’s Sığar)
“- Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.” (Buhari)
“- Siz kıyamet gününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çarılacaksınız. Öyleyse (çocuklarınıza güzel isimler seçin.” (Ebu Davud)
“- Çocuğunuza bırakacağınız ” en güzel miras” onu, hem dünya ve hem de ahiret mutluluğuna eriştirecek bir terbiyedir.” [Tirmizi]
“Allah’tan korkun, ve çocuklarınız arasında adaleti gözetin.” (Buhari)
“- Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”(Buhari)
“- Bir adamın hayır yolunda harcadığı paranın en faziletlisi, aile fertlerine harcadığı paradır.” (Müslim, Riyazüs-Salihin)
“- Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın.” (İbn-i Mace)
“- Kişinin öldükten sonra geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı, kendisine dua eden salih bir evlad,sevabı kendisine ulaşan sadaka-i cariye, kendisinden sonra halkın amel ettiği ilimdir.” (Ebu Davud)
“- Çocuklarınıza “ilk söz” olarak “Lailahe illallah”ı öğretin.”
“- Çocuklarınıza ikramda bulunun ve onların edebini güzelleştirin.” (İbn-i Mace)
“- Kim “üç kız” veya “üç kızkardeş” veya ” iki kız kardeş” veya “iki kız” yetiştirir, te’diplerini (edeplendirilmelerini) eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir.” (Ebu Davud-Tirmizi)
“- Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmezse Allah onu cennete koyar.” (Ebu Davud)
“- Bir erkek üzerinde en çok hakkı bulunan kimse annesidir.” (F.Kadir)
“- Siz iffetli olun ki, hanımlarınız da iffetli olsun. Siz anne-babanıza iyi muamele edin ki evlatlarınız da size iyi muamele yapsınlar.” (F.Kadir)
“- Cennete giden yol behemehal annenin rızasından geçmektedir.” (Nesai)
“- Anne, cennet kapılarının ortasını teşkil etmektedir.” (Deylemi)

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

40 Sene Yatsı Abdestiyle Sabah Namazı

Posted by Site - Yönetici Şubat 24, 2016

İmamı Âzam Hazretleri hakkında, Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır

40 Sene Yatsı Abdestiyle Sabah Namazı

İmam-ı Âzam Hazretleri hakkında, “Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır” denir, doğrudur.

Hazreti İmam, giderken iki kişinin kendisi hakkında “İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur” diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:
Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.

Hazreti İmam’ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:
– Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda “Zilzal” sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:
– Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan Allah’ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.
İçeri girince beni farketti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:
– Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:
– Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:
– Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına kadar bunu kimseye söylemedim.
Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.

İmam-ı Âzam Hazretleri çok da cömertti. Bir gün Şakik-i Belhî HZ. ile giderlerken, karşıdan gelen bir adamın, yolunu değiştirdiğini gördü. Durumu farkeder etmez adama yetişip:
– Beni görünce neden yolunu değiştirdin? diye sorunca adam:
– Yâ imam, size olan borcumu zamanında ödeyemediğim için utandım, diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam-ı Âzam Hazretleri:
– Eğer sen bu kadar sıkıntı içindeysen, şu insanlar şahit olsun ki, ben senden alacağım olan 10.000 dirhem borcumu sana hibe ettim. Bu vesileyle senin utanmana sebep olduğum için de beni bağışla, kusura bakma, dedi.

İşte islam ahlakı ve işte İmam-ı Âzam Hazretleri’nin büyüklüğü. Onu küçümseyenler, buyursunlar aynı büyüklüğü kendileri de göstersinler.

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, İmam-ı Azam | Etiketler: , | Leave a Comment »

Anne Babaya Öf Bile Demeyin!

Posted by Site - Yönetici Şubat 23, 2016

Anne Babaya Öf Bile Demeyin!,ana baba hakki,,ayet , hadis,

Anne Babaya Öf Bile Demeyin!

Cenab-ı Allah(c.c.), Kuran-i Kerim’in birçok ayetlerinde, anaya babaya itaat edilmesini emreder. Çünkü anne ve baba, evladı için bütün zorluklara katlanarak, soğuk sıcak demden çalışır, alın teri akıtır, göz nuru döker. İcabında gece uykularından vazgeçerek yemeyi içmeyi bile terk eder. Yavrusuna bir sineğin konmasına bile tahammül edemeyen anne- babaya nasıl itaat ve hürmet edilmez.

Allah-ü Azimüşşan, imanlı gönüllere rahmet bahşeden Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ana-baba hakkında şöyle buyurur: “Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmeyin, ana ve babaya iyi muamele edin, diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse, onlara “öff” (bile) deme. Onları azarlama. Onlara güzel (ve tatlı) söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını (yerlere kadar) indir ve: Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse, Sen de kendilerini (öylece) esirge, de.”
Başka bir Ayet-i Kerimede ise: “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de ana-baba haklarına çok önem verdiğini, Allah rızasının ve ebedi cennetlerin ana-baba rızasında bulunduğunu belirterek şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün! Deyince, kimin Ya Resulellah! Denildi. Cevaplarında: Ana ve babasından birinin veya her ikisinin ihtiyarlık halini idrak eder de, onlara iyi muamele etmeyip, bu yüzden Cennete giremeyen kimsenin” buyurdular. (Müslim, Tirmizi, Taç C.5 S.4)

Başka bir hadisi Şerifte de:
Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen onu terk et dilersen muhafaza et.” Buyurmuşlardır.

İslam’ın esaslarını kavramış, İslam’ın imani duygularını kalbine nakşetmiş olan mü’minler, Allah(c.c.)’nün ve Peygamber (S.A.V.)’in emirleri gereği ana-babalarına asi olmayıp, tam tersine olgunluk göstererek onlara hürmet etmek zorundadırlar. Çünkü İslam Dini Allah(c.c.)’a kulluktan ve Resulullah(S.A.V.)’e muhabbetten sonra en büyük saygı ve hürmeti ana ve babaya tanımıştır.

Allah(c.c.)’ı ve Peygamber(S.A.V.)’i seven, İslam’ın ilahi imanından nasibini alan, Tevhidin ilahi nurundan feyiz bulan, akli ve ruhi muvazenesi yerinde bulunan hiçbir mü’min, ana ve babasına itaat etmekten ve hürmet göstermekten uzak kalamaz. Hatta buna cesaret bile edemez. Fakat bu cüreti gösteren kişi, hiç unutmamalıdır ki, yarın o da yaşlanacak ve yaptığı bu saygısızlığa karşı onun evlatları da aynı saygısızlığı kendisine gösterecekler ve yukarıdaki Hadis-i Şerifte belirtildiği gibi burnu yerde sürünecektir. Hâşâ Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu sözü boşuna söylememiştir herhalde.

Atasözlerimizde de vardır: “Ne ekersen onu biçersin.” Yani, ihtiyar ana-babasına saygı gösterip iyi muamele eden kişi, Allah(c.c.) ve Resulünün(s.a.v.) hoşnutluğunu kazanacak ve büyük sevap işleyecek, fakat onlara iyi muamelede bulunmayan kişi ise, maazallah cennete giremeyen kimselerden olacaktır.

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Ana - Baba Hakkı, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

KURT DUMANLI HAVAYI SEVER – OYUN İÇİNDE OYUN

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2016

kelimei tevhid,lailaheillallah muhammedenrasulullah

KURT DUMANLI HAVAYI SEVER – OYUN İÇİNDE OYUN

Güçlü devletlerin, kendi inançlarını yaymanın bir yolu da, o milletin içinde fitne, anarşi çıkarmak; insanlar birbirleri ile uğraşırken, kendi düşüncesini, kültürünü yaymaktır. Batılı devletler, kendi “Hıristiyanlık” inançlarını yaymak için Osmanlının son zamanları bu yol çok defa denendi. Bunlardan biri de, “Otuzbir Mart Vak’ası” dır.
Gazeteci yazar Ahmet Altan’ın ortaya attığı, “Otuzbir Mart Vak’ası” nın perde arkası, günlerdir gazetelerde, TV’lerde tartışılıyor. Yılların gazetecisi sayın Altan, bugüne kadar bu olay, “Dincilerin ayaklanması” olarak öğretildiği için, toplum olarak “aldatıldığımızı” söylüyor.
Bu olayı ve Osmanlının son devrindeki diğer olayları, hatta zamanımızdaki siyasi olayları tam anlayabilmek için “İttihat ve Terakki” hareketini bilmek gerekir. Bu bilinmedikçe, olayları doğru olarak yorumlamak, anlamak mümkün değildir. Bunun için önce, kısaca İttihat ve Terakki’yi tanıtmak, yarın da Otuzbir Mart olayına değinmek istiyorum.
Osmanlı Devleti, “Hasta Adam” durumuna düşünce, Batılı devletlerin iştahı kabardı. Devleti içeriden yıkarak kendilerine daha çok pay sağlayacak gizli cemiyetler kurdular ve bunlara gizli destek verdiler. İşte bunlardan biri de, 21 Mayıs 1889’da gizli kurulan, İttihâd-ı Osmânî cemiyetidir. Daha sonra İttihat ve Terakki adını aldı. İtalyan Karbonari mason teşkîlâtını örnek alarak kurulan bu gizli cemiyet, hücreler hâlinde teşkilâtlandı. Cemiyet üyeleri, Pâris’te bulunan Jön Türklerle irtibatlı çalışıyorlardı.
Nihai hedef olarak Osmanlı Devletini yok etme gayesini güden, ihtilâlci bir kimliğe sâhip olan ve kurucularının ekseriyetinin mason olması ile dikkat çeken bu cemiyet, ülke içinde veya dışında aynı gaye ile kurulan cemiyetleri kendine çekerek kaynaştırmayı başardı. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da basın kendilerine büyük destek verdi. Zaten İttihatçıları iktidar yapan da basındı.
İttihat ve Terakki, görevi gereği, Devletin başına büyük gâileler açtı. Bir oldu- bittiye getirilerek Osmanlı Devletini, Birinci Dünyâ Harbine soktu. Pek çok vatan toprağı elden gitti; yüz binlerce Müslüman-Türk evlâdı şehid düştü.
İktidarda kaldıkları on senede, üç kıtaya yayılmış altı yüz senelik koca bir imparatorluğu, korkunç bir ihtiras ve cehâlet ile târihin derinliklerine gömen İttihat ve Terakki’dir. En az iki milyon kişiyi cephelerde kar ve tipi altında veya kavurucu çöller ortasında çıplak, aç, susuz bırakarak şehid olmalarına sebeb olan İttihat ve Terakkinin ileri gelenleridir. Birkaç milyon kilometre kare olarak devraldıkları bir memleketi, birkaç yüz bin kilometre kareye kadar küçülttüler.
Bu küçük toprak parçasını da düşman çizmelerinin altında bırakarak kaçtılar. İlk olarak Enver, Talat ve Cemâl paşalar ile doktor Bahaaddîn Şâkir, doktor Nâzım, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesini imzâ ettikten bir gün sonra gece yarısı koca Osmanlı Devletini yıktıktan sonra, hıyanetlerine bir yenisini ekleyerek kaçtılar. Enver Paşa Türkistan’da, Talat Paşa Berlin’de, Cemâl Paşa da Tiflis’te, Ermeniler tarafından öldürüldüler.
İttihatçılar, gerçek yüzlerini hep sakladılar. Menfaatleri neyi gerektiriyorsa, öyle göründüler. Türk ve İslâm düşmanlarıyla işbirliği yaptıkları, bünyelerinde bunlara yer verdikleri halde, Müslüman, Türkçü ve milliyetçi bir çizgi takip eder göründüler. Fakat, Türk ve Müslüman düşmanı Yahudi Emanuel Karaso ve Ermeni Hallaçyan gibileri İttihat ve Terakkinin ileri gelen elemanlarındandı.
Cemiyet; kuruluş, teşkilâtlanma ve faaliyet bakımından farklı özellikler taşıyordu. Cemiyetin yöneticilerinin çoğu masondu. Cemiyeti yöneten genel merkez üyesi yedi kişinin kimlikleri, meşrûtiyet îlân edildikten sonra bile açıklanmadı. Üyeler, masonların merâsimlerine benzer usûllerle cemiyete alınırdı. Rehber üyelerce tavsiye edilen ve uygun görülen kişiler, tahlif heyeti (yemîn kurulu) önünde yemin ederlerdi.
Heyet başkanı, önce cemiyetin gayesini, cemiyet üyeliğinin taşıdığı sorumluluğu aday üyeye anlatır, sonra yemini okurdu. Aday üye, hangi dine inanıyorsa kutsal kitabına, hançer ve tabanca üzerine el basarak yemini tekrarlardı.
Cemiyete giren üye, teşkilâtın gayesi uğruna gerektiğinde canını fedâya hazır olduğunu bu yeminle kabul ediyordu. Ayrıca cemiyetin vereceği özel görevleri yerine getirmek için fedâî şûbeleri kurulmuştu. Fedâîler görev sırasında öldükleri takdirde, cemiyet, âilelerine bakmayı taahhüt ediyordu. Cemiyetin amaçlarına aykırı hareket eden, ihanet eden üyeler için merkez heyetleri, mahkeme gibi yargılama yaparlar ve suçluyu ölümle cezâlandırırlardı.
İşte İttihat ve Terakki buydu. Nihayet on yıllık korku ve zulüm devri bitti. Fakat, geride zihniyetleri kaldı. Halk düşmanlığı, bölücülük, partizanlık hastalıkları, İttihatçıların cemiyetimize adapte ettiği alışık olmadığımız kötü örneklerden sâdece birkaçıdır.

OYUN İÇİNDE OYUN

Hıristiyanlığı yaymadan en büyük engel olarak gördükleri Osmanlı Devleti’ni bir an önce yıkmak için, Batılı güçler, özellikle İngilizler oyun içinde oyun oynuyorlardı. İttihat ve Terakki, Dış güçlerin ve basının desteği ile halka zulmediyor, ordu içinde de kendisine karşı olan, milletini, dînini ve vatanını seven subayları, orduda gençleştirme bahânesiyle tasfiye ediyordu. Bu, halkta ve orduda büyük bir huzursuzluğa sebep oldu.
Bu fırsatı değerlendiren dış mihraklar, Derviş Vahdetî ve arkadaşlarına İttihat-ı Muhammedî Cemiyeti’ni kurdurdular. Yayın organı olan Volkan Gazetesi ile de İttihat ve Terakki aleyhinde faaliyet gösterdiler. Bugüne kadar bu faaliyet, hep Sultan İkinci Abdülhamîd Han ile irtibatlandırılmak istenmiş ise de hiçbir ilgisinin olmadığı artık kesin olarak anlaşılmıştır. Sultanın aleyhinde olanlar bile bunu itiraf etmektedirler. Aslında, İttihat ve Terakki’yi de, ona karşı hareketi de çıkartan dış güçlerdir. Onların menfaat çatışmasıdır.

Volkan gazetesinde Derviş Vahdetî, Orduda erleri, İttihatçı subaylara karşı kışkırtarak isyan ettirdi. Yüksek seviyede din adamları ayaklanmada yer almadıkları gibi, bu isyana karşı çıkarak beyanname neşrettiler. Sadece din cahili birkaç yobaz destek verdi. 31 Mart gecesi, erler, isyan ederek subaylarını hapsettiler.
Görüşmelerle isyan yatıştırılmışken, kasıtlı olarak çıkartılan “ Meşrutiyet elden gidiyor “ yaygaraları üzerine, isyanı bastırmak için Selanik’teki Üçüncü Ordu mensubu askerlerin ve Edirne’deki İkinci Ordu’nun katılımıyla “Hareket Ordusu” İstanbul’a hareket etti. Zaten esas maksat da buydu. Bu maksatla aylar öncesinden yol güzergahındaki erzak depoları doldurulmuştu. Bunu çok az kimse biliyordu. Askerlerin büyük bir kısmı gerçek durumdan haberdâr olmayıp, padişahı kurtarmaya geldiklerini zannediyorlardı.
Hareket Ordusu İstanbul’a gelince, önce Yıldız Sarayı muhâsara edilerek Abdülhamîd Han hal edildi.

Otuzbir Mart Vak’asının gizli tertipçilerinden filozof Rızâ Tevfik’in aşağıdaki îtirafı bu olay hakkında Türk târihine ışık tutmaktadır: “1908 İhtilâlinden evvel, bizleri başta İngiliz sefiri olmak üzere Fransız, İtalyan sefirleri de çok teşvik ettiler. Onlardan büyük ölçüde fikri destek ve teşvik gördük. Nihâyet hürriyeti îlân ettik!
Bir gün Talât Paşa’ya dedim ki: “Biz bu ihtilâl için ecnebi sefirlerden hayli teşvik gördük. İşte hürriyeti îlân ettik. Gidelim, bu elçileri ziyâret edelim, teşekkür edelim.”
Evvelâ İngiliz sefâretine gittik. Galatasaray’daki o muhteşem binâyı tam bir ölü sessizliği içinde bulduk. Ben emindim ki sefir de dâhil olmak üzere bütün sefâret erkânı içerdeydi. Fakat bizi karşılayan sefâret kavası, kimi sorduksa “Yok!” dedi. Bir mânâ veremeden döndük.
Oğlum Said, İngiltere’de oturuyordu. Onu ziyârete Londra’ya gitmiştim. Said’e İskoç asilzâdelerinden Lord Nicholson hayli yardım etmişti. Hem bu alâkalarına teşekkür etmek, hem de eski dostluğu bir daha ihyâ eylemek üzere ziyârete gittim. Sohbet sırasında İstanbul sefâretinin bize gösterdiği o soğuk karşılama hatırıma geldi. Lord’a sebebini sordum:
“Dostum Rızâ Tevfik Bey… Biz sizleri teşvik ettik. Büyük bir netice bekliyorduk. İhtilâl olacak; Sultan’la beraber temsil ettiği hilâfet müessesesi de alaşağı edilecekti. Beklediğimiz neticeyi tam alamadık. Zîrâ ihtilâl yaptınız, fakat saltanat ve hilâfet müessesesi de yerinde duruyor.” Lord’a tekrar sordum: “İngiltere devletini, hilâfet müessesesi bu derece şiddetle neden alâkadar ediyor?
“Ha… Dostum Rızâ Tevfik Bey… Biz Mısır’da bilhassa Hindistan’da İslâm kitlelerini idâremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, muvaffak olamadık. Halbuki Sultan, yılda bir defâ bir “selâm-ı şâhâne”, bir de “Hafız Osman Kur’ân-ı kerîmi” gönderiyor, bütün İslâm ümmetini, hudutsuz bir hürmet duygusu içinde, emrinde tutuyor.

İşte biz, ihtilâlden ve sizlerden ihtilâl sonunda, sultanların da, hilâfetin de, yâni bir selâm-ı şâhâne ve bir Hâfız Osman Kur’ân’ıyla kitleleri avucunda tutan kuvvetin de devrilmesini bekledik, aldandık. İşte bu sebeple bir soğuk adem-i kabul gördünüz…”

Kaynak : (Ahmed Kabaklı-Temellerin Duruşması)
Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HAZRETİ İSA ÖLMEDİ; GÖĞE KALDIRILDI!

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2016

201tevekkul,tevhid,iman,kelimei tevhid,Allah,Allah lafzi,

HAZRETİ İSA ÖLMEDİ; GÖĞE KALDIRILDI!

Son yıllarda Hazret-i İsa tartışması hiç gündemden düşmüyor. Aslında sadece bu konu değil, Müslümanların kafasını karıştırmak, 1400 yıllık İslam inancını sarsmak için her gün yeni bir dini konu tartışmaya açılıyor. Maksat belli; Müslümanları geçmişten koparmak sonra da kendilerine göre yeni bir İslam modeli ortaya koymak.

Daha önce günlerce, gazetelerde ve TV’lerde bu konu ile ilgili şunlar tartışıldı: Hazret-i İsa öldü mü, ölmedi mi? Tekrar gelecek mi gelmeyecek mi? Şimdi de gelecekse nasıl gelecek, konusu tartışılıyor.

Bu konularda bugün insanlar üç gruba ayrılmış durumda:

1- Yahudiler gibi İsa aleyhisselamın öldüğüne inananlar. Mısırlı Abduh, Şeltut, Diyanet İşleri eski Başkanı M.Nuri Yılmaz vb kimseler böyle inanıyor.

2- Hazreti İsa’nın ölmediğine ve tekrar geri geleceğine inanan fakat bu geri gelişin, ruh ve beden olarak değil de, şahsı manevi; uzlaşmaya, barışa, diyaloğa dayalı bir hareket, bir akım, bir esinti şeklinde olacağına inananlar. İbni Teymiye, İbni Kayyım vb kimseler böyle inanıyor. Fethullah Gülen de bu konudaki inancını şöyle dile getirmektedir: “Bediüzzaman Hazretleri, genel yorumu itibariyle onu şahsı manevi olarak yorumluyor. ‘Bir şahs-ı manevi olarak gelecek’ diyor. Buna kimsenin itiraz etmeye hakkı yok. Şahs-ı manevi olarak gelecek demek, bir ruh, bir mana gelecek, insanlar üzerinde bir esinti belirecek. İnsanlar anlaşacak, uzlaşacaklar. Ama böyle bir hareketin önünde bu işin bayraktarlığını yapan belki rehberler olacak.” (Zaman, 30.3.2004, Fethullan Gülen’in röportajından)

3- Hazret-i İsa’nın ölmediğine, onun yerine, İsa aleyhisselama hıyanet eden havari Yehuda’nın çarmıha gerildiğine, hazreti İsa’nın kıyamete yakın tekrar ruh ve beden beraber olarak geleceğine, evlenip çocuğu olacağına, Deccal ile savaş yapacağına, 40 yıl hüküm sürüp Medine’de Resulullah efendimizin yanına defnedileceğine inananlar. 1400 yıldan beri Ehli sünnet inancında olan Müslümanlar hep böyle inanmışlardır. İsa aleyhisselam, geldiğinde peygamberliği uhdesinde kalarak son din olan İslamiyeti yayacak. Resulullahın ümmeti olacak. Bütün peygamberler peygamberimizin ümmeti olmayı arzu etmişlerdi zaten. Cenab-ı Hak da her birinden bu konuda söz almıştı.
Şimdi bunlarla ilgili bugüne kadar yapılan tartışmalara ve gösterilen delillere bir bakalım:
Son devir Ehli sünnet alimlerinden şeyhülislam vekili Muhammed Zahid el-Kevserî, Mısır’da bulunduğu sıralarda, Hz. İsa’nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği meselesine dair “Nazretu’n-Abira” isminde bir kitap yazmıştır. Kevseri, bu konuda Kur’an-ı kerimde bulunan ayeti kerimeleri ele alarak inceledikten sonra, bu ayetlerin Hz. İsa’nın ineceğini çok açık, sarih, kesin bir şekilde ifade eder. Üstad Kevseri konu ile ilgili hadislerin mütevatir derecesine ulaşan hadisler olduğunu belirtir. Mütevatir hadis, her asırda yalan söylemesi mümkün olmayan çok kimselerin bildirdjği hadislerdir. Mütevatir hadislerin akide ve inanç konusunda kesin bir delil olduğu konusunda, alimler arasında tartışmasız kabul edilen müşterek görüşü hatırlatır. Akide ve inanç konusunda mütevatir hadisler de Kuran ayetleri gibi bir kaynak oluşturur. Bu konuda alimler arasında herhangi bir ihtilaf mevcut değildir.
Kevseri, Kuran ve sünnet naslarının yanı sıra, bu hususta eskiden beri Müslüman alimlerin arasında görüş birliği (icma) olduğunu belirtir. İslam alimleri, Hz. İsa Mesih’in kıyametten önce yeryüzüne ineceği ve aynı zamanda zuhur edecek olan kötülük ve şerrin lideri Deccali öldüreceği hususunda birleşmişlerdir.
Bu husus çeşitli muteber sahih hadis kitaplarında yer almış, bunun yanı sıra eski-yeni akaid kitaplarında kıyamet alametleri arasında sayılmıştır. Bu mesele, bu konuda gelen ayet ve hadislerin açık anlamları ve buna dayanan ortak dini kanaat nedeniyle içtihadi bir mesele olarak addedilmemiştir… Tam tersine ümmet içinde herkesin paylaştığı ortak bir dini akide olarak kabul edilmiştir..

Bu konu geçmişte de Ehli sünnet dışı kimseler tarafından zaman zaman dile getirildiği için, İslam alimleri, İsa aleyhisselamın ölmediğine, ruh ve beden beraber olarak tekrar geleceğine dair 20’den fazla kitap yazmışlardır. Bunlardan biri de Hindistan’ın büyük alimlerinden Enver Şah Keşmiri’dir. Keşmiri, Et-Tasrih bima tevatere fi nüzuli Mesih adlı eserinde, İsa aleyhisselamın geleceği konusundaki hadis-i şeriflerin mütevatir olduklarını inkarının küfür olduğunu bildiriyor.Çünkü, mütevatir hadisler âyeti kerimeler gibi kesin bir bilgidir. Bu haberlerin doğru veya yanlış olması hiç kimse tarafından tartışma konusu yapılamaz. Bu nedenle Fıkıh usulü alimleri bunları mutlaka kabul etmenin, gereğiyle amel etmenin zorunlu olduğunu belirtirler. İtikat konularında Kur’an-ı Kerimle birlikte mütevatir hadislerin dini bir delil ve hüccet olduğunu tartışmasız kabul ederler.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: