Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2016

Kur’an Oku Kardeşim

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2016

Kur'an Oku Kardeşim,coran,learn quran,islam,kuran okumak.siir,kuran siiri,serife sevval kardelen ,

Kur’an Oku Kardeşim

Başın darda kalırsa
İşin zorda kalırsa
Aklın kadre kalırsa
Kur’an oku kardeşim

Aldatana kanarsan
Günahına yanarsan
Harabeye dönersen
Kur’an oku kardeşim

Gam bulaşsa başına
Zehir düşe aşına
Halal gelse işine
Kur’an oku kardeşim

Rabbinin adını an
Resulün sözüne kan
Her derde derman Kur’an
Kur’an oku kardeşim

Gafletten gel uyan da
Hak aşkına boyan da
ALLAH nuruna yan da
Kur’an oku kardeşim

Dimağında tat olsun
Çocuğunda ad olsun
Kalbin huzurla dolsun
Kur’an oku kardeşim

Şeytan korku salmasın
İmanını almasın
Sana mani olmasın
Kur’an oku kardeşim

Şu nefsine hesap sor
Belli bir mahalde dur
Duygularına gem vur
Kur’an oku kardeşim

Bir gün sen de ölürsün
Hak ettiğin bulursun
Çok perişan olursun
Kur’an oku kardeşim

Yaratıldın ne diye
Rabbin verdi hediye
Aklını düşün diye
Kur’an oku kardeşim…

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, Şiir | Leave a Comment »

Aziz Üstazım !

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2016

Aziz Üstazım !,sc3bcleymansc3bcleyman-hilmi-tunahan-k-s-imam-i-rabbani-kabrimevlana-ibni-siracuddintebrizisahi-naksibendimami-azamc59femseddin-i-mazhar-c4b1-can-c4b1-canan-hazretlerinin-tc3bcrbe

Aziz Üstazım !

Ey güzeller güzeli, ey gönüller kıblesi,
Aslı, Altın silsile, Peygamberin vârisi.
Sensin mürşid-i kâmil, sensin ilmin hâmisi,
Sensin dertlere devâ, zamanın bir dânesi…

Görmeyip bu ledünni, iyi anlamayanlar,
Bu bulunmaz pınardan içip te kanmayanlar,
Aşkiyle tutuşup da, yanıp kavrulmayanlar,
Ne büyük zarardadır, nasibi olmayanlar!

Bakmamak ne mümkün! nur akan sîmanıza,
Nasipliler kavuşur, hizmete zâtınıza.
Bilsek ki mukâbildir, bizdeki hakkınıza,
Cana minnet bilirdik, hizmeti kapınıza.

Duymakla tenvir oldu, mübârek isminizi,
Kalbimizin dileği, gönlümüzün sevgisi.
Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
Neler kazanmazdık âh! tanıyabilsek sizi.

Doğrusu bu cihanda, başkaca ışık yoktur,
Olsa bile sönüktür, ziyâsız ve donuktur.
Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur,
Bu nâdide sofrada, tefeyyüz eden çoktur.

Bizden sâdır olanlar, sizi senâ edemez,
Boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
Hakîre sükut düşer, asla nağme edemez!
Sizi medh-ü senâya, diller kâfi gelemez.

Bizimki övmek değil; nâfile bir gayrettir,
Belki birkaç söz ile, şems’i tarif etmektir.
Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir,
Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.

Senin ismin Süleyman, nâm-ı diğer Tunahan
Yolun Kur’an yoludur sensin sâhib-i zaman
Senden feyiz almayan binlerce insan pişman
Üstâzım himmet eyle, muhtâcız sana her an…..

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, Şiir | Leave a Comment »

İLMİN NERESİNDEYİZ???

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2016

İLMİN NERESİNDEYİZ,Ya âlim ol, ya da ilim öğrenmenin yolunda bulun veya ilmi dinlemeye râm ol,yâhut da bunları seven ol,

İLMİN NERESİNDEYİZ???

Ya âlim ol, ya da ilim öğrenmenin yolunda bulun veya ilmi dinlemeye râm ol,yâhut da bunları seven ol, (bu konuda) sakin besincisi olma, aksi takdirde helâk olursun.” (Hadis-i Şerif)

HZ. Ali; “Belimi iki kişi kırmıştır.” der ve şunları söyler: şerefinin ayaklar altına alınmasına göz yuman, hayâ perdesi yırtılmış utanmaz alim. Allah’a ibadet-u takatle yaklaşıp kullukta bulunan;ama ilim konusunda çaba göstermeyen câhil.
Her Müslüman’ın Allah’a karşı olan vazifelerinde, hangi ibadeti nasıl yapabileceğine matuf ilmi öğrenmeye çalışması farzdır. Bu ilmin insani Allah’a yaklaştırıcı olması gerekmektedir. Bu itibarla insani Allah’tan uzaklaştıran ilim fayda değil zarar getirir. “Allah’ım fayda getirmeyen ilimden… Sana sığınırım” hadisinden anladığımız da budur.

Kimin ilmi artar da zühdü artmazsa, onun sadece Allah’tan uzaklaşması artmış demektir.” hadisi de bize ilim-takvâ dengesini ikaz etmektedir. Eğer ilim, insani Allah’a ibadetten alıkoyarsa, alıkoyduğu şeyler nafile ibadetler bile olsa o ilim bereket getirmez. Kişinin ilmettigi şeyler kendisini Allah yolundan alıkoyuyorsa bu takdirde ilim adına öğrendiği şeylere de dikkat etmesi gerekmektedir. Zira her öğrenilen şey ilim değil, insanin ayağının kayması için birer vesîle de olabilir. Kişi eğer nelerin ilim olup olmadığını öğrenmek isterse, öğrendiklerinin kendindeki etkilerine bakarak karar verebilir. Tabiî ki bu ifade ettiklerimiz, âlet ve fen ilimleri için uygulanamayabilir.

İmam Malik hazretleri gerçek ilmin kalplerde huzur meydana getirecek bir özelliği olduğunu söyle ifade etmiştir: “İlim, her öğrenilen şeyin başkalarına aktarılması ve bolca rivayet edilmesi değil o; Allah’ın kalblere koyduğu bir nurdur.

Su da unutulmaması gerekir ki; aklin ve ilmin yüce değerini bir koz gibi kullanıp dînî değerleri bunlara feda eden bir anlayış ne kadar yanlışsa, müspet ilimlere uzak durup bunların fayda getirmeyeceğini iddia etmek de o kadar yanlıştır. İlim; insani gerçek değerlerine yükselttiği ve mutluluğa götürdügü ölçüde faydalidir. “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.”Allah’tan hakkıyla alimler korkar…
De ki Ey Habibim: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?“……

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

ŞAKA YAPMAK VE GÜLDÜRMEK

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2016

bu koyde saka yapmak yasak,ŞAKA YAPMAK VE GÜLDÜRMEK

ŞAKA YAPMAK VE GÜLDÜRMEK

Peygamberimiz aşırı derecede şaka yapmayı yasaklamıştır. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Kardeşinle mücadele ve şaka etme.”
Ancak aşırı ve devamlı olmamak şartı ile şaka mübahtır.
Nitekim, Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ben de şaka yaparım. Fakat yalnız doğruyu söylerim.” Hem şaka yapıp, hem doğrudan ayrılmamak ancak peygambere mahsus bir iştir. Zira başka insanlar şaka yaparken gayeleri, dinleyenleri güldürmektir.
Oysa, Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “İnsan yanındakilerini güldürmek için konuştuğu önemsiz bir söz yüzünden süreyya yıldızından daha uzun bir mesafe derinliğinde ateşe atılır.

Hz. Ömer (R.A.) diyor ki: “Çok gülen etkinliğini yitirir. Şaka yapana, şaka yapılır. İnsan devamlı yaptığı şeyle tanınır. Çok konuşan çok düşer. Çok düşen utanmaz. Utanmayan kimse, şüpheli şeylerden aç kaçınır. Şüpheli şeylerden aç kaçınanın da kalbi ölür.” Çok gülüp neşeli olmak ahireti anmamanın belirtisidir. Onun için, Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “Eğer benim bildiklerimi siz bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız.

Adamın biri kardeşine sordu: “Cehenneme uğrayacağını biliyor musun?” Adam cevap verdi: “Evet biliyorum” “Peki cehennemden çıkacağına emin misin?” “Hayır değilim.” “O halde nasıl gülüyorsun?
Bu konuşmadan sonra adamın bir daha gülmediği söylenir.

Vehb b. el-Verd bayram günü gülen halka şöyle seslendi:
Eğer günahlarınız bağışlanmadıysa, durumunuz Allah’tan korkanlara hiç te uygun değildir.

Abdullah b. Ebi ya’la diyor ki: “Nasıl gülüyorsunuz? Belki de kefeniniz dokunmak üzeredir.

Muhammed b. Vasi diyor ki: “Cennet’te duran bir insanın ağlaması ne kadar garip ise, dünyada, nereye gideceğini bilmeden gülen insanın gülmesi de o derecede şaşılacak şeydir.” Bu anlattığımız zararlar kahkahalarla, sık sık gülenler içindir. Yoksa gülümsememek iyi bir şeydir.

Peygamberimiz (S.A.S.) ses çıkarmadan, yani kahkaha atmadan dişleri görülecek şekilde gülerdi.

Huysuz deveye binmiş bir bedevi, Peygamberin (S.A.S.) yanına yaklaşıp bir şey sormak istiyordu. Fakat devesi huysuzlanıp kaçıyordu. Ashab-ı kiram da ona bakıp gülüşüyorlardı. Deve adamı düşürüp öldürdü. Sahabeler durumu Peygambere (S.A.S.) bildirdiklerinde şöyle buyurdu: “Sizin ağzınız onun kanıyla dolu” Bu sözüyle, adama gülmelerinin doğru olmadığını belirtti.

Şaka ağır başlılığı yok eder. “Küçüklerle şaka yapmayın; Sizi eğlenceye alırlar.
Büyüklerle şaka yapmayın; size kızarlar.
Adi kimselerle şaka etmeyin; size hakaret ederler.

Ömer b. Abdulaziz “Allah’tan korkun ve şakadan kaçının. Zira şaka kin tutmağa, kin de kötülüklere sebep olur.”

Arapçada şakanın anlamı “mizah“tır. Hz. Ömer’e sordular: “Şakaya niçin mizah demişler?” Şu cevabı verdi: “İnsanı haktan uzaklaştırdığı için” Denilir ki: “Şaka aklı yok eder, dostluğu da bozar.”

SORU: Resulü Ekrem ve ashabının da şakalaştıkları söyleniyor. O halde şaka nasıl yasak olabilir?

CEVAP: Resulü Ekrem ve ashabı şaka ederken doğrudan ayrılmaz, kimsenin kalbini k ı rmaz ve aşırı gitmezlerdi. Bu şartlar çerçevesinde şaka yapmakta beis yoktur. Resulü Ekrem de yapmıştır diyerek şakacılığı meslek edinmek aşırıya kaçmak gaflettir. Resulü Ekrem yukarıdaki şartlar çerçevesinde şaka yapmıştır. Bu, bütün gün oyunla vaktini geçirenin Peygamberin kısa bir süre Hz. Aişe’ye zencilerin oyunun seyretmesine müsaade ettiğini delil olarak göstermeğe benzer. Bu büyük bir hatadır. Zira ısrarla işlenen küçük günahlar, büyük günahlara döndükleri gibi, mübah olan bazı şeyleri de devamlı yapmak günaha dönüşür.

İbn-i Abbas, kendisine soranlara Peygamberin (S.A.S.) şaka yaptığını söyledi ve şunu anlattı: Resulü Ekrem bir defasında muhterem zevcelerinden birine geniş bir elbise yaptı ve şöyle buyurdu: “Bunu giy, Allah’a hamd et, ve gelin etekliği gibi eteklerini topla.

Enes (R.A.) diyor ki:
Resulü Ekrem zevceleriyle şakalaşır ve onlara gülümserdi.” Bir gün Resulü Ekrem’in yanına yaşlı bir kadın geldi. Resulü Ekrem buyurdu ki: “Yaşlı kadınlar Cennete girmez” Bunun üzerine kadın ağlamaya başladı. Resulü Ekrem: “Sen o gün yaşlı değil, genç olursun” dedi ve gönlünü aldı.

Nitekim Kur’anı Kerim’de de: Yüce Allah buyuruyor ki: “Onları bakire, eşlerine düşkün ve yaşıtları kılmışızdır.” VAKIA SURESİ, Ayet: 35-36

Zeyd b. Eslem diyor ki: “Ümmü Eymen adında bir kadın Resulü Ekreme gelerek “Kocam sizi davet ediyor” dedi. Resulü Ekrem: “Şu gözünde beyazlık olan adam mı?” Kadın: “Hayır Ya Resulallah kocamın gözünde beyazlık yoktur” Peygamber: “Evet, evet onun gözünde ak vardır” buyurdu. Resulü Ekrem’in gayesi gözünün içindeki aklıktı. Şaka yapmakla beraber doğru söylüyordu. Bir kadın “Beni deveye bindirin” dedi. Resulü Ekrem “Seni bir deve yavrusuna bindiririm” buyurdu. Kadın: “Ben deve yavrusunu ne yapayım. Beni taşıyamaz ki” deyince, Peygamber (S.A.S.): “Her deve, bir devenin yavrusudur” buyurdu. Yine şakası bir gerçeğin ifadesiydi.

Hz. Aişe (R.Anha) diyor ki: “Bedir gazası için Resulü Ekrem ile yolculuğa çıktık. Bir gün bana: “Gel seninle yarışalım” dedi. Ben de sıkıca sarıldım. Bir çizgi çizdik. Yarışmaya başladık, yarışmayı Resulü Ekrem kazandı ve “Ya Aişe, bu zülmecazdaki koşunun karşılığıdır” buyurdu. “Zülmecaz Mekke’de bir yerin adıdır.

Hz. Aişe (R.Anha) küçük iken Peygamberle (S.A.S.) orada yarışmış ve onu geçmiştir. Hz. Aişe (R.Anha) diyor ki: “Bir gün Resulü Ekrem ile Sevde (Hz. Muhammed’in zevcesi) yanımdaydılar. Bulamaç pişirdim. Sevde’yi yemeğe davet ettim. “Ben onu sevmem” dedi. “Eğer yemezsen yüzüne sürerim” dedim. “Tadına bilem bakmam” deyince biraz alıp yüzüne sürdüm.
Resulü Ekrem aramızda oturuyordu. Sevde’nin eli bana yetişsin diye dizini indirdi. Sevde de yüzüme sürdü. Resulü Ekrem bize bakıp gülümsüyordu.

Peygamberimiz (S.A.S.) şakayı çoğunlukla kadın ve çocukların gönüllerini almak için yapardı. Yoksa şakayı sevdiği için değil, üstelik şaka yaparken de yine doğruluktan ayrılmazdı. Enesin anlattığına göre Resulü Ekrem torunu Hasana dilini çıkarır, Hasan onu görünce sevinir ve ona doğru koşardı.

Uyeyne b. Bedre “Oğlum doğdu, büyüdü, evlendi. Bir kez olsun yüzünü öpmedim.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.S.) şöyle buyurdu: “Merhamet etmeyen, merhamet görmez.”

Bir gün gözlerinden biri ağrıyan Suheyb (R.A.) hurma yiyordu. Resulü Ekrem: “Gözlerin ağrıdığı halde, hurma mı yiyorsun?” diye şaka etti. Suheyb de: “Ey Allah’ın Resulü, ağrımıyan tarafı ile yiyorum” cevabını verdi. Resulü Ekrem bu sözü duyunca güldü.

Havvat bin Cübeyr, kadınlara düşkündü. Bir gün Mekke yolunda bazı kadınlarla dururken oradan geçmekte olan Peygamber onu gördü. Burada ne yapıyorsun buyurdu. O da “Ya Resulallah, serkeş bir devem var, onu bağlamak için kadınlardan ip istedim,” dedi. Resulullah geçip gitti. Havvat diyor ki: “Bu olaydan sonra nerede beni görseEy Havvat, serkeş deveni ne yaptın? Hala serkeşliği devam ediyor mu?” diye sorardı. Ben de utanırdım. Bir gün mescidde namaz kılıyordum. Resulü Ekrem beni gördü, gelip yanıma oturdu. Ben de namazı uzattım. “Namazı uzatma seni bekliyorum” dedi. Selam verdim. Her zaman sorduğu soruyu sordu. Utandım, ses çı karamadım. Yine bir gün karşılaştım, merkebin sırtına binmiş, her iki mübarek ayaklarını da bir tarafa sallamış gidiyordu. Bana aynı soruyu sordu: “Serkeş deve ne yapıyor?” dedim ki: “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim, Müslüman olduktan sonra deve serkeşlik etmemiştir.” Resulü Ekrem: “Allahu Ekber, Allahu Ekber. Allahım, bizi hidayete kavuştur buyurdu.

ZARAR: EĞLENCE VE ALAYA ALMA

Birisiyle eğlenip onu alaya almak, sıkıntı verdiği takdirde haramdır. Nitekim, Yüce Allah buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin. Olabilir ki, alay edilenler (Allah katında) kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki alay edilen kadınlar öbürlerinden (alay edenlerden Allah katında) daha hayırlıdırlar.” HUCURAT SURESİ, Ayet: 11

Bazısını hiçe saymak, küçük görmek, insanları güldürecek şekilde noksanlıklarına dokunmak, dinimizce yasaklanmıştır.

Bu söylediklerimiz hikaye ve taklit etmek suretiyle yapılabildiği gibi, işaret ve ima ile de olabilir. Alaya alınan kimse o toplulukta bulunursa, yapılanlar gıybet sayılmasa bile yine gıybet anlamını taşır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Başkasını, tevbe ettiği gibi bir günahından dolayı ayıplayan, o günahı işlemeden ölmez.” Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “Başkasıyla alay edip, onlara gülene kıyamet günü Cennetin kapısını açarlar ve onagel gir” derler. Yaklaştığında kapıyı kapatırlar. Sonra başka bir kapı açılır. Adam sıkıntılı ve üzgün olarak bu kapıya gider, o da kapanır. Bu durum o kadar devam eder ki, artık adama “gel” diye seslendikleri halde gidemez bir duruma gelir. Anlar ki kendisiyle alay ediyorlar.”

Komiklik ve maskaralık yapmak, kimseyi rencide etmiyorsa, haram değildir. Zira şakadan sayılır. Ancak başkasını rencide ederse haram olur.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HAYDİ HİZMETE

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2016

HAYDI HIZMETE

HAYDİ HİZMETE

Kavuşmak isteyen büyük himmete
Hakka inananlar haydi hizmete
Kolay bulunmayan böyle nimete
Bismillah diyerek haydi hizmete

******************************
Ter dökelim Ehli sünnet yoluna
Canımız fedadır Hakkın uğruna
Sünni kitapları basıp bağrına
Emri maruf için haydi hizmete

******************************
Öğren düşmanların bütün fendini
Tuzağına düşme koru kendini
İlimle yıkmalı küfrün bendini
İlmi yaymak için haydi hizmete

*******************************
Hani deryaların kaptanı bizdik
Bütün düşmanları sıraya dizdik
Gururlu kralları nasıl da ezdik
Ecdadın torunları haydi hizmete

*******************************
Hep Hak için hakka koşmalı mümin
Hizmet aşkı ile coşmalı mümin
Bütün engelleri aşmalı mümin
Şanlı zafer için haydi hizmete….

*******************************

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, Şiir | Leave a Comment »

Mürşide Tabi Olmak

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2016

28 İslam,minare,muezzin,dini hikayeler,

Mürşide Tabi Olmak

Mürşide tâbi olmak için keramet aranmaz
Nakşibendi Tarikatında Mürşidi Kamil;
Bir mürşide uymak için onun takva ve edebi yeterlidir. Böylesi bir velinin peygamber vârisi sıfatıyla güzel ahlakı yaşaması ve yayması en büyük keramettir.

Bu sıfatları taşıyan bir kimseden olağanüstü harika şeyler, keşifler, kerâmetler beklenmemeli, onun irşadı böyle şeylere bağlanmamalıdır.

Çünkü, Hz. Peygamber’in (s.a.v) mucize göstermesinin şart olduğu gibi, velinin keramet göstererek kendisinin veli olduğunu ispata çalışması şart değildir.

Zira kamil mürşit, yeni bir din getirmiyor ki, kendisinin yetki ve vazifesini ispata ihtiyaç duysun. Kamil mürşidin yaptığı şu:

Hepimizin mükellef olduğu dini, Allah’ın muradına, Rasulünün ahlakına uygun şekilde yaşamak ve yaşatmaktır. O, Allah ve Rasûlü adına konuşur.

Böyle bir insanın sözü ve yaşantısı, istikamet üzere olduktan sonra onun hâlinden şüpheye düşmek; dinde şüpheye düşmek gibi olur. Bu kalbin hastalığından, nefsin zulmetinden ileri gelmektedir. Arifler bunun, büyük bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir.

şu kadarını da ekleyelim:

Velilerde kerametin meydana gelmesi haktır. O, Cenâbı Hakk’ın salih kullarına bir ikramıdır. Övünme değil şükür ister. Hedef değildir. İstemekle elde edilmez, bekleyene verilmez.

Esasen hiç kimseden keramet istenmez. Bütün müminlerden istenen ihlas, istikâmet, edep ve güzel ahlak sahibi olmaktır. Ahirette herkesin amel terazisine kerametleri değil, güzel ve kötü ahlakı, buna bağlı amelleri konulacaktır.

Allahu Teala Hz. Peygamber’e (s.a.v): “Habibim! Sen emrolunduğun şekilde istikâmet sahibi ol.” şeklinde emir vermiş, hemen peşinden de bizler için: “Seninle birlikte tövbe edenler de istikâmet sahibi olsunlar.” emrini eklemiştir.

“Halbuki onlar, ancak HZ.Allah’a, onun dininde ihlas sahibi olarak ibâdet etmeleri için emrolundular.” ayet-i kerimesi, her müminden istenen asıl hedefi ortaya koymaktadır.

Bu istikâmetin hediyesi Yüce Rabbimiz rızasıdır: Çünkü ”Allah’ın kulundan razı olması, en büyük şeydir.”

Büyük veliLERİN belirttiği gibi kerametlerin en büyüğü, kötü ahlâkdan birisini terk edip, onun yerine güzel bir ahlâka sahip olmaktır.

Ariflerin şu sözü ne kadar güzel:
“Kerametten maksat Yüce Allah’ın birliğini ve kudretini iyice anlamaktır. Bir kimse, kâinatta Allah’tan başka yaratan ve yaşatan görmedikten sonra; olağan şeyleri görmesi ile harikulâde şeyleri görmesi arasında hiçbir fark yoktur.”

“Devamlı keramet isteyene ve keramete ermek için kendini amel etmeye zorlayana keramet hiç verilmez. O, ancak kendinde ve amelinde bir şey görmeyen, devamlı Allahu Teala’nın muhabbetiyle meşgul olarak, O’nun rahmetine nazar eden, nefsinden ve amelinden ümidini kesen kimseye verilir.

Güzelce iman edip sünnet-i seniyyeye uymaktan daha büyük bir keramet yoktur. Bunlar kime verilir de o hâla daha başka şeylere gönlünü kaptırırsa, gerçekten bu kimse davasında yalancı, sözlerinde iftiracı, yahut gerçek ilmi elde edememiş hata sahibi biridir.

Böyle bir kimse, sultanın huzurunda bulunma nimetine ulaşmışken, bununla yetinmeyip ahırda hayvanların hizmetine özenen kimse gibidir.”

Kerameti inkar etmek için dini bir delil yoktur. Onu fiilen ispat etmeye çalışmanın da bir anlamı yoktur. Hak olan bir şeyi inkar edenin cezası, ondan mahrum olmaktır.

Bütün akaid kitablarında geçen “keramet haktır” hükmü, hak ölçüler ve edep korunarak ulaşılan keramete aittir. Fasık ve kafirlerde ortaya çıkabilen istidraç türü şeyler, bunun dışında tutulmalıdır.

Cenâbı Hakk’ın ilminde, harikulâde, olağanüstü diye bir olay yoktur. O’nun için bir hücreyi bölmekle, ayı iki parça etmek aynıdır.

Bize gelince; hayatımızda alışıp normal kabul ettiğimiz bütün olaylar ve varlıklar, esasen her şeyleri ile birer harika ve keramet örneğidir.

Her şeyde yokluktan varlığa, ölümden hayata geçiş ispat edilmektedir.

Varlıklar âlemine iman nuru ile bakıldığında, bütün zerreciklerde Cenâbı Hakk’ın isimleri, sıfatları tecelli etmektedir.
Keramet göklerde uçmak, suda yürümek midir? Bunu denizdeki balıklar, gökteki kargalar bile yapıyor. Esas keramet, Ümmeti Muhammed’in hidayetine vesile olmaktır.” “Bizim bu âlemde bir tek işimiz var. O da yavrularımızın kalplerine ALLAH (c.c.) ve Peygamber (s.a.v.) sevgisi ile iman ve İslâm nurunu yerleştirmektir.
Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a hamd olsun.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

BASÖRTÜSÜ KONUSUNDA BİR DEĞERLENDİRME…..

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2016

giphy (1) copy

BASÖRTÜSÜ KONUSUNDA BİR DEĞERLENDİRME…..

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bazı İslam düşmanlarının iftiralarının aksine bu din kadını hor gördüğünden değil; tam aksine onu herkesin istediği şekilde göremeyeceği nadide bir mücevher gibi kabul ettiğinden onu kem gözlerden korumak istediğinden yani ona değer verdiğinden dolayı örtünme emrini getirmiştir. Şu bilinmelidir ki İslam`dan başka hiçbir sistem hangi inançtan olursa olsun sonuçta bütün insanların ulaşmak istediği en değerli yer olan Cennet`i “anneler`in ayağının altında” kabul edecek kadar; “Sizin en iyiniz kadınlarına karşı en iyi olanınızdır.” diyecek kadar ve doğum sırasında ölen kadını “şehid” kabul edecek kadar kadınlara değer vermemiştir.

Başörtüsü ve örtünme emri farz olduğu “müslümanlar” tarafından kesin olarak bilinen bir emirdir; bu konuda hiç bir şüphemiz yoktur ve müslümanlar bu emri severek yerine getirirler. Çünkü onlar Allah`ın(CC) ve Rasulunün emirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar ve “şiddeti her tarafa yayılacak olan büyük bir günün azabından” korkarlar.

Son senelerdeki başörtüsü tartışmaları bazı bilgisiz veya kötü niyetli kişilerin yanlış veya kasıtlı yorumları halkımızdan bazı kesimleri yanıltma ve sanki İslam`da örtünme emri yokmuş gibi bir hava estirme amacı gütmektedir. Birtakım yeni yetme İlahiyatçı veya din adamı görüntüsündeki şahıslar dünyada tek akıllı kendileri kalmış gibi Allah`ın(CC) ve Peygamberi`nin bu kesin emrini ilgili ayet ve hadisleri kendi hevesleri doğrultusunda yorumlayarak yozlaştırmaya çalışmaktadırlar.
Bu kişilere sormak gerekir; örtünme emrini (hâşâ) Peygamberimiz`den başlayarak asırlar boyunca bütün Sahabe herbiri yüzlerce eser vermiş bütün İslam alimleri ve sonra bütün Müslümanlar yanlış anladı da; üç-dört kitap yazmayla profesör olan bu yeni yetmeler mi doğru anlıyor(?) Tabii ki hayır…

Örtünme emrinin amaçları arasında siz değerli hanım kardeşlerimizi kem gözlerden hain bakışlardan korumak ve yabancı erkeklerin dikkatinin üzerlerinize çekilmemesini sağlamak olmasına rağmen bazı kardeşlerimiz bu emri yerine getirmeye çalışırken yaptıkları hatalarla bu amaçların tersinin gerçekleşmesine sebep oluyor ve maalesef örtünüyoruz sandıkları halde örtünmüyorlar…..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Tesettür, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2016

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

İMANSIZLIĞIN VEYA ZAYIF İMANIN BEDELİ

1,5 milyar kişi psikolojik bunalımda.
400 milyon kişi anksiyete (aşırı heyecana bağlı sıkıntı içinde).
340 milyon ruhsal bozukluk.
250 milyon kişilik bozukluğu.
60 milyon geri zekâlı.
45 milyon şizofreni.
40 milyon epilepsi.
22 milyon demans
8 milyon beyin travması hastası.
2 milyar sigara tiryakisi.
700 milyon alkolik.
40 milyon uyuşturucudan dolayı ölüm döşeğinde inim inim inlemektedir.
İnançsızlık ve inanç zayıflığının sebep olduğu bozukluklar sâdece bu kadar felâketle bitmiyor.

Milyarlarca insan cinsel sapıklıkların akılalmaz saplantıları içinde helâk olmuş durumda.

Yine bu sebeple kişiliksiz yığınlar yeryüzünden güven ve itimatı neredeyse kaldırmış durumdalar. Güven ve itimat yokluğu imansızlığın neticesidir.
Karı-koca ilişkileri bu sebepten bozulmuştur.
Ticari ilişkiler bundan dolayı şirazesinden çıkmıştır.
İnsani ilişkilerin dayanılmaz boyutlarda bozulması da bu sebepledir.
Bütün olumsuzlukların kanser gibi toplum bedenini sarmasının ilk sebebi imansızlık ya da iman zafiyetidir.

İmansızlıktan kasıt İslâm dışındaki bütün beşeri ve batıl düşüncelerdir.
İmanın hiç şakası olur mu? Peygamberimiz imanın, nikahın ve yeminin şakası olmaz buyuruyor.
İmanı ciddiye almayan kendisinin ciddiyetsizliğini ortaya koyar.
Türkiye’deki ve dünyadaki buhran imansızlık buhranıdır. İnsanlar ya tam iman ederler ya da ideolojilerin pençesinde kendilerini kemiren yassı bir kurt gibi aşınıp, kaybolup giderler.

İman, fikirlerin en doğrusudur. O, hiçbir zaman değişmeyecek ve değiştirilemeyecektir. İnsana değer kazandıran imandır. İnanan insanlardan daha büyük silâh yoktur. Çanakkale’yi geçilmez yapan imandır.
Allah’ın kullarına verdiği en büyük nimet iman nimetidir. Rızık, sıhhat, hayat ve geçim nimetinden çok daha büyük nimet iman nimetidir. İman, beşer bünyesine yerleşir yerleşmez düşünceye ve hayata bir enginlik getirir. Dünyamızı, amellerimizi, niyetlerimizi, dileklerimizi iman ile yenilersek mânâ ifade eder.

Peygamberimiz Efendimiz:
İman, temenni ile değil, fakat o, kalbte yerleşen ve amelin de onu doğruladığı şeydir,” buyurmuştur.

Ben imamlıyım diyen kişi hem ibâdetiyle hem de ameliyle imanını tasdik etmelidir. Yoksa yalancılığı ortaya çıkar.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin vasıf imândır.
Nisa suresinin 136’ncı ayetinde inanıyorum diyenlere “iman edin” emri veriliyor. Bunun hikmeti şu:
Ciddi bir inanışa erin.
Tam inanın.
Şek ve şüpheden uzak bir imana sahip olun.
İnandıklarınızı tatbik edin, demektir.
İman eden, sulha ve emniyete kavuşan demektir. Çünkü iman, sulh ve şükuna ulaştırır. Korkuları yok eder. Emniyet hissi verir. Elbette bütün bunlar gerçek iman edenler içindir.
Enfal suresinin 2’nci ayetinde gerçek iman edenlerin özelliklerinden bahsedilir:
“Gerçek iman edenler.
Allah, anıldığı zaman yürekleri titrer.
Karşılarında ayetleri okununca imanları kuvvetlenir.
Onlar ancak Rabb’lerine dayanıp güvenirler.”

Bizler dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım İslâmi müesseselerden yoksun bir toplumuz. Bizim yaşadığımız toplumu yönlendiren müesseseler:
TV.
Radyo.
Gazete-dergiler.
Sinema.
Tiyatro,
Video.
Moda.
Yayımlanan programlar İslâm inancını yok etmeye yöneliktir. Bu müesseselerin hiçbiri ehl-i sünneti anlatmıyor. Aksine bu inancı yok etmek gayreti içinde.
Müslümanın inancını yaşaması kurtuluş için tek çâredir. Gerisi, çaresizlik olur.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

HANIMA NASIL DAVRANMALI?

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2016

HANIMA NASIL DAVRANMALI

HANIMA NASIL DAVRANMALI?

İslâm âlimlerinden, “Hasen Fehmî Efendi”,
Âile seâdeti bâbında şöyle derdi:
Güzel huylu” olmalı bir erkek hanımına.
Şefkat ve muhabbetle davranmalı hep ona.
Ev içinde, dâimâ “Güler yüzlü” olmalı.
Ona karşı yumuşak ve nâzik davranmalı.
Önce selâm vermeli, girince eve erkek.
Hatırını sormalı, hem (Nasılsın?) diyerek.
Neş’esiz, üzüntülü görürse onu eğer,
Tesellî eylemeli söyleyip güzel şeyler.
Onu “Çok sevdiğini” bildirmeli kendine.
İştirak etmelidir sevincine, derdine.
Ağır ve zor işleri, meselâ çarşı pazar,
İşlerini, hanıma yaptırmamalı zinhâr.
Kolaylık göstermeli ona ev işlerinde.
Ve yardım etmelidir, çocuk terbiyesinde.
Yemede, giyinmede, imkânı varsa şâyet,
İyisini almaya etmeli sa’y-ü gayret.
Onu, hiç bir sûrette aslâ dövmemelidir.
Dövmek değil, “Sert” bile, hiç söylememelidir.

Resûlullah buyurdu: (Eşini dövse bir zât,
Bilsin ki, dâvâcısı mahşerde benim bizzât.)
Onun huysuzluğuna sabırlı olmalıdır.
Bir günden daha fazla dargın durmamalıdır.
Ahlâkında, huyunda değişiklik görünce,
Kabâhati, kendinde aramalı ilk önce.
Görmezlikten gelmeli, bâzı kusûrlarını.
Gizlemeli herkesten, ayıp ve sırlarını.
Ona, yanında iken ve yanında olmadan,
Hayır duâ” etmeli, kaçmalı “Bedduâ”dan.
Çünkü o, gece gündüz beyi için çalışır.
Ve onun en vefâlı “Hayat arkadaşı”dır.
Onun, kat’î sûrette kırmamalı kalbini.
Zîrâ o, beyi için adamıştır kendini.
Bâzı erkek vardır ki, nâziktir ona buna.
Lâkin “Arslan” kesilir evinde hanımına.
Önemsiz bir şeyleri bahâne eyliyerek,
İncitir hanımını, hakâretler ederek.
Şunu bilmelidir ki, “Kalp kırma”nın günâhı,
Sanki yıkmak gibidir, kazmayla Beytullah’ı.
Hattâ en büyük günah, “Küfür”den sonra gelen,
Mü’mini incitmektir, şu veyâ bu sebepten.
Îmân”dan sonra ise, en kıymetli ibâdet,
Bir mü’minin kalbini sevindirmektir elbet.
Yine bilmelidir ki, hanım “Esir” değildir.
Rabbin bir emâneti, bir “Cennet nîmeti”dir.
Bu yüzden, hanımını üzmemeli bir erkek.
Ve ona güvenmeli, çok muhabbet ederek.
Öyle olmalıdır ki hanımıyla gerçekten,
Bilsin ki: “Beyim beni, çok seviyor herkesten”.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 1 Comment »

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2016

Süt Huyu Değiştirir - Süt Ahlaka Tesir Eder

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, buyurdukları gibi;
Süt, tabiatı (huy ve ahlakı) değiştirir.

Hikaye (Süt Ahlaka Tesir Eder)

Ve bundan dolayıdır ki, Şeyh Ebû Muhammed el-Cüveynî (r.h.) hazretleri, evine girdiğinde oğlu, İmam Ebe’l-Muâlâ’nm annesinden başka bir kadının memelerinden süt emmekte olduğunu gördü.
Sonra oğlunu baş aşağı tuttu ve karnını mestetti ve parmağını çocuğun ağzına koydu…
O süt çocuğun midesinden çıkıncaya kadar bunu yapmaya devam etti. Ve şöyle buyurdu:
Annesinden başkasının sütünü emmekle tabiatının (huy ve ahlakının) bozulması; benim için ölmesinden daha kötüdür!

Sonra imam (r.h.) hazretleri, büyüdüğünde, münazaralarda, kendisine bir tutukluk geldi. Ve derdi:
Bu, o sütün artiklarındandır!‘”

Bundan anlaşıldı ki, “Kim bir kadından süt emerse; hayır ve şer (iyi ve kötü olarak onların) ahlakları kendisine galip olur...”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/220.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: