Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

ÇOCUK BÜYÜTMEK VE TERBİYE ETMEK

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2015

Çocuk terbiyesi

ÇOCUK BÜYÜTMEK VE TERBİYE ETMEK

Çocuk terbiyesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.
Çocuk,anne babanın yanında ilahi bir emanettir. Çocuğun kalbi saf temizdir.
Kendisine verilecek herşeyi almaya hazır ve her türlü işleyişe müsaittir.
Kendisine iyi şeyler söylenir ve iyi şeyler yaptırılırsa, çocuk iyi bir insan olarak yetişir, dünya ve ahirette mesut olur. Çocuğu iyi yetiştiren ana-baba ve öğretmenleri de çocuğun işleyeceği sevaplara ortaktırlar.

Çocuğun terbiyesine bakılmaz kötü işlere itilir ve ihmal edilirse, çocuk daha da kötüleşip felakete sürüklenir. Ana-baba ve öğretmeni onun kötülüklerine de ortaktırlar. Zira, Yüce Allah buyuruyor ki:
Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk – çocuğunuzu cehennem ateş inden koruyunuz.”TAHRİM SURESİ, Ayet : 6

Terbiye, çocuğu dünyada felaketlerden koruduğu gibi, ahirette de ateşten korur. Çocuğu korumak, ona güzel terbiye verip temizlemek, ahlaki faziletler öğretmek kötü arkadaşlardan uzak tutmak, sürekli zevk – sefa içinde bulundurmamak ve onu refah ve dünyalık değerlere düşkün kılmamaktır. Zira eğer dünyevi değerlere ve refaha alışırsa büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrü boyunca peşlerinden koşar ve ebediyyen mahvolur gider. Onun için daha ilk günlerden çocuğun terbiyesine önem vermek gerekir. Süt annesi helal yiyen dindar bir kadın olmalıdır. Zira haramdan meydana gelen bir sütten hayır gelmez.

Altı – yedi yaşlarına gelen çocuk artık kontrol altına alınmalıdır. Bu yaşlarda artık çocukta utanma duygusunun belirtileri başlamalıdır.
Çocuğun utanarak kendini büyüklerden sayıp bazı işlerini terk etmesi, akıl nurunun parlamaya başladığını gösterir. Bu sayede bazı şeylerin çirkin olduğunu farkeder ve onları yapmaktan çekinir. Bu anlayışa sahip olma Yüce Allah’ın bir lütfudur. Aynı zamanda kalbinin temizliğini ve ahlakının itidalini gösterir. Ar sahibidir diyerek utanma duygusuna sahip olan çocuğun terbiyesini ihmal etmemek gerek.

Çocukta meydana gelen ilk duygu yemek hırsıdır. Çocuk önce bu hususta terbiye edilmelidir. Yemeğe besmele ile başlaması, sağ elle ve kendi önünden yemesi, başkalariyle yemek yerken sofraya ilk oturanın o olmaması, başkasından önce yemeğe başlamaması gibi. Çocuğa önüne gelenle yetinmesi, temiz yemek yemesi ve fazla obur olması öğretilmelidir.

Elbise konusunda da beyaz elbise giymeye teşvik edilmeli, fazla süslü ve renkli elbiseler giydirilmemelidir. Erkek ve kadın kıyafetlerinin farklı olduğu söylenmelidir. Çocuk zengin ve şatafatlı elbise giyen kimselerin yanına gönderilmemelidir. Eğer çocuk yetişme çağında ihmal edilirse ahlakı bozulur ve yalancılık, kıskançlık, hırsızlık vs . gibi kötü huylar edinir.

Sonra çocuk okula verilir. Okullarda Kur’an okumayı, İslam büyüklerinin yaşama biçimlerini ve durumlarını öğrenir. Böylece içine iyi insanlara karşı duyması gereken sevgi ve merhamet tohumları ekilmiş olur. Aşk ve macera eserlerinden uzak tutulmalıdır. Zira bunlar çocuğun kalbine fesat tohumları ekerler.

Çocukta güzel ahlak ile ilgili iyi bir hareket görüldüğü zaman takdir edilmeli ve mükafatlandırılmalıdır. Başkaları yanında da iyi hareketlerinden dolayı övülmelidir. Zira bu tür şeyler çocuğu iyiliğe teşvik eder. Çocuğun bazen yaptığı hatalı hareketleri de görmemezlikten gelmek gerekir. Hele çocuk yaptığı kusurunu gizlemeye kalkışırsa bunu tamamen görmemezlikten gelmek icab eder. Aksi takdirde çocuk “Nasılsa bi kusurumu herkes biliyor” diyerek onu devamlı işlemeğe ve giderek huy edinmeğe başlar.
Eğer görmemezlikten gelinen kusurunu tekrar ederse gizlice azarlamalı ve bu kötü hareketin zararları kendisine açıklanmalıdır. Sık sık azar ve tenkit ten de kaçınmak gerekir. Zira bu durum, çocuğun azar ve tenkitleri dinlememesine sebep olur. aynı zamanda verilecek öğütlerin de etkisini azaltır.

Baba çocuğuna karşı ağır davranıp seyrek olarak kınamalıdır ki anne çocuğunu babasıyle korkutup kötülüklerden alıkoyabilsin. Çocuğun yatak, giyecek ve yiyeceğinden lükse kaçmamak gerekir. Zira bunlara alışırsa, vazgeçmesi zor olur.

Çocuğun gizli şeyler yapmasına müsaade edilmemelidir. Zira gizli yaptığı kusurlar onda alışkanlık olur, sonra açığa yapmağa başlar.
Günün belirli saatlerinde beden eğitimi ile ilgili gerekli hareketler yapmalıdır. Aksi takdirde vücudu yeteri gibi gelişmez ve tembel olur.
Eğitim yaparken gücünün kaldıramayacağı ve zararlı olabilecek aşırı hareket lerden kaçınmalıdır.

Ana-babasının varlığıyle, zenginliğiyle, giyim ve okul araçlarının çokluğuyla veya başka meziyetleriyle arkadaşlarına üstünlük taslaması gerektiği öğretmeli, aksine çocuklarla eşit olması, alçak gönüllü davranması, onlara ikramda bulunması icab ettiği söylenmelidir.

Çocuk hoşuna giden herhangi bir şeyi başkasından isteyip almamalıdır.
Hele itibarlı birinin çocuğu ise, buna hiç yaklaşmamalı, üstünlüğün almak
değil vermek olduğu kendisine öğretilmelidir. Fakir çocuğa da başkalarından bir şeyler istemenin, onlara boyun bükmenin kötü bir şey olduğu, bu hareketin insanlara yakışmadığı söylenmelidir.

Sonuç olarak çocukları aşırı derecede paraya tutkun olmaktan uzaklaştırmalı, böyle bir tutkunun çok kötü ve tehlikeli olduğu anlatılmalıdır. Zira paraya tutulma hastalığı, zehirin etkisinden daha kuvvet lidir.

Çocuğa toplantılarda şu hususlara dikkat etmesi gerektiği öğretilmelidir.
a) Sümkürüp tükürmekten sakınmalı,
b) Başkasının yüzüne doğru esnememeli, esnediğinde eliyle ağzını kapamalı,
c) Başkasının önüne geçmemeli,
d) Ayaklarını birbirinin üzerine atma, elini çenesine dayama, başını yere
koyma gibi yakışıksız hareketler yapmamalı.
e) Fazla konuşmamalı, başkasına da söz hakkı tanımalı.
f) ister doğru ister yalan olsun durup dururken yemin etmemeli,
g) Büyüklere yer vermeli, onlara karşı saygılı olmalıdır.
h) Gereksiz sözlerden, başkasına sövüp saymaktan, kötü konuşanlarla oturup kalkmaktan sakınmalıdır. Zira kötülerle düşüp kalkmak, onlar gibi olmak demektir. Aslında çocuk terbiye etmenin en önemli kuralı, onu kötülerle düşüp kalkmaktan uzaklaştırmaktır.

Çocuk öğretmenine karşı gelmemeli, öğretmeninin verdiği cezaya sabretmeli, ağlayıp sızlamamalıdır. Yiğit ve cesur çocuklar böyle olurlar.
Dersten sonra çocuğun bir miktar oyun oynamasına müsaade etmek gerekir. Böylece hem ders yorgunluğunu atmış ve hem de arkadaşlarıyle yürütmesi gereken davranış şeklini öğrenmiş olur. Fakat oyun fazla uzun ve yorucu olmamalıdır. Çocuk tamamen oyundan alıkonur, yalnız derse bağlanırsa anlayışsız. Sıkıntılı ve dertli olur. kendisini tam olarak derse veremediği için de zekası körelir. Hatta bu durumdan kurtulmak için çeşitli hilelere başvurur.

Çocuk altı – yedi yaşlarında temizlik ve namaza alıştırılmalı, durumu uygun olduğu zamanlar alışkanlık kazanması için Ramazan’da bazı günler oruç tutturulmalıdır. (On yaşına gelince farzları yerine getirmesi için zorlanır.)
Yavaş yavaş altın kullanmaktan ve ipek elbiseler giymekten uzaklaştırılmalı, bilmesi gereken dini hükümler kendisine öğretilmelidir.

Hırsızlık yapmak, haram giyinmek, ihanet etmek, yalan söylemek vs . gibi kötü ve çirkin hareketlerin neler olduğu kendisine öğretilmeli, buluğ (erginlik) yaşına gelince bunların neden yasaklanmış olduğunun sebepleri anlatılmalıdır.
Mesela yemek vücudun beslenmes i için bir araçtır. Yemekten asıl gaye Yüce Allah’a kulluk edebilmektir. Dünya aslı olmayan boş bir şeydir. Bir gün ölüm gelecek ve dünya hayatı sona erecektir. Dünya sadece bir duraktır. Asıl ve devamlı bulunulacak yer ahirettir. Ölüm her an insanın kapısını çalabilir. Akıllı insan, dünyada iken ahiretin azığını elde eden ve bu sayede cennetin bol nimetlerine kavuşup Allah katında mevki sahibi olan kimsedir. İşte bütün bunlar çocuğa anlatılmalıdır.

Erginlik yaşına gelen çocuk iyi terbiye edilmişse, bu sözler kendisine etki eder. Oyulan yazının taşta iz bırakması gibi, bu sözler de kalbine yerleşir ve orada iz bırakır. Fakat daha önce iyi terbiye edilmemiş , kötü söz ve kötü işlere alışmış , oyun ve eğlenceden başka bir şey düşünmemiş , istediğini yemiş , istediğini giymiş , har vurup harman savurmuş bir çocuk, duvarın kuru toprak kabul etmemesi gibi, gerçekleri kabul etmez. İlk günden çocukla ilgilenip yaşına göre terbiyesiyle meşgul olmak çok önemlidir. Zira
onun saf ve tertemiz olan kalbi hayrı da şerri de kabul etmeye elverişlidir.
Anne ve babası onu istedikleri gibi iş erler.

Peygamberimiz buyuruyor ki:

Her çocuk (İslam) fıtratı üzerine doğar. Sonra ana-babası onu yahudi, hıristiyan veya ateşperest yaparlar.”

Sehl-i Tüsteri (R.Aleyh) diyor ki:
“Üç yaşındaydım. Dayım Muhammed Bin Suvar gece namazı kılarken onu seyrederdim. Bana “Ey oğul, seni yaratan Yüce Allah’ı anmak istemez misin?” dedi. “Ben: “Nasıl anayım?
Bana şöyle dedi: Gece yatağa girince kalbinle üç defa de ki: “Allah benimledir, daima bana bakıyor, beni görüyor“. Birkaç gece böyle söyledim. Sonra her gece yedi kere söyle dedi. Öyle yaptım. Bir süre sonra kalbimde bunun zevkini tadmaya başladım. Aradan bir yıl geçince: “Sana söylediklerimi ömrün boyunca unutma. Seni mezara koyuncaya kadar devam et . Zira bunlar bu dünyada da ahirette de senin dayanağın olur ve elinden tutarlar” dedi. Birkaç yıl devam ettim. Kalbimdeki tatlılık gittikçe arttı. Bir gün dayım bana: “Yüce Alah kiminle olursa, kime bakar ve kimi görürse o kimse günah işlemez. Sakın günah işleme. Yüce Allah seni görüyor” dedi. Sonra beni okula verdi. O zaman kalbim değişti. “Her gün bir saatten fazla okula göndermeyin” dedim. Kur’an-ı Kerim’i öğrendim.
Daha yedi yaşındaydım. On yaşıma gelince devamlı oruç tutar, arpa ekmeği yerdim. On iki yaşına kadar böyle devam etti. On üç yaşında iken kalbime zor mesele geldi. Beni Basra’ya gönderin bu meseleyi sorayım dedim.
Gittim. Bütün âlimlerden sordum, çözemediler. Abadan şehrinde kıymetli bir zata gittim. Meseleyi sordum. Halletti. Bir süre onun yanında kaldım.
Sonra dönüp Tüster tarafına geldim. Bir akçalık arpa aldım. Orucumu arpa ekmeğiyle açardım. Arpa ekmeğinin yanında başka bir şey yemezdim.
Bir yıl bir akçe ile yetindim. Sonra üç gün üç gece bir şey yemeden oruç tutmağa başladım. Sonra bu sureyi beşgüne, bunu da başarınca yedi güne çıkardım. Bu süreyi artıra artıra öyle bir dereceye geldim ki, yirmi beş gün, yirmi beş gece hiçbir şey yemeden oruç tutmağa başladım. Yirmi yıl böyle devam ettim. Geceleri de sabaha kadar namaz kılarak geçirirdim.

Bu hikayeyi, bütün zor işlerin temelinin çocukluktan atılması gerektiğini belirtmek için anlattık.

Kaynak : Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: