Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Raflar domuz dolu! Bunların hepsini yedik..!

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2015

Raflar domuz dolu! Bunların hepsini yedik..!

Raflar domuz dolu! Bunların hepsini yedik..!

Türkiye’dehiç yemedim diyen, bir büyük domuz götürmüştür. “ Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor. Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda “kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamülleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık.

Peki, bu nasıl oluyor?

Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri…
Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz.

Je­la­tin (E441) çok de­ğer­li bir pro­te­in.. Gı­da sek­tö­rün­de yay­gın şe­kil­de kul­la­nı­lı­yor. Je­lâ­ti­nin tak­ri­ben % 99’u, Müs­lü­man ol­ma­yan ül­ke­ler ta­ra­fın­dan üre­til­mek­te.

Ulus­la­ra­ra­sı ku­ru­luş­lar­ kat­kı mad­de­si­ne bir nu­ma­ra ve­ri­yor. Av­ru­pa Bir­li­ği’nde bu E ko­du ile ya­pı­lı­yor. Biz de de ay­nı kod­la­ma ge­çer­li.

jelatin haram,desmoldar-gelatina-facilmente

JELÂTİN NEDİR?

Jelâtin memelilerin dokularında, hususiyetle kas­ları kemiklere bağlayan yerlerde ve derilerde bulunan kollajenden çıkartılan bir proteindir. Kollajen su ile kaynatıldığında jelâtin olarak bilinen, suda çözülür proteine dönüşür. Soğutulduğunda, çözelti kollajene dönüşmez; fakat jel hâline gelir. Jelâtin başta domuz, sığır ve çok az olarak da balık gibi hayvanların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. Bu madde, güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jel oluşturması, esnek film hâline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi ve kolayca şekil alması gibi hususiyetleri sebebiyle gıda üretiminde pek çok sahada kullanılmaktadır.

Günümüzde jelâtin üretiminde genelde domuz ve helâl tarzda kesilmemiş sığır derisi kullanılmaktadır. Gıda üretiminde kullanılan jelâtinin hammadde kaynağı ise domuz derisidir. Elde edilme safhasında ekstraksiyon öncesi, ön işlemlerin kısa sürede tamamlanması ve oluşan atık suyun asgari seviyede olması, domuz derisinin kullanılmasını cazip kılmaktadır. Ayrıca domuz derisinden jelâtinin elde edilmesi, bir hayli ucuzdur. Yıl­da 380.000 ton ka­dar üre­ti­len je­lâ­ti­nin 150.000 to­na ya­kı­nı Müs­lü­man­lar ta­ra­fın­dan tü­ke­til­mek­te­dir.

Dün­ya pi­ya­sa­la­rın­da ki­log­ram fi­ya­tı tak­ri­ben 4–6 do­lar ol­du­ğu dü­şü­nü­lür­se, Tür­ki­ye je­lâ­tin için 20 mil­yon do­lar ka­dar har­ca­ma yap­mak­ta­dır. Kay­na­ğı se­be­biy­le bü­yük tar­tış­ma­la­ra se­bep olan ve şüp­hey­le yak­la­şı­lan je­la­ti­ni Tür­ki­ye’de 2011’den be­ri iki yer­li fir­ma da üret­me­ye baş­la­dı. Fa­kat ih­ti­ya­cı tam kar­şı­la­ya­mı­yor.

Gı­da üre­ti­ci­le­ri­nin ço­ğu ucuz di­ye ma­hi­ye­ti meç­hul it­hal je­la­ti­ni kul­la­nı­yor. Oy­sa men­şe­inin cid­di bir şe­kil­de araş­tı­rıl­ma­sı ge­re­ken bu kat­kı mad­de­si­nin he­men he­men her alan­da yay­gın bir şekil­de kul­lanıl­ması, inanan in­san­lar için son derece en­dişe vericidir.

JELATİNSİZ ÜRÜN NEREDEYSE YOK..!

Bir nevi protein olması sebebiyle jelâtin üreticileri, jelâtinin günlük hayatın her safhasında kullanılabilmesi için yoğun gayret göstermiştir. Menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir.

Ürünlerde jelleştirme, koyulaştırma, sırlama ve kapsülleme maddesi olarak, jelâtin yaygın bir kullanım sahasına sahiptir: Pek çok pasta ürününde, yoğurtta, dondurmacılıkta, eritilmiş peynir ve kaşar üretiminde, margarinde, salam, sucuk sosis, jambon gibi et ürünlerinde, şekerlemelerde, reçel, marmelat, helva, pekmez ve tahin gibi gıdalarda, fındık ve fıstık ezmelerinde, meyve sularında, sakızlarda, ilâç endüstrisinde, kapsül, film ve tablet yapımında, kan verme ürünlerinde, krem, losyon, şampuan, parfüm gibi cilt ve kozmetik ürünlerinde, hayvan yemlerinde, fotoğrafçılıkta ve karbonlu kağıt yapımında jelâtin kullanılmaktadır.

’İnsan, yediklerine bir baksın.’’ (Abese suresi/24) Dinimizce Haram olan Domuz Soframıza katkı maddesi olarak giriyor .Domuz dan elde Edilen katkı Ürünleri ve Gıdalar Gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor.

DOMUZ YAĞI KATKILI GIDA MADDELERİ ULUSLARARASI (E) KODLARI..

‘” E -100, E -102, E – 103, E -110, E-111, E -120, E • 123, E-124, E -125, E -126, E – 127, E -128, E -140, E-141, E-142, E -152, E -153, E -210, E -213, E- 214, E -226, E -234, E -252, E -270, E -280, E -325, E -326, E •327, E -334, E -335, E -336, E -337, E -420, E -430, E -431, E -432, E -433, E-434 E -436, E-442, E -470, E -471, E -472, E •473, E -474, E -475, E -476, E -477, E -478, E -480, E -481, E -482, E -483, E -488, E -489, E -491, E -492, E -493, E -495, E -542, E -550, E -570, E -572, E -591, E -631, E -632, E -633, E -635 E -904,

Can Boğazdan Çıkıyor! (Gıda Terörü) –

Dr. Ayşe Ebrar “Türkiye’dehiç yemedimdiyen, bir büyük domuz götürmüştür. “ Pediatri profesörü bir hocamın sözüydü bu. Mamüllerinde domuz ürünü kullandığını tespit ettiği pastaneleri, gıda işletmelerini, dava açıp kapattıran da o hocamdı. Dini hassasiyetleri olmadığını söylemesine rağmen, domuz konusunda çoğu müslümandan daha fazla hassasiyet göstermesinin sebebini sormuştuk, anlatmıştı uzun uzun…

Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın bedenine tecavüz ediyor. Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda “kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamulleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık. Peki, bu nasıl oluyor? Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri… Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz.

İnsan yiyip içtikleriyle, büyür, yaşar, inşa olur. Yiyeceklerimizin sıhhati, bizim hem beden hem de ruh sıhhatimizin belirleyicilerindendir. Yaratılanlar içinde, bize helal olanların sayısını bir düşünün. Milyonlarca çeşit helal nimetin yanında, tek domuzun haram kılınmasının sebebini hiç merak ettiniz mi? Pislik içinde yaşadığı için gibi açıklamaları mutlaka duymuşsunuzdur, köyde bulunmuşluğunuz varsa, yediğimiz birçok hayvanın bir şekilde kendi pisliğine bulaşarak yaşadığını bilirsiniz.

Peki, diğer hayvanlar değil de domuz neden haram? Kardeşlerim, domuz genetik olarak insana en yakın hayvandır. Organ nakli tartışmalarında, domuzdan alınan kalp kapakçıklarının insana nakledilebildiğini de duymuşsunuzdur. Bu genetik yakınlık sebebiyle tıp alanında domuzlar üzerinde çok araştırma yapılıyor. İmmun hastalıkların, otoimmun hastalıkların (Multipl Skleroz, Romatoid Artrit, Behçet, Lupus, Sjögren, Ankilozan Spondilit vs.) ve kanserlerin en önemli sebeplerinden biri yiyip içtiğimiz ürünler. Bu tür hastalıklar batı toplumunun hastalıklarıdır. Bizde görülme oranları eskiden çok düşüktü, artık her geçen gün artıyor. Vücudumuz kendinden olmayan, maddelere karşı antikor üretir. Domuz kaynaklı yağlara, proteinlere karşı da üretiyor, ancak genetik yapımızın benzerliği sebebiyle, ürettiğimiz antikorlar domuzla bizim hücrelerimizi karıştırıyor ve kendi bedenimize saldırmaya başlıyor. Sonuç: Otoimmun hastalık. Başka bir mekanizmayla da bu ürünler, genetik yapımızda değişikliklere neden olarak, kanserlere sebep oluyor.

Domuzun etkisi sadece bedene değil, haramlara karşı hassasiyetini kaybetmenin neticesinde ruhumuz da hastalanıyor. “İnsan eliyle yeryüzünde düzen bozuldu” sözünü hatırlayın, biz bu bozgunu önce çocuklarımızın bedeninde, ruhunda yapıyoruz. Bu tür hazır gıdalardan uzaklaşılmadığı sürece, yoğurdumuzu, pastamızı, dondurmamızı kendimiz yapmadığımız sürece de bu bozgun ve tecavüz, kendi rızamızla devam edecek. Bozulmayan yoğurttan, akıcı kıvamda duran, buzlanmayan dondurmadan, İslami usullere göre hazırlanmayan şarküteri ürünlerinden ve böyle örneklerden Allah rızası için uzak durmak takvadandır. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yediğimiz haramlardan ne varsa, emanete ihanet demek…

Çocuklarımız derken, bahsetmek istediğim bir konu da obezite. Hastaneye sürekli kilolarından ötürü koşamayan, hareket edemeyen, rahat nefes alamayan, 10-11 yaşında olmasına rağmen 90 yaşında birinin kalbine, damarlarına sahip, kalp krizi geçiren çocuklar geliyor. Hepimizi kahrediyor bu durum. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olsunlar diye, her biri ‘bir cihan parçası’ olarak yaratılan, bize emanet edilen çocuklarımızı 10 yılda bu hale getiren nedir? ‘Abur cubur’ diye sevimli bir kelimeyle andığımız bu gıdalarda ne var ki, çocuklarımız bu hale düşüyor? Çikolataların çikolata olmadığını biliyor muydunuz? İçeriklerini bir okuyun lütfen, hemen hepsinin kakao oranı %15-20i geçmiyor, kalan %80 lerini ne idüğü belirsiz çerçöp oluşturuyor.

Şekerli vanilin diye bildiğimiz pasta malzemeleri, vanilyalı ürünlerin hemen hepsi, bisküviler, dondurmalar, kremalar hani… Vanilya değil. Bizim vücudumuz doğal olarak morfin benzeri bir madde salgılar, yaşamın devamı için gereklidir bu madde. Vanilin denen madde ise bizim vücudumuzda üretilen bu maddenin reseptörlerine bağlanarak, morfin benzeri etki oluşturuyor. Bir düşünün, her gün yemeden duramadığınız hazır gıdalar var mı? Bırakamadığınız? Bilin ki kalorisi çok yüksek olan o sağlıksız gıdalara siz ve çocuklarınız, uyuşturucu bağımlıları gibi bağımlısınız.

kola-icmeyin

Kola gibi gazlı içecekler, fastfood sektörünün en büyük silahı. Yemeğin yanında gazlı bir içecek içerseniz, gazla dolduğu için mideniz hızlı boşalır, tokluk hissi oluşmaz, doyduğunuzu fark etmezsiniz, ne kadar yediğinizi anlamazsınız. Yanında kolayla sunulan o menülerin içerdiği katkı maddeleri, kullanılan yağlar da fastfood bağımlılığınızı başlatır. Aradan 2-3 saat geçmeden, tekrar acıkır, bir hamburger-kola menüsü daha almak isteği taşırsınız. Sonuçta sizi ve çocuğunuzu bu gıdalara bağımlı yaparlar. Evde bir çorba kaynatacak, köfte yoğurup, pişirecek vakti olmayan kadınlar da sistemin gönüllü anneleri olarak kullanılır.

Çocuklar üzerinden yürütülen bu gıda terörü, sizi ve çocuklarınızı obez yapar. Sonra sistem şişmanlar için kıyafetler hazırlatır, satar. Hemen ardından size “çok şişman” olduğunuzu söyleyip, diyet yapmayı önerir, diyet sektörünü harekete geçirir. Yağsız, tuzsuz, lezzetsiz, sağlıksız diyet ürünlerini fahiş fiyatla evinize sokar. Ne oldukları belirsiz bu ürünlerin çoğu kilo vermenizden ziyade, kişisel olarak azap çekmeniz içindir. Diyet kitaplarını, spor aletlerini, zayıflama haplarını da almanız gerekir. Tabi arada, obeziteden, diyabetten, kanserden ölmezseniz, paranızın son damlasına kadar sizi sömürürler.

Ne olur, evinize bu ürünleri sokmayın, çocuklarınıza yedirmeyin. ev yapımı tariflere başvurun, çocuklarınızı seviyorsanız, onlar için alternatifleri sizler üretin ki başkaları onların canına-ruhuna tecavüz etmesin, sağlıklarına kastetmesin. Marketlerdekilerde gözleri kalmasın istiyorsanız, evinizde kendi ellerinizle yapın. İçinde margarin kullanılmamış, katkı maddesi görmemiş, ev kurabiyesi, bütün bisküvilerden, çikolatalardan sağlıklıdır. GDO lu gıdalardan uzak durun, genetiğiyle oynanmış her ürün bir bozgundur. Her zaman kaçınmak ne ölçüde mümkün olur, bu bizlere bağlı ama unutmayalım “sakınanlar ancak korunanlardır.”

Hastanede kim “kanser” kelimesini duysa korkuyor ama asıl olarak obezite bu çağın en büyük hastalığı. Doktorlar olarak kanserlerin birçoğunu tedavi edebiliyoruz, birçok hastalığın iyileşme imkânı var bugün. Ama obezite karşısında çaresiziz. İrade insana verilmiş en büyük nimet, iradenizi devredışı bırakmalarına izin vermeyin. Bağımlılık ve sarhoşluk yapan her şey sıhhatinize zararlıdır. Bilinçli ve duyarlı bir insan bu oyuna gelmez kardeşim. Peygamberimizin sünnetini hatırlayalım, sahabenin sofralarına bakalım. Doymadan kalkmak, midemizin üçte birinin su, üçte birinin hava, üçte birinin yemek için olduğunu hatırlayalım. Helal dairesi bize yeterlidir. Allah’a emanet olun.

Dr. Ayşe Ebrar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: