Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Kasım 2015

İmâm-ı Birgivî’den Kıyâmet Alâmetleri

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2015

İmâm-ı Birgivî'den Kıyâmet Alâmetleri

İmâm-ı Birgivî’den Kıyâmet Alâmetleri

1- İçki içenler çoğalacak.
2- Büyük ve yüksek binâlar çoğalacak.
3- Çalgı ve oyun âletleri yayılıp çoğalacak.
4- Erkek karısına uyup, anasına ve babasına isyân edecek.
5- Vazifeler ehil olmayanlara verilecek.
6- Zararından kurtulmak için şerli kimselere iltifât ve ikram edilecek.
7- Câhiller başa geçip câhillikleri ile insanlara hükmedecek.
8- Deyyuslar (ırzını kıskanmayanlar) çoğalacak.
9- Aşağı kimseler, meclislerde toplantılarda söz sâhibi olacak.
10- Sonradan gelenler, öncekilere hürmetsiz olacak ve onları câhillikle itham edecek.
11- Emin ve güvenilir kimseler azalıp, filan yerde bir emin adam varmış denilip dürüst insanlar parmakla gösterilir hâle gelecek.
12- Akıllı, zarîf ve değerli dedikleri insanlarda zerre kadar imân olmayacak.
13- Adam öldürme ve fitne çoğalacak.
14- Bid’âtler çoğalıp sünnet terk edilecek.
15- Deccâl vekîlleri çıkıp insanları yoldan çıkaracak.
16- İnsanları birbirine bağlayan sevgi kalmayacak.
17- Gençler fâsık olacak.
18- Doğru söyleyenlere imkân verilmeyip yalancılara fırsat tanınacak.
19- Kadınlar türlü türlü baş bağlayıpi dar elbiseler giyecek.
20- Zinâ ve livâta çoğalacak.
21- Câhillik çok olup ilim az olacak, insanlar âlimleri bırakıp câhillere uyacak.
22- Deccâl çıkacak.
23- Mehdî gelecek.
24- Dâbbetü’l-arz gelecek.
25- Âlimler zâlim ve fâsık, ibâdet edenler câhil olacak.
26- İpek giyen erkekler çoğalacak.
27- Her köşede zâlim ve cebbârlar insanların malını elinden alacak.
28- Günâh olan şeyler yapılıp âdet olacak.
29- Dîne âit şeyler ayıp sayılıp terk olunacak.
30- Mârufla emir, münkerden nehiy terk olunup, günâhla emrolunup, iyilikten nehy olunacak.

Kayak : Fazilet Takvimi – 09.02.2006

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet Alametleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

HASEDİN KÖTÜLÜĞÜ

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2015

Hasetlik,hased eden adam,fesatlik,cekememezlik,iftira,haset.HASEDİN KÖTÜLÜĞÜ

HASEDİN KÖTÜLÜĞÜ

Ey iman sahibi, seni bir tuhaf görüyorum. Komşuna hasetli bir haldesin. Onun yemesini çekemiyorsun. İçmesinden hoşlanmıyorsun. Onun giydiği sana tuhaf geliyor. Evi gözünde büyüyor. Hanımı dahi senin için çekilmez bir dert oluyor. O Mevla (CC) nimeti içinde zengin olmuştur. Onun zenginliğinde bir türlü hoşluk bulamıyorsun. Bu hallerin neden oluyor?

Bilmiş olman gerekir ki, bu halin iman zafiyetinden ileri geliyor. Bu hal seni Allah’ın (CC) rahmet nazarından uzaklaştırır. İlahi gazabı üzerine çeker. Peygamber (SAV) Efendimiz kudsi hadisi ile hasedi şöyle anlatmıştır:
– “Hased eden nimetimin düşmanıdır.”
Ayrıca; Peygamberimiz (SAV) bir Hadis-i Şerifinde buyurdu:
– “Hased, iyilikleri yer. Ateş odunu yaktığı gibi iyilikleri bitirir.”
Zavallı!.. neye hased ediyorsun. Sen mi verdin o nimetleri? Onları sen değil, Allah (CC) verdi… Allah’ın (CC) verdiği nimete nasıl hased edersin. Allah-ü Teala (CC):
– “Onların dünya geçimlerini aralarında dağıttık..” Diye haber vermiştir. İlahi nimetlerle beslenen o adamı hor görme. Ona karşı hased etme. Onun nimeti için de kimse hak iddia edemez. Herkese Allah (CC) nasibince verir, herkes nasibini bulur.
Bu halinle o akılsız bir duruma düşmektesin ki, senden daha akılsız daha cahil, bahil ve cahil görülemez. Acaba o adamdakileri senin mi zannediyorsun. Bu o kadar cahilliktir ki, tarifi imkansız. Eğer sana gelecek bir şey varsa başkasına gidemez.
HAŞA” Allah’a (CC) mı kin tutuyorsun. Halbuki Allah-ü Teala (CC):
– “Emrim değiştirilemez. Ben kullara zulum etmem.” Buyuruyor. Allah (CC) sana zulmetmez. Senin kısmetini başkasına vermez. Bunu böyle bil. Aksini düşünme, cahillik etme.
Allah’ın (CC) verdiği nimete karşı durmak hıyanettir. Kendine zulumdur. Sonra bir nevi yere hased etmektir. Çünki, o hased ettiğin insanın nimeti yerden çıkar. Altın, gümüş yerden gelir. Bunlar miras olarak gelir. Geçmiş ümmetlerden. Ad, Semud, Kisra, Kayser’lerin elinden geldi. Bir zamanlar bu mallar, bu mülkler onlarındı. Asıl onlara hased etmek lazım. Çünkü komşunun malı onların malının milyonda biri olur.
Senin bu hasedine bir misal vardır:
Bir insan koca bir sultanı askeri, mülkü, tacı, tahtı ve bütün saltanatı ile görüyor.Onun çeşitli nimetlerini her an seyrediyor. Buna hased etmiyor. Beri yanda padişahın köpeklerinde birine hizmet eden bir yabancı köpek görüyor. Yabancı köpek ile yerli köpek oturuyor, kalkıyor. Her türlü geçimini onun sayesinde sağlıyor. O zavallı adam bu hale tahammül edemiyor. O yabancı köpeğin ölmesini yerine kendinin geçmesini temenni ediyor.
Bu hal alçaklığın ve hasisliğin en büyüğüdür. Böyle düşünen bir adam için, zühd, inanç diye bir şey olmadığı gibi, ondan daha ahmak, daha bilgisiz kimse de olamaz.

Zavallı, eğer kıyamet gününde o hased ettiğin komşunun başına gelecekleri bir bilsen, hiç hased etmezsin. Eğer, o adam Allah’ın (CC) emrine uymuyorsa, nimetlerin hakkını ödemiyorsa onun başına gelecekleri yalnız Allah (CC) bilir. Allah (CC), nimetleri kendi yoluna sarf edilsin diye verir, aksi halde nimet felaket olur.
Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:
– “Kıyamet gününde bir takım insanlar etlerinin makasla kesilmiş olmasını isterler. Buna sebep, zavallı kimselerin dünyada çektikleri bela yüzünden orada aldıkları sevabı görüp, imrenmeleridir.
O gün, senin zengin komşun bir fakir olmayı ister. Kıyamet günü bir sürü hesabın görülmesi ve münakaşası onu yorar. Güneşin sıcaklığı altında beyni pişer. Böyle günlerce bekler. Oranın bir günü, buraya nisbetle elli bin senedir. İşte o dünyadaki nimet hesabını böyle verir. Halbuki sen, eğer hased etmeden sabırlı durursun.

Dünyada güçlüklere sabredenler orada rahat eder. Sıkıntılara göğüs gerenler, orada mesud olur. Sen de dünyada iken kazaya, kadere iman edip, kaderine razı olduğundan orada en büyük nimete mazhar oldun. Başkasının zenginliğine göz dikmediğin için, orada tam afiyet buldun.
İşte dünyada kendi hastalığını, başkasının iyiliğine, darlığını başkasının genişliğine, düşkünlüğünü başkasının iyiliğine tercih edenler öbür alemde arşın gölgesine sığınırlar..Sana en büyük tavsiye: Belaya sabret, nimetlere şükret ve her işini ulvi gök kubbesini yaradana ısmarla…

Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

YİTİK MAL BULUNURSA NE YAPILIR ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2015

yolda bulunan para ne yapilir, yitik para,cuzdan yitiren adam,para bulan adam,cuzdan yitiren,YİTİK MAL BULUNURSA NE YAPILIR

YİTİK MAL BULUNURSA NE YAPILIR ?

Bazı Hükümler

1. Bulunan bir paranın sahibini bulmak için yapuması gereken ilan müddetinin uç yıl olup olma­dığı şüpheli görüldüğünden bu süre umumiyetle fıkıh âlimleri tarafından bir sene olarak kabul edilmiştir. Buhârî Sarihi İbn Battal: “Fetva imamla­rından hiç birisi hadisin zahirine bakarak buluntu malın üç sene ilan edile­ceğine dâir bir fetva vermemişlerdir,” demiştir.

2. Buluntu malın kendisine ait olduğunu iddia eden bir kimsenin or­taya çıkması halinde, o kimsenin doğru söyleyip söylemediğini anlamaya yarayacak olan çıkının (bohça, kese, cüzdan) ağız bağının ve buluntu ma­lın adedinin belirlenip korunması gerekir. Bulunan para kesesinin içindeki paralar alınarak kabının atılması her zaman için yürürlükte bulunan bir âdet olduğundan, hadisimizde para kesesinin ve ağız bağının korunması özellikle tavsiye edilmiştir.

3. Parayı bulan kimsenin, kendi malına karıştırmayarak kesesiyle ay­rıca muhafaza etmesi gerekir. Çünkü günün birinde sahibiyim diye birisi­nin çıkıp gelmesi ve doğru zannedilerek verilmesi ihtimali bulunduğundan böyle bir yanlışlığa meydan vermemek için bu, tavsiye edilmiştir. Bu tavsi­ye, bulunan bir paranın sahibini tayin ederken doğacak zorlukları önle­mek içindir. Bu nedenle İmam Ebu Hanife ile imam Şafiî “bu para benimdir” demek bir iddiadır. İddiada bulunan kimsenin iddiasını bir bey-yine ile ispatlaması ise, hadîs gereğidir,[1] diyerek beyyinesiz verilmesini caiz görmemişler ve beyyine gösterilmesi halinde teslim edilmesini vâcib görmüşlerdir. Hattâ buluntu malın üç vasfı takrir edilerek verildikten son­ra birisi çıkar da kendisine ait olduğunu isbat ederse, Hanefîlerin ileri gelen imamlarına göre bu malın teslim edildiği kişiden alınıp beyyine sahi­bine verilmesi gerekir, malın verildiği kimse şayet malı telef ettiyse, malı bulunan kimse mal sahibinin isteğine göre malı ya aynen, ya da bedelen ödemeğe mecbur edilir. Bunun için Hanefî ulemasına göre para verilirken kefaletle verilmelidir. Parayı vasıflara dayanarak teslim eden kimse para­nın teslim edildiği kimsenin hakiki sahibi olmadığının anlaşılması üzerine geri isteme hakkı varsa da beyyine karşılığında verdiği parayı hiç bir suret­te geri isteme hakkı yoktur. Eşyanın ya da paranın, sahiplerini tesbit et­mede işe yarayan üç vasfından, önem bakımından ilk sırayı alanlar çıkın ile ağız bağıdır. Paranın mikdarı ikinci derecede gelir.

4. Yitik bir para bulan kimsenin onu alırken, sahibini bulduğu zaman vermek üzere almış olması icab eder. Ona sahip olmak üzere alması ise, gasb hükmündedir. Binaenaleyh bu şekilde almış olduğu yitik bir parayı telef veya kaybettiği takdirde, herhangi bir kusuru olmasa bile ödemesi icab eder.

Yitik parayı bulan kimsenin, bu paraya karşı durumu bir emanetçilik­ten ibarettir. Bu sebeple sahibi bulununcaya kadar onu muhafaza ve usû­lüne göre ilan etmekle mükelleftir. Şayet usûlüne göre ilan ettikten sonra harcamışsa yine de sahibine teslim etmesi gerekir, cumhurun görüşü bu­dur. Delilleri ise, mevzumuzu teşkil eden hadiste geçen “Eğer sahibi gelir­se ona teslim edersin” cümlesidir.

Gâsıb durumuna düşmemesi için onu sahibine vermek üzere aldığına dâir âdil bir kimseyi şahit tutması gerekir.

5. Bulunan bir mal, usûlüne göre bir sene ilân edildikten sonra sahibi çıkmazsa o parayı kendisi için harcayabilir. Ancak bu parayı bulan kimsenin sözü geçen esaslar dâiresinde ondan yararlanabilmesi için fakir olması şartının aranıp aranmaması hususu fıkıh ulemâsı arasında ihtilaflıdır.

İmam Şafiî, “bulan kimse, o paraya sahip ve mâlik olarak istifâde eder” demiştir. Hanefî imamlarına göre ise, fakir olursa, o mala sahip olarak ondan yararlanabilir. Zengin olursa, esas sahibi adına onu sadaka olarak dağıtır. Ancak hükümetin izni ve hâkimin hükmü ile bu mala zen­gin de sahip olabilir. Bu konuda imam Şafiî’nin delili, “Eğer sahibi gelir­se öna ver, gelmezse ondan yararlan“[2] mealindeki Ubeyy b. Ka’b hadi­sidir. İmam Şafiî hazretlerine göre Hz. Übeyy zengin bir sahabî olduğu halde Hz. Peygamber ona, bulduğu parayı bir sene ilan ettikten sonra sahibi çıkmadığı takdirde bu parayı kendi hesabına harcayabileceğini ifâ­de buyurmuştur.

Bu meselede birisi, bulan kimsenin özel veliliği (velâyet-i hâssa), diğe­ri de devletin umumî veliliği (Velâyet-i âmme) olmak üzere buluntu mal üzerinde iki velayet vardır. Hanefîler zenginin tasarrufunu devletin iznine tâbi kılarak yitik bir mal bulan kimsenin bir sene ilân sonunda sahibi çıkmaması halinde o mallardan yararlanmasının devletin iznine bağlı ol­duğunu söylemişlerdir. Çünkü bulunan para aslında bulanın değildir.

İmam Şafiî’nin bu konudaki delili Hz. Ali’den rivayet edilen şu hadis-i şeriftir: “Bir gün bir dinar bulmuştum. Bu para ile Resûl-i Ekrem’e gelip arz ettiğimde, “bunu ilân et“, buyurdu. Bir süre sonra gelip:

Ya Resûlullah! İlan ettim fakat bir bilene ve sahibine tesadüf ede­medim, dedim. Resûl-i Ekrem:

Artık ondan yararlanabilirsin,” buyurdu. Bu, bir dinarı üç dirhe­me rehin verip buğday ve yağ aldım. Bu sırada paranın sahibi çıkageldi. Paranın evsafını tarif etti. Ben de peygamber (s.a.)’e gelip haber verdim. Resûlullah (s.a.):

Bu adam paranın sahibidir. Artık bunu ona ver,” buyurdu. Ben de verdim.[3]

Şafiî ulemasına göre Hz. Peygamber bu parayı Hz.Ali’ye bir sadaka olarak değil, mülk olarak helâl kılmıştır. Çünkü Ehl-i Beyte sadaka almak haram olduğundan, Hz. Peygamberin bu parayı Hz. Ali’ye sadaka olarak verdiği düşünülemez.

Her ne kadar adı geçen âlimler bu mevzuda bu hadise dayanmışlarsa da aslında bu hadisin senedinde bulunan Şüreyk, Atâ b. Yesâr’dan hadis rivayet etmemiştir. Dolayısıyla bu hadis munkati’dir ve delil olma niteli­ğinden mahrumdur. Adı geçen alimlerin bu mevzuda dayandıkları ikinci delilleri de şu haberdir:

“Süfyan b. Abdullah bir gün bir heybe bulmuştu. Bunu Hz. Ömer’e getirip hükmünü sordu. Hz. Ömer, bir sene ilân etmesini emretti. Ve son­ra sana gelip evsafım tarif eden olursa, ona verirsen; olmazsa, bu heybe senindir, demişti. Aradan bir sene geçtiği halde sahip çıkmamıştı. Bu vazi­yeti Hz. Ömer’e arz edince, Hz. Ömer:

Şimdi bu senindir. Çünkü Resûlullah (s.a.) bize bu suretle emretti, demiştir. Süfyân’ın, “benim buna ihtiyacım yoktur” demesi üzerine de Hz. Ömer, o heybeyi Beytü’1-mal hesabına almıştır.” Fakat bu hadis de Şâfiîler için delil olamaz. Çünkü Hz. Ömer “-Bu heybe senindir” sözünü “artık bu senin malın olmuştur” anlamında söylememiştir.

Bu konuda Hanefîlerin delili de Hz. Ali’den rivayet edilen şu hadistir: “Hz. Ali’ye bir gün birisi geldi, ben bir çıkın dirhem buldum. Evsafı­nı tarif eden bir kimse zuhur etmedi, ne buyurulur? diye sordu. Hz. Ali:

Tasadduk et, ileride sahibi zuhur eder de senin tasaddukuna razı olursa, ecri ona aittir. Olmazsa, onu ödersin de, ecri senin olur, demiştir.[4]

Yine Hanefi ulemasına göre açıklamakta olduğumuz hadiste Hz. Pey­gamber Hz. Ubeyy’e hitaben, “Eğer sahibi gelmezse, o maldan kendin yararlanırsın” buyurduğundan bahsedilmesi, yitik malı bulan kimse onu usûlüne göre yeterince ilân ettikten sonra zengin de olsa onu kendi hesabı­na harcayıp ondan yararlanabileceğine delâlet etmez. Çünkü Hz. Peygam­ber bu maldan yararlanabileceğini söylediği zaman Hz. Übeyy, fakir idi. Nitekim şu hadis-i şerif de Hanefîlerin bu görüşünü doğrulamaktadır:

Siz sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe asla cennete giremezsiniz” âyeti nâzîl olunca, Ebû Talha “galiba Rabbimiz bizden mallarımızdan bir kısmını istiyor. Öyleyse ey Allah’ın Resulü! Sen şâhid ol, ben Bârihâ deni­len bahçemi Allah’a verdim“, dedi bunu nüzerine Resûlullah (s.a.):

Sen onu akrabana ver” buyurdular. Ebu Talha’da onu Hassan b. Sabit ile Ubeyy b. Ka’b’a verdi.[5]

Bu durum Hz. Peygamber’in, Hz. Übeyy’e bu yitik malı yeterince ilan ettikten sonra sahibi çıkmazsa, ondan kendin yararlanabilirsin dediği zaman onun fakîr olduğunu gösterir. Anlatılan olaylara bakılırsa Übeyy’in sonradan zenginleştiği anlaşılır.[6]

6. Yitik malı bulan kimse o malı ilan etme velayetine sahiptir. Eğer ücretsiz olarak bu malı ilân etme velayetini üzerine alacak birini bulabilir-se, bu velayet ona devredilir. Eğer bu velayet hakkını bir ücret karşılığın­da başka birine devrederse, bu ücreti kendi kesesinden öder. İmam Ah-med ile İmam Şafiî bu görüştedirler.

Ebu’l-Hattâb’a göre ise, eğer yitik malı bylan kimse, sırf onu sahibi­ne ulaştırıncaya kadar saklamak niyyetiyle almışsa ve usûlü dâiresinde ve yeterince ilân ettikten sonra bile yine ona sahip olmak niyyeti yoksa, o malın sahibi çıkınca ücret karşılığında devrettiği bu ilân etme velayeti için ödediği ücreti mal sahibinden alabilir.[7]

7. Yitik malı bulan kimsenin imkânı olduğu halde onu bulduğu sene içinde ilân etmeyip bir sene geciktirmesi günahtır. Çünkü metinde geçen “...onu ilân et!..” emri vucub ifâde ettiğinden, bu emrin gereğini yerine getirmek farzdır. Ayrıca 1709 numaralı hadis-i şerif de buna delâlet et­mektedir. Çünkü malını kaybeden bir kimse bir sene içerisinde malını bu­lamadığı takdirde artık ondan ümidini keser ve onu aramaktan vazgeçer.

İmam Ahmed’e göre yitik mal bir sene ilân edildikten sonra artık onu ilân etme sorumluluğu kalkar. Çünkü ilân etmenin hikmeti bir sene ilân etmekle gerçekleşmiştir. Eğer yitik mal bulunduğu ilk sene içinde ilan edilmekle beraber, ilân edilmesi gereken bazı günlerde ilânı ihmal edilmiş­se, ihmâle uğrayan bu ilân süresi ikinci yılda telâfi edilir. Bu sayede ku­surlu da olsa ilan etme yükümlülüğünden kurtulmuş olunur. Çünkü “…ben size bir şey emrettim mi, ondan gücünüz yettiği kadarını yapınız. Bir şey­den sizi men’ettim mi onu derhâl bırakınız“[8] buyrulmuştur.

Buraya kadar, bulunup alınan bir yitik malın alındıktan sonraki hü­kümlerini kısaca anlatmaya çalıştık. Yerden alınmadan önceki hükmü ko­nusunda ise, İmam Kasânî Bedâyi’ü’s-sanâyî’ isimli eserinde şu görüşlere yer vermektedir:

“Bulunan yitik bir malı bulunduğu yerden alıp kaldırmak bazı haller­de mendub, bazı hallerde mubah, bazı hallerde de haramdır.

a. Eğer alınmadığı takdirde kaybolup gitmesinden korkuluyorsa, o takdirde onu oradan alıp kurtarmak menduptur. Fakat böyle bir durumda yerinde bırakıldığı takdirde sahibinin gelip alması ihtimali varsa, onu sahi­bine vermek üzere almak, bırakmadan daha faziletlidir.

b. Eğer alınmadığı takdirde telef ya da kayb olması tehlikesi yoksa ve sahibinin gelip onu orada bulması ihtimali varsa, Hanefîlere göre, onu almak mubahtır. Eğer alınmadığı takdirde telef olmasından korkuîuyorsa almak vâcibtir.

c. Kişinin bulduğu bir malı kendisi için alması ise, haramdır.” [9]

Dipnotlar:
[1]-Suyûtî, el-Câmi’üs-sağir 1-107; Mecelle 76. madde
[2]- Buharı, lûkata, 10.
[3]- Miras, Tecrid-i Sarih tercemesi VII, 467-470, (I. Baskı); Ayrıca ileride gelecek olan 1714-1716 no’Iu hadislere de bakınız.
[4]-Miras, a.g.e.
[5]- Ebû Dâvûd 1689 no’lu hadis.
[6]-Zeylaî, Nasbu’r-râye, III, 469.
[7]-Ibn Kudâme, el-Muğnî, V, 696-697.
[8]-Müslim, hac 412, fedâil 131, Nesaî, menâsik 1, Ibn Mâce, mukaddime 1; Ahmed b. Hanbel, II- 247, 257, 313, 428, 447, 457, 467, 482, 495, 508, 517. Ibn Kudâme el-Mugnî, V, 699.
[9]-Kâsânî, Bedâyius-sanayP, Vı- 200.
Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 6/341-346.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ruhî sıkıntada okunan Duâ

Posted by Site - Yönetici Kasım 27, 2015

Ruhî sıkıntada okunan Duâ

Ruhî sıkıntada okunan Duâ

Şu duâ Kur’an-ı kerim harfiyle yazıp ruhu dengesi bozuk kimseyi okunursa, akıllanır, hastaya okunursa şifa bulur:

“Reva Aliyyül-Rıda, fe-kale, Haddeseni ebi Musel-Kazım an ebihi Caferis-Sadık an ebihi Muhammedenil-Bakır an ebihi Zeynelabidin Ali an ebihil-Hüseyn an ebihi Ali bin Ebi talib radıyallahü anhüm, kale haddeseni habibi ve kurretü ayni Resulullahi sallallahü aleyhi ve sellem, kale haddeseni Cibrilü, kale semitü Rabbülizzeti yekülü, La ilahe illallahü hısni, men kale-ha dehale hısni, ve men dehale hısni emine min azabi”

Ruhî sıkıntı ve dengesizlikler ve huzur için ayrıca şu duanın okunması da tavsiye edilmiştir: “ Nes’elükel ısmete fil harakâti vessekenâti vel kelimâti vel irâdât

Kaynak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ALLAH’A DARILMAMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2015

Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani

ALLAH’A DARILMAMAK

Allah’a (CC) çok darılıyorsun; O (CC) senin Rabbın (CC) olduğu halde onu töhmet altına almak istiyorsun. O’nun (CC) her işine itiraz ediyorsun, zorla bağlanıyorsun.
O’na (CC) bağlılığın yolu zulüm ile oluyor. Halbuki O’na (CC) candan inanman ve teslim olman lazım. Rızık babında sıkı olma, geniş ol. Zengin olursan herkese dağıt;
fakir olunca da sabırlı ol. Gün olur, güçlük gider, bela kalkar. Yaptığın bir yana kalır. Bilmez misin her şeyin bir vakti var, o gelince olacak olan olur…
Şunu bil ki; malın çoğu bela getirir, çok isteme azla yetin. Bela biter, güçlüğün sonu var, biteceği gün var. Sen yalnız sabırla bekle.
Bela vakitleri değişmez, yalnız onun içinde afiyetler olur, onu gör. Bela anında ümitsizlik iyi olmaz. İmanla onu iyi gör. Fakirlik hali zenginliğe çevrilmez, ona sabırla tat kat. Hile yoluna kaçma, doğru ol, samimi ol…
Hakk’a (CC) karşı edepli ol. Sukûtu, sabrı sev, buna devam et. Haz al. İlahi fiillere uymaya çalış. Allah’ın (CC) emir ve fermanına karşı kalbinden bir şey geçerse tevbe et. Şayet Hakk’ı (CC) töhmetleyen bir kusur ettinse nadim ol.
Şunu iyi öğren ki; Hakk (CC) kapısından başka kapı yoktur. O’ndan (CC) kaçmak mümkün olmadığına inan ve hak işlerden intikam almanın imkansız olduğunu bil.
Günah yapmak yalnız seni körletir. Hakk’a (CC) yapacağın taarruz, yalnız tabiatını karartır. İntikam hissi kullar arasında caridir. Vazife, bir kul tarafından verilmişse, ondan kaçınma olabilir.

Her şey, bu dünya alemine çıkmadan çok evvel yaratılmıştır. Onların kârını,
zararını Allah (CC) bilir. Herşeyin ilki, sonu ona malûm, bir şeyin doğuşunu gördüğün gibi gün olur batışının da seyredersin. Allah (CC), yaptığını iyi bilir,
yapacağı iş ona göre kolaydır. İşlerinde asla tenakuz bulamazsın. Yaptıklarında yersizlik göremezsin. Boş iş yapmaz. Lüzumsuz şey yaratmamıştır, yaratmayacaktır.
O’na (CC) noksanlık izafe etmek caiz değildir. İşlerini beğenmeyen kişinin aklına şaşılır.
Herşey biter, yeter ki beklemeyi bilesin. Bekle zorla bekle!.. Kendini sabra alıştır.
Nefsini, şahsi arzularını yen, onları emirlerine uymaya çabala. Kendini bütün varlığınla sabır aleminde yok et!.. Bekle, bir gün hepsi biter, yok olur gider.
Herşey zamanla zıddına döner. Gün geçtikçe işler değişir. Evvela kış, ardından yaz gelir. Bir zaman gündüz arkasından gece sarar. Akşamla yatsı arası: – “Gündüz olsun…” Dersen olmaz. Belki daha kararır, ışık olmaz. Taa, şafak atıncaya kadar, karanlık devam eder.

Boynunu yüce emirlere eğ.. Allah (CC) için, iyi düşün, iyi sabret. Senin için olmayan sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz. Hayatım pahasına da olsa, sana yemin ederim ve sonra kendiliğinden açılır. O zaman istediğin hiç olur.
İstesen de istemesen de ortalık aydın olur, her yer aydınlığa kavuşur…
İşin hikmet tarafına aklın erince, işlerin kendiliğinden yürüdüğünü görürsün. Ne isteğinle gündüz gece olur, ne de aksi olur. Çünkü güneş emrinde değil. Dünya senin fermanınla dönmüyor. Rüzgar emrinle esmiyor.
Duan, her zaman alemde makbul olmaz. Çünkü burada istenenlerin çoğu, zamansız ve yersiz isteniyor. Ama yine dua et, her an Allah’a (CC) yalvar, ancak duan kabul olmayınca Allah’a (CC) sitem etme!..
– “Niçin kabul olunmadı…” Diyerek şaşma… Zamanı gelince olan olur, burada bir şey olmazsa öbür alemde sana sevap olur. Ama bağırıp çağırırsan, mahcup olursun… Derim ki: Daima dua edeceksin… Çünkü her şeyden evvel sen bir kulsun. Allah’ın (CC) emirlerine uymaktasın. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri:
– “Bana dua edin, kabul ederim.
Buyuruyor. Diğer bir yerde de:
– “Allah’tan (CC) fazilet isteyin.”
Deniyor. Bu mevzuda daha bir çok ayetler vardır…

Duan her zaman duyulur ama, ihtiyacın kadar verilir. Sonrası öteki aleme kalır. İhtimal ki her arzunun bu alemde yerine gelmeyişi bir hikmet icabı ve senin hayrına olmaktadır. Sonra, her olan şey, Allah’ın (CC) kaza ve kaderine uygundur.
Arzun yerine gelmeyince Hakk’ı (CC) itham etme!.. Kabul olmadı diye ümitsizliğe düşme!.. Daima dua et. Kârın olmasa bile zarar da etmezsin. Hemen olmasa bile, bir zaman sonra olur.

Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:
– “Kıyamet günü hesap defterinde insan, yaptığı ibadet haricinde bir çok iyilik bulur. Bunları bilemez, sorar, ona şöyle denir: ‘Bunlar dünyada kabul olmayan dualarının karşılığıdır. Kader-i İlahi icabı orada yerine getirilmedi fakat sana mükafat olarak burada veriliyor’.”
En azından halin, zikir olmalı. İhtiyacını O’na (CC) aç!. Başkasına bir şey deme!..
O’nu (CC) tevhid ederek, her derdini arzet… Duanın kabul edilmesi işini Allah’a (CC) bırak….
Tekrar hatırlatmak yerinde olacak… Sana iki yoldan başka yol yoktur ve olamaz.
Gecen de gündüzün de aynı. Sağlığın da hastalığın da öyle. Darlık olsun genişlik olsun değişmez. Ki o: Dua ve sabırdır, yani rıza…
İyi zamanda, darlıkta genişlikte hep böyle ol…
O iki hali biraz açalım:
En iyisi, benlik davasını bırakıp, Hakk’a (CC) bağlı olmandır. Tıpkı, bir ölü gibi Hakk’a (CC) karşı iradesiz halde kalman… Bir süt çocuğu gibi, tam teslim olmandır.
Senin için hak fiil ve irade önünde, topçu önündeki top gibi olmak var. İlahi irade böyle çevirir. Bu halinle sana, nimet gelirse şükür edersin… Şükür ettikçe de nimetin artar. Çünkü Allah (CC):
– “Şükür ederseniz nimetinizi arttırırım.
Diye vad ediyor. Darlık baş gösterince de sabredersin. Bu da senin için bir nimettir.
Darlık zamanı, sabreder; günlerin Peygambere (SAV) salât ve selâmla geçerse daha ne istiyorsun… Bu; Allah’ın (CC) sana en büyük nimetidir. Her kula nasip olmaz, bu ayetin:
– “Allah (CC), sabırlı kullarla beraberdir..
Mealinde buyurulan yüce manasında bu bapta kayıt vardır.
Allah (CC), kullarına yardımıyla koşar; sebatını verir. Nefse, şeytana galebe çalması için kula yardımcı olur… Bir ayette:
– “Eğer, Allah’tan (CC) yana olursanız o da size yardımcıdır. Dizlerinize kuvvet verir.” Buyuruluyor…

Nefsine muhalif ol; Allah’tan (CC) yana olmuş olursun. Allah (CC) yoluna muhalif olan herşeye muhalif ol. Hakk (CC) emirlerini itirazla karşılama, kabul et, darılma.
Nefsine muhalif ol; Hak fiillerin içine düş, onlarda kaybol… Bunu yaptığın takdirde hak için mücahid sayılırsın. Nefsin her başını kaldırdığında Allah’ın (CC) emriyle vur. Onun karşısında kalkanla dur. Bu kalkan; sabır, muvafakat, sükûn, hak emirlere teslim olmaktır. Bunları yapabildiğin an, Hakk Teala (CC) sana en büyük yardımcıdır.
Bütün bunların sonunda, bir de büyük rahmete ermek vardır, ona “SALÂVAT” derler. Bu makam Peygamberlere (AS) hastır. Bu “SALÂVAT” onlarındır. Sen bir günahkar olduğun halde günahların bağışlanıyor, Nebiler (AS) için verilen sevaptan hisse alıyorsun. İşte bu manayı ifade eden bir ayet-i kerime:
– “Onlara musibet veya bir bela karşı geldiği zaman, ‘biz Allah (CC) içiniz, dönüşümüz O’nadır (CC)’.” Derler. Onlara Rabb’larından (CC) salavat olsun. Rahmet onlaradır. Hidayete eren onlardır.
Buraya kadar anlatılan yaşamak zorunda olduğun iki halin ilkiydi.

İkincisine gelince: Sen Rabb’ına (CC) yalvardıkça ona yaklaşmış olursun. Allah’ın (CC) emirlerini tut. Senin yalvarmak hakkındır, ayrıca vazifendir. Hakk’a (CC) tazarru ve niyaz ettikçe, bu vazifeyi yerine getirmiş olursun.
Sakın dualarına yanlış şey girmesin. Bu mühim vazifeyi Hakk’a (CC) imanla yap!..
Duanı aziz bir yolcuyu uğurlar gibi yap. Çünkü dua, Hakk (CC) katında sana yer hazırlar…Şunu tekrarlamakta fayda görüyorum. Duana derhal icabet olunmazsa hemen bağırıp çağırmaya kalkma. Dua hem kabul olunur, hem de olunmaz. Her ikisi de senin için musavi olmalı. Sonra bu olanlardan ibret almalısın… Sakın haddi aşanlardan olmayasın. Çünkü baş vuracak kapı yoktur. Sakın, nefsinin iyiliğini veya kötülüğünü bilmeyen zalimlerden de olmayasın. Allah (CC) seni helak eder. Hiçbir şey bu helak işinden Hakk’ı (CC) alıkoyamaz. Geçmiş ümmetleri de helak etti.
Şöyle ki; dünyada içinden çıkılmaz bela ile öldürür, kıyamet günü en kötü azaba sokar…

Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Allah, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Murada Kavuşmak İçin Okunacak Dua..

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2015

salavat-i-serif-okuma,salâten tüncînâ,Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammedin

Murada Kavuşmak İçin Okunacak Dua..

Murâdlara nâil olmak için şu duâyı okumalıdır:
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min cemî’il ehvâl-i vel-âfât ve takdî lenâ bihâ cemî’al hâcât ve tütahhirünâ bihâ min cemi’isseyyiât ve terfe’unâ bihâ a’ledderecât ve tübelligunâ bihâ akselgâyât min cemî’il hayrât-i fil hayâti ve ba’del-memât.

Kaynak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Salavat-ı Şerife, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

DÜNYA VE AHİRET SAADETİNİ İSTİYOR MUSUN?

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2015

A. Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretleri

DÜNYA VE AHİRET SAADETİNİ İSTİYOR MUSUN?

A. Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretlerinden Altın Nasihatler.

Ey İnsan !
EĞER, sana yapacağım şu vasiyetlere kulak verir ve aynısını yaşarsan, dünyan ve ahiretin mesud olur. Çünkü bunlar güzel ahlakın en önemli hususlarındandır.
• Asla kafirlerden dost edinme, mü’minlerden de düşmanın olmasın.

• Dünyada sermayen takva olsun. Nefsini de ölülerden say.

• Allah’ı ve Resulullah’ı an ki, her türlü tehlikeden kurtulmuş olasın. “Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere ve hayır ile şerre inandım” de. Çünkü biz hiçbir peygamberi ayırmayız, hepsine iman ederiz. Mü’minler: “İşittik ve itaat ettik ve senden af dileriz, zira sana geleceğiz, Allah’ım!…” derler.

• EĞER, bu sayılanlara riayet edersen, Allah -celle ve ala- sana dört şey ihsan eder: Dördü dünyada, dördü de ahirette;

Dünyada verilecek olanlar:
1- Sözde doğruluk,
2- Amelde ihlas,
3- Rızıkta kanaat,
4- Kötülüklerden korunmak.

Ahirettekiler:
1- Büyük bir bağışlanma,
2- Hakka yaklaşma,
3- Me’va Cennet’ine girme,
4- Yüce makamlara ulaşma.

Ey İnsan !
EĞER, “Sözünde doğruluk istersen, ‘innâ enzelnâhu’ (Kadir) Suresini okumaya devam et.
EĞER, rızkının yağmur gibi helalinden gelmesini istersen, Felâk Suresini okumaya devam et. İnsanların şerrinden emin olmak istersen, ‘Kul eûzü bi Rabbinnâsi’ye (Nas Suresi) devam et.

EĞER, bir iş yapmaya ve helal kazanmaya talip isen şu duayı oku: “Bismillâhirrahmânirrahîm, el-Melikül Hakkül Mübîn, ni’mel Mevla ve ni’men nasîr.” Yasin Suresi ile Vakıa Suresini de oku. Rızkın yağmur gibi sana gelir.

EĞER, her sıkıntının önlenmesini ister ve her darlığını yok etmek istersen istiğfara (esteğfirullah) devam et, günde en az yüz defa istiğfar et…

EĞER,binlerce dertten kurtulmak istersen “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim’ diye zikret.

EĞER, sana gelen musibeti kaldırmak istersen, sık sık “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi raciûn” ayetini oku.

EĞER, huşu istersen, fuzuli bakışlarını terk et. Eğer hikmete kavuşmayı isteyensen, fuzuli konuşmayı terk et.

EĞER, ibadetin tadını almak istersen, gündüz oruç tut ve geceleyin ibadet et. Eğer nefsinin ayıplarını kapatmak istersen, insanların ayıplarını aramaktan vazgeç.

EĞER, Allah korkusunu yaşamak istersen, vesveseyi bırak. Her kötülükten korunmak istersen, kötü zan yapmaktan vazgeç.

• EĞER, kalbinin işlediğin günahlardan dolayı öldürülmesini istemezsen, günde 40 defa “Ya Hayyu, yâ Kayyûm, Lâ ilâhe illâ ente Subhaneke inni kuntü minezzalimin “duasını oku.

EĞER, kıyamette Peygamber Efendimizi görmek istiyorsan, ‘Kuvvirat, İnfitar ve İnşikak’ surelerini okumaya devam et.

EĞER, kıyamette yüzünün aydınlık olmasını istersen, gece namazlarına devam et.

EĞER, kıyamette susuzluktan kurtulmak istersen, oruca devam et. Kabir azabından kurtulmak istersen, pisliklerden sakın ve haram yemekten kaçın.

• İnsanların en zengini olmak istersen, kanaat ehli ol.
• İnsanların en ağabeyi olmak istersen, Resulullah’ın sünnetlerine yapış. Allah’ın taksimine razı ol ki, insanların en zengini olasın. İnsanları sev ki Müslüman olasın. Çok fazla gülme, çünkü fazla gülmek kalbi öldürür.

Ey Müslüman Kardeşim!
EĞER, iyi Müslümanlardan olmak istersen, Allah’ı görür gibi ibadet edeceksin, her ne kadar sen onu görmesen de O seni görmektedir.

EĞER, imanın olgunlaştırmak istersen, ahlakını güzelleştireceksin.
Allah’ın sevgisini kazanmak istersen, insanların işlerini göreceksin.

EĞER, alnın açık Allah’a kavuşmak istersen cenabetlikten yıkanacaksın.

Kardeşim!
EĞER, Kıyamet gününde nurlanmak istersen, hiç kimseye zulmetmeyeceksin.

• İnsanların en kuvvetlisi olmak istersen, Allah’a güveneceksin.

• Allah’ın gazabından emin olmak istersen, Allah’ın kullarına buğz etmeyeceksin.

EĞER, duanın kabulünü istersen, faizi ve haram yemeyi bırakacaksın.

• Kıyamete rezil rüsvay olmayım dersen, şehvet ahlaklarını terk edeceksin.

• Büyük günahlardan korunmak istersen, çirkin ahlaklardan vazgeçeceksin.

EĞER, Allah’ın gazabından kurtulmak istersen, sadakayı gizli vereceksin, sıla-i rahmi ihmal etmeyeceksin ve akrabanı yoklayacaksın.

EĞER, kalbinin din üzerinde sabit kalmasını istersen, şu duaya devam et.

Allahumme sebbit kalbî alâ dinike” (Ya Rab, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İmam Yâfîî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2015

İmam Yâfîî (k.s.) Hazretleri Kimdir

İmam Yâfîî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

İmam Yâfîî (k.s.) hazretlerinin asıl ismi, Abdullah bin Es’ad bin Ali bin Süleyman bin Fellâh’tır. Yâfıî nisbesiyle(lakabıyla) meşhur olmuştur. Künyesi Ebû Muhammed. Ebü’I-Berekât lakabı Afîfüddîn’dir. Kutb-i Mekke diye de bilinir.
1298 (H.698) senesinde Yemenin Aden şehrinde doğdu, Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abdullah Yâfıî önce Kur’ân-ı kerîm okumayı öğrendi. Yemen’de Allâme Ebû Abdurrahmân Muhammed bin Ahmed ez-Züheynî, Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed e!-Başşalî ve Aden Kadısı Şerefüddîn Ahmed bin Ali el-Harrâzî’den aklî ve naklî ilimleri tahsil etti.

1313 senesinde hac için Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Şeyh Ali et-Tavâşî ile görüşüp meclis ve sohbetlerine katıldı. Ondan zahirî ve Bâtınî ilimleri öğrendi, tümde ve tasavvufda yüksek derece sahibi oldu. Tarikat silsilesi birkaç koldan Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine ulaşır.

Mekke-i Mükerreme’ye yerleşip evlendi ve başka âlimlerin derslerini dinledi. Fakîh Necmeddîn et-Taberî’den Hâvi kitabını okudu. Hadîs ilmini Radıyüddîn Taberî’den öğrendi. Sonra Mekke’den ayrılarak on sene insanlardan uzak yaşadı.

1333 senesinde Kudüs’e gitti ve ibrahim Aleyhisselâm’ın makamını ziyaret etti. Oradan Şam’a, sonra da Mısır’a giderek Imâm-ı Şafiî hazretleri ve Zünnûn-i Mısrî’nin kabirlerini ziyaret etti. Karafe denilen yerde Hüseyn el-Câkî ve Şeyh Abdullah el-Menûfî’nin sohbetlerinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyalık derecelerine ulaştı. Imâm-ı Yâfiî hazretleri bir sohbetinde buyurdu ki:
“Mevtaları iyi veya kötü hâlde görmek, cenâb-ı Hakk’ın bâzı kullarına ihsan ettiği bir keşf ve keramettir. Dirilere müjde vermek, onlara doğru yolu göstermek veya ölüler için hayırlı bir iş yapılmasına, borçlarının ödenmesine yaraması içindir. Ölüleri görmek, daha çok rüyada olmaktadır. Uyanık iken görenler de vardır. Evliya ve hâl sahipleri için keramettir.” “Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki: Ölülerin illiyyîndeki veya siccîndeki ruhları, ara sıra, yâni Allahü Teâlâ dileyince, mezarlarındaki cesetlerine iade olunurlar. En çok Cuma geceleri böyle olur. Birbirleri ile buluşurlar, konuşurlar. Cennetlik olanlar, nimetlere kavuşur. Azap görecekler, azap olurlar. Ruhlar, illiyyînde veya siccînde iken ceset olmaksızın da, nîmetlenir ve azap çekerler. Kabirde ise, rûh ve ceset birlikte nîmetlenir. Yahut azaplanır.” Yüksek ilim sahibi olan velîlerden Abdullah Yâfıî etrafında toplanan insanlara islâm dîninin emir ve yasaklarını anlattı. Kabir ziyaretine karşı çıkan ve evliyanın kerametini İnkâr edenlere cevaplar verdi. Bozuk itikat, inanış sahibi olan Ibn-i Teymİyye’ye cevaplar verdi. Evliyanın kerâmetiyle ilgili olarak kendisine soru soran talebelerine şöyle buyurdu: “Allahü Teâlâ’nın yardımı ile derim ki, evliyada kerametlerin zuhuru, meydana gelmesi, aklen caiz ve naklen vâkidir. Aklen caiz olması: Allahü Teâlâ her şeye kadirdir. Kerametler de, mucizeler kabilinden mümkün olan şeylerdir. Ehl-i sünnet ve cemâat âlimleri eserlerinde böyle olduğunu bildirmişlerdir. Bu, şarkta, garbda, Arap diyarı olsun, Acem diyarı otsun, her tarafta böyledir.
Kerametlerin vukuu naklen sabittir; bu husus, Kur’ân-ı kerîmde, hadîs-i şeriflerde ve haberlerde bildirilmiştir.
Bunun üzerine rabbi onu güzel bir kabul ile kabul buyurdu, ve güzel bir surette yetiştirdi; Zekeriyya’nın himayesine verdi. Zekeriyya onun üzerine mihraba her girdikçe, yanında yeni bir nzık bulur; “Yâ Meryem! Bu sana nereden?” derdi. O da “Allah tarafından….” derdi. Şüphe yok ki, Allah dilediğini hesapsız merzûk buyurur. [Ali İmrân: 37], Zekeriyya Aleyhisselâm, yazın hazret-i Meryem’in yanında kış meyvesi, kışın da yaz meyvesi buluyordu. Yine Kur’ân-ı kerîmde,
Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş taze hurmalar dökülsün…” [Meryem: 25], buyrulmuştur. Bu taze hurma, zamanının dışında oluyordu. Yine Mûsâ Aleyhisselâm’ın annesine, oğlu Musa’yı Nil Nehrine bir sepet içinde bırakması ilham olunmuştur. Ayrıca Eshâb-ı Kehfin (r.a) kıssası, köpeğin onlarla konuşması gibi hayret verici hâdiseler ve daha başkaları, kerametlerin naklen delilidir. Bütün buraya kadar zikredilenler, peygamber değil velîlerdendir.” Abdullah-ı Yâfiî, Hicaz’a ilk geldiğinde Medîne-i Münevvere’ye girmeden önce kendi kendine;
-“Resülullah sallallahü aleyhi ve sellem izin vermeyince bu şehre girmem.” diye söz verdi. Çünkü ilmi ve edebi çok yüksekti. Büyüklerin, bilhassa Peygamber efendimizin huzuruna edeple girileceğini biliyordu. On dört gün Medîne’nin giriş kapısında bekledi. Devamlı ibâdet edip kabul buyurulması için Allahü Teâlâ’ya duâ etti. Bir gece rüyasında Peygamber efendimiz;
-“Ey Abdullah! Ben dünyâda senin peygamberin Âhiret’te şefaatçin. Cennette ise arkadaşınım. Yemen’de on kişi vardır. Onları ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur. Onları üzen beni üzer.” buyurdu. Abdullah Yâfıî hazretleri;
-“Yâ Resülullah Onlar kimlerdir.” diye sorunca;
-“Onların beşi vefat etmiştir. Beşi ise hayattadır.” buyurdu. Abdullah Yâfıî; “Yaşayanlar kimlerdir?” diye sorunca;
-“Şeyh Ali Tavâşî, Şeyh Mansûr bin Ca’da, Muhammed bin Abdullah, Fakih Ömer bin Zeylaî, Şeyh Muhammed bin Ömer Nehârî’dir. Vefat etmiş olanlar ise Ebü’l-Gays bin Cemil. Fakîh İsmail Hadramî, Fakih Ahrned bin Mûsâ bin Acîl, Şeyh Muhammed ibni Ebû Bekr Hakemî ve Fakîh Muhammed bin Hüseyin Iclî’dir.” buyurdu.

Peygamber efendimizin manevî işareti üzerine Medîne-i Münevvere’den ayrılarak Mekke’ye oradan da Yemen’e geçti. Önce, Mekke’den Yemen’e gitmiş olan hocası Şeyh Ali Tavâşî’yi ziyaret etti. Peygamber efendimizin rüyada ziyaret etmesini tavsiye buyurduğu zâtlardan sağ olanları ziyaret etti ve sohbetlerinde bulundu.
Ziyaretine gittiği zâtlardan Şeyh Muhammed bin Ömer Nehâri ona;
Merhaba ey Resüiullah’ın elçisi” diye hitap etti. Abdullah Yâfıî hazretleri ona:
Bu hâle ne ile kavuştun?” diye sorunca, o zat;
-“...Hem Allah’tan korkun, Allah size ilim öğretiyor ve Allah her şeyi bilir..” Bakara: 282,

Peygamber efendimizin rüyada tavsiye buyurduğu zatlardan vefat etmiş olanların da kabirlerini ziyaret edip Medîne-i Münevvere’ye döndü. Fakat yine Medine’ye girmeden on dört gün Medîne kapısında bekledi. İbâdet edip kabul olunması için Allahü Teâlâ’ya niyazda bulundu. Bir gece yine Resülullah efendimiz ona;
-“Tavsiye ettiğim zâtların onunu da ziyaret ettin mi?” buyurdular. Abdullah Yâfıî;
-“Evet yâ Resülullah Ziyaret ettim. Medine’ye girmeme izin var mı?” diye sordu. Resülullah efendimiz;
-“Gir sen emin olanlardansın.” buyurdu. Sevgili Peygamberimizin bu hitabına mazhar olan Abdullah Yâfıî hazretleri edeple ve gözyaşları dökerek Medîne-i Münevvere’ye girdi. Efendimizin mübarek kabr-i şeriflerini ziyaret edip yüksek feyzlerine kavuştu.

1367 senesi 21 Şubat günü Mekke-i Mükerreme’de vefat etti.
Cennet-ül-Muallâ kabristanına defnedildi.
Ömrünü ilim öğrenmek, öğretmek ve insanlara İslâmiyet’in emir ve yasaklarını anlatmakla geçiren İmâm-i Yâfiî hazretleri birçok eser yazdı.

Bu eserlerinden bâzıları şunlardır:
1) Mir’at-ül-Cinân ve Ibret-ül-Yakazân: Tabakât ve târih kitabı olup yıllara göre tertip edilmiştir. Hicrî 750 senesine kadar olan hâdiseleri ve hâl tercümelerini anlatmıştır.
2) Ravdu’r-Riyâhîn fî Hikâyeti’s-Sâlihîn,
3) Neşrü’1-Mehâsin-il-Galiyye fî Fadli Meşâyihi’s-Sofıyye.
4) Esnel-Mefâhir fî Menâkıb-iş-Şeyh Abdülkâdir.
5) Merhem-ül-llel-il-Mudille,
6) El-lrşâd vet-Tatrîz fî Fadl-i Zikrillâh ve Tilâvet-i Kitabi’l-Azîz,
7) Ed-Dürrü’n-Nazîm fî Havassi’l-Kur’ân-ı Azîm (Kur’ân-ı kerimin her ayetinin havas ve faziletinden söz eder…)
8) Misbâhüz-Zatâm fıl-Müstegisin-i bî Hayri’l-Enâm,
9) Divanüş’ Şi’r.

Daha geniş bilgi için “Evliyalar Ansiklopedisi “ne bakınız….
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İSA ALEYHİSSELÂM

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2015

isa aleyhisselam,hz isa,Al-Masjid Al-Aqsa - Mescid-i AksaAlMasjidAlAqsaClassicBW copy

İSA ALEYHİSSELÂM

İsâ Aleyhisselâmın Annesi Hz. Meryem’in Soyu, Doğuşu, Beytülmakdis Mescidine Adanıp Bırakılışı Ve Bazı Faziletleri:

Hz. Meryem’in babası İmran b.Mâsân olup Hub’um b.Süleyman Aleyhisselâ-mın soyundandı.[1]

Mâsân Hanedanı da, İsrail oğullarının Başkanlarından, Din Bilginleri ve Danış­manlarından idiler.[2]

Zekeriyyâ Aleyhisselâmla İmran b.Mâsân, iki kız kardeşle evli olup Zekeriyyâ Aleyhisselâmın zevcesinin adı Eşya’ (İşa’) bint-i Fâkud, İmran b. Mâsân’ın zev­cesinin adı da, Hanne bint-i Fakud idi.[3]

Hanne; İsâ Aleyhisselâmın annesi Hz. Meryem’in annesi idi.[4]

Hanne; yaşlanıp çocuk doğurmaktan âciz bulunduğu ve bir ağacın gölgesinde oturduğu sırada[5], bir kuşun, yavrusunun ağzına yiyecek verdiğini görünce, ken­disinde, bir oğlan çocuğu olması arzusu uyandı.[6]

Bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâha yalvardı.[7]:

“Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis’e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onun hizmetinde bulundurmak, üzeri­me, borç olsun!” dedi.[8]

Hanne’nin bu adağı, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

“Hani, (İmran’in) karısı:

Rabb’im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım.

Benden olan bu (adağı) kabul et!

Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.[9]

Adanılan çocuk; Mescid’in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı.

Erginlik çağına girdikten sonra, orada kalmak veya ayrılıp gitmek hususunda serbest bırakılır[10], gitmek isterse, arkadaşlarından izin alırdı. Oradan çıkıp git­mesi, onların bilgisi dahilinde olurdu.[11]

Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı.

Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğrama­ları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.[12]

Hanne; Hz.Meryem’e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?!

Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi.

İkisi de, üzüntüye düştüler.[13]

Hanne, Hz.Meryem’e gebe iken, İmran vefat etti.[14]

(Hanne) Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken,

“Rabb’im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum.

Erkek, kız gibi değildir.

Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum.

Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmar­larım!” dedi.[15]

Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada iba­dete -Mahrem olması, za’fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulun­maması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti.

Sonra, onu alıp bir beze sararak Mescid’e götürdü.

Hârûn Aleyhisselâm oğullarından olan[16] ve o zaman, Beytülmakdis Mescidin­de sayıları otuzu bulan[17] din bilginlerinin yanına koydu.[18]

Şeybe oğulları[19] Kabe işlerine baktıkları gibi, bu Bilginler de, Beytülmakdis Mescidinin işlerine bakarlardı.

Hanne, onlara;

“Şu önünüzdeki çocuk, bir adaktır!” deyince, namaz İmamları ve kurbanları­nın Vazifelisi İmran’ın kızı olduğu için, hepsi de, onu alıp bakma arzusuyla çe­kiştiler.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlara:

“Ben, buna bakmağa, sizden daha lâyık ve müstehak bulunuyorum: Çünkü, bunun Teyzesi, benim yanımda(zevcem)dır.” dedi.[20] Öteki Bilginler; Zekeriyyâ Aleyhisselâma:

“Böyle yapma! Eğer, o, kendisine, halkın en yakın ve en lâyık olanına bırakıla­cak olursa, onun, doğuran annesine bırakılması gerekir.[21]

Fakat, biz, onun hakkında kur’a çekelim.[22]

Kimin okuna çıkarsa, o, onun yanında kalsın!” dediler ve bunun üzerinde söz birliği ettikten sonra, on dokuz kişi[23], Car (Ürdün) ırmağına kadar gittiler.

Tevrat yazarken, kullandıkları kalemlerini, suyun içine attılar. Zekeriyyâ Aleyhisselâmın kalemi, suyun üzerine çıktı. Öbürlerininki suyun di­bine çöktü.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’in bakımını, üzerine aldı ve onu, Yah­ya Aleyhisselâmın annesi olan Teyzesine teslim etti.[24]

Büyüyünceye kadar[25], ona, bir süt annesi tuttu.[26]

Hz.Meryem, erginlik çağına basınca[27], Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Mescid’de, onun için, bir oda yaptırdı.

Oraya, ortasından bir kapı da, koydurdu.[28]

Kabe’nin içine, merdivensiz çıkılamadığı gibi[29], bunun içine de, merdivensiz çıkılamazdı.[30]

Kendisinin yanına, Zekeriyyâ Aleyhisselâmdan başkası, çıkmazdı.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, her gün, ona, yiyeceğini, içeceğini, yağını, kokusu­nu… götürüp bırakır, ayrılırken, kapısını, kilitlerdi.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, ne zaman, onun odasına girse, yanında, kış içinde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası bulur[31], ona:

“Ey Meryem![32] Bu, sana, nereden geliyor?!” diye sorar, o da:

“Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi.[33]

Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

“Bunun üzerine, Rabb’i, onu, iyi bir rızâ ile kabul etti.

Onu, güzel bir nebat gibi, büyüttü.

(Zekeriyyâ’yı da), ona (bakmağa) memur etti.

Zekeriyyâ, ne zaman (onun bulunduğu yere) Mihrab’a, girdiyse, onun yanında, bir yiyecek buldu:

“Meryem! Bu, sana, nereden geliyor?!” dedi.

Oda:

“Bu, Allah tarafından!

Şüphe yok ki, Allah, kimi, dilerse, ona, sayısız rızık verir!” dedi. [34]

(Ey Resulüm!) Bunlar, sana, Vahy etmekte olduğumuz Gayb haber/erindendir.

Meryem’i, onlardan, hangisi himayesine alacak diye kalemlerini, atarlarken, sen, yanlarında değildin.

(Bu hususta) çekişirlerken de, yine, sen, yanlarında yoktun.[35]

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm da, Hz.Meryem’le ilgili Hadîs-i şe­riflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı: îmran’ın kızı Meryem idi.

Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da, Hatice’dir.”[36]

“Cennet [37] kadınlarının üstünü:

Hatice bint-i Huveylid,

Fâtıma bint-i Muhammed,

Meryem bint-i İmran,

Firavunun Zevcesi Âsiye bint-i Müzâhım’dır.” [38]

Hz. Meryem’in Hâmile Oluşu Ve İsâ Aleyhisselâmı Doğuruşu: 

Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Peygamberler Tarihi - Asım Köksal, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN

Posted by Site - Yönetici Kasım 21, 2015

Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…

ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM AMAN

Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman” türküsünün acı gerçeği; – Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan’ dan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir.

Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır. ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir.
ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır.(Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966)…..

Buna koşul olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.

Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısır özü yağına ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.
Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Ve basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır…

Prof. Dr. Kenan Demirkol

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: